şeytan gibi fısılda melek gibi konuş
başlık "elzem" tarafından 19.03.2026 14:45 tarihinde açılmıştır.
1.
bir katman var; kimsenin görmediği, hatta bazen insanın kendine bile tam itiraf edemediği yer.
orada düşünceler daha çıplak, daha keskin. kıskançlık, öfke, korku, hesap…
hepsi orada sessizce dolaşır. bağırmazlar, dikkat çekmezler. fısıldarlar. çünkü fısıltı daha tehlikelidir; insanı yavaş yavaş ikna eder.
“bunu yaparsan ne olur ki?” der. “kimse bilmeyecek.” der. "aslında böyle biri değilsin ki" der. ve en çok da insanın kendi kendine kurduğu o karanlık diyaloglar büyür.
bir de dışarıya bakan yüz vardır. o yüz yumuşaktır. sözler dikkatle seçilir, ses tonu incelir, bakışlar sakinleşir. insanlar seni anlayışlı, nazik, hatta güvenilir biri olarak görür. çünkü orada bir düzen vardır. dağınıklık yoktur. içerideki karmaşa dışarı sızmaz. sen de sızdırmazsın. fısıldamanın sinsiliğinin aksine cümlelerin çok daha nahiftir.
asıl gerçeklik belki de bu ikisinin aynı anda var olmasıdır.
insan ne tamamen iyi ne de tamamen karanlıktır. ama çoğu zaman hayatta kalmak için birini saklamayı öğrenir. genelde saklanılan kısım ise şeytani olandır.
içerideki o fısıltılar bazen seni korur, bazen de yavaş yavaş değiştirir. dışarıdaki o “melek gibi konuşan” hâlin ise seni toplumun içinde tutar.
ve en karanlık tarafı şu olabilir: bir süre sonra hangisinin gerçek olduğunu ayırt etmek zorlaşır.
fısıldayan mı sensin, yoksa konuşan mı?
içindeki o sesler gerçekten sana mı ait, yoksa zamanla öğrendiğin bir savunma mı? hangisi sensin?
ne gerçekten şeytan gibi olabilirsin ne de tam anlamıyla melek. zaten olması gereken de budur aslında. gerçekliğin yanılsamasının kısa bir özeti, insanın kendi içindeki o ince çizgi.
peki ya insanlar da sana böyle yaklaşıyorsa?
şeytan gibi fısıldıyor ama melek gibi konuşuyorsa?
niyeti nasıl anlayabilirsin?
kandırıldın mı yoksa ikna mı edildin?
ikna olmak da kandırılmaktan mı geçer?
tüm bunları sorgulamak gerekli midir yoksa bomboş bir düşüncenin senden bir şeyler götürmesine izin mi veriyorsun?
kimsenin tam olarak masum olmadığı ama herkesin masum görünmeyi öğrendiği o çizgi. herkesin birbirine uyguladığı şeydir belki de.
içinde barınan şeytanının meleğe ihtiyacı olduğu kadar meleğinin de şeytana ihtiyacı vardır.
ve tüm bunları bir kenara bıraktığımızda ise farklı bir sorgunun kilidi açılır; ya masum olan melek değil de şeytansa?
o zaman tüm bu düşünceler boşa mı çıkar yoksa baştan mı yazılır? herkesin şeytanı farklı mıdır?
kafanız ne kadar karışırsa karışsın gerçek değişmez;
insanın en tehlikeli hâli, şeytan gibi fısıldayıp melek gibi konuşabildiği andır.
orada düşünceler daha çıplak, daha keskin. kıskançlık, öfke, korku, hesap…
hepsi orada sessizce dolaşır. bağırmazlar, dikkat çekmezler. fısıldarlar. çünkü fısıltı daha tehlikelidir; insanı yavaş yavaş ikna eder.
“bunu yaparsan ne olur ki?” der. “kimse bilmeyecek.” der. "aslında böyle biri değilsin ki" der. ve en çok da insanın kendi kendine kurduğu o karanlık diyaloglar büyür.
bir de dışarıya bakan yüz vardır. o yüz yumuşaktır. sözler dikkatle seçilir, ses tonu incelir, bakışlar sakinleşir. insanlar seni anlayışlı, nazik, hatta güvenilir biri olarak görür. çünkü orada bir düzen vardır. dağınıklık yoktur. içerideki karmaşa dışarı sızmaz. sen de sızdırmazsın. fısıldamanın sinsiliğinin aksine cümlelerin çok daha nahiftir.
asıl gerçeklik belki de bu ikisinin aynı anda var olmasıdır.
insan ne tamamen iyi ne de tamamen karanlıktır. ama çoğu zaman hayatta kalmak için birini saklamayı öğrenir. genelde saklanılan kısım ise şeytani olandır.
içerideki o fısıltılar bazen seni korur, bazen de yavaş yavaş değiştirir. dışarıdaki o “melek gibi konuşan” hâlin ise seni toplumun içinde tutar.
ve en karanlık tarafı şu olabilir: bir süre sonra hangisinin gerçek olduğunu ayırt etmek zorlaşır.
fısıldayan mı sensin, yoksa konuşan mı?
içindeki o sesler gerçekten sana mı ait, yoksa zamanla öğrendiğin bir savunma mı? hangisi sensin?
ne gerçekten şeytan gibi olabilirsin ne de tam anlamıyla melek. zaten olması gereken de budur aslında. gerçekliğin yanılsamasının kısa bir özeti, insanın kendi içindeki o ince çizgi.
peki ya insanlar da sana böyle yaklaşıyorsa?
şeytan gibi fısıldıyor ama melek gibi konuşuyorsa?
niyeti nasıl anlayabilirsin?
kandırıldın mı yoksa ikna mı edildin?
ikna olmak da kandırılmaktan mı geçer?
tüm bunları sorgulamak gerekli midir yoksa bomboş bir düşüncenin senden bir şeyler götürmesine izin mi veriyorsun?
kimsenin tam olarak masum olmadığı ama herkesin masum görünmeyi öğrendiği o çizgi. herkesin birbirine uyguladığı şeydir belki de.
içinde barınan şeytanının meleğe ihtiyacı olduğu kadar meleğinin de şeytana ihtiyacı vardır.
ve tüm bunları bir kenara bıraktığımızda ise farklı bir sorgunun kilidi açılır; ya masum olan melek değil de şeytansa?
o zaman tüm bu düşünceler boşa mı çıkar yoksa baştan mı yazılır? herkesin şeytanı farklı mıdır?
kafanız ne kadar karışırsa karışsın gerçek değişmez;
insanın en tehlikeli hâli, şeytan gibi fısıldayıp melek gibi konuşabildiği andır.
devamını gör...
2.
vesvese deniyor buna lügatte, başkentte akademideyken iletişim fakültesinden hocalarımız gelirdi harbiye’ye, ben tıbbiye isterken onlar namlunun ucuna itmişlerdi, zaten namlu temizlemek ve silaha hürmetten epey ceza evinde mahpusuluğum da vardır. eski harbiye kültü biraz okülttü ama güzeldi…
devamını gör...