bilenler bilir, sınıf bilinci yüksek iyi bir beyaz yakayımdır.
ve topluma fayda sağlamak adına aynı ortamda bulunduğum mavi yakaları modernize etme görevi edindim.

bugün yemekhanede mavi yakaların her zamanki gibi şirketi aşağılayıcı, şükürsüzce saldırı muhabbetlerine gark olmuştum.
neymiş ağır şartlarda çalışıyormuş, aldıkları maaş hak değilmiş.
ağır iş dediği de yere paspas atıp, tuvalet kağıdı yenilemek. aklınca milleti gaza getirecekti.
dayanamadım, yıllardır ekmeğini yediğim şirketimin böyle mesnetsiz iddialarla yerden yere vurulmasına razı gelemedim.
ve o an şöyle buyurdum;
“efendi bu zamana kadar üçer beşer aldığın meyvelere sulara ekmeklere sayarsın!”

ortalık buz kesti, lokmalar boğazına düğüm oldu. eminin böyle bir çıkış beklemiyordu o da. etraftakilerin gözleri falım reklamındaki dedeler gibi açılmıştı.
ben şirketimi savunmak zorundaydım, ağırıma gitmişti. çünkü alelade bir beyaz yaka değil, şirketimin bir temsilcisiydim aynı zamanda.
neyse; lafımı koydupum gibi ortamdan hızla uzaklaştım.
o an sinirden yemek yemeyi unuttum çıkmam iyi olmadı tabi ama olsun,
eminim ki yarın tüm şirkette ben konuşuluyor olacağım. bu sene terfi alırım artık diye düşünüyorum.
devamını gör...
ay tanrım, şakadır işalla.
devamını gör...
iyi ki uzaklaşmışsın:) birkaç gün ortada gözükme knk ahshs..
devamını gör...
tuvalette aşka gelen yazar bu seferde mavi yakaya ayar vermiş. atma ziya.
devamını gör...
kanka 3 gün işe gitme. adam lazım olursa yeşillendir. bir kamyon esnaf yığarım oraya. mavi yakalar aşağılandıklarında 10 tavşan gücünde çoğalırlar ben diyim.
devamını gör...
bugün, şirket merkezinin 14. katında, manzarası sadece yandaki plazanın yangın merdivenine bakan, "open space" adı altında bizi konserve sardalya gibi dizdikleri ofisimde, kariyerimin ve bel fıtığımın zirvesindeyken yaşanan bir olaydır.
olayımızın öznesi; altımdaki ergonomik, bel destekli, fileli, piyasa değeri muhtemelen benim böbreğimden pahalı olan "herman miller" çakması ofis koltuğu. ve bu koltuğun "amortisör" denen o metal aksamı.
sabah "q3 budget revizyonu" mailini atarken fark ettim ki, ben maile odaklandıkça koltuk sinsice aşağı iniyor. hani böyle milim milim, çaktırmadan, "sen aslında yerin dibine layıksın" mesajı verir gibi. 10 dakikada bi kendimi masanın altında, klavyeye yukarı doğru uzanırken buluyorum. hobbit gibi kaldım koca masada. yandaki pelin'e bakıyorum, kız bulutların üzerinde, statü kaybım fizikselleşti resmen.
hemen bi "ticket" açtım.
yarım saat sonra elinde pense, belinde telsiz, üzerinde "teknik hizmetler" yazan, adının ramazan olduğunu öğrendiğim bi bey geldi.
koltuğa baktı. oturdu. zıpladı. koltuk inmedi.
bana baktı. “abi, bu sağlam," dedi.
dedim ki: "ramazan bey, şu an siz üzerinde dominant bi duruş sergilediğiniz için mekanizma defansif davranıyor. bu aletin sorunu intermittent bi gaz kaçağı. boyle-mariotte yasasına göre, hacim azaldıkça basınç artmalı ama bu koltuğun içindeki nitrojen gazı, beni kaldıramayıp moleküler düzeyde difüzyona uğruyor."
adam yüzüme baktı. o bakışta sanayi devrimi ile yozgat sorgun ilçesi arasındaki kültürel çatışmayı gördüm.
"abi," dedi, "sen buna otururken çok mu kıpırdıyon?"
bak bak soruya bak. "kıpırdamak" ne ya?
"ramazan bey," dedim, sesimi bi ton daha c-level yaparak, "benim kinetik enerjim ile bu pistonun potansiyel enerjisi arasındaki korelasyonu sorgulamak size düşmez. dynamic sitting yapıyorum ben. ayrıca konuyu user errora indirgemeye çalışmanız şu an hiç constructive değil."
adam omuz silkti, koltuğun altındaki kolu çekti. koltuk 'tıss' diye en tepeye fırladı. sonra cebinden, bi eti puf ambalajı çıkardı. o ambalajı katladı, katladı, koltuğun o inip kalkan demirinin dibine, o mandalın arasına sıkıştırmaya yeltendi.
"abi kol gevşemiş, sen kıpırdadıkça mandala değiyor. ben oraya kağıt sıkıştırdım mı taş gibi olur, bi daha inmez."
tam o kağıdı oraya sokacaktı ki... işte o an benim audit damarım tuttu.
"ramazan bey, bi saniye! siz az önce corporate ıdentity'mize ve ıso 45001 iş sağlığı ve güvenliği standartlarına aykırı bi foreign object mi entegre etmeye çalışıyorsunuz o mekanizmaya?"
ağzını açmasına bile fırsat vermeden gözlüğümü düzelttim ve ölüm vuruşunu yaptım:
"bakın ramazan bey, o elinizdeki alüminyum folyo kaplı ambalaj, sürtünme katsayısı sebebiyle statik elektrik üretebilir ve ofisin server odasına giden topraklama hattında interference yaratabilir. ayrıca yangın yönetmeliğinin 14. maddesine göre; hareketli ofis mobilyalarında yanıcı materyal ile yapılan workaround kesinlikle yasaktır. ben şimdi bu unsafe acti raporlarsam, facilities manager'a durumu nasıl açıklarsınız?"
adam beyninden vurulmuş gibi döndü. eti puf kağıdı elinden düştü. server odası, yangın yönetmeliği, raporlama... kelimeler adamın üzerine tuğla gibi yağdı.
"e abi... ne yapalım o zaman?" diye kekeledi. teslim olmuştu.
"süreç çok net," dedim gayet sakin bir sesle. "bu koltuk artık compliance dışı, bunu hemen karantinaya alıyorsunuz. depodan bana lumbar supportu ayarlanabilir olan koltuk getiriyorsunuz. hemen şimdi. yoksa ıncident report açmak zorunda kalırım."
ramazan, elindeki pensesiyle selam durur gibi yaptı. "peki abi, başım üstüne," dedi ve o bozuk koltuğu sırtladığı gibi kaçtı. 5 dakika sonra altımda departman müdürünün bile kıskanacağı gıcır gıcır bi koltuk vardı.
mavi yakanın, sorunları halının altına süpüren hallederiz abi ya tavrına karşılık kurumsal kültürümüz galip gelmişti. ik tarafından ayın elemanı seçilmem hiç sürpriz olmaz.
devamını gör...
sahibinin kaç ayar olduğunu belli eden cümledir.
devamını gör...
beyaz yaka zamanlarımda şirkette kimse mavi yaka çalışanla münakaşaya girmez, asla üstten bakmazdı. herkesin bi üst amiri, yöneticisi olduğundan talep ne olursa olsun ona iletilir ve olayları çözmesi beklenirdi. iki yönetici birbirine yükselebilir, kendi alanlarını korumak için diş gösterebilir, verilen/talep edilen işe karşı isteksiz durabilirdi ama asla mavi yakaya -doğrudan amiri değilse- ne yapacağını nasıl yapacağını söylemez, emrivaki konuşmazdı.

yukarıdaki konuda o mavi yakanın amiri ben olsaydım şayet onu sandalye taşırken görsem olaya müdahale eder, benim bilgim olmadan kimsenin sandalyesini değiştiremeyeceğini, öyle bi talep varsa taleplerini bana bildirmelerini isterdim. sen çözüm aradın, bulduğun çözümü uygulamana izin verilmedi mi, tamam bana bildirsin o ukala dümbeleği. satın alma talebiydi, değişim talebi, onaylanması gelmesi gitmesi 6 ay bi bekleteyim onu da öğrensin benim elemanıma nasıl davranması gerektiğini derdim içten içe.

kimse benim altımda çalışan birine benim bilgim ve onayım olmadan iş yükleyemez, ağzına sıçarım adamın/kadının.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"şirketteki mavi yakaya verdiğim muazzam ayar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim