zaman tüneli

dün gece evde kırmızı şarap eşliğinde sigaramla sevişiyordum. birden kapı çalmaya başladı. allah allah bu saatte kim acaba diye, söve söve açmaya gittim. ben çalan şeylerden hiç hoşlanmam, özellikle de gece vakti. ha telefon, ha kapı.

açtım kapıyı. bir baktım karşımda john. what happened? dedim. abi şarabın var mı? dedi. uzun hikayeymiş. yine kalemle bağırsak deşme anılarıyla kafa açacak diye geçirdim içimden. ne zaman böyle gaddarlıklar yapsa, akşamına gelir bana ağlar. john sokacam yapacağın işlere, senin bu zırvalıkların hiç ilgimi çekmiyor diyince de; eskiden hristiyanmış bu. oradan kalma alışkanlık, idare et abi der hep. abine sokacam ama diyince de kalem ister misin, vereyim abi der. öyle olunca da yumuşuyor insan işte.

tamam lan, geç içeri dedim. geçti. oturduk. bir bardak şarap koydum önüne. anlat lan, yine kimin gırtlağına bıçak sokup, kimi eyfel kulesinden sallandırdın, yine hangi haltı yedin de geldin kafa şişirmeye dedim.

sonra işte; yukarıdaki yazarla aralarında geçenleri anlattı. abi diyor kalem kılıçtan keskinmiş ama sosis ondan da keskinmiş, benim bu zamana kadar sosisle adam öldürmek niye hiç aklıma gelmedi, diyor.

kendisini çok aptal hissediyormuş. dedim; john senin anlayacağın lafa sokayım, adam onu mu anlatmış? sonra zaten sızdım. sabah olunca ortalıkta yoktu. tüm gecemin içine etti yine.

kardeşim madem adama ayar veriyorsun, eline bir de benin evin yolunu göstermeyen navigasyon falan tutuştur. ya da sızana kadar içir. işim gücüm yok, sizin ayar verdiklerinizle uğraşıyorum.
devamını gör...

en üst seviyesi aptal görünüp dolandırmaktır. ama ben aptal görünen birisi değilim, zaten öyleyim.
devamını gör...

don't forget ---> you are in the train but not in a plane. you are on a plane...
devamını gör...

bankalarla işim yok, çünkü param yok. çok şükür böyle dertlerim yok.
devamını gör...

bana günde birkaç kez olan dolanma maalesef.

sadece para gelince bildirim atın amk bankaları, yapacağınız fidan yardımı ile veya % bilmem kaç fazili ihtiyaç kredisi ile ilgilenmiyorum. ben yalnız&yalnız keş para ile ilgileniyorum.
devamını gör...

sözlük kapanacak
halen çözemedim
devamını gör...

konuşulduğu takdirde çocuk mocuk yapmayacağınız konulardır. siz konuşurken; tavuk bile bakmaktan aciz insanlar dördüncü beşinciyi salar. sonra vay efendim bu dünya neden bu halde...
bir evlat sahibi olduğunuzda sizin için hayattaki en önemli ve öncelikli kişi artık odur, o olmak zorundadır. kişisel bencillikleriniz, bir çok ihtiyacınız ve hayatınız ikinci planda olmalıdır.
unutmayınız ki "annenizin öldüğü gün evlendiği gündür, babanızın öldüğü gün sizin doğduğunuz gündür" derler. ki çok da doğru derler.
devamını gör...

devamını gör...

“biz” dediğine göre bütün aile dövecek demektir.
devamını gör...

eti tutku dendi mi kendimden geçiyorum. dünya üzerinde böyle bir bisküvi üretilmemiştir.
devamını gör...

bunun ve etrafındaki haramzade tayfanın hesap vermeden can vermemesini diliyorum.
devamını gör...

öncelikle selamun aleyküm beyler. olay dün akşam başıma geldi. evde çayımı demlemişim, televizyonda hz. yusuf zleyerek hayatın sillesini unutmaya çalışıyorum.
bir ara sigara içmek için balkona çıktım.
bizim mahalle de hani öyle teksas falan değil, istanbulun ara sokakları gibi sakin bir yer. ama bir baktım, karşı çöp konteynerinin yanında siyah takım elbiseli, saç baş darmadağın, suratı kan revan içinde biri duruyor. kucağında da küçücük bir kırma köpek var.
la baktım baktım. dedim gözüm bir yerden ısırıyor ama nereden?
sonra bir anda hatırladım. harbi harbi john wick la bu. bizim sokakta ne işi var? herhalde yüksek konsey bunu sürgüne yolladı, bu da nereye gitsem kafa dinlerim deyip bizim semte taşındı.
aşağıya indim, eşofman altım ve terliklerimle buna doğru yaklaştım. bu beni görünce hemen ceketinin içinden o meşhur çelik işlemeli tabancasını çıkardı, bana doğrulttu. gözler çakmak çakmak, baba yaga modu açık.
dedim ki birader o elimizdekini yavaşça yere bırakıyoruz. burası continental otel değil, gaziosmanpaşa lokalinin önü . ayrıca o tutuş yanlış.
bu şaşırdı tabii. ingilizce bir şeyler geveledi they killed my dog. ı need guns, lots of guns. kendini bir an matrix evreninde zannetti sanırım.
işte orada film koptu bende. yılların verdiği kahvehane tecrübesi ve racon birikimiyle buna bir döndüm, ortam buz kesti.
ulan john, ulan dingil. ulan sen koskoca adamsın. 4 tane film çektin, bin beş yüz kişi vurdun, roma’yı yaktın, paris’te merdivenlerden 200 kere yuvarlandın, at üstünde adam vurdun... ne için lan? bir tane kurşun kalemle adam öldürüyorsun ama kafanın içindeki beyne bir türlü yön veremiyorsun.
bak beni iyi dinle ufaklık. sürekli aynı hata. her filmde ben emekli oldum diyorsun, gidip mahalledeki en belalı herifin oğluna benim köpeğimi niye sevdin diye atar gider yapıyorsun. emekli adam sabah 6'da kalkar, parkta yürüyüş yapar, emekli maaşını promozsyona yatırır. senin neyine ulan italyan mafyasıyla kan davası?
john durdu. tabancayı yavaşça indirdi. gözleri doldu herifin.
ama dedi, my wife, she gave me this dog.
dedim gerizekalı rahmetli karın sana git bütün dünyayı katlet, önün gelenin kafasına sık mı dedi? kadın sana yaşamaya devam et dedi, sen gittin kurşun kalemle adamın böbreğini söktün. yozgatlı hüseyin amca bile karısı ölünce tespih çekip camiye gitti, sen gidip yüksek konseyi feshetmeye çalışıyorsun. tam o sırada bizim mahallenin sokak köpekleri (karabaş ve çetesi) bunlara doğru havlamaya başladı. john yine silaha sarılacak oldu, elini tuttum. dedim dur. cebimden bir paket ucuz sosis çıkardım, attım karabaş'ın önüne. köpekler sustu, kuyruk sallaya sallaya uzaklaştılar.
john'a döndüm, gözlerinin içine baka baka son darbeyi vurdum: gördün mü john? dünyadaki her sorun kurşunla çözülmez. bazen bir paket sosis, bir bardak kaçak çay ve biraz akıl lazım. şimdi git o üzerindeki 50 bin dolarlık takımı çıkar, git pazardan bir gri eşofman al, otur evinde survivor izle. bizi de dinden imandan çıkarma.
john wick bana baktı... sonra kucağındaki köpeğe baktı. ağlamaya başladı beyler. hıçkıra hıçkıra ağlıyor koskoca baba yaga.
cebinden o meşhur altın paralarından birini çıkardı, bana uzattı. take it dedi.
parayı aldım, baktım şöyle bir. bu ne lan dedim, bununla bizim bakkal nuri amca ekmek bile vermez, jeton zanneder. parayı geri fırlattım. cebimden 200 lira çıkardım, eline tutuşturdum. git kendine bir hatay usulü tavuk döner dürüm söyle üstüne de açık çay iç. kendine gelirsin dedim.
silahını çöp tenekesine attı, köpeğini kucağına aldı, boynu bükük bir şekilde ara sokakta kayboldu gitti.
yüksek konsey falan hikaye beyler, mühim olan mahalle raconu. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...

kendimi doğrayacağım biraz daha vega dinlersem

devamını gör...

lokmalık bisküvi niyetine 8-10 tane yuvarladım hastaneden yazıyorum. midem yıkanacak.
devamını gör...

akıyo, beğendim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

telefon ya, telefon olmak istemezdim.

bi düşünün telefon ile neler yaptığınızı lütfen.
devamını gör...

(bkz: kondom)
(bkz: kuşakabin)
devamını gör...

(bkz: tabii ki ibrahim üzülmez)
devamını gör...

son kullanma tarihi yaklaşan ve envanterini düşemeyecekleri mühimmatların imha bedeli olarak okunabilecek beyanat. 37.5 veya 50 orası bilinmez ama bu maliyet birilerini yine ve yeniden zengin etmiştir. bedelini hem doğrudan hem de dolaylı olarak bütün insanlık bir şekilde öder. ona kafa takmayın siz..
devamını gör...

sufi hırkasıdır.

bu arada hatırlatalım; sufizm yani tasavvuf gerçekte islam'ın tam karşıtı bir öğretidir. yani din dışıdır.

ruhçuluğun truva atı olan tasavvufun içyüzünü anlattığımız videomuz:

devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim