165'im ve boyu bana yakın erkekleri çok daha sempatik buluyorum. aramızda en fazla beş santim olsun. yolda yürürken de rahatça göz teması kurup beline sarılabileyim, dönüp bir öpücük kondurabileyim. düşününce hayatıma giren ya da bir dönem flört ettiğim tüm erkekler de benimle aynı boydaydı.
bahane uydurmaya hiç gerek yok. girdiğimiz herhangi bir mağazaya para bırakma sorumluluğumuz yok. çok fazla parça denemiş olsak da bir ürün depodan aranıp bulunup getirilmiş olsa da. mağazada çalışmış biri olarak söylüyorum. işimizin bir parçası da o ürünü bulup getirmek. yine de olmadıysa, içinize sinmediyse çalışan zahmet çekti diye alacak mısınız? pahalı gelmesi de aynı. hatta daha geçerli bir bahane. bence kimse size ısrar etmesin, ürünün üzerinizde güzel durduğuna ya da kalitesine dair samimiyetsiz bir ikna çabasına girmesin diye pahalıymış ya, bütçemi aşıyor diyip kurtulun. hatırlanmayacak olmanın dayanılmaz hafifliği.
sigarayı bıraksam mı acaba artık diye bir düşünüyorum merdivenler uzadıkça. umarım bir kovalama sahnesinin içine düşmem çünkü diğer tüm olası sonuçlar o kalp ağrısına tercih edilebilir o an.
iki kangal sucukla gelen erkek bir first dateim olmuştu. önceki gün bir ilçedeymiş ve merkeze dönüş yolu üzerinde güzel bir kasap varmış. benimle kahve içecek diye neden nadiren gittiği yerdeki o güzel sucuğu almasın ki ben hak vermiştim.
bugün izmir'de kapalı, hafif yağışlı bir hava var. evden çıkarken sarıp sarmalayacak bir ceket aramaya başladım. sabah uyanıp balkonda sigara içerken gelen o ürperti ve bu yağmurlu hava bana daha canlı hissettiriyor. insan olduğumu hem tüm anlamsızlığı hem de bu anlamsızlığın getirdiği hafiflikle tekrar hatırlıyor daha huzurlu oluyorum. mevsimin değişmeye başlamasıyla doğaya karşı savunmasızlığımızın ve yapay koşturmaca içinde yer bulma çabamızın görünür oluşu aslında bu. hüzünlü ama hüzünlü olduğu kadar hafifletici.
yeni girdiğim iş yerinde daha bir aydır tanıdığım iş arkadaşım benden borç istedi geçen gün. daha bir aydır tanıdığı, soyadını bile bilmediği kişiden borç isteyen insana güvenemem. insanın zor anında yardım isteyeceği daha sağlam dostlukları olmalı diye düşünüyorum. yoksa ve borç istemek için sıra yeni tanıştığı insana geldiyse demek ki bir sıkıntı var.
beş yıl kadar önce yine üç aydır tanıdığım bir iş arkadaşıma kredi çekmiş ardından engellenmiştim. tecrübeyle geldik bu günlere. hayır demeyi öğrendik.
ayakta çalışıyorum, müşteri yokken de ayaktayız ama o boşlukta bazen o kadar uyku bastırıyor ki keşke bayılsam da beş dakika yerde gözlerimi kapatsam diyorum.
önce kötü geçen bir kpss, ardından kahve ve mesaiye yetişmek. iş yerinde de aylık bir milyon gibi gerçeklikten çok uzak satış hedefini tutturamadığım için uyarı alıyorum. nereden tutsan elinde kalır bir pazar.
rutinim değil ama rutin haline getirebilirim. dün son ses müzik eşliğinde lego yaptım evde. kafamdaki sesler iki saatliğine sustu o minik minik parçaları ararken.
asgari ücretin değil yoksulluk sınırının, açlık sınırının bile altında olduğu bir ülkede hayatta kalmaya çalışanların birikim yapamaması bir seçim değildir.
bir saat sonrası için sinemaya biletim var. odyssey izleyeceğim. ımax falan geçtim hatta halk gününü bekledim. şimdi de yakınlarda bir barda kendime bira ısmarladım. hayat şu an yaşanılır hissettiriyor.
kpss'ye çok az zaman kaldı ama birkaç test kitabı alıp olduğu kadar şansımı deneyeyim dedim. kırtasiyeye de uç almak için gittim. on iki adet olan kırk lira, yüz yirmi adet olan seksen liraydı.
benim de konuşasım geldi. adama ya ben uzun zamandır işsizim, kpss çalışıyorum, iki sene önce de girmiştim, şimdi çok da az kaldı, stresliyim diye dert yanıyorum. ben bu yüz yirmiliği zaten bir ayda bitiremem ama baya fark var ben gene bunu alayım dedim. neden bu oversharingi yaptıysam.
adam "bence de ablacım seneye de girersin sınava dursun" dedi. umarım girmem de uç boş boş durur evde ya diyerek teşekkür ettim.
sadece dertler değil kafamdan geçen her türlü düşünce. dün gece iki gibi küçükken winx'de miusa, witch'de irma ve hepsi'de gülçin olduğumu hiçbirinin de alfa ya da beta karakterler olmadığını düşündüm. karakter olarak da hiç alfa değilim zaten. bu konu üzerine düşünüp sevdiğimiz kurgu figürler ve karakterlerimiz arasında bir korelasyon var mı acaba dedim. lotr için de cevabım legolas mesela. lider olmak için doğmamışım
hayatımın bir kaç yılını her gece iki üç saatte bir uyanarak ve yataktan çıkmak zorunda kalarak geçirmek istemiyorum. hayat hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir canlıya her şeyi öğretip iyi bir insan olarak yetiştirip aynı zamanda kötülüklerden koruyamam. bu konuda hem isteğim yok hem de başarabileceğime olan güvenim. ben de çok iyi bir insan sayılmam. kendime ayırmak istediğim zamandan, hayallerimden vazgeçmeye ve kendimi başka bir canlıya adamaya yönelik bir arzum da yok. çok harika genlerim de yok birkaç genetik hastalığım ve taşıyıcılığım da var. vazgeçmek değil hiç istememek aslında.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.