eskiden evim gibiydi..
sonra evi haşereler bastı.
komşu dairelere it kopuk geldi.
başka başka tipler de var ve yazmak istemiyorum.
evden nefret eder hale gelip bu semte taşındım.
yıkamak yerine çukur dolu asfaltları doldursalar daha iyi olurmuş. biz alıştık ama yabancı zevat mis gibi kokan yollarda hoplaya zıplaya gitmeyi garipseyebilir.
şahsi görüşlerimi söyleyeyim..
- sevimli bir adam, komik..
- tutuklanmasını ben de istemezdim.
- ama gösterisini izlediğimde bazı yerlerinde dönüp, yanımdaki arkadaşıma baktım.. biraz, nasıl desem, bazı yerleri fazla pürüzlüydü. yani izlediğim anda “gelmiş geçmiş olsun” dedim.
önce kısa vadeli kazanımlarımıza bakalım:
bu toplantıda, nato çerçevesinde bir boğazlar komutanlığı kurulacak, adana’da da bir komuta merkezi.. peki bunun bize faydası ne?
boğazlar komutanlığı’nda görev alacak olan personel, türkiye’nin ilişkilerinin çok iyi olduğu polonya gibi ülkelerden geliyor olacak ve etki alanı karadeniz, marmara ve ege denizleri olacak. ilginç bir biçimde geçen ay burayı ziyarete gelen fransız ve ingiliz generaller, burada bulunan mavi vatan haritasının önünde şakır şakır poz verdiler. bu durum “neyin önünde durduklarını bilmiyorlardı” diyen yunan medyasını resmen delirtti..
ben de iki soru soruyorum:
1. bu generaller yunanlılar gibi salak mı? ne demek neyin önünde olduklarını bilmiyorlardı?
2. mavi vatan haritasının o saatte orada ne işi varmış? yani komutanlığın görev alanı mavi vatan olarak tescil edilmese, oraya neden asılsın; tescil edildiyse nato’dan başka ne isteyelim?
gelelim adana’daki komuta merkezine..
bu merkez, kolordu seviyesinde bir birlik olacak ve komutası türkiye’de olacak.
bu kolorduya dair yorumları, bir yabancı haber sitesinden alalım, a haber tarzı bir propaganda olmasın. virgülüne dokunmadan alıntılıyorum.
“ türkiye, ypg hassasiyeti sebebiyle (bu konu rand raporlarında yazıyor) bütün bölgesel savunma planlarının kabulünü bekletmişti. 2023 vilnius zirvesinde türkiye dahil bütün planlar onaylandı. türkiye bu planın uygulamasını sağlayacak bir kolordu için 2024 yılında teklifte bulundu. adana’da konuşlu olan kolordumuz bu görev için ayrılacak. msb’nin açıklamasına göre bu karargâhın çekirdek kadrosuna atamalar yapılmış ve 2028’den itibaren aktif hale gelmesi bekleniyor.”
…
“ ittifak kendiliğinden güç üretmez. nato’nun kendine ait askeri birliği veya subayları yoktur. sadece maaşlı memurları vardır. her kabiliyet üye ülkelerin katkısıyla oluşur, her komuta pozisyonu fiili sorumluluk yüklenmesini gerektirir ve gündem oluşturma gücü her zaman daha fazla destek sağlayanın elindedir. karar organlarında herkesin eşit oyu vardır; ancak hangi konuların ne zaman gündeme geleceğini, hangi planların öncelik kazanacağını belirleyen ağırlık, katkıyla yani verilen destekle doğru orantılıdır.
türkiye bu denklemi somut bir örnekle bizzat yaşadı. nato yıllar boyunca türkiye'den afganistan'a daha fazla katkı talep etti; ankara her seferinde farklı gerekçelerle bu talepleri geri çevirdi. öte yandan türkiye, ittifakın ikinci büyük ordusu olduğunu her fırsatta vurgularken kendi bölgesinin savunmasında müttefik desteğini de bekliyordu. bu denklem sürdürülemezdi. mnc-tur kararı, türkiye'nin ittifak içindeki konumunu salt alıcı değil, üretici taraf olarak yeniden tanımlamasının kurumsal belgesidir”.
…
“ iran’la savaşmak için veya iran’ı baskılamak için bu kolordunun kurulduğunu düşünmeye şimdilik bir sebep yoktur”.
alıntılamayı burada bitiriyorum. yani bu komutanlık “nato geldi, ülkemize çöktü, altıncı filo defol” komutanlığı değil, türkiye’nin 10 seneden fazla bir süre için resmen şart koştuğu, bizim gerekli bulduğumuz operasyonlar için askerimize nato şemsiyesi sağlayacak, askerimizi başka bir devletin emrine vermeyecek, önümüzü açacak bir askeri yapı olacak..
daha daha açık konuşayım. suriye veya gazze’de, lübnan’da bayrak dalgalandırmamızı israil’in yaygaraları engelleyemeyeceği gibi, o ülkelerde “misafir” olarak da bulunmayacağız. başka bir yönetim gelip, “türkiye, topraklarımızı terk etsin” de diyemeyecek. biz orada türkiye değil, nato olarak bulunacağız. nato’nun girdiği yerden çıktığı nerede görülmüş?
buraya kadar olan bilgiler nato’dan ne aldığımızın küçük bir kısmı, zira bu toplantı öncesinde ortada ne olgunlaşmış bir eurosamp-t anlaşması vardı, ne kaan motorları için kongre’nin by-pass edilebileceği açıklaması, ne de f35 programına dönüş tartışmaları..
ben şahsi olarak f35 almamızı desteklemiyorum. benim gönlüm kaan’da.. ama biz f35 programından neden değil, nasıl çıkarıldık? caatsa yaptırımları çerçevesinde. doğru mu? doğru..
yani bu programa dönmemiz için bu yaptırımların kaldırılması gerekiyor. yani olan bu.. mayıs ayı içerisinde halkbank davası yani ülkenin boynundaki yüklerden biri, sonuçları ile birlikte ortadan kalktı. şimdi de caatsa yaptırımları kaldırılabilirse abd ile muhatabı tarafından köşeye sıkıştırmaya çalışılan bir devlet olarak değil, insan gibi oturup konuşan iki devlet haline gelebiliriz.
gelelim f 35 alımları konusuna..
kaç uçak alacağız, kaç mühimmat alacağız konusu çok ayrı bir konu, daha önce de 20 milyar dolarlık f16 block 70 viper anlaşması ya da 12 milyar dolarlık patriot hava savunma sistemi anlaşması konuşuldu konuşuldu ve rafa kalktı.. şimdi de içerideki bir milyar doların üzerindeki paramızı kurtarabilir, belki kısmi olarak da olsa uçaklarımız üzerinde hakimiyet kurabileceğimiz bir anlaşma yapabiliriz.
kaldı ki, kaan motorları konusunda da farklı şeyler düşünüyorum. abd, bu kaotik ortamda bütün dünyaya uçak ve motor satarken bize kısa süre içerisinde 80 motoru sağlayabileceğini düşünmüyorum. stoklarında elbette vardır ama eğer yoksa, bir ihtimal motorlar türkiye’de lisans altında da üretilebilir.
buraya kadar olan çıkarımlarım işin yüzeysel kısmı.. aslında yazacak vaktim olsaydı dört beş başka hususu da zikretmek isterdim.
kurtlar vadisi'nde meto karakteriyle hafızlara kazınan mehmet polat;
- kurtlar vadisi'nde necati şaşmaz,
- diriliş ertuğrul'da engin altan düzyatan,
- barbaros-akdeniz'in kılıcı dizisinde yine engin altan düzyatan tarafından kafası kesilerek,
- acı hayat'ta kenan imirzalıoğlu tarafından kafasına sıkılarak öldürülmüştür.
benzer biçimde yüzükleri efendisi serisinde gondor komutanı boromir'i canlandıran sean bean, yer aldığı yapımlarda 21 kere öldürülmüştür.
mehmet polat bu işten rahatsız gibi görünmese de sean bean, artık kendisini öldüren yapımlardan sıkılmıştır ve öldürüldüğü rollerde oynamamaktadır.
iki tür insan suv kullanıyor:
1. mercedes/porsche/range rover müşterisi erkekler. bunlar istediğini yapsın, araba her şeyden önce yola yakışıyor.
2. çakma porsche byd ve diğer yarmagül ama hantal arabalara binenler. bunlar erkekse kendilerini “jipe biniyor” diye düşünüyorlar ama aslında araba memur arabası. kadınlar ise genelde berbat kullanıyor, “kaza yaparsam bana bir şey olmasın” diyorlar..
- abi.. adamlar denizi yardı, geri mi gitsek?
- valla bir aksilik olursa da ben yüzme biliyorum, bana farkmaz.. ama gelmeyenler de ay sonu maaş diye ağzını açarsa anasını ağlatırım.
buck, durumu el yordamıyla mı gördü, yoksa profesyonel bir bakış mı bilemem ama katılıyorum..
ukrayna-rusya sınırı 1200 km.. 5 kilometrelik rotalarda ikili nöbet atılsa ve her nöbet grubuna günde 4 nöbet düşse “bile” 1500’e yakın asker “sadece ve sadece” nöbet tutmak için sınırı bekliyor olmalı, en az bir o kadar da rütbelisinden berberine asker bulundurulmalı yani bir alay görevlendirilmeli.. bunu yapabilecek ordular avrupa’da mevcut ama rusya bunları dinler mi? yani 1000 tane asker mi birbiriyle kanlı bıçaklı bu iki muharip orduyu durduracak? bence asla.. durdurabilecek yegane güç, bu iki devletin sınır güvenliği sağlayan devlete verdiği sözdür.
yani bu iki devletin rızası olmadan bir ordu sınıra yerleşirse ve bundan rahatsız olan taraf kasıtlı olarak sınırı ihlal ederse “sınırı korumakla” görevli ordunun şerefini iki paralık etmiş olur, sınırı koruyan ordu karşılık verirse de mesele çıkar.
peki her iki tarafın rızasını alarak orada durabilecek, görevini yapabilecek, “ben burayı işgale gelmedim” mesajı verebilecek dünya üzerindeki tek ordu hangi devlete aittir? türkiye..
türkiye ukrayna barış gücü’nü oluşturmaya mecburdur. aynı şey yarın bir gün, bildiğim kadarıyla tek müslüman nato üyesi olmamız nedeniyle gazze için de elzem olacaktır.
istedikleri bu olduktan sonra nato’dan karşılığını alalım, istediklerini de verelim. ama işin esas güzel tarafı, avrupa birliği’nin bu sürece kendi başına dahil olmak istemesinde yatıyor. avrupa birliği içerisinde askeri caydırıcılık herkes tarafından isteniyor ama ortak ordu ve getireceği mali yükümlülükler hiç kimse tarafından istenmiyor. ab adına süreçte yer alabilecek tek kuvvet, yine türkiye.. hem de birlik’in baltık üyeleri doğrudan bu durumdan etkilenirken.
türkiye’yi avrupa birliği’nin (göç, savunma politikası fonları, asker bulundurma, soydaşlarımızın çift vatandaşlık ve sosyal haklar gibi getirileri, en azından kısıtlı süreler için serbest dolaşım, ordunun kesintisiz serbest dolaşımı) gibi başlıklarına entegre edebilirsek; yalnızca adı üye olmamış bir ortak üye, bağımsız bir üye gibi bir hale gelebiliriz.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.