1.
w.a.s.p.'ın the crimson idol albümünde yaratılan, aslında rock yıldızı olmaktan çok sevilmek isteyen bir adamın hikayesi. çocukken ailesinin içinde bile kendine yer bulamıyor. babasının gözünde hep yetersiz, kardeşi michael'ın gölgesinde. evden kaçıp rock'n'roll'un peşinden gidiyor ve sonunda istediği her şeye sahip oluyor: para, şöhret, kadınlar, sahneler, milyonlarca insanın sevgisi...
ama bir problem var. milyonlarca insan onu seviyor fakat onun gerçekten istediği birkaç insan hala sevmiyor. işte jonathan'ın trajedisi tam burada başlıyor. çünkü hayatı boyunca eksikliğini hissettiği sevgiyi şöhretle satın alabileceğini sanıyor. fakat milyonların alkışı, çocukken babasının sırtına koymadığı elin yerini doldurmuyor. the idol tam olarak bu fark edişin şarkısı. sahne ışıkları altında herkes onu görüyor ama kimse onu görmüyor. ayna karşısında kendi yüzüne bakıyor ve karşısında bir idol değil, yıllardır sevgiyi yanlış yerde aramış yalnız bir adam buluyor. blackie lawless'ın yarattığı karakterin en vurucu tarafı da bu zaten: jonathan aslında başarıya ulaşamıyor değil; başardığı şeyin hiçbir zaman asıl istediği şey olmadığını çok geç anlıyor.
üstelik jonathan tamamen kurgusal bir karakter olsa da lawless yıllar sonra karakterin kendisinden ve tanıdığı çeşitli insanlardan parçalar taşıdığını, başlangıçta söylediği "yüzde on" oranının geriye dönüp baktığında daha yüksek olduğunu anlatmıştı. bu yüzden jonathan steele'i yalnızca "trajik rock yıldızı" diye okumak eksik kalıyor. o, insanın kendisini sevmeyen insanlara kendisini sevdirmeye çalışırken kendisini kaybetmesinin hikayesi.
ve belki de the crimson idol'un en acı tarafı şu: jonathan milyonların idolü oluyor. ama hayatı boyunca yalnızca birkaç kişinin oğlu olmak istemişti.
ama bir problem var. milyonlarca insan onu seviyor fakat onun gerçekten istediği birkaç insan hala sevmiyor. işte jonathan'ın trajedisi tam burada başlıyor. çünkü hayatı boyunca eksikliğini hissettiği sevgiyi şöhretle satın alabileceğini sanıyor. fakat milyonların alkışı, çocukken babasının sırtına koymadığı elin yerini doldurmuyor. the idol tam olarak bu fark edişin şarkısı. sahne ışıkları altında herkes onu görüyor ama kimse onu görmüyor. ayna karşısında kendi yüzüne bakıyor ve karşısında bir idol değil, yıllardır sevgiyi yanlış yerde aramış yalnız bir adam buluyor. blackie lawless'ın yarattığı karakterin en vurucu tarafı da bu zaten: jonathan aslında başarıya ulaşamıyor değil; başardığı şeyin hiçbir zaman asıl istediği şey olmadığını çok geç anlıyor.
üstelik jonathan tamamen kurgusal bir karakter olsa da lawless yıllar sonra karakterin kendisinden ve tanıdığı çeşitli insanlardan parçalar taşıdığını, başlangıçta söylediği "yüzde on" oranının geriye dönüp baktığında daha yüksek olduğunu anlatmıştı. bu yüzden jonathan steele'i yalnızca "trajik rock yıldızı" diye okumak eksik kalıyor. o, insanın kendisini sevmeyen insanlara kendisini sevdirmeye çalışırken kendisini kaybetmesinin hikayesi.
ve belki de the crimson idol'un en acı tarafı şu: jonathan milyonların idolü oluyor. ama hayatı boyunca yalnızca birkaç kişinin oğlu olmak istemişti.
devamını gör...