1.
(tematik)
leluslebelus isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
açılımı ''obsesif kompulsif kişilik bozukluğu'' olan kısaltmadır.
(bkz: obsesif kompulsif bozukluk) başlığında gerekli bilgiler verilmiştir.
açılımı ''obsesif kompulsif kişilik bozukluğu'' olan kısaltmadır.
(bkz: obsesif kompulsif bozukluk) başlığında gerekli bilgiler verilmiştir.
devamını gör...
2.
bir üst tanımda belirtildiği gibi (bkz: obsesif kompulsif bozukluk) başlığı altında tanımlanmaması gereken bir kişilik bozukluğudur.
halk arasında çoğunlukla “mükemmeliyetçilik” olarak adlandırılır ve bu okkb ile kıyaslandığında oldukça nahif ve sevimli bir adlandırmadır.
bir yandan bir an evvel okkb’ye sert bir giriş yapıp, halkın dilindeki “mükemmeliyetçilik” sözünden keskin bir çizgiyle ayırmak istiyorum ama öte yandan önce okb ile okkb arasında farkı anlatmanın doğru olacağını düşünüyorum.
okb, yani obsesif kompulsif bozukluğa sahip birisi elllerini 10 kere yıkamak ister. bunun için birden fazla sebebi olabilir, fakat kendine engel olamaz. ya da evden çıkarken ocağı kapattığını bilir, fakat “ya açık kaldıysa” endişesiyle eve geri döner ve ocağı kontrol eder. çok daha derin özellikleri vardır, ancak okb’nin ne olduğuna dair genel bilgi vermek açısından bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. zira konumuz okkb.
obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (okkb), bir kişinin dünyayı algılama, olayları yorumlama ve diğer insanlarla ilişki kurma biçimine tamamen sinmiş, katı bir mükemmeliyetçilik ve kontrol durumudur. yani hayatını mükemmel olmak uğruna feda etme durumudur. okkb’si olan bir insan, hayatı üzerinde yürünmesi gereken ince bir ip olarak görür. haliyle bu yolda onun için hataya yer yoktur.
en belirgin özellikleri aşırı detaycı olmalarıdır. örneğin bir işi sonuca ulaştırırken o işi mükemmelleştirmek için uğraştıkları çaba, ulaşmak istedikleri asıl hedefin önüne geçebilir. küçük ayrıntıları bile düzeltip netleştirmek isterlerken, hedeften sapabilir ve asıl ifade etmek istedikleri şeyi net bir şekilde ifade edemeyebilirler. bu ayrıntılara takılıp kalmaları nedeniyle kendileri için çözümü çok basit problemler bile uzun zaman alan kontrol döngüsüne dönüşebilir.
takım çalışmasında zorlanırlar ve hatta bu neredeyse imkansızdır. zihinlerinde bir işin yapılabileceği tek bir doğru yol vardır ve o yolu sadece kendileri bilirler. bir işi başkasına yaptırmaları gerektiğinde öylesine sıkı bir denetim ve kurallarla sınırlar koyarlar ki, işi yapacak kişi kendisi için hareket alanı bulamaz. nefes alamaz hale gelir. başkasının yaptığı bir iş onların kurallarına uymuyorsa, çok fazla efor sarf etmek uğruna o işi kendileri yapmayı da göze alırlar. bu durum iş hayatında onları mikro yönetici pozisyonuna sokar ve ekip içi huzursuzluğun temel kaynağı haline gelirler. (bkz: kraldan çok kralcı)
aynı sert kurallar kendileri için de geçerlidir. kişinin kendi zihninde kurduğu hapishanenin ham gardiyanı hem de mahkumudurlar. bu kişiler için hata yapmak, sadece bir işeyi yanlış yapmak değil, kendi öz saygılarının temelinden sarsılmasıdır. bu durum, bir süre sonra devamlı bir iç gerginliğe ve mutsuzluğa dönüşür. çünkü hayat dediğimiz şey, neresinden tutsak kusurludur ve birçoğumuzun eline hep mahrem yerleri gelir. bu kişiler ise kusurluluğu bir tehdit olarak görür ve yaşadıkları sürece asla tam anlamıyla rahatlayamazlar.
okkb, kişinin çevresi tarafından “gıcık bir insan” olarak algılanması dışında, kişinin kendi potansiyelini, huzurunu ve hayatın renklerini mükemmeliyetçilik uğruna feda ettiği bir illettir. kişiye verdiği en büyük hediye yalnızlıktır. zira okkb mağduru kişi, herkesin kendi yüksek standartlarına ve katı kurallarına uymasını bekler. haliyle birçok kişi de bu kurallara uymak istemez.
okkb beraberinde erteleme hastalığı denen illeti de getirir. kısaca özetlem gerekirse, bir işe başlarken boğuşacağınız detayların ve harcayacağınız zihinsel enerjinin ağırlığını önceden kestirdiğiniz için, o işe hiç başlamamak adına zihninizin ürettiği savunma mekanizmalarıdır erteleme hastalığı denen şey. mesela yazmanız gereken bir hikaye vardır ve siz öncelikle kedinizin tırnaklarını kesmeniz gerektiğini düşünüyorsunuzdur. sonra da kesilen tırnaklar nedeniyle evin temizlenmesi gerektiğini...
halk arasında çoğunlukla “mükemmeliyetçilik” olarak adlandırılır ve bu okkb ile kıyaslandığında oldukça nahif ve sevimli bir adlandırmadır.
bir yandan bir an evvel okkb’ye sert bir giriş yapıp, halkın dilindeki “mükemmeliyetçilik” sözünden keskin bir çizgiyle ayırmak istiyorum ama öte yandan önce okb ile okkb arasında farkı anlatmanın doğru olacağını düşünüyorum.
okb, yani obsesif kompulsif bozukluğa sahip birisi elllerini 10 kere yıkamak ister. bunun için birden fazla sebebi olabilir, fakat kendine engel olamaz. ya da evden çıkarken ocağı kapattığını bilir, fakat “ya açık kaldıysa” endişesiyle eve geri döner ve ocağı kontrol eder. çok daha derin özellikleri vardır, ancak okb’nin ne olduğuna dair genel bilgi vermek açısından bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. zira konumuz okkb.
obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (okkb), bir kişinin dünyayı algılama, olayları yorumlama ve diğer insanlarla ilişki kurma biçimine tamamen sinmiş, katı bir mükemmeliyetçilik ve kontrol durumudur. yani hayatını mükemmel olmak uğruna feda etme durumudur. okkb’si olan bir insan, hayatı üzerinde yürünmesi gereken ince bir ip olarak görür. haliyle bu yolda onun için hataya yer yoktur.
en belirgin özellikleri aşırı detaycı olmalarıdır. örneğin bir işi sonuca ulaştırırken o işi mükemmelleştirmek için uğraştıkları çaba, ulaşmak istedikleri asıl hedefin önüne geçebilir. küçük ayrıntıları bile düzeltip netleştirmek isterlerken, hedeften sapabilir ve asıl ifade etmek istedikleri şeyi net bir şekilde ifade edemeyebilirler. bu ayrıntılara takılıp kalmaları nedeniyle kendileri için çözümü çok basit problemler bile uzun zaman alan kontrol döngüsüne dönüşebilir.
takım çalışmasında zorlanırlar ve hatta bu neredeyse imkansızdır. zihinlerinde bir işin yapılabileceği tek bir doğru yol vardır ve o yolu sadece kendileri bilirler. bir işi başkasına yaptırmaları gerektiğinde öylesine sıkı bir denetim ve kurallarla sınırlar koyarlar ki, işi yapacak kişi kendisi için hareket alanı bulamaz. nefes alamaz hale gelir. başkasının yaptığı bir iş onların kurallarına uymuyorsa, çok fazla efor sarf etmek uğruna o işi kendileri yapmayı da göze alırlar. bu durum iş hayatında onları mikro yönetici pozisyonuna sokar ve ekip içi huzursuzluğun temel kaynağı haline gelirler. (bkz: kraldan çok kralcı)
aynı sert kurallar kendileri için de geçerlidir. kişinin kendi zihninde kurduğu hapishanenin ham gardiyanı hem de mahkumudurlar. bu kişiler için hata yapmak, sadece bir işeyi yanlış yapmak değil, kendi öz saygılarının temelinden sarsılmasıdır. bu durum, bir süre sonra devamlı bir iç gerginliğe ve mutsuzluğa dönüşür. çünkü hayat dediğimiz şey, neresinden tutsak kusurludur ve birçoğumuzun eline hep mahrem yerleri gelir. bu kişiler ise kusurluluğu bir tehdit olarak görür ve yaşadıkları sürece asla tam anlamıyla rahatlayamazlar.
okkb, kişinin çevresi tarafından “gıcık bir insan” olarak algılanması dışında, kişinin kendi potansiyelini, huzurunu ve hayatın renklerini mükemmeliyetçilik uğruna feda ettiği bir illettir. kişiye verdiği en büyük hediye yalnızlıktır. zira okkb mağduru kişi, herkesin kendi yüksek standartlarına ve katı kurallarına uymasını bekler. haliyle birçok kişi de bu kurallara uymak istemez.
okkb beraberinde erteleme hastalığı denen illeti de getirir. kısaca özetlem gerekirse, bir işe başlarken boğuşacağınız detayların ve harcayacağınız zihinsel enerjinin ağırlığını önceden kestirdiğiniz için, o işe hiç başlamamak adına zihninizin ürettiği savunma mekanizmalarıdır erteleme hastalığı denen şey. mesela yazmanız gereken bir hikaye vardır ve siz öncelikle kedinizin tırnaklarını kesmeniz gerektiğini düşünüyorsunuzdur. sonra da kesilen tırnaklar nedeniyle evin temizlenmesi gerektiğini...
devamını gör...