1.
alpine caving techniques
georges marbach ve bernard tourte tarafından fransız speleoloji -mağarabilim ya da daha pratik anlamıyla teknik mağaracılık- pratiğini sistematik hale getirme amacıyla yazılan kitap.* 1980’lerin sonu ile 1990’ların başlarına tekabül eden süreçte avrupa speleolojisi; özellikle fransız ve ispanyol vertical caving yani dikey mağaracılık ekolleri içinde kullanılan srt * tekniklerini artık kulüpten kulübe aktarılan yarı sözlü bilgiler olmaktan çıkararak standardize etmeye çalışıyordu. alpine caving techniques de tam olarak bu dönemin ürünü. daha sonra ingilizceye çevrilmesiyle birlikte yalnızca avrupa’da değil, dünya mağaracılık kültüründe de referans metinlerden biri hâline geldi ki ülkemizde de mağaracılık federasyonu ve itümak -istanbul teknik üniversitesi mağara araştırma kulübü- gibi kulüpler de kaynak olarak kullanıyor. bunun önemli sebeplerinden biri, kitabın mağaracılığı bir macera sporu gibi değil de prosedürel ve teknik bir disiplin olarak ele alması. bugün hâlâ modern vertical caving, kendi terminolojisinin büyük kısmını bu kitaba borçlu. ben de parça parça incelemek istiyorum açıkçası.
alpine caving techniques’de en çok halat yönetimine ve özellikle rope abrasion dediğimiz halat aşınması sorununa epey yer vermelerini seviyorum. açıkçası mağara ortamında ipin teorik dayanımı çoğu zaman anlamsız hâle geliyor. kalker yüzeyler üzerindeki mikrokristal yapı, çamurlu su, yükleme-boşalma döngüsünün ipe yüklediği gerilim ve edge loading -halatı bir kayanın kenarından geçirdiğinizi düşünün, tüm ağırlık o dar temas noktasına biniyor ya, o işte- kombinasyonu kılıfın parçalanma sürecini hızlandırıyor. bu yüzden kitap sürekli deviation ve rebelay kullanımını vurguluyor zaten. deviation dediğimiz sistem, ipin kaya yüzeyinden kontrollü biçimde uzak tutulması için kullanılan ara yönlendirme noktalarına verdiğimiz isim. halatın aşınmasını engellemeye çalışıyoruz böylece. özellikle eski dönemlerde uzun tek parça free-hang kurma eğilimi daha yaygındı teknik olarak daha temiz göründüğü için fakat zamanla bunun ip aşınması, kurtarma lojistiği ve esneme davranışı açısından ciddi problemler yarattığı anlaşıldı. bugün avrupa rigging kültürünün kısa segmentler ve sık rebelay kullanma eğilimi doğrudan bu tecrübelerin sonucu. speleolojide halat yalnızca güvenlik ekipmanı olmaktan ziyade doğrudan hareket sisteminin kendisi olduğu için kitabın giriş bölümü özellikle halat konstrüksiyonu ve tekstil üzerine yoğunlaşıyor.mağaracılık başlığında bunu biraz açmıştım. kitapta sürekli geçen kernmantle terimini açalım o yüzden çünkü geri kalan her şeyi o halatın üstüne inşa edeceğiz. kernmantle rope dediğimiz yapı, yük taşıyan iç çekirdeğin -kern/core- dış koruyucu -sheath/mantle- tarafından çevrelenmesi prensibine dayanır. modern semi-static halatların büyük bölümü de bu mimariyi kullanıyor. özellikle en1891 type a standardına uygun ipler vertical caving içinde neredeyse fiili standart hâline geldi. bunun sebebi yalnızca yüksek kopma mukavemeti değil, kontrollü elastikiyet değerlerinin de önemli olması. dağcı arkadaşlara tanıdık gelecektir; düşüş absorbe etmek için tasarlanmış klasik dinamik tırmanma halatlarında gördüğümüz yüksek esneme miktarı düşüş absorpsiyonu açısından avantajlı olabilir ama ascender progression sırasında ciddi enerji kaybı yaratıyor bu esneme çünkü mağaracılıkta problem düşmek değil, saatler boyunca ip üzerinde yükselmek. uzun free-hanging pitch’lerde dinamik salınım oluşmaya başladığında mağaracı yalnızca yükselmiyor da, aynı zamanda ipin hareketini de taşımaya başlıyor. özellikle 100 metre üzeri shaft’larda bu durum baldırdaki kasları inanılmaz tüketiyor. frog sisteminin avrupa’da bu kadar dominant hâle gelmesinin sebeplerinden biri de bu zaten. bilmeyen için de yavaş yavaş açarak gideyim. kurbağalama dediğimiz bu sistem temelde chest ascender, handled ascender, adjustable footloop ve descender kombinasyonu etrafında şekillenir. buradaki mantık, mağaracının vücut ağırlığını mümkün olduğunca dikey hatta verimli aktarmasını sağlamak. sternum hizasındaki chest ascender mesela, yükü merkez hatta topluyor ve enerji aktarımında verimlilik sağlıyor. içindeki dişli kam sistemi sayesinde tek yönlü çalıştığı için iki parçaya dağıtmak gerekiyor ama epey işlevsel. özellikle rebelay noktalarının yoğun olduğu mağaralarda sistemin kompakt yapısı büyük avantaj. buna karşın amerikan vertical caving kültüründe uzun süre ropewalker konfigürasyonu baskındı. tabii boşu boşuna değil. ropewalker, özellikle dev free-hanging pit’lerde inanılmaz hızlı çünkü mağaracının doğal yürüyüş hareketleriyle tırmanmasına izin veriyor ancak avrupa’daki dar şaft ağızları, traverse transferleri ve sık rebelayler içinde ropewalker konfigürasyonları fazla hacimli ve verimsiz kalabiliyor. dolayısıyla bugün en iyi sistem diye anlatılan şeylerin büyük kısmı aslında mağaranın morfolojisine bağlı tamamen. bu bilgiyi de geçmiş olayım. dikey mağaracılığın dağcılıktan tamamen ayrıldığı noktalardan biri olduğu için rebelay kavramını da açmak lazım ilgilisi için. türkçede tam karşılığı yok bildiğim kadarıyla ama kabaca ara ip aktarım noktası denebilir. ana ipin belirli bir noktada anchor’a -yani emniyet noktasına- yeniden bağlanması işlemi. dağcılarda ara emniyet çoğu zaman düşüşü durdurma mantığıyla çalışıyor, mağaracılıkta ise rebelay halat yükünün dengelenmesi için kurulan bir sistem. özellikle derin mağaralarda ipin kendi ağırlığı bile çok ciddi problem yaratabilir. 200 metreyi aşan drop’larda rope stretch davranışı değişebiliyor ki bu da ciddi miktarda enerji kaybına uğratır mağaracıyı. bu yüzden halatı segmentlere ayırmak yalnızca aşınma yönetimi için değil, sistem verimliliği açısından da çok önemli. ilk ciddi rebelay transferini yapan hemen hemen herkes fark eder zaten. teoride aslında birkaç saniyelik prosedür gibi görünen işlem; askıda ve yorgunken inanılmaz bıktırıcı olabiliyor. kağıt üstünde ascender üzerindeki yükü boşaltıp emniyet bağlantısını uygun sırayla geçirerek descender'ı yeniden yük taşıyacak biçimde kurmak kolay görünebilir ama eldivenlerin çamur içindeyken bacaklarının yorgunlukla titremeye başladığı noktada çok da kolay sayılmaz. bu yüzden mağaracılıkta teknik bilgi ile prosedürel refleks birbirinden ayrı düşünülecek kavramlar değiller.
kitaptaki bağlantı ekipmanları bölümünü de çok seviyorum ben. özellikle maillon rapide kullanımının avrupa speleolojisinde bu kadar yaygın olmasının sebebine de değiniyorlar. modern kaya tırmanışı kültürü büyük ölçüde karabina merkezliyken, geleneksel alp tipi mağaracılıkta uzun süre screw-link maillon -vidalı metal halkalar- tercih edildi çünkü çok eksenli yük altında daha stabil davranıyorlardı ve karabina özellikle çamurlu ortamlarda gate mekanizmasının kirlenmesi yüzünden ciddi problem yaratabiliyordu. kapak mekanizmasının kirlenmesi düzgün kilitlenmeyi engellediği için dayanımı feci düşürebiliyor zira. bunu karabina bazında da düşünmemek gerek. ipin lif yapısına giren mikroskobik mineral partiküller bile zamanla ciddi aşınmalar yaratabilir. bu yüzden ipin bile üzerine basılması ciddi bir disiplin ihlali aslında. modern kilitli karabinalar eskiye kıyasla çok daha güvenli hâle gelmiş olsa da birlikte çalıştığım çoğu mağaracı ana bağlantı noktalarında hâlâ maillon rapide kullanıyor bu arada. yine de eski jenerasyondan kalma bazı teknikler artık büyük ölçüde terk edilmiş durumda. örneğin pvc kaplı merdivenler ve kemer tabanlı tırmanma sistemleri srt’nin verimliliği karşısında neredeyse tamamen ortadan kalktı. aynı şekilde eski statik emniyet bağı -static tether veya esnemeyen kısa bağlantılar- yaklaşımının yerini dinamik cowstail sistemleri aldı çünkü kısa düşüşlerde oluşan shock load -vücut ağırlığının sisteme bir anda sert biçimde binmesi durumu- değerleri tahmin edilenden bile çok daha agresifti. fall factor kavramı -f= d/l yani düşüş faktörü eşittir düşüş mesafesi bölü halat uzunluğu- mağaracılıkta çoğu zaman yokmuş gibi davranılıyor ama kısa mesafe o kadar da güvenli sayılmaz. cowstail nedir kısaca bahsedip devam edeyim; harnessimize, yani emniyet kemerimize bağlı, rebelay geçişleri sırasında bizi sisteme bağlı tutan kısa güvenlik bağlantılarına cowstail diyoruz. genellikle y şeklinde çift kollu oluyor. tether'e nazaran ani yükü absorbe edebilme kapasitesi daha yüksek olduğu için tercih ediyoruz. kısa tether üzerinde gerçekleşen küçük bir düşüş bile son derece yüksek kuvvet üretebiliyor zira. mesela geleneksel ingiliz mağaracılığı kısa, sıkı ayarlı, düşük boşluklu lanyard sistemlerine daha yatkın. bunu biraz açmak gerekirse, önce neden ingiliz mağaracılığının kitabın anlattığı fransız/alpin'den belirgin biçimde ayrıldığına bakmak lazım. fransız dikey mağaracılığının içinde büyük shaftlar ve hat boyunca teknik ilerleme daha ön plandayken, britanya’daki birçok mağara fiziksel darlıktan dolayı kendi sistemini evrimleştirmek zorunda kaldı. özellikle yorkshire ve mendip sistemlerinde gelişen ingiliz mağara kültürü; low bedding crawl dediğimiz alçak tabakalı sürünme geçitleri yüzünden sürekli çamur ve su teması etrafında şekillendi yıllar boyunca. bu yüzden ekipman tercihleri çoğu zaman daha düşük profilli. oversuit tasarımları -tulumları bu yüzden daha az çıkıntıya sahip-, (karabina yığınları, bulky gear, uzun dangling tether’lar dar geçitlerde sürekli bir yere takılacağı için) vücuda daha yakın harness sistemleri ve hatta kasklarının dış formu bile buna göre evrimleşti. squeeze kavramı yalnızca dar geçit anlamına geliyor diye düşünmeyin; sahada bu ciddi anlamda panik atak tetikleyen bir etken. özellikle wet squeeze’lerde insan vücudu üzerindeki psikolojik baskı teorik eğitimle tam olarak aktarılması mümkün bir şey değil. bu yüzden birçok deneyimli speleolog yahut caver teknik dikey inişlerden daha çok dar geçitlerde yol bulmaya çalışırken zorlanır. açıkçası ben bunu sıklıkla romantize etmeye meyilli olsam da bu basite alınacak, güzellenecek bir hobi değil. alpine caving techniques kitabı da zaten mağaracılığı hiçbir zaman romantik göstermiyor. kitap boyunca şekillenen temel fikir, yeraltının insana pek de uygun olmadığı aslında. kullandığımız bütün sistemler -ascenderın dişli mekanizma tasarımından halat kılıfının malzeme yapısına kadar- insan bedenini kısa süreliğine bu ortama adapte etmeye çalışan geçici çözümlerden başka bir şey değil.
descender dediğimiz kontrollü iniş sağlayan mekanik cihazlar da bu sistemin bir parçası. avrupa mağaracılığında uzun süre ipin iki metal makara arasında sürtünme yaratarak kontrollü kayması mantığıyla çalışan bobbin descender sistemleri baskın oldu. bunun en meşhur örneklerinden petzl stop’un en önemli özelliği auto-locking, yani otomatik kilitleme davranışıdır mesela. yani kullanıcı kolu bıraktığında sistem teorik olarak durmaya programlıdır ama özellikle yorgun mağaracıların bu sisteme fazla güvenmesi de tehlikeli. amerikan dikey mağaracılık kültüründeyse bir süre rack descender dediğimiz, ipin birden fazla metal bar üzerinden geçirilerek sürtünme yaratması mantığına dayanan bir sistem kullanıldı ki hâlâ yaygın olduğunu söylemek lazım. uzun inişlerde descender ciddi şekilde ısınabildiğinden özellikle dev free-hanging pit’lerde ısı dağıtımı açısından büyük avantaj sağlıyor rack descender sistemi çünkü. sürtünme yönetimi dediğimiz şey de burada devreye giriyor. özellikle bobbin descender kullandığımızda ipin fiziksel durumu doğrudan inişteki kontrolümüzü etkiler. kuru bir halatla tamamen ıslanmış bir halatın descender üzerindeki akışı epey farklı. eğitim sahasında yaptığımız eğitimle mağaranın içinde yaşadığımız deneyimin neden çok da aynı olmadığını anlayabilirsiniz buradan. üstüne halatın kılıfı ince bir sedimentle ya da çamurla kaplandığında ekipmanın frenleme mekanizması alışkın olduğunuz gibi kalmaz. ortada böyle bir sorun olduğunda mağaracılık disiplini buna uygun bir çözüm de mutlaka üretiyor çünkü mağarada neyin aniden yaşamakla ölmek arasındaki sınıra dönüşeceği muamma. bunu muhtemelen descender sistemlerini anlatırken baştan söylemem gerekiyordu ama açıkçası kitap yazmak gibi bir şey değil tanım yazmak. bazen terminolojiyi ya da tekniği açıklamaya çalışırken kaybolup gidiyorum ve neyin hangi sırada yazılabileceğini düşünemiyorum. şöyle ki; brake hand disiplini dediğimiz bir kavram var. frenleme mekanizmasının değişmesi durumuna karşı elle fren kolunu -brake strand- sürekli kontrol altında tutarak sorunu asgariye indirebiliriz. fren kolu dediğimiz şey temelde iniş cihazının altından çıkan, aşağı sarkan ip var ya, o. elimiz ipi ne kadar sıkı tutarsa sürtünme o kadar artıyor ve inişimizi yavaşlatıyoruz. elimi gevşettikçe de ip daha rahat akıyor. brake hand dediğimiz şey de descenderın altındaki ipi bu şekilde kontrol etmemizi sağlayan elimize verdiğimiz isim. özellikle uzun inişlerde kas yorgunluğu nedeniyle kavrama gücümüzün azalması ciddi riskler doğurabiliyor. eğitim sırasında takıntılı biçimde kontrollü iniş antrenmanı yaptırmalarının sebebi de bu.
aslında kitabın bu noktasından sonra iş teknikten ziyade biraz daha harekat yönetimine kayıyor bir süre. tanımın devamında yeniden işin mühendisliğine değiniriz ancak modern mağaracılıkta enerji yönetimini işin içindeyken bu kadar hafife alıp atmalak istemiyorum. ben de biraz soluklanmış olayım. sürekli yerelleştirme yapmak zor açıkçası. devam ederiz sonrasında.
alpine caving techniques’de en çok halat yönetimine ve özellikle rope abrasion dediğimiz halat aşınması sorununa epey yer vermelerini seviyorum. açıkçası mağara ortamında ipin teorik dayanımı çoğu zaman anlamsız hâle geliyor. kalker yüzeyler üzerindeki mikrokristal yapı, çamurlu su, yükleme-boşalma döngüsünün ipe yüklediği gerilim ve edge loading -halatı bir kayanın kenarından geçirdiğinizi düşünün, tüm ağırlık o dar temas noktasına biniyor ya, o işte- kombinasyonu kılıfın parçalanma sürecini hızlandırıyor. bu yüzden kitap sürekli deviation ve rebelay kullanımını vurguluyor zaten. deviation dediğimiz sistem, ipin kaya yüzeyinden kontrollü biçimde uzak tutulması için kullanılan ara yönlendirme noktalarına verdiğimiz isim. halatın aşınmasını engellemeye çalışıyoruz böylece. özellikle eski dönemlerde uzun tek parça free-hang kurma eğilimi daha yaygındı teknik olarak daha temiz göründüğü için fakat zamanla bunun ip aşınması, kurtarma lojistiği ve esneme davranışı açısından ciddi problemler yarattığı anlaşıldı. bugün avrupa rigging kültürünün kısa segmentler ve sık rebelay kullanma eğilimi doğrudan bu tecrübelerin sonucu. speleolojide halat yalnızca güvenlik ekipmanı olmaktan ziyade doğrudan hareket sisteminin kendisi olduğu için kitabın giriş bölümü özellikle halat konstrüksiyonu ve tekstil üzerine yoğunlaşıyor.mağaracılık başlığında bunu biraz açmıştım. kitapta sürekli geçen kernmantle terimini açalım o yüzden çünkü geri kalan her şeyi o halatın üstüne inşa edeceğiz. kernmantle rope dediğimiz yapı, yük taşıyan iç çekirdeğin -kern/core- dış koruyucu -sheath/mantle- tarafından çevrelenmesi prensibine dayanır. modern semi-static halatların büyük bölümü de bu mimariyi kullanıyor. özellikle en1891 type a standardına uygun ipler vertical caving içinde neredeyse fiili standart hâline geldi. bunun sebebi yalnızca yüksek kopma mukavemeti değil, kontrollü elastikiyet değerlerinin de önemli olması. dağcı arkadaşlara tanıdık gelecektir; düşüş absorbe etmek için tasarlanmış klasik dinamik tırmanma halatlarında gördüğümüz yüksek esneme miktarı düşüş absorpsiyonu açısından avantajlı olabilir ama ascender progression sırasında ciddi enerji kaybı yaratıyor bu esneme çünkü mağaracılıkta problem düşmek değil, saatler boyunca ip üzerinde yükselmek. uzun free-hanging pitch’lerde dinamik salınım oluşmaya başladığında mağaracı yalnızca yükselmiyor da, aynı zamanda ipin hareketini de taşımaya başlıyor. özellikle 100 metre üzeri shaft’larda bu durum baldırdaki kasları inanılmaz tüketiyor. frog sisteminin avrupa’da bu kadar dominant hâle gelmesinin sebeplerinden biri de bu zaten. bilmeyen için de yavaş yavaş açarak gideyim. kurbağalama dediğimiz bu sistem temelde chest ascender, handled ascender, adjustable footloop ve descender kombinasyonu etrafında şekillenir. buradaki mantık, mağaracının vücut ağırlığını mümkün olduğunca dikey hatta verimli aktarmasını sağlamak. sternum hizasındaki chest ascender mesela, yükü merkez hatta topluyor ve enerji aktarımında verimlilik sağlıyor. içindeki dişli kam sistemi sayesinde tek yönlü çalıştığı için iki parçaya dağıtmak gerekiyor ama epey işlevsel. özellikle rebelay noktalarının yoğun olduğu mağaralarda sistemin kompakt yapısı büyük avantaj. buna karşın amerikan vertical caving kültüründe uzun süre ropewalker konfigürasyonu baskındı. tabii boşu boşuna değil. ropewalker, özellikle dev free-hanging pit’lerde inanılmaz hızlı çünkü mağaracının doğal yürüyüş hareketleriyle tırmanmasına izin veriyor ancak avrupa’daki dar şaft ağızları, traverse transferleri ve sık rebelayler içinde ropewalker konfigürasyonları fazla hacimli ve verimsiz kalabiliyor. dolayısıyla bugün en iyi sistem diye anlatılan şeylerin büyük kısmı aslında mağaranın morfolojisine bağlı tamamen. bu bilgiyi de geçmiş olayım. dikey mağaracılığın dağcılıktan tamamen ayrıldığı noktalardan biri olduğu için rebelay kavramını da açmak lazım ilgilisi için. türkçede tam karşılığı yok bildiğim kadarıyla ama kabaca ara ip aktarım noktası denebilir. ana ipin belirli bir noktada anchor’a -yani emniyet noktasına- yeniden bağlanması işlemi. dağcılarda ara emniyet çoğu zaman düşüşü durdurma mantığıyla çalışıyor, mağaracılıkta ise rebelay halat yükünün dengelenmesi için kurulan bir sistem. özellikle derin mağaralarda ipin kendi ağırlığı bile çok ciddi problem yaratabilir. 200 metreyi aşan drop’larda rope stretch davranışı değişebiliyor ki bu da ciddi miktarda enerji kaybına uğratır mağaracıyı. bu yüzden halatı segmentlere ayırmak yalnızca aşınma yönetimi için değil, sistem verimliliği açısından da çok önemli. ilk ciddi rebelay transferini yapan hemen hemen herkes fark eder zaten. teoride aslında birkaç saniyelik prosedür gibi görünen işlem; askıda ve yorgunken inanılmaz bıktırıcı olabiliyor. kağıt üstünde ascender üzerindeki yükü boşaltıp emniyet bağlantısını uygun sırayla geçirerek descender'ı yeniden yük taşıyacak biçimde kurmak kolay görünebilir ama eldivenlerin çamur içindeyken bacaklarının yorgunlukla titremeye başladığı noktada çok da kolay sayılmaz. bu yüzden mağaracılıkta teknik bilgi ile prosedürel refleks birbirinden ayrı düşünülecek kavramlar değiller.
kitaptaki bağlantı ekipmanları bölümünü de çok seviyorum ben. özellikle maillon rapide kullanımının avrupa speleolojisinde bu kadar yaygın olmasının sebebine de değiniyorlar. modern kaya tırmanışı kültürü büyük ölçüde karabina merkezliyken, geleneksel alp tipi mağaracılıkta uzun süre screw-link maillon -vidalı metal halkalar- tercih edildi çünkü çok eksenli yük altında daha stabil davranıyorlardı ve karabina özellikle çamurlu ortamlarda gate mekanizmasının kirlenmesi yüzünden ciddi problem yaratabiliyordu. kapak mekanizmasının kirlenmesi düzgün kilitlenmeyi engellediği için dayanımı feci düşürebiliyor zira. bunu karabina bazında da düşünmemek gerek. ipin lif yapısına giren mikroskobik mineral partiküller bile zamanla ciddi aşınmalar yaratabilir. bu yüzden ipin bile üzerine basılması ciddi bir disiplin ihlali aslında. modern kilitli karabinalar eskiye kıyasla çok daha güvenli hâle gelmiş olsa da birlikte çalıştığım çoğu mağaracı ana bağlantı noktalarında hâlâ maillon rapide kullanıyor bu arada. yine de eski jenerasyondan kalma bazı teknikler artık büyük ölçüde terk edilmiş durumda. örneğin pvc kaplı merdivenler ve kemer tabanlı tırmanma sistemleri srt’nin verimliliği karşısında neredeyse tamamen ortadan kalktı. aynı şekilde eski statik emniyet bağı -static tether veya esnemeyen kısa bağlantılar- yaklaşımının yerini dinamik cowstail sistemleri aldı çünkü kısa düşüşlerde oluşan shock load -vücut ağırlığının sisteme bir anda sert biçimde binmesi durumu- değerleri tahmin edilenden bile çok daha agresifti. fall factor kavramı -f= d/l yani düşüş faktörü eşittir düşüş mesafesi bölü halat uzunluğu- mağaracılıkta çoğu zaman yokmuş gibi davranılıyor ama kısa mesafe o kadar da güvenli sayılmaz. cowstail nedir kısaca bahsedip devam edeyim; harnessimize, yani emniyet kemerimize bağlı, rebelay geçişleri sırasında bizi sisteme bağlı tutan kısa güvenlik bağlantılarına cowstail diyoruz. genellikle y şeklinde çift kollu oluyor. tether'e nazaran ani yükü absorbe edebilme kapasitesi daha yüksek olduğu için tercih ediyoruz. kısa tether üzerinde gerçekleşen küçük bir düşüş bile son derece yüksek kuvvet üretebiliyor zira. mesela geleneksel ingiliz mağaracılığı kısa, sıkı ayarlı, düşük boşluklu lanyard sistemlerine daha yatkın. bunu biraz açmak gerekirse, önce neden ingiliz mağaracılığının kitabın anlattığı fransız/alpin'den belirgin biçimde ayrıldığına bakmak lazım. fransız dikey mağaracılığının içinde büyük shaftlar ve hat boyunca teknik ilerleme daha ön plandayken, britanya’daki birçok mağara fiziksel darlıktan dolayı kendi sistemini evrimleştirmek zorunda kaldı. özellikle yorkshire ve mendip sistemlerinde gelişen ingiliz mağara kültürü; low bedding crawl dediğimiz alçak tabakalı sürünme geçitleri yüzünden sürekli çamur ve su teması etrafında şekillendi yıllar boyunca. bu yüzden ekipman tercihleri çoğu zaman daha düşük profilli. oversuit tasarımları -tulumları bu yüzden daha az çıkıntıya sahip-, (karabina yığınları, bulky gear, uzun dangling tether’lar dar geçitlerde sürekli bir yere takılacağı için) vücuda daha yakın harness sistemleri ve hatta kasklarının dış formu bile buna göre evrimleşti. squeeze kavramı yalnızca dar geçit anlamına geliyor diye düşünmeyin; sahada bu ciddi anlamda panik atak tetikleyen bir etken. özellikle wet squeeze’lerde insan vücudu üzerindeki psikolojik baskı teorik eğitimle tam olarak aktarılması mümkün bir şey değil. bu yüzden birçok deneyimli speleolog yahut caver teknik dikey inişlerden daha çok dar geçitlerde yol bulmaya çalışırken zorlanır. açıkçası ben bunu sıklıkla romantize etmeye meyilli olsam da bu basite alınacak, güzellenecek bir hobi değil. alpine caving techniques kitabı da zaten mağaracılığı hiçbir zaman romantik göstermiyor. kitap boyunca şekillenen temel fikir, yeraltının insana pek de uygun olmadığı aslında. kullandığımız bütün sistemler -ascenderın dişli mekanizma tasarımından halat kılıfının malzeme yapısına kadar- insan bedenini kısa süreliğine bu ortama adapte etmeye çalışan geçici çözümlerden başka bir şey değil.
descender dediğimiz kontrollü iniş sağlayan mekanik cihazlar da bu sistemin bir parçası. avrupa mağaracılığında uzun süre ipin iki metal makara arasında sürtünme yaratarak kontrollü kayması mantığıyla çalışan bobbin descender sistemleri baskın oldu. bunun en meşhur örneklerinden petzl stop’un en önemli özelliği auto-locking, yani otomatik kilitleme davranışıdır mesela. yani kullanıcı kolu bıraktığında sistem teorik olarak durmaya programlıdır ama özellikle yorgun mağaracıların bu sisteme fazla güvenmesi de tehlikeli. amerikan dikey mağaracılık kültüründeyse bir süre rack descender dediğimiz, ipin birden fazla metal bar üzerinden geçirilerek sürtünme yaratması mantığına dayanan bir sistem kullanıldı ki hâlâ yaygın olduğunu söylemek lazım. uzun inişlerde descender ciddi şekilde ısınabildiğinden özellikle dev free-hanging pit’lerde ısı dağıtımı açısından büyük avantaj sağlıyor rack descender sistemi çünkü. sürtünme yönetimi dediğimiz şey de burada devreye giriyor. özellikle bobbin descender kullandığımızda ipin fiziksel durumu doğrudan inişteki kontrolümüzü etkiler. kuru bir halatla tamamen ıslanmış bir halatın descender üzerindeki akışı epey farklı. eğitim sahasında yaptığımız eğitimle mağaranın içinde yaşadığımız deneyimin neden çok da aynı olmadığını anlayabilirsiniz buradan. üstüne halatın kılıfı ince bir sedimentle ya da çamurla kaplandığında ekipmanın frenleme mekanizması alışkın olduğunuz gibi kalmaz. ortada böyle bir sorun olduğunda mağaracılık disiplini buna uygun bir çözüm de mutlaka üretiyor çünkü mağarada neyin aniden yaşamakla ölmek arasındaki sınıra dönüşeceği muamma. bunu muhtemelen descender sistemlerini anlatırken baştan söylemem gerekiyordu ama açıkçası kitap yazmak gibi bir şey değil tanım yazmak. bazen terminolojiyi ya da tekniği açıklamaya çalışırken kaybolup gidiyorum ve neyin hangi sırada yazılabileceğini düşünemiyorum. şöyle ki; brake hand disiplini dediğimiz bir kavram var. frenleme mekanizmasının değişmesi durumuna karşı elle fren kolunu -brake strand- sürekli kontrol altında tutarak sorunu asgariye indirebiliriz. fren kolu dediğimiz şey temelde iniş cihazının altından çıkan, aşağı sarkan ip var ya, o. elimiz ipi ne kadar sıkı tutarsa sürtünme o kadar artıyor ve inişimizi yavaşlatıyoruz. elimi gevşettikçe de ip daha rahat akıyor. brake hand dediğimiz şey de descenderın altındaki ipi bu şekilde kontrol etmemizi sağlayan elimize verdiğimiz isim. özellikle uzun inişlerde kas yorgunluğu nedeniyle kavrama gücümüzün azalması ciddi riskler doğurabiliyor. eğitim sırasında takıntılı biçimde kontrollü iniş antrenmanı yaptırmalarının sebebi de bu.
aslında kitabın bu noktasından sonra iş teknikten ziyade biraz daha harekat yönetimine kayıyor bir süre. tanımın devamında yeniden işin mühendisliğine değiniriz ancak modern mağaracılıkta enerji yönetimini işin içindeyken bu kadar hafife alıp atmalak istemiyorum. ben de biraz soluklanmış olayım. sürekli yerelleştirme yapmak zor açıkçası. devam ederiz sonrasında.
devamını gör...



