holdencaulfield yazar profili

holdencaulfield kapak fotoğrafı
holdencaulfield profil fotoğrafı
rozet
karma: 274 tanım: 12 başlık: 0 takipçi: 5

son tanımları


sevmediğiniz biriyle aynı ortamda bulunmak

birini geçtim bazen beş-altı tanesiyle aynı ortamda bulunmak zorunda kalabiliyorsunuz. göz göze gelmemek için yere, sağa sola, uzaklara bakmalar, zoraki selamlaşmalar, yalandan gülümsemeler.. dürüstlük sizin için oldukça önemliyse ve rol yapmayı sevmiyorsanız ya da artık bıktıysanız hakikaten insanı son derece geren bir durum. çünkü gidip yüzlerine 'sevmiyorum lan sizi, hepiniz s*ktirin gidin!' diyesiniz geliyor, o derece geriliyorsunuz bazen, ama böyle bir hareket yapmıyoruz çoğunlukla. doğrusu da yapmamak zaten.

eğer şartlar el veriyorsa hiç öyle ortamlara girmemek, boş yere canınızı sıkmamak en güzeli. fakat ne yazık ki nerdeyse hiçbirimiz bu kadar şanslı değiliz. dolayısıyla her insan bir şekilde bu duyguyu yaşıyor. böyle bir durumda sanırım yapılabilecek ilk şey en rahat iletişim kurabileceğiniz kişileri belirlemek, ve sevmedikleriniz yokmuş gibi doğrudan onlarla muhattap olmak. ikinci olarak, eğer ortamda kafa dengi pek insan da bulamadıysanız muhtemelen kendinizi oldukça yalnız hissedecekseniz ve daha çok gerileceksiniz, bence o sırada yapabiliyorsanız ortamı terk eyleyin. ama bunu da yapacak durumda değilseniz, önce derin bir nefes alın, sonra bir an için orası sanki bomboşmuş, hiç insan yokmuş gibi hayal edin. yani onları görün ama görmeyin aynı zamanda. orada tek başınızaymışsınız gibi takılın. yani s*ktir edin herkesi, orada bir tek siz varsınız, gerisi bir simülasyonmuş gibi.

daha da ne yapılır bilmiyorum, bol şans.
devamını gör...

eski sevgilinin yeni sevgilisi

küçükken bisiklet sürmeyi öğrendiğim mor bir bisikletim vardı. tekerleklerini boncuklarla vs. süslediğimden çok güzel görünürdü. ben büyüyünce ve artık sürmesi zorlaşınca annem de onu mahallemizdeki ekonomik durumu biraz kötü olan bir ailenin küçük çocuğuna verdi. bunu ilk öğrendiğimde o kadar üzülmüştüm ki anlatamam, ağlayıp anneme bağırıyordum, bisikletimi verdiğimiz çocuktan nefret ediyordum falan..

fakat zamanla geçti. sonra ne üzüldüm, ne ağladım. o çocuğa da kızmayı bıraktım, hatta bir zamanlar çevirdiğim pedalların hala çevriliyor olması hoşuma bile gitti.

ne diyordum.. işte eski sevgililerim de hep o mor bisikletim gibi oldu büyüyünce. pedallarının başkaları tarafından çevrildiğini görünce başta hep üzüldüm, şok geçirdim, sonra zamanla alışıp kabullendim. hayat da aslında aynı olayların farklı biçimlerde tezahürü gibi bazen.
devamını gör...

bir kadının uğruna bir ömür harcamak

bir kişilik bozukluğudur. eğer tüm vizyonunuzu, gerçekliğinizi bir kadın üzerine inşa ediyorsanız, muhtemelen sinemada izlediğiniz o mutlu sonlu filmlerin veya romantik şarkıların etkisinde çok kalmışsınız demektir. zira bunun sonucunda ona fazlasıyla muhtaç, bağımlı bir psikolojiye bürünürsünüz. çünkü dünyanızda onun gibisi yoktur, başkasıyla asla yapamazsınızdır, tek seçeneğinizdir vs.. böylece kendisini vazgeçilmez hissettirmeye başlarsınız. ve freud'un da dediği gibi her kimi vazgeçilmez hissettirirseniz ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz. dolayısıyla, asla bir karşı cins için ömrünüzü adamayın diyor ve şu sözlerle size veda ediyorum,

"hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin. ne sen başkası için mecburi istikametsin, ne de başkası senin için. yorma kendini; bırak, hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin."

charles bukowski
devamını gör...

teoman

salinger'ın the cathcer in the rye kitabını okuduktan sonra, ki en sevdiği kitaptır, gönülçelen'i bestelemiş sanatçıdır. hatta sözlerini kitabın arkasına yazmıştır.

---gönülçelen---

"kırıklarını aldırdım kalbimin
zırhımı çıkarttım astım portmantoya
güzel vücutlar boş suratlar
benimse yenmiş tırnaklarım
titrek ellerim var
evet dedi ben de seni aldattım
bir kez de değil üstelik
çünkü beni çok kanattın
çok sevdiğim bir yalandın
gönülçelen, gönülçelen
aynı anda utanmadan
hem kırıcı hem kırılgan
yordun beni gönülçelen..."
devamını gör...

türkiye'de vasfı olmayanların bile ünlü olması

çünkü türkiye gün geçtikçe vasıfsızların ülkesi olma yönünde ilerliyor. bir vasıfa sahip olup da türkiye'den s**tir olup gitmeyen, ya da gitmeyi planlamayan nerdeyse yok gibi.

(bkz: beyin göçü)
devamını gör...

eşinin genital bölgesine demir çubuk sokarak öldüren adam

"umarım bir tanrı vardır ve bunun gibi hastalıklı o. çocukları kat be kat beterini yaşarlar. "

işimiz tanrı'ya kaldıysa ölme eşeğim ölme. ondan önce adalet yok bu ülkede.
devamını gör...

internetin temel ihtiyaç sayılması

internetin temel bir ihtiyaç olduğu doğrudur ve pandemi döneminde daha da açığa çıkmıştır. bugün bazı televizyon kanallarını açarsanız doğuda, iç anadoluda köylerde yaşayan pek çok çocuğun sırf eba derslerine katılabilmek için kış vakti dağın başına çıktığını görürsünüz. ancak türkiye'de altyapı büyük bir problem ve herkesin internete erişebilmesi için büyük bir çalışma gerekmekte. ve turk telekom, turkcell gibi şirketler için bu altyapı çalışmaları karlı bir iş olmadığından buna pek sıcak da bakmıyorlar. bu noktada haklılar da aslında çünkü esasında kar amacı güden şirketler. mesela eğer devlet turk telekomu satmamış olsaydı, o zaman turk telekoma kızabilirdik elbette, ancak bu durumda sorun turk telekomda değil, turk telekomu satan devlettedir.

peki çözüm ne? çözüm; ya devletin altyapı sağlayan bu şirketleri kamulaştırılması ya da starlink gibi uydu üzerinden global internet sağlayıcıların türkiye’ye hizmet vermesini beklemek. fakat şahsen starlink’in türk insanı için çok da iyi bir alternatif olacağını zannetmiyorum çünkü dolar kuru hala anormal seviyede yüksek, devletin buna karşı gösterdiği hiçbir çaba yok, ayrıca hatırlatayım starlink’in avrupa için açıkladığı ücret 99 dolar. yani kurulum masrafı falan dahil değil buna. hadi diyelim ki reis elon musk’ı aradı ve "eeey ulan musk, sen kimsin yeeea?" dedi. bunu duyan elon musk da "estağfurullah reyiz" deyip fiyatı %50 düşürdü. bu durumda bile 50 dolara denk geliyor, yani bugünün kuruyla 360 lira, bilmem anlatabildim mi.

kısaca internet temel bir ihtiyaçtır ancak şu anda türkiye’de bunu sağlayabilecek ve sağlaması gereken tek kurum ne yazık ki devlettir.
devamını gör...

charles bukowski

1. dünya savaşından hemen sonra 1920’de almanya’da alman bir annenin ve bir amerikan askerinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. daha sonra iki yaşındayken almanya’dan babasının memleketine, los angeles’a göçmüşlerdir. ancak abd’nin 2. dünya savaşına girmesiyle bukowski pılını pırtını toplayıp los angeles’tan ayrılmış ve 1947’ye kadar sürecek uzun bir yolculuğa çıkmıştır. bu süreçte henüz 24 yaşındayken yazdığı bir öykü ilk defa abd’de ulusal bir dergide basılmıştır. o dönemlerde yazdığı eserler daha çok kısa hikayeyken, arada sırada da şiir yazmıştır. 1954’e gelindiğindeyse, ölümcül bir iç kanama geçirip 9 gün boyunca los angeles hastanesinde yoğun bakımda yatınca şiire daha fazla ağırlık vermeye başlamış, böylelikle 20. yüzyıl şiirinin ve kısa hikayeciliğinin en etkili, benzersiz kalemlerinden biri haline gelmiş ve şöhreti önce tüm abd’ye ardından da tüm dünyaya yayılmıştır. 1994’teyse hayatını kaybetmiştir.

ayrıca gecenin ortasında sol elinde en sevdiği birasıyla los angeles’ın loş ışıltısına bakıp şöyle bir cümleyi sarf etmiş insandır,

“mutlu olanların hepsi uyuyor şimdi. mutsuz olanlara selam olsun.”

geceniz güzel geçsin.
devamını gör...

saç uzatan erkeklere tavsiyeler

ciddi ciddi uzatacaksanız veya uzamışsa eğer, yemek yemeden önce ağzınıza atacağınız lokmayı şöyle iyice bi inceleyin. yoksa sonra benim gibi ağzınıza attığınız lokmanın içinden o iki tel saçı çıkarıyım diye iğrenç iğrenç absürtlükler yaparsınız insanların karşısında. rezil olmayın. hele bide tavuk dürüm yiyorsanız allah belanızı versin!
neyse. gözünüz yemekte olsun, afiyet olsun.
devamını gör...

dahi olan insanların melankolik olması

bunun sebebi zekayla ilintili genlerin aynı zamanda depresyonu da tetiklemesidir. yani başka bir deyişle o genler olmazsa depresyon olmaz, ama deha da olmaz. yani dahi insanlar genellikle melankoliktir evet. mesela patronlarının öylesine söylediği bir cümleyi aşırı derece analiz edip kafaya takarlar ve bu onları üzebilir. kısaca sıradan insanları pek üzmeyen durumlar, olaylar onlar için yeterince kalp kırıcı olabilir. bu yüzden zeki olduğunu düşündüğünüz insanlarla konuşurken biraz daha empatiyle yaklaşırsanız onları çok mutlu edemezsiniz belki ama en azından üzmezsiniz.

edit: dahiler genellikle melankoliktir demek, melankolik insanlar genelde dahidir demek değildir arkadaşlar.
devamını gör...

küfürbaz olan insanların kafasının çalışmaması

kelime dağarcığı kısıtlı ya da geri zekalı insanlar değillerdir. aksine genelde kelime dağarcığı oldukça fazla ve akıllı insanlardır. bununla ilgili bir sürü araştırma var fakat benim yakın zamanda okuduğum bir tanesinde (aşağıya linkini de koyucam) deneklere bir harf verilmiş ve bir dakika içerisinde o harfle başlayıp küfür olmayan kelimeleri söylemeleri istenmiş. daha sonra yine aynı kişilerin belirli bir süre içinde bildikleri tüm küfürleri etmelerini istemişler. ve tatataaamm. daha çok küfür bilen insanların kelime dağarcığı da diğerlerine kıyasla daha fazla çıkmış. ayrıca 2012’de yapılan başka bir araştırmada fazla küfür eden insanların diğer insanlara kıyasla daha dürüst olduğu tespit edilmiş. yani özetle; küfürbaz dediğiniz insanlar sandığınız kadar da geri zekalı, güvenilmez insanlar değillermiş.

kaynak
devamını gör...

bon jovi

1983'te new jersey'de kurulan, ergenlik dönemimin fon müzikleri çoğunlukla bu abilere ait olan ve hala konser vermeye devam eden glam grubu. ya da bir zamanlar öyleydi..

günümüzdeyse richie sambora'nın grubu terk etmesi ve jon bon jovi'nin 2013-2014 arası dönemde sesini nerdeyse kaybetmesiyle artık eski heyecanından eser yoktur. ne konserleri ne de yeni çıkardıkları albümler eskisi gibidir, en azından benim için. halbuki bir zamanlar slippery when wet albümündeki tüm şarkıların sözlerini ezbere bilirdim. bazı türkçe çeviri sitelerindeki çevirileri bizzat bana aittir hatta.

hey gidi günler diyelim ve şu sözlerle bu entrye ve geceye son verelim;

---wanted dead or alive---
and i walk these streets
a loaded six string on my back
i play for keeps, 'cause i might not make it back
i' ve been everywhere, still standing tall
i've seen the million faces, and i rocked them all!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim