ramazan huşusu içinde açtığım "yoldaş bizi teravihe götür" başlığını kadim bir kötülük içinde "yoldaş'ın bizi pavyona götürmesi" başlığına yönlendirerek yaptığı zararlı faaliyet.

arkadaşım ne alakası var ya?
direkt zebani yollasaydınız evime?

tövbe tövbe ahahaahha

aha da ispatı ;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


edit : geri aldılar ama yemez, hepsinin kaydı kuydu var, cimer, bimer, tjk, uluslararası körling federasyonu hepsine şikayet etçem sizi!!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ölüm neden küçük bir kedi yavrusunu benden alır ki?

araba çarpmış, hiç acı çekmedi diyor şahit olanlar.
ben olmadım, bilmiyorum.

ben "baba kucak?" diyen bakışlarını biliyorum, etrafımda kelebek gibi koşturmasını biliyorum, mama yerken kendinin 3 katı büyük erkek kedilere bile yaptığı huysuzlukları biliyorum, sabah beni bekleyen bakışlarını biliyorum, yan taraftaki arsaya koşup diğer kedilerle oyun oynarken yaptığı şirinlikleri biliyorum, onlara şahit oldum.

karşılıksız sevgisine, hayallerimin içinde yer almasına, yüzümü güldürmesine her şeyine müteşekkirim kızım.

hoş kal türkan.
devamını gör...

hani bazen burada birbirimizi yiyor, ara ara da "napıyoruz ya biz burada diyoruz?" ya, böyle güzellikleri görünce tüm soru ve sorunlar sıfırlanıyor, sadece fotoğraflara, o gülen yüzlere, rengarenk duvarlara bakıp gülümsüyoruz.

emeği geçen herkes çok sağolsun, elinize kalbinize sağlık, teşekkürler..
devamını gör...

sanırım yaklaşık bir saat kadar önce içine tekrar çekildiğim hal, durum.

sanırım diyorum çünkü emin değilim, soracağım ama şu anda soda içiyor ve o şişeyi kafama yemek istemiyorum.
şimdi şöyle oldu efenim, evde gevrek + boyoz yedik, yanında klorak içtik, çiğdem çitleyelim diye deniz kenarına gitmeye karar verdik, çünkü ikimiz de izmirliyiz ve izmirli olmak bunları yapmayı gerektirir.

e iyi güzel, lay lay lom gidiyoruz, gece pazarı için kimbilir nerden çıkıp gelmiş bir ıvır zıvır satıcısı mallarını düzeltiyormuş serin bir köşede, bunu gördü benim hatun* gitti sattığı şeylere bakıyor, ben de az geride öyle mal mal duruyorum, sonra yanıma geldi bu, "sol elini uzatsana" dedi, bileklik filan aldı sandım, salak gibi uzattım, şak diye yüzüğü taktı.
'bu ne lan kadın? " diye nazikçe sordum, " aynısınından kendime de aldım, baaak?" diye sol elini gözüme soktu, sonra" 20 lira versene " dedi, verdim o memleketi batasıca satıcıya verdi, kikir kikir gülerek yanıma geldi, "çıkarma sakın, kalsın " dedi.

durum böyle, dışardan bakılınca evlilik yüzüğü olması gereken parmaklarımızda 10 liralık teneke zımbırtılar var, ama bana evlenme teklif etmedi?
biz şimdi evlendik mi?
kına gecesi bari yapsaydık, puh!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

izmir'in konak ilçesinde bulunan ve nerde başlayıp nerde bittiği asırlardır bilinmeyen yüzü karanlık içi aydınlık semt.

yokuşu çıkıyorum, köşeyi mesken eylemiş tütüncü nevruz sesleniyor daha sola dönmeden.

"en iyi arkadaşım iyi akşamlar"
"sana da iyi akşamlar, en iyi arkadaşım"

diyorum, pat nihat bana bakıyor, gözleri janjanlı, bugün erken başlamış içmeye, "çay vereyim mi?" diyor basmane'nin en eski çay ocağının içinden, "içmicem, kaçayım" diyorum, onu da savuşturup yola devam edeceğim nihat'ın gizli bahçesinden çok aşırı platin sarısı bir ses bana sesleniyor ;

"doktor, benden 5 aylık hamileymişsin, öyle duydum? peşinden aynı sarılıkta 3 kahkaha patlıyor bahçenin ve sokağın içinde.

" aldırcam ben onu kız" diyorum "niye lan? diyor," sokağında nihat'ın dolaştığı bir basmane'ye çocuk getirmek istemiyorum "diyorum, nihat " canımı yaktın doktor, aşkolsun " diyor arkamdan, aşırı platin sarı saçlar gülüyor.

doktor diyorlar bana, eski lakap. alışığım.

bahçeye giriyorum, basmane'nin en güzel o***puları burada, yağmurdan kaçmışlar, işe çıkacakları zamanı bekliyorlar.

" bize iki oralet ver nihat, çocuğumun anası ile içelim" deyip karşısına oturuyorum en az 120 kiloluk, benden yaşlı ve içi dışı benden bin kat temiz en güzel o*ospumun.

"oralet nerden çıktı?" diyor, ali lidar aforizmaları ile sıkmak istemiyorum onu, "oralet iyidir" diyorum. ses etmiyor, başlıyor anlatmaya, çocuğu öyleymiş, dostu şöyleymiş...

sonra bana bakıyor, "senin neyin var lan?" diyor, "yok bişi, hep aynı, kudretten yanığım ben, bilmiyor musun?" diyorum, "yok yok, sende başka bir hal var bir haftadır, dikkat ediyorum" diyor, bana bakan anne gözleri ve anne ses tonu boğuyor beni, "böcek soktu" diyorum, "ne böceği ayol?" diyor, gülümsemeye çalışıp "kırmızı siyah bir böcek, uğur böceği" işte diyorum, anlamıyor, kaşları kalkıyor, "boşver, öldü zaten" diyorum. boşveriyor.

arka masadan pelin bir türkü mırıldanıyor, ben havadaki sessizlik bitsin diye "yar türkü söylüyor, dilleri serhoş" diyorum, "ay bayılırım kız o türküye, dur açayım" diyor, teline uzanıp açıyor, "aynur haşhaş" / serhoş.

ağır geliyor her şey, kaçmam gerekiyor ama aynur ve aşırı derecede platin sarı saçlı annem bırakmıyor beni, boğuluyorum.

sessizliğim o kadar ağır ki, o kadar olur.
anlıyor kader arkadaşım, anne sesi geri geliyor, aynur haşhaş az geri gidiyor.

"doktor, bir şeye ihtiyacın var mı, açık ol" diyor, aylar sonra biri bana açık ol deyip açık açık soruyor, "dimitri, beyaz" diyorum, gözleri içimden kara kadına, tek kelime etmeden kalkıp gidiyor masadan çantasını alıp, telefonu kalıyor, onu da yanına alsa kaçardım ki ben, boğuluyorum! puh!

geliyor, elinde granül siyah aşina poşet, içinde dimitri, beyaz, 150'lik.
bişi demek istiyorum, kelimeler yok, bulamıyorum her zaman bıraktığım yerde, anlıyor. elimi cebime atıyorum gayri ihtiyari, "geçenki kırmızılara say" diyor, itiraz edecek oluyorum, "bir şey deme" diyor, annem bana şarap alıyor, basmane'ye akşam iniyor.

iyi akşamlar deyip kalkıyorum, arkamdan aynur haşhaş "taşa değmesin ayağın, lale sümbül açsın bağın" diyor, uzaktaki ölü bir böcek geliyor aklıma, "öldü o, elveda dedim ona hem" diyorum, kapatıyorum mezarının/mın üstünü. türkü susuyor aniden, yol tekrar başlıyor.

basmane burası, ne gelen kalabiliyor ne de gitmek isteyen gidebiliyor.

devamını gör...

kafa sözlük yönetimi'ne açık çağrı.

23 nisan 2021 günü 24 saatliğine olmak üzere isteyen yazar mahlasının rengini değiştirebilsin, kimi mor, kimi sarı, kimi mavi, kırmızı, yeşil, scala'da ne varsa??

madem ki çocuk bayramı, madem ki eşşek kadar da olsak hâlâ ölmeyen bir çocukluk var içimizde, olsun işte.

istemeyen hiç kalkışmaz, isteyen tüm gün bukalemun gibi renk değiştirir.
oynayalım ve oyalanalım biraz.


teklif benden, gerisi yönetimden.

not : teknik olarak olabilirliği konusunda zırnık fikrim yok ama olabilir bir şey ise önümüzde 10 günlük bir süre de var, sanırım yetişir.
devamını gör...

yazın kısaltcam ama, sıcak basıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yarı yeşilevham ukdesi.

iki gün yoktum, taaa diplerdeki sandık lekeleri gitsin, bi hava alsın içim diye dolaşmaya çıktım yarımadamda, güzel de oldu. neyse;

döndüm, o iki günde ve daha öncesinde gözümden kaçanları okumaya başladım, yeşilevham'ın bir yazısında denk geldim bu kelimeye, o zaten her zaman olduğu gibi kelimeleri harika kullanıp içini yarı dökmüş, kazak türkçesinde şefkatlilik, merhamet anlamına geldiğini de yazısının en başına iliştirmiş, de?

yazısında bir şey yazmış, ben de katılıyorum buna, bu kelimenin ardında başka bir şey var, kelime anlamı yetmiyor, kelime anlamı tam karşılamıyor içini, içimi.

üfleseler sönüverecek gibi bir kelime bu, hani bir saniye bakmasan yok olacak, o merhamet ve şefkat sahipsiz kalacak, aniden bitecek.
ne zor kelime tanrım ve bazen içinde olan biteni yansıtıp kelimelere dökmek ne kadar zor?
bazen sadece kullanmak gerekiyor ama böyle kelimeleri, anlamını anlamlandırmaya çalışmadan, insanın içinde yansıttığı boşluk ve hoşluk kıvamına uydurarak öylece kullanmak.

mesela ben gidenim için şöyle derim gönül rahatlığı içinde, ne cümle içinde sırıtır ne de kendi içimde.

bir canaşırılık nefesim vardı, o da yokluğunla soldu.

evet, bazı kelimeler çok güzel ve çok zor ve teşekkürler tanrım!
devamını gör...

dünyanın en güzel ismi olabilir çünkü neden olmasın?

ayrıca evimin kraliçesi olacak hanımefendinin de adı.

fotoğraftaki hali de etraftaki kedilere "bu adam benim, uzayın yoksa alırım dalağınızı!!" derken çekilmiş pozu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

neden olmasın?

genelde başıma dert açan bir soru cümlesi, çok sık kullanırım, akıllanmam*, büyümem, normal olmam!
az önce yine kafamda dönüp durdu neden olmasın sorusu, kendime baktım, sağa sola baktım, kedilere baktım, neden olmasın?
kulaklıkta çalan şarkı zeybekiko, ben vaad edilen kutsal topraklara çok uzak olsam bile içim sarhoş; ki bu da zeybekiko için olmazsa olmazlardan, o kadın gitti, dönmeyecek, öyle dedi bana, dönmem dedi, bok varmış gibi hep doğruları söyleyen bir kadındı, kendi son doğrusunu ve bizim çok fena yanlışımızı söyledi ve gitti, ben gece uyumamışım, bazı yangınlarımı söndürmek kolay olsa da söndürmeyip ara ara o küllere üfleyip yanışımı seyretmek çok zevkli ve neden olmasın?
açtım şarkıyı, kaldırdım kolları, oh mis!
bana ne sizin dünyanızdan?
bana ne o ben bize aşığım diyen kadından, yoksa ben mi demiştim onu, neyse, öyle ise de bana ne benden?
kediler bana bakıyor, göz ucu ile görüyorum, türkanın gözleri "amanin sıyırdı benim herif" diye bağırıyor, kulaklıkta mitropanos baba benzeri sesi ile pashalidis sta ipa ola diye bağırıyor, ben doğmuş ve doğmamış tüm sabahlara küfredip bağırıyorum, sonra şarkı bitiyor, bir kez daha gidiyorum karşı kıyıya, ardımda kendimi bile bırakarak, çünkü;

neden olmasın?
devamını gör...

nickaltı ile nick altı arasında karar veremeyen moderasyon için bambaşka bir seçim şansı, bir tercih meselesi, belki de yepyeni bir başlangıca açılan bir yelken anlamında bir hede.

(bkz: bir de bunu deneyin isterseniz)
devamını gör...

/ onüç damla gözyaşını saydım
alllahına kitabına sövüp saydım
şafak nabız gibi atıyordu
sarhoştum kasımpaşa'daydım
/

demiş hemşerim, ezberden geldi sesi, işin içinde ahmet abi de varken hem de. oysa benim yürümek gibi bir niyetim yoktu, cibran'ın okçusunu biliyordum çünkü ve onun "sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız. " dediğini bilenlerindendim. laf?

yürümeye niyetim yoktu aslında hiç yoktu, sarhoştum, yas gibi ufacık bişi vardı içimde, kavga ettim kendimle ve onunla, kapı önüne çıktım sigara içmeye, içtim, ona döndüm yüzümü, kapı kilitli, olsun öbür kapıdan girerim dedim, orası da kilitli ve bir not adıma yazılmış, "gidiyorum ben"

"lan bu kaçıncı" dedim kendi kendime, sonra sokağa baktım, mahalleye baktım, ben biraz yürüyeyim dedim kendime ve herkese, yürüdüm.

yaklaşık iki gün hiç durmadan yürüdüm, sarhoştum, alsancaktaydım, sarhoştum, yalıdaydım, sarhoştum güzelbahçe küçük limandaydım, eski kale fenerleri yerinde olsaydı yolumu çok daha önceden bulurdum ama yoklardı, ben de yürüdüm, karşıya geçeyim dedim köstenli eski bir dosta, sakın dedi, sakın bu gece yapma, ortak kontrol var ve artık ipler bizim elimizde değil, bilirim yalan söylemezdi o bana, o köstenin yani istanbul ağzı ile dalyanın en eski adamlarındandı.

vazgeçtim ben de, yürüdüm.
tam o sıra gördüm o dört kişiyi, gökte yeşil ay yoktu üstelik, ama o dört bıçak parıltısını nerde olsa tanırdım, cinayeti kör bir balıkçı gördü, ben gördüm, vapur gördü sadece.

hiçbirimiz ve hiçbiriniz orada yoktuk.

hatırladığım son şey onun yüzüme vurduğu ölü bir yavru kedi bedeni. sevmiyorum artık dedi, kediye mi dedi bana bana mı dedi bilmiyorum, gerçi ikisi de aynıydı, o bıraktığın gibi değilim diyordu, ben de gittiğim gibi değilim artık diyordum.

üstelik vapuru ben vurmamıştım?

/ vapuru onlar vurdu ben vurmadım
sarhoştum kasımpaşa'daydım
cinayeti kör bir kayıkçı gördü
ben vursam kendimi vuracaktım
. /

devamını gör...

buradan kendisine seslenmek istediğim yazar.

"allahın varsa yapma, evi arabayı üstüne yapacağım söz, yapma!!"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hep can sıkıntısı, hep..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

meja dinleyen kadının meja gibi saçları vardı, meja gibi briket uzunluğunda bilgi dolu yazılar yazıyor aynı zamanda meja gibi bilgisayarında kamyon kullanıyordu. meja dinleyen kadın dünyanın bir ucunda meja nickli başka bir kadının yansıması gibiydi bunun farkına vardığında meja dinleyen kadın gülümsedi ve karşıdan gelen meja'ya selektör yaptı. meja önce ne olduğunu anlamadı, sonra olan bitenin farkına varıp "lan hıyar" ile başlayan bir küfür savurdu.
dünya mejaların dünyasıydı artık.

ne var? olmamış mı?
devamını gör...

karalayalım hadi defteri.

kalktım sofradan, adıma yaşıma kurulmuş sofradan, çünkü neden olmasın?

yeter bana, adam olana çok bile.
çok güzel, çok neşeli, çok hüzünlü bir gündü benim için, yok; yaş alma, yaşlanma vs derdim bile değil, o işleri bırakalı çok oldu.
şurada, şu sözlükte geçirdiğim bilmem kaç ay boyunca ne güzel insanlar tanımışım, ne güzel insanlar bana dokunmuş onu gördüm. açık açık yazanlar kadar bir de özel mesaj ile yazanlar oldu, inanın çok şaşırdım, çok mutlu oldum, çok utandım. benim doğum günüm çocukluğumda bile unutulan bir tarihti, alışık değildim, sadece bir kadın hiç unutmazdı, onu da ben hıyarlığım yüzünden kaybettim, her nerede ise mutlu olsun, hep mutlu olsun.

her ne ise, hepinize teşekkür ederim, eyvallah!

efharisto para poli!

kalkın oynucaz!
devamını gör...

günaydın sözlük, günaydın diğerleri.

aldanma çocuksu mahzun yüzüne, çok fena bu zilli, mama yedi, diğer kedilere rahat vermedi, çorbalardan mercimek var, çay biraz sonra, bahçelerde börülce.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

asri zaman dilimine göre ayarlanmış mutlulukların
en uzak tarafındaki parçanın en belirgin adıyım ben


durup geriye dönsem dönülmezim
yoluma bakayım desem sebepsizim
yedi yaşında bir çocuk bana bakıyor
neyimi sorsa cevabım aynı, sensizim.
bak bugün teşrin-i sani, on üç
diyelim ki piyer loti kahvesindeyim
elim seni arıyor boğaza doğru
kimbilir kaç asırdır sendeyim
oysa burası izmir, semt basmane
eski hayaller yok, olan biten hasmane
yine de seviyorum ben bu karanlık ışığı
yarısı senden yarısı benden karmaşayı
dün sen gideli çok zaman olmuştu, saydım
çok sıkıldım sonra tam gidecektim, caydım
türkan aramış olmalı seni öyle dedi bana
bil, yokluğunda sadece kendime kıydım.
devamını gör...

doğumumda üstüme 3. sınıf bir terzinin elinden çıkmış karanlık bir elbise giydirmişlerdi, herkeste aynısı vardı, benim de herkes olmam bekleniyordu.

13 yaşıma kadar dayandım, sonra parçalayıp attım üstümden bir daha da ne onunla ne de başka rengiyle işim olmadı. şimdilerde bozkırın en alaboz yerinden mavi bir elbise giymiş biri geliyor yanıma, inadına hanımeli kokuyor, arkada pavane çalmaya başlıyor, benim tüm ezberlerim bir kez daha bozuluyor, üstüne üstlük hoşuma da gidiyor iyi mi? puh ve şükür!
avgoustos ağustos'a evrildi, arada temmuz var sıra onunla bir anlaşma yapmama bakar.
o elbiseyi lütfen çıkarma üzerinden, belli mi olur senin rengine yakışan rüzgar kıvamında bişi giyer öyle gelirim yanına.

sahi, hâlâ duruyor mu kurtuluş parkının karşısındaki o pastane? yolumuz uzun, bişiler alalım, yolda acıkırsın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim