carola lovering'in aynı adlı romanı baz alınarak meaghan oppenheimer tarafından yaratılan bu 2022 çıkışlı amerikan drama dizisinin oyuncu kadrosunda grace van patten, jackson white ve catherine missal gibi isimlere rastlamaktayız. dizide lucy albright, ergenliğinde ona yaptıkları yüzünden affedemediği annesinden uzaklaşarak küçük üniversitesinin kampüsüne vardığında üniversite yaşamı ve beraberinde getirdiklerini büyük hevesle kucaklamıştır, fakat gizemli bir geçmişi olan stephen demarco ile tanışan lucy için, daha doğrusu bu iki karakter için bu bir araya gelişleri hayal bile edemeyecekleri sonuçlar doğuracaktır.
*reframe (2023 - 2025) - reframe damgası
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "mnemosyne" tarafından 20.10.2025 08:07 tarihinde açılmıştır.
1.
toksik ilişkilerin cilalı yüzünü anlatan ama o cilayı kazıdıkça insanın içine sinmeyen bir dizi. tell me lies, adının hakkını veriyor; kimsenin kimseye tam anlamıyla doğruyu söylemediği, herkesin bir şekilde kendi yalanına inandığı bir hikaye.
lucy albright, üniversiteye yeni başlayan, kendi kimliğini arayan bir karakter. stephen demarco ise tam “karizmatik ama tehlikeli” tip. ikisinin arasındaki ilişki başta klasik bir kampüs romansı gibi başlıyor ama kısa sürede manipülasyon, ego savaşları ve sessiz psikolojik şiddet dolu bir şeye dönüşüyor. dizi bunu öyle abartmadan, gündelik halleriyle veriyor ki, izlerken “ben de böyle birini tanımıştım” hissi bırakıyor.
güzel tarafı şu: dizi ne lucy’yi mağdurlaştırıyor, ne de stephen’ı tamamen şeytanlaştırıyor. herkes kendi travmasıyla, eksikliğiyle orada. bazen empati kuruyorsun, bazen nefret ediyorsun. ama bu gri tonlar hikayeyi çok daha gerçek kılıyor. özellikle ilk sezon, o “ilk aşkın büyüsüyle aklı kaybetme” halini gayet dürüst biçimde gösteriyor.
ayrıca dizinin estetik dili –parlak ışıklar, müzikler, slow motion sahneler– zaman zaman o toksik ilişkiyi fazla “cool” gösteriyor. ama belki de tam olarak bu yüzden işe yarıyor: seni rahatsız ederken bile içine çekiyor.
genel olarak tell me lies, romantik drama kılığında bir kişisel büyüme hikayesi. herkesin üniversite yıllarındaki o “keşke yapmasaydım” anlarına bir ayna tutuyor. izlerken sık sık kendi geçmişine dönüyorsun, “benim de bir stephen’ım olmuştu galiba” diyorsun.
özetle: toksik ilişkiyi parlatmadan, süsleyip yutturmadan anlatan nadir yapımlardan. izlerken sinir bozucu ama bittiğinde düşündüren bir şey bırakıyor. biraz fazla gerçek, biraz fazla yakın.
lucy albright, üniversiteye yeni başlayan, kendi kimliğini arayan bir karakter. stephen demarco ise tam “karizmatik ama tehlikeli” tip. ikisinin arasındaki ilişki başta klasik bir kampüs romansı gibi başlıyor ama kısa sürede manipülasyon, ego savaşları ve sessiz psikolojik şiddet dolu bir şeye dönüşüyor. dizi bunu öyle abartmadan, gündelik halleriyle veriyor ki, izlerken “ben de böyle birini tanımıştım” hissi bırakıyor.
güzel tarafı şu: dizi ne lucy’yi mağdurlaştırıyor, ne de stephen’ı tamamen şeytanlaştırıyor. herkes kendi travmasıyla, eksikliğiyle orada. bazen empati kuruyorsun, bazen nefret ediyorsun. ama bu gri tonlar hikayeyi çok daha gerçek kılıyor. özellikle ilk sezon, o “ilk aşkın büyüsüyle aklı kaybetme” halini gayet dürüst biçimde gösteriyor.
ayrıca dizinin estetik dili –parlak ışıklar, müzikler, slow motion sahneler– zaman zaman o toksik ilişkiyi fazla “cool” gösteriyor. ama belki de tam olarak bu yüzden işe yarıyor: seni rahatsız ederken bile içine çekiyor.
genel olarak tell me lies, romantik drama kılığında bir kişisel büyüme hikayesi. herkesin üniversite yıllarındaki o “keşke yapmasaydım” anlarına bir ayna tutuyor. izlerken sık sık kendi geçmişine dönüyorsun, “benim de bir stephen’ım olmuştu galiba” diyorsun.
özetle: toksik ilişkiyi parlatmadan, süsleyip yutturmadan anlatan nadir yapımlardan. izlerken sinir bozucu ama bittiğinde düşündüren bir şey bırakıyor. biraz fazla gerçek, biraz fazla yakın.
devamını gör...
