frodobagginss yazar profili

frodobagginss kapak fotoğrafı
frodobagginss profil fotoğrafı
rozet
karma: 66042 tanım: 218 başlık: 61 apolet: 5 takipçi: 46
Bir dilek hakkım olsa, dilerdim bütün kırgınlıklarımı geri almayı.

son tanımları | başucu eserleri


1. (tematik)

tören heyecanı

youtube.com/shorts/GX3QE-af...

hilal'im ,huzurum bugün tüm kalbi duygularimla yanında oldum. beyazın en saf haliyle üzerine büründüğün bu önlük, sadece bir kumaş değil; hayatın eşiğinde duran o kutsal nöbetin ilk adımı aslında. hilal, isminin gökyüzündeki o zarif ışıltısı, bugün omuzlarına düşen bu beyazlıkla birleşince, adeta iyileşmenin ve umudun yaşayan bir silüetine dönüştün.
mesleğin, bir kadının elinin başka bir hayata değdiği o en mucizevi ana şahitlik etmektir. sen bugün o önlüğü giyerken, sadece bir mesleğe başlamadın; bir bebeğin ilk nefesine, bir annenin en derin sancısına ve nihayetinde dünyanın en masum gülüşüne yoldaşlık etmeye söz verdin. senin kalbinin merhameti, o beyaz önlüğün temsil ettiği şifayla birleştiğinde; yeryüzünde dokunduğun her can, senin sevginle ilk selamını verecek hayata.
bu bembeyaz sayfa, senin ellerinde binlerce hayatın hikayesine dönüşecek. yolun ışıkla dolsun, omuzlarındaki bu asil yük seni hep daha güzel yarınlara taşısın.
törenin kutlu, yolun her daim aydınlık olsun,yolum , yoldaşım.
devamını gör...

preciouss

özgürlüğün, özgürlüğüm...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

guguk kuşu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dün twitter’da karşıma çıkan bu fotoğraftan sonra belgeselini izleyip bir de üzerine yazı yazmak istedim. doğanın en mahir canlısı ile en hüzünlü yabancısı arasındaki o ince çizgide salınan, kendi istikbalini bir başkasının yuvasına emanet eden bir kuş. mülkiyet duygusundan arınmış fakat aidiyetten de mahrum bırakılmış ebedi bir göçebe olan guguk kuşu baharın gelişini müjdeleyen o ritmik ve güzel sesi, aslında bir yuva sıcaklığının değil, vefasızlığın ve rüzgara savrulan bir yaşamın yankısıdır. diğer kuşlar büyük bir sadakatle çalı çırpı taşıyıp kendi dünyalarını inşa ederken, guguk kuşu bu yerleşik düzene uzaktan bakan bir gözlemci gibi kalır ve varlığını sürdürmek için bir başkasının emeğine,yuvasına sızmanın o soğuk, içgüdüsel dehasına sığınır ve yumurtasını başka kuşun yuvasına bırakıp seyreder., günlerce,aylarca yavrusunu başka kuşa büyütür. yuva bulamadığı zamanlarda kendi yumurtasını yer. ancak guguk kuşu binlerce belki de milyonlarca yıldır süregelen bu döngüde yumurtasını nereye bırakacağını çok iyi bilir. kendi yavrusunun sesini bile bir yabancının dilinden duymaya mahkum olan bu canlı, tabiatın sunduğu en büyük varoluşsal çelişkilerden biridir; o ne tam bir misafirdir ne de tam bir işgalci. sadece yaşamın devamlılığı uğruna kendi anneliğinden feragat eden, gökyüzünün sonsuz boşluğunu kendine tek yurt edinen ve her kanat çırpışında kendi kimsesizliğini ormanın kuytularına fısıldayan kadim bir hayalettir.
devamını gör...

güne bir şiir bırak

gel diye beklemiyorum artık,
hatta istemiyorum gelmeni..
nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum
benim derdim yeter bana banane!
alıştım mı yokluğuna?
vaz mı geçiyorum, varlığından?
tedirginim aslında,
ya başkasını seversem?
inan o zaman seni hayatım boyunca affetmem..

-özdemir asaf
devamını gör...

sineklerin tanrısı

bir günde oturup bitireceğiniz 100 sayfalık bir eser
sineklerin tanrısı, william golding, sineklerin tanrısı ile sadece ıssız bir adaya düşen çocukların hikayesini değil, insan ruhunun en kuytu köşelerine gizlenmiş olan o ilkel karanlığın anatomisini sunuyor. eserde medeniyeti temsil eden o meşhur deniz kabuğunun parçalanmasıyla birlikte, aslında düzenin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve insanın ötekileştiği an ne kadar acımasızlaşabileceğini görüyoruz. domuzcuk’un gözlükleri kırıldığında yitirilen sadece net bir görüş değil, rasyonel aklın ve kolektif vicdanın son sığınağıdır. jack’in kabileleşen vahşeti ile ralph’in çaresiz sağduyusu arasındaki o amansız savaşta fark ediyoruz ki en büyük canavar dışarıda bir yerlerde değil, bizzat içimizdeki o bastırılmış benlikte pusuda bekliyor. yangın tüm adayı sardığında ve bir gemi gelip o çocukları 'kurtardığında geriye kalan tek şey, o eski masumiyetin külleridir. insan bir kez o karanlığa bulaştığında ve en yakınındaki sığınağı ateşe verdiğinde, kurtarılmak sadece bir prosedürden ibaret kalıyor. asıl enkaz, artık zihinlerin içinde taşınan o onarılmaz boşluktur. kitapta bazı sayfalarda betimlelerde insan daha ne kadar canavar olabilir diye düşünmekten kendimi alamadım. incelememi şu müthiş alıntı ile bitirmek istiyorum.

"maskeye bakınca her şey değişmişti... maske, utancın ve çekingenliğin arkasına gizlenebileceği ayrı bir varlıktı artık."
bu eseri lütfen hayatınız boyunca bir kez olsun okuyun, okutun. kitabı bugün aldım ve bitirdim bazı satırların altını çizdim, alıntı bıraktım. isteyen olursa mardin’de hediye edebilirim.
devamını gör...

barış özcan

bilişsel gelişimi bu son videosunda ağzım açık izledim, z kuşağı üzerinden çok güzel anlatmış.
devamını gör...

iri memeler ve geniş kalçalar

merhaba sözlük; öncelikle yazar karşısında saygıyla eğiliyorum. açıkçası kitabın son 10 sayfası gözyaşlarımla ıslandı diyebilirim. mo-yan’ın kaleminden dökülen bu devasa anlatı, sadece bir ailenin soyağacını değil, kederin, şehvetin ve hayatta kalma inadının toprağa kazınmış epik bir haritasını sundu bana. iri memeler ve geniş kalçalar, isminin ilk bakışta uyandırdığı bedensel çağrışımların çok ötesinde, kadını yaşamın yegane kaynağı, toprağın ta kendisi ve tarihin yıkımlarına göğüs geren sarsılmaz bir sütun olarak konumlandırır. shangguan ailesinin trajedisi üzerinden akan bu hikaye, çin’in kanlı ve tozlu geçmişini bir ana rahminin sıcaklığı ile bir savaş meydanının soğukluğu arasındaki o dar koridorda yürütür. yazar, anneliği kutsal bir mermer heykel gibi değil, kanayan, emziren, acı çeken ve her şeye rağmen yeniden doğuran canlı bir organizma gibi tasvir eder. kitabın başlarında doğurmaya alışkın olan annenin doğum yaparkenki çektiği sancıları hissettim. romanın sayfaları arasından sızan o yoğun süt kokusu, barut dumanına ve çürümüşlüğün kokusuna karışırken mo yan, insanın en ilkel dürtülerini ve acılarını harmanlar. kitapta iri memeler bir arzu nesnesi değil, kıtlığın ortasında hayat veren mucizevi bir pınar; geniş kalçalar ise bir estetik unsur değil, nesillerin içinden geçip dünyaya geldiği o dar ama mukaddes rahmin doğumdan sonra kalçaya yaptığı etkiden ötürü genişlemeyi tasvir ediyor ve bunu kitapta belirtiyor. her satırda, kadının bedeni üzerindeki toplumsal ve siyasal baskıların izi sürülürken, aslında o bedenin her türlü ideolojiden daha kadim ve daha güçlü olduğu gerçeği tokat gibi yüze çarpar. büyülü gerçekçiliğin rüzgarıyla savrulan bu metin, beni sadece bir tarihe tanıklık etmeye değil, insan ruhunun en karanlık köşelerinde saklanan o saf ışığı arattırdı. mo yan, acıyı öyle bir estetikle dokur ki, yıkımın içindeki zarafeti ve ölümün kıyısındaki yaşam sevincini aynı anda hissedersiniz. bu eser, nihayetinde toprağa düşen her damla gözyaşının ve her damla sütün, insanlık onurunu yeniden inşa edişine yakılan muazzam, lirik ve bir o kadar da vahşi bir ağıttır. keyifli okumalar diliyorum hepinize.
devamını gör...

günaydın

dün gece göz yaşları içerisinde bitirdim kitabımı inanın nereden başlayacağımı bilmiyorum. hemen inceleme yazmak istiyorum, bana biraz müsade.
devamını gör...

hayat

eğer yarın rüzgar başka türlü esmezse, eğer bu içimdeki dipsiz kuyu bir nebze olsun dolmazsa; kalemi kağıdın üzerine, kendimi de bu hikayenin dışına bırakacağım. bir şeyler değişmezse hayatıma son vermeyi düşünüyorum.
mo-yan iri memeler ve geniş kalçalar syf:670
devamını gör...

an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

14 şubat'ta 1 günlüğüne sevgili olunur

holosko + bir miktar para
devamını gör...

kitap

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
eğer kötü biri olacaksan kalbin taş gibi olmalı göz kırpmadan adam öldürmelisin.eğer iyilik yolunda ilerleyeceksen başın hep yerde olsun, bir karıncayı bile ezme. mo-yan iri memeler ve geniş kalçalar syf:205
devamını gör...

resim

bunlar da benim meşgalem <3
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güne bir kitap alıntısı

görünüşe göre yanma ve parlama uzun süre kalıyor, bazen saç lülesi biçiminde, bazen de yıldız kuyruğu gibi görülüyor. genelde kuzeyde fakat bazen de güneyde beliriyor. bazen de yıldızların arasında bir yıldız gibi görülüyor, tıpkı 397 yılında görülen yıldız gibi. üç aya yakın gökte kaldı, zamanla soluklaştı ve yok oldu. başlarda siyaha yakın ve yeşilimsiydi. sonra kıvılcımlar saçmaya başladı. giderek beyazlaştı ve sonra da solmaya başladı. bazen şekli bir sakalı andırırdı, bazen de bir hayvanın boynuzuna benzerdi.

mo -yan iri memeler ve geniş kalçalar syf: 143
devamını gör...

kitap

4250 sayfa başlayalımm ;)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zehri kim verdi

selamlar bugün bitirmiş olduğum zehri kim verdi kitabından bahsetmek istiyorum size birazcık. aslında kitapta bana bizlerin "insan" ama bir o kadar da en "canavarca" taraflarımızın olduğunu öğretti diyebilirim. genellikle yazarın diğer kitaplarında bir puzzle çözer gibi ilerlemeye alışkınızdır ama bu sefer olay sadece o yapbozun parçalarını birleştirmek değil, o parçaların neden kanlı olduğunu anlamak üzerine kurulu. kitap boyunca christie’nin o meşhur soğukkanlı mantığıyla ilerlerken bir yandan da karakterlerin içine düştüğü o derin çürümeyi izlemek, londra’nın o tekinsiz caddeleri insanın tadını kaçırıyor. failin kim olduğundan ziyade, o zehrin sofraya nasıl geldiği ve herkesin o kadehten nasıl birer yudum aldığı meselesi, hikayeyi sıradan bir polisiyeden çıkarıp sarsıcı bir psikolojik gerilime dönüştürmüş. yazarın her zamanki "herkes suçludur" psikolojisi burada daha da keskinleşmiş; kimse masum değil ama kimse de tam olarak canavar değil, sadece herkesin bir eşiği var ve o eşik aşıldığında zehir damarlara yayılıyor. bitirdiğimde bir süre duvara bakıp kendi adıma sadakat ve intikam kavramlarını sorguladığımı itiraf etmeliyim. her zamanki gibi ters köşesiyle tokatlıyor ama bu sefer vurduğu yer çok daha derinde kalıyor. keyifli okumalar.
devamını gör...

urashima taro

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
urashima taro
her okuduğumda göz yaşlarımı tutamadığım merhametin ağır bir bedelle ödüllendirildiği, zamanın acımasızlığını iliklere kadar hissettiren bir japon hikayesi . bir kaplumbağanın hayatını kurtarıp denizin derinliklerindeki ejderha sarayına davet edilen balıkçı taro , orada geçirdiği büyüleyici birkaç günü hayatın kendisi sanır. ancak sevdiklerini özleyip kıyıya döndüğünde, bıraktığı dünyadan geriye sadece yabancı yüzler ve silinmiş anılar kalmıştır. saraydaki o birkaç gün, yeryüzünde asırları tüketmiş. taro kendi zamanının mültecisi haline gelmiştir. çaresizlik içinde, kendisine asla açma denilerek verilen kutunun kapağını araladığında ise kutudan çıkan bir tutam beyaz duman, ondan esirgenen o üç yüz yılı saniyeler içinde geri getirir. gençliğini kumsalda bırakan taro, zamanın bir anda çöken ağırlığıyla oracıkta ihtiyarlayıp toza dönüşür. nihayetinde bu hikaye, insanın ancak kendi zamanında ve kendi gerçekliğinde var olabileceğini, geçmişi geri getirmeye çalışmanın ise sadece yıkım getireceğini fısıldayan muazzam bir uyarıdır.
devamını gör...

galerindeki son fotoğraf veya şubat'ta her şey ters gidecek

risk etmeyelim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çaresizim çaremsin

"çaresizim çaremsin." diye biten güzel bir şiir.
kim bilir hangi duygularla yazıldı bu dizeler.
bu şiir bende çok farklı duygular uyandırıyor diyebilirim.
her bölümünde farklı şeyler düşündürüyor.
imkansız bir aşk, kaçış, kaçmayı başaramayan ya da başarmak istemeyen bir adam ve itiraf...
dinlemek hele de yavuz bülent bakiler'den dinlemek çok güzel, bugün dinledim ve her zamanki gibi alıp götürdü beni uzaklara. mekanı cennet olsun büyük ustanın
devamını gör...

mars ve mersin (tarsus)

merhabalar;
yeni araştırma yazım

mars ve mersin tarsus
binlerce yıldır insanların ilgisini çeken bu gezegende tarsus denilen bir bölge var. araştırmalarıma göre ilk kez 4000 yıl önce kayda geçirilmiş bu gezegeni 17. yüzyılda teleskopun icadından sonra çok daha yakından incelemeye başlamışız. 1877’de mars’ın ilk haritasını 22 cm’lik bir teleskop kullanarak incelenmişiz ve haritalanmışız. bu haritanın en önemli özelliği içinde kanalların olmasıdır. uzaylı deyince aklımıza ilk kez marslıların gelmesinin sebeplerinden biri de budur. uzunca bir süre bu kanalların orada yaşayan gelişmiş bir medeniyet tarafından yapıldığı düşünülmüş 1930 yılında mars’taki kanalların optik bir yanılgı olduğu ortaya çıkmış. daha sonra abd neredeyse tam 55 yıl önce 27 kasım 1971’de mars’a uzay aracı gönderdi ve yüzeye çakıldı. çakıldı çakılmasına ama yine de dünya dışında bir gezegene inen ilk insan yapımı araç olma ünvanını kazandı. daha sonra aynı yıl gönderilen bir başka araç dünya dışında başka bir gezegenin yörüngesine giren ilk uzay aracı oldu ve sistematik olarak gezegeni haritaladı. mars’a ilk ulaştığında yüzeyde büyük bir toz fırtınası vardı. fırtına yavaşladığında ilk görülen şeylerse devasa volkanların zirveleri oldu. bu bölgeye “tarsus platosu” adı verildi. topografik haritası çizilen bölgenin volkanları oldukça yüksek. bazıları 20km, bazılarıysa everest’in 3 katı yüksekliğinde. güneş sisteminde henüz bunlardan daha büyüğünü görmedik. buraya verilen isim tarsus incil ve tevrat’ta geçen bir yerin adı ve bu adın mersin’deki tarsus’la da bir ilişkisi kuruluyor. yani mars’ta da bir tarsus bölgesi var diyebiliriz.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim