ingiliz yapımı 2009 yılı filmi. çocuğunu tek başına yetiştiren jess, gizemli hava koşullarından ötürü içinde bulunduğu yattan başka bir gemiye geçmek zorunda kalır. geçtikleri bu gemide jess ve arkadaşları kendilerini birinin izlediğinden şüphelenmektedirler.
yönetmen: christopher smith
oyuncular: melissa george, michael dorman, rachael carpani, henry nixon, emma lung, liam hemsworth
oyuncular: melissa george, michael dorman, rachael carpani, henry nixon, emma lung, liam hemsworth
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "lillaspastia" tarafından 18.10.2021 20:20 tarihinde açılmıştır.
1.
*christopher smith'in yönetmen koltuğunda oturduğu 2009 yapımı korku/gerilim filmidir. başrol melissa george iken liam hemsworth, michael dorman, rachel carpani, emma lung ve henry nixon başrole eşlik eder.
jess isimli başrolümüz, tommy adındaki engelli oğluyla birlikte yaşamaktadır. pek kolay bir hayatı yoktur ancak arkadaşlarıyla birlikte çıkacağı bir tekne gezisi onun zor günleri için kendisine iyi gelecektir. victor, greg, sally, downey ve heather'ın bulunduğu arkadaş grubuyla birlikte denize açılırlar. ancak aralarından victor, jess'de bir gariplik olduğunu sezer. tabii ki jess ile diğerlerine kıyasla daha yakın olan greg bu durumu umursamaz. tekne gezintilerine sakince devam ettikleri sırada, birden bire rüzgârın kesildiğini fark ederler. motoru da durdurdukları için tekne denizin ortasında öylece kalır. ancak ileriden gelen gri bulutlar bir fırtınanın habercisidir. tam o sırada telsizden bir çağrı alırlar. bu çağrı,bir kadın tarafından istenilen yardım çağrısıdır. ancak ses kesildiği için bir şey anlaşılmamıştır. zaten bu arkadaş grubu yaşanan fırtına ile birlikte bunu düşüncek değildir.
fırtına, gemiyi alabora etmiştir ve heather hariç tüm arkadaş grubu öylece ortalıkta kalmıştır. tam o anda, ileriden yardımlarına yetişen büyük bir gemi yaklaşır. yardım istediklerini belirterek gemiye girerler ancak içeride kimse yoktur. bir süre öylece bakınırlar. aynı zamanda heather'ın da burada olabileceğini düşünürler fakat heather'ı bırak, tek bir insan bile görünmez. tüm bunların tuhaf olduğunun farkında olan aslında jess'dir. buraya daha önce gelmiş gibi hissettiğinden bahseder ama bu greg için mantıklı değildir. tam tartıştıkları sırada bir tablo görürler. bu, sisyphos'un tablosudur.
sisyphos, sonsuza kadar bir kayayı tepeden yuvarlamakla cezalandırılmıştır. bu kayayı tepeye tam çıkaracakken kaya ile birlikte aşağı doğru sürüklenecektir. bu bir döngüdür ve sisyphos'un cezasıdır. bu tablo ve hikâye arkadaş grubunun dikkatini çekse de oyalanmamaları gerektiğini düşünerek yollarına devam ederler. artık olaylar sarpa sarmaktadır. herkes ayrı bir yere ayrılır ve jess gemide birinin olduğunu fark eder. ancak kimseyi bulamadığı gibi arkadaş grubundan victor yara alır, greg öldürülür. tüm gözler jess'e döner çünkü greg ölmeden önce kendisini vuranın jess olduğunu söyler. o andan sonra geriye kalan downey, sally ve jess de peşlerindeki silahlı biri yüzünden kaçmak zorunda kalır. ancak ne sally ne de downey hayatta kalmayı başarabilir.
jess tek başına kaldıktan sonra silahla teknede gezinen kişinin peşinden geldiğini fark eder. onunla bir arbede yaşadıktan sonra kendisini kurtarır ancak bu kişi ölmeden önce jess'e, "eve gitmek için onları öldürmek zorundasın." der. bunun üzerine jess hiçbir şey anlayamaz ama tam o anda, tıpkı biraz önce kendisinin arkadaşlarıyla bu gemiden yardım istediği gibi ileriden gelen arkadaşlarını ve kendisini görür. arkadaşları gemiye bindikten sonra onları uyarmaya çalışır ama kimse ona kulak asmaz. aynı şeyler bir döngü olarak yeniden yaşandığında, jess arkadaşlarını öldürmeye çalışananın kendisi olduğunu anlar. kendini bu durumdan kurtarmak için arkadaşlarını korumaya çalışır ancak yaptığı tek şey döngünün içindeki küçük bölümleri değiştirmektir. yaşanan şeyin sonucu değişmeyeceğini anladıktan sonra, sonuca varmak için arkadaşlarını öldürür. kendisi ile bir arbede yaşayıp denizden atıldıktan sonra kendini evinde bulur. eve girmeden önce içeriden gördüğü manzara, kendisinin çocuğunu azarladığını ve bağırdığı bir andan ibarettir. jess kendini tutamayarak evdeki kendisini öldürür ve oğluyla birlikte evinden kaçar. ancak yolda bir kaza yapar ve öldürdüğü benliğini ve oğlunu yerde ölü halde görürken öylece izler. arkasından bir taksi sürücüsü yaklaşır ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini, ama onu istediği yere götürebileceğini söyler. fakat jess hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini anlayamamıştır, tıpkı sisyphos'un kayayı tepeye çıkarmaya çalışması gibi; kendini ve oğlunu kurtarmak adına taksiciyle birlikte sahile, arkadaşlarının planladığı tekne gezintisine katılır.
jess isimli başrolümüz, tommy adındaki engelli oğluyla birlikte yaşamaktadır. pek kolay bir hayatı yoktur ancak arkadaşlarıyla birlikte çıkacağı bir tekne gezisi onun zor günleri için kendisine iyi gelecektir. victor, greg, sally, downey ve heather'ın bulunduğu arkadaş grubuyla birlikte denize açılırlar. ancak aralarından victor, jess'de bir gariplik olduğunu sezer. tabii ki jess ile diğerlerine kıyasla daha yakın olan greg bu durumu umursamaz. tekne gezintilerine sakince devam ettikleri sırada, birden bire rüzgârın kesildiğini fark ederler. motoru da durdurdukları için tekne denizin ortasında öylece kalır. ancak ileriden gelen gri bulutlar bir fırtınanın habercisidir. tam o sırada telsizden bir çağrı alırlar. bu çağrı,bir kadın tarafından istenilen yardım çağrısıdır. ancak ses kesildiği için bir şey anlaşılmamıştır. zaten bu arkadaş grubu yaşanan fırtına ile birlikte bunu düşüncek değildir.
fırtına, gemiyi alabora etmiştir ve heather hariç tüm arkadaş grubu öylece ortalıkta kalmıştır. tam o anda, ileriden yardımlarına yetişen büyük bir gemi yaklaşır. yardım istediklerini belirterek gemiye girerler ancak içeride kimse yoktur. bir süre öylece bakınırlar. aynı zamanda heather'ın da burada olabileceğini düşünürler fakat heather'ı bırak, tek bir insan bile görünmez. tüm bunların tuhaf olduğunun farkında olan aslında jess'dir. buraya daha önce gelmiş gibi hissettiğinden bahseder ama bu greg için mantıklı değildir. tam tartıştıkları sırada bir tablo görürler. bu, sisyphos'un tablosudur.
sisyphos, sonsuza kadar bir kayayı tepeden yuvarlamakla cezalandırılmıştır. bu kayayı tepeye tam çıkaracakken kaya ile birlikte aşağı doğru sürüklenecektir. bu bir döngüdür ve sisyphos'un cezasıdır. bu tablo ve hikâye arkadaş grubunun dikkatini çekse de oyalanmamaları gerektiğini düşünerek yollarına devam ederler. artık olaylar sarpa sarmaktadır. herkes ayrı bir yere ayrılır ve jess gemide birinin olduğunu fark eder. ancak kimseyi bulamadığı gibi arkadaş grubundan victor yara alır, greg öldürülür. tüm gözler jess'e döner çünkü greg ölmeden önce kendisini vuranın jess olduğunu söyler. o andan sonra geriye kalan downey, sally ve jess de peşlerindeki silahlı biri yüzünden kaçmak zorunda kalır. ancak ne sally ne de downey hayatta kalmayı başarabilir.
jess tek başına kaldıktan sonra silahla teknede gezinen kişinin peşinden geldiğini fark eder. onunla bir arbede yaşadıktan sonra kendisini kurtarır ancak bu kişi ölmeden önce jess'e, "eve gitmek için onları öldürmek zorundasın." der. bunun üzerine jess hiçbir şey anlayamaz ama tam o anda, tıpkı biraz önce kendisinin arkadaşlarıyla bu gemiden yardım istediği gibi ileriden gelen arkadaşlarını ve kendisini görür. arkadaşları gemiye bindikten sonra onları uyarmaya çalışır ama kimse ona kulak asmaz. aynı şeyler bir döngü olarak yeniden yaşandığında, jess arkadaşlarını öldürmeye çalışananın kendisi olduğunu anlar. kendini bu durumdan kurtarmak için arkadaşlarını korumaya çalışır ancak yaptığı tek şey döngünün içindeki küçük bölümleri değiştirmektir. yaşanan şeyin sonucu değişmeyeceğini anladıktan sonra, sonuca varmak için arkadaşlarını öldürür. kendisi ile bir arbede yaşayıp denizden atıldıktan sonra kendini evinde bulur. eve girmeden önce içeriden gördüğü manzara, kendisinin çocuğunu azarladığını ve bağırdığı bir andan ibarettir. jess kendini tutamayarak evdeki kendisini öldürür ve oğluyla birlikte evinden kaçar. ancak yolda bir kaza yapar ve öldürdüğü benliğini ve oğlunu yerde ölü halde görürken öylece izler. arkasından bir taksi sürücüsü yaklaşır ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini, ama onu istediği yere götürebileceğini söyler. fakat jess hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini anlayamamıştır, tıpkı sisyphos'un kayayı tepeye çıkarmaya çalışması gibi; kendini ve oğlunu kurtarmak adına taksiciyle birlikte sahile, arkadaşlarının planladığı tekne gezintisine katılır.
devamını gör...
2.
sosyal medyada gezindiğim sırada rastgelip en önemli spoiler görüntüsünü görmeme rağmen tematiğini sevdiğim için şans verdiğim 2009 yapımı korku gerilim filmi.
beyin yakan filmler kategorisine iyi bir yerden giriş yapabilecek, türünün en komplike yapımlarından biri olmamakla birlikte olay örgüsünün tatmin duygusu oluşturduğu bir yapım olmuş.
hoş bir spoiler döşemeyi planlıyorum, izlemeyen asla tıklamasın, tşk. *
tüm film boyunca baş karakterin bu sefer hepimizi kurtaracağım deyip yeni bir şey yaptığını zannederek hareket etmesine rağmen aslında en az yirmi kez tekrarlandığını gösteren manzaralarla karşılaştığındaki çaresizliği harikaydı.
film boyunca oğlunu kurtarmak için delirip herkesi öldürdüğü görüntüsünü yaydığı halinin aslında oğlunun ölümüne şahit olan bir annenin, travmaya bağlı her şeyi unutup oğlunu halen okulda zannetmesine dayandırılması son kilit noktasıydı.
geminin bir metafor olması, tüm bu şatafatın oğlunun öldüğü gün yapılan kutlamalarla ilişkisi olması, davulun üstündeki simgenin gemideki orkestra davuluyla aynı olmasından çıkarılıyordu sanırım.
başında bez olan kişi gemide kalan son haliydi. dolayısıyla gemideki tüm formlarının tek bilgisi herkesi öldürdüklerinde kurtulabilecekleri bilgisiydi. oysa kendisi o gemiden kurtulan tek kişi oldu, eve gitti, oğlunu aldı ve yolda oğlunun ölümüne sebep oldu. yaşadığı şok sonrası hiçbir şey olmamış gibi tekrar tekneye gitti, tekneye binerken üzgünüm deme sebebi bu üçgenden hiçbir zaman çıkamayacağını ve arkadaşlarını yine öldürmek zorunda kalacağını bilmesiydi. ölü kuşlar, ölü sally’ler, düşen kolyeler bayağı enteresandı.
o değil de film boyu kendini asla öldürememişken oğlunu kurtarma bahanesiyle kendini sen nasıl baltaladın, kafana kafana vurdun. tam bir sayko ya, neyse bir süre götürür beni bu film. *
beyin yakan filmler kategorisine iyi bir yerden giriş yapabilecek, türünün en komplike yapımlarından biri olmamakla birlikte olay örgüsünün tatmin duygusu oluşturduğu bir yapım olmuş.
hoş bir spoiler döşemeyi planlıyorum, izlemeyen asla tıklamasın, tşk. *
tüm film boyunca baş karakterin bu sefer hepimizi kurtaracağım deyip yeni bir şey yaptığını zannederek hareket etmesine rağmen aslında en az yirmi kez tekrarlandığını gösteren manzaralarla karşılaştığındaki çaresizliği harikaydı.
film boyunca oğlunu kurtarmak için delirip herkesi öldürdüğü görüntüsünü yaydığı halinin aslında oğlunun ölümüne şahit olan bir annenin, travmaya bağlı her şeyi unutup oğlunu halen okulda zannetmesine dayandırılması son kilit noktasıydı.
geminin bir metafor olması, tüm bu şatafatın oğlunun öldüğü gün yapılan kutlamalarla ilişkisi olması, davulun üstündeki simgenin gemideki orkestra davuluyla aynı olmasından çıkarılıyordu sanırım.
başında bez olan kişi gemide kalan son haliydi. dolayısıyla gemideki tüm formlarının tek bilgisi herkesi öldürdüklerinde kurtulabilecekleri bilgisiydi. oysa kendisi o gemiden kurtulan tek kişi oldu, eve gitti, oğlunu aldı ve yolda oğlunun ölümüne sebep oldu. yaşadığı şok sonrası hiçbir şey olmamış gibi tekrar tekneye gitti, tekneye binerken üzgünüm deme sebebi bu üçgenden hiçbir zaman çıkamayacağını ve arkadaşlarını yine öldürmek zorunda kalacağını bilmesiydi. ölü kuşlar, ölü sally’ler, düşen kolyeler bayağı enteresandı.
o değil de film boyu kendini asla öldürememişken oğlunu kurtarma bahanesiyle kendini sen nasıl baltaladın, kafana kafana vurdun. tam bir sayko ya, neyse bir süre götürür beni bu film. *
devamını gör...
