güneş (yazar)
başlık "moderatör 2" tarafından 15.09.2022 11:56 tarihinde açılmıştır.
nickaltı sahibi yazar profili: güneş
41.
#1168537
aynı şehirde olsak annelerinin anlattığı kadarıyla hayranı*olduğum çocuklarına bakardım diyebileceğim kadar saygı duyduğum ve daha çok yazsın diye beklediğim yazardır.
bazen herhangi kitap okuyamadan geçebiliyor günüm. o zamanlarda da işte, güneş(ne güzel isim, ne güzel. sıcacık!)'in yazdıkları sanki bir hikaye, roman veya psikoloji dergisinden birkaç sayfa okumuşum gibi tatmin ediyor beni.
ara ara uğrarım bu nickin altına. hak edilmiş övgüyü sahibine vermek çok güzel bir şey çünkü.
düzenleme: demek aynı anda hem de aynı şeyleri yazmışız birbirimizin nickaltına. bugünü güzel gün ilan ediyorum!
aynı şehirde olsak annelerinin anlattığı kadarıyla hayranı*olduğum çocuklarına bakardım diyebileceğim kadar saygı duyduğum ve daha çok yazsın diye beklediğim yazardır.
bazen herhangi kitap okuyamadan geçebiliyor günüm. o zamanlarda da işte, güneş(ne güzel isim, ne güzel. sıcacık!)'in yazdıkları sanki bir hikaye, roman veya psikoloji dergisinden birkaç sayfa okumuşum gibi tatmin ediyor beni.
ara ara uğrarım bu nickin altına. hak edilmiş övgüyü sahibine vermek çok güzel bir şey çünkü.
düzenleme: demek aynı anda hem de aynı şeyleri yazmışız birbirimizin nickaltına. bugünü güzel gün ilan ediyorum!
devamını gör...
42.
(bkz: tabii biz kimiz ki)*
devamını gör...
43.
bugün, buralarda yeni olduğum zamanlarda düştüğüm hataya düşülüp salt bir gezegen oluşundan bahsedilen mahlas.
güneş... yazardır. tanıdığım, bildiğim, okuduğum, duyduğum tüm yazarlar arasında en yazar olanlardandır hem de. öyle ki "ya sözlüğe bir şey olursa? nerede bulurum onu başka?" diye içim titrer bazen. öyle kıymetlidir şuraya bıraktığı her kelam.
güneş... mesaj kutumu arada bir kapısını çalmak için açmamın tek sebebidir. kapısına gidip gidip "bak, burası acıdı." dediğim ve aynı yerlerinde eski yara izleri olduğunu gördüğüm tek yazar. hatta sanal dünyayı koydum kenara, aynı yollardan bunca benzeyerek yürüdüğüm nadir insanlardan. öyle ki aklımda bir filiz uyansa, dilimde bir laf dolansa kilometrelerce öteden o yazmış olur aynısını, hiç bilmeden. başlarda şaşırıyordum bu denk gelmelere ama, yadırgamıyorum artık. çünkü biliyorum, o odur.
güneş... adı çok güzeldir.
bunları yine kapısına varıp söyleyebilirdim. söylemişimdir de. ama adını akışta görünce burayı bir kere daha ziyaret etmek istedim. okulda gökteki güneş'i nasıl anlatıyorsam, burada da onu anlatayım istedim. bilinsin zira, kazınsın hatta sıralara kazınır gibi; "güneş yazardır."
güneş... yazardır. tanıdığım, bildiğim, okuduğum, duyduğum tüm yazarlar arasında en yazar olanlardandır hem de. öyle ki "ya sözlüğe bir şey olursa? nerede bulurum onu başka?" diye içim titrer bazen. öyle kıymetlidir şuraya bıraktığı her kelam.
güneş... mesaj kutumu arada bir kapısını çalmak için açmamın tek sebebidir. kapısına gidip gidip "bak, burası acıdı." dediğim ve aynı yerlerinde eski yara izleri olduğunu gördüğüm tek yazar. hatta sanal dünyayı koydum kenara, aynı yollardan bunca benzeyerek yürüdüğüm nadir insanlardan. öyle ki aklımda bir filiz uyansa, dilimde bir laf dolansa kilometrelerce öteden o yazmış olur aynısını, hiç bilmeden. başlarda şaşırıyordum bu denk gelmelere ama, yadırgamıyorum artık. çünkü biliyorum, o odur.
güneş... adı çok güzeldir.
bunları yine kapısına varıp söyleyebilirdim. söylemişimdir de. ama adını akışta görünce burayı bir kere daha ziyaret etmek istedim. okulda gökteki güneş'i nasıl anlatıyorsam, burada da onu anlatayım istedim. bilinsin zira, kazınsın hatta sıralara kazınır gibi; "güneş yazardır."
devamını gör...
44.
sabah uyandım, tek gözüm açık, elimde telefon. önce interneti açtığım anda yağan bildirimlere şöyle bi göz attım, sonra kafa’ya girip takip butonuna bastım, var mı bişiler? okuyam da okurken ayılam, yok. beni aniden ayıltacak bir şey yok, okurken hafif hafif dikkatimi uyarıp da zihnimi uyandıracak bir şey de yok. çıktım, instagram’da kedi köpek fotoğrafı baktım. tamam tamam, keşfetime güzel güzel kızlar da düşüyor, onlara da baktım. neyse. twitter? meh. sabah sabah algılayamayacağım kadar çok meme var. organ olan değil fesatî, anadolu ellerinde caps diye bilinen şey işte. yok, kalkayım en iyisi.
tuvalete gittim. yüzümü yıkarken güneş aklıma geldi. allah allah ne kadar da beklenmedik bir enişte öpüşü bu, güneş ne alaka? tamam sık sık okuyorum hatta vaktim olduğunda gerilere gerilere gidip önceleri yazdıklarını da ama, ben daha yeni uyanıyorum. ayılmaya çalışan zihnimde güneş ne arıyor? geri sar, şu filmi makinist geri sar…
yeşilevham… nickaltı girmiş güneş’e, okumuşum gözucuyla. herkes gibi onun da, herkes gibi benim de ilk zamanlarda düştüğümüz hatayı birilerinin tekrarlamasından dem vurmuş. zihnim oradan çekmiş güneş'i meğerse. uyanmaya çalışırken oyun hamuru gibi oluyor beyin, yakalayamıyosun bi türlü.
neyse. güneş, naber? ben pek nickaltı girmem, bu da böyle bir yanımdır ama bi yandan da bu da böyle bir anımdır. sabah sabah zihnimde ne işin var? neyse, uyandım. şaka elbet, zihnimde sana ve yazdıklarına yer açmaktan keyif duyuyorum, bundandır ki zaten okuyorum.
- hitabı özneden al, kitleye geri ver.
“ben cesur değilim onun kadar” demişti nickaltımda kendileri bir gün, yazdıklarıma gönderme yaparak. düşüncelerimizin hızına yetişememe konusunda ne kadar haklıysa, bu çıkarımında da bi o kadar yanılıyordu. kendisinin yalın, olduğu gibi, doğal ve içten, samimi üslubunun yanında benim üstü bol bol kapalı, çokça göndermeli ve çokça katmanlı yazım tarzıma dair nasıl böyle bir yorumda bulundu o zaman da anlam verememiştim, şimdi de veremiyorum. aslında ben bu ortama, onun kadar net ve açık şekilde yazmaya gelmiştim ama başaramadım. sonuç, yazdıklarımın yüzde yüzünü benim, yüzde doksan beşini tek bir kişinin anlayabildiği, kalanınınsa yüzde ellilerde dans ettiği bir konuma getirdi beni. olsun varsın. yani güneş, senin yazma konusundaki açıklığın beni döver, böyle de devam et lütfen.
2000 karakter nickaltı mı olur? oldu valla ve yine valla, kısa kestim. sörry.
tuvalete gittim. yüzümü yıkarken güneş aklıma geldi. allah allah ne kadar da beklenmedik bir enişte öpüşü bu, güneş ne alaka? tamam sık sık okuyorum hatta vaktim olduğunda gerilere gerilere gidip önceleri yazdıklarını da ama, ben daha yeni uyanıyorum. ayılmaya çalışan zihnimde güneş ne arıyor? geri sar, şu filmi makinist geri sar…
yeşilevham… nickaltı girmiş güneş’e, okumuşum gözucuyla. herkes gibi onun da, herkes gibi benim de ilk zamanlarda düştüğümüz hatayı birilerinin tekrarlamasından dem vurmuş. zihnim oradan çekmiş güneş'i meğerse. uyanmaya çalışırken oyun hamuru gibi oluyor beyin, yakalayamıyosun bi türlü.
neyse. güneş, naber? ben pek nickaltı girmem, bu da böyle bir yanımdır ama bi yandan da bu da böyle bir anımdır. sabah sabah zihnimde ne işin var? neyse, uyandım. şaka elbet, zihnimde sana ve yazdıklarına yer açmaktan keyif duyuyorum, bundandır ki zaten okuyorum.
- hitabı özneden al, kitleye geri ver.
“ben cesur değilim onun kadar” demişti nickaltımda kendileri bir gün, yazdıklarıma gönderme yaparak. düşüncelerimizin hızına yetişememe konusunda ne kadar haklıysa, bu çıkarımında da bi o kadar yanılıyordu. kendisinin yalın, olduğu gibi, doğal ve içten, samimi üslubunun yanında benim üstü bol bol kapalı, çokça göndermeli ve çokça katmanlı yazım tarzıma dair nasıl böyle bir yorumda bulundu o zaman da anlam verememiştim, şimdi de veremiyorum. aslında ben bu ortama, onun kadar net ve açık şekilde yazmaya gelmiştim ama başaramadım. sonuç, yazdıklarımın yüzde yüzünü benim, yüzde doksan beşini tek bir kişinin anlayabildiği, kalanınınsa yüzde ellilerde dans ettiği bir konuma getirdi beni. olsun varsın. yani güneş, senin yazma konusundaki açıklığın beni döver, böyle de devam et lütfen.
2000 karakter nickaltı mı olur? oldu valla ve yine valla, kısa kestim. sörry.
devamını gör...
45.
sözlüge günes gibi dogmus yazar yazdiklarini takip ediyorum, okurken çok zevk aliyorum.
devamını gör...
46.
şu anda büyük ihtimalle bana kıs kıs gülen yazar.*
devamını gör...
47.
"gün doğdu hep uyandık
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna
alkanlara boyandık"
evet bu dörtlükte geçen gün doğdu kavramının ana öğesi olan "güneş" ile olan tanışmamdan biraz bahsetmek isterim. her zaman olduğu gibi taburemde oturmuş, gazetemi okuyordum. o gün okuduğum haberler ile bugün okuduğum haberler arasında değişen bir şey yok gördüğüm kadarıyla. insanlar, onlar gibi olmayanları çok rahat bir şekilde eleştirme hakkını fütursuzca kendilerinde görebiliyor. bahsedilen "yorum ve düşünce özgürlüğü" kavramının aslında başka özgürlükler ile kesiştiği noktada sınırlandığının farkında değiller.ayrıca anayasamızda bununla ilgili maddeler mevcuttur.
anayasa madde 26. – herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
aihs m.10 ifade özgürlüğü
herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.
1789 tarihli insan ve vatandaş hakları bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.”
insan hakları evrensel bildirgesi 29. maddesi ‘’ herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’
kısacası sonsuzluk kavramına benzettikleri bu görüş ile aslında yapılmaması gereken bir şeyi yaptıkları ve en kötüsü bunu fark edemeyecek durumda olmaları gerçeği ile yaşadığımızı kabul etmekten başka çaremiz yok.ben sözlükte tanıştığım güzel insanlarla olan tanışma hikayelerimi gerekirse sayfalarca yazmaya devam edeceğim bu konuda bir sorun yok çünkü birine hitaben yazdığım bu yazı ile hitap ettiğim kişinin yüzünde bir anlık bile bir gülümseme oluşturabiliyorsam ne mutlu bana. o kişilerden biride mahallenin sevdiği isimlerden olan "delikanlı" -"ibrahim"- "güneş".
ne diyordum heh güzel insanlar diyordum. bu bahsettiğim gazete haberleri nedeniyle bir ağırlık geldi oturdu içime. gazeteyi güzelce katlayıp masanın üzerine bıraktım. neden güzelce bıraktım? başka biri daha okuyabilsin diye. o ağırlığın verdiği hisle gazeteyi top yapıp bir kenara da fırlatadabilirdim ama yapmadım çünkü "beyin bedava" lütfen kullanalım. yazmadan,konuşmadan bir kaç kez düşünüp akabinde eyleme geçelim. böyle şeyleri düşüneduruyorken çok sevdiğim kardeşim "mortaks" koşa koşa bana doğru geldi. nefes nefese kalmış. "abi abi biliyor musun kim gelmiş mahalleye" dedi. "hayır bilmiyorum abicim" dedim. " delikanlı ibrahim güneş gelmiş" demesiyle başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülmüş gibi ateş bastı beni.eyvah eyvah dedim kendimi yerlere attım. ben daha geç çıkmasını bekliyordum. mahalleye cezaevinden gelmişti ve ben onu hiç ziyarete gitmemiştim. iki satır mektup bile yazmamıştım. hemen batak oynarken hesap tuttuğum saman kağıdın arkasını çevirdim sarı lacivert tükenmez kalemi aldım başladım bir şeyler karalamaya. o zaman yazmıştım ama yollayamadım utandım diyecektim tabi yersen.

"sevgili güneş,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, kahvede yıllarca oyun eşi olan iki insan olarak tekrardan hesap ödemek kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken hesap kitlemek zorunda kalmasaydım. bütün batak eşlerimden hesap ödemeye giderken kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski ortime yapmış olduğum gibi, büyük bir borç batağı içinde bırakmasaydım. bankalardan da kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı hesapları ben ödemiş olsaydım; ya da bazı oyunları hiç kaybetmemiş olsaydık ve hesap ödememiş olsaydık da bu sebeple kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi güneş, aklını başına topla.cepte para kalmadı as kız sende iken neden kızı atıp esnemedin. bir el ile oyun kaybettik ve cepteki son parayı hesaba verdik.o oyundan sonra ben asla iyi değilim güneş, seni ocağın önünde hesap öderken son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, aklımda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi seninle tekrardan ortak olmaya geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek bir söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.
orti piyasa canlandı. pandemi nedeniyle insanlar kahvelere hücum etti. masalar yumruklanıyor,ıstakalar devriliyor,taşlar çalınıyor, hesaplar yanlış tutuluyor. hayat normale dönüyor ama anormal bir normale. hele bi gel uzaklar
sevgilerle ortin.

güzelce katladım bunu cebime koydum. hayır oğuzcum atay'ı bu meseleye neden kattım biliyor musunuz? oğuz atay gerçeği var. geçmiş gün ya da gelecek gün farketmez "elbet bir gün buluşacağız, ben buradayım sevgili okurum, sen neredesin" der kendisi.
postmodern havaları kenara bırakayım yoksa "ibrahim-güneş" beni pıçaklayacak. baaattin capsi bırakayım belki biraz arayı yumuşatır.

mortaks " abi çok tatlıdır kendisi bir şey demez" diyor ama kahvede "koz ver! koz ver!" diyerek masaya vuran dayı tavırlarından haberi yok. ben başıma geleceği biliyorum ama neyse dedim yürü gidelim. oğuzcum atay'a güveniyorum yoksa hayatta gitmezdim.
olmazsa biraz ahmet hamdi tanpınar'dan alıntı yaparım "halit ayarcı" gibi davranırım bu iş tamam diyorum kendi kendime. ama o yol öyle uzun geldi ki sanki sırat köprüsünde sınavdan geçiyorum. hayır o köprüden de geçmedim ama bizimki tasvir sadece. allah günah yazmaz inşallah. biraz din konuları ile ilahi bir hava katar mistik bir ortam oluşturursam belki unutur, unutmasa bile belki görmezden gelir gibisinden kafamda planlar yapıyorum.kafamda tilkiler bu şekilde kovalamaca oynarken bir anda karşıma dikilmesin mi !! resmen buz tuttum o an. heykel gibi kala kaldım. " insan insana kavuşmaz, ibrahim güneş kenshine kavuşur " dedikten sonra bir sarıldı ah ne özlemişim ortimi. buzlar eridi gitti. cebimden çıkarıp mektubu verdim. o gün bir şey demedi fakat bugün oldu halen dalga geçer benimle. bir koz olarak saklar mektubumu.

şimdi içeri nasıl düştü? içeride tanıştığı kankisi "yeşilevham" ile olan hikayesini başka zaman anlatacağım. şu an "güneş" hakkında yazmak için buradayım. kendisi inanılmaz biridir. onun iletilerini sırayla okumam. açarım herhangi bir sayfayı herhangi bir iletisini okurum. beğeni atmayı bile unutuyorum bazen çünkü öyle kaptırıyorum kendimi hikayelerine. emin abi ah emin abi.
mahşerin dört atlısı vardır sözlükte benim için. nedense bu dörtlü aklımda bir zincirin halkaları gibi sırasıyla gelirler.
"güneş"-"robnaja"-"yeşilevham"-"yedinci dem". bilirsiniz akımlar ve takipçileri vardır. işte bu dörtlü bir akımın önde gelen yazarları ancak hangi akım onu söyleyebilecek teknik bilgiye sahip değilim. onu da bilgili biri çıkıp söylesin.
beni ve tayfamı böyle dörtlü bir ekibe koysak sanırım bremen mızıkacıları olurduk. ama bu dörtlü yazar grubumuz kategori olarak gerçekten ayrı bir yerde tutulmalı.
iletilerini okurken minos labirentine giren theseus gibi hissediyorum kendimi.hem keyif alıyorum hem kaybolmamak için kendimi sağlama alıyorum.alt tab yapıp durmasam iletilerinin arasında kaybolupgidebilirgillerden biri olabilirdim.
şimdi farkettim acaba bu labirentin içinde bir minotaur ya da “here’s johnny” diyecek bir jack "nicholson" torrance çıkar mı? ara sıra okurken böyle kaybolup gidebiliyorum ama iyi manada.
yazılarını okurken bilmiyorum siz de duyuyor musunuz ama kelimeleri hafiften kulağınıza bir şeyler fısıldıyor gibi. aklıma "siren" denilen mitolojik varlıklar geldi. yoksa yoksa sözlüğün gizli sirenlerinden biri kendisi mi ? bu dörtlü akıma sirenler akımı mı desek diyeceğim fakat teknik bilgim sıfır benden de ancak böyle bir akım çıkardı.

kendisini şu şekilde tanıtmak isterim ki demek istediğimi anlayacaktır diye umut ediyorum. bu söyleyeceklerimin çok kullanıldığı o dönemi net hatırlıyordur diye düşünüyorum.
"o birrrr" sözlüğün en değerli yazarlarından biri
"o birrrrrrrr" delikanlı olarak çağrılan bir emin abi anlatıcısı
"o birrrrrrrrrrrrr kiii üççç güneşşşşş geliyoorrrrr.
ah be ne günlerdi.
yazdıklarını okurken cenazelerde yediğim bedava cantık-ayran tadını alıyorum.sınava girmişim de böyle arka arkaya hep bildiğim sorular çıkmış keyfi alıyorum. yazılarını bedava okuyabiliyorum diye kendimi şanslı hissediyorum. fransa 98 dünya kupası maçları havasında heyecan dolu bir hava var iletilerinde. ah o ronaldo sakatlanmayacaktı ki her şey çok güzel olabilirdi.

fransa 98 demişken kendisi ile az mahalle maçlarında defans oynamadık. defans yapacağız diye aşağı mahallenin çocuklarını az hırpalamadık. mahalle kavgalarına hele hiç girmiyorum. her birinden ayrı bir nickaltı yazısı çıkar. bu arada aşağı mahallenin mız mız çocuğu "robnaja" seni de unutmadık koca yürekli ağlak "gandalfsever" forvet. ne ağlardın o mahalle maçlarında güneş ayağına tekme attı diye. ahh ahh...
bu arada ilk iletilerinde " ilk senesinde yatay geçiş ile memlekete gideceğini söyleyip o ile yerleşen ünversite öğrencisi" havası sezdim ama bir şey demiyorum aramızda. dükkan bile açabiliriz istersen öğrenci çok buralarda.
toparlamak gerekirse karanlık ve kaos severlerin iletilerinin arasında adeta bir "güneş" gibi doğuyor iletileri. öyle bir ışık saçıyor ki yazdıkları ile eğer iletilerini görmemişseniz bir göz doktoruna görünmenizde fayda vardır diyebilirim. çok mu abartıyorum diyorum ama "teşbihte hata olmaz"
şimdi bu kadar foyamızı ortaya döktüm onu birine benzetmezsem olmaz. mortaks kardeşimin katkıları ve hakkındaki güzel yorumları ile onu "belle" olarak seçiyoruz.

belle gibi yaşamak istediği maceraları yaşayıp bunu bizimle paylaşan bir prensestir.

yazılarında kimi zaman gerçek kimi zaman harika bir kurgu ile kendinden bir "hikaye delikanlısı" gibi bahseder. içerik üretmek tam da onun işi ve hayal gücünün sınır tanımadığına mutlak bir suretle eminim. kısa olmasına rağmen bu kadar etkili hikayeler ancak bu kadar usta bir prensesin elinden çıkabilirdi.
gerçekten belle'nin dediği gibi "bazı insanlar hayal güçlerini kullanıyor".
canavarın içindeki iyi tarafı ortaya çıkaran belle gibi hikayeleri ile bizimde içimizdeki iyiliğe adeta bir "güneş" oluyor kendisi. özellikle iyi yanlarımıza ışık tutuyor. yazdıklarını okuduktan sonra oturup bir kaç dakika düşünüyorsunuz kendiniz ile ilgili. otonom bir şekilde karakter analizi yapıyor ve yaptırıyor yazıları.
lafı iyice uzatmadan buralardan uzaklaşayım ama çok uzakta değilim. her zaman olduğum yerdeyim. görüşmek üzere...
not: duydum ki robnaja ile ortak radyo programı yapmadan önce bir takım havadisler yaşanmış ama yaşananlardan haberiniz yok tabi. ahh ahh size video ile bu durumu izah ediyorum. " yaptım ama sor bir niye yaptım"...
robnaja ve güneş huzurlarınızda... 7:14 ten başlıyor aralarında geçenler. bu arada mavi ceket "naja" ya çok yakışıyor.
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna
alkanlara boyandık"
evet bu dörtlükte geçen gün doğdu kavramının ana öğesi olan "güneş" ile olan tanışmamdan biraz bahsetmek isterim. her zaman olduğu gibi taburemde oturmuş, gazetemi okuyordum. o gün okuduğum haberler ile bugün okuduğum haberler arasında değişen bir şey yok gördüğüm kadarıyla. insanlar, onlar gibi olmayanları çok rahat bir şekilde eleştirme hakkını fütursuzca kendilerinde görebiliyor. bahsedilen "yorum ve düşünce özgürlüğü" kavramının aslında başka özgürlükler ile kesiştiği noktada sınırlandığının farkında değiller.ayrıca anayasamızda bununla ilgili maddeler mevcuttur.
anayasa madde 26. – herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
aihs m.10 ifade özgürlüğü
herkes görüşlerini açıklama ve ifade özgürlüğüne sahiptir. bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.
1789 tarihli insan ve vatandaş hakları bildirgesi: “hürriyet başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmesidir.”
insan hakları evrensel bildirgesi 29. maddesi ‘’ herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.’’
kısacası sonsuzluk kavramına benzettikleri bu görüş ile aslında yapılmaması gereken bir şeyi yaptıkları ve en kötüsü bunu fark edemeyecek durumda olmaları gerçeği ile yaşadığımızı kabul etmekten başka çaremiz yok.ben sözlükte tanıştığım güzel insanlarla olan tanışma hikayelerimi gerekirse sayfalarca yazmaya devam edeceğim bu konuda bir sorun yok çünkü birine hitaben yazdığım bu yazı ile hitap ettiğim kişinin yüzünde bir anlık bile bir gülümseme oluşturabiliyorsam ne mutlu bana. o kişilerden biride mahallenin sevdiği isimlerden olan "delikanlı" -"ibrahim"- "güneş".
ne diyordum heh güzel insanlar diyordum. bu bahsettiğim gazete haberleri nedeniyle bir ağırlık geldi oturdu içime. gazeteyi güzelce katlayıp masanın üzerine bıraktım. neden güzelce bıraktım? başka biri daha okuyabilsin diye. o ağırlığın verdiği hisle gazeteyi top yapıp bir kenara da fırlatadabilirdim ama yapmadım çünkü "beyin bedava" lütfen kullanalım. yazmadan,konuşmadan bir kaç kez düşünüp akabinde eyleme geçelim. böyle şeyleri düşüneduruyorken çok sevdiğim kardeşim "mortaks" koşa koşa bana doğru geldi. nefes nefese kalmış. "abi abi biliyor musun kim gelmiş mahalleye" dedi. "hayır bilmiyorum abicim" dedim. " delikanlı ibrahim güneş gelmiş" demesiyle başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülmüş gibi ateş bastı beni.eyvah eyvah dedim kendimi yerlere attım. ben daha geç çıkmasını bekliyordum. mahalleye cezaevinden gelmişti ve ben onu hiç ziyarete gitmemiştim. iki satır mektup bile yazmamıştım. hemen batak oynarken hesap tuttuğum saman kağıdın arkasını çevirdim sarı lacivert tükenmez kalemi aldım başladım bir şeyler karalamaya. o zaman yazmıştım ama yollayamadım utandım diyecektim tabi yersen.

"sevgili güneş,
bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, kahvede yıllarca oyun eşi olan iki insan olarak tekrardan hesap ödemek kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken hesap kitlemek zorunda kalmasaydım. bütün batak eşlerimden hesap ödemeye giderken kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski ortime yapmış olduğum gibi, büyük bir borç batağı içinde bırakmasaydım. bankalardan da kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı hesapları ben ödemiş olsaydım; ya da bazı oyunları hiç kaybetmemiş olsaydık ve hesap ödememiş olsaydık da bu sebeple kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi güneş, aklını başına topla.cepte para kalmadı as kız sende iken neden kızı atıp esnemedin. bir el ile oyun kaybettik ve cepteki son parayı hesaba verdik.o oyundan sonra ben asla iyi değilim güneş, seni ocağın önünde hesap öderken son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, aklımda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi seninle tekrardan ortak olmaya geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek bir söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.
orti piyasa canlandı. pandemi nedeniyle insanlar kahvelere hücum etti. masalar yumruklanıyor,ıstakalar devriliyor,taşlar çalınıyor, hesaplar yanlış tutuluyor. hayat normale dönüyor ama anormal bir normale. hele bi gel uzaklar
sevgilerle ortin.

güzelce katladım bunu cebime koydum. hayır oğuzcum atay'ı bu meseleye neden kattım biliyor musunuz? oğuz atay gerçeği var. geçmiş gün ya da gelecek gün farketmez "elbet bir gün buluşacağız, ben buradayım sevgili okurum, sen neredesin" der kendisi.
postmodern havaları kenara bırakayım yoksa "ibrahim-güneş" beni pıçaklayacak. baaattin capsi bırakayım belki biraz arayı yumuşatır.

mortaks " abi çok tatlıdır kendisi bir şey demez" diyor ama kahvede "koz ver! koz ver!" diyerek masaya vuran dayı tavırlarından haberi yok. ben başıma geleceği biliyorum ama neyse dedim yürü gidelim. oğuzcum atay'a güveniyorum yoksa hayatta gitmezdim.
olmazsa biraz ahmet hamdi tanpınar'dan alıntı yaparım "halit ayarcı" gibi davranırım bu iş tamam diyorum kendi kendime. ama o yol öyle uzun geldi ki sanki sırat köprüsünde sınavdan geçiyorum. hayır o köprüden de geçmedim ama bizimki tasvir sadece. allah günah yazmaz inşallah. biraz din konuları ile ilahi bir hava katar mistik bir ortam oluşturursam belki unutur, unutmasa bile belki görmezden gelir gibisinden kafamda planlar yapıyorum.kafamda tilkiler bu şekilde kovalamaca oynarken bir anda karşıma dikilmesin mi !! resmen buz tuttum o an. heykel gibi kala kaldım. " insan insana kavuşmaz, ibrahim güneş kenshine kavuşur " dedikten sonra bir sarıldı ah ne özlemişim ortimi. buzlar eridi gitti. cebimden çıkarıp mektubu verdim. o gün bir şey demedi fakat bugün oldu halen dalga geçer benimle. bir koz olarak saklar mektubumu.

şimdi içeri nasıl düştü? içeride tanıştığı kankisi "yeşilevham" ile olan hikayesini başka zaman anlatacağım. şu an "güneş" hakkında yazmak için buradayım. kendisi inanılmaz biridir. onun iletilerini sırayla okumam. açarım herhangi bir sayfayı herhangi bir iletisini okurum. beğeni atmayı bile unutuyorum bazen çünkü öyle kaptırıyorum kendimi hikayelerine. emin abi ah emin abi.
mahşerin dört atlısı vardır sözlükte benim için. nedense bu dörtlü aklımda bir zincirin halkaları gibi sırasıyla gelirler.
"güneş"-"robnaja"-"yeşilevham"-"yedinci dem". bilirsiniz akımlar ve takipçileri vardır. işte bu dörtlü bir akımın önde gelen yazarları ancak hangi akım onu söyleyebilecek teknik bilgiye sahip değilim. onu da bilgili biri çıkıp söylesin.
beni ve tayfamı böyle dörtlü bir ekibe koysak sanırım bremen mızıkacıları olurduk. ama bu dörtlü yazar grubumuz kategori olarak gerçekten ayrı bir yerde tutulmalı.
iletilerini okurken minos labirentine giren theseus gibi hissediyorum kendimi.hem keyif alıyorum hem kaybolmamak için kendimi sağlama alıyorum.alt tab yapıp durmasam iletilerinin arasında kaybolupgidebilirgillerden biri olabilirdim.
şimdi farkettim acaba bu labirentin içinde bir minotaur ya da “here’s johnny” diyecek bir jack "nicholson" torrance çıkar mı? ara sıra okurken böyle kaybolup gidebiliyorum ama iyi manada.
yazılarını okurken bilmiyorum siz de duyuyor musunuz ama kelimeleri hafiften kulağınıza bir şeyler fısıldıyor gibi. aklıma "siren" denilen mitolojik varlıklar geldi. yoksa yoksa sözlüğün gizli sirenlerinden biri kendisi mi ? bu dörtlü akıma sirenler akımı mı desek diyeceğim fakat teknik bilgim sıfır benden de ancak böyle bir akım çıkardı.

kendisini şu şekilde tanıtmak isterim ki demek istediğimi anlayacaktır diye umut ediyorum. bu söyleyeceklerimin çok kullanıldığı o dönemi net hatırlıyordur diye düşünüyorum.
"o birrrr" sözlüğün en değerli yazarlarından biri
"o birrrrrrrr" delikanlı olarak çağrılan bir emin abi anlatıcısı
"o birrrrrrrrrrrrr kiii üççç güneşşşşş geliyoorrrrr.
ah be ne günlerdi.
yazdıklarını okurken cenazelerde yediğim bedava cantık-ayran tadını alıyorum.sınava girmişim de böyle arka arkaya hep bildiğim sorular çıkmış keyfi alıyorum. yazılarını bedava okuyabiliyorum diye kendimi şanslı hissediyorum. fransa 98 dünya kupası maçları havasında heyecan dolu bir hava var iletilerinde. ah o ronaldo sakatlanmayacaktı ki her şey çok güzel olabilirdi.

fransa 98 demişken kendisi ile az mahalle maçlarında defans oynamadık. defans yapacağız diye aşağı mahallenin çocuklarını az hırpalamadık. mahalle kavgalarına hele hiç girmiyorum. her birinden ayrı bir nickaltı yazısı çıkar. bu arada aşağı mahallenin mız mız çocuğu "robnaja" seni de unutmadık koca yürekli ağlak "gandalfsever" forvet. ne ağlardın o mahalle maçlarında güneş ayağına tekme attı diye. ahh ahh...
bu arada ilk iletilerinde " ilk senesinde yatay geçiş ile memlekete gideceğini söyleyip o ile yerleşen ünversite öğrencisi" havası sezdim ama bir şey demiyorum aramızda. dükkan bile açabiliriz istersen öğrenci çok buralarda.
toparlamak gerekirse karanlık ve kaos severlerin iletilerinin arasında adeta bir "güneş" gibi doğuyor iletileri. öyle bir ışık saçıyor ki yazdıkları ile eğer iletilerini görmemişseniz bir göz doktoruna görünmenizde fayda vardır diyebilirim. çok mu abartıyorum diyorum ama "teşbihte hata olmaz"
şimdi bu kadar foyamızı ortaya döktüm onu birine benzetmezsem olmaz. mortaks kardeşimin katkıları ve hakkındaki güzel yorumları ile onu "belle" olarak seçiyoruz.

belle gibi yaşamak istediği maceraları yaşayıp bunu bizimle paylaşan bir prensestir.

yazılarında kimi zaman gerçek kimi zaman harika bir kurgu ile kendinden bir "hikaye delikanlısı" gibi bahseder. içerik üretmek tam da onun işi ve hayal gücünün sınır tanımadığına mutlak bir suretle eminim. kısa olmasına rağmen bu kadar etkili hikayeler ancak bu kadar usta bir prensesin elinden çıkabilirdi.
gerçekten belle'nin dediği gibi "bazı insanlar hayal güçlerini kullanıyor".
canavarın içindeki iyi tarafı ortaya çıkaran belle gibi hikayeleri ile bizimde içimizdeki iyiliğe adeta bir "güneş" oluyor kendisi. özellikle iyi yanlarımıza ışık tutuyor. yazdıklarını okuduktan sonra oturup bir kaç dakika düşünüyorsunuz kendiniz ile ilgili. otonom bir şekilde karakter analizi yapıyor ve yaptırıyor yazıları.
lafı iyice uzatmadan buralardan uzaklaşayım ama çok uzakta değilim. her zaman olduğum yerdeyim. görüşmek üzere...
not: duydum ki robnaja ile ortak radyo programı yapmadan önce bir takım havadisler yaşanmış ama yaşananlardan haberiniz yok tabi. ahh ahh size video ile bu durumu izah ediyorum. " yaptım ama sor bir niye yaptım"...
robnaja ve güneş huzurlarınızda... 7:14 ten başlıyor aralarında geçenler. bu arada mavi ceket "naja" ya çok yakışıyor.
devamını gör...
48.
iddalara göre kendisinin bir sözlük lobisi var. bu da hiçbir şey yazmasa oy alıcak demek..
(bkz: bütün sırrı bozan adam)
(bkz: bi sen akıllısın bu sözlükte)
edit: üye alımı açık olup olmadığını bilmediğim derin sözlük lobisi üyesi.
(bkz: bütün sırrı bozan adam)
(bkz: bi sen akıllısın bu sözlükte)
edit: üye alımı açık olup olmadığını bilmediğim derin sözlük lobisi üyesi.
devamını gör...
49.
günün kahramanı yazar.
nick altı sataşmaları üzerine bir manifesto yazmıştır. belki yoldaş benjamin toşak, pardon franklin, bu mağdur ve mağdurların sesi yazarımızın feryadını işitir ve nickaltı başlıklarını kilitler.
(bkz: nickaltı zorbalığı)
nick altı sataşmaları üzerine bir manifesto yazmıştır. belki yoldaş benjamin toşak, pardon franklin, bu mağdur ve mağdurların sesi yazarımızın feryadını işitir ve nickaltı başlıklarını kilitler.
(bkz: nickaltı zorbalığı)
devamını gör...
50.
ortalarda olmayan yazar.
yok uzun yazıyor, yok duyar kasıyor derken sanırım kendince protesto etti bu durumu ve elini eteğini çekti buralardan. ahaaa iyi oldu bana ne diyenlere inat burada kalmalı ve yazmalısınız. vardır sizin kıyıda köşede karalamalarınız. hani neredeler?
kendince bir durumu dile getirdi. yav he he tamam bacımlar havada uçuştu. sende burayı niye bu kadar kafaya taktın güneş hanım? linç kültürü diye bir şey var. adamlar zincirleme halay'a girer gibi havaya giriyorlar. boşverin..
senin derdin karalamaktı bunun da üstünü karala gitsin..
yazdıklarını takip eden, okuyanlar var. mesela ben..
kibarlık, nahiflik her yerde olduğu gibi bu mecrada da pek anlaşılmıyor. insanların gerçekten öyle olabileceğine dair kimsenin inancı kalmamış. araya bir iki höt yapsan hem fiyakalı sayılıyorsun hemde sevdim seni serseri çocuğa bağlanıyorsun.
o güzel, sağlam çizginizi getirin tekrar yazmalara doymayın.
burası sizin kendinizi ifade ettiğiniz, kafa dağıttınız bir alan. kendi keyfinizi başkaları için feda etmeyin. öncelik sizin eğlenceniz. ali kıran başkesenlere inat. yazınız efendim.
yok uzun yazıyor, yok duyar kasıyor derken sanırım kendince protesto etti bu durumu ve elini eteğini çekti buralardan. ahaaa iyi oldu bana ne diyenlere inat burada kalmalı ve yazmalısınız. vardır sizin kıyıda köşede karalamalarınız. hani neredeler?
kendince bir durumu dile getirdi. yav he he tamam bacımlar havada uçuştu. sende burayı niye bu kadar kafaya taktın güneş hanım? linç kültürü diye bir şey var. adamlar zincirleme halay'a girer gibi havaya giriyorlar. boşverin..
senin derdin karalamaktı bunun da üstünü karala gitsin..
yazdıklarını takip eden, okuyanlar var. mesela ben..
kibarlık, nahiflik her yerde olduğu gibi bu mecrada da pek anlaşılmıyor. insanların gerçekten öyle olabileceğine dair kimsenin inancı kalmamış. araya bir iki höt yapsan hem fiyakalı sayılıyorsun hemde sevdim seni serseri çocuğa bağlanıyorsun.
o güzel, sağlam çizginizi getirin tekrar yazmalara doymayın.
burası sizin kendinizi ifade ettiğiniz, kafa dağıttınız bir alan. kendi keyfinizi başkaları için feda etmeyin. öncelik sizin eğlenceniz. ali kıran başkesenlere inat. yazınız efendim.
devamını gör...
51.
canım güneş ya.
nettin böyle.
çok ilginç anılarını okuyamamak üzüyor.
karalama defterindeki, bakışını görmemek sıkıcı oluyor.
gel ya, bırakma sözlüğü iki haylaz için.
şu haylazlar,sevdiğim yazarlara negatif yazdıkça, zorbalık yaptıkça, şiddet duygum depreşiyor.
bana yapılınca, bizim ordaki popüler küfür geliyor onu savuruyorum *, geçiyor.
yönetimin sadece cinsiyetçi görünen başlıklara ve iki isimli başlılara müdahale etmesi, kalan tanımlara ses çıkarmaması, ortamı müge anlı programı gibi yapıyor. reyting için yapıyor olabilirler.*
canım yazdım, aha kanka bunlar diyecek yazarlar vardır. he kankayız, akşam tatlı getirmişti, ben de çay yaptım, kızım da onun bebelerine baktı. hepsi doğru olsa, kızım kısmı doğru olamaz. bakmaz o bebelere.
kızım demişken, lise bire gidiyor, whatsapp gruplarında dönen zorladıkları anlattı, aynı burdaki gibi. ya liselileri bir kısmısı bu sözlükte olmasa mı?
gidin derslerinize çalışın, sınıfla sosyal olun.
çocuklar, size dizi seven kızıma söylediğimi söyleyeyim, babanne gibi dizi izleme, o yaşa gelince yapacaksın mecbur, şu an sosyalleş.
sözlüğün atarlı liselileri, yetişkin gibi sanal takılmayın, biz işten güçten,evden soluk almak için yazıyoruz. birde geleceğe bırakmak istediklerimizi aktarıyoruz, doluyuz çünkü. dünyadan uzaklaşmamız gerekiyor arada, ondan buradayız. bizde arkadaş,eş, dost, işleri tamam.
sizin dünyaya karşılaşmanız gereken zaman, arkadaş/dost edinmeniz gereken zaman, dünyaya alışmanız gereken zaman, gençliğinizi sanalda yemeyin.
nettin böyle.
çok ilginç anılarını okuyamamak üzüyor.
karalama defterindeki, bakışını görmemek sıkıcı oluyor.
gel ya, bırakma sözlüğü iki haylaz için.
şu haylazlar,sevdiğim yazarlara negatif yazdıkça, zorbalık yaptıkça, şiddet duygum depreşiyor.
bana yapılınca, bizim ordaki popüler küfür geliyor onu savuruyorum *, geçiyor.
yönetimin sadece cinsiyetçi görünen başlıklara ve iki isimli başlılara müdahale etmesi, kalan tanımlara ses çıkarmaması, ortamı müge anlı programı gibi yapıyor. reyting için yapıyor olabilirler.*
canım yazdım, aha kanka bunlar diyecek yazarlar vardır. he kankayız, akşam tatlı getirmişti, ben de çay yaptım, kızım da onun bebelerine baktı. hepsi doğru olsa, kızım kısmı doğru olamaz. bakmaz o bebelere.
kızım demişken, lise bire gidiyor, whatsapp gruplarında dönen zorladıkları anlattı, aynı burdaki gibi. ya liselileri bir kısmısı bu sözlükte olmasa mı?
gidin derslerinize çalışın, sınıfla sosyal olun.
çocuklar, size dizi seven kızıma söylediğimi söyleyeyim, babanne gibi dizi izleme, o yaşa gelince yapacaksın mecbur, şu an sosyalleş.
sözlüğün atarlı liselileri, yetişkin gibi sanal takılmayın, biz işten güçten,evden soluk almak için yazıyoruz. birde geleceğe bırakmak istediklerimizi aktarıyoruz, doluyuz çünkü. dünyadan uzaklaşmamız gerekiyor arada, ondan buradayız. bizde arkadaş,eş, dost, işleri tamam.
sizin dünyaya karşılaşmanız gereken zaman, arkadaş/dost edinmeniz gereken zaman, dünyaya alışmanız gereken zaman, gençliğinizi sanalda yemeyin.
devamını gör...
52.
hoşşiklere bol bol gülümseme, kediye çok selam, enişteye sevgiler saygılar.
belki bir gün başka bir yerde görüşmek üzere güneş, teşekkürler.
(bkz: kalimera ilie)
belki bir gün başka bir yerde görüşmek üzere güneş, teşekkürler.
(bkz: kalimera ilie)
devamını gör...
53.
sanırım kendisi buralardan çekip gitmiş.
son yazdığı yazıyı okudum geldim. nickalti zorbaligi basligina yazdigim yorumdan sonra kendisi ile iletisim kurduk. o mesejlarda aciklamaya calistim ben ama olmadi. kendisinin yazdigi yazi iyi niyetle de yazilsa konuyu bilmedigi cok belliydi. konuyu hic bilmedigi halde kendisi coktan taraf olmustu. ya da taraf olmaya zorlanmisti.
sağlıcakla.
son yazdığı yazıyı okudum geldim. nickalti zorbaligi basligina yazdigim yorumdan sonra kendisi ile iletisim kurduk. o mesejlarda aciklamaya calistim ben ama olmadi. kendisinin yazdigi yazi iyi niyetle de yazilsa konuyu bilmedigi cok belliydi. konuyu hic bilmedigi halde kendisi coktan taraf olmustu. ya da taraf olmaya zorlanmisti.
sağlıcakla.
devamını gör...
54.
iyi bilirdik.
devamını gör...
55.
takip ettiğim ve yazdıklarını severek okuduğum bir yazar(idi). dönerse o (idi) silinecek. severek okumaya devam edeceğim.
son yazdığı başlık ve tanım olayına değinme gereksinimi duydum. çünkü ben de o başlığa kendisinin fikrinin aksine bir tanım yazmıştım. yine olsa yine yazarım. kim aynı şeyi yazarsa, ben yine aynı şeyi yazarım.
takıldığım konu, karşıt görüşten fikir çatışmasına girilince gidilmiş olması. önünü ardını bilemem, görünen bu olduğu için böyle yorum yapıyorum.
olumlu olumsuz herkes fikrini "kime" olduğu fark etmeksizin söyleyebilmeli. bunun için buradayız. hepimiz aynı şeyi düşünemeyiz.
gün olur benim bir fikrime bütün sözlük karşı gelir sizene diyebilirim.
aynısını yapıp, geri dönüp, yazmasını çok isterim.
kimse ya da kimseler için yazma eylemi sonlandırılmamalı.
tabii gitmesine vesile başka konular varsa onu bilemeyeceğim. yine de yazma özgürlüğüne kimsenin duvar olmasına müsaade etmemesini diliyorum.
son yazdığı başlık ve tanım olayına değinme gereksinimi duydum. çünkü ben de o başlığa kendisinin fikrinin aksine bir tanım yazmıştım. yine olsa yine yazarım. kim aynı şeyi yazarsa, ben yine aynı şeyi yazarım.
takıldığım konu, karşıt görüşten fikir çatışmasına girilince gidilmiş olması. önünü ardını bilemem, görünen bu olduğu için böyle yorum yapıyorum.
olumlu olumsuz herkes fikrini "kime" olduğu fark etmeksizin söyleyebilmeli. bunun için buradayız. hepimiz aynı şeyi düşünemeyiz.
gün olur benim bir fikrime bütün sözlük karşı gelir sizene diyebilirim.
aynısını yapıp, geri dönüp, yazmasını çok isterim.
kimse ya da kimseler için yazma eylemi sonlandırılmamalı.
tabii gitmesine vesile başka konular varsa onu bilemeyeceğim. yine de yazma özgürlüğüne kimsenin duvar olmasına müsaade etmemesini diliyorum.
devamını gör...
56.
üzüldüm. gerçekten çok üzüldüm...
devamını gör...
57.
günlerdir entrylerini siliyor, editliyor. çok çok az iletişim kurmamıza rağmen birbirimizle şimdiye dek, olayların yaşandığı gece uzun uzun konuşmuştuk ne kadar üzüldüğüne dair. korkarak bekliyordum zaten. söylemeye de çalıştım elimden geldiğince; #1325038 olan olmuş anladığım kadarıyla. biri bir açıklama yaptı mı bilmiyorum, görmedim ama en azından sözlük ahalisi uyanmış. günaydın.
hiç uzun uzun yazacak değilim. bilen, gören, anlayanlar zaten her şeyin farkında. güneş’in kimse kendisinden farklı düşünüyor diye bunu sindiremeyecek biri olmadığı da ortada. güneş’in gitme kararı vermesine sebep olan olaylar; bakış açısı, tavır, tutum ve çeşitli sindirilememişlikleri olan insanların (maalesef) çoğunluğu ve/dahi titrleri olduğu için ben kendimden de günlerdir anlatmaya çalıştıklarımdan da sıkıldım artık.
belki de biz fazla anlam yüklemiştik zaten.
whatevs.
hiç uzun uzun yazacak değilim. bilen, gören, anlayanlar zaten her şeyin farkında. güneş’in kimse kendisinden farklı düşünüyor diye bunu sindiremeyecek biri olmadığı da ortada. güneş’in gitme kararı vermesine sebep olan olaylar; bakış açısı, tavır, tutum ve çeşitli sindirilememişlikleri olan insanların (maalesef) çoğunluğu ve/dahi titrleri olduğu için ben kendimden de günlerdir anlatmaya çalıştıklarımdan da sıkıldım artık.
belki de biz fazla anlam yüklemiştik zaten.
whatevs.
devamını gör...
58.
canım güneş bu nickaltı zorunluluk. bir süredir ortalıkta yokum. yeni duydum. emin abi karakterine ihanet etmiş gibi hissettim kendimi. buraya uzun uzun yazmak istemiyorum. discorddan döner misin? birkaç küpe ediniriz yine.
devamını gör...
59.
nickaltı zorbalığı başlığında konuları bilmediğimden taraf değilim demiştim * ama bir yazar olarak stilini takdir ediyordum. uzun yazsa da kendisini okutmayı başaran yazarlardan biri güneş. her ne olduysa problemin çözülmesini ve yazmaya devam etmesini isterim.
kararı ne olursa olsun saygı duyuyorum. her nerede olacaksa mutlu olmasını dilerim.
kararı ne olursa olsun saygı duyuyorum. her nerede olacaksa mutlu olmasını dilerim.
devamını gör...
60.
güneş umut dağıtmak için doğmaya devam edecek, bulutlar sıkıntıları dağıtmak için aralanmaya. yeter ki zihnimizin sis perdesini aralayalım, yeter ki göremediğimizde umutsuzluğa kapılmadan farklı pencerelerden bakmayı başaralım.
sema soykan (cumhuriyet kadını), "keşke", 2020.
teşekkürler güneş, cumhuriyet kadını.
devamını gör...
"güneş (yazar)" ile benzer başlıklar
şenol güneş
84
güneş
77