anladım.
çok da abartılacak bir şey değilmiş. gençken aklıma gelmezdi yaşlanacağım. aslında farkındaydım tabii ki. yani
bir tat bir doku oyunundan
cem yılmaz'ın milenyum için söylediğini uyarlarsak yaşım her sene bir bir ilerledikçe biliyordum bir yerde kırk yaşıma varacağımı.
yolda bir kazaya uğramadığım için de düşe kalka da olsa yaşlandım. iyi de oldu. yaşlılığın bana getirdiği en büyük özgürlük ben
bu yaştan sonra deme hakkı oldu. bundan da çok memnunum.
artık toplu taşımada insanlara yer vermek için taciz edilmiyorum. genelde eğer oturuyorsam
ben bundan yaşlıyım, şundan da yaşlıyım, şunlar benden yaşlı diyerek saçma bir seçme ve yerleştirme yapıyorum kafamda.
yaşlandıkça sakinleştim. en azından ortalama bir karadeniz insanına göre oldukça sakinim. trafikte değilsem haftada bir iki kez çok sinirleniyorum. o da hemen geçiyor zaten. bu benim için muhteşem bir ilerleme.
bazen eve gelince koltuğa otururken dizlerimi sıvazlayıp
allah la ilahe illallah buna da şükür diyorum. yaşlandıkça dedemleşiyorum sanırım. dışarıda bir yerlerde dolaşırken ya da bir yerlerde otururken zamanlı zamansız
yatsı okundu mu diye sorasım geliyor.
velhasıl yaşlandım. yirmili yaşlarımın sonlarına doğru kitap okurken sağ baş parmağıma bakmaya başladım. hani kitabı tutarken sayfanın üzerinde kalan parmağa. o parmağın derisinin sıkılığı bana yaşlanmadığımı gösteriyordu. bir süre sonra bir takıntı oldu bu. sürekli baktım o parmağa.
sonra zaman geçtikçe yani, ki zaman hep geçer, artık o kadar genç olmadığımı anlattı bana baş parmak. şu an o parmağın üzerinde bir dövme var ve bu dövme bana kırk yaşımdan sonra ne kadar şanslı bir adama dönüştüğümü anlatıyor.
yaşlandım. dinginleştim. ehlileştim. ve daha bir sürü şey.
devamını gör...