1.
laura nyro, 60'lı yılların ilk şarkı yazarlarındandır. şarkılarına new york'un ruhunda yarattığı değişimleri yansıtmıştır.
onun için şehir hayatı, tanrı ve şeytanın çalışma alanıdır. nyro'nun müziğini tanımlamak, hele ki herhangi bir kategoriye yerleştirmek güçtür. bütünüyle müzikal formda yazan gerçek bir ozandır o.
müziği birçok etkiyi barındırır: gospel, modern caz, biraz blues, gershwin, berstein ve hatta stravinsky. tüm bu etkilerden kişisel bir üslup yaratmayı başarmıştır nyro.
bir şarkı yazarı, ozan olarak nyro için sözcüklerin anlamlarından çok ses ve renkleri önemliydi. piyano çalıyor ve sesini bir enstrüman gibi kullanabiliyordu. ancak müziği okuyamazdı. kendisine eşlik eden müzisyenlere nasıl bir tını istediğini anlatabilmek için sesleri renk tonlarıyla tanımlıyordu.
ilk albümü "more than a discovery" pek başarılı sayılmazdı. henüz 18 yaşındayken çıkardığı bu albümde keskin gözlem ve algılarını sözcüklere dökmekte yetersiz kalmıştı. 1968'de çıkardığı itiraf şarkılarından oluşan "eli and thirteenth confession" 60'ların sonlarında çıkan bir avuç konsept albümden biridir. ve bu albümde bir derinlik vardır.
"eli and thirteenth confession" albümü çocukluktan genç kadınlığa geçişi yansıtır. bu anlamda epik bir albümdür. dinsel tonların yanı sıra, örtülü bir erotizm de vardır. genç bir kadının iç dünyasının titreşimi, ruhunun uğultuları duyulur. dinsel ve cinsel imgeler iç içedir. (zaten nyro bir röportajında bir zamanlar rahibe olmak istediğini, sonradan bu fikrinden vazgeçtiğini açıklar.)
nyro nörotik ve kırılgan olarak tanımlar kendisini. fakat acılarını dramatize etmeden dile getiriyordur ve asla cinsiyetsiz değildir. katolikçe bir günah duygusu ve baştan çıkarılma isteği yanyanadır. tüm bunları hissettirdiği albümünün başarısından sonra ise kendisine "bronxlu ophelie" adı takılmıştır.)
nyro kendisini kuşatan sefaletten lirik bir şiir yaratabilmişti. new york'un nayro üzerindeki etkisi, baudelaire'in paris ile olan ilişkisi gibidir adeta... new york'un yüreğinde gizem ve romans bulduğunu söyleren nyro, şehrin güzellik ve çirkinliklerini romantize etmeden serinkanlılıkla dile getirmiştir. müziğinde sayrılık, akıl karışıklığı ve cinnet üzerine kurulmuş şaşırtıcı bir denetim vardır. sylvia plath, anne sexton gibi kimi kadın ozanların itiraf şiirlerini de çağrıştırır.
o, tehlike bölgesine yolculuktan ürkmemiş ve uçurumun kıyısına doğru cesaretle yol almıştır.
bağımlılığına şarkılarında "şeytan" ve "kaplan" imgeleriyle * değinmiştir. lsd ile yaşadığı gerilimli bir deneyimden sonra ise, artık kaybeden olmaktan çıkarak kazanan olmaya başladığını söylemiştir.
nyro, janis ıan gibi rock müziğe ilk kez feminist bir bakış getirerek "kadınlık" sorunlarına değinmiş bir öncüdür.
kariyeri boyunca (bkz: joni mitchell)ile aralarında benzerlikler bulunmuştur. mitchell bir "hippi tanrıçası" iken, nyro "bohemyanın prensesi" olarak adlandırılmıştır. o, bedeli ne olursa olsun deneyimleri yaşamaktan kaçmaz ve hayatı da uçurumun kıyısında kucaklar.
"the devil is hungry
the devil is sweet"
onun için şehir hayatı, tanrı ve şeytanın çalışma alanıdır. nyro'nun müziğini tanımlamak, hele ki herhangi bir kategoriye yerleştirmek güçtür. bütünüyle müzikal formda yazan gerçek bir ozandır o.
müziği birçok etkiyi barındırır: gospel, modern caz, biraz blues, gershwin, berstein ve hatta stravinsky. tüm bu etkilerden kişisel bir üslup yaratmayı başarmıştır nyro.
bir şarkı yazarı, ozan olarak nyro için sözcüklerin anlamlarından çok ses ve renkleri önemliydi. piyano çalıyor ve sesini bir enstrüman gibi kullanabiliyordu. ancak müziği okuyamazdı. kendisine eşlik eden müzisyenlere nasıl bir tını istediğini anlatabilmek için sesleri renk tonlarıyla tanımlıyordu.
ilk albümü "more than a discovery" pek başarılı sayılmazdı. henüz 18 yaşındayken çıkardığı bu albümde keskin gözlem ve algılarını sözcüklere dökmekte yetersiz kalmıştı. 1968'de çıkardığı itiraf şarkılarından oluşan "eli and thirteenth confession" 60'ların sonlarında çıkan bir avuç konsept albümden biridir. ve bu albümde bir derinlik vardır.
"eli and thirteenth confession" albümü çocukluktan genç kadınlığa geçişi yansıtır. bu anlamda epik bir albümdür. dinsel tonların yanı sıra, örtülü bir erotizm de vardır. genç bir kadının iç dünyasının titreşimi, ruhunun uğultuları duyulur. dinsel ve cinsel imgeler iç içedir. (zaten nyro bir röportajında bir zamanlar rahibe olmak istediğini, sonradan bu fikrinden vazgeçtiğini açıklar.)
nyro nörotik ve kırılgan olarak tanımlar kendisini. fakat acılarını dramatize etmeden dile getiriyordur ve asla cinsiyetsiz değildir. katolikçe bir günah duygusu ve baştan çıkarılma isteği yanyanadır. tüm bunları hissettirdiği albümünün başarısından sonra ise kendisine "bronxlu ophelie" adı takılmıştır.)
nyro kendisini kuşatan sefaletten lirik bir şiir yaratabilmişti. new york'un nayro üzerindeki etkisi, baudelaire'in paris ile olan ilişkisi gibidir adeta... new york'un yüreğinde gizem ve romans bulduğunu söyleren nyro, şehrin güzellik ve çirkinliklerini romantize etmeden serinkanlılıkla dile getirmiştir. müziğinde sayrılık, akıl karışıklığı ve cinnet üzerine kurulmuş şaşırtıcı bir denetim vardır. sylvia plath, anne sexton gibi kimi kadın ozanların itiraf şiirlerini de çağrıştırır.
o, tehlike bölgesine yolculuktan ürkmemiş ve uçurumun kıyısına doğru cesaretle yol almıştır.
bağımlılığına şarkılarında "şeytan" ve "kaplan" imgeleriyle * değinmiştir. lsd ile yaşadığı gerilimli bir deneyimden sonra ise, artık kaybeden olmaktan çıkarak kazanan olmaya başladığını söylemiştir.
nyro, janis ıan gibi rock müziğe ilk kez feminist bir bakış getirerek "kadınlık" sorunlarına değinmiş bir öncüdür.
kariyeri boyunca (bkz: joni mitchell)ile aralarında benzerlikler bulunmuştur. mitchell bir "hippi tanrıçası" iken, nyro "bohemyanın prensesi" olarak adlandırılmıştır. o, bedeli ne olursa olsun deneyimleri yaşamaktan kaçmaz ve hayatı da uçurumun kıyısında kucaklar.
"the devil is hungry
the devil is sweet"
devamını gör...
2.
daha 1960'larda yoga bulunmadan önce bile yoga yapan, ffm'e açık olumlu bir insan olarak biliyorum kendisini. baygın bakarmış rahmet olsun. dolu dolu yaşamış bence bu hayatı.
devamını gör...