paweł pawlikowski'nin yönettiği, yine paweł pawlikowski, janusz głowacki, piotr borkowski'nin yazdığı, 2018 yılında gösterilen polonya, ingiltere, fransa ortak yapımı olan film.
film; çok farklı karakterlere sahip olmalarına, çok uyumsuz olmalarına rağmen birbirlerine karşı koyamayan bir müzik yönetmeni ve bir şarkıcının komünist polonya'da kaçma hikayesini anlatıyor.
film; çok farklı karakterlere sahip olmalarına, çok uyumsuz olmalarına rağmen birbirlerine karşı koyamayan bir müzik yönetmeni ve bir şarkıcının komünist polonya'da kaçma hikayesini anlatıyor.
yönetmen:
paweł pawlikowski
oyuncular:
joanna kulig
tomasz kot
borys szyc
agata kulesza
cédric kahn
jeanne balibar
paweł pawlikowski
oyuncular:
joanna kulig
tomasz kot
borys szyc
agata kulesza
cédric kahn
jeanne balibar
cannes film festivali - en iyi yönetmen
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "lilium" tarafından 20.05.2021 21:41 tarihinde açılmıştır.
1.
2018 yılında yapılmış dram/romantik türünde bir filmdir.
konusu: 1950’li yıllardaki soğuk savaş döneminde kıvılcımlanan bir aşkı anlatır. birbirlerinden farklı geçmişleri ve karakterleri olan bu iki kişinin birbirine tutunma çabasını ve bu konudaki başarısızlıklarını izleriz filmde. hani ne seninle olur ne sensiz derler ya öyle bir aşk hikayesidir bu. mevcut aşk dışında soğuk savaş dönemi de güzel aktarılmış ve filmin siyah beyaz olmasını ben atmosferine yakıştırdım açıkçası.
birbirleriyle oldukları dönemlerde bu ilişkiyi bir türlü rayına oturtamamış olmaları her ne kadar bana tuhaf gelse de sessiz, sakin ve akıcı bir filmdi.
konusu: 1950’li yıllardaki soğuk savaş döneminde kıvılcımlanan bir aşkı anlatır. birbirlerinden farklı geçmişleri ve karakterleri olan bu iki kişinin birbirine tutunma çabasını ve bu konudaki başarısızlıklarını izleriz filmde. hani ne seninle olur ne sensiz derler ya öyle bir aşk hikayesidir bu. mevcut aşk dışında soğuk savaş dönemi de güzel aktarılmış ve filmin siyah beyaz olmasını ben atmosferine yakıştırdım açıkçası.
birbirleriyle oldukları dönemlerde bu ilişkiyi bir türlü rayına oturtamamış olmaları her ne kadar bana tuhaf gelse de sessiz, sakin ve akıcı bir filmdi.
devamını gör...
2.
fona soğuk savaş dönemi doğu avrupa'sını koyarak, dönemin her iki avrupa'sının da iki büyük savaştan sonra belini doğrultma çabalarını, sovyet rusya'nın doğu avrupa'ya yansıyan baskıcı ve hayatı zorlaştırıcı karakterini sürece yayarak görselleştiren, paralel olarak da soğuk savaş gibi yaşanan bir aşk hikayesinin yaklaşık 10 yılını anlatan sakin ve arı duru olduğu kadar müzikal ve görsel şölen niteliğinde bir film.
--- spoiler ---
tüm bunları 78 dakikaya sığdırmış olması handikap gibi görülebilir zira aşkın başlaması ve alevlenmesini izleyene tam olarak geçirebildiğini düşünmüyorum. uğruna her şey göze alınmış gibi hava yaratılırken ilk etaplarda hiçbir sınavdan başarıyla geçemeyen bir aşk söz konusu. sonrasında bedeller ödemek göze alınıyor.
aşkın izleyiciye geçmesini engelleyen bir unsur da tarafların başkalarıyla yaşadığı cinselliğin önemsenmeyişi. namus olgusu mu yoksa gayet insani bir duygu olan kıskanma mı denilmeli bilemedim ama hayatlarının ancak birlikteyken anlamlı olduğunu düşünen, ölümüne sevdalanmış karakterler bu konuyu hiç mi hiç sorun etmiyorlar. kadının başka erkeklerle çılgınca dans etmesi, başka insanlarla cinsel hayat hatta evlenme vs. gibi aşığı kahredecek meseleler soğuk ve ifadesiz bir suratla karşılık buluyor. yeşilçam melodramı izlemediğimin farkındayım ama aşk olgusu bütün olarak yaşandığında değerli ve anlamlı hale geliyor. namus cinayeti işlesin demiyorum ama en azından acı hissetsin, hissediyorsa da bana yansıtabilsin. kadının, şair olan eski sevgiliye karşı hissettikleri ve davranış şekli de kastettiğimin dışında bir kıskanma şekliydi.
filmden kalan önemli bir şey de çok yakın bir dönemde kibirli avrupa'nın yaşadığı harap ve bitap hali görmek oldu sanırım. özgürlüklerin, hakların baskılandığı, yoksulluk ve yoksunluğun hüküm sürdüğü, ideolojik devletin her şeye müdahil olduğu ve belirleyen etkisi yarattığı bir hayatta aşk bile zehir oluyor sevenlere. gerçi belki de o şartlarda sevmenin, hasretin, vuslatın tadı daha bir başka oluyordur.
--- spoiler ---
--- spoiler ---
tüm bunları 78 dakikaya sığdırmış olması handikap gibi görülebilir zira aşkın başlaması ve alevlenmesini izleyene tam olarak geçirebildiğini düşünmüyorum. uğruna her şey göze alınmış gibi hava yaratılırken ilk etaplarda hiçbir sınavdan başarıyla geçemeyen bir aşk söz konusu. sonrasında bedeller ödemek göze alınıyor.
aşkın izleyiciye geçmesini engelleyen bir unsur da tarafların başkalarıyla yaşadığı cinselliğin önemsenmeyişi. namus olgusu mu yoksa gayet insani bir duygu olan kıskanma mı denilmeli bilemedim ama hayatlarının ancak birlikteyken anlamlı olduğunu düşünen, ölümüne sevdalanmış karakterler bu konuyu hiç mi hiç sorun etmiyorlar. kadının başka erkeklerle çılgınca dans etmesi, başka insanlarla cinsel hayat hatta evlenme vs. gibi aşığı kahredecek meseleler soğuk ve ifadesiz bir suratla karşılık buluyor. yeşilçam melodramı izlemediğimin farkındayım ama aşk olgusu bütün olarak yaşandığında değerli ve anlamlı hale geliyor. namus cinayeti işlesin demiyorum ama en azından acı hissetsin, hissediyorsa da bana yansıtabilsin. kadının, şair olan eski sevgiliye karşı hissettikleri ve davranış şekli de kastettiğimin dışında bir kıskanma şekliydi.
filmden kalan önemli bir şey de çok yakın bir dönemde kibirli avrupa'nın yaşadığı harap ve bitap hali görmek oldu sanırım. özgürlüklerin, hakların baskılandığı, yoksulluk ve yoksunluğun hüküm sürdüğü, ideolojik devletin her şeye müdahil olduğu ve belirleyen etkisi yarattığı bir hayatta aşk bile zehir oluyor sevenlere. gerçi belki de o şartlarda sevmenin, hasretin, vuslatın tadı daha bir başka oluyordur.
--- spoiler ---
devamını gör...
