1.
pink floyd’un the wall albümündeki "goodbye cruel world", bir şarkıdan çok daha fazlasıdır; o, insan bilincinin kendi varlığından tiksinmeye başladığı o son eşiğin, ses formuna bürünmüş halidir. burada söylenen şey basit bir veda değil; var olmanın dayanılmaz yükü altında ezilmiş, dünyanın kabalığıyla, insan ilişkilerinin sahte sıcaklığıyla, hafızanın çürümeyen yaralarıyla ve kendi iç sesinin acımasız yankısıyla lime lime olmuş bir ruhun, artık hayata değil yalnızca ışığa, anlama, bağ kurma ihtimaline ve hatta kendi benliğine sırt çevirişidir.
roger waters’ın sesi bu parçada bir insan sesi gibi gelmez; daha çok, henüz ölmemiş ama yaşamın içinden çoktan çekilmiş bir bilincin karanlıkta kendi mezarına son taşı yerleştirirken mırıldandığı cenaze duasını andırır. çünkü bazen insanı yok eden şey dış dünyanın zalimliği değildir; asıl felaket, o zalimlikten korunmak için inşa ettiği iç kalenin zamanla bir lahde dönüşmesidir.
pink floyd'un ördüğü duvar bu yüzden yalnızca psikolojik bir savunma mekanizması değil, bilincin kendi kendisini gömmek için yarattığı taş bir metafiziktir. her tuğla, bir travmanın donmuş biçimidir; her katman, hissedebilme yetisinin biraz daha çürüyüşüdür; her yükseliş, dünyadan korunma değil, dünyaya ve kendine karşı verilen sessiz bir ölüm hükmüdür. insan bazen yok olmak için ölmez; hissizleşir, susar, geri çekilir, kendi içine çöker ve sonunda nefes aldığı halde dünyadan silinmiş bir hayalete dönüşür. "goodbye cruel world" tam olarak bu silinmenin sesidir.
burada veda edilen şey yalnızca dünya değildir; merhamet ihtimali, kurtarılabilme arzusu, bir başkasının eline son kez dokunabilme umudu ve en korkuncu, insanın kendisini bir bütün olarak yeniden kurabileceğine dair en küçük inanç kırıntısıdır. bu yüzden parça, bir kapanış gibi değil, içeriden mühürlenen bir mahzen kapağı gibi hissedilir. sanki pink floyd, dışarıdaki gürültüden kaçarken sonunda kendi ruhunun rutubetli bodrumuna hapsedilmiş ve orada, kendi yankısından başka hiçbir şeye sahip olmadan çürümeye bırakılmıştır.
fakat trajedinin en acımasız tarafı, bu kesin kapanışın hemen ardından gelen "hey you" ile açığa çıkar: çünkü insan, kendisini dünyadan tamamen kopardıktan sonra, aslında en çok ihtiyaç duyduğu şeyin bir başkasının sesi olduğunu fark eder. ne var ki bu fark ediş her zaman geç gelir. duvar tamamlandığında, yardım çağrısı artık kurtuluş ümidi değil; taşın içine gömülmüş bir bilincin kendi mezar taşına çarpıp geri dönen boğuk yankısıdır. o andan itibaren pink floyd artık yalnız değildir; yalnızlıktan da öte bir yerde, kendisine bile ulaşamayan bir varlık haline gelmiştir. ve belki de bu parçayı böylesine korkunç yapan şey tam budur: burada ölüm bedensel bir son değil, insanın kendi iç dünyasında adım adım gerçekleşen ontolojik bir çürümedir.
canlı performanslarda duvarın seyircinin gözleri önünde yükselmesi de bu nedenle sarsıcı bir teatral jestten ibaret kalmaz; o an, bir insanın kendi elleriyle kendi tabutunu örüşünü izleriz. böylece "goodbye cruel world", müzik tarihinde kısa bir geçiş parçası olmaktan çıkar; insan ruhunun, dünyanın acısına dayanamadığı için sonunda kendi içine kapanarak kendini susturmasının, kendi bilincini diri diri toprağa vermesinin ve varoluş karşısında sessizce çöken benliğin karanlık ayinine dönüşür. çünkü bazı vedalar dünyaya söylenmez; insan bazen en son kendisine veda eder. ve o veda gerçekleştiğinde, geriye artık acı bile kalmaz, yalnızca sesini yutmuş, ışığını söndürmüş, anlamını çürütmüş, sonsuz bir iç karanlık kalır.
orijinal kayıt:
konser görüntüleri:
roger waters’ın sesi bu parçada bir insan sesi gibi gelmez; daha çok, henüz ölmemiş ama yaşamın içinden çoktan çekilmiş bir bilincin karanlıkta kendi mezarına son taşı yerleştirirken mırıldandığı cenaze duasını andırır. çünkü bazen insanı yok eden şey dış dünyanın zalimliği değildir; asıl felaket, o zalimlikten korunmak için inşa ettiği iç kalenin zamanla bir lahde dönüşmesidir.
pink floyd'un ördüğü duvar bu yüzden yalnızca psikolojik bir savunma mekanizması değil, bilincin kendi kendisini gömmek için yarattığı taş bir metafiziktir. her tuğla, bir travmanın donmuş biçimidir; her katman, hissedebilme yetisinin biraz daha çürüyüşüdür; her yükseliş, dünyadan korunma değil, dünyaya ve kendine karşı verilen sessiz bir ölüm hükmüdür. insan bazen yok olmak için ölmez; hissizleşir, susar, geri çekilir, kendi içine çöker ve sonunda nefes aldığı halde dünyadan silinmiş bir hayalete dönüşür. "goodbye cruel world" tam olarak bu silinmenin sesidir.
burada veda edilen şey yalnızca dünya değildir; merhamet ihtimali, kurtarılabilme arzusu, bir başkasının eline son kez dokunabilme umudu ve en korkuncu, insanın kendisini bir bütün olarak yeniden kurabileceğine dair en küçük inanç kırıntısıdır. bu yüzden parça, bir kapanış gibi değil, içeriden mühürlenen bir mahzen kapağı gibi hissedilir. sanki pink floyd, dışarıdaki gürültüden kaçarken sonunda kendi ruhunun rutubetli bodrumuna hapsedilmiş ve orada, kendi yankısından başka hiçbir şeye sahip olmadan çürümeye bırakılmıştır.
fakat trajedinin en acımasız tarafı, bu kesin kapanışın hemen ardından gelen "hey you" ile açığa çıkar: çünkü insan, kendisini dünyadan tamamen kopardıktan sonra, aslında en çok ihtiyaç duyduğu şeyin bir başkasının sesi olduğunu fark eder. ne var ki bu fark ediş her zaman geç gelir. duvar tamamlandığında, yardım çağrısı artık kurtuluş ümidi değil; taşın içine gömülmüş bir bilincin kendi mezar taşına çarpıp geri dönen boğuk yankısıdır. o andan itibaren pink floyd artık yalnız değildir; yalnızlıktan da öte bir yerde, kendisine bile ulaşamayan bir varlık haline gelmiştir. ve belki de bu parçayı böylesine korkunç yapan şey tam budur: burada ölüm bedensel bir son değil, insanın kendi iç dünyasında adım adım gerçekleşen ontolojik bir çürümedir.
canlı performanslarda duvarın seyircinin gözleri önünde yükselmesi de bu nedenle sarsıcı bir teatral jestten ibaret kalmaz; o an, bir insanın kendi elleriyle kendi tabutunu örüşünü izleriz. böylece "goodbye cruel world", müzik tarihinde kısa bir geçiş parçası olmaktan çıkar; insan ruhunun, dünyanın acısına dayanamadığı için sonunda kendi içine kapanarak kendini susturmasının, kendi bilincini diri diri toprağa vermesinin ve varoluş karşısında sessizce çöken benliğin karanlık ayinine dönüşür. çünkü bazı vedalar dünyaya söylenmez; insan bazen en son kendisine veda eder. ve o veda gerçekleştiğinde, geriye artık acı bile kalmaz, yalnızca sesini yutmuş, ışığını söndürmüş, anlamını çürütmüş, sonsuz bir iç karanlık kalır.
orijinal kayıt:
konser görüntüleri:
devamını gör...