favori grubum olan amerikan progressive metal topluluğu symphony x'in klavyecisi; iki adet de solo albümü vardır.

bir jordan rudess kadar uçuk veya kevin moore kadar inovatif olmasa da çok iyi klavyecidir ve symphony x'in değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceği bir elemanıdır. grubun 1994'ten beri, yani başından beri tuşlulardan sorumlu olan elemanı olmuştur. topluluğun esas kurucu elemanı fantastik gitarist michael romeo olsa da, ondan hemen sonra da pinnella gelmektedir.

kanımca zirvesi (pinnella's pinnacle), sx'in 2000 çıkışlı v: the new mythology suite albümüdür; yani klavyecinin sound, dinamikler ve performans bablarında en nüfuzlu olduğu albüm budur ki bu aynı zamanda benim favori sx albümüm olmakla da kalmadığı gibi genel bağlamda da en sevdiğim 2 albümden biridir. gerçekten çok şey katmıştır bu albüme, pinnella. yalnız kimisi için de the divine wings of tragedy de olabilir michael'ın yıldızının en çok parladığı albüm ve buna karşı bir şey diyemem; müzik, zevk ve renk işi ve herkesin algısı kendisine özel. v'daki ton seçimlerine, yarattığı melodilere, kattığı mistisizm ve atmosfere hayranım pinnella'nın.

symphony x'in bundan bir sonraki stüdyo albümü the odyssey ile birlikte klavyenin "baskınlığı" git gide azalmaya başlıyor topluluğun müziğinde. pinnella'nın bundan hiç şikeyet ettiğini duymadım ama hayranlar bazında tablo hiç de öyle değil; grubun ve spesifik olarak romeo'nun yemediği laf kalmadı bu yüzden. * ancak klavyelerden vazgeçmiş de değiller. örneğin sondan bir önceki albümleri, 2011 çıkışlı iconoclast albümüne ismini veren parçada öyle bir klavye solo atıyor ki abimiz... üffff... grubun klavyelerin dominantlığını azaltmasının başat gerekçesi olarak, 2000 ve sonrasında symphony x'in çok turneye çıkan bir grup olmaya evrilmesini görüyorum. yani canlıda böyle gaz, gitarların cayır cayır, bangır bangır olduğu şarkılar seyircileri daha çok gaza getiriyor ve topluluğun konser seyircisiyle bütünleşmesinde önemli bir faktör olabiliyor. gene de ben v'daki gibi bir sound'u tercih ederdim de grubun bileceği iş. saygı duymaktan başka bir şey yapamam bu yöndeki kararlarına.

michael pinnella'nın solo albümlerine gelelim şimdi. öncelikle ben ikisini de epey beğeniyorum ama ilk albümü enter by the twelfth gate'i daha bir çok seviyorum. böyle noel şarkılarıyla karışık gotik bir karanlık da sunuyor burada michael ki bunu çok iyi kotarmış gerçekten. ayrıca, bu iki albümün de bir "klavyeci solo albümü" olduğu gözlere sokulmuyor; yani kişisel şov yapmaktan ziyade grup müziğinden beklenen etmenler domine ediyor pinnella'nın solo albümlerini. sound'da klavyeler elbette standartlara göre önlerde ama parçaların iskeletlerini çatırdatacak, ambiyansını bozuntuya uğratacak atraksiyonlarda bulunmuyor bu albümlerinde, klavyeci. eminim istese "viyüvvvvv viyüvvvvvvvvvv" diye ortalığı inletecek, dinleyicinin aklını alacak şeyler de yapabilirmiş bu albümlerde ancak bunu tercih etmemiş. zaten kendisi de öyle egolu, öne çıkayım heveslerinde biri olmamıştı hiçbir zaman. solo albümlerinde de bu mütevazılığını korumuş.

progressive metal, metal müziğin en sevdiğim alt türüdür ve bu türde klavye(ci) kullanımı epey yaygındır; hatta belki de prog metal gruplarının çoğunun bir klavyecisi vardır. bunu saymadım veya sayamam ama tahminim bu yönde. her progressive metal grubunun da pinnella gibi uyumlu ve uzun süreli bir grup elemanı da olabilen kalifiye bir klavyecisi olamıyor ama. bu bakımdan hem symphony x şanslı hem de biz hayranları şanslıyız bence derim ve bu yazıyı da burada noktalarım.

şimdi müzik konuşsun: *





devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"michael pinnella" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim