emekli albay yazar profili

emekli albay kapak fotoğrafı
emekli albay profil fotoğrafı
rozet
karma: 1267 tanım: 13 başlık: 1 takipçi: 72

son tanımları


normal sözlük yazarlarının karalama defteri

inan söze nereden başlayacağımı bilmiyorum. zira ne söyleyeceğimi bilmiyorum. sadece yazmak istedim ve yazmaya başladım. içimde kağıda dökmek hatta haykırmak istediğim çok şey var. mamafih hiç birini kelimelere sığdıramıyorum. sığdıramadıkça da yutmak zorunda kalıyorum. bu o kadar da kolay değil elbette. neden biliyor musun? zira her biri birer jilet maiyetinde de ondan. yuttukça keserek akıyor boğazımdan aşağı. buna daha ne kadar böyle katlanabilirim bilmiyorum. susuyorum, sustukça boğuluyorum. haykırmak istiyorum, bu kez de jiletlerin hışmına uğruyorum. bir çıkmazın içindeyim ama sanki bu çıkmazı ben yaratıyorum. nereye kadar böyle sürecek bu? daha ne kadar bu kendi yarattığım çıkmazda kalacağım? bile bile kendime bu acıyı çektirmekten ne zaman vazgeçeceğim? bütün bu sorular kafamda yankılanıp duruyor. çözüm mü ? bunun asla beni mutlu edecek bir çözümü olmadığını çok iyi biliyorum. bu soruların cevabının da bende olması gerektiğinin farkındayım. zaten ben de bu cevapları başkasında aramıyorum. mamafih hali hazırda kendi kendime de bulamıyorum. bazen sadece çekip gitmek istiyorum. en çok da hayattan. sanki ben olmasam hayatına dokunduğum insanlar daha mutlu olacaklarmış gibi hissediyorum. yani hayat yaşanılmaz değilmiş de onu yaşanılmaz kılan, zorlaştıran benmişim gibi geliyor. şunu inkar edemem elbette varlığımla insanlara kattığım bir çok şey oldu. mamafih düşünüyorum da varlığımda kazandırdıklarım yokluğumda bir kayıp olur muydu acaba? nedense hiç sanmıyorum. zira diyorum ya, ekseriyetle kendi hayatım da dahil olmak üzere çevremdeki insanların hayatında bir sorun olduğumu hissediyorum. yine de tüm bunlara rağmen çekip gidemiyorum bu hayattan. canım çok tatlı olduğu için mi? hayır. yaşamayı ya da hayatı çok sevdiğim için mi? asla. sadece arkamda bırakacaklarımı düşünüyorum. her şeyden öte ailemi böyle bir acıyla baş başa bırakarak gitmeye hakkım olmadığını biliyorum. zira benim dahi kendimden vazgeçtiğim noktada onların benden vazgeçmeyeceğinin farkındayım. diğer taraftan beni seven ve her daim destekleyen dostlarım var. böyle bir gidiş onlara da haksızlık olurdu kanımca. son olarak da şu an tam sol tarafımda kocaman gözlerle bana bakan patili oğlum var. işte tüm bunları düşününce dur durduğun yerde diyorum kendi kendime. sadece işin nihayetinde, ola ki bir gün tüm bunları düşünmekten vazgeçerek terki diyar edersem buralardan, tek bir cümle bırakmak istiyorum ardımda yadigar; “bunca zaman başkaları için yaşadı, bir gün kendi için öldü.” .
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

suçlamıyorum artık kendimi
saklanmıyorum karanlık sokaklarda
gözlerinin mavi ışığını rehber edinen yüreğim
sapmıyor şimdi pusuladan yokluğunda
sadece neden diyorum
sahi neden sevmedin beni
neden dinlemedin seni sayıklayan kalbimi
sonra boşver diyorum
boşver bilsen ne olur ki
nasılsa hiç gelmeyecek o beklenen gemi
açık denizin karanlığında yitip gittiği gibi
yine de hala gözbebeğimde şaklıyorum seni
hem hiç gitmemiş hem de hiç var olmamış gibi
dönme artık geri
ne liman kaldı
ne de beklenen bir gemi
bil ki en nihayetinde unuttum seni
ömür defterinden koparılan bir sayfa gibi
devamını gör...

yaşamak

yaşamak... bazen o kadar ağır, bazense o kadar altı boş bir kelime. hepimiz bir şekilde nefes alıyoruz, yiyoruz, içiyoruz, konuşuyoruz... peki gerçekten yaşıyor muyuz? sizi bilemem ama ben kendimi rus roman karakterleri gibi hissediyorum. sanırsın içimde bir raskolnikov (bkz: suç ve ceza) yaşıyor sanki. evet görece sıhhatim yerinde, yiyorum içiyorum, temel hayati fonksiyonlara sahibim çok şükür. mamafih yaşıyor muyum daha doğrusu yaşamayı becerebiliyor muyum ondan çok da emin değilim. aksine yaşamayı beceremediğime inanıyorum. hiçbir zaman içinde bulunduğum çağın insanı olamadım. içinde bulunduğum çağa ayak uyduramadığım gibi etimle kemiğimle nefret etmeye başladım. ben gerçekten bu çağı bu çağın insanlarını ve insan ilişkilerini anlayamıyorum. hoş artık anlamak istiyor muyum derseniz onu da istemiyorum. zira beni anlamak istemeyen, anlamamakta direnen insanları anlamak için benim de çaba göstermeye hevesim kalmadı. bir günde ne çok şey değişiyor bu çağda. bir gün önce kol kola, diz dize sarmaş dolaş olduğun insanla ertesi gün resmi bir şekilde el sıkışıyorsun ki o da şanslıysan. sanki yaşanan hiçbir şeyin, geçirilen zamanın bir önemi yok bu çağda. hoş daha önce var mıydı, daha sonrasında olur mu onu da bilmiyorum ama bana hep olması gerekirmiş gibi geliyor. ben insanları olduğu gibi kabul etmeye, oyunu onların kurallarıyla oynamaya çalışırken onlar ben buyum, böyleyim deyip çıkıyorlar işin içinden. velhasıl kelam ben basit bir yaşam içine kışılmış basit zevkleri olan bir insandan başka bir şey değilim. kendimce hep iyi olduğuna inandığım şeyi yaptım şimdiye dek. hep sevdim. herkesi sevmeye çalıştım. mamafih bir türlü yaşamayı beceremedim. ben beceremedim, becerip de yaşayabilene ne mutlu .
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

neden böyle oluyor? düşünüyorum ama bir türlü işin içinden çıkamıyorum. tam bu kez oldu, artık eksik olan yaşam enerjimi buldum derken her defasında tepetaklak buluyorum kendimi. mutluluk kapımda diyorum kapıyı bir açıyorum mutluluk maskesi arkasından hüzün kahkaha atıyor yüzüme. hatasız olduğumu söyleyemem ki bu iddiada bulunmak abesle iştigal olur. ancak yaptığım hataları düzeltebilecek kudrete sahip olduğumu da biliyorum. insanlar olarak biz ne yazık ki sabır ve tahammül konusunda maalesef çok eksiğiz. karşımızdaki insanı biraz tanır gibi olduktan sonra hemen kendi düşüncemize sarılıyoruz. karşımızdaki insana kendini kanıtlama şansı vermeden çeviriyoruz dirseğimizi. halbuki mesela ben motivasyon kaynağını dışarıdan toplayan bir insanım. dolayısıyla tam bir şeyler için gerekli gücü bulmuşken, çaba göstermek için hazırken, o mutluluk maskesindeki hüzün motivasyon kaynağımı da elimden alıyor. insanlara bunu anlatmak çok güç. çözülmesi zor olmayan şeyleri gözümüzde büyütmeyi ne de çok seviyoruz. oysa her şey için uğraşacak gücü buluyoruz kendimizde. fakat iş insana geldi mi en ufak tahammülü çok görüyoruz. aslında böyle yaparak işleri iki taraf için de olabildiğince zorlaştırıyoruz. birlikte mutlu olabilecekken hatta mutluyken duvarlar ardına saklıyoruz kendimizi. umarım hepimiz bir gün bu yanlışımızın farkına varırız da dünya daha yaşanabilir bir hal alır.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

işte yine kaldım bir başıma. kendimi karşıma alıp adam akıllı konuşmanın tam da vakti. ee anlat bakalım ne benim derdim? ben neden bu haldeyim? boynunu büküp susma karşımda öyle. sana da sormayacaksam kime soracağım ben bunları? öyle ya bizim bizden başka kimimiz var? hem inan bana dostluğuna soruyorum puştluğuna değil. öyle herkes gibi dinliyormuş gibi yapmayı da beceremem merak etme. sadece anlat ben de bileyim istiyorum. ama seninle de konuşulmuyor ki birader! bak seni adam yerine koymuşum almışım karşıma insan gibi soruyorum. mamafih sen öylece eğreti gelin gibi sandalyenin kenarına oturmuş yüzüme bile bakmaya cesaret edemeden yerdeki fayansları sayıyorsun sanki. al yak şuradan bir sigara bir rahatla. dök bakalım eteğindekini. kendi kendimizden dahi utanacak ne yapmış olabiliriz ki? hem de bütün rezillikleri yapanlar başı dik gezerken şu canına yandığımının dünyasında. anlat, onlar bile böyleyken ben bu kadar utanacak ne yapmış olabilirim bana? tamam doğru biraz örseledik kendimizi. belki de ne yaşımızın ne çağımızın insanı olabildik ama insanlığımızı da yitirmedik ya azizim. hala umutlu gözlerle bakabiliyorsak ondandır bilirsin. hoş bizde de ne umut varmış ha! üstünden bir dolu tırla geçmedikleri kaldı ama hala öldürmeyi başaramadılar vesselam. onlar bunu yaparken tek mal varlığımızı umudumuzu ipte sallandırmaya çalışırken başları dik olacak da sen etliye sütlüye karışmadan yaşarken mi yüzünü dökeceksin karşımda? ne geldiyse başımıza bu umudumuzdan ve susmak bilmez çenemizden geldi ya neyse. hani daha evvelden de demiştim ya fazladan izahat lisanen kabahatmiş diye. he işte biz seninle bunu bir türlü kavrayamadık gitti. mamafih bunun da suçlusu biziz yine. zira karşımızdakini doğru seçemeden alelade herkese yaptık bu izahati. öyle ya anlayacak var anlamayacak var. bunu düşünmeden yapıştık hemen kelama. anlaşılmayınca da suçu kendimizde aradık hep. bu da bizi kötü yapan oldu ya zaten. dejenere olmamızın belki de yegane sebebi buydu. yani bilemiyorum sanki biz dejenere olmadık da edildik gibi daha çok. her neyse bakma sen bana laf-ı güzaf ediyorum işte. velhasıl bilirim seninle çok da samimi sayılmayız. lakin sen de bilirsin ki ayrılamayız can bedenden çıkmadan. o yüzden en iyisi mi ne ben sana ahiret sorusu sormaya devam edeyim ne de sen böyle boyun büküp otur karşımda. gün ola harman ola demişler. hem öyle ya bir şekilde bize yazılan yolda ilerlemeye mecburuz. eee gaybı da bilemediğimize göre... yunus emre'nin demesi gibi "görelim bakalım mevlam neyler, neylerse güzel eyler.". haydi eyvallah...
devamını gör...

ben kimim

"kimim ben?" son zamanlarda aklımı çokça meşgul ediyor bu soru. evet esasında adımı sanımı yerimi yurdumu elbette biliyorum. ancak soru bu değil. soru bu olsa gecenin bu saatinde kulağımda selda bağcan'la park köşesinde bunu sorgulamazdım herhalde. çalan şarkı da tam vaziyete uygun vesselam. "öyle bir yerdeyim ki"... tam da şarkıda dediği gibi bir yanım yaprak döküyor bir tarafım filizlenmeye uğraşıyor. içimde tarifi güç bir sıkıntı bir yumru gibi oturuyor göğsümde. neden peki? ne yaşadım da, ne tür bir olay neticesinde bu vaziyete düştüm? işte işin esas kötülüğü de orada başlıyor. zira ne olduğunu ben de bilmiyorum. tam şu an bu sıkıntıdan intihar dahi edebilecekken bu sıkıntıya neyin sebep olduğunu bilememek daha da yıpratıyor beni. sahi ya kimim ben ? ne işim var bu her tarafı yozlaşmış insanları duygusuzlaşmış toprak ve deniz karışımı faunada? belki de bu sorulara cevap bulamamak beni bu sıkıntıya gark ediyor, kim bilir? benim bilmediğim kesin. yaşanan her saniye anlamsız geliyor şimdi. nefes alıyorum insanlar geliyor geçiyor. insanlar benimle konuşuyor ilgileniyormuş gibi yapıyor. onlar da zaman boşluğunda kayboluyor sonra. tek gerçek olan yalnızlık kalıyor titrek avuçlarımda. beynimin içinde ne olduğunu bilmediğim bir uğultu bozuk bir plak gibi tekrar tekrar çalıyor ve ben bir adım dahi atamadan aynı noktada kalıyorum ve yine başa dönüyorum.
kimim ben?
devamını gör...

güne bir şarkı bırak


"senden ayrı günlerimi
sana nasıl anlatsam ki?
mevsimsiz çiçekler gibi
yarım kaldım inan ki"

özdemir asaf diyor ya;

aşkın matematiği farklıdır lavinya ikiden bir çıkınca sıfır kalır

diye. ne zaman bu şarkıyı dinlesem aklıma bu dizeler geliyor.
devamını gör...

ince çizgi radyo yayını

merhaba, değerli normal sözlük radyosu dinleyicisi. bendeniz emekli albay.

günün son saatlerine doğru seninle müzik ve edebiyat kokan zamanlar geçirme gayesi ile buralardayım. malumun bu akşamki ilk yayın biraz da seninle tanışmamız üzerine kurulu olacaktır. daha doğrusu benimle değil de edebiyatla, edebiyatın inceleriyle, incelikleriyle tanışman üzere kurulu. zaten tam da bu sebeple demedik mi; ince çizgi radyo yayını diye...

evet, sevgili dinleyicim yayının içeriğine gelecek olursak eğer, seninle her hafta burada bir edebi kişiliği konuk edip onun minvalinde bir konu üzerine hasbihal edeceğiz. bu hafta sohbetimize konuk edeceğimiz edebi kişilik özdemir asaf. seninle hem bir parça özdemir asaf’tan söz edip, senin için seçtiğim şiirlerine kulak vereceğiz hem de bu eksende yalnızlık üzerine bir sohbet gerçekleştireceğiz. elbette tüm bunları yaparken bize yine sizin için seçtiğim müzikler eşlik edecek.

radyo yönetimiz gomercan'ın yayınım için hazırlamış olduğu şu ince düşünceli afişi de teşekkürlerimle beraber buraya bırakıp saatler gece yarısına 1 kala; 23:00'da sözlük radyosunda sizi beklemek üzere gidiyorum.
iyi dinlemeler sevgili dinleyicim, görüşmek üzere.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

erişim adreslerimiz:
- sözlük radyosu : blog.normalsozluk.com/
- instagram : www.instagram.com/sozlukrad...
- twitter : twitter.com/RadyoSozluk
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

fazladan izahat, lisanen kabahatmiş dostlar ben bunu çok sonradan öğrendim. şu canına yandığımın dünyasında çeyrek asrı devirmek üzere olduğum şu dönemde geriye dönüp bakıyorum da ne çok işlemişim bu kabahati. dilime bin bir türlü 'yanlış anlama ama'lar yamayıp durmuşum yalnızca. insanlara kendimi anlatmaya çalışmakla geçmiş ömrüm. ha der misiniz ki başarılı oldun mu diye? orası da ayrı muamma. zira bir parça olsun başarılı olabilmiş olsaydım ne bugün burada bu satırları yazıyor olurdum ne de bu kadar az insanla devam ederdim yaşantıma. hoş bundan da şikayetçi değilim aslında. neden derseniz yine geç öğrendiğim şeylerden birisi insanlara ne anlatırsak anlatalım ya da ne gösterirsek gösterelim. insan görmek istediğini görür, anlamak istediğini anlarmış. öyle ya o vakit az insandan şikayet etmek de abesle iştigal kaçıyor olsa gerek. zira herkesin görmek istediğini gördüğü, anlamak istediğini anladığını şu dünyada anlatılanı senden dinlediği şekilde anlayan senin gözünle bakabilen insanlar biriktirmek de mutlulukmuş onu öğrendim. kısacası dostlar şimdiye kadar o kadar okul okudum, o kadar insanla kendi meşrebimce hasbihal ettim ama öğrenmenin yaşı yokmuş ben esas bunu öğrendim.
devamını gör...

sevilen şarkının en vurucu sözleri

vera- güzel bir kadın

... kışa aşık nankör ilkbahar ...
devamını gör...

kekeme birine kekeleyerek cevap vermek

en basit anlatımla abesle iştigaldir
devamını gör...

aşk

aşk için bir tanım yapılacaksa şayet bana göre yapılabilecek en iyi tanımı attila ilhan çoktan yapmış zaten...

ben aşk nedir bilmem eski kafalıyım. bir seni bilirim, bir de adın geçince sıkışan kalbimi.
devamını gör...

zaman

zaman... aslında üzerine söylenecek çok fazla şey var belki ama ben şu an sigarası küllükte yarım, rakısı çay baradağının dibinde yorgun bir beni adem olarak mevzunun bilimsel ve felsefi yönünden ahkam kesecek birisi değilim. ve fakat en nihayetinde edecek bir kaç kelamım var ki bu tanımı giriyorum. evet dostlar zaman aslında çok görece bir kavram bana göre zira bu biraz da nereden baktığınıza bağlı. beklerken geçmeyecekmiş gibi gelir insana çoğunlukla. peki ya mutluyken, keyif aldığın bir şeylerin içerisindeyken? ha işte o zaman sanki yelkovan akrebe aşıkmışçasına fır döner arkasından. yani demem o ki daha fazla saçmalamadan ez cümle şuraya varalım; beklemek zor belki ama ya sonundaki kavuşmak? işte bu yüzden güzel şeylere giden yolda zaman akışına kapılmak gerekiyorsa olabildiğince beklemekten bile keyif alın ki vuslata erişmek daha kolay olsun.

dipnot: bu girdiğim ilk tanımdır velev ki olur ya saçmaladımsa, sürç-i lisan ettimse affola :)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim