#ödüllü filmler
drama / romantik / tarihi kurgu
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

ıl gattopardo, italyan yonetmen luchino visconti'nin 1963 yilinda yayinlanan filmidir. basrollerinde burt lancaster, alain delon ve claudia cardinale oynar. film garibaldi'nin italya fethi doneminde, 1860'larda sicilya'da gecmektektedir. film bir ask hikayesinin arkasinda, salina prensinin ( burt lancaster) gozunden burjuvazinin guney italya'da nasil aristokrasinin yerine gectigini anlatmaktadir. visconti, bu film ile 1963 yilinda cannes'da palme d'or kazanmistir.
devamını gör...
visconti’nin il gattopardo’su, italyan sinemasının 60’lar şaşaasının zirve noktası bence. fellini’nin la dolce vita’sı, antonioni’nin l’avventura’sı, bertolucci’nin novecento’suyla aynı ligde, ama bence bir tık önde. 1963’te cannes’da altın palmiye almış, fakat abd’de kesilip ingilizce dublajla vizyona girince visconti’nin yüreğine inmiş. 205 dakikalık italyanca restore versiyonu izlemek şart, başka türlüsü filme saygısızlık.

prodüksiyon tam bir çılgınlık. i̇talyan sineması sanatsal ve ticari olarak hollywood’la yarışıyor, ama bütçe hollywood’dan, 20th century fox’tan gelmiş. bu yüzden burt lancaster gibi bir amerikan yıldız var. italyanlar buna bozulmamış, çünkü 2. dünya savaşı sonrası amerikan işgali (1943-45) italyayı değiştirmiş: rock’n’roll, espresso makineleri, nato üsleri, jazz müzik, amerikan kültürü her yerde. şarkısı bile var tu vuo fal americano… sergio leone’nin spagetti western’leri, frank capra’nın italyan asıllı hollywood başarıları, mafya filmleriyle sicilya’ya kültürel dönüşler bu bağı diri tutuyor.

ama bu dublaj muhabbeti komik cidden, lancaster’ın sözleşmesinde “ingilizce konuşurum” maddesi varmış, visconti “saçmalık” diye isyan etmiş, ama dublaja razı olmuş. cardinale’nin tunus doğumlu “köylü” sicilya aksanı role uymamış, kandırılıp dublajlanmış. delon ve diğer italyanlar kendi dillerinde, sette dil kaosu yaşanmış. dublaj hafif sırıtıyor, ama visconti’nin dehası bunu gölgeliyor.

filmin son 45-50 dakikası, tek bir balo sahnesi, sinema tarihine kazınmış bir alegori. yeni italyayı kutlayan burjuvalar, subaylar, tancredi ve angelica pırıl pırıl, ama salina terliyor, başı dönüyor, yeni dünyaya yabancı. giuseppe rotunno’nun sinematografisi, nino rota’nın valsiyle birleşince, kubrick’in barry lyndon’ına (1975) ilham olmuş. mum ışığıyla çekim tam kabus: mumlar kısalıyor, figüranların beyaz eldivenleri terden değişiyor, 250 ekstra, 120 kostümcü, makyöz… visconti, bu sahne için kitabın son iki bölümünü (1880’ler ve 1900’ler) atmış, ama balo sahnesi sinema tarihine yeter. kubrick’in barry lyndon’ı, coppola’nın the godfather’ındaki sicilya sahneleri, bertolucci’nin novecento’su, bu filmin mirasından beslenmiş.

visconti’nin oyuncu seçimleri ayrı hikaye. delon’a (rocco e i suoi fratelli’den tanıyor) öyle tutkun ki, sette ayrı oda vermiş, kral muamelesi yapmış. laurence olivier ve nikolai cherkasov (ivan grozny) reddedince lancaster gelmiş. visconti başta lancaster’ı sevmemiş, ama sonra novecento’da tekrar çalışmışlar. cardinale, i soliti ignoti’deki sicilyalı kız rolünden beri radarında. paolo stoppa’nın don calogero’su, balzac’ın goriot baba’daki sonradan görme tiplemesine cuk oturmuş. visconti, aristokrat-komünist kimliğiyle, 60’ların auteur dalgasının öncüsü olmuş.

risorgimento, filmin tarihsel omurgası. 19. yüzyıl başında i̇talya, parçalı bir mozaik: kuzeyde avusturya (habsburg) işgali, venedik ve lombardiya ellerinde; merkezde papalık devleti; güneyde iki sicilya krallığı (napoli ve sicilya), bourbon hanedanıyla feodal. napolyon, 1806-1815’te italyayı birleştirmiş, ama 1815 viyana kongresi dağılmış. 1848 devrimleri milliyetçiliği ateşlemiş, ama başarısız. giuseppe mazzini, idealist cumhuriyetçi, genç italyan’ın kurucusu, ama filmde gölgede. giuseppe garibaldi, 19. yüzyılın che guevara’sı; 1860’ta 2000 kişiyle (i mille) messina’ya çıkıp iki sicilya’yı devirmiş. güney amerika’da devrim kovalamış, alp avcıları’yla gerilla savaşları yapmış. partizan geleneği (bella ciao’nun kökü!) buradan boru mu. sonra zaten roma’ya saldıracağı korkusuyla kral tarafından hapse atılmış, aspromonte savaşı’nda (1862) italyan ordusuyla çatışmış, vurulmuş. filmde albay pallavicino’nun “onu ben sakat bıraktım” adiliği, bu ihaneti yansıtıyor. her krizde çağırılmış, milli kahraman, ama baş belası. kont cavour, torino merkezli savoy hanedanının pragmatik beyni; piemonte’yi modernize etmiş, kırım savaşı’na (1853-56) asker yollayarak tanınırlık kazanmış, 3. napolyon’la avusturya’yı yenmiş (1859, magenta ve solferino). vittorio emanuele ii, italya'nın ilk kralı (1861); roma, 1870’te alınmış, ama papa direnmiş.

sicilya’nın kurtuluşu kaotik. garibaldi’nin devrimi halk hareketi, ama cavour’un federatif vaatleri ölümüyle (1861) havada kalmış. kuzey’in “aydın” diskuru, güney’i “barbar” görüyor; sicilya, “afrikalaştırılmış” bir sömürge gibi. salina’nın “sicilyalılar kendilerini mükemmel sayar, vanitaları sefaletlerinden büyüktür” repliği, bu direnci özetliyor. kuzey-güney gerilimi, 90’larda salvatore toto riina gibi sicilyalıların kahramanlaşmasıyla, lega nord’un ayrılıkçı söylemleriyle sürüyor. mafya, vendetta, kan davası, feodal yapının ürünleri; modern devlet bunları kıramamış. 90’larda sicilyalı toto schillaci’nin milli takıma girip kahraman olması bile bu gerilimi yansıtıyor: kuzey’in milano’su, floransa’sı, torino’su futbolda domine ederken, güney’den çıkmak olay.

film, “rivoluzione senza rivoluzione” (devrimsiz devrim) diyor. salina, devrime şüpheyle bakıyor, ama yeğeni tancredi’nin garibaldicilere katılmasına izin veriyor. tancredi, devrimci hevesten kralın ordusuna geçip garibaldicilere “hırsız” diyor; aspromonte’de garibaldi’yi vuran pallavicino’ya salina’nın masada çıkışması, aristokratın haklıyı savunan hakem rolünü gösteriyor. tancredi’nin angelica’yla evliliği, aristokrasi-burjuvazi ittifakını simgeliyor, ama aşk mı, çıkar mı, muğlak. “se vogliamo che tutto rimanga com’e, bisogna che tutto cambi” (her şey olduğu gibi kalsın istiyorsak, her şey değişmeli) repliği, risorgimento’nun statükocu özünü özetliyor. visconti, ekonomik determinizmden kaçınıyor; salina sınıfını savunmuyor, tancredi pragmatik, don calogero goriot baba’daki gibi karikatür bir “nüvoris”.

ekonomik boyut mühim. feodal i̇talya’da kilise ve aristokratlar vergi vermiyor; burjuvazi, üretime dayalı vergilerle eziliyor. cavour’un piemonte’si, sanayileşme ve ulusal ekonomi için vergi reformu yapmış. parlamento, vergi pazarlığının merkezi: krallar, parayı toplamak için istişareye razı olmuş. türkiye’de meclis, ahkâm-ı adliye bu mantıktan çıkmış, ama 600 vekil ihale, hastane, üniversite kovalayınca sistem tıkanıyor tabii… neyse filmde bu açıkça işlenmese de, salina’nın çöküşü, feodal vergi sisteminin sonunu ima ediyor.

sanat tarihi açısından il gattopardo galeri gibi. visconti, sicilya’nın saraylarını, fresklerini, kostümlerini rönesans simetrisi ve barok’un dramatik chiaroscuro’suyla (caravaggio’ya selam) işliyor. balo sahnesi, barok’un görkemli ama çökmekte olan dünyasını yansıtırken, salina’nın melankolisi romantizm’in “eski dünya” nostaljisini taşıyor. jean-baptiste greuze’un la malediction paternelle (babası laneti) tablosu, aile ve aristokrasinin çöküşüne gönderme. leopar (serval, ufak leopar) simgesi, “noi fummo i gattopardi, i leoni; quelli che ci sostituiranno saranno gli sciacalli, le iene” (biz leoparlardık, aslanlardık; yerimizi çakallar, sırtlanlar alacak) repliğiyle vanitas temasını güçlendiriyor. açılış sahnesi, aristokrasinin ave maria ritüeliyle garibaldi’nin sicilya’ya çıkışını görmezden gelmesini, kilisenin kuma gömülü kafasını caravaggio kompozisyonu gibi sunuyor. cardinale’nin palazzo’ya koşması, botticelli’nin venüs’ün doğuşu’ndan fırlamış. son sahnede salina’nın palermo’nun karanlık sokaklarında yürüyüşü, “danse macabre” alegorisi. dans kartları (valse carte), 19. yüzyıl balolarının ritüelini yansıtırken, kostümler tiepolo fresklerini andırıyor. sarayda aile büyüklerinin portreleri, sicilya şehirlerinin yağlı boya krokileri, ispanyol sarayları ya da vatikan’daki gibi aristokrasinin toprakla bağını sergiliyor. principessa’nın garibaldi’nin sicilya’yı almasına histeriyle tepki verip papaza koşması, “kef aşağı mı?” diyerek duaya dalması, kilisenin ritüel gücünü sunuyor. “salve regina” duasının anında başlaması, aristokrasinin değişimi reddini görselleştiriyor.

filmin ruhu, değişimle statükonun dansında. salina, “45-50’den sonra dünyayı tanıyamazsın” diyerek aristokrasinin sonunu olgunlukla kabul ediyor. tancredi, devrimciden popülist politikacıya dönüşüyor; don calogero, “belgelerimiz hazırlanıyor” diyerek aristokrasi özentisini tiye alıyor. çeyiz pazarlığı sahnesi muazzam: salina susuyor, don calogero eli artırıyor, papaz kafa sallıyor; burjuvazinin kaypaklığı, kilise’nin rolü birkaç dakikada özetleniyor. salina’nın “kaç çocuğumu var karımın göbek deliği bile görmedim” isyanı, katolik ahlakına başkaldırı; metres sahnesindeki papazla “bayi toplantısı” muhabbeti, dinin kontrol mekanizmasını tiye alıyor. “makeval dame, sono uomo vigoroso” (benden ne istiyorsunuz, ben güçlü bir erkeğim) repliği, aristokratın insanlığını yansıtıyor bir yandan. “lamore e fuoco per un anno, cenere per trenta” (aşk bir yıl alev, 30 yıl kül), salina’nın pişmanlıklarını özetliyor. oyunculuklar şahane: lancaster vakur ama kırılgan, cardinale masum ama hırslı, delon hevesten pragmatizme geçişi kusursuz oynuyor, stoppa’nın don calogero’su nefret ettirip alkışlatıyor. detaylar manyak: “viva garibaldo” yazısı (sicilya aksanı), dans kartları, salina’nın mendil sahnesi. dil incelikli: aristokratlar eğitimli, güney aksanı az; halk “kekonilio” (tavşan, “what the devil” gibi), “padrene pace” gibi sicilya jargonunda.

cinsel tansiyon her zamanki gibi tavan, sonuçta italyan sineması klasiği. lancaster’ın duştan çıkıp rahiple kurulanma sahnesi, cardinale’yle balodaki dansı, tancredi’nin kıskanç bakışları… bertolucci, pasolini filmlerindeki o italyan “tansiyonu” burada da var. don calogero, türk sinemasında şükrü erbaş ya da kemal sunal’ın şabanoğlu şaban’ındaki sonradan görmelere benziyor. visconti’nin “kızıl kont”luğu (milano dükleri visconti’lerden, ama komünist) bu eleştiriyi keskinleştiriyor.

cardinale’e ayrı parantez. pembe panter’deki (1963, ilki) dansı, i soliti ignoti’deki sicilyalı kız, il gattopardo’daki angelica… hepsinde masum ama hırslı. peter sellers’ın pembe panter’deki “kibirli aptal” tiplemesi, dr. strangelove’daki dehası muhteşem, ama gerçek hayatta iğrenç biriymiş. il gattopardo, cardinale’in zirvesi. visconti’nin her detayı (mendilden dans kartına) hesaplaması, replikleri (quentin tarantino’nun reservoir dogs diyaloglarına taş çıkarır) filmi unutulmaz kılıyor.

il gattopardo, visconti’nin aristokrat-komünist çelişkisiyle, risorgimento’nun statükocu yalanını, sicilya’nın değişmezliğini, insan ruhunun açmazlarını anlatıyor. balo sahnesi barok alegori, salina’nın palermo’da yürüyüşü aristokrasinin vedası. sinema, italya ve sanat tarihi dersi gibi. 205 dakika, italyanca restore versiyon. favori replik: “se vogliamo che tutto rimanga com’e, bisogna che tutto cambi.” puan: 9.5/10 dublaj 0.5 kırdı, visconti affetsin.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim