hikaye-öykü / edebiyat
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

ingiliz yazar maximilian beerbohm'un dilinden; masum ve güzel bir kadına aşık olarak onun kalbini kazanmak için sahte bir maskenin ardına saklanan pek zalim bir adamın öyküsü."ey, lucifer! özgür kıl beni hiç değilse bir defa, gezdirebilmek için parmaklarımı esmeralda'nın saçlarında."* yapısı itibariyle pek benzemiyor olsa dahi biraz da ironik bir zalimlik ile bana notre dame de paris'nin quasimodo'sunu anımsatıyor. her gözüm çarptığında kalbimi ağırlaştırdığı için tanımı yazıp sonra yakacağım sanıyorum bendeki baskısını ama ondan önce en azından mutlu biten bu tuhaf hikayeye bir göz atmak istedim. yazılar hafızanın kelepçeleridir neticede.

the happy hypocrite, lady windermere's fan'ın da benzer bir eksende ilerlediği viktoryen ahlakı merkeze yerleştirirken sahicilikle ironik bir çatışma arasında bir gerilim hattı kuruyor ve max beerbohm bunu öyle ustaca yapıyor ki alegorik bir kısa hikayeden ziyade sahiden bir tür ahlaki peri masalı okuyoruz aslında zira gerçek hayat bu denli umut verici değildir çoğu zaman. temelde; görünüş ve öz, maske ve yüz, günahkâr geçmiş ile arzu edilen saf gelecek arasında kurulan ince bir paralellik ile örülmüş bir hikaye.

ana karakterimiz lord george hell, ismiyle müsemmâ -belirtilemeyecek kadar açık bir ironi- sefahat ve umursamazlık içinde yaşayan; toplumun en yoz ve çürük yanlarından beslenen bir figür olarak resmediliyor. george, bir rastlantı sebebiyle -kadının yer aldığı gösteriye gittiğinde- jenny mere isimli, masum bir genç kıza âşık olmasıyla birlikte bir dönüşüm arzusu içine giriyor ve bütün hikaye bu anlatının üstüne kuruluyor zira jenny, george'un aşkını, 'yalnızca bir azizin yüzüne sahip olan bir adamı sevebileceği' gerekçesi ile reddediyor. bu sebeple george'da bu arzunun ilk ifadesi fiziksel bir maske olarak ortaya çıkıyor. bütün gece aylak aylak şehirde gezinip jenny'i düşünüyor ve sonunda maske ustası olan bay aeneas’ın dükkânına girerek 'bir azizin yüzünü' yapıp yapamayacağını soruyor. jenny’nin ifadesiyle "kutsal gibi görünen adam" olmak onun için, artık sadece arzunun değil, aşkın, iyiliğin ve dönüşümün kapısı hâline geliyor hikayenin bu aşamasında.

hikâyenin temel gerilimi de bu maskenin ortaya çıkışı sonrası şu soruda düğümleniyor: george gerçekten değişmiş midir yoksa yalnızca hem kendini hem jenny'i kandırmak için mi bir maskeye bürünmüştür? bu soru, oscar wilde’ın dorian gray’in portresi ile birebir etkileşime de girer. dorian, görünüşte gençliğini ve güzelliğini muhafaza ederken portresinde günahı ve çürümesi birikmektedir. george ise bunun tersidir aslında zira artık takındığı yeni suret mutlak bir iyilik taşır ancak geçmişi onu kovalamaya devam edecektir. her iki metin de viktoryen ikiyüzlülüğün alegorisidir ki biri estetik imgede çürümeyi gösterirken diğeri ahlaki -aynı zamanda fiziksel- bir maskenin ardındaki yüzün nihayet bizzat maskeye dönüşmesini işlediği için karşı karşıya konumlandırıldıkları olur. hikayenin en çarpıcı noktası da budur aslında zira the happy hypocrite’in finalinde maskenin altındaki yüz sahiden o maskeye benzemiştir. yani, gerçek yüz zamanla içselleştirilmiş, george kötülüklerinden arındıkça o maskenin biçimini almıştır. psikolojik açıdan bakarsak, sahte azizlik bile sanıyorum ısrarlı bir yaşam tarzı hâline gelirse, içselleştirilebilir durumdadır. bu noktada beerbohm’un metni, wilde’ın nihilizmine karşı bir düşünsel ütopya olarak okunabilir. dorian’ın sureti hiç değişmezken içi çürür; george’un çürümüş yüzü ise görünüşten ödünç alınan iyilikle safiyaneleşir ancak bu elbette yalnızca bir masaldır zira george her halükarda sahtekar bir adamdır ve bir maske takınarak çalmıştır jenny'nin kalbini. yani gerçekte la gambogi maskeyi elleriyle yırtıp attığında altında bir büyü değil çirkin gerçeklik kalacaktır.

yine de, öykü esasen batı edebiyatındaki riyakar figürünün en ironik biçimlerinden biri olarak everyman gibi ortaçağ ahlâk oyunlarının mirasını taşısa da, george hell’in başkalaşımını -ki maskeyi taktıktan sonra george heaven olacaktır- yalnızca tanrısal bir takdirin değil romantik aşkın dönüştürücü kudretiyle işleniyor. bu perspektiften bakıldığında da yalnızca viktoryen toplumun yapay ikiyüzlülüğüne değil bizzat bireyin kendi içine yaptığı yolculuğa dair ironik bir parabol de sunuyor ve bunu yaparken masalların didaktik yapısını ironiyle söküp yeniden biçim veriyor. yüz ve maske, gerçeklik ve performans, günah ve kefaret, samimiyet ve yapaylık gibi modern ahlaki ve estetik tartışmaları bir kenara, incelikli ama keskin bir öykü olduğunu söylemem gerekir. wilde ile başladık, onunla bitirelim o hâlde; dorian gray’deki o güzel portre nasıl içte birikmiş olanı dışa yansıtan lanetli bir ayna ise the happy hypocrite’deki maske de arınmayı temsil eden ters bir aynadır ve beerbohm, wilde'ın nihilistik umutsuzluğu karşısında; taklit, sonunda hakikate dönüşebilir umuduyla bir tür melankolik umut anı yaratmaya çalışır ancak gerçek hayat ne yazık ki böyle değildir. insan hayatına dönüp bir defa bakmak anlamaya mutlaka yetecektir. belki bakhtin’in karnavalesk'i üzerine de bu metin için bir okuma yapılabilirdi ama sanırım onun için fazla halsizim. keyifli okumalar. tanımın sonuna da belle şarkısını bırakmak istedim bir alıntıdan ziyade.

devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"the happy hypocrite" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim