1.
ne tam kamusal mal ne de tam özel mal niteliği taşıyan, bünyesinde hem bireysel hem de toplumsal faydayı barındıran mal ve hizmetlerdir.
tam kamusal mallar gibi toplumun genel yararına sunulan ancak tüketimde rekabetin yaşanabildiği veya belirli mekanizmalarla kullanıcıların dışarıda bırakılabildiği mal ve hizmetlerdir. yani ne tamamen herkesin sınırsızca ve ücretsiz erişebildiği bir deniz feneridir, ne de sadece parasını ödeyenin tüketebildiği bir fincan kahve; bu iki dünyanın tam ortasında durur.
günlük hayatımıza baktığımızda bu kavramın ne kadar merkezde olduğunu kolayca görebiliriz. örneğin eğitim ve sağlık hizmetleri...
bir devlet okulunda eğitim almak toplumsal refahı artırır ve ilk bakışta herkes için erişilebilir gibidir. ancak sınıftaki öğrenci sayısı aşırı arttığında eğitimin kalitesi düşer; yani tüketimde bir "rekabet" ve sıkışıklık başlar.
benzer şekilde köprüler ve otoyollar da harika birer yarı kamusal mal örneğidir. yol bomboşken sürüşün keyfini çıkarırsınız; fakat iş çıkış saatinde trafik kilitlendiğinde, o mal artık sizin için tüketimde rekabet yaşanan bir hale gelir.
iktisatçıların yarı kamusal mallar üzerinde bu kadar çok durmasının temel sebebi, bu malların yarattığı pozitif dışsallıklardır. kaliteli bir eğitim sistemi sadece okula giden çocuğu değil, daha bilinçli bireylerle yaşayacak olan tüm toplumu iyileştirir. ya da aşılanan bir insan, sadece kendini değil toplum sağlığını da korur. (bu noktada türkiye'deyseniz eleştirilebilirsiniz gerçi, malum aşı karşıtları)
bu yüzden normal devletler, bu tür hizmetleri tamamen piyasa koşullarının insafına bırakmaz; fiyatını düşürmek için sübvanse eder veya doğrudan kendisi üstlenir. canım ülkemizde yine bunu halka iteleme yöntemiyle geçiştiriyoruz.
tam kamusal mallar gibi toplumun genel yararına sunulan ancak tüketimde rekabetin yaşanabildiği veya belirli mekanizmalarla kullanıcıların dışarıda bırakılabildiği mal ve hizmetlerdir. yani ne tamamen herkesin sınırsızca ve ücretsiz erişebildiği bir deniz feneridir, ne de sadece parasını ödeyenin tüketebildiği bir fincan kahve; bu iki dünyanın tam ortasında durur.
günlük hayatımıza baktığımızda bu kavramın ne kadar merkezde olduğunu kolayca görebiliriz. örneğin eğitim ve sağlık hizmetleri...
bir devlet okulunda eğitim almak toplumsal refahı artırır ve ilk bakışta herkes için erişilebilir gibidir. ancak sınıftaki öğrenci sayısı aşırı arttığında eğitimin kalitesi düşer; yani tüketimde bir "rekabet" ve sıkışıklık başlar.
benzer şekilde köprüler ve otoyollar da harika birer yarı kamusal mal örneğidir. yol bomboşken sürüşün keyfini çıkarırsınız; fakat iş çıkış saatinde trafik kilitlendiğinde, o mal artık sizin için tüketimde rekabet yaşanan bir hale gelir.
iktisatçıların yarı kamusal mallar üzerinde bu kadar çok durmasının temel sebebi, bu malların yarattığı pozitif dışsallıklardır. kaliteli bir eğitim sistemi sadece okula giden çocuğu değil, daha bilinçli bireylerle yaşayacak olan tüm toplumu iyileştirir. ya da aşılanan bir insan, sadece kendini değil toplum sağlığını da korur. (bu noktada türkiye'deyseniz eleştirilebilirsiniz gerçi, malum aşı karşıtları)
bu yüzden normal devletler, bu tür hizmetleri tamamen piyasa koşullarının insafına bırakmaz; fiyatını düşürmek için sübvanse eder veya doğrudan kendisi üstlenir. canım ülkemizde yine bunu halka iteleme yöntemiyle geçiştiriyoruz.
devamını gör...