#ödüllü filmler
1972 yılında izleyici ile buluşan sam peckinpah yönetmenliğinde bir filmdir.
doc mccoy bir banka soyguncusudur ancak uzun süre hapishanede kaldığından dolayı artık çıkmak için jack benyon'un teklifini kabul eder.
onun için tekrardan bir suç işlemesi gerekmektedir. yapılan banka soygunu sonrası işler beklendiği gibi gitmez, çalınan para ve karısıyla birlikte kaçış ve macera başlar.
doc mccoy bir banka soyguncusudur ancak uzun süre hapishanede kaldığından dolayı artık çıkmak için jack benyon'un teklifini kabul eder.
onun için tekrardan bir suç işlemesi gerekmektedir. yapılan banka soygunu sonrası işler beklendiği gibi gitmez, çalınan para ve karısıyla birlikte kaçış ve macera başlar.
*altın makara ödülü (1973) / en iyi ses kurgusu
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "volumina" tarafından 07.01.2023 23:42 tarihinde açılmıştır.
1.
bazı insanlar vardır,* yürüyen karizma olarak dolaşırlar.* üstelik bunun için hiç çaba sarf etmezler. ve işte bu onları farklı kılandır; hiç çabalamadan tamamen doğal bir farklılık.
steve mcquinn. sinema dünyasında tekti bu adam. ondan önce ve ondan sonra ona benzeyen* herhangi bir aktör gelmedi*
50 yaşında ölüyor, çok erken denilebilir ama aslında uzun bile sayılır. çünkü adam filmlerde canlandırdığı kişilerden çok daha maceraperest. james dean gibi hızlı yaşamış ama onun kadar hızlı ölmemiş.
onun filmlerinin çoğunu izlemişimdir ama aklıma iki filmiyle kazındı.*
the getaway ve papillon (kelebek).
papillon'da sanki söylediklerimin canlı gösterimi gibi bir şey var. bu adamı en çaresiz durumda bırakın yine de ruhunu satmaz, yine de 'onur' dediğimiz 'şey' her ne ise onun bire bir -bitişik yazılan birebir için #1349694- karşılığını verir.
dikkat! bundan sonrası spoiler içerir.
the getaway'de kendisini vücudunu satarak hapisten kurtardığını öğrendikten sonra karısını tokatladığı bir sahne var, tamamen doğaçlama. ya da şöyle diyelim; o anda kendini oynadığı kahramanla bütünleştiren ve artık o kahraman değil de tamamen kendisi olan biri var karşımızda. çünkü gerçek hayatta böyle bir şey olsa o, aynısını yapardı/yapar/yaptı.
o sıralar başka bir yakışıklı ve zengin bir adamla evli olan ve küçük oğluyla mutlu bir yuvası olan ali macgraw bu adama karşı koyamıyor. hikayeleri gerçekten bir romandan alınmış gibi ama gerçek. '(bkz: kadınların piç adam tercihi)'nin de canlı kanıtı gibi bu tamamen gerçek evlilik hikayesi. kadın steve mcquinn için evini, kocasını terk ediyor. (gerçi beş yıl sonra steve mcquinn'den boşandıktan sonra eski kocasıyla yeniden görüşmeyebaşlıyor ve bu 'dostluk' bugüne kadar sürüyor. oprah'a da çıkan ali macgraw, aslında her iki adama da aşık olduğunu ve oğlunun babası olan eski kocasının hala kendisinin en yakın dostu olduğunu söylemişti.
the gateaway bir soygun ve kaçış filmi. birbirlerini çok sevdikleri halde bunu birbirlerine bir türlü açık/belli edemeyen bir çiftin, yanlarında bir dolu parayla, hayatlarını kurtarmak, yeniden kurmak, bir yerlere yerleşmek, kök salmak, artık 'normal bir çift' olmak için kurtuluşa doğru kaçtıkları bir yol hikayesi. ve ilginçtir ki, bu kaçış meksika'ya. meksikalıların deli danalar gibi kaçıştıkları amerika'nın tersine hikayesi.
film gerçek bir aksiyon filmi. 2023'ün bizlerini bu filmi izlerken düşündüğümde, filmin zamansız olduğu gerçeğini de algılıyorum. film, jim thompson'un 1958'de yazdığı bir romandan uyarlanmış. walter hill tarafından senaryolaştırılmış ve asıl önemlisi sam peckinpah tarafından yönetilmiş. dustin hoffman'lı ünlü straw dog (1971), bring me the head of alfredo garcia (1974)(-->bizdeki adıyla 'bana onun kellesini getirin') filmlerinin yönetmeni. gelmiş geçmiş en iyi yüz film listesine 41. sıradan giren bir filmin de yönetmeni bu adam: the wild bunch-->vahşi belde. ve o da tıpkı steve gibi, alkol ve uyuşturucu bağımlısı. ve o da görece erken ölenlerden. (59 yaşında ölmüş.)
film gelmiş geçmiş en iyi yüz film listesine hiç girmemiş ve giremeyecek olsa da, aslında sonuna kadar sürükleyen hikayesi, seyirciyi rahatsız edecek denli şiddet içermesi, orijinal afişinde de açıkça, kocaman yazdığı gibi; "they're hot"--> oyuncuların güzelliği ve müthiş uyumları ve daha pek çok şey için keyifle izlenebilir. hem de birden çok kez.
son olarak filmde beni en çok etkileyen sahneden söz edeyim: kadının sevgisi ve konumuyla ilgili olan bir sahne bu.* kadın bir bekleme salonunda kalabalık içinde yapayalnızdır, kocasının gelip onu almasını beklemektedir. adam bir türlü gelmez, belki de kadının yaptığı o büyük yanlıştan sonra asla gelmeyecektir. ama kadın umutla beklemeye devam eder. çünkü adama aşıktır ve adam bunu hiç söylemese de kadın adamın aşkına da inanmaktadır. neredeyse bütün umutlarını yitirdiği bir anda adamı görür. işte o anda kadının gözlerine yansıyan sevinç her şeydir. mutluluk gerçekten yalnızca anlarda. ve biz 'kahpe' insanoğulları aslında ne kadar şanslı olduğumuzun, bizi o şansla çevreleyen her neyse (sağlık, iş, aile......)ancak onu yitirdikten sonra farkına varabiliyoruz.
film insana insanı anlatan iyi bir film.
steve mcquinn. sinema dünyasında tekti bu adam. ondan önce ve ondan sonra ona benzeyen* herhangi bir aktör gelmedi*
50 yaşında ölüyor, çok erken denilebilir ama aslında uzun bile sayılır. çünkü adam filmlerde canlandırdığı kişilerden çok daha maceraperest. james dean gibi hızlı yaşamış ama onun kadar hızlı ölmemiş.
onun filmlerinin çoğunu izlemişimdir ama aklıma iki filmiyle kazındı.*
the getaway ve papillon (kelebek).
papillon'da sanki söylediklerimin canlı gösterimi gibi bir şey var. bu adamı en çaresiz durumda bırakın yine de ruhunu satmaz, yine de 'onur' dediğimiz 'şey' her ne ise onun bire bir -bitişik yazılan birebir için #1349694- karşılığını verir.
dikkat! bundan sonrası spoiler içerir.
the getaway'de kendisini vücudunu satarak hapisten kurtardığını öğrendikten sonra karısını tokatladığı bir sahne var, tamamen doğaçlama. ya da şöyle diyelim; o anda kendini oynadığı kahramanla bütünleştiren ve artık o kahraman değil de tamamen kendisi olan biri var karşımızda. çünkü gerçek hayatta böyle bir şey olsa o, aynısını yapardı/yapar/yaptı.
o sıralar başka bir yakışıklı ve zengin bir adamla evli olan ve küçük oğluyla mutlu bir yuvası olan ali macgraw bu adama karşı koyamıyor. hikayeleri gerçekten bir romandan alınmış gibi ama gerçek. '(bkz: kadınların piç adam tercihi)'nin de canlı kanıtı gibi bu tamamen gerçek evlilik hikayesi. kadın steve mcquinn için evini, kocasını terk ediyor. (gerçi beş yıl sonra steve mcquinn'den boşandıktan sonra eski kocasıyla yeniden görüşmeyebaşlıyor ve bu 'dostluk' bugüne kadar sürüyor. oprah'a da çıkan ali macgraw, aslında her iki adama da aşık olduğunu ve oğlunun babası olan eski kocasının hala kendisinin en yakın dostu olduğunu söylemişti.
the gateaway bir soygun ve kaçış filmi. birbirlerini çok sevdikleri halde bunu birbirlerine bir türlü açık/belli edemeyen bir çiftin, yanlarında bir dolu parayla, hayatlarını kurtarmak, yeniden kurmak, bir yerlere yerleşmek, kök salmak, artık 'normal bir çift' olmak için kurtuluşa doğru kaçtıkları bir yol hikayesi. ve ilginçtir ki, bu kaçış meksika'ya. meksikalıların deli danalar gibi kaçıştıkları amerika'nın tersine hikayesi.
film gerçek bir aksiyon filmi. 2023'ün bizlerini bu filmi izlerken düşündüğümde, filmin zamansız olduğu gerçeğini de algılıyorum. film, jim thompson'un 1958'de yazdığı bir romandan uyarlanmış. walter hill tarafından senaryolaştırılmış ve asıl önemlisi sam peckinpah tarafından yönetilmiş. dustin hoffman'lı ünlü straw dog (1971), bring me the head of alfredo garcia (1974)(-->bizdeki adıyla 'bana onun kellesini getirin') filmlerinin yönetmeni. gelmiş geçmiş en iyi yüz film listesine 41. sıradan giren bir filmin de yönetmeni bu adam: the wild bunch-->vahşi belde. ve o da tıpkı steve gibi, alkol ve uyuşturucu bağımlısı. ve o da görece erken ölenlerden. (59 yaşında ölmüş.)
film gelmiş geçmiş en iyi yüz film listesine hiç girmemiş ve giremeyecek olsa da, aslında sonuna kadar sürükleyen hikayesi, seyirciyi rahatsız edecek denli şiddet içermesi, orijinal afişinde de açıkça, kocaman yazdığı gibi; "they're hot"--> oyuncuların güzelliği ve müthiş uyumları ve daha pek çok şey için keyifle izlenebilir. hem de birden çok kez.
son olarak filmde beni en çok etkileyen sahneden söz edeyim: kadının sevgisi ve konumuyla ilgili olan bir sahne bu.* kadın bir bekleme salonunda kalabalık içinde yapayalnızdır, kocasının gelip onu almasını beklemektedir. adam bir türlü gelmez, belki de kadının yaptığı o büyük yanlıştan sonra asla gelmeyecektir. ama kadın umutla beklemeye devam eder. çünkü adama aşıktır ve adam bunu hiç söylemese de kadın adamın aşkına da inanmaktadır. neredeyse bütün umutlarını yitirdiği bir anda adamı görür. işte o anda kadının gözlerine yansıyan sevinç her şeydir. mutluluk gerçekten yalnızca anlarda. ve biz 'kahpe' insanoğulları aslında ne kadar şanslı olduğumuzun, bizi o şansla çevreleyen her neyse (sağlık, iş, aile......)ancak onu yitirdikten sonra farkına varabiliyoruz.
film insana insanı anlatan iyi bir film.
devamını gör...