1.
hit the road (film)
vatan hasreti, göç, göçmenlik, geride bırakılanlar, gidenin ruh hali ile ilgili güzel bir film. bu tanımı norveç'in karşı dağlarından yazmayı isterdim. işte o zaman türkiye cennet yav der ve daha duygu dolu satırlarla filmi anlatabilirdim. olsun.
filmden önce çok meşhur şu sahneyi koyalım da hangi film olduğunu hemmen hatırlayın.
film çoğunlukla bir arabanın içinde geçse de oldukça etkileyici. özellikle manzaralar, aman aman. bana kars yolculuğumu hatırlattı. o arabanın içinde o yollarda gitmek harika bir şey olabilirdi. tabii ki sadece bir dış göz olarak. çünkü arabanın içindeki aile büyük oğlanı kaçak yollarla başka ülkeye geçirmek için evini satmış bir aile. (kaçak göçmen işine girme fikri çık aklımdan, öhöm öhöm)
geleceği belirsiz olan geride kalan bir anne baba ve kardeş, gittiği yerde ne yaşayacak belli olmayan bir oğul, ailenin oğlumuz orada çalışır ve bir süre sonra bize yardım eder bizi unutmaz umudu. geride kalmanın en zor yanı da bu belki. unutulma korkusu. yeni ve daha iyi hayata kavuşunca gidenin aklına gelmeme ihtimali korkunç geliyor kalanlara. durağan bir film gibi gözükse de çok güzeldi. annenin yaşadığı duygusal durum, babanın duygularını yaşama şekli, giden oğulun hâlâ küçük bir çocuk gibi olması. evet yaşı büyük ama konuştuğu zaman o toyluk hissediliyor. ki filmde çok az sesi çıkıyor. en sessiz karakter diyebiliriz. ve bunların yanında etkilenmesin diye yanında sürekli rol yapılan küçük bir çocuk. ayy, en yorucu kısım bu işte. yukarıdaki oynama sahnesi de bu yüzden etkileyici. filmin sonlarına doğru. çocuk hâlâ mutlu. çünkü bir şeyden haberi yok. kötülükler ona dokunmuyor. çocukluğun bir sabun köpüğü içindeki o korunaklığı çok güzel yansıtılmış. keşke sabun köpükleri daha dayanıklı olsa tabii. yine de o baloncuğu sağlamlaştırmak için çaba harcayan tüm ebeveynler çok kıymetli.
beğendik işte, yeter bu kadar laklak. izleyin.
filmden önce çok meşhur şu sahneyi koyalım da hangi film olduğunu hemmen hatırlayın.
film çoğunlukla bir arabanın içinde geçse de oldukça etkileyici. özellikle manzaralar, aman aman. bana kars yolculuğumu hatırlattı. o arabanın içinde o yollarda gitmek harika bir şey olabilirdi. tabii ki sadece bir dış göz olarak. çünkü arabanın içindeki aile büyük oğlanı kaçak yollarla başka ülkeye geçirmek için evini satmış bir aile. (kaçak göçmen işine girme fikri çık aklımdan, öhöm öhöm)
geleceği belirsiz olan geride kalan bir anne baba ve kardeş, gittiği yerde ne yaşayacak belli olmayan bir oğul, ailenin oğlumuz orada çalışır ve bir süre sonra bize yardım eder bizi unutmaz umudu. geride kalmanın en zor yanı da bu belki. unutulma korkusu. yeni ve daha iyi hayata kavuşunca gidenin aklına gelmeme ihtimali korkunç geliyor kalanlara. durağan bir film gibi gözükse de çok güzeldi. annenin yaşadığı duygusal durum, babanın duygularını yaşama şekli, giden oğulun hâlâ küçük bir çocuk gibi olması. evet yaşı büyük ama konuştuğu zaman o toyluk hissediliyor. ki filmde çok az sesi çıkıyor. en sessiz karakter diyebiliriz. ve bunların yanında etkilenmesin diye yanında sürekli rol yapılan küçük bir çocuk. ayy, en yorucu kısım bu işte. yukarıdaki oynama sahnesi de bu yüzden etkileyici. filmin sonlarına doğru. çocuk hâlâ mutlu. çünkü bir şeyden haberi yok. kötülükler ona dokunmuyor. çocukluğun bir sabun köpüğü içindeki o korunaklığı çok güzel yansıtılmış. keşke sabun köpükleri daha dayanıklı olsa tabii. yine de o baloncuğu sağlamlaştırmak için çaba harcayan tüm ebeveynler çok kıymetli.
beğendik işte, yeter bu kadar laklak. izleyin.
devamını gör...





