yönetmenlik koltuğunda enver aygün'ün oturduğu 2025 yapımı kısa filmde sanrılara sahip olan genç bir kadının, annesiyle olan son gecesi aktarılmaktadır. yönetmenin ilk kısa filmi korku/gerilim/dram türündedir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "insan olun biraz" tarafından 27.04.2025 16:44 tarihinde açılmıştır.
1.
bir enver aygün kısa filmidir.

bu kısa filmin senaryosunu da filmin yönetmeni enver aygün yazmıştır. filmde belgin tekler ve melek kutkan rol almıştır.
kısa film çekmenin ne kadar zor olduğunu ve nasıl bir emek gerektirdiğini biliyorum. bu kısa film de yönetmenin ilk kısa filmi imiş. dolayısıyla desteklenmesi gerektiğini düşündüğüm için bu tanımı yazıyorum.
film bir anne kız öyküsü. aile her zaman bize destek olan bir insanlar bütünü değildir. bazen en büyük travmalarımızın nedeni olabilirler. bazen onlarla geçinmek dünyanın en zor işi olur, bazen onların varlığına katlanmak bile mümkün olmaz.
filmde geç bir saatte işten eve dönen genç bir kadının evde annesi tarafından pek de anlayışlı ve sıcak karşılanmadığı bir geceyi yaşıyoruz. sanırım filmin isminin son gece olmasının nedenlerinden biri de bu soğuk ve öfkeli karşılamanın bardağı taşıran son damla olmasından kaynaklanıyor.
filmde bazı kadrajlarda sıkıntı vardı. metinle ilgili yapay bazı noktalar beni rahatsız etti izlerken. ama yine de bir ilk film olması açısından bence izlenmeye değer bir kısa filmdir.

bu kısa filmin senaryosunu da filmin yönetmeni enver aygün yazmıştır. filmde belgin tekler ve melek kutkan rol almıştır.
kısa film çekmenin ne kadar zor olduğunu ve nasıl bir emek gerektirdiğini biliyorum. bu kısa film de yönetmenin ilk kısa filmi imiş. dolayısıyla desteklenmesi gerektiğini düşündüğüm için bu tanımı yazıyorum.
film bir anne kız öyküsü. aile her zaman bize destek olan bir insanlar bütünü değildir. bazen en büyük travmalarımızın nedeni olabilirler. bazen onlarla geçinmek dünyanın en zor işi olur, bazen onların varlığına katlanmak bile mümkün olmaz.
filmde geç bir saatte işten eve dönen genç bir kadının evde annesi tarafından pek de anlayışlı ve sıcak karşılanmadığı bir geceyi yaşıyoruz. sanırım filmin isminin son gece olmasının nedenlerinden biri de bu soğuk ve öfkeli karşılamanın bardağı taşıran son damla olmasından kaynaklanıyor.
filmde bazı kadrajlarda sıkıntı vardı. metinle ilgili yapay bazı noktalar beni rahatsız etti izlerken. ama yine de bir ilk film olması açısından bence izlenmeye değer bir kısa filmdir.
devamını gör...
2.
şahsıma ait olan filmdir.
sadece 18-55 kit lensli alt segment bir dslr, yetmediği yerlerde standart akıllı telefon kameraları, standart bir podcast mikrofonu ve 1000 watt'lık sanayiden çıkma halojen projektör ışık kaynağı kullanılarak çekildi.
sıfır bütçe, tek mekân, 2 oyuncu ve 1 tane de mikrofondan sorumlu olan çok kısıtlı bir ekiple çekilen film aynı zamanda. mikrofon da sinema mikrofonu olmadığı için, boom etkisi vermesi açısından basit ama etkili yöntemler kullandım. kavga sahnesinde teknik ekip çok kısıtlı olduğu için, telefonun birini mikrofoncuya vermek zorunda kaldım. ve evet, kavga sahnesinde kamera yetmediği için o sahnede dslr kullanamadım sadece tek dslr olduğu için. o telefonların da kameraları birbirinden aşırı farklıydı, anne ve kızı çeken kameraların ışık seviyesini, renk eşitlemelerini yapabildiğim kadar yapmaya çalıştım ama ne yaparsam yapayım ışık ve renk farklılıkları her iki planda da bariz belli oluyor. dslr ile birlikte telefonla o sahneyi çektiğinizi düşünsenize bir de. tam anlamıyla faciayla sonuçlanırdı.
bazı kamera planlarının (açılarının) gideri varken, bazı planlar da aşırı kötü bunun farkındayım. sıfır tecrübem vardı. onun etkileri de her türlü hissedilmiş filmde. ayrıca devamlılık hataları da maalesef vardı. bu da genel olarak tecrübesizliğe dayansa da, tek başıma devamlılık tutmaya çalışmaktan da kaynaklandı. yani tek başıma en fazla bu kadar dikkat edebildim ben. ayrıca tek yapılan şey devamlılık da değil. o an ışık, ses, gölge ve anlık oyuncu takibi yapmak da gerekiyor. bazı sahnelerde mekânlara özel ışık imkânım olmadığı için, ve ben de profesyonel bir ışık şefi olmadığım için sahnelerdeki ışık farklılıkları da bariz hissedilmekte. ama buna rağmen sahnelerde kamera sensörünü halojen projektörle gerektiği şekilde doyurabilmişim. telefon kameraları ve aşırı karanlık sahneler harici görüntü gayet netti karıncalanma yapmaksızın. telefon kameraları yapıları gereği küçük sensörlere sahip oldukları için ne yaparsanız yapın o karıncalanmalar hissedilir zaten. onlara yapabilecek pek bir şeyim yoktu. ha görüntüler her ne kadar net olsa da, yine hafif hafif karıncalanmalardan kaçamamışım. bunun da sebebi ışık üçgeni kuramamamdan kaynaklı. normalde sinema çekimlerinde "keylight (en güçlü ışık) fill light (dolgu ışık) ve backlight (arka ışık) isimlerinin toplamıyla ışık üçgeni kurularak sinematik ışıklandırma sağlanır. ama bende sadece 1000 watt'lık keylight olduğu için, mecbur tek bir noktadan yapabildiğim kadar dengeli bir ışık yapmaya çalıştım. tabi görüntüleri ham bırakmadım. her sahneye özel renklendirmeler, curves'lar ve niceleriyle de desteklemeye çalıştım.
evin kendisi de dar olduğu için bazı sahnelerde tripod dahi sığdıramadım. bazı sahnelerde kasıtlı tripod kullanmazken, bazı sahneler de her ne olursa olsun tripod gerektirdiği için tripod kullanımını tam verimli yapamadım. o sebeple sahnelerde bariz bir kamera sallantısı mevcut. amatör bir yönetmen olarak çoğu zaman beni rahatsız etmemekle birlikte, hayatı sinema olmuş kişileri ve geleneksel kamera hareketlerine alışkın seyirciyi rahatsız etmiş olabilir.
senaryo konusunda da seyircilerin tutarsız ve kopuk hissettiklerini anlayabiliyorum. ilk filmim itibariyle açıkçası senaryoya pek odaklanmadım. hatta çoğu diyalog doğaçlama bile diyebilirim. sadece genel kurguya, oyunculuklara ve olay örgüsüne daha fazla ağırlık verdim. profesyonel bir yazar ekibim ve teknik ekibim olsaydı senaryo bazında da daha iyi bir iş çıkabilirdi ortaya. ama tek başıma elimden bu kadarı geldi. bir tık ilk filmim diye de senaryo üzerinde pek durmadım aslında. eh bir de kişisel tarz da fransız/slasher korku filmlerinden yanaysa, ortaya böyle deneysel ve kişisel tarzı somut bir şekilde ortaya çıkartabilen eserler de çıkabiliyor. ama giriş, gelişme ve sonuç ne şekilde olursa olsun mevcut filmde. sadece bazı olaylar gereğinden fazla radikalleşiyor, bu da biraz senaryo yüzeyselliğinden değil de, dizayn seçiminden kaynaklanıyor. zira bu filmi fiziksel çekmeden önce kafamda kurgusunu ve olay örgüsünü çoktan yapmıştım. her şey planlı ve programlıydı yani.
filmin süresi her ne kadar 7 dakika diyecek kadar kısa olsa da, sadece çekimler 3 gün sürerken, kurguyla beraber toplam 5 günü buldu. ses senkronu, renk ayarlamaları, miksaj gibi gibi uğraşlar da beraberindeyken bu kısıtlı zamanda bilgisayar başında da birçok zaman harcandı. özellikle ayna sahnesi başta olmak üzere, birçok sahne defalarca tekrarlar yapılarak çekildi. kimisinde oyuncu role giremezken, kimisinde de seste ve ışıkta oluşan anormal problemler sebebiyle (sadece ayna sahnesinde) tam 25 tekrar yapılarak çekildi. yani çok büyük emekler harcandı. daha kullanılan kanın yapımını da saymıyorum.
sonuç olarak bir şekilde bu sanata iyi de olsa, kötü de olsa adım atabildiğim, ve bir nebze de olsa hakkını verebildiğim için kendimi gururli hissediyorum. herkesin zevkine hitap edebilmem mümkün değil. herkesin severek izlemesinin de bir mümkünatı yok. ama bir şekilde bu üretilen filmden zevk aldıysanız, o takıldığınız detaylara gereğinden fazla takılmamanızı tavsiye ederim. çünkü filmden en iyi zevki bu şekilde alırsınız. eleştirilere sonuna kadar açığım. izlerseniz eleştirilerinizi ve yorumlarınızı kişisel olarak belirtebiliriniz.
son olarak filmi izleyen tüm insanlar dahil, özellikle filmimle ilgilenen ve başlığını resmi olarak giren tüm normal sözlük editörlerine de teşekkürlerimi iletmek isterim. iyi ki varsınız.
hepinize iyi seyirler dilerim. umarım sinema her daim hayatınızda bir yerlerde yaşamaya devam eder.
www.dailymotion.com/leqendl...
sadece 18-55 kit lensli alt segment bir dslr, yetmediği yerlerde standart akıllı telefon kameraları, standart bir podcast mikrofonu ve 1000 watt'lık sanayiden çıkma halojen projektör ışık kaynağı kullanılarak çekildi.
sıfır bütçe, tek mekân, 2 oyuncu ve 1 tane de mikrofondan sorumlu olan çok kısıtlı bir ekiple çekilen film aynı zamanda. mikrofon da sinema mikrofonu olmadığı için, boom etkisi vermesi açısından basit ama etkili yöntemler kullandım. kavga sahnesinde teknik ekip çok kısıtlı olduğu için, telefonun birini mikrofoncuya vermek zorunda kaldım. ve evet, kavga sahnesinde kamera yetmediği için o sahnede dslr kullanamadım sadece tek dslr olduğu için. o telefonların da kameraları birbirinden aşırı farklıydı, anne ve kızı çeken kameraların ışık seviyesini, renk eşitlemelerini yapabildiğim kadar yapmaya çalıştım ama ne yaparsam yapayım ışık ve renk farklılıkları her iki planda da bariz belli oluyor. dslr ile birlikte telefonla o sahneyi çektiğinizi düşünsenize bir de. tam anlamıyla faciayla sonuçlanırdı.
bazı kamera planlarının (açılarının) gideri varken, bazı planlar da aşırı kötü bunun farkındayım. sıfır tecrübem vardı. onun etkileri de her türlü hissedilmiş filmde. ayrıca devamlılık hataları da maalesef vardı. bu da genel olarak tecrübesizliğe dayansa da, tek başıma devamlılık tutmaya çalışmaktan da kaynaklandı. yani tek başıma en fazla bu kadar dikkat edebildim ben. ayrıca tek yapılan şey devamlılık da değil. o an ışık, ses, gölge ve anlık oyuncu takibi yapmak da gerekiyor. bazı sahnelerde mekânlara özel ışık imkânım olmadığı için, ve ben de profesyonel bir ışık şefi olmadığım için sahnelerdeki ışık farklılıkları da bariz hissedilmekte. ama buna rağmen sahnelerde kamera sensörünü halojen projektörle gerektiği şekilde doyurabilmişim. telefon kameraları ve aşırı karanlık sahneler harici görüntü gayet netti karıncalanma yapmaksızın. telefon kameraları yapıları gereği küçük sensörlere sahip oldukları için ne yaparsanız yapın o karıncalanmalar hissedilir zaten. onlara yapabilecek pek bir şeyim yoktu. ha görüntüler her ne kadar net olsa da, yine hafif hafif karıncalanmalardan kaçamamışım. bunun da sebebi ışık üçgeni kuramamamdan kaynaklı. normalde sinema çekimlerinde "keylight (en güçlü ışık) fill light (dolgu ışık) ve backlight (arka ışık) isimlerinin toplamıyla ışık üçgeni kurularak sinematik ışıklandırma sağlanır. ama bende sadece 1000 watt'lık keylight olduğu için, mecbur tek bir noktadan yapabildiğim kadar dengeli bir ışık yapmaya çalıştım. tabi görüntüleri ham bırakmadım. her sahneye özel renklendirmeler, curves'lar ve niceleriyle de desteklemeye çalıştım.
evin kendisi de dar olduğu için bazı sahnelerde tripod dahi sığdıramadım. bazı sahnelerde kasıtlı tripod kullanmazken, bazı sahneler de her ne olursa olsun tripod gerektirdiği için tripod kullanımını tam verimli yapamadım. o sebeple sahnelerde bariz bir kamera sallantısı mevcut. amatör bir yönetmen olarak çoğu zaman beni rahatsız etmemekle birlikte, hayatı sinema olmuş kişileri ve geleneksel kamera hareketlerine alışkın seyirciyi rahatsız etmiş olabilir.
senaryo konusunda da seyircilerin tutarsız ve kopuk hissettiklerini anlayabiliyorum. ilk filmim itibariyle açıkçası senaryoya pek odaklanmadım. hatta çoğu diyalog doğaçlama bile diyebilirim. sadece genel kurguya, oyunculuklara ve olay örgüsüne daha fazla ağırlık verdim. profesyonel bir yazar ekibim ve teknik ekibim olsaydı senaryo bazında da daha iyi bir iş çıkabilirdi ortaya. ama tek başıma elimden bu kadarı geldi. bir tık ilk filmim diye de senaryo üzerinde pek durmadım aslında. eh bir de kişisel tarz da fransız/slasher korku filmlerinden yanaysa, ortaya böyle deneysel ve kişisel tarzı somut bir şekilde ortaya çıkartabilen eserler de çıkabiliyor. ama giriş, gelişme ve sonuç ne şekilde olursa olsun mevcut filmde. sadece bazı olaylar gereğinden fazla radikalleşiyor, bu da biraz senaryo yüzeyselliğinden değil de, dizayn seçiminden kaynaklanıyor. zira bu filmi fiziksel çekmeden önce kafamda kurgusunu ve olay örgüsünü çoktan yapmıştım. her şey planlı ve programlıydı yani.
filmin süresi her ne kadar 7 dakika diyecek kadar kısa olsa da, sadece çekimler 3 gün sürerken, kurguyla beraber toplam 5 günü buldu. ses senkronu, renk ayarlamaları, miksaj gibi gibi uğraşlar da beraberindeyken bu kısıtlı zamanda bilgisayar başında da birçok zaman harcandı. özellikle ayna sahnesi başta olmak üzere, birçok sahne defalarca tekrarlar yapılarak çekildi. kimisinde oyuncu role giremezken, kimisinde de seste ve ışıkta oluşan anormal problemler sebebiyle (sadece ayna sahnesinde) tam 25 tekrar yapılarak çekildi. yani çok büyük emekler harcandı. daha kullanılan kanın yapımını da saymıyorum.
sonuç olarak bir şekilde bu sanata iyi de olsa, kötü de olsa adım atabildiğim, ve bir nebze de olsa hakkını verebildiğim için kendimi gururli hissediyorum. herkesin zevkine hitap edebilmem mümkün değil. herkesin severek izlemesinin de bir mümkünatı yok. ama bir şekilde bu üretilen filmden zevk aldıysanız, o takıldığınız detaylara gereğinden fazla takılmamanızı tavsiye ederim. çünkü filmden en iyi zevki bu şekilde alırsınız. eleştirilere sonuna kadar açığım. izlerseniz eleştirilerinizi ve yorumlarınızı kişisel olarak belirtebiliriniz.
son olarak filmi izleyen tüm insanlar dahil, özellikle filmimle ilgilenen ve başlığını resmi olarak giren tüm normal sözlük editörlerine de teşekkürlerimi iletmek isterim. iyi ki varsınız.
hepinize iyi seyirler dilerim. umarım sinema her daim hayatınızda bir yerlerde yaşamaya devam eder.
www.dailymotion.com/leqendl...
devamını gör...
3.
normal sözlük yazarlarımızdan sevgili @nivna'nın ilk kısa filmi.
kısa filmde ana karakterimiz belgin sanrıları olan ve psikolojik soruna sahip genç bir kadın. hastalığı belirtilmiyor ancak şizofreni hastalığından muzdarip olması muhtemel. kendi deyimiyle işinden her zamanki saatte, annesinin deyimiyle ise geç bir saatte eve gelmesiyle birlikte tartışma başlıyor. bu tartışmayla birlikte o gece, beraber geçirdikleri son gece oluyor.
filmin başlangıcında belgin'in sanrılarını aktarmak için parktaki salıncakların ve tahterevallinin boş bir şekilde sallanma detayını, oyuncuların eğitim almamasına rağmen çabalarını ve belgin'in ayna aracılığıyla halisünasyonunun gösterilmesini başarılı buldum. yönetmen, oyunculuk dışında geri kalan her şeyi üstlendiği için çekim açılarını ve bazı süreklilik hatalarını uzun uzun yazmayacağım. sevgili nivna üstteki tanımında kendisi de belirtmiş zaten, teknik konularda bilgilenmek için o tanımı okumanız daha doğru olur.
kısa filmden bağımsız, psikolojik hastalığa sahip insanların, özellikle şizofreni hastalarının şiddete meyilli olarak gösterilmesini ve her zaman hastalıklarının altının çizilmesini hoş bulmuyorum. depresyona sahip biri bir cinayet işlese ''depresyona sahip birey, x kişisini öldürdü'' diye bir manşet atılmıyor ancak şizofreniye sahip biri öldürdüğünde ''şizofren hastası, x kişisini öldürdü'' diye manşet atılıyor. bu, toplumda ön yargı oluşturabilecek bir durum. evet şizofreniye sahip bireyler şiddete eğilimli olabilir ancak hepsi öyle değil. zaten bunlar terapi ve ilaçlarla kontrol altına da alınabiliyor.
sözün özü, dailymotion platformundan rahatlıkla ulaşabileceğiniz, yönetmenin 7 dakikalık ilk göz ağrısı.
kısa filmde ana karakterimiz belgin sanrıları olan ve psikolojik soruna sahip genç bir kadın. hastalığı belirtilmiyor ancak şizofreni hastalığından muzdarip olması muhtemel. kendi deyimiyle işinden her zamanki saatte, annesinin deyimiyle ise geç bir saatte eve gelmesiyle birlikte tartışma başlıyor. bu tartışmayla birlikte o gece, beraber geçirdikleri son gece oluyor.
filmin başlangıcında belgin'in sanrılarını aktarmak için parktaki salıncakların ve tahterevallinin boş bir şekilde sallanma detayını, oyuncuların eğitim almamasına rağmen çabalarını ve belgin'in ayna aracılığıyla halisünasyonunun gösterilmesini başarılı buldum. yönetmen, oyunculuk dışında geri kalan her şeyi üstlendiği için çekim açılarını ve bazı süreklilik hatalarını uzun uzun yazmayacağım. sevgili nivna üstteki tanımında kendisi de belirtmiş zaten, teknik konularda bilgilenmek için o tanımı okumanız daha doğru olur.
kısa filmden bağımsız, psikolojik hastalığa sahip insanların, özellikle şizofreni hastalarının şiddete meyilli olarak gösterilmesini ve her zaman hastalıklarının altının çizilmesini hoş bulmuyorum. depresyona sahip biri bir cinayet işlese ''depresyona sahip birey, x kişisini öldürdü'' diye bir manşet atılmıyor ancak şizofreniye sahip biri öldürdüğünde ''şizofren hastası, x kişisini öldürdü'' diye manşet atılıyor. bu, toplumda ön yargı oluşturabilecek bir durum. evet şizofreniye sahip bireyler şiddete eğilimli olabilir ancak hepsi öyle değil. zaten bunlar terapi ve ilaçlarla kontrol altına da alınabiliyor.
sözün özü, dailymotion platformundan rahatlıkla ulaşabileceğiniz, yönetmenin 7 dakikalık ilk göz ağrısı.
devamını gör...
