platon'nun ütopik devlet hayalini anlattığı kitabıdır.

demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. devam edilirse demagoglar türer. demagoglardan da diktatörler çıkar.
devamını gör...
türkçe'ye devlet adı altında çevrilen, platon'un ideal devlet anlayışını ortaya koyduğu kitabı. bence siyasetçiler kesinlikle ssokrates ve arkadaşları gibi insanlar olmalıdırlar, ama belki de siyasetçi olsalardı böyle olmazlardı. herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap olduğunu düşünmekteyim. platon bu kitabı sokrates'in ölümü üzerine yazmış. o öldüğünde 28 yaşındaymış. bende sabahattin eyüboğlu ve ali cimcöz'ün çevirdiği baskısı var ve ön sözüne phaidon'dan bir kısmı bırakmışlar. sokratesin ölümü:

"sokrates 'artık gidip yıkanma zamanı geldi. zehri içmeden önce yıkanmak yerinde olur sanırım. bir ölüyü yıkama işini kadınlara bırakmamalı' dedi. o zaman kriton söze karıştı: 'peki sokrates, buradakilerden ve benden çocukların ve daha başka şeyler üstüne isteklerin nedir? ne dileğin varsa söyle; sevdiğimiz için seni, canla başla yaparız.' 'ne mi istiyorum sizden? her zaman ne istedimse onu: kendi kendinize iyi bakın, böylece hem benim için, hem benimle ilgili her şey için hem de kendiniz için gereğinde yapılacak olanı seve seve yaparsınız; şimdiden söz vermeseniz bile. ama kendinize bakmazsanız, eskiden ve bugün konuştuklarımızdan çıkan sonuçlara göre yaşamazsanız, ne kadar söz verseniz, ne kadar yemin de etseniz, boştur.' 'peki öyle olsun' dedi kriton. 'elimizden geleni yaparız. ama nasıl gömelim seni? onu söyle bari.' 'nasıl isterseniz öyle. ölünce artık tutamazsınız ki beni, kaçmış olurum elinizden.'

bunları söylerken tatlı tatlı güldü, bize doğru bakarak 'dostlar, kriton'u bir türlü inandıramıyorum ki, asıl sokrates şu an sizlerle konuşan, her sözüne belli bir düzen veren sokrates'dir. ona kalırsa, ben biraz sonra ölecek olan sokrates'im. nasıl gömüleceğini sorduğu sokrates...'

bu sözler üzerine sokrates kalktı, yıkanmak için başka bir odaya gitti. kriton da onunla gitti 'bekleyin' dedi bize. biz de kendi aramızda konuşarak bekledik, o gün orada söylenen sözler üzerinde durduk. başımıza gelen felaketin büyüklüğünü, sokrates ile bir baba kaybettiğimizi, ömrümüz boyunca yetim kalacağımızı söyledik birbirimize.

yıkandıktan sonra, çocukları geldi yanına, kadınlar da geldi içeri. sokrates onlarla kriton'un yanında konuştu, son isteklerini söyledi, öğütler verdi. sonra kadınlarla çocukları dışarı çıkarttı bizim yanımıza geldi.

bir hayli kalmıştı yan odada; güneş de batmak üzereydi. gelir gelmez oturdu, fazla bir şey konuşulmadı artık. on birlerin adamı içeri girdi. sokratesin önüne gelerek: 'sokrates, sen onlar gibi değilsin. onlara hakimlerin adına zehri içmelerini söylediğim zaman kızıyorlar bana, küfrediyorlar. sen buraya gelmiş insanların en anlayışlısı, en değerlisi, en iyisisin. bunu birçok davranışların gösterdi bana. bugün bile bana hiç kızmadığını görüyorum. ölümüne kimlerin sebep olduğunu, kimlere kızman gerektiğini, biliyorsun da ondan... haydi uğurlar olsun. madem kurtuluş yok, rahat ölmeye çalış.' dedi. sözlerini bitirirken başını arkaya çevirip ağladı ve gitti. sokrates arkasından: 'sana da uğurlar olsun, dediğin gibi yaparım' dedi. sonra bize döndü: 'ne iyi adam. buraya geldim geleli sık sık görmeye geldi beni. zaman zaman da konuştuk onunla. az bulunur böylesi. bugün de candan ağladı benim için. haydi kriton, dediğini yapalım adamın. getirsinler zehri hazırsa, değilse söyle de ezsinler.' dedi. o zaman kriton 'evet ama, güneş daha batmadı sanıyorum. dağların üstünde olacak. hem sen de bilirsin ki, çokları zehir geldikten çok sonra içerler. daha önce güzel yemekler yer, şarap içer, bazıları isterse dilediğiyle sevişir bile. madem vakit var acele etme sen de.' dedi. 'kriton' dedi sokrates, 'o adamlar böyle yapmakla haklıdırlar, çünkü bununla bir şey kazandıklarını sanırlar. bense yapmamakta haklıyım, çünkü bir şey kazancağımı sanmıyorum. zehri biraz daha geciktirmekle kendi kendime gülünç olurum. hayata boşuna yapışıyorum, tükenmek üzere olan bir şeyi tutmaya çalışıyorum diye. hadi hadi dediğimi yap, boyuna karşı koma bana.'

bunun üzerine kriton köşede bekleyen uşağa işaret etti. uşak çıktı, biraz sonra zehri verecek adamla döndü. bu adam ezdiği zehri tas içinde elinde tutuyordu; onu görünce sokrates: 'gel bakalım ahbap, bu işleri en iyi bilen sensin. söyle bana ne yapacağımı.' dedi. 'kolay' dedi adam. 'içtikten sonra odanın içinde dolaşırsın, bacaklarında bir ağırlık hissedince uzanırsın, zehir de yapacağını yapar.' bu söz üzerine tasu uzattı. sokrates tası aldı ve inanır mısınız ekhekartes? ne kılı kıpırdadı, ne rengi attı, ne bir şey. her zamanki boğa bakışını alttan alttan adama çevirerek: 'ne dersin? bu içkiden tanrı iççin dökmeye izin var mı? yok mu?' dedi. 'sokrates' dedi adam. 'zehri tam yeteceği kadar eziyorum.' 'anlıyorum' dedi sokrates, 'ama herhalde tanrılara dua etmeme izin vardır. öteye gidişim daha kolay olsun diye; dilerim öyle olsun.' bunu söyler söylemez, hiç yüzünü buruşturmadan tası su içer gibi dibine kadar dikti.

o ana kadar hepimiz ağlamamak için kendimizi tutmuştuk ama zehri içtiğin görünce dayanamadık artık. ben de boşandım. başıma çektiğim örtünün altında ona değil, kendi kendime, böyle bir insanın dostluğundan olacağıma ağlıyordum. kriton benden önce boşanmış, kalkıp uzaklaşmıştı. başından beri ağlayıp duran apollodoros, şimdi gözyaşlarına acılı, öfkeli bağrışmalarını da kattı. onun bu hali sokrates'ten başka oradakilerin yüreklerini sarstı. ssokrates: 'ne oluyorsunuz? ne tuhaf adamlarsınız, insan böyle uğursuz sözler duymamalı ölürken, haydi tutun kendinizi. dayanıklı olun.' dedi. bunu duyunca utandık hep, yaşlarımızı tuttuk. o odada dolaşıp duruyordu. bir ara, bacaklarım ağırlaşıyor, dedi. adamın söylediği gibi sırtüstü uzandı. o sırada adam elini bastırıp sokrates'in bacaklarını yokluyordu. ayağını kuvvetle sıkıp sokrates'e acı duyup duymadığını sordu. hayır dedi sokrates. adam daha yukarıları sıktı ve bize katılaşıp soğumaya başladığını gösterdi. göğsüne dokunarak, 'soğuma yüreğine yakınlaşınca gidecek.' dedi. soğuma karnına doğru yayılmıştı ki, yüzüne örttüğü örtüyü kaldırdı, şu sözler dudaklarından çıkan son sözler oldu: 'kriton, asklepios'a bir horoz borcumuz var, dostlar ödemeyi unutmasın sakın.' 'peki öderiz, başka bir diyeceğin yok mu?' dedi kriton. cevap vermedi sokrates, bir an sonra birden kasıldı. adam yüzünü iyice açtı. sokrates'in bakışı donmuştu. bunu görünce kriton ağzını ve gözlerini kapadı.

işte ekhekrates, dostumuzun, zamanımızda tanıdığımız insanların en iyisi, en bilgesi ve en doğrusunun ölümü böyle oldu."
devamını gör...

filozoflar gerçeklik üzerine düşünmede iyi oldukları için platon onların sorumlu olmaları ve politik gücün tamamını ellerinde bulundurmaları gerektiğine inanmıştır. en ünlü eseri olan devlet'te, hayali bir mükemmel toplum betimledi. filozoflar en tepede olacak, özel bir eğitim alacaklardı; buna karşılık yönettikleri yurttaşlar uğruna kendi zevklerini bir yana bırakacaklardı. onların altında, ülkeyi korumak üzere eğitilmiş askerler, onların da altında çalışan kesim olacaktı. bu üç grubun mükemmel bir denge içinde olacağını düşünüyordu. platon; akılcı kısmının duyguları ve arzuları kontrol altında tuttuğu dengeli bir zihin gibi. ne yazık ki onun toplum modeli son derece anti-demokratikti ve insanları yalanların ve gücün birleşimiyle kontrol altında tutuyordu. platon çoğu sanatı, gerçekliği yanlış temsil ettikleri gerekçesiyle yasaklardı. ressam görünüşleri resmeder, fakat görünüşler formlar hakkında aldatıcıdır. platon'un ideal devletinde yaşamın her yönü, yukarıdan sıkı kontrol altında olacaktır. bugün bizim totaliter devlet olarak adlandıracağımız şeydir bu. platon insanların oy vermesine izin vermenin, yolcuların geminin dümeninde olmasına izin vermekten farksız olduğunu düşünmüştür dizginleri, ne yaptıklarını bilen insanlara vermek çok daha iyiydi. beşinci yüzyıl atina'sı platon'un devlet'te hayal ettiği toplumdan oldukça farklıydı. bir tür demokrasiydi ama nüfusun yalnızca yüzde onu oy kullanabiliyordu. sözgelimi kadınlar ve köleler otomatik olarak dışlanıyordu. ama yurttaşlar yasa önünde eşitti ve herkesin siyasi kararları etkilemekte eşit şansı olmasını garantiye alan kapsamlı bir seçim sistemi vardı. atinalılar genel olarak sokrates'e platon kadar yüksek değer veriyorlardı. tam tersine, pek çok atinalı sokrates'in tehlikeli olduğu, kasıtlı olarak hükümete zarar verdiği düşüncesindeydi. i.ö. 399'da, sokrates 70 yaşındayken, bu atinalılardan biri olan meletos onu mahkemeye verdi. sokrates'in atina tanrılarını ihmal ettiğini, onların yerine yeni tanrılar koyduğunu iddia ediyordu. atina'nın gençlerini yoldan çıkardığı, onları otoriteye karşı gelmeleri için teşvik ettiğini de söylüyordu. her ikisi de çok ciddi suçlamalardı. ne derece doğru olduklarını bilmek bugün için güçtür. sokrates öğrencilerini devletin dinine uymamaya teşvik etmiş olabilirdi gerçekten de. atina demokrasisiyle alay etmekten keyif aldığını gösteren bazı kanıtlar yok değildir. bu onun karakteriyle de tutarlı olurdu. kesin olan tek şey vardı: pek çok atinalı onun cezalandırılması gerektiğine inanıyordu. suçlu olup olmadığına dair oylama yaptılar. büyük jüriyi oluşturan 501 yurttaşın yarısından biraz fazlası onu suçlu bularak ölüme mahkûm etti. istese onları ikna ederek muhtemelen ölümden kurtulabilirdi. böyle yapmak yerine, atsineği olarak ününe toz kondurmamak istercesine, yanlış bir şey yapmadığını ve atinalıların onu cezalandırmak yerine ömrü boyunca bedava yemekle ödüllendirmeleri gerektiğini söyleyerek onları daha da kızdırdı. bu pek de hoş karşılanmadı. bedeni yavaş yavaş felç eden bir bitki olan baldırandan yapılan zehri içmeye zorlanarak idam edildi. sokrates karısı ve üç oğluyla vedalaştı, sonra öğrencilerini etrafına topladı. cevaplaması zor sorular sormadan, sessiz sedasız yaşamaya devam etmek gibi bir seçeneği olsa bile bunu kabul etmektense ölmeyi yeğlerdi. her şeyi sorgulamayı sürdürmesini söyleyen bir iç sese sahipti ve ona ihanet edemezdi. sonra bardaktaki zehri içti. kısa bir süre sonra öldü. sokrates, platon'un diyaloglarında yaşamaya devam eder. durmaksızın soru soran, şeylerin gerçekte nasıl olduklarını düşünmeyi bırakmaktansa ölmeyi tercih eden bu inatçı adam, o zamandan beri filozoflar için ilham kaynağı olmuştur.


(bkz: felsefenin kısa tarihi)
devamını gör...
grekçe polis sözcüğünden türeyen yasa, anayasa veya cumhuriyet anlamlarına gelen ve ne yazık ki çeviri rezaletlerinin güzide örneklerinden biri olan sözcük. bu sözcüğü herkes platon'un devlet isimli eseri olarak bilir fakat sözcüğün devlet sözcüğüyle doğrudan alakası yoktur. örneğin aristoteles'in politika isimli kitabının da orjinal adı politeiadır. platon'un ve aristoteles'in bu iki eserinin grekçe orijinal isimleri politeia olmasına rağmen platon'un eseri devlet, aristoteles'in eseri politika olarak çevrilmiştir. sözcüğün etimolojik kökeni olan polis kavramı, günümüzde atfedilen anlamdaki devlet kavramından farklı bir içeriğe sahiptir (makalelerimizde yazdık bunları kardeşim, okuyun diye yazdık; ikra!). vesselam politeia sözcüğü pek çok kişinin zannettiği gibi devlet anlamına gelmez, platon'a da aristoteles'e de devlet derseniz sizi küfür manyağı yapar.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim