bu kişi çocukken sabah kalkıp ödev de yapıyordur. seni gidi ruh hastası. *
bunun tadı bir başka. kimse uyanmamış. sen gözünü açıp alışkanlıkla bir telefona bakıyorsun. sonra bu ne biçim dünya, uydusunu da güneşini de galaksisini de fikfikleyeyim diyerek telefonu duvara çalıyorsun.* elin kitabına gidiyor. önce on sayfa, sonra yirmi, bir bakmışsın iki saat olmuş. ama o ne huzur? o nasıl bir rahatlama? yaşama telaşı başlayana kadar yaşadığın o an çok özel. işte gerçek gurmelerin tercihi.
aksine okunmasın diye yazıyorum. sizin okumanız benim için hiç önemli değil. burası bir günlük, burası saklanması gereken bir alan. kötü şakalarımı özgürce yapıyorum, sinirimi yazıyorum, ufak mutluluklarımı. *
şöyle bin kişi falan okuyor olsa mesela rahatsız edici olurdu. böyleyken bazen hiç kişi bazen de mecburen bir iki kişi okuyor. cennet yav.
kısacık ama ne kadar etkileyici bir kitap okudum böyle. bu nasıl yüce bir sevgi, içim sızım sızım sızladı. alessandro baricco tarafından yazılmış 110 sayfalık bir roman.
kısacık bir şey ama etkisi sonunda saklı. akıcı ve kolay okunuyor. başlarda çok sıradan bir aşk hikayesi okuyorum diye düşündüm. tüm odağım ana karakter olan adam ve onun hiç tanımadığı, sesini bile duymadığı bir kadına olan tutkusu oldu. üstelik evliyken, boyun posun devrilsin. pü.
ipek üreten bir adamın ipek böceği yumurtası almak için japonya'ya yaptığı yolculukları ve orada bir kadına olan aşkını anlatıyor. adam sadece kadının yüzünü görmesine rağmen her yıl onun için dünyanın bir ucundan o ülkeye gidiyor. defalarca. sadece onu görmek için. asla birlikte olamayacaklarını bilse de onu görmek için denizleri ve karaları aşıyor. vatanına döndüğünde ise karısıyla mutlu mesut yaşamaya devam ediyor. karısına da sevgi besliyor bu arada, yine de hiç yaşayamayacağı aşkın acısı içinde kalıyor hep. bir daha japonya'ya gitmeyeceği kesinleşince o kadından bir mektup geliyor. mektubun sırrı ise yıllar sonra ortaya çıkıyor. *
bir adamın imkansıza duyduğu aşk kitabı gibi gözükse de bir kadının yüce ve acı verici sevgisini anlatan, büyük bir fedakarlık içeren sarsıcı bir roman. bu kadar olgun olmak, bir insanı böyle sevmek,... gidip ağlayacağım biraz.
ve tekrar söyleyeyim. boyun posun devrilsin herve.
bugün bir adet armut yerken aklıma gelen ağaç. o ağacın dalında büyüyen armut dünyanın en güzel armuduydu. tarlada ve bahçelerde en az 2 3 çeşit daha armut ağacı vardı. ama en sevdiğim ağacın verdiği o armut, ah ah. anlayamazsınız. çıtır, sulu ve tatlı. tazecik. kokusu ve aroması unutulacak gibi değil. ayrıca küçük olduğu için rahat çıkardım. mesela dev gibi bir armut ağacımız vardı. 20 metre. bu ise en fazla 5 metre idi. dik değil yanlara doğru büyümüştü. tam benim için yaratmış yücerabbülalemin.
durduk yere dertlendik. köyüme geri dönmek istiyorum.
o koca ki ne şanslıdır. seçilmiş erkektir. bu kadın için her gün bin rekat şükür namazı kılmalıdır. böyle bir kadın, böyle bir sevgi, kardeşim sen bunu hak edecek ne yaptın?
mükemmel kadındır. kahvaltı hazırlamasa da mükemmel olacaktır bu arada. çünkü neden olmasın? erkek mükemmel olacak değil ya.
üzüldüğüm insan. çünkü tatlıyı yiyince de mutlu olmaz. zanneder ki biraz daha yese mutlu olacak. sonra biraz daha yer ama yok. mutluluk uğramaz yanına. sokağında bile geçmez. bunun kendini kandırmak olduğunu anlar ve tatlı yeme isteği gelince psikolojisine sahip çıkmaya karar verir. ama ne çare?! farkındalık kazansa ve mutlu olmayacağını bilse de o tatlıyı ağzına atacaktır. tatlı yiyince gerçekten mutlu olan insanlar ise şanslıdır. seni gidi köftehor, bir çikolata ile mutlu oluyorsun ha! kıskandık.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.