1.
tam adı publius ovidius naso olan romalı şair . sanatçılara oldukça kıymet verenagustus'u bile çileden çıkarmayı başarmış ve sürgüne gönderilmiştir. bilinen sebebi, ars amatoria isimli eserlerinin uygunsuz bulunmasından dolayı sürgün edildiği olsa da , agustus'un torununa sarktığı için sürgün edildiğine dair spekülasyonlar da vardır. sürgün edildiği zamanlar , eşine yazdığı mektuplar insanı ağlatacak kadar güzeldir. mitolojik figürler eserlerinde çok sık görülür, olabildiğince açık, sade bir dil tercih etmiştir. eserlerinde kendinden oldukça sık söz eder, öyle ki tristia isimli eseri otobiyografik kabul edilmiştir. karamsar ruhum horatius yanlısı olduğu için tarafımca pek sevilmez fakat fastorum libri sex isimli 6 kitaplık latin şiiri gerçek anlamda dehşet verici bir güzelliğe sahiptir. ki bu eserin birebir çevirisi altı takvim kitabı olsa bile farklı isimlerle de anılmış ve farklı biçimlerde de çevrilmiştir. yunan-roma didaktik geleneğine bağlı kalınarak yazılan şiirde ovid dönemin roma geleneklerini, kutlanılan özel ve kutsal günlerin altında yatanları birden fazla etiyoloji ile açıklar.
--- alıntı ---
yeşillik dolu ida vadilerinin ortasında ıssız,
çam ve meşe ağaçlarıyla dolu bir yer vardır;
o yer ki, orada ne uyuşuk bir koyun, ne de kayaları seven dişi bir keçi,
ne de hantal bir öküz ağzını açıp otlanmıştır.
orada ben troya surlarını, yüksek damlarını ve denizi görebilmek için
büyük bir ağacın tepesine tırmanmıştım.
işte orada, bana bir anda güçlü ayak sesleriyle toprak sallanıyormuş gibi
geldi;
(gerçekleri söyleyeceğim; çünkü ancak gerçeğin gücü ile güven sağlanır.)
büyük atlas’ın ve pleion’un torunu mercurius
sihirli kanatlarıyla karşıma çıkıverdi.
(bunu görmeme izin verilmişti; gördüğüm bu şeyleri anlatmama da izin
vardır heralde.)
ve tanrının parmakları arasında altın bir asa vardı.
ve aynı anda üç tanrıça, venus ve pallas’la birlikte ıuno narin ayaklarıyla gelip çimenlere bastılar.
şaşkına döndüm ve kanatlı haberci bana
“dur korkma! sen güzelliğin yargıcısın: tanrıçaların yarışına bir son ver!
içlerinden bir tanesi güzellik açısından öbür ikisini yenmeyi hak etsin!”
deyince buz gibi bir korkuyla tüylerim diken diken oldu.
geri çeviremezdim, mercurius bunu bana ıuppiter’in ağzından emretmişti.
ve hemen yıldızlara doğru uçup gitmişti.
zihnimi toparladım ve üzerime bir cesaret geldi;
ve her bir tanrıçaya dönüp bakmaktan çekinmedim.
hepsi de yenmeyi hak ediyordu ve ben yargıç olarak
hepsini birden seçemeyecek olmaktan hayıflanıyordum.
ama bununla birlikte o an artık içlerinden biri bana daha cazip geliyordu;
tahmin edebileceğin gibi o aşkı uyandıran tanrıçaydı.
hepsi de kazanmaya can atıyordu; muhteşem hediyeler vaat ederek
benim kararımı etkilemek için yanıp tutuşuyordu.
ıuppiter’in eşi ‘krallık’, kızı ise ‘yiğitlik’ sundu;
ben bir an yetkinliği mi, yoksa güçlü olmayı mı isteyeyim diye tereddüt ettim.
venus tatlı tatlı bana gülümsedi ve
“paris, her biri dert kaynağı olan korku dolu bu hediyeler seni etkilemesin!”
dedi;
“ben sana seveceğin bir şeyi vereceğim ve
güzel leda’nın daha da güzel kızı bizzat senin kollarına gelecek"
böyle söyledi ve gerek hediyesi, gerekse güzelliği ile eşit biçimde onay almış
olarak
zafer kazanmış tanrıça göğe yükseldi!
--- alıntı ---
--- alıntı ---
yeşillik dolu ida vadilerinin ortasında ıssız,
çam ve meşe ağaçlarıyla dolu bir yer vardır;
o yer ki, orada ne uyuşuk bir koyun, ne de kayaları seven dişi bir keçi,
ne de hantal bir öküz ağzını açıp otlanmıştır.
orada ben troya surlarını, yüksek damlarını ve denizi görebilmek için
büyük bir ağacın tepesine tırmanmıştım.
işte orada, bana bir anda güçlü ayak sesleriyle toprak sallanıyormuş gibi
geldi;
(gerçekleri söyleyeceğim; çünkü ancak gerçeğin gücü ile güven sağlanır.)
büyük atlas’ın ve pleion’un torunu mercurius
sihirli kanatlarıyla karşıma çıkıverdi.
(bunu görmeme izin verilmişti; gördüğüm bu şeyleri anlatmama da izin
vardır heralde.)
ve tanrının parmakları arasında altın bir asa vardı.
ve aynı anda üç tanrıça, venus ve pallas’la birlikte ıuno narin ayaklarıyla gelip çimenlere bastılar.
şaşkına döndüm ve kanatlı haberci bana
“dur korkma! sen güzelliğin yargıcısın: tanrıçaların yarışına bir son ver!
içlerinden bir tanesi güzellik açısından öbür ikisini yenmeyi hak etsin!”
deyince buz gibi bir korkuyla tüylerim diken diken oldu.
geri çeviremezdim, mercurius bunu bana ıuppiter’in ağzından emretmişti.
ve hemen yıldızlara doğru uçup gitmişti.
zihnimi toparladım ve üzerime bir cesaret geldi;
ve her bir tanrıçaya dönüp bakmaktan çekinmedim.
hepsi de yenmeyi hak ediyordu ve ben yargıç olarak
hepsini birden seçemeyecek olmaktan hayıflanıyordum.
ama bununla birlikte o an artık içlerinden biri bana daha cazip geliyordu;
tahmin edebileceğin gibi o aşkı uyandıran tanrıçaydı.
hepsi de kazanmaya can atıyordu; muhteşem hediyeler vaat ederek
benim kararımı etkilemek için yanıp tutuşuyordu.
ıuppiter’in eşi ‘krallık’, kızı ise ‘yiğitlik’ sundu;
ben bir an yetkinliği mi, yoksa güçlü olmayı mı isteyeyim diye tereddüt ettim.
venus tatlı tatlı bana gülümsedi ve
“paris, her biri dert kaynağı olan korku dolu bu hediyeler seni etkilemesin!”
dedi;
“ben sana seveceğin bir şeyi vereceğim ve
güzel leda’nın daha da güzel kızı bizzat senin kollarına gelecek"
böyle söyledi ve gerek hediyesi, gerekse güzelliği ile eşit biçimde onay almış
olarak
zafer kazanmış tanrıça göğe yükseldi!
--- alıntı ---
devamını gör...
2.
3.
ilk kez ovidius’un şiirinde narsisizm vurgusu yapılmıştır... şiir pınardaki yansımasına aşık olan narkisisos’u anlatmaktadır...
şiiri merak edenler için:
“gidermek isterken susuzluğunu artıyordu bir yandan susuzluğu;
içtikçe suya vuran güzelliğine hayran, seviyordu tensiz bir hayali,
vücut sanıyordu sulardakini. donakaldı paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle,
kımıldamaksızın bakıyordu kendine kendi şaşkın şaşkın.
bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,
isterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi”
şiiri merak edenler için:
“gidermek isterken susuzluğunu artıyordu bir yandan susuzluğu;
içtikçe suya vuran güzelliğine hayran, seviyordu tensiz bir hayali,
vücut sanıyordu sulardakini. donakaldı paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle,
kımıldamaksızın bakıyordu kendine kendi şaşkın şaşkın.
bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,
isterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi”
devamını gör...
4.
tam adı publius ovidius naso olan 20 mart mö 43 ve ms 17 yılları arasında yaşamış romalı şairdir.
latin edebiyatının üç kanonik şairinden biri kabul edilmesinin yanı sıra genellikle aşk, kadınlar ve mitoloji konulu şiirler kaleme almıştır.
roma imparatoru augustus tarafından sürgüne gönderildiği bilinmektedir.
ne denli derinden vurursa vursun beni sevgi
ne denli onulmaz olursa olsun açtığı yaralar
bir gün gelir çıkarırım acısını kat kat.
latin edebiyatının üç kanonik şairinden biri kabul edilmesinin yanı sıra genellikle aşk, kadınlar ve mitoloji konulu şiirler kaleme almıştır.
roma imparatoru augustus tarafından sürgüne gönderildiği bilinmektedir.
ne denli derinden vurursa vursun beni sevgi
ne denli onulmaz olursa olsun açtığı yaralar
bir gün gelir çıkarırım acısını kat kat.
devamını gör...