feeblescreamsfromforestsunknown yazar profili

feeblescreamsfromforestsunknown kapak fotoğrafı
feeblescreamsfromforestsunknown profil fotoğrafı
rozet
kalbimiz seninle
karma: 66 tanım: 19 başlık: 0 takipçi: 2

son tanımları


1. (çaylak)

ilk sevişme

ilk seviştiğim anı düşünüce aklıma koca bir belirsizlik geliyor...

filmlerdeki gibi epik bir senfoni değil, daha çok akordu bozuk bir enstrümanı çalmaya çalışmak gibi bir şeydi. bir yanda "acaba doğru mu yapıyorum?" gerginliği, diğer yanda o ana kadar kafanda kurduğun o devasa estetik beklentinin odaya sığmaması.

sonuç: hiçbir şey anlayamamak.
devamını gör...
2. (çaylak)

carl gustav jung

her şeyi bir "mistisizme", bir "evrensel sembole" bağlama huyu bazen bayıyor. bazen bir insan sadece canı sıkıldığı için punk dinler ya da sadece rengini sevdiği için siyah giyer; altında illa "kolektif bilinçdışındaki ölüm tanrısı" arketipini aramaya gerek yok be abi.
devamını gör...
3. (çaylak)

radiohead

müziği iyi ama dinleyicisi kötü olan müzik grubu...

bir paralel evrende bu melankolik fan kitlesinin daha fazla acı çekmemesi adına uyutulduklarını düşünüyorum.
devamını gör...
4. (çaylak)

witch house

witch house denen mevzu aslında tam bir "elimde imkan yok ama havam çok" türü. yani düşün, bir tane laptopun var, canın sıkılmış, "ben şimdi çok tekinsiz bir şeyler yapacağım" diyorsun. ne yapıyorsun? bir hip-hop ritmini alıp %50 yavaşlatıyorsun, üzerine de sanki yan odada birisi elektrik süpürgesi açmış gibi bir cızırtı ekliyorsun, bitti gitti. bide grubun ismine üçgen müçgen ya da kristaller, kaleler koydun mu tamam, artık hüseyin abi değil, kristal kalenin efendisi sensin.

ama işin komiği şu; bu kadar "ben çok karanlığım, ben çok gizemliyim" diye kasan bir türün aslında sadece internetteki eski tumblr bloglarında ve dumanlı odalarda yaşaması.

çok saran, çok güzel bir tür tabi orası ayrı.
devamını gör...
5. (çaylak)

bugün duyduğunuz en güzel cümle

bugün kasiyer kız ''saçların çok güzel abla...'' dedi bana. ah güzelim yaktım ben saçlarımı, elimi saçlarıma her atışımda saçlarımın büyük kısmı ellerimde kalıyor, dökülüyor diyemedim. teşekkür edip çıktım, mutlu etti beni sabah sabah....
devamını gör...
6. (çaylak)

dark ambient müzik

bu tarzı bilmeyen birine dinletsen "lan bu ne, rüzgar sesi mi dinliyorsun?" der.

evet abi, rüzgar sesi dinliyorum ama o rüzgar benim içimdeki o dumanlı sessizliğe çok iyi geliyor. mesela lustmord bu işin şahıdır; adamın sesleri öyle bir derinlikten geliyor ki sanki yerin yedi kat altındaymışsın gibi hissettiriyor. ya da atrium carceri... açıyorsun, bir bakmışsın zihninde paslı kapılar gıcırdayarak açılıyor, karanlık koridorlarda tek başına yürüyorsun.

benim en büyük hobim ise bu müziği alıp sessiz filmlerin üzerine yama yapmak. bak cidden diyorum, açıyorsun mesela o siyah-beyaz, tozlu "nosferatu"yu ya da "the cabinet of dr. caligari"yi, filmin kendi sesini kıs (zaten eski oldukları için o cızırtı bazen kafa ütülüyor), arkaya da sağlam bir raison d'être albümü patlat. filmin o garip, dışavurumcu gölgeleriyle dark ambient'ın o ağır uğultusu birleşince ortaya çıkan atmosfer öyle bir boyuta ulaşıyor ki; kazara birisi kapıyı çalsa "gel içeri, seni de kurban edeyim" diyesin geliyor.
devamını gör...
7. (çaylak)

atmospheric black metal

atmospheric black metal benim için aslında bir kaçış alanı. o klasik black metalin kafa şişiren, sürekli bağıran halinden ziyade; daha geride duran, seni bir yerlere alıp götüren o uğultulu halini seviyorum.

kulaklığı takınca dışarıdaki o bitmek bilmeyen insan gürültüsü kesiliyor. sanki etrafına görünmez bir duvar örüyorsun... öyle çok bir teknik beceri ya da nota zenginliği falan aramıyorum; sadece o müziğin yarattığı o soğuk ve mesafeli his yetiyor bana
devamını gör...
8. (çaylak)

türkiye'de gotik ve fantastik edebiyatın gelişmeme sebebi

her şeyden önce bizde devasa şatolar, kimsenin bizi duymadığı ıssız malikaneler yok... coğrafya kader bildiğimiz üzere, mahalle kültürü türkiye'de her şey... evlerimiz, barklarımız hatta bazen odalarımız bile iç içe geçmiş... o dumanlı yalnızlığına çekilmeye çalıştığın an, yan odadan televizyonun sesi ya da mutfaktan gelen kaşık çatal gürültüsüyle gerçekliğe fırlatılıyorsun. gotik edebiyatın o meşhur "mekânsal tekinsizliği" bizde tekinsiz değil, bildiğin klostrofobik bir ev hali...

poe’nun o meşhur usher evi çökse bizimkiler "kentsel dönüşüme girdi herhalde" deyip izlemeye gider, dracula’nın şatosuna ise muhtemelen "burası çok büyük, ısınmaz bu kışın" diye kiracı girmez. yani bizde o görkemli kederin yerini, faturası ödenmemiş bir hüzün alıyor...

gotik bir atmosfer kurmak için ihtiyacın olan o "soğuk mesafe" bizde yok. bizde herkes her şeyi biliyor, her ev her evin içine bakıyor.
devamını gör...
9. (çaylak)

gotik edebiyatın aslında korku edebiyatı olması

öncelikle gotik edebiyatı korku edebiyatına bağlamak cidden aşırı sığ bir kafa. korku dediğin şey ucuz bir adrenalin, anlık bir irkilme... oysa gotik dediğin şey bir atmosfer, bitmek bilmeyen kış akşamlarının üzerimize bıraktığı o ağır kederdir, depresyon, daha nicesi...

asıl mesele seni bir canavarla korkutmak falan değil ki... o tozlu koridorlarda, kimsenin uğramadığı o kütüphanelerde tek başına kalmanın, o mutlak izolasyonun tadını çıkarmak. mimari bir huzursuzluk bu...

poe’nun ya da shelley’nin derdi adrenalin değildi, o bitmek bilmeyen yastı.
devamını gör...
10. (çaylak)

cesare pavese

ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak" diyen o mutlak ve mesafeli keder. pavese’nin o bitmek bilmeyen yalnızlığı ve dünyaya karşı duyduğu o buz gibi yabancılık, benim için en dürüst sığınak... bu sessiz ve vakur yıkımı seviyorum.
devamını gör...
11. (çaylak)

marguerite duras

nefretin ve izolasyonun en estetik, en ritmik hali. bernhard okumak; hiç paragrafı olmayan, tek bir solukta kusulan o devasa öfke sarmalının içinde hapsolmak demek.

taşranın o boğucu sıradanlığından ve insanın çiğliğinden öyle bir kaçar ki; geriye sadece o dumanlı, huzursuz ve tavizsiz zihin kalır. "bitik adam"daki o glenn gould takıntısı veya "don"daki o dondurucu sessizlik... n onun bu dünyayla barışmayı reddeden o kaskatı duruşunu seviyorum. bazen hayatta kalmanın tek yolu, herkesi ve her şeyi o keskin cümlelerle dışarıda bırakıp kendi zindanına sığınmaktır.
devamını gör...
12. (çaylak)

ingeborg bachmann

kelimelerin bittiği yerde başlayan o devasa ve sessiz yıkımın mimarı. faşizmin sadece meydanlarda değil, asıl iki insan arasındaki o dar alanda, mutfaktaki sessizlikte ve yatak odasındaki o buz gibi mesafede başladığını bu kadar keskin anlatan çok az zihin var.

"insan gerçekleri ancak acı çektiğinde öğrenir" derken, aslında o acının içinde nasıl bir zarafet ve dürüstlük olduğunu hatırlatıyor sanki. sylvia'nın o cam fanusu neyse, bachmann'ın o "hiç bitmeyen savaşı" da benim için odur. bu dildeki gurbetliği, insanın kendi ülkesinde -ve hatta kendi bedeninde- bile duyduğu o yabancılık hissini en çok onun cümlelerinde buluyorum. her şeyin sonunda geriye kalan; o dumanlı sessizlik ve artık konuşmaya gerek duymayan bir yorgunluk.
devamını gör...
13. (çaylak)

repulsion

en güvenli yerin, yani evin; bir zihnin en tehlikeli labirentine dönüşmesinin en sessiz ve en keskin hali. catherine deneuve’ün o donuk ve mesafeli güzelliğinin altında, duvarların çatlayışını ve o hayali ellerin uzanışını izlemek tam bir klostrofobi dersi.

dış dünyadan kopup kendi içindeki o sessiz zindana hapsolmanın, o "yabancılaşma" hissinin siyah-beyaz bir rüyaya dökülmüş hali sanki. hiç gürültü yapmadan, sadece bakışlarla ve o boş koridorlarla insanı bu kadar boğabilen çok az şey var. bazen dışarıdaki canavarlardan değil, kendi evimizin o sessizliğinden ve zihnimizin içindeki o ellerden korkarız. bu filmin o buz gibi ve mesafeli deliliğini çok sahici buluyorum.
devamını gör...
14. (çaylak)

sylvia plath

kelimeleri buz gibi bir suya çıplak ayakla basmak gibi; aniden irkilten ama bir o kadar da kendine çeken o dondurucu his. her mısrasında o meşhur cam fanusun altındaki oksijenin yavaş yavaş tükenişini, o daralan alanı iliklerine kadar hissediyor insan.

"sırf yaşamak için bile insan çok fazla çaba sarf ediyor" dediği o nokta, benim için sadece edebi bir hüzün değil; dünyanın tüm gürültüsüne rağmen insanın kendi içindeki o mutlak sessizliğe hapsolma arzusu. o keskin melankoliyi ve kimsenin ulaşamadığı o en dipteki berraklığı seviyorum. her şeyin sonunda hepimiz kendi cam fanusumuzun altında o sarsılmaz sessizliği arayacağız zaten.
devamını gör...
15. (çaylak)

de mysteriis dom sathanas

black metal'in kutsal kitabı değil, doğrudan o karanlık ayinin kendisi. kapağındaki o donuk mor katedral silüeti gibi; hem görkemli hem de tekinsiz.
devamını gör...
16. (çaylak)

the virgin suicides

sophia coppola’nın, bir trajediyi pastel tonlara ve dantel perdelere sarıp sunduğu o dumanlı rüya. shirley jackson’ın izolasyon takıntısının 70’lerde vuku bulmuş hali sanki.

"doktor, siz hiç 13 yaşında bir kız olmadınız" cümlesindeki o keskin çaresizlik; beş kız kardeşin anlaşılamamanın o zarif ve sessiz yıkımına sığınması... air’in müzikleri eşliğinde, uzaktan sevmenin dokunmaktan çok daha güvenli olduğunu kanıtlayan muazzam bir melankoli. bazı hikayeler sadece o dumanlı camın arkasından izlendiğinde bu kadar güzel kalabilir.
devamını gör...
17. (çaylak)

burzum

burzum'un olayı müzikal bir başarıdan ziyade, insanın içine işleyen o çiğ ve huzursuz atmosfer.

sanki birisi karanlık bir odada, dünyanın geri kalanıyla bağını koparmış da kendi içindeki o anlamsız, saçma sapan boşluğu dışarı kusuyormuş gibi. ne yapmaya çalıştığını, o kaotik kafa yapısını anlamaya çalışmak yorucu... ama o hipnotik tekrarların içinde kaybolmak garip bir şekilde dinlendirici. her şeyin bu kadar "yanlış" duyulup nasıl bu kadar "gerçek" bir melankoli hissettirmesine anlam yüklemek güç...
devamını gör...
18. (çaylak)

shirley jackson

psikoloji öğrencisi olduğum o sancılı yıllarda, ders kitaplarında bulamadığım o saf insan tekinsizliğini sayfalarında keşfettiğim dahi kadın. benim için shirley; klinik bir vakadan ziyade, zihnin en karanlık koridorlarında elinde fenerle dolaşan bir rehber gibiydi.

üniversite dönemimde herkes poe’nun kuzgunlarıyla ya da lovecraft’ın canavarlarıyla ilgilenirken, ben shirley’nin sıradan bir akşam yemeği masasına sığdırdığı o devasa yıkımlarla kendimi özdeşleştirirdim. onun o klostrofobik ve huzursuz dünyasında nefes alabildiğimi fark ettiğimden beri favorimdir. zira o, deliliğin dışarıdan değil, tam içimizden filizlendiğini en zarif şekilde fısıldayan tek isim.
devamını gör...
19. (çaylak)

normal sözlük

bir yerlerde hala metin tabanlı, gürültüden uzak ve 'insan' kokan bir yerlerin kaldığını bilmek güzel. keşfetme sürecim biraz karışık, biraz anonim kalsın. modern dünyanın o parlak ve sahte ışıklarından kaçıp, kendi karanlığımda buraya sığındım. sanırım burası, uzun entryler ve derin mevzular için doğru mezarlık. her neyse, yerimizi alalım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim