zaman tüneli

ben ve arkadaşım bu konularla baya ilgileniyorduk. bu sıralar fazla ilgilenmiyoruz ve başka bir arkadaşım “köpeklerin ya da başka hayvanların içine cinler girebilir ve size mesaj vermeye çalışırlar”, demişti.

1 hafta önce arkadaşım evine giderken yoluna köpek çıkmış. köpeğin bir ayağı sakatmış. arkadaşımın önüne dikilmiş. arkadaşım da çok korkmuş çünkü köpek büyükmüş. arkadaşım kendini yola atmış neredeyse araba çarpacakmış.

ondan 2 gün sonra da ben alışverişten dönerken evimin orada 4-5 tane köpek vardı. ben de köpeklerden korkarım. “diğer insanlarla beraber geçeyim. nasılsa bi şey yapmıyorlar”, dedim ama ben yürüdükçe köpekler de benim olduğum yere geliyorlardı. sağ tarafa geçsem sağ tarafa sol tarafa geçsem sol tarafa geliyorlardı ve ortada kahverengi köpek vardı. o köpeğin de bir ayağı sakattı. topal yürüyordu. sanki diğer köpeklerin başı o gibiydi. ben de başka bir yere uğradım. tekrar evin oraya geldiğimdeyse köpekler yoktu.
devamını gör...

arkadaşımın annesi vefat etti ve bir kaç hafta sonra gece ben uyandım yanımda yatıyor yüz yüzeyiz. bana bakıyor ama kötü değil yani, gayet sevecen hayatta olduğu zaman gibi. rüya olmadığından çok eminim ve arkadaşım onu görmüyor ama ben zaman zaman görüyorum. bir kez de anlık odadan odaya geçerken aynada aksini gördümdü.

başka olay da, yine aynı arkadaşımın babaannesi vefat etti. o zaman ben uzak bir yerdeydim ve vefattan haberim yoktu. sabaha karşı uyandım , yatağımın yan tarafta sandalye var, babaanne orada bacak bacak üstüne atmış bana bakıyor. ne işin var düşündüm mümkün değil o orada benle ama orada. bakıştık , sonra ben yorganı kafama çektim. bekledim , açtım yoktu. arkadaşıma telefon açtım, ona bir şey oldu sandım çünkü ama yoldayız babaanne vefat etti dedi.

önceden de vardı böyle ama çok zamandır olmamıştı ve karabasan diyorlar ama bu öyle bir şey değil, gayet rahat bir durum. ürkütmüyor ama ölüm ötesi üzerine düşündürtüyor, daha çok bilmek isterdim.
devamını gör...

dün gece uyumak için ışıkları kapattım, yatağıma yattım. ara sıra yaptığım gibi, enerjimi hissetmek için ellerimi karşılıklı tuttum ve birbirlerine baya uzakta olmalarına rağmen bu enerjiyi hissedince mutlu oldum ve gülümsedim.

sonra rahat bir şekilde, uyumak için gözlerimi kapadım. aniden gözümün önünde / ya da aklımda diyelim, bir sembol belirdi. gözümü açmadım, sadece baktım o sembole, ne olduğunu anlamaya çalıştım. ama daha önce hiçbir yerde görmedim onu.

benim düşünüp aklımda yarattığım bir şey değildi, kendiliğinden gelmişti. sonra gözümün önünden gitmeyince korktum ve gözlerimi açtım. sonra bir şey olmadığını fark edince gözlerimi yine kapadım ve bu sefer ard arda bir sürü semboller görmeye başladım, onları durduramıyordum, bu seferki semboller çok çok çok karışıktı ve hiçbirini aklımda tutamadım.

çok eski olduklarını biliyordum, nereden bildiğimi bilmiyorum. belki 20 belki daha fazla sembol geçti hızla gözümün önünden. durmadıklarında yine korktum ve gözümü açtım, açmamla beraber bir borazan sesine benzer bir ses duydum. 3 ya da 4 notadan oluşuyordu - bir melodi gibi. aynı melodiyi tekrarlıyordu. yaklaşık bir 20 - 30 saniye o ses gitmedi. ve gerçekten çok korkunçtu. ondan sonra kendimi çok garip hissettim. sanki… bilmiyorum.. garip..

ilk gördüğüm sembolü hatırlayabildiğim kadar çizdim.. buna benziyordu, diğerlerine oranla gayet basit bir sembol.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tek tırnağıyla meşhur olan börekçi hangisiydi diye düşünmeme sebep olan tanımlar zinciridir
devamını gör...

yaşadığım basit bir şey birkaç gün önce yaşadım belki hiç inanılası bile gelmeyebilir fakat beni çok ürküttü ben geçen sene sürekli kabus görüyordum kötü ruh, cin gibi şeylerden herkeste olduğu gibi bende de fobi var.

dün değil önceki gün olmalıydı sanırım, odamda ki penceremin yanına oturmuştum sandalyede öylece müzik dinleyip, whatsapp grubundan arkadaşlarımla yazışıyordum ışık açıktı nedendir bilmem dışarıya bakan pencerenin yanında oturmayı alışkanlık haline getirdim. haliyle uzak apartmanlar bile görünüyor pencereden bakınca, akşamdı.

apartmanda ışıklar yanıp sönmeye başladı fakat öyle çabuk yanıp sönüyordu ki ürkmemek elde değil. arkadaşlarıma bu olayı ses kaydıyla anlattım ne kadar dalga geçseler de geçen sene aklıma geldi daha bi korkmaya başladım. bu sırada yanıp sönme işi durmuş sadece öylece yanıyordu ışık bu sırada evin diğer odalarına ait ışıklarda yanıp sönmeye başladı videoya aldım fakat aldığımda çoktan durmuştu 4 dakika boyunca video açık bekledim fakat hiç bir şey olmadı.

videoyu kapatıp yeniden yazdım arkadaşlarıma birkaç dakika geçtiğinde yeniden aynı şey oldu. nutkum tutuldu gerçekten ne yapacağımı bilemedim yeniden videoyu açacağım sürede durdu. yeniden videoda bekledim fakat olmadı videoyu kapattığımda diğer odalarda aynı şey oldu ve daha sonra durdu. bu satırları bile tüylerim diken diken olurken yazıyorum ve sürekli arkama bakıyorum gerçekten psikolojim yerinde değil.
devamını gör...

internetten biriyle tanıştım.

sosyal bi sitede takip ediyordum onu uzun sürelerdir hatta 2 sene öncesinden beri. satanistti yazdıkları o kadar ilgi çekiciydi ki popüler felan değildi normal biriydi işte umursamaz ve kendinden emin oluşu çok etkiledi beni. bu sene içinde yeni hesabına rastladım yine tesadüfen anasayfamda onuda takip ettim anonimden sorular yönelttim. tüm sosyal hesaplarını takip ettim her hesabında farklı isim kullanıyordu bunun cevabını onunla konuşma fırsatım olduğunda ”onu tanıyanlar’ın rahatsız etmemesi içinmiş” neyse o sıralar çevremle yaşadığım birkaç küçük sorun olduğundan benimle ilgilenecek birilerine ihtiyacım vardı yada kafamı meşgul edecek birşeylere işte neyse bu geçtiğimiz haziran aylarıydı. ”baksana canımın içi tüm hesaplarımı nasıl buldun?” diye bi soru yöneltti. bu kadar içten oluşu ona daha fazla yaklaşmama sebep oldu birkaç gün sonra diğer sosyal hesabına bi mesaj bıraktım ve bana geri döndü tanıştık konuşmaya başladık ben ona satanizm ile ilgili sorularımı sıralıyordum fakat o işine geleni cevaplıyordu. aslında böyle yapmasına şaşırmamıştım birkaç güne bir birkaç saat konuşurduk fazla sıkmak istemezdim onu. birgün telefon numaramı istedi ve whatsapptan konuşmaya başladık günler geçti biz çok yakınlaştık fakat aynı şehirde değildik aramızda 3-4 saatlik bi mesafe vardı.

her gece 23-00-01.00 saatleri arasında mutlaka çevrimiçi olur bana yazardı. okullarda tatil olduğundan sabahlara kadar konuşurduk. hayatım’ın içine sıçtı diyebilirim düşünmeden. artık hayatımda sadece o vardı. çok değişmiştim, intihar hayalleri kuruyor, evden kaçmak için bir sebep arıyor, kollarımı kesiyor, kana daha bi tutkulu oluyordum. daha kötüsü evde kalmaya tahammülü olmayan ben eve kapanmıştım odamdan çıkmıyor, kimseyle doğru dürüst anlaşamıyordum. çevrem kalmamıştı herkesle küsmüştüm tüm sosyal hesaplarımı kapatmıştım. hayatımda sadece o vardı birde iki arkadaşım. olan biten her güzel şeyi onlara anlatırdım. kendimi herkes’e kapatmıştım ailem bile sürekli odada olmamdan şikayetçilerdi. o da satanist olduğu için satanizme ilgi duymaya başladım fakat bunun için o kadar kuşkuluydum ki anlatamam. anton szandor lavey sözlerini ve anlattıklarını araştırırken bile pişmanlık içinde olurdum. fakat satanist olmadım. kendime engel olabildim. aslında o beni dinim konusunda etkilemedi büyü yaptığından, katıldığı ayinlerden bahsetmişti bir keresinde. hatta bir kerede büyüde yapabildiğin şey ne diye sorduğumda ”insanlar’ın rüyalarına girebilmek” en zor olan ne diye sorduğumda ise ”cinleri emrim altına almak” cevabını vermişti. bana gerçekten değer verdiği hissediyordum çünkü satanizm ve büyülerden hep uzak tutmaya çalışırdı beni. bütün yaz defalarca aileme farkettirmeden intihar girişiminde bulunmuştum. fakat onunla intihar etme düşüncesine o kadar kaptırmıştım ki kendimi tek başıma ölsem ona ihanet olacağını düşünürdüm. sadece onunla ilgili şeyleri yazdığım bi defter edinmiştim dışını siyah’a boyamıştım çünkü beni siyah’a aşık eden oydu. 18 temmuz doğum günü için sokak duvarlarına adını yazmıştım, fotoğraflarını çıkartıp, onun için tshirt bile hazırlamıştım. büyü üzerine kitapları’nın fotoğraflarını felan atmıştı bana, defalarca cin çağırdığından bahsetmişti, ayinler’in nasıl yapıldığından felan. aramız git gide açıldı 2 ay boyunca whatsapp’a girmedi ona mesaj attığımsa ise kafasını toplamaya çalıştığını söylemişti. 2 ay boyunca neler çektiğimi bilemezsiniz. ona o kadar çok ihtiyacım vardı ki beni böyle bırakması ondan nefret etmeme, soğumama yol açtı. hastaydı hemoptizi hastası sanki hasta olan o değilde benmişim gibi günlerce hastalığı için üzüldüm ölecek olduğunu düşünmek kafayı yedirtti. sigaraya başladım, kollarımda ki izler çok belirginleşti, evden çıkmıyordum. arkadaşım yoktu ta ki tumblr kullanana kadar. yeni insanlarla tanıştım dün bahsettiğim whatsapp grubunu kurdum günler geçti iyi oldum. en azından ara sıra dışarı çıkar oldum. o gruptan bi erkek arkadaşım adanada oturuyordu benim ve onun oturduğu şehirler çok yakındı. buluşma fırsatımız oldu hatta gruptan biriyle çıkmaya başladım fakat o da ankaradaydı adanaya gelme şansı oldu ve ikisiylede buluşma fırsatım oldu. şimdi hayatımda 2 aydır o var. onunla ise ara sıra konuşuyoruz. aıds olmuş. ara sıra yinede üzülürüm. şimdi alakasız hemde çok paranormal olaylar bunun neresinde diyeceksiniz ki yok sadece karanlık insanlar sizi de karanlığına çekiyor. ve o gerçekten kafayı yemiş biri. bazen onun cinlerle felan konuştuğunu düşünürüm çok çok garip biri.
devamını gör...

2010 yılından beri yazarı olduğum, hayatımın hatırı sayılır bir dönemine eşlik etmiş site.

bu site sayesinde çok güzel arkadaşlıklar edindim. türkiye'nin neredeyse her yerinden tanıdığım, yüz yüze görüştüğüm, aynı sofraya oturup kadeh tokuşturduğum insanlar var. kimiyle yıllardır görüşürüm, kimiyle araya zaman girse de kaldığımız yerden devam ederiz.

düşününce insanın hiç tanımadığı birine yalnızca yazdıkları üzerinden yakınlık duyması, sonra bu yakınlığın gerçek bir arkadaşlığa dönüşmesi güzel şey. aynı şehirde yaşamadığın, belki normal şartlarda yollarının asla kesişmeyeceği insanlarla ortak anılar biriktiriyorsun.

not: böbreklerim hâlâ yerinde.

diğer not: orada tanıştığım dost sayesinde bu sözlükteyim.
devamını gör...

ben kuzenimle beraber onların evinin küçük odasında bir adam gördüm ama yüzü insan gibi değildi.
bilgisayarın başına oturmuş ileri geri sallanıyordu.
zaten o odada halamlar önceden ruh çağırırlarmış ve hep o odada bir kasvet varmış.
kuzenim yanıma geldi ve içeride biri olduğunu söyledi. yüzü bembeyaz olmuştu.
ben de şaşırdım. gizlice içeriye baktığımızda o adamı bende gördüm. yavaşça kafasını bize doğru çeviriyordu. geri gitmek istedim ama kıpırdayamıyordum.
kuzenim beni çekmese o şey beni görecekti ve kim bilir ne olacaktı?.. o günden beri o odadan korkarız ama ben şaşırtıcı bir şekilde o odayı bazen çok huzurlu bulurum.. ve o varlığın ne olduğunu hala da bilmiyoruz..
devamını gör...

nerden başlayacağımı bilmiyorum en iyisi baştan başlayayım. küçükken yani daha işte bebek diyebileceğimiz zamanlarda, yürüyemiyordum, çünkü bacaklarıma tedavi amaçlı bir metal alet bağlıydı, ayağımı yere basarken o metalin üstüne basıyordum. dışarı çıkamıyordum hiç. ilk o zamanlar keşfettim bu yönümü. bakkala, markete, sokakta dışarda her yerlere uçarak gitmeye başlamıştım, evet bildiğin uçuyordum. bedenimden ayrılıp bir nevi astral seyahat yapıyordum kontrolsüz bir biçimde, ilerde bu yönümü ne biçimde kullanacağımı düşünmüyordum, düşünemiyordum bile. ilerleyen zamanlarda onu da anlatacağım elbette. şimdiki aklımla size şunu diyebilirim ki psişik yeteneklerin kontrol edilmesi veya geliştirilmesi adı altında bir takım insanlar okullar açıyorlar, onlara inanmayın, onlar bu tür yetenekli insanları avlamanın ve kendi menfaatleri için kullanmanın peşindeler. psişik yetenekler doğuştan gelir ve kendiliğinden gelişir, birisinin eğitmesiyle vs. ile olacak işler değildir bunlar. kardeşim, iyi ki böyle bir siteyi kurmuşsun, sana ilerleyen günlerde diğer deneyimlerimi de anlatacağım. korkunç şeyler yaşadım, artık dalga geçiyorum bunlarla. ben hiç kitap okumam, bir gün bir tane böyle metafizikle ilgili bir kitabı aldım elime, yazan adam hep iyi yanlarını göstermiş, bazıları doğru yazdıklarının, bazıları yanlış, kötü yanlarını da hep saklamış. insanların ilgisini üstlerine çekmek istiyorlar. bugün bir arkadaşıma bu meseleleri anlatırken yanımızdaki masadaki insanlara bir anda baktık hepsi donakalmışlardı, sanki zaman o masa ve masadakiler için donmuştu, birkaç saniyelik bir şeydi, hayat belirtisi sıfırdı, sonra içlerinden bir kadın ağlamaya başladı hüngür hüngür ve az ötedeki çiftten kadın olanı da aynı anda ağlamaya başladı. kim bilir ben bunları anlatırken onların zihinlerinde neye sebep oldum. bir düşünsün herkes…
devamını gör...

düşünceleri istediğim zaman okuyabildiğimden bahsedeceğim, evet, bundan bahsedeyim. birkaç sene önce yoğun hissettiğim zamanlardı, insanların düşüncelerini okuyabildiğimi farkettim. eğer sen bir hikaye anlatırsan bana bu birinci ağızdan olur, yanındaki bir kişinin anlattığını anlatırsan ikinci ağızdan, onun da yanındakininkini anlatırsan üçüncü, dördüncü, beşinci diye devam edip gider ya, işte ben mesela o beşinci ağızdan anlatılanı sanki birinci ağızdanmış gibi duyabiliyorum, mesela sen bir şey anlatıyorsun ya, sanki sen anlatmıyorsun da o beşinci, altıncı, onuncu, onbeşinci ağız birebir anlatıyormuş gibi, sanki sen sen değilsin, yani işte bunu anlatmak zor, umarım anlatabilmişimdir. üstelik duyduğum şeyleri kendi içimde duygusal olarak da yaşıyorum ve hep kötü şeyler duyuyorum insanların zihinlerinden, sana bir şey diyeyim mi arkadaşım, insanların %99'u kötü yaşıyorlar, o kadar kötü düşünceleri var ki dönüp dolaşan zihinlerinde. yahu bir insan bu kadar olumsuz düşünür mü sürekli dersin.

neyse ben böyle o zamanlar düşünceleri sürekli duyuyorum, oraya kulak kabartıyorum orayı, şuraya kulak kabartıyorum şurayı duyuyorum falan, en sonunda uyuyamaz hale gelmiştim. birkaç gün uyuyamadım etmedim böyle sonunda sokağa çıktım sana yemin ediyorum ruhları görmeye başlamıştım sokaklarda resmen. ruhlar alemine karışıyor insan bir süre sonra çok bu telepati işlerine derin dalınca. sonra baktım olmayacak bu düşünce okuma işini bıraktım, ha isteyince de bırakabiliyorsun, niye istemeyim ki zaten, hep kötü düşünceler duyuyorsun ve üstelik o duyduklarını kendi duygunmuş düşüncenmiş gibi hissediyorsun, bu iğrenç bir şey!

şu aralar yine yoğun hissediyorum, yoğun hissettiğim zamanlarda insanlar bana yapışıyor resmen, yeniden düşünce okumaya başlamak istemiyorum ama sanırım başka bir şeyler yapmayı düşünebilirim… sence ne yapmalıyım?..
devamını gör...

bir gün benim kuzenlerle tower plazaya gezmeye gittik, o zaman en civcivli zamanlarıydı, içeri girerken üstümüzü arıyorlar tabii benimd e üstümü aradılar, ama onu bırakıyorum masaya bunu bırakıyorum bir türlü güvenlik kapısından ötmeden geçemiyorum. en son yine bir kalemin ucunda metal varmış o öttü, giriyorum çıkıyorum hala ötüyor. neyse biz girdik içeri, asansörden çıktık, ikinci kata geldik, ikinci katta güvenlik memuru bizi karşıladı, direkt bana dedi ki beyefendi sizi ve arkadaşlarınızı binadan çıkartmak zorundayız, sizi içeri alamayacağız.

ben de öfkelenmiştim ama kontrollü bir insanımdır, öfkemi ilkel anlamda kullanmam, negatif enerjiye dönüştürüp öfkelendiğim insanın üzerine salarım. dedim ki; “inşallah bu bina yıkılır, siz de işsiz kalırsınız!”, sonra aklıma geldi ki bina yıkılmasın iki akrabam çalışıyor burada, iptal ettim, düzelttim, “bina yıkılmasın, işsiz kalın inşallah dedim!”, benim bedduam tutar artık sen beddua mı dersin negatif enerji bombardımanı mı dersin sana kalmış, sen de biliyorsun binanın orta yeri yıkıldı, güvenlik işsiz kaldı, mağazaları da başka yere taşıdılar, o tower plazayı bilen bilir daha da iflah olmamıştır.

benim kötü bir yeteneğim var bana göre, istediğim zaman insanlara ve olaylara hükmedebiliyorum, eskiden iyi bir insandım, iyi olduğumu biliyordum hükmederken, artık o kadar iyi olduğumdan emin değilim, yeniden hükmetmeye başlarsam kötü sonuçlar doğurabilir.
devamını gör...

bende şöyle bir şey var bilmiyorum bu yetenek midir ama, istediğim kişiyi rüyama çağırabiliyorum. çağırıp rüyamda onunla konuşabiliyorum, bir nevi lucid rüya ile birisinin rüyasına girmenin tersinin karışımı diyelim. fakat o kişi gerçekten o kişi mi, ben mi konuşuyorum o kişinin yerine tam olarak farkedemiyordum, taa ki o güne kadar.

bir gün s. adında arkadaşımı rüyama çağırdım, biz normal konuşuyoruz, daha doğrusu onu konuşturuyorum, sohbet ediyoruz yüz yüze, birden gözlerinin içe doğru kırmızı kırmızı damarlanmaya başladığını gördüm, gözü kızarmaya başladı, ilk başta düşündüm herhalde s.‘nin içindeki bana karşı olan düşmanlık açığa çıktı. ha, sonra gördüm ki s.'nin sesi de değişmeye başladı, o an anladım ki demonik bir varlıkla karşı karşıyayım, hemen defettim başımdan.

anladım ki, rüyama çağırdıklarımın hepsi cinler ve ifritlermiş ve o gün bugündür bu işi artık yapmıyorum. bir keresinde de bir cinin ayak sesini duyuyorum, kendisi gözükmüyor, “gel lan halledicem seni”, dedim, dememle birlikte kaçmaya başladı, ayak sesleri hala kulağımdadır, o zaman çok eğlenmiştim. bendeki bu yetenek öyle bir şey ki, sanki bazen böyle koskoca bir dünya bir nokta kadar oluyor gözümde, astral seyahatten farklı bir de zihinsel olarak bir başka yere nakledilme olayı var, onda farkettim ki gideceğin yeri sen belirleyemiyorsun, rota vs hiçbir şey yok, önceden belirlenmiş gibi varacağın yere ışınlanıyorsun ve oradaki ortamla etkileşime giriyorsun.

astral seyahat deneyimim de birkaç ay önce şu şekilde olmuştu, yatağımda yatarken, ruhumu bedenimden çıkartmak istedim, istediğimde yeteneklerim ölçüsünde istediğimi yapıyorum, gerçekten istemek önemli yalnız, ruhum çıktı, yatağımda kendimi gördüm fakat farkettim ki ayak ucumdan bedenime hala büyük bir miktar bağlıyım. farkettiğim anda zaten birden büyük bir sarsılmayla kendimi bedenimde buldum, hani jim carrey'nin maske filmini izlemişsinizdir, adam maskeyi takar ve sarsılarak dönüşür, onun gibi hissettim. bunun üzerinde çalışmam lazım sanırım…
devamını gör...

yine akrabalarlayım, bursa'da bir alışveriş merkezindeyiz, oturuyoruz. benim de o zamanlar enerjimin yoğun olduğu günler, hissediyorum. ufak bir yaramazlık yapayım dedim, sonuçlarının böyle olacağını nereden bilebilirdim ki.

oturduğumuz alanda belirli aralıklara yerleştirilmiş yangın önleme sistemleri vardı, onlara yoğunlaşarak, bir defa çalış dedim, hiçbir şey olmadı. ikinci defa çalış dediğimde farkettim ki arkalarından zar zor görülebilecek kıvılcımlar çıkıyor emin olamadım aslında yangın önleme sistemleri olduğunu da bilmiyordum onların. üçüncü kere çalış dediğimde artık çok geçti, hepsi aynı anda harekete geçti, benim kuzenler tırstılar, korktular, hepsi bir ağızdan “abi, ne yaptın sen?!”, falan demeye başladılar, ortalık rezalet tabi herkes kaçışıyor, biz de kaçtık gittik elbette. orada ne olduğunu yalnızca ben biliyordum, şu ana kadar da kimseyle paylaşmadım.

bu olayları eskiden böyle ufak tefek psişik yeteneklere sahip bir arkadaşıma anlatıyordum, tabii beraber de deneyimlerimiz oldu, şimdi epeyce bir şeyler olmuştur, kime anlatsam bu tür şeyleri muhakkak bir yerlere geliyor hayatta. yine böyle bir günde, alışveriş merkezindeyiz anlatıyorum arkadaşa bu sana anlattığım tarzda şeyleri, o arkadaş bir anda sağına baktı, ben de o sırada onunla aynı yöne baktığımda sağ bitişiğimizdeki masadaki insanlar adeta donmuş gibiydiler, yaşam belirtisi yok olmuş gibiydi, bu tarif edilemez derecede korkunçtu, çünkü onlar dışında her şey canlıydı… bir anda birbirimize baktık yeniden arkadaşımla, bir daha göz ucuyla baktığımızda, masadaki 4 kişiden bir bayan hüngür hüngür ağlamaya başladı ve aynı anda aralarında 2-3 metre mesafe olan aynı hizadaki kadın da ağlamaya başladı. arkadaşa dedim kalk gidiyoruz, moraller sıfırlandı bizde ama çaktırmamaya çalışarak oradan uzaklaşabildiğimiz kadar uzaklaşmıştık.
devamını gör...

sinir baba’nın charı gothic tacettin’in edebi şaheserlerini bilgi seli olarak akıtacağı başlık.
devamını gör...

uzun zamandan beri iş aradığım yaz günlerinden biriydi,

ilanları dolaştıktan sonra eve dönmüştüm yine.
evde yanlızdım birkaç gündür, bir duş aldım bişeyler atıştırdım.
tv yi açtım kanalları dolaşırken,
bir pop müzik açık hava konseri ilgimi çekti
3 kişi sahnede ortalığı kasıp kavuruyorlardı…
seyirciler kendilerinden geçmiş şarkılara eşlik ediyorlardı…
ses sistemim iyiydi sesini açtım baya bi,
pencereler açık perdeler çekili ve hafif hafif salınıyorlardı…

kendimi müziğe bıraktım ara ara gözlerimi kapatıp,
orda olduğumu hayal ederek sağa sola sallanıyordum…

o kadar coşkulu bir konserdi ki ben çok etkilenmeye başladığımı hissettim.
hani insanın tüyleri diken diken olur işte o histi üzerimdeki,
nefes alışverişlerim bir tad vermeye başlamıştı sanki ağzımda…

git gide artan bu etki yavaş yavaş kafamın üzerinde sanki
bir balonu halıya sürtersin de elektiriklenir, işte aynı şey
sanki kafamın üzerinde hissetmeye başlamıştım. çok ilginçti.

git gide artan içimdeki haz nefesim ile kafamın üstündeki o his
yavaş yavaş omuzlarıma kadar indiğini hissediyordum.

sağa sola yavaşça müziğin ritmi ile sallanırken iyice artan haz
sanki bir enerji yüklü balonun içideymişim gibi görünmeyen bir şeyi
hissetmek çok etkileyiciydi.

arttı arttı arttı ve sanki her nefesimde bu dünyada bile olmayan
en lezzetli yiyecekleri yiyiyormuşum ama doyamıyormuşum gibi hissediyordum…

harika bir duygu sürekli katlanıyordu sanki,




bir süre sonra konser programı bitti ve ben tv yi kapatıp,
hemen yatak odasına doğru gittim içinde bulunduğum hali koruyarak.

karyolanın hemen uç kısmına bağdaş kurdum ve derin derin
nefes alıp vermeye devam ettim.
sanki dünyada bile bulunmayan tadlar tadıyordum her nefeste,
mutluluk hat safhada, heyecan ile karışık anlatmak için
“haz"diyebilirim ancak hislerimi belki
100 de 1 ini kelimelerle ifade edebilirim.

bu sırada gözlerim yarı açık, 1 mt. karşımda duran gardropta
aynadaki yansımama bakıyordum.
gardrobun kapağı sürgülü olmasına rağmen bir kapı kolu belirdi.
(sürgülü kapağın kolu dikey duran ahşaptı ama bildiğimiz yatay bir kol belirdi)
beliren kapı koluna hayret edip korkup oradan kaçardım normalde olsa,
ama içimde müthiş bir huzur, haz, heyecan elimi kapı koluna atmama sebep oldu.


kolu tutmamla beraber tüm moleküllerinin içine nüfuz etmişçesine
sanki bir olmuş gibiydim onunla, menteşeleri çivileri
ahşabının kokusu rengi üzerindeki tozuna varasıya kadar bütünleşmiş ve
birlik duygusunu bir düzeyde yaşamıştım.

sonra kapıyı yavaşça açtım ve gardrop olarak bildiğim yerin içinde
bir banyo büyüklüğüne yakın, sıvaları olmayan tuğlalardan örülmüş
bir oda ile karşılaştım, odanın içine girerken, odanın gözlerimin
bakmadığı yerleride görebildiğimi hatta içine nüfuz ederek her yerini
aynı anda hissettiğimi hissettim.

harcının içindeki her kum tanesini tuğlaların yapıları onları oluşturan her toz tanesini hissedebiliyordum
sanki içiçe girdik birbirimize aktık.

o kadar hoş bir ruh hali içindeydim ki heyecan duygusunun güven içindeki hali
gibi, ama o da değil. tam olarak anlatacak kelime bulamadığım ve her an giderek katlanan
bir haz hali içindeydim.

sonra dikkatim yukarıya çevrildi orada kapak olduğunu gördüm ve aynı anda tam kapağın
hizasından yere kadar inen demir bir merdivenin odanın ortasında olduğunu farkettim.
tutunarak yukarıya doğru çıktım kapağı yavaşça tutup kaldırdım yukarıya doğru.

içinde bulunduğum ve anlatmaya en yakın kelime olan haz duygusu içinde kapağın açıldığı yere baktım. karanlık bilmediğim bir yerdi bir tarafında ışık görünen çıkış yolu olan büyük bir mağaraydı.

mağarada bir an düşündüm karanlık olan tarafı mı keşfetsem yoksa çıkışa mı gitsem diye.
kararım ışıktan yana oldu…
geçtiğim yerleri sanki bir küreymişim gibi geçerken içine girip özdeşleşiyordum sanki.
her toprak tanesini, köklerini, taşını hissederek ve aynı anda her tarafa bakıyormuşum gibiydim.
içimde ne bir korku hali nede endişe yoktu, sadece heyecanla dolu haz halindeydim.

mağaranın çıkışına gelince devasa ağaçların gövdelerinden ve onların göğe uzanan farklı tonlarda
yeşillerinden bir şey göremiyordum.
çıktığım mağaranın yukarısına doğru çıkıp etrafa bakma ihtiyacı duydum ve yukarı doğru tırmandım.

tepeye doğru yaklaşınca tepenin bir uçurumun yamacı olduğunu farkettim ve aşağıya bakmak için
ilerledim.

öyle yüksekte duruyordumki aşağıda yüce dağlar ve bulutlara bakarken hazdan sarhoş olmuştum sanki
aşağıya kendimi atsam belki 1 haftada ancak yere düşerdim.

sonra etrafıma bakmak için arkama döndüm ve döner dönmez devasa cüssesi ile turuncu siyah beyaz çizgili
harika bir kaplan patilerini omuzuma koyuvermişti. normalde korkudan orada ölmem gerekirdi,
ama üzerime ağırlığını vermiyor, gözlerimin derinine bakıyor ve hafif derinden güçlü duyulan hırıltılarla sanki
yıllardır göremediği dostuna hoşgeldin der gibiydi.

öyle sıcak bir samimiyet vardıki aramızda içimiz bir bütün ama ayrı bedenlerde gibiydik.
tatmadığım bir duyguydu bu ve anlatacak kelime bulamıyorum haz demekten başka,
dilim çaresiz kalıyor ve size anlatmaya çalıştığım duyguların belkide 100 de 1 ini yansıtıyor
bu haz kelimesi ve bu duygu her an ımda giderek katlanıyordu.

yere indi ve ben ona sanki bir çocuk gibi sarılıyor tüylerinin arasında ellerimi sürüyorum gıdısını okşuyordum.
sanki büyük bir hasretlik duygusunu dışa vuruyordum.
kaplan ve ben birbirimizden zerre kadar korkmuyorduk birbirimize nüfuz etmişçesine birlik hissi yaşıyorduk.

beraber aşağıya doğru orman tarafına indik ve birde ne göreyim,
ormanda ne kadar güzel narin hayvan varsa hepsi toplanmışlar beni karşılıyorlar.
harika duyguları o kadar hayvanla tekrar tekrar yaşamanın hazzı git gide katlanan bir sarhoşluk hissi veriyordu.
o narin karacalar, tertemiz bembeyaz tavşanlar harika kuyruğu ile tilkiler kocaman boynuzları ile güzel geyikler,
rengarenk değişik kuşlar, papağanlar, atmaca kartallar… hepsiyle hasret gidermeye çalıştım ve birlikte ormana doğru girdik…

ormanda ilerlerken sanki küçük bir ordu gibi ormanın bittiği yere kadar geldik ve beni ormanda beklemek üzere onlar durdu.
ben ilerledim ve ayağımın altında tertemiz kumların, karşımda sonu görünmeyen uçsuz bucaksız bir denizin ve şahane gökyüzü olan
ılık serin rüzgarlı bir yere geldim.
bir yere bakakaldım ama içimde hiç bir şaşkınlık, korku, endişe yoktu
tek bildiğim dilimin çaresizlikler içinde kalarak bulabildiğim kelime heyecanımsı haz duygusuydu.

suya doğru gittim yüzmeyi bilmediğim umrumda bile değildi, göğsüme kadar o turkuazımsı berak mavili suya girdiğimde,
karşıdan iki ayrı yüzgeç gördüm suyun üstünde, bana doğru hızla zigzaglar çizerek geliyorlardı.

o devasa vücutlarıyla suyun üstüne sıçrayıp dibe dalarken şaşkınlıkla bakıyordum; bunlar yunusbalıklarıydı.
gelip etrafımdan dolanıp bana sürtercesine yanımdan geçtiler ve biri tam karşımda durdu birbirimize baktık,
ona doğru atladım deli gibi sarıldım sımsıkı o yumuşacık kaygan derisine şap şap vurup onun garip seslerle diğer arkadaşına
doğru gittiğini gördüm.

diğeri benim yanıma geldiğinde sırt yüzgecinden kavradım ve beni sürat ile suyun ilerlerine kadar götürmesine izin verdim.
sonra öbür yunus benim yanıma geliyor ona tutunarak başka tarafa gidiyorduk sanki oyun oynuyorduk birbirimizi seviyorduk.

bir zaman sonra beni kıyıya doğru getirdiler ve vedalaştık.

kıyıya döndüğümde kumsalda kumsal boyunca insan duruyordu, kimisi havlusunu sermiş güneşleniyor kimisi şezlongunda uzanıyor,
kimisi de şemsiyenin altında denize doğru bakıyordu.


baktığım alanda ne kadar insan varsa hepsinin ruhunun içinin derinliklerine kadar görebiliyordum konuşmadan.
konuşmaya ihtiyaç duymuyordum sanki onlar ile bir olmuştum.
hepsini tanıyordum ve kötü olarak bildiğim aşşağılık denecek insanlar da vardı orada.
o kadar şaşırmıştım ki oradakileri özünde nekadar değerli olduklarını görünce.
ne kadar büyük hatalar suçlar işlemiş olursa olsun oradaki insanların özünde ne kadar değerli varlıklar olduklarını gördüm.
şunu diyebilirim ki;
hitler’in bile yanına ne kadar melek koyarsanız koyun hitler’in değerinin karşısında bir hiç olarak kalacaklardır melekler.

sonra aralarından konuşmadan geçip ormanda beni bekleyen hayvanların arasına girdim.
yaşadığım haz duygusu hiç eksilmeden ve her saniyesinde kat kat katlanarak çoğalıyordu.

onlara ellerimi sürerek birlikte mağaranın ağzına kadar geldik.
onlarla vedalaşarak mağaraya girdim ve aynı geldiğim kapağa ileriye doğru gittim,
kapağı kaldırdım merdivenden aşağıya indim, odanın kapısını açtım ve yatak odasına geçtim bunları yaparken haz duygusu içinde
sorhoşluk içersindeydim etrafımdaki her şeyle birliği yaşıyordum.

yatağa tekrar oturdum gardrobun kapısı kapandı kol yok oldu ve ben gözlerimi açtığımda gözlerim kıpkırmızı olmuş
aynadan kendime bakıyordum;
üzerimdeki atlet gözyaşlarımdan sırılsıklam olmuş içimde büyük bir hüzün ile kendimi yatağa doğru devirdim ve
hüngür hüngür çocuklar gibi ağladım ağladım ve kendime sürekli şu soruyu soruyordum;
neden! neden! neden!, neden ben geri döndüm ki! ne işim var benim burada?…

yaşadığım rüya değildi böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamadım.
yaşadıklarımı anlatacak kelimeler bulamadığımdan üzgünüm.





ben o yaşadığım şeyden sonra artık farklı biriyim;

cehennem diye bir yer, şeytan diye bir varlık, günah diye bir şey olduğuna inanmıyorum…
korku ve suçluluk duygusu benden silindi.

tek önem verdiğim şey vicdan/merhamet.

allah’ın dışı olamıyacağına göre, allah ile bir olan yerde cehennem, şeytan, günah gibi vb…. gerçek olduğuna inanmıyorum aslolan saf/yoğun sevgidir/aşk tır…
devamını gör...

uzun zaman önce tarihi tam olarak anımsayamadım gecenin bir vakti meditasyon yapıyordum ve derin konularla beynimi meşgul ediyordum yani herkes kendi sorularıma cevaplar arıyordum desek daha doğru olur. bu meditasyon sırasında (nasıl olduğu hakkında hiç bir fikrim yok ) bir anda kendimi bir evde buldum pencereden uçsuz bucaksız karanlığı izliyordum bulunduğum ortam hem o kadar tanıdık hem de bir o kadar da yabancıydı benim için. ne yaptığımı bilir gibi tavrım olsa da olay hakkında hiçbir fikrim yoktu yağmur damlarının tavanda çıkardığı sesler eşliğinde durumu anlamaya çalışıyordum sadece, bir süre böyle devam etti ta ki ardından gelen şimşek karanlığı bir anlık aydınlatana kadar. karşımda duran ağaçların altında beni izleyen bir çift göz ortamın bütün havasını bozdu. şimşeğin ardından karanlık az da olsa gözümde daha net belirdi. her haliyle bana benzeyen o şey bütün ciddiyetiyle gözlerini bana dikmiş bakıyordu. bana benzemeyen tek yönü bakışları olan bu şeyin beni şaşkınlık ve ürperti denizinde boğulmak üzere bırakışını izlemeye kaldım bir an için. böyle geçen şaşkınlık silsilesi ardından kendimi biraz toplayıp yanına gitmeye cesaret etmek için dizginlemeye çalıştım. kendimi toparladığımda onun yanına gitmek için hamle yapmaya çalıştım lakin ne elim ne ayağım hiç biri sözümü dinlemez olmuştu. felçli gibi olan halim beni tekrar ürperti zindanına sürükledi ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim olmaması da bu durumu en güzel şekilde destekliyordu ama her şeye rağmen yanına gitmeyi gerçekten istiyordum. tam o anda kendimi onun yanında buluverdim. aramızda sadece 2 metre vardı bu nasıl olabilirdi sorusu nefesimi kesmeye yetmiş de artmıştı bile kalbim vücudumdan bağımsız atışı yağmur sesini bastırıyordu adeta. o hala bütün soğukkanlılığı ve ciddi bakışıyla beni göz hapsinde tutmaya devam ediyordu. ne yapacağımı bilemezken gözlerimi demin önünde durduğum pencereye çevirdim. bir dakikalık şaşkınlık ardında gördüğüm görüntünün tanıdık oluşuna şahit oldum bu pencereli ev görüntüsünü nereden hatırladığımı bulmuştum. yaklaşık 1 buçuk yıl önce durugörü çalışmamda gördüğüm hemen aklıma lakin gördüğüm görüntüde pencerenin önünde biri vardı. şaşkınlığımın dalgaları arasında yaşam savaşı veriyordum adeta. bütün sessizlik bir anda onun sesi ile bozuldu .

sevecenlikten nasibini almamış o ses bütün şaşkınlığımı ürpertiye çevirdi…

-şaşırtıcı değil mi ?

nasıl bir cevap vereceğimden zerre kadar düşüncem yoktu sadece donakalmış bir şekilde ona bakıyordum. suskunluğum adeta yağmur sesine karışmış ve bütün yalnızlığım da beni izliyordu. yine ciddi bir tonla bu sessizliği darmadağın etti.

-o görüntüdeki kişi sendin .

şaşkınlığımı bir kenara bırakıp bütün gücümle bir şeyler söylemeye çalıştım. bu tahmin ettiğimden de zor bir şeydi.

- ne ? … nasıl ?

afallamamı görmüş olsa gerek ki çok hafifçe gülümsedi. o an kendimi aptal yerine konulmuş gibi hissettim. kendinden emin tavrını hiç değiştirmeden bir sonraki cümlesiyle beni yine soru işaretlerine içine attı.

- aramızdaki bağdan dolayı gözümden görüntüler görmen doğal.

yine afallamıştım söylediği her şey beni soru işaretleri bataklığında biraz daha derine batırıyordu. olaylara o kadar fransızdım ki bu beni çileden çıkarmıştı. yağmur artık sinirimi bozmaya bile başlamıştı bir an. bir an bütün bu olanlardan habersiz oluşumun verdiği iteklemeyle sert bir çıkış yaptım ses tonum olduğundan daha kalındı yüksek bir sesle karşılık verdim.

- neler oluyor burada ?!!!

cümlemin ardından yine o anlamsız anlık gülümsemeyi gerçekleştirdi. gözlerini benden hiç ayırmıyordu, sessizliğini biraz koruduktan sonra insanın içini ürperten o ses tonuyla cevap verdi.

- siz insanlar bilmediğiniz şeyler yüzünüze vurulunca neden hep agresif tavırlar sergilersiniz ki.

cümledeki hayıflanma içimde utanç bayraklarının dalgalanmasının tek sebebi oldu. kendimi mahcup hissedişim bir cevap veremememi destekledi adeta, ben de sadece sustum. bu suskunluğun oluşturduğu bir anlık zaman diliminde dikkatimi biraz daha verip daha fazla sorularla karşılaştım.


burası neresi ?
bu evde neyin nesi ?
karşımda duran ve bana oldukça benzeyen, bakışlarıyla beni ürküten bu adamda kim ?
ve en önemli soru neden buradayım ?

bu soruların cevabını bulmak için beynimi zorluyordum adeta, kafamın uyuşmuş hali buna engel oluyordu. bir anda buraya gelmem, bu kişiyi görmem nasıl bir şeydi, bir an için meditasyon yaptığım aklıma geldi sanırım uyumuş olmalıydım garip bir rüyanın içine düşmüş olabileceğim fikri şuan için en mantıklı fikirdi. rüyadan uyanmak istedim, koluma çimdik atmak geldi aklıma düşünür düşünmez sağ elimi sol koluma götürdüm. ne kadar çimdik atmaya çalışsam da bir türlü acı yada benzeri bir his duymadım bunun üzerine kafamı kaldırıp ona baktım. yine beni aptal yerine koyan gülümsemeye şahit oldum. sinirlendim ama elimden bir şey gelmiyordu. ufak çaplı bir çaresizlik okyanusunda buldum kendimi. ne yapacağımı bilmiyordum. elimden gelen tek şey kendimi olaya bırakmaktı, hissiyatımı anlamış olmalı ki sessizliğini bozdu ve ciddi tutumuyla ağzından birkaç kelime çıktı.


-benimle gel .

bu cümleyi sarf eder etmez arkasını arkasını dönüp yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. içimden yapacak başka bir seçeneğim olmadığını düşünerek peşinden gitmeye karar verdim ama bir sorun vardı ayaklarımı oynatamıyordum. pek de hoş olmayan durumumdan sanki önceden haberi varmış gibi arkasını dönmeden seslendi.

- yürümeye çalışma, yürüdüğünü düşün. aynı koluna çimdik attığın gibi.

ne demekti bu şimdi pekte anlam verememiştim. çimdik atarken kolum hareket etmişti ama şimdi ayağımı oynatamıyordum. ve bunu nasıl yapacağımı pek bilmiyordum. anlamamam da ısrar edişimi görüp arkasını gördü ve bana doğru bir iki adım attıktan sonra konuşmaya başladı.

- çimdik atmaya çalışırken olayın sonucuna odaklandın yani sadece koluna çimdik atmak istedin böyle gerçekleştirdin. şimdi de aynı şeyi yapmalısın yürümeye çalışmamalısın yürüdüğüne odaklanmalısın.

şaşkınlığımı üstümden atıp dediğini yapmaya çalıştım bir iki denemenin sonunda evet yürüyordum ama bir gariplik vardı. ayaklarımı hissetmiyordum bir etki yoktu, et parçası olarak bir ağırlıkları bile yoktu sadece yürüyordum. olayın garipliğini bir kenara bırakıp peşine takıldım.

ağaçların arasından geçtikten sonra bir düzlüğe ulaştık eve yüz metre kadar mesafede olan bu yer toprak bir zemin gibiydi. sağ çaprazımıza doğru gidip gelen bir sokak lambası görünümünde bir ışıktan başka bir şey yoktu ortalıkta, gözümü lambada biraz daha ilerledikten sonra yolun ortasında durduk. hafifleyen yağmur ve insanı okşayan o esinti eşliğinde etrafımı meraklı gözlerle inceliyordum. etrafta karanlıkta fazla pek bir şey gözükmüyordu açıkçası.
biraz daha bakındıktan sonra gözlerimi bir açıklama beklercesine meraklı meraklı ona diktim. tam ona kim olduğunu soracaktım ki benden önce davranıp lafa girdi .

-şimdi beni iyi dinle. aklındaki soruları bir kenara bırak zamanı gelince hepsini öğreneceksin. burası neresi olduğunu öğrenmen için henüz çok erken zaten anlatsam da anlamazsın. seni buraya getiren başlıca neden sabırsızlığın oldu. zamanından daha önce geldiğin için burada bu kadar zorlandın, ayrıca bir daha buraya gelmeye çalışma. zamanı gelince ben seni çağıracağım. sormadan söyleyeyim bunun nasıl olacağını düşünme sadece olunca anlayacaksın aklını çok yorma, sabırsızlığın buraya gelme zamanını değiştirmene sebep oldu. buraya gelmemin tek amacı seni uyarmak, kendi isteğinle buraya gelebilirsin ama ben burada olmayabilirim. işte bu senin için büyük bir sorun olur. bu yeri ancak rehberliğimde öğrenebilirsin o yüzden sabırlı olmayı öğren! benim kim olduğuma gelince bunu da zamanla öğreneceksin.

dediklerini bir bir dinledikten sonra bunları hafızamda tutmaya gayret ettim kim olduğunu bilmediğim bu kişi ve neresi olmadığını bilmediğim bu yer hakkında bildiğim hiçbir şey yoktu. sadece soğuk bir sesle anladığımı belirmek için hafifçe kafa salladım ama dediği gibi ben çok sabırsızdım ve böyle bir yeri keşfetmek için onun bekleme düşüncesi hiç hoşuma gitmemişti. ne zaman çağıracağı bile gizemin ta kendisiydi. ne yapacağımı bilmeksizin şu anlık sadece dediğini yapmam gerektiğini düşünüyordum. biraz sessizlikten sonra yine soğuk sesiyle konuşmaya başladı.

-birazdan buradan gideceksin dediklerimi sakın unutma ve sakın buraya gelmeyi deneme !

bunlar ondan duyduğum son cümlelerdi. bir anda her şey benden uzaklaşmaya başladı büyük bir karanlığın içine çekildiğimi hissettim her şey karardığı anda gözlerimi açtım meditasyon yaptığım yerde aynı pozisyondaydım. her şey olduğu gibi aklımda yer etmişti. kendimi gereğinden fazla yorgun hissediyordum ama öyle bir yorgunluk değil böyle sanki vücudum dinç ruhum yorgundu. olanların etkisi ile halen kendime gelememiş olmam bir yana hayatımın bu garip deneyimi sanki kuralları ihlal etmişim gibi kendimde suçluluk duygusu oluşturmama sebep oldu . kafamı çok yormamam gerekti aklıma geldi hazır da yorgunken biraz uyumaya çalışmak o an için mantıklı geldi ama yaşadığım olayların etkisi ile uyumam baya zaman aldığını söyleyebilirim…
devamını gör...

günümüzde diğer yarışmacıların anlaşamadığı yarışmacı galiba şadi denebilir çünkü diğerleri hep kavga ediyorlar şadiyle
devamını gör...

küçüklüğümden beri musallat durumu yaşayan biriyim fakat artık ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. durumu özetleyecek olursam; öğrenciyim, geçen yıl yurtta bir takım olaylar meydana gelmişti fakat ben her şeyi mantıkla açıkladığım ve pek etkilenmediğim gibi hocaya gitme ihtiyacı duymadık.

bu yıl arkadaşlarımla bir eve çıktık. eve geldiğimizden beri benim etrafımdaki olaylar artmaya başladı. şöyle ki tuhaf tuhaf çıtırtılar geliyo, üzerine gidiyorum, artıyo, örneğin gerçekten böyle bir musallat durumu varsa az önceki sesi tekrar çıkarın diyorum 3 defa art arda ses geliyo vs.. neyse bu işler böyle fısıltılar şeklinde ilerleyince arkadaşlar bize bir hoca önerdiler burada. biz de bir gidip görünelim dedik ama ben pek önemsemiyordum.

sonra duvarda bir el izi gördük, upuzun, incecik, tırnaklarına kadar belirgin bir el izi. bunu görünce ben durumun ciddiyetini kavradım çünkü bu el izi insan el izi olamazdı ki bunu da ispatladık, aynı izi defalarca yapmaya çalıştık, hiç bir şekilde insanlar o el izini meydana getirmeyi başaramıyorlar. anlatacak çok fazla şey var olabildiğince kısa kesmeye çalışıyorum.

el izi evin bir kaç yerinde daha çıktı biz de hemen ertesi gün hocayı arayıp bulduk ve yanına gittik. kadın bize bende babamdan gelme bir durum olduğunu, babama büyü yapıldığını, onun etrafındakilerin de bana musallat olduğunu söyledi. neyse ki merak etmeyin vs. diyerek bize bir kaç şey yazdı bunları üzerinizde taşıyın bir daha asla bişey olmaz dedi. bu kağıtları alınca ben işkillendim acaba üzerinde ne yazıyo diye çünkü arapçaydı. ama kimseye okutamadık çünkü bir gün duşa girdikten sonra kağıdı bulamadım daha. arkadaşımınkinin de yazısı aktı tuhaf bir hal aldı. sadece evin girişine koymamızı istediği kağıt sağlam hala kapıda. hocaya gittikten sonra olaylar azalmıştı ama bitmemişti. hocaya gittiğim gün kafeye gittim ve kafenin camında da aynı el izi belirdi. tabi korkmuyorum hala.

en sonunda annem istanbul eyüpte bi medyuma danıştı, o da bana kurşun verdi, üzerine de çalınmasın diye bişey yazdı. onu taşırken de bir şey değişmedi, sesler kesilmedi. ve en son, şu anda evdeki izler tekrar artmaya başladı.. artık dertleri ne, acaba bir şey yaptım da mı bulaşıyolar diye sormuyorum haliyle ama bu varlıklar neden el izi bıraksınlar? ya da bırakırlar mı? bu arada bir fotoğrafta da tuhaf bir insan yüzü camdan yansımış arkamda. cevap arıyorum, nereye gitmeliyim. onlarla iletişime geçmekten korkuyorum bunu asla denemem ama birine danışmak lazım sanki, bu böyle devam edemez artık rüyalarımı hatırlayamıyorum bile…
devamını gör...

#4102597

okumuş çocuk, alman silki sıvazlayacaksın diyememiş.
devamını gör...

1. şeytanı gördüm ya da görüp de işaret ettiğim şeyi büyükler öyle sandı.. bana güzel gelmişti ama onlar eşedlerini getirerek kaçıştılar. demek ki her alevli yanar döner şey şeytan değilmiş ya da şeytan da bir kul onda sevgi arayıp sevgi aşılasak belki o da iyi olurdu, diye içimden geçmiş ancak diyememiştim o yaşta. hipnozsuz hatırladığım ilk deneyim bu.

2. 5. yaşımızda olanları hatırlamamız zordur ama ben anımsıyorum. müstakil bir evimiz vardı ben elbise dolabını açar çığlık atarmışım . sanırım kaçamayıp olduğum yerde nefessiz kalma özelliğim o zamanlardan kalma . karanlıktan korktuğum için dayıcım beni kolumdan tutup evin dolaplı odasına sokmuştu kapıda bekliyordu. kücük bir penceresi vardı orda net hatırlayamadığım yüz görmüştüm. yine çığlık atınca dayım çıkardı beni. sonra salona gidince ben pencereden dışarı baktım. yine çıglık cığlığa kalınca dilim tutulmuş. kağıt kalem verip çizdirmişlerdi. kocaman elektriklenmiş gibi saçları olan bir baş ve küçük zayıf bir vücut bembeyazdı.


o gece dayım bizde kalmış . salonda sırtına birinin vurduğunu hissedince kaçmış gece yarısı . bir dahada gece hiç gelmedi. annem o evde bereket olduğunu söylerdi , gece takunya sesi gelir çeşme açılır havlu ıslanırmış. kıyamam korkarmış tabi ama yinede temiz havluyu eksik etmezmiş. çok sonra eski oturanlar ermiş var kızım orda temiz tut evini demişler. tabii doğruluğunu rabbim bilir.

o gece dayım bizde kalmış . salonda sırtına birinin vurduğunu hissedince kaçmış gece yarısı . bir dahada gece hiç gelmedi. annem o evde bereket olduğunu söylerdi , gece takunya sesi gelir çeşme açılır havlu ıslanırmış. kıyamam korkarmış tabi ama yinede temiz havluyu eksik etmezmiş. çok sonra eski oturanlar ermiş var kızım orda temiz tut evini demişler. tabii doğruluğunu rabbim bilir.

3. benim ilk olayim cocukendi yasim 4-5 yasimda. gece odama parmak kadar adamciklar geldi cok kalabaliktilar, yatagim adamcik dolmustu, 50 belki 75, belki daha fazla.bilemem
ve bu adamciklarin bir tanesi o birazcik farkli idi, bana yatagimdan inmemi istedi bende indim dolaniyordu üstümde bende onu izliyordum, hizlica dolaniyordu bütün bedenimi dolanioyrdu, bana dediki sen hastasin hemde cok hastasin, babana deki senin kaninda sari sari topcuklar var artikca artiyor, bunun önüne gecilmez ise sen cok hastalanacaksin. ski ski tembihledi, babna anlat diye. bende anlattim, baba ben hastayim sari top hastaligi var bende diyorum o cocuk anlaysim ve lisanimla.babam inanmadi ciddiye almadi. fakat cok zaman gecmedi bir kac gün ve hastaligim iyice ayyuka cikti,o zaman simdiki gibi degildi annem komsumuzun kadinini cagirdi, bu cocuga noluyor diye, komsumuz hemsire idi, bana bir kere bakmasi yeterli geldi, gözlerim tenim sararmisti, ve kadin anneme bu cocuk hepapetis dedi halk arasinda sarilik hasaligi. ben haftalarca tedavi oldum, ve babam bana sormusu sen nerden bildin bu sari topcuklu hastaligini? arkadaslarim dedi demistim.

ben cocukken cok hastalanirdim sürekli hastalanirdim, ve onlari hep görürdüm,ayni surette degil ama sirin suretlerde.oyardik bir defasinda bana bir sey icirdiler oynarken, eksimis cürümüs portakal tadindaydi, ben o seyi cok zor yutmustum ve bu yüzden hala portakal fanta tarzi seyler tüketemiyorum, kokusu tiksindiriyor.

4. göremesemde hissettiğim olur, mesela daha önce burada anlatmıştım cep telegonu şarjının kablosu gözümün önünde sanki biri sallıyordu, birde geçen yıl oldu gece tam yatağa gidiyorum, karanlıkta 2 tane 1 metre boyunda var yok gölgeler gördüm, besmele bile çekemedim, sanki dilim bağlandı, ama zihnimden okuyordum felak nas, bir süre sonra kayboldu ama 2009 yılından beri saçımla, ayaklarımla ellerime sanki dokunma hissini hep hissediyorum. geçen gece nefes tekniklerini denerken kulağımda bir fısıltı ama çığlık gibi fısıltı (hani fısıldamayı bazıları çok yüksek yapar ya bu da öyleydi) patladı resmen.. suuusss diye bağırdı.. düşündüm neden böyle oldu diye, o sıra aklımda kızgın olduğum biri vardı ona kızmıştım aklıma gelmişti. gözüm kapalıydı ve şekil gözüktü sanki başında kuş tüylerinden yapılmış bişey vardı, gözleri çok iriydi, omuzları dar hayal meyal hatırlıyorum.. çocukkende sobanın içindeki küller yüz biçimine bürünmüştü, ve sesini duymasamda konuşup gülüyordu. bende maşa vardı meraklı köfteci gibi tuttum maşayla vurdum, gözlerini yumdu yine sırıttı..ne olabilir ihtimalini düşünmedim bile, şimdi görsem öyle bişey kalp krizi geçirirdim.

5. 15 yaşındayım bu olay olduğunda. gece uyurken annemin sesini duydum evde birileri var diye, ben de çok korkağım hafifce başımı kaldırıp yan odanın penceresine baktım.. gölge gibi 2 metre falan boylarında çok uzun saçları olan bişey gördüm hemen annemi uyandırdım. yarı uykulu halde ne olduğunu sordu ben de doğru söylüyorsun evde birisi var dedim, ama ben sana hiç bişey söylemedim ki, dedi.. o günden sonra yalnız uyuyamıyorum


bi keresinde de gece uykudan uyandığımda baktım anneannem gidiyor arkasında da bir gölge ben de onların arkasından dışarı çıktım. mutfak kapısını açtığımda yoktu hiç kimse, ben de çığlık çığlığa koşarak bütün ışıkları yandırdım anneannem yatağında uyuyordu. olanların hiç birisine anlam veremedim.. uzun zamandır böyle şeyler yaşamadım hiç.. ama bu yıl yine bazı şeyler oldu.. mesela gece uyurken birden uyandım tam karşımda at üstünde simsiyah birşey yüzü gözükmüyordu bana bakıyordu elinde bişey vardı. hemen yorganı başıma çektim sanki beni koruyacaktı biraz geçtikten sonra baktım hiç bişey yoktu orda.. 1 hafta falan önce de yine gece uyandım yatağımda siyah bir gölge oturmuştu eğilip bana bakıyordu, herzamanki gibi yine yorgan beni o gölgeden korudu yani bana bişey yapmıyor sadece bakıyor ama ben çok korkuyorum.. hiç uğraşmam böyle şeylerle neden görüyorum o gölgeleri bilmiyorum. istemiyorum görmek.

6. benim yaşadığım ilk doğaüstü olay, daha okula bile baslamadandı sanırım. ormana pikniğe gitmiştik, hava kararana kadarda otururuz hep. o zamanda esyaları toplayıp kalkıyolardı bizimkiler sanırım, bende bişeyemi küsmüşüm nedir tek başına annemler uzakta oturmuş ormana bakıyodum.ogünde yumuşak ağaçtan bi düdük oyup oynayım diye vermişlerdi bife onu hatırlıyorum. işte o gün akşam üstü düdüğü öyle calarken, ağacların arasından grimsi zayıf çok uzun boylu dev gibi bişiy görmüştüm, hala unutmadım, deli gibi koşup annemlerim yanına kaçmıştım. bir kaç seferde önümden arkamdan gectiğini hissetmiştim…
bende isterdim, şirin tatlı cüceler görmek ama dev baya bi korkutmuştu.

7. siyah cüppeli bir kız görmüştüm bir evin arka bahçesinden çıkıyordu cüppesini başına örtüyordu o sırada hem şok oldum hemde yürümeye devam ettim sonra da nereye gittiğini göremedim galiba kayboldu kızın saçları sapsarı yüzü de bembeyazdı bunlardan bi tane daha evimize bakan görmüştüm beni görünce yürüdü gitti insan gibilerdi varlık diyemeyecek kadar hala onları düşünüyorum.

8. ben bilinçsizce bir varlık davetinde bulunmuştum. lisedeyken ve doğa üstü olaylar ile alakalı hiç bir ilgim-bilgim yoktu, aniden gelişti. davete icabet oldu sorularımın doğru cevabını aldım ve tecrübe ettim. akabinde yaşadığım ilk ilginç olay mutfak tezgahı üzerindeki şişenin gözümün önünde hareket etmesiydi. şişe ve tezgah ıslak değildi. hem daire çiziyor hemde kendi ekseni etrafında dönüyordu belli bir hizi vardı.


devam eden günlerde gece uyandırıldım yataktan çekildim yorgan üzerimden fırladı gitti. birçok kez dokundu. nefes seslerini ayak seslerini duyuyordum enerjisini hissediyordum ama kendisini göremiyordum. bazen gölge gibi filan. kapılara tıklatıyodu. elimde tepsiyle balkona gidecektim kapalı mutfak kapısını açtı kapı kolunun hareketini gördüm. balkon kapısına da aynısı oldu balkon kapısı kilitliydi anahtarının da döndüğünü gördüm. bir kez kız kardeşime benim suretimde göründü. az önce koyduğum eşyanın yerini değiştiriyordu alakasız bir yerde buluyordum.

ceplerimden çok para çıkıyordu. parasız kaldığım zamanlar bütün giysi dolapların içindekilere bakıyodum cepleri tek tek kontrol ediyodum bişiler buluyodum. yıkanmış kurumuş ipteki kotlarımdan bile sağlam para çıkıyodu. 1 sene sürdü bu da. ben bunu anlatmaya başladıktan sonra kesildi birden. bir sene böyle şeyler oldu kendiliğinden bitti gitti. o şey herneyse gitti. artık nadiren ufak tefek gariplikler yaşasamda bu olay gibi değil.

(merak eden olursa diye yazıyorum. davet bir fincan davetiydi. fincana okunan duaları ve şifreli kelimeleri yada neyse hatırlamıyorum. )

9. benim çocukken yaklaşık 50cm. boylarında 7-8 tane sarışın,mavi gözlü arkadaşım vardı, sadece rüyalarımda gelirlerdi, bana liderleriymiş gibi davranırlardı, oyun oynar, eğlenirdik. bazen ,ertesi gün olacakları gösterirler, beni uyarırlardı. aileme anlattığımda, cinlere karışabileceğimi söyleyip çok tepki vermişlerdi ve benim bu konuda konuşmamı yasaklamışlardı. yaşım ilerledikçe onları görme sıklığım azaldı. en son 14 yaşımdayken rüyama geldiler ve artık büyüdüğümü bu nedenle o gecenin son ziyaretleri olduğunu söylediler, ilk ve son defa beni biraz korkuttular. ayrılma vakti geldiğinde yatağımı deli gibi çevirmişlerdi. sonrasında bir daha onları hiç görmedim. burada benden başka onları gören insanlar olduğunu öğrenince de sevindim diyebilirim.

10. aslında ilk hatırladığım ama hatırlamamam gerektiğine inandığım anımda- çünkü o kadar küçüktüm ki olayım en fazla 2 -2,5 yaşında, beşikte yatıyorum, aşağıdan bakıyorum yuıkarı doğru ve bebek kucajklarında agucuk gugucuk sesler çıkarıyorlar-o zaman şöyle düşündüm: niye normal konusmuyorlar böyle ses çıkarıyorlar? diye bu saçma geliyor ama o kadar net ki kafamda yuzler bile tanıyorum.

ama daha makul olanı-biraz daha büyükken ilk gördüğümü hatırladığım gece herkes uyuduktan sonra sese kalkar ve dışarıda beyazlar içinde insanlar görürdüm,ölüleri- bunu çok gördüm ama sonra birden durdu. zararsızdı ama.

11. ben de bir anımı anlatayım, yunanistan da bizim bir türk köyü var o köyün tepesinde hep toplanırız gece 12 de ve sabaha kadar otururuz 7-8 arkadaş,bir gece gene öyle otururken bir kadın gördük hepimiz aynı anda ve sonrasında birden kayboldu tabi biz hemen köye geri döndük yusufların etkisiyle sonra köyün büyükleri anlattı bize o gördüğünüz kadın karaca ayşe dediler hoca ahmet yesevi'nin erenlerinden bir bayan vakti zamanında islamı yaysın diye her mürit biryere gönderilirken karaca ayşe de abisi karaca ahmet ile balkanlara gönderilmiş ve oralarda islamı anlatıp çok kişinin müslüman olmasını sağladıkları zaman türbelerinin yapılması için işaret bırakmışlar,zaman zaman karaca ayşe görülürmüş kimi zaman abdest alırken kimi zaman yürürken bizede görmek kısmet oldu ama hani gündüz görülse hiç fena olmayacak.

12. ben 2 sene önce köyde odun almaya odunluğa gitmiştim elimdeki feneri odunluğun kapısına bir tuttum patates rengi gibi bir renkte bacakları ve kolları çok uzun gözleri sarı bir yaratık görmüştüm o anda bir kaçtım hala odunluğa giderkin içim bir garip oluyor.

13. çocukluğumdan beri bir varlığı hep yanımda olduğunu hissediyorum, tabi ilginç olaylar da yaşadım. mesela uyurken yüzüme üflerdi,artık dua mı ediyor başka bir sebepten mi bilmiyorum. rüyamda da çok gördüm onu görmekten korktuğumu bildiği için rüyamda iletişime geçiyor sanki. herneyse beni etkileyen en son olayı anlatayım. geçtiğimiz yaz kasılarak uyandım, bedenim felç ama etrafımı görebiliyordum. önce kapının önünde uzun siyah cüppe gibi kapüşonlu birşey giymiş bir varlık gördüm. yüzünü seçemedim ama karanlıktı. sonra bir farkettim tam yatağımın yanında da kısa boylu yaklaşık yarım ya da bir metre şeffaf kız çocuğuna benzeyen bir varlık. sanki içindeki damarlar bile görünüyordu o derece renksizdi ve muzip bir gülümseme vardı yüzünde. korkudan duayı okuyamadım karıştırdım besmele çekerken bağırdım garip bir böğürtüyle. eşim uyandı noldu diye. senden mi çıktı o ses dedi, ben bile şaşırdım. garipti ses tonum. tabi ben bağırıp kendime gelince yok oldular. aşağıda kardeşim yatıyordu o da görmüş ve balkondan çıkıp gitmişler. bilemiyorum neydi onlar ama uzun bir süre geceleri etkileri devam etmişti. sonrasında pek birşey yaşamadım. sadece varlıklarını hissediyorum sürekli arkamda gibiler. ama şükür zararı yok, alıştım onlarla yaşamaya.

14. hangisini anlatsam ki 3 olay var yaşadığım ve net anımsadığım.ilki okul bahçesinde gündüz 12 yaşlarımdagördüğüm hayvanla insan arası bir yaratıktı.aniden karşıma çıkınca şoka girdim.o bana bakıyor ben ona yakalanmış gibi bir yüz ifadesiyle bana baktı ve ben eve kaçtım.annemlere tarif etsemde ee komiktir gelinciğe benzettiler .ki alakası yok gelincikle.en az boyu 1 metre iki ayağı var kanguru gibi bir duruş.uzun kulaklı ve kuyruklu,kocaman gözleri vardı sanki yüzü köpeği andırıyordu.
ikinci olay yanındayken bizzat şahit olduğum 15 yıl evvel bir yakınımın varlıklar tarafından ordan oraya atılması bir manada şiddet görmesiydi.
üçüncüsü de yatarken odanın ortasında yatağın önünde oturan kısa boylu çarşaflı bir kadının oflaması
bunun dışında ufak tefek şeyler oldu ama bunlar kadar kötü değildi.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim