türkiye'de üniversite mezunları neden işsiz sorunsalı
başlık "bilge tonyukuk" tarafından 07.06.2026 15:34 tarihinde açılmıştır.
1.
türkiye'de üniversite mezunlarının işsiz olmasının sebebi, her zaman "fazla üniversite var" denilerek gösterilir. oysaki durum pek öyle değil. aksine, bizim ülkemizde üniversite sayısının nüfusa oranı pek çok ülkenin altında kalıyor. kafanızda oturması için, almanyada şehir başına 5 üniversite düşerken türkiye'de 1 üniversite düşüyor gibi düşünebilirsiniz.
ee madem öyle, neden üniversiteliler hala işsiz ? madem üniversite sayısı az, diplomanın değerli olması gerekmez miydi ? işte bugün bunu anlatıyorum.
durumun sebebi açık: yükseköğretimde arz-talep dengesinin piyasa tarafından değil, tamamen devlet eliyle merkezi olarak belirlenmesi.
normal şartlarda bir ülkedeki bölüm kontenjanlarını ve üniversite arzını iş gücü piyasasının, yani fabrikaların, şirketlerin ve teknoloji merkezlerinin geleceğe yönelik ihtiyaçları belirler. ancak türkiye'de bu mekanizma uzun süredir devre dışı. daha basit anlatayım. üniversite sayısı az, ama o kadar hızlı artıyor ki iş sektörleri bu artışa yetişemiyor. örneğin türkiye'de makine endüstrisi bu sene %5 büyüdü diyelim. ne güzel. ama her yıl yeni bölümler açıldığı için makine mühendisliği kontenjanı %10 büyüyor. yani talebin iki katı kadar.
devlet, her yıl iş gücü piyasasına katılan milyonlarca gence istihdam yaratamadığı için formülü yükseköğretimi büyütmekte buldu. kontenjanlar plansızca artırıldı, barajlar kaldırıldı ve gençler 4-5 yıl boyunca kampüslerde tutularak işsizlik istatistikleri geçici olarak "öğrenci" statüsünde gizlendi. bunun yanı sıra, anadolunun dört bir yanına açılan üniversiteler, eğitim kalitesinden ziyade o ilçelerin esnafını ve yerel ekonomisini fonlayan birer tüketim merkezine dönüştürüldü.
ekonomide "sinyalizasyon teorisi" diye bir kavram vardır. eskiden diploma, işverene "bu aday zorlu bir elemeden geçti, disiplinli ve kalifiye" sinyali verirdi. ancak piyasa gerçeklerinden kopuk şekilde her yıl yüz binlerce benzer mezun verilince bu sinyal mekanizması çöktü.
herkes üniversite mezunu olunca, diploma bir ayrıcalık olmaktan çıkıp iş başvurusu yapabilmek için sıradan bir taban şart haline geldi. işveren artık diplomaya güvenemediği için yeni mezunlara asgari ücret dayatmaya, absürt tecrübe şartları aramaya ya da referans (torpil) mekanizmalarına sığınmaya başladı.
türkiye ekonomisinin lokomotif sektörleri hâlâ ağırlıklı olarak düşük-orta teknolojiye ve yoğun iş gücüne dayanıyor. bugün piyasada kaynakçı, kalıpçı, cnc operatörü veya yazılım teknikeri gibi "ara elemanlara" inanılmaz bir talep var. hatta bu mesleklerin gelirleri birçok beyaz yakalı başlangıç maaşını katlamış durumda.
buna karşın devlet, piyasada karşılığı olmayan on binlerce iktisat, işletme, sosyolog ya da mühendislik kontenjanını her yıl inatla açmaya devam ediyor. sonuçta ortaya devasa bir yapısal uyumsuzluk çıkıyor: bir tarafta eleman bulamayan sanayici, diğer tarafta ise elindeki diplomayla ortada kalan yüz binlerce genç.
sonuç olarak; üniversite sayısının nüfusa oranı düşük görünse de, ekonominin "nitelikli iş yaratma" kapasitesi, üniversitelerin "diploma basma" hızının fersah fersah gerisinde kalıyor. piyasa dinamiklerinden kopuk, tamamen merkezi ve siyasi kaygılarla belirlenen her kontenjan, ne yazık ki eğitim bütçesinin ve en önemlisi de gençlerin en verimli yıllarının israf edilmesinden başka bir işe yaramıyor.
ee madem öyle, neden üniversiteliler hala işsiz ? madem üniversite sayısı az, diplomanın değerli olması gerekmez miydi ? işte bugün bunu anlatıyorum.
durumun sebebi açık: yükseköğretimde arz-talep dengesinin piyasa tarafından değil, tamamen devlet eliyle merkezi olarak belirlenmesi.
normal şartlarda bir ülkedeki bölüm kontenjanlarını ve üniversite arzını iş gücü piyasasının, yani fabrikaların, şirketlerin ve teknoloji merkezlerinin geleceğe yönelik ihtiyaçları belirler. ancak türkiye'de bu mekanizma uzun süredir devre dışı. daha basit anlatayım. üniversite sayısı az, ama o kadar hızlı artıyor ki iş sektörleri bu artışa yetişemiyor. örneğin türkiye'de makine endüstrisi bu sene %5 büyüdü diyelim. ne güzel. ama her yıl yeni bölümler açıldığı için makine mühendisliği kontenjanı %10 büyüyor. yani talebin iki katı kadar.
devlet, her yıl iş gücü piyasasına katılan milyonlarca gence istihdam yaratamadığı için formülü yükseköğretimi büyütmekte buldu. kontenjanlar plansızca artırıldı, barajlar kaldırıldı ve gençler 4-5 yıl boyunca kampüslerde tutularak işsizlik istatistikleri geçici olarak "öğrenci" statüsünde gizlendi. bunun yanı sıra, anadolunun dört bir yanına açılan üniversiteler, eğitim kalitesinden ziyade o ilçelerin esnafını ve yerel ekonomisini fonlayan birer tüketim merkezine dönüştürüldü.
ekonomide "sinyalizasyon teorisi" diye bir kavram vardır. eskiden diploma, işverene "bu aday zorlu bir elemeden geçti, disiplinli ve kalifiye" sinyali verirdi. ancak piyasa gerçeklerinden kopuk şekilde her yıl yüz binlerce benzer mezun verilince bu sinyal mekanizması çöktü.
herkes üniversite mezunu olunca, diploma bir ayrıcalık olmaktan çıkıp iş başvurusu yapabilmek için sıradan bir taban şart haline geldi. işveren artık diplomaya güvenemediği için yeni mezunlara asgari ücret dayatmaya, absürt tecrübe şartları aramaya ya da referans (torpil) mekanizmalarına sığınmaya başladı.
türkiye ekonomisinin lokomotif sektörleri hâlâ ağırlıklı olarak düşük-orta teknolojiye ve yoğun iş gücüne dayanıyor. bugün piyasada kaynakçı, kalıpçı, cnc operatörü veya yazılım teknikeri gibi "ara elemanlara" inanılmaz bir talep var. hatta bu mesleklerin gelirleri birçok beyaz yakalı başlangıç maaşını katlamış durumda.
buna karşın devlet, piyasada karşılığı olmayan on binlerce iktisat, işletme, sosyolog ya da mühendislik kontenjanını her yıl inatla açmaya devam ediyor. sonuçta ortaya devasa bir yapısal uyumsuzluk çıkıyor: bir tarafta eleman bulamayan sanayici, diğer tarafta ise elindeki diplomayla ortada kalan yüz binlerce genç.
sonuç olarak; üniversite sayısının nüfusa oranı düşük görünse de, ekonominin "nitelikli iş yaratma" kapasitesi, üniversitelerin "diploma basma" hızının fersah fersah gerisinde kalıyor. piyasa dinamiklerinden kopuk, tamamen merkezi ve siyasi kaygılarla belirlenen her kontenjan, ne yazık ki eğitim bütçesinin ve en önemlisi de gençlerin en verimli yıllarının israf edilmesinden başka bir işe yaramıyor.
devamını gör...
2.
üniversite dedikleri, üniversite değil çünkü.
'üniversite olan üniversite' mezunları ille iş buluyor.
'üniversite olan üniversite' mezunları ille iş buluyor.
devamını gör...
3.
üniversite mezunları işsiz değil, işi olmayanlar işsiz. üniversite mezuniyetinin kimseye iş garantisi vermediği herkese aşikar olmalı artık.
80'lerde 90'larda doğanlara aileleri, üniversite oku git memur ol diye tembihledi. bütün plan programlarını buna göre yaptılar. ama nihayetinde birim iş sayısı belli bunu yapacak çalışan sayısı belli. hal böyle iken birileri çalışamayacak.
bu yüzden üniversite okuyanlara tavsiyem: üniversitede amacınız dersleri en iyi şekilde verip bölüm birincisi olmak olmamalı. network edinmek, alanınızdaki şirketlerle ilişki kurmak olmalı. sizin günlerce çalışıp verdiğiniz sınavları yapay zekalar on dakikada hallediyor. haliyle odaklanmanız gereken kısım insan ilişkileri olmalı.
80'lerde 90'larda doğanlara aileleri, üniversite oku git memur ol diye tembihledi. bütün plan programlarını buna göre yaptılar. ama nihayetinde birim iş sayısı belli bunu yapacak çalışan sayısı belli. hal böyle iken birileri çalışamayacak.
bu yüzden üniversite okuyanlara tavsiyem: üniversitede amacınız dersleri en iyi şekilde verip bölüm birincisi olmak olmamalı. network edinmek, alanınızdaki şirketlerle ilişki kurmak olmalı. sizin günlerce çalışıp verdiğiniz sınavları yapay zekalar on dakikada hallediyor. haliyle odaklanmanız gereken kısım insan ilişkileri olmalı.
devamını gör...
4.
basit. ülke düzgün gelişmiyor. ondan dolayı.
devamını gör...