emine pir zola yazar profili

emine pir zola kapak fotoğrafı
emine pir zola profil fotoğrafı
rozet
karma: 80006 tanım: 10152 başlık: 439 apolet: 10 takipçi: 167
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

son tanımları | başucu eserleri


hit the road (film)

vatan hasreti, göç, göçmenlik, geride bırakılanlar, gidenin ruh hali ile ilgili güzel bir film. bu tanımı norveç'in karşı dağlarından yazmayı isterdim. işte o zaman türkiye cennet yav der ve daha duygu dolu satırlarla filmi anlatabilirdim. olsun.

filmden önce çok meşhur şu sahneyi koyalım da hangi film olduğunu hemmen hatırlayın.


film çoğunlukla bir arabanın içinde geçse de oldukça etkileyici. özellikle manzaralar, aman aman. bana kars yolculuğumu hatırlattı. o arabanın içinde o yollarda gitmek harika bir şey olabilirdi. tabii ki sadece bir dış göz olarak. çünkü arabanın içindeki aile büyük oğlanı kaçak yollarla başka ülkeye geçirmek için evini satmış bir aile. (kaçak göçmen işine girme fikri çık aklımdan, öhöm öhöm)

geleceği belirsiz olan geride kalan bir anne baba ve kardeş, gittiği yerde ne yaşayacak belli olmayan bir oğul, ailenin oğlumuz orada çalışır ve bir süre sonra bize yardım eder bizi unutmaz umudu. geride kalmanın en zor yanı da bu belki. unutulma korkusu. yeni ve daha iyi hayata kavuşunca gidenin aklına gelmeme ihtimali korkunç geliyor kalanlara. durağan bir film gibi gözükse de çok güzeldi. annenin yaşadığı duygusal durum, babanın duygularını yaşama şekli, giden oğulun hâlâ küçük bir çocuk gibi olması. evet yaşı büyük ama konuştuğu zaman o toyluk hissediliyor. ki filmde çok az sesi çıkıyor. en sessiz karakter diyebiliriz. ve bunların yanında etkilenmesin diye yanında sürekli rol yapılan küçük bir çocuk. ayy, en yorucu kısım bu işte. yukarıdaki oynama sahnesi de bu yüzden etkileyici. filmin sonlarına doğru. çocuk hâlâ mutlu. çünkü bir şeyden haberi yok. kötülükler ona dokunmuyor. çocukluğun bir sabun köpüğü içindeki o korunaklığı çok güzel yansıtılmış. keşke sabun köpükleri daha dayanıklı olsa tabii. yine de o baloncuğu sağlamlaştırmak için çaba harcayan tüm ebeveynler çok kıymetli.

beğendik işte, yeter bu kadar laklak. izleyin.
devamını gör...

furkan halıcı

aman efendim aman. nasıl bir ses, nasıl sözler. spotify olmasa denk de gelemeyeceğiz.
madem böyle şeylerin vardı niye söylemiyorsun köpek?
belki de önerildi bana daha önce ama unutmuşum. ilk defa dinliyor gibi oldum. çok hoşuma gitti.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ele hoj
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının 2026 okuma listesi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ne kadar da bilinçli bir okur.
devamını gör...

iyi erkeklerin nerede olduğu problemi

çalışıyor garibim* ne yapsın. kocanın çok çalışanı makbuldür. seda sayan ile aynı fikirdeyiz bu konuda.

yine de keşke bir fabrikatör kızı olsaydım da kocamı saraylarda yaşatsaydım, evet.
devamını gör...

en güzel karadeniz yemeği

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
eğer cennette lahana yemeği ırmakları vaat edilmiş olsaydı müslüman olabilirdim. öyle seviyorum.
devamını gör...

the wonderfully weird world of gumball

burger bölümüne bayıldım. izlerken ağzımın suları aktı. işte bir burgerin bana yaptıkları. koşa koşa bir adet hamburger yemek istedim. eat the rich göndermesine bayıldım. keşke tüm zenginler böyle olsa. ben hepsini mideye indirip dünyayı kurtarmak için gönüllü olurdum.

ikinci bölüm asistan ise yakınlarımız yerine onunla daha fazla zaman geçirdiğimiz yapay zekanın nelere yol açabileceğini çok güzel eleştirmiş. bu yapay zeka bizim tembelleştirmenin yanında sanki biraz yalnızlaştırıyor da, değil mi? özellikle gevşek ve her koşulda bizi öven chatgpt geldi aklıma ilk.


yeni bölümleri izlemeye devam edeceğim. çok beğendim.
devamını gör...

braveheart (film)

film çıkalı 30 sene olmuş ve ben henüz bugün izleyebildim. eğer ısrar edilmese izlemek aklıma bile gelmezdi. ay ne güzelmiş, ne güzelmiş. çok memnun kaldım. bir de filme sormak lazım o benden memnun kaldı mı acaba? ben kim köpke onu eleştireyim. ancak övebilirim.

william wallace adeta bir gazoz olma efsane ol sloganının vücut bulmuş haliydi. bir adam nasıl halkının gözünde devleşir (adama 2 metre diyorlar arkasından), kitleler nasıl harekete geçirilir, nasıl lider olunur, özgürlük için neler göze alınır çok güzel anlatmış film. irade, irade, irade. büyük bir karakter. her an gelecekteki insanlara örnek olmanın, başı dik ve gururlu durmanın peşinde. el etek öpmektense acılar içinde kıvranmayı tercih ediyor. zeki, güçlü, sadık bir adam. halkının kurtuluşu için büyük zenginlikleri bile elinin tersiyle itiyor. etkileyici. yokluk içindeki bir halkın mucizeler yaratmasnın ve onlara komutanlık eden cesur bir askerin liderlik serüvenini anlatıyor. bayıldım.

savaş stratejileri çok hoşuma gitti. bir avuç etekli abiye yenildiniz ingiliz ordusu. özellikle düşmana karşı eteklerini kaldırdıkları kısım mükemmeldi.

filmde beni en sinirlendiren kısım ise savaşlarda ve istila zamanlarında direkt en büyük eziyeti kadınların çekiyor olması. çükünüz kopsun ingiliz soyluları.
devamını gör...

bay muannit sahtegi'nin notları

daha önce yazarın dost yaşamasız ve siyah beyaz kitaplarını okumuştum. çok iyi bir öykü yazarı. edebiyatımız için çok değerli. sadece 2 romanı var. buzul çağının virüsü ile bay muannit sahtegi'nin notları. diğerini daha okumadım ama mutlaka okuyacağım. roman konusunda da gayet başarılıymış.

kitap yaşlı bir adamın hayatını anlatıyor. günlük şeklinde yazmaya çalıştığı bir roman. bugünü anlatırken aynı zamanda geçmişe gidip o günleri de anlatmaya çalışıyor. bu açıdan biraz karışık gelebilir ama okuması çok zevkli. yazarın harika bir dili var. alışılmışın dışında kelimeler kullanması okurken aldığımız zevki artırıyor. bazı yerlerde anlaması zor olsa da dikkatli bir okuma ile çok sevilecek bir kitap. muannit sahtegi 60 yaşını geçmiş, emekli olmuş ama emekli aylığı ile geçinemeyen, sürekli bir yoksullukla boğuşan bir adam. kitabın anlattıkları yıllar öncesine ait olsa da yaşanılan sıkıntılar hâlâ aynı. okurken insan bu ülkede hiç mi bir şey değişmez diye üzülüyor. dönemin şartlarını yansıtmadaki başarısının yanında karakterin ruh halini okuyucuya anlatma konusunda da gayet başarılı. o ölmek isteyip ölememe hali, varlığına katlanamama, dünyaya alkol ile tahammül etme, büyük bir acı çekiyor aslında karakter yaşadığı için. bener okumak çok iyi hissettiriyor, çok kötü hissettirdiği için. okumaya devam edelim.


muannit: inatçı
sahtegi: sahtelik, yalan.
devamını gör...

kardan adam

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
selahattin akşam lokale gelcen mi aşkısı.
devamını gör...

kazkafanın kitabı

yazarı ilk defa okudum. hakkında öğrendiklerimden sonra biraz daha saygım arttı kendisine. iki oğlu da intihar etmiş. bir anne için ne büyük bir acı. kendisi de yıllar sonra bir girişimde bulunmuş. oğulları ile ilgili yazdığı kitaplar umarım bir an önce çevrilir ve okuruz. yazara karşı bir bağ oluşturuyor gibiyim. hadi hayırlısı.


kazkafanın kitabı ise 312 sayfa olmasına rağmen elinizden bırakamadığınız bir kitap. çocuk olmak, çocukların kurduğu hayaller ve anlattıkları hikayeler, çocukluktan sıyrıldığımız o geçiş dönemi ve büyümenin getirdiği farkındalıklar,... çok güzel anlatmış. tebrik ediyorum. insan çocukluk arkadaşını genelde unutamaz. hele ki kitaptaki gibi bir arkadaşlık ise. onlar diğer çocuklardan çok farklı iki kız çocuğu. kafaları değişik çalışıyor. açıkçası bayıldım. biri hikayeler uyduruyor ama toplum önüne çıkmaması gerektiğini düşündüğü için salak rolünü üstlenen arkadaşını yazar yapıyor. beraber yazdıkları kitapla hayatları değişen ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı iki arkadaşın hikayesi. çocuk olmak biraz da korkunçtur. mutlaka yazarın başka bir kitabını daha okuyacağım.

yazar çinli olmasına rağmen ingilizce yazıyor ve kitaplarının çinceye çevrilmesine asla izin vermiyormuş. hakkında yazılanları okumak çok güzeldi, bayılırım dedikoduya.
devamını gör...

ghost (film)

1990 yapımı harika bir film. hüzün var, komedi var, aksiyon var. daha ne olsun. oyuncular çok tatlı. demi moore sadece güzelliğiyle var olmuş, çok bir oyunculuk yok bence. ama bir içim su. çok tatlı bir kadın. patrick swayze yakışıklı ama oyunculuğu da var. beğendim. en çok izlerken keyif aldığım oyuncu ise whoopi goldberg oldu. kadın oscar kazanmış. daha ne olsun. güldürdü beni. çok keyif aldım.

film birbirine çok aşık iki insanı ve başına gelenleri anlatıyor. bir tiyatro sonunda karanlık sokaktan dönerken gasp edilmeye çalışılan ama ölen adam ne diğer tarafa gidebilir ne de bu dünyada tam anlamıyla var olabilir. halletmesi gereken bir iş vardır. (tam da zamanında öldün) erkek adam hiç evlilik teklifi aldığı akşam mefta olur mu kardeşim, allah allah. sam öldükten sonra molly'nin çevresinde gezinir. ama bu adam ruhsar değil ki sevdiği onu duysun. şans eseri bir medyumun onu duymasıyla sevdiği kadına ulaşmak ve ölümünün ardındaki sır perdesini aralamak için harekete geçer.


film bittiğinde çok duygusaldım, bayılıyorum böyle filmlere. hem güldürüyor hem ağlatıyor. böyle güzel bir filmi geç de olsa izlediğim için kendimi şanslı hissediyorum. belki de şansım başka bir şeydir.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çizimleri

van boh iftiharla sunar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir noel şarkısı

ay, aman. kitap güzel olsa da dickens kısa kitap yazdığında bana bir sinir yükleniyor. bu adam en az 400 500 sayfa yazsın mümkünse. hayır, kitap kötü değil. gayet güzel ama yetmiyor kardeşim.

ana karakter dünyanın en cimri, en kaknem, en lanet, yüreğinde bir gram merhamet olmayan, yüzünden nursuzluk akan adamı. bir de işveren ha, bu adamın altında çalışmak nasıl bir işkencedir siz düşünün. kitabı okurken başlarda kafasını duvarlara sürtmek istedim. bu dünyanın en gıcık adamı noel zamanı yaklaşırken ölen ortağının hayaletini görür. bu arada kendi aşırı maddeci olduğu için başta hiç şaşırmaz, umrunda bile olmaz. fakat işler değişir. 3 hayalet ile farklı yolculuklara çıkan adamın karakter değişimini anlatıyor kitap. hiiç etkilenmedim bu değişimden. o kadar fantastik olayı ben de yaşasam bu apateist halimle ben de imana gelirdim. kendi çabası var mı? yok. hayaletlerle o yolculuklara çıkmasa bir şey değişir miydi? hiç sanmıyorum. ne kıymeti var o zaman. görüyorsunuz karakter bir meleğe dönüşse de ben onu eleştirme acımasızlığını bir an olsun bırakmıyorum. sevmedim seni pis cimri. hem zengin hem zalim cimrileri asla sevemem.


dickens ve onun harika yazımının ne kadar akıcı olduğunu anlatmaya ise gerek yok. ne yazmışsa gözü kapalı okunacak bir yazar kendisi. okuyun.
devamını gör...

yiyun li

şu an kazkafanın kitabı adlı eserini okuduğum yazar. yarım günde 130 sayfa okumuşum. hem de ekrandan. * baya akıcı. başarılı. yazara bu işin sırrı nedir diye sormak isterdim. sen ne yiyun ne içiyun?
devamını gör...

çatıkatı aşıkları

şükran yiğit'in 252 sayfalık romanı. akıcı, basit ama güzel bir hikayesi var. yazarı ilk defa okudum. tam zor zamanlarda okumalık bir yazar olduğunu düşündüm. canınız hiçbir şey okumak istemez, her elinize aldığınız haftalarca sürünür. heh işte öyle anlar için kurtarıcı olabilir. keyifli bir okuma ama en sevdiğim yazarlar arasına da giremedi.

kitap yaşlı bir kadının çatıkatına aradığı kiracılar için ilginç bir ilan hazırlamasıyla başlıyor. süreya kırtasiyesinde oturup akşam evine giden, yalnız bir hayat yaşayan yaşlı bir kadın. tamam ölecek kadar yaşlı da değil ama her yeri de katır kutur ediyor canım. stres kırığı neymiş? al sana mis gibi yaşlı. neyse, geçelim bunları. ilginç ilanı sayesinde iki çatıkatına bulduğu yeni kiracıları ve onların arasını yapma çabası çok tatlıydı. hikayenin onlara odaklanan kısmı çok zorlama gelse de hoşuma gitmedi diyemem. asıl güzel olan kısım süreya hanıma arada bir uğrayan bir kadının aniden ortadan kaybolması ve bir mektupla bu 3 kişinin hayatını değiştirecek olmasıydı. tüm sırlar ortalığa saçıldı. hayatlar didik didik edildi. en sevdiğim, en sevdiğim. hikayenin gizemli kısımlarını sevdim. merak ederek okudum. lakin bu roman ne kadar aklımda kalır bilinmez.

bir sonraki dar anımda tutunacağım bir şükran yiğit romanına kadar yazara elveda diyorum ve siz sayın okurlara kitabı önerip sahneden çekiliyorum. saygılar.
devamını gör...

gemiden düşen adam

insanın çaresiz ve kimsesiz kaldığı bir anda neler yaşadığını, ruh halinin nasıl değiştiğini çok saf bir şekilde anlatmış yazar. çok iyi. kitabı okurken kendimi bir okyanusta saatlerce kurtarılmayı beklerken buldum. gemiden düşen adamla aynı sıkıntıları yaşadık desek abartı sayılmaz.

bir adam düşünelim. her şey normal giderken kendine, bilincine, hayatına katlanamıyor. (bu içine ettiğim varoluş sıkıntısı da her yerde karşımıza çıkıyor) zaten zengin, her şeyi bir kenara bırakıyor ve bir dünya turu yapayım diyor. (biz ise balkona çıkıp dağlara bakıyoruz, ulan fukaralık) tam yolculuk bitip eve dönecekken bir konuşmaya kulak misafiri oluyor ve bir yolculuk daha yapmaya karar veriyor. son yolculuk. al sana son yolculuk. her şey yolunda giderken çok saçma bir şekilde gemiden düşen adamın yaşadığı içsel konuşmalar, hesaplaşmalar, yalnızlığı iliklerimizin de iliklerine kadar hissettiren iç sıkan ama etkileyen bir kitap.



en çok üzüldüğüm adamın bok yoluna ölmesi. ölümün de hayırlısı diyelim. arkasından ise zaten sıkıntıları olduğu için intihar ettiklerini düşünecek olmaları. oysa gerçek çok komik. ay böyle de olmaz ki, bak yine içimi sıkıntı kapladı, öf!
devamını gör...

leziz kadavralar

kitabı okumadan önce şu soruya cevap verelim. hayvanlara bir virüs bulaştı, hiçbir et yenilmiyor. var olan hayvanlar ortadan kaldırılıyor. zamanla ne mi oluyor? yamyamlık yasal hale geliyor. ama yenilen insanlar özel üretim. evet. büyük ahırlarda insan üretiyorlar. korkunç bir şekilde insanlıktan çıkarılmış, ama hâlâ insan olan bedenler. sırf öyleler diye onları yiyecek misiniz?


korkunç bir dünya, korkunç bir kitap. korkunç olduğu kadar da güzel. et yemeyenlere kötü gözle bakıldığı, sisteme ayak uydurmayanların dışlandığı bir yeni düzen. yamyamlık yasal da her şey yasaya uygun mu ilerliyor peki? böyle bir ortamda talebi karşılamak için yoksullar alınıp satılmaz mı? ultra zenginler parası neyse verip yiyelim diye fetüs yemez mi? besi insanları avlanan hayvanların yerini almaz mı?

kitapta gerçekleşen bir olay insanı daha da perişan ediyor. ulan sen benim niye umutlarımı yeşerttin insanlığa dair? boyun posun devrilsin, zaten kitap çok çarpıcı ama sonuna gelince resmen bir psikologtan 3 5 seans almalık bir ruh haline girdim. neyse ki kendimizin de doktoruyuz da toparladık mentali.


mutlaka okuyun, mutlaka
devamını gör...

ölmeden önce okunması gereken yazarlar

emine pir zola
devamını gör...

bir kadının kavgaları ve dönüşümleri

istifa, istifa, istifa. kadınlıktan istifa edeceğim. bu ne arkadaş, dünyanın heeeer yerinde aynı çileler, aynı dertler. ülke, dil, din, ırk yaşadığımız sorunları değiştirmiyor. (neyse tövbe diyelim, erkek de doğabilirdik)


yazarın 80 sayfalık kısacık bir kitabı. annesini anlatıyor. çocukluğunda annesinden utanan, arkadaşları onu görmesin diye okulundan uzak tutan bir adamın büyüdükçe annesini anlamaya çalışmasını ve onun hiç olan yıllarını anlatmaya karar vermesiyle ortaya çıkan bir metin.

açıkça söylemek gerekirse evet bu kitapta da gözlerim doldu. hele annenin evdeki mutsuz var oluşuna alışmak ve normalinin o olduğunu düşünmek, sonra anne neşelenip yüzü güldüğü nadir anda bu yeni halden rahatsızlık duymak. ayy, çok fena. keşke kadınların yüzü hep gülse de çocukları sadece yüzleri asık olduğunda endişelense.

yoksulluk, psikolojik ve fiziksel şiddet, çocuk bakımı yüzünden* tükenen bir kadın, ekonomik özgürlüğünün olmaması, çocukları için sürekli kendini yok sayması,... ciğerim deşildi, içim sıkıldı, aman aman. neyse ki sonunda yüzümüz güldü. eğerrr ki böyle olmasa tüm kadınların çektiği bu çileler yüzünden anında kendimizi camdan atmak zorunda kalabilirdik. zor yavrucum, zor.

okuyun, okutturun.
devamını gör...

normal sözlük bitmiş

hayır, pireymiş.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim