frodobagginss yazar profili

frodobagginss kapak fotoğrafı
frodobagginss profil fotoğrafı
rozet
karma: 62191 tanım: 232 başlık: 56 apolet: 4 takipçi: 46
Mardin 📍

son tanımları | başucu eserleri


snowpiercer (film)

"snowpiecer"küresel ısınma inkâr edilemeyecek kadar önemli bir probleme dönüşünce dünya dünya üzerindeki ülkeler onunla mücadele edebilmek için cw7 adlı bir kimyasal maddeyi atmosfere salar. dünya soğumaya başlar. öylesine soğur ki büyük bir hızla yeni bir buzul çağına girilir. yer yüzündeki neredeyse bütün insanlar ölmüştür. geriye kalan 1000 (bin) kişi yaşayabilmek için sürekli hareket halinde 1001 vagonlu bir trene sığınır. karları küreyerek yoluna devam eden bu trenin, onun hikayesini anlatan 1982 yapımı çizgi romanın, 2013 filmi snowpiecer güney kore sinemasının en iyi filmi
filmde tren hareket ettikten 10 yıl sonrasını izliyoruz teknolojik olarak kendi kendine çalışan devri daim olarak çalışan bir tren. filmde geleceği gören wilford buzul çağına girilmeden önce snowpiecer adlı bu treni yapmış. trenin uzunluğu 18 km'dir ( içinde 1000 yolcu olduğunu düşünüp herkesin kendi vagonu olduğunu düşünebilirsiiz ama öyle değildir) insanlar derilerinin rengine, doğdukları ülkeye,cinsel eğilimine ve daha bir çok kritere göre ayrılır ve hayatın farklı farklı vagonlarına tikilir.
tren hateket ermeden önce hayatta kalmak için zorla binen 3 bin kişinin hikayesini anlatır ve tren bir daha asla durmayacaktır
en zenginler 1. vagonda yaşıyor çevreyi incelemek istediklerinde 4 numaralı vagonu, şömine başında sohbet etmek istediklerinde 25 numaralı vagonu, yemek yemek istediklerinde 165 numaralı vagonu kullanıyorlar akvaryumları da var o akvaryumdan yakaladıkları sushi balıkları da yüzmek istedikleri zaman termal vagona geçip yüzebilir insanlar çok az sayıdaki bu seçkin ve zengin insanlar yaşamlarını sürdürmek için bu ön vagonlarda yaşıyor 217. vagondan sonra ikinci sınıf insanlar başlıyor burada lüks değil verimlilik ön planda bizim şu an yaşadığımız apartman gibi genellikle ortak kullanım alanları mevcut özel doktor yerine hastane barlar yerine cafe trenin döngüsü için eğitim şart 419 numarali vagonda eğitim verilmektedir 727.vagon bir sera meyve ve sebze yetiştiriciliği yapılıyor orada 838.vagonda hayvancılık yapılıyor 980 numaralı vagon kokuşmuş sebzelerin ve meyvelerin satıldığı bir pazar yeri 1001 numaralı vagondan karanlık penceresi olmayan yerde yaşayan insanlar var trenin mucidi belirli aralıklarla 1001 numaralı vagona yöneticilerini göndermektedir belirsiz bir nedenle oradaki çocukları alırlar yine böyle bir girişimde yönetici rehin alır ve vagon vagon ön sıralara gitmeye çalışırlar. bu sırada sürekli olarak uyutulan nom ve yoga kurtarılır uyuşturucu karşılığında bütün kapıları açmayı kabul ederler nom ve yoga treni neredeyse avucu gibi bilen kardeşler bu kanlı mücadelede bir çok kişi ölse de isyanın sesleri duyulmaya başlar on vagonlardan 2022 de izlediğim en iyi bilim kurgu filmi herkese iyi seyirler dilerim....
devamını gör...

tutunamayanlar (kitap)

canım ablam bana hediye ettiğin anlamlı kitabın bendeki izleri....

bu kitaba başlamadan hakkındaki hiçbir fikrim yoktu . kimileri aşırı övmüş kimileri ise aşırı yermiş. değil oğuz atay'ı bir başka yazarı da eleştirmek haddim değil lakin bir okur olarak bu kitaba tutunmak için gerçekten çok çabaladım. araştırmama göre en çok yarım bırakılan kitaplar arasında birinci oluşu bana bu kitabı kesinlikle okumalıyım dedirtmişti. gerçekten de kitabı okurken hiç ara vermeden -biraz fazlaca bir süre geçmesine rağmen kendimi koltuklardan diğer koltuklara atıp ruhsal betimlemelerin içerisinde koştururken buldum ne zaman tutacak beni sabırla bekledim. başta kendime sonra turgut'a ve selim'in tüm çevresine öfkelendim selim ışık'ın yalnızlığı ve çevresi tarafından anlaşılmaması beni derinden etkiledi kitaptaki bazı cümleler beni mutlak sonsuzluğa götürürken bazıları da bir o kadar sıkıcı gereksiz ve yazarın okuyucuyu boşu boşuna yorduğunu düşündürdü fakat kitapta beni asıl düşündüren şey ve benim hayatıma katkı sağlayayan durum aslında birçok insanın kendisinin bile farkında olmadan hayata tutunamadıkları belli kalıpların içine sokuldukları o kalıba girmek istemeyenlerin ise üzerinin bir şekilde çizildiği gerçeği ile yüzleştirdi evet hayattaki atılışlar yıkılışlar ve savruluşlar hep insanlara has bir durumdu. insanlar diğer insanların gözüne girmek için birtakım işler peşinde koşup yorulurlar en sonunda pes ederler ve pes ettikleri için diğer insanlar onları suçlarlar sanki kendilerinin hiç suçları yokmuş gibi.... yorulan insanların hayallerini küçümserler değersizleştirirler ve onları bulanık gayelerinpeşinde koşmakla suçlarlar keşke anlatmadan anlaşılsak kelimelerin gücüne ihtiyaç duymadan hislerimizi konuştursak ama güzeli konuşsak maalesef insanları güzeli ifade gücünden de yoksun bıraktılar belki de insanlar kendi hatalarını görmek istemedikleri için diğer insanları suçluyor, kusurlarının acısını başkalarına çektiriyorlardı
"adam silahını çıkarttı ve ateş etti."
artık selim ölmüştü. fakat şunu atlamıştı intihar ederken. asıl ölüm "kalbin selasının" okunmasıdır. asıl ölüm yaşarken ölmektir.
bu incelemeyi burada noktalıyor başkaca güzel eserlerle görüşmek dileğiyle...
devamını gör...

baba ve piç

okuduğum bütün kitaplara bir şans veriyorum . ne zaman elif şafağı okusam kalemine haksızlık yaptığımı kabul etmek zorundayım. amerika'da yaşayan ermeni bir aile ve istanbul'da hayatına devam eden türk bir ailenin rastlantılar sonucu kesişen hayatları temel konu olarak göze çarpıyor. tarihten gelen bir nefret ile hayata tutunan bir halk önyargılar farklılıkla kültür çatışması ve sırlarla dolu yaşamları olan sıradan insanlar. kitaptaki ince detaylar ve anlatım şekli çok hoşuma gitti. özellikle iç seslerin okuyan kişiye geçişi çok başarılı olmuş. her iki ailenin de kendi içlerindeki tutarsız hayatlarina rağmen bir bütün olmaları ve birbirlerini bu şekilde kabul ederek hayata devam etmeleri aslında hayattan bir kesit gibi başarılı biçimde ele alınmış doğrusu yanlışı ile tarihi bakış açıları harika biçimde anlatılmış. zaten bunu da cafe istanbul daki son muhabbet sonrası en bağnaz soykırım savunucusu baronun son yazdığı ile de anlayabiliyoruz aram karakterinin armanuş'a istanbul ile ilgili verdiği cevapta da görebiliyoruz.bununla beraber istanbul'daki renkli yaşam tarzı hem aile üzerinden hem de kafe kundera müdavimleri üzerinden çok iyi bir şekilde yansıtılmış. insanların isimleri yerine vasıfları ile bahsedilmesi çok hoş bir detaydı eleştirime gelecek olursam kitaptaki karakterlere baktığımızda normal bir türk'e bir türlü rastlayamıyoruz. nedense geçmişteki ve haldeki bütün ermeniler masum mazlum ve makul anlatılıken türk karakterler için bırakın aynı şeyi söyleyebilmeyi ne kadar sapkın ve acayip tip varsa doluşturulduğunu görüyoruz. ayrıca. gereksiz bulduğum tek bölüm cenaze aracındaki sıkıcı ve fazla abartı diyaloglardı. olmasa da olurdu değil olmasa çok iyi olurdu diyebilirim.
incelememi kitaptan muazzam bir alıntıyla noktalıyorum.
belki dünyanın kurallarını bilmiyordu kedi. gökyüzünden düşen hiçbir şeye küfredilmemesi gerektiğini tembihleyen olmamıştı ona. kimse dememişti, ne yağarsa yağsın tpene semadan, kabulündür.

buna yağmur da dahil.
devamını gör...

gandom beryan

gandom beryan (kavrulmuş buğday), lut çölü’nün kalbinde, termometrelerin sustuğu o noktada sadece bir coğrafi terim değil doğanın kibrini ve insanın bu kibir karşısındaki acziyetini temsil eden bir yerdir. tamı tamına 70.7 derece sıcaklıkla dünya üzerinde yaşamın sadece bittiği yer değil tamamen "kavrulduğu " bir yer varsa orası gandom beryan’dır. iran’daki lut çölü’nün bu kapkara, bazalt taşlı yaylası ismini bir efsaneden alır rivayete göre, buraya bırakılan bir çuval buğday, güneşin gazabıyla birkaç gün içinde kendiliğinden kavrulur. ancak buradaki asıl mesele buğdayın kavrulması değil, sıcaklığın sınırlarıdır.
gandom beryan’da sıcaklık70.7 sınırını zorladığında, madde artık bildiğimiz formundan çıkar. burası, biyolojik olanın yerini tamamen mineral olana bıraktığı bir krallıktır. felsefi bir düzlemde bakarsak; gandom beryan, hiçliğin somutlaşmış halidir. hiçbir bakterinin yaşayamadığı, çürümenin bile mümkün olmadığı bu topraklar bize zamanın durduğu bir sonsuzluk vaat eder. sonsuz bir kavrulma hali vardır. gandom beryan, doğanın kendi kendine tuttuğu bir oruçtur. insana, evrenin aslında bizim için tasarlanmadığını, sadece bizim bazı köşelerine şimdilik sığabildiğimizi hatırlatan sert bir tokat gibidir. eğer bir gün yolunuz oraya düşerse (ki umarım düşmez) yanınızda sadece su değil akıl sınırlarınızı zorlayacak bir yaşam mücadelesi götürün.
devamını gör...

kuzuların sessizliği

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
arkadaşlar merhaba filmi izledim açıkçası incelememi yarına bırakmak istemedim ve hemen başlamak istedim. kuzuların sessizliği
ilk defa izledim, ismini pek çok kez duymama rağmen. açıkçası bana “sinema sanatı tam olarak bu işte" dedirten başyapıt. üzerinden 30 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen bir gram eskimemesi inanılmaz bir olay.
hakkında bin tane şey söylenebilir ama bence filmi kült mertebesine çıkaran temel şey, gerilimi kan veya vahşet üzerinden değil, tamamen bakışlar ve kelimeler üzerinden kurmasıdır. bakışlar demişken ben bir ara sanırsam filmin ortalarında dr.hannibal ile göz göze gelemedim,korktuğumu hissettim. insanın ruhuna dokunan o tekinsiz nezaketi falan gerçekten ürpertici. adam gözünü kırpmadan konuşurken siz ekran başında rahatsız oluyorsunuz.
filmdeki clarice starling karakteri ise sinema tarihindeki en iyi yazılmış kadın karakterlerden biri olabilir. oyuncumuz o taşralı, tırnaklarıyla kazıyarak bir yere gelmeye çalışan ama içindeki o küçük kız çocuğunun travmalarından da kurtulamayan ajanı muazzam oynamış. asansör sahnesi vardır mesela; etrafındaki bütün o devasa fbi ajanlarının arasında ne kadar eğreti ve yalnız durduğunu tek bir kareyle anlatır yönetmen.
birkaç ufak detayla neden bu kadar iyi olduğunu özetlemem gerekirse yakın plan çekimler: film boyunca karakterler sanki doğrudan sizinle konuşuyormuş gibi kameraya bakarlar buffalo bill'in o nemli ve karanlık evi... mekanlar bile hikaye anlatıyor resmen.
kısacası bana göre türünün en iyisi, gerilim ve psikoloji zirvesidir. bugün benden tam puan aldı bu film her sahnesi ders niteliğindeydi
şans verin derim. not: korku yok filmde sizi sadece gerecek ve psikolojinizin derinliklerine inecek bir başyapıt var….
devamını gör...

çaresizim çaremsin

"çaresizim çaremsin." diye biten güzel bir şiir.
kim bilir hangi duygularla yazıldı bu dizeler.
bu şiir bende çok farklı duygular uyandırıyor diyebilirim.
her bölümünde farklı şeyler düşündürüyor.
imkansız bir aşk, kaçış, kaçmayı başaramayan ya da başarmak istemeyen bir adam ve itiraf...
dinlemek hele de yavuz bülent bakiler'den dinlemek çok güzel, bugün dinledim ve her zamanki gibi alıp götürdü beni uzaklara. mekanı cennet olsun büyük ustanın
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim