yazar : robert a. heinlein
yayım yılı : 1949
mars'taki insan kolonilerinde yaşayan iki genç yatılı okula gönderilir. gençler, burada yöneticilerin gezegene dair yaptıkları korkunç planı öğrenirler ve bu durum onları bir maceraya sürükler.
yayım yılı : 1949
mars'taki insan kolonilerinde yaşayan iki genç yatılı okula gönderilir. gençler, burada yöneticilerin gezegene dair yaptıkları korkunç planı öğrenirler ve bu durum onları bir maceraya sürükler.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "anonim yazar 0006" tarafından 02.04.2022 14:38 tarihinde açılmıştır.
1.
sayın @karanliktakimum, filmi kıyıdan köşeden dolanarak, ipucu vermeme hassasiyeti göstererek, gayet sorumlu bir biçimde tanıtmış. kendisine teşekkür ediyorum. filme 5,7 puanı reva gören zalımların parmakları karıncalansın dilerim. ettiğinizi bulasınız. yaşattığınızı yaşamadan ölmeyesiniz. * bugün sağlam beddua havasındayım baştan uyarayım. yedinin altında puan verenle de selamı sabahı keserim ona göre. benim kızıl çizgim de budur!* işin latifesi bir yana ben de biraz kitabından bahsedeyim madem; red planet, robert a. heinlein'ın ilk olarak 1949 yılında yayınladığı bir roman. buradaki temel mesele şu ki, bir canlının marsın yerlisi mi olduğu, yoksa marsa başka yerlerden göç edip mi geldiği sorununa, ilk olarak heinlein eğilmiştir. * bizim istanbullu ikileminin, marsta vücut bulmuş haliyle karşı karşıyasınız. *
-hemşerim nerelisin?
-istanbulluyum.
-yahu tamam! hepimiz istanbulluyuz da aslen nerelisin?
-aslen de istanbulluyum.
-arkadaş senin deden meden yok mu?
-var.
-hah işte o nereli?
-istanbullu.
- bak şuradan git! sek sek oyna gel!
bizdeki temel sıkıntı bildiğiniz üzere, tam da bu şekilde ortaya çıkıyor. istanbul'un yerlisinin olacağına inanmıyor adamlar/kadınlar. istanbul'un yerlisinin olduğuna inanmayan adama/kadına, mars'ın da yerlisinin olduğunu nasıl anlatacaksınız? zor zanaat. neyse yine konuyu dağıtıyorsunuz, fena kırılıyorum size. herhalde milyon kere söylemişimdir; ''ben bir şey anlatırken, beni anlatacağım mevzudan uzaklaştırıp, şirazemi kaydırmayın!'' diye. kime söylüyorsam artık. umursayan yok!
kitap, insanoğlunun ortalığı toz duman edip yeni yuva arayışlarına girişmesini gayet güzel anlatır. cehenneme çevirdikleri dünyalarından, cennet yaratma hayalleri ile ayrılırlar. bir zebaniden, cennetin inşasında azami oranda yararlanabileceğini düşünenlerin hayal gücüne hayranım cidden. her seferinde aynı hayali kurmaktan vazgeçmiyorlar. abicim, bir kere hayal gücü dediğin şey özgün olmalı, tekrara düşüp, aynı yanlışlar ve ahmaklıklar üzerine inşa etmeye çalıştığınız şeyden hayal mi olur allah aşkına? ondan olsa olsa kâbus olur. işte heinlein bu kâbusu o kadar güzel anlatıyor ki, yeme de yanında yat. ingiltere'nin, amerika'nın, portekiz'in, ispanya'nın yediği herzelerin, marsta yeniden vücut bulma hali ironik bir biçimde anlatılırken, kitap su gibi akıp gidiyor. insana dair her şeyi, mars coğrafyasında bulabileceğiniz bir bilim kurgu romanı red planet. okuyun, memnun kalmazsanız iade edersiniz. yeni basımı var mı, yok mu? o kısma pek vakıf değilim. basımı yoksa bulduktan sonra iade etmezseniz sanki daha iyi olur gibi geldi bana. * bulunuz ve okuyunuz, beğenmezseniz yine okuyunuz, illaki, bir yerlerden sizi yakalayacaktır. yakalamıyorsa da zaten yapacak bir şey yok. başkasına verirsiniz, en azından cennetliğinizi yapmış olursunuz. yalnız konunun etrafından dolanacağım derken nefis saçmaladım. bu konuda kendimi tebrik ediyorum. müthiş iş çıkardım. fevkaladenin fevkinde bir rezalet. * rezalet puanım 10 üzerinden 9... daha rezil tanımlarda buluşmak üzere, hayırlı geceler dilerim. *
-hemşerim nerelisin?
-istanbulluyum.
-yahu tamam! hepimiz istanbulluyuz da aslen nerelisin?
-aslen de istanbulluyum.
-arkadaş senin deden meden yok mu?
-var.
-hah işte o nereli?
-istanbullu.
- bak şuradan git! sek sek oyna gel!
bizdeki temel sıkıntı bildiğiniz üzere, tam da bu şekilde ortaya çıkıyor. istanbul'un yerlisinin olacağına inanmıyor adamlar/kadınlar. istanbul'un yerlisinin olduğuna inanmayan adama/kadına, mars'ın da yerlisinin olduğunu nasıl anlatacaksınız? zor zanaat. neyse yine konuyu dağıtıyorsunuz, fena kırılıyorum size. herhalde milyon kere söylemişimdir; ''ben bir şey anlatırken, beni anlatacağım mevzudan uzaklaştırıp, şirazemi kaydırmayın!'' diye. kime söylüyorsam artık. umursayan yok!
kitap, insanoğlunun ortalığı toz duman edip yeni yuva arayışlarına girişmesini gayet güzel anlatır. cehenneme çevirdikleri dünyalarından, cennet yaratma hayalleri ile ayrılırlar. bir zebaniden, cennetin inşasında azami oranda yararlanabileceğini düşünenlerin hayal gücüne hayranım cidden. her seferinde aynı hayali kurmaktan vazgeçmiyorlar. abicim, bir kere hayal gücü dediğin şey özgün olmalı, tekrara düşüp, aynı yanlışlar ve ahmaklıklar üzerine inşa etmeye çalıştığınız şeyden hayal mi olur allah aşkına? ondan olsa olsa kâbus olur. işte heinlein bu kâbusu o kadar güzel anlatıyor ki, yeme de yanında yat. ingiltere'nin, amerika'nın, portekiz'in, ispanya'nın yediği herzelerin, marsta yeniden vücut bulma hali ironik bir biçimde anlatılırken, kitap su gibi akıp gidiyor. insana dair her şeyi, mars coğrafyasında bulabileceğiniz bir bilim kurgu romanı red planet. okuyun, memnun kalmazsanız iade edersiniz. yeni basımı var mı, yok mu? o kısma pek vakıf değilim. basımı yoksa bulduktan sonra iade etmezseniz sanki daha iyi olur gibi geldi bana. * bulunuz ve okuyunuz, beğenmezseniz yine okuyunuz, illaki, bir yerlerden sizi yakalayacaktır. yakalamıyorsa da zaten yapacak bir şey yok. başkasına verirsiniz, en azından cennetliğinizi yapmış olursunuz. yalnız konunun etrafından dolanacağım derken nefis saçmaladım. bu konuda kendimi tebrik ediyorum. müthiş iş çıkardım. fevkaladenin fevkinde bir rezalet. * rezalet puanım 10 üzerinden 9... daha rezil tanımlarda buluşmak üzere, hayırlı geceler dilerim. *
devamını gör...
