1.
insan olun biraz
(editör)
Eğer bir gün ölürsem ve eğer Tanrı varsa ve eğer Tanrı anlatıldığı gibi biriyse ve eğer ben de düşündüğüm, olduğumu sandığım gibi bir insansam ve eğer Tanrı sözünün eriyse ve eğer ben sözümün eriysem ve eğer cennet gerçekten sıkıcı bir yerse ve eğer Tanrı öldüğüm zaman da beni sevmemeye devam ederse ve eğer ben öldüğümde de bu kadar inatçı bir insan olmaya devam edersem herhangi bir sorgu suale gerek kalmadan kendi yerimi kendim bulurum.
son tanımları | başucu eserleri
2.
cebimdeki yabancı
bir serra yılmaz filmidir.

filmin senaryosunu murat dişli yazmıştır. film 2016 yılında gösterime girmiş olan paolo genovese imzalı perfetti sconosciuti isimli filmin yeniden çekimidir.
filmde bu filmde gerçekten harika oynamış olan çağlar çorumlu, performansını hiç beğenmediğim belçim bilgin, buğra gülsoy, leyla lydia tuğutlu, serkan altunorak, şükrü özyıldız ve şebnem bozoklu rol almıştır.
herkesin kendine sakladığı, sadece kendisi ile ilgili olduğunu düşündüğü, başkaları ile paylaşmak istemediği bilgiler vardır. siz bunlara sır diyebilirsiniz. ancak bu sırlar sadece kişiyi ilgilendirmiyorsa, sır saklayan insan hayatını birlikte geçirdiği kişiyi aldatmak, kandırmak için bunu yapıyorsa o zaman özgürlüğün sınırını farklı bir yerden çizmek gerekiyor.
uzun zamandır arkadaş olan yedi kişi bir akşam yemeğinde bir araya gelirler. üç çift ve yalnız bir adamdan oluşan bu eski arkadaş grubu bir oyun oynamaya karar verir. herkes telefonlarını sesi açık bir şekilde masaya koyacak ve gelen mesajlar açık açık okunacak, aramalar hoparlöre alınarak cevaplanacaktır. ve zaman geçtikçe bazı sırlar ortaya çıkmaya başlar.
çağlar çorumlu'yu, buğra gülsoy'u ve serkan altunorak'ı çok beğendiğim filmin sonu hariç her şeyi gayet yerli yerinde idi bence.

filmin senaryosunu murat dişli yazmıştır. film 2016 yılında gösterime girmiş olan paolo genovese imzalı perfetti sconosciuti isimli filmin yeniden çekimidir.
filmde bu filmde gerçekten harika oynamış olan çağlar çorumlu, performansını hiç beğenmediğim belçim bilgin, buğra gülsoy, leyla lydia tuğutlu, serkan altunorak, şükrü özyıldız ve şebnem bozoklu rol almıştır.
herkesin kendine sakladığı, sadece kendisi ile ilgili olduğunu düşündüğü, başkaları ile paylaşmak istemediği bilgiler vardır. siz bunlara sır diyebilirsiniz. ancak bu sırlar sadece kişiyi ilgilendirmiyorsa, sır saklayan insan hayatını birlikte geçirdiği kişiyi aldatmak, kandırmak için bunu yapıyorsa o zaman özgürlüğün sınırını farklı bir yerden çizmek gerekiyor.
uzun zamandır arkadaş olan yedi kişi bir akşam yemeğinde bir araya gelirler. üç çift ve yalnız bir adamdan oluşan bu eski arkadaş grubu bir oyun oynamaya karar verir. herkes telefonlarını sesi açık bir şekilde masaya koyacak ve gelen mesajlar açık açık okunacak, aramalar hoparlöre alınarak cevaplanacaktır. ve zaman geçtikçe bazı sırlar ortaya çıkmaya başlar.
çağlar çorumlu'yu, buğra gülsoy'u ve serkan altunorak'ı çok beğendiğim filmin sonu hariç her şeyi gayet yerli yerinde idi bence.
devamını gör...
3.
oblomov
bir ivan aleksandroviç gonçarov kitabıdır.
benim için yeri her zaman ayrı olan ve zaman içinde birkaç kere okuduğum romanlar vardır. bu roman da onlardan biridir. dövmelerle vücudumu dünya edebiyatı tarihine dönüştürme yolunda olduğum için oblomov ile ilgili bir dövme yaptırmayı da düşünüp sonra vazgeçmiştim. yani roman en sevdiklerim arasındadır ama zirvede değil benim için yine de.
zengin bir aristokrat olan oblomov tembel bir adamdır. aslında zihnen pek öyle tembel olduğu söylenemez ama düşündüklerini icraata dökecek enerjisi hiçbir zaman olmamıştır.
zahar bence bu roman içinde en az oblomov kadar büyük bir yer tutar. zahar o kadar derin bir karakterdir ki her türlü karanlık ve kirli işe bulaşmış olsa da, denk geldiği bütün bozuk paraları cebine atsa da, uşaklığını yaptığı oblomov hakkında ileri geri konuşmak için her fırsatı değerlendirse de efendisi için ölmesi gerekse bir dakika bile düşünmeden yapar bunu.
oblomov büyük bir adamdır benim gözümde. fikir adamıdır. aşık olduğu zaman ise benliğinin dışına çıkabilecek kadar irade sahibidir.
her zaman en sevdiğim kitaplardan biri olarak kalacak olan nefis bir romandır.
benim için yeri her zaman ayrı olan ve zaman içinde birkaç kere okuduğum romanlar vardır. bu roman da onlardan biridir. dövmelerle vücudumu dünya edebiyatı tarihine dönüştürme yolunda olduğum için oblomov ile ilgili bir dövme yaptırmayı da düşünüp sonra vazgeçmiştim. yani roman en sevdiklerim arasındadır ama zirvede değil benim için yine de.
zengin bir aristokrat olan oblomov tembel bir adamdır. aslında zihnen pek öyle tembel olduğu söylenemez ama düşündüklerini icraata dökecek enerjisi hiçbir zaman olmamıştır.
zahar bence bu roman içinde en az oblomov kadar büyük bir yer tutar. zahar o kadar derin bir karakterdir ki her türlü karanlık ve kirli işe bulaşmış olsa da, denk geldiği bütün bozuk paraları cebine atsa da, uşaklığını yaptığı oblomov hakkında ileri geri konuşmak için her fırsatı değerlendirse de efendisi için ölmesi gerekse bir dakika bile düşünmeden yapar bunu.
oblomov büyük bir adamdır benim gözümde. fikir adamıdır. aşık olduğu zaman ise benliğinin dışına çıkabilecek kadar irade sahibidir.
her zaman en sevdiğim kitaplardan biri olarak kalacak olan nefis bir romandır.
devamını gör...
4.
the home
bir james demonaco filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen james demonaco ve adam cantor birlikte yazmıştır. arınma gecesi serisinin çoğu filminin yazarı ve yönetmeni olan james demonaco bu sefer biraz daha farklı bir iş denemiş ama aslında tanınmış olduğu seriye benzer bir hikaye çıkmış ortaya.
filmde pete davidson, john glover, mugga, senarist adam cantor, bruce altman, denise burse, ethan phillips, mary beth peil ve nathalie schmidt gibi isimler yer almıştır.
hapse atılmaktan kurtulmak için bir huzurevinde çalışmak zorunda kalan max daha ilk andan bu evde şüpheli şeyler olduğunu fark eder. ama bu tür filmlerin tamamında olduğu gibi bu şüphelerini ciddiye almaz.
çok küçük yaşta iken çok sevdiği abisini kaybetmiş olan max bu kaybın getirdiği travmayı hala yaşamaktadır. huzurevinde olan bitenler hem bu travmayı tetikler hem de max'in karşısına hiç ummadığı sorunlar çıkarır.
bazı sahneler gayet etkileyici idi ve pete davidson'ı da bu rolde çok başarılı buldum. ama film arınma gecesinin devam filmleri kadar vasat bir filmdi.

filmin senaryosunu da yönetmen james demonaco ve adam cantor birlikte yazmıştır. arınma gecesi serisinin çoğu filminin yazarı ve yönetmeni olan james demonaco bu sefer biraz daha farklı bir iş denemiş ama aslında tanınmış olduğu seriye benzer bir hikaye çıkmış ortaya.
filmde pete davidson, john glover, mugga, senarist adam cantor, bruce altman, denise burse, ethan phillips, mary beth peil ve nathalie schmidt gibi isimler yer almıştır.
hapse atılmaktan kurtulmak için bir huzurevinde çalışmak zorunda kalan max daha ilk andan bu evde şüpheli şeyler olduğunu fark eder. ama bu tür filmlerin tamamında olduğu gibi bu şüphelerini ciddiye almaz.
çok küçük yaşta iken çok sevdiği abisini kaybetmiş olan max bu kaybın getirdiği travmayı hala yaşamaktadır. huzurevinde olan bitenler hem bu travmayı tetikler hem de max'in karşısına hiç ummadığı sorunlar çıkarır.
bazı sahneler gayet etkileyici idi ve pete davidson'ı da bu rolde çok başarılı buldum. ama film arınma gecesinin devam filmleri kadar vasat bir filmdi.
devamını gör...
5.
vampire humaniste cherche suicidaire consentant
bir ariane louis seize filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen ariane louis seize ve christine doyon birlikte yazmıştır. filmde sara montpetit, felix antoine benard, steve laplante, sophie cadieux, noemie ofarrell, maria brassard ve gabriel anotine roy rol almıştır.
dilimize hümanist vampir intihara meyilli kişiyi arıyor ismiyle çevrilen film aldığı birçok ödülün yanı sıra venedik film festivalinde dört ödül birden kazanmıştır.
küçükken doğum günü partisinde bir palyaço yüzünden travma yaşayan sasha ailesinin neden olduğu bu travmadan sonra normal bir vampir gibi davranmayı reddeder. iştahı kabarması gereken durumlarda şefkat duygusu hissetmeye başlar.
ailesinin tedarik ettiği kanlarla belli bir yaşa gelen sasha'nın artık kendi başının çaresine bakması gerekmektedir. ölmek tehdidi ile karşı karşıya kalan sasha yine de insanların kanını ememez.
ancak tam bu anda intihara meyilli olan paul ile karşılaşır. paul'ün ölümü sasha'nın hayatta kalmasını sağlayacaktır ama önce paul'ün son isteklerini yerine getirmeye karar verir ikili.
bakış açısı ve oyunculuklarla izlediğim en iyi vampir filmleri arasında yer almıştır film.

filmin senaryosunu da yönetmen ariane louis seize ve christine doyon birlikte yazmıştır. filmde sara montpetit, felix antoine benard, steve laplante, sophie cadieux, noemie ofarrell, maria brassard ve gabriel anotine roy rol almıştır.
dilimize hümanist vampir intihara meyilli kişiyi arıyor ismiyle çevrilen film aldığı birçok ödülün yanı sıra venedik film festivalinde dört ödül birden kazanmıştır.
küçükken doğum günü partisinde bir palyaço yüzünden travma yaşayan sasha ailesinin neden olduğu bu travmadan sonra normal bir vampir gibi davranmayı reddeder. iştahı kabarması gereken durumlarda şefkat duygusu hissetmeye başlar.
ailesinin tedarik ettiği kanlarla belli bir yaşa gelen sasha'nın artık kendi başının çaresine bakması gerekmektedir. ölmek tehdidi ile karşı karşıya kalan sasha yine de insanların kanını ememez.
ancak tam bu anda intihara meyilli olan paul ile karşılaşır. paul'ün ölümü sasha'nın hayatta kalmasını sağlayacaktır ama önce paul'ün son isteklerini yerine getirmeye karar verir ikili.
bakış açısı ve oyunculuklarla izlediğim en iyi vampir filmleri arasında yer almıştır film.
devamını gör...
6.
secret level
bir tim miller dizisidir.

love death robots'un da yaratıcısı olan tim miller bu dizinin de hem yaratıcısı hem de yazarlardından biridir. dün akşam denk gelip izlemeye başladığım diziyi hızla izleyip bitirdim. 15 bölümden oluşan bu dizinin en uzun bölümü 19 en kısa bölümü ise sadece 8 dakika sürüyor.
dizi çok sevilen bilgisayar oyunlarına ve bu oyunların tutkunlarına bir saygı duruşu niteliğinde çekilmiş. her bölümde farklı bir bilgisayar oyunu evreninde zekice yazılmış hikayeler var.
bilgisayar oyunları ile aram hiç iyi olmadığı için eminim ki dizide geçen çok şeyi kaçırdım. bir bilgisayar oyunu tutkunu bu dizide benim anladığımdan fazlasını anlamış ve benim aldığımdan daha çok keyif almıştır.
benim aşina olduğum tek bölüm pac man bölümü oldu. yıllarca oynadığım, labirent için de dönenip durduğum ve bazen av bazen avcı olduğum bu oyuna başka bir felsefi açıdan bakmış yazarlar, ki bence muhteşem olmuş.
her bölümü ayrı ayrı sevsem de pac man dışında sifu, unreal tournament, the outer worlds ve playtime bölümleri favorilerim oldu.

love death robots'un da yaratıcısı olan tim miller bu dizinin de hem yaratıcısı hem de yazarlardından biridir. dün akşam denk gelip izlemeye başladığım diziyi hızla izleyip bitirdim. 15 bölümden oluşan bu dizinin en uzun bölümü 19 en kısa bölümü ise sadece 8 dakika sürüyor.
dizi çok sevilen bilgisayar oyunlarına ve bu oyunların tutkunlarına bir saygı duruşu niteliğinde çekilmiş. her bölümde farklı bir bilgisayar oyunu evreninde zekice yazılmış hikayeler var.
bilgisayar oyunları ile aram hiç iyi olmadığı için eminim ki dizide geçen çok şeyi kaçırdım. bir bilgisayar oyunu tutkunu bu dizide benim anladığımdan fazlasını anlamış ve benim aldığımdan daha çok keyif almıştır.
benim aşina olduğum tek bölüm pac man bölümü oldu. yıllarca oynadığım, labirent için de dönenip durduğum ve bazen av bazen avcı olduğum bu oyuna başka bir felsefi açıdan bakmış yazarlar, ki bence muhteşem olmuş.
her bölümü ayrı ayrı sevsem de pac man dışında sifu, unreal tournament, the outer worlds ve playtime bölümleri favorilerim oldu.
devamını gör...
7.
son gulyabani'nin korku hikayeleri 1
bir mehmet berk yaltırık kitabıdır.
mehmet berk yaltırık'ın son iki senedir karanlığın şahidesi ve kan sahibi isimli kitaplarını okumuştum. çok sevdiğim bu iki kitap hakkında birer de tanım yazmıştım.
mehmet berk yaltırık türk edebiyatındaki bir eksiği kapatan çok iyi bir yazar benim için. korku edebiyatının hakkını veren nadir yazarlardan biri. bunu yaparken de herhangi bir yere öykünerek değil bu topraklardan faydalanarak yazıyor eserlerini.
bu kitabında yine vampirler, kurtlar, ölüler diyarından geri dönenler, tekinsiz yapılar içinde yolunu bulmaya çalışan insanlar, yeniçeriler, komitacılar, bir dönemler osmanlı devletinin hükmettiği topraklar var.
kitaptaki bütün öyküler çok iyidi bence. ama özellikle kanlı eller isimli öyküyü çok sevdim.
bir at arabası ile yolculuk yapan biri arabacı, biri eski toprak kanunsuzlardan ve sonuncusu da korku hikayeleri yazan bir muharrir olan üç kişinin gittikçe şiddetini artıran kar yağışı ve tipi sonucunda kendilerini eski zamanlardan kalma bir hana zor atmalarının hikayesi anlatılıyor bu öyküde. bu insanların başına gelenler cidden tüylerimi ürpertti.
ikincisini sabırsızlıkla beklediğim çok iyi bir öykü kitabıydı.
mehmet berk yaltırık'ın son iki senedir karanlığın şahidesi ve kan sahibi isimli kitaplarını okumuştum. çok sevdiğim bu iki kitap hakkında birer de tanım yazmıştım.
mehmet berk yaltırık türk edebiyatındaki bir eksiği kapatan çok iyi bir yazar benim için. korku edebiyatının hakkını veren nadir yazarlardan biri. bunu yaparken de herhangi bir yere öykünerek değil bu topraklardan faydalanarak yazıyor eserlerini.
bu kitabında yine vampirler, kurtlar, ölüler diyarından geri dönenler, tekinsiz yapılar içinde yolunu bulmaya çalışan insanlar, yeniçeriler, komitacılar, bir dönemler osmanlı devletinin hükmettiği topraklar var.
kitaptaki bütün öyküler çok iyidi bence. ama özellikle kanlı eller isimli öyküyü çok sevdim.
bir at arabası ile yolculuk yapan biri arabacı, biri eski toprak kanunsuzlardan ve sonuncusu da korku hikayeleri yazan bir muharrir olan üç kişinin gittikçe şiddetini artıran kar yağışı ve tipi sonucunda kendilerini eski zamanlardan kalma bir hana zor atmalarının hikayesi anlatılıyor bu öyküde. bu insanların başına gelenler cidden tüylerimi ürpertti.
ikincisini sabırsızlıkla beklediğim çok iyi bir öykü kitabıydı.
devamını gör...
8.
en uzun gece (film)
bir can merdan doğan kısa filmidir

filmin senaryosunu da yönetmen can merdan doğan yazmıştır. filmde mustafa kırantepe, hasibe eren, deniz görkem kaya, ceren taşçı, ezgi coşkun ve dilayda güneş rol almıştır. film antalya altın portakal film festivalinde en iyi kısa film dalında aday gösterilmiştir.
can merdan doğan'ın çektiği stiletto (kısa film)de de çok benzer bir konu işlenmişti aslında. ancak o filmde eşi tarafından zor durumda bırakılan bir adam varken bu filmde şartlar tarafından zor durumda bırakılan ve bundan hiç de hoşlanmayan iki adam var.
bir düğün için bir araya gelen bir aile aynı apartman dairesinde kalır. evlenmek üzere olan kız kardeş ile birlikte diğer kız kardeşler ve bu kardeşlerin eşleri aynı eve sığışırlar bir gecelik. odalar bölüşüldüğü zaman iki bacanak aynı yatakta yatmak zorunda kalır. ev sahibi hüseyin için de küçük bacanak fırat için de biraz rahatsız edici olsa da kabul edilebilir bir ayarlama gibi görünür bu durum.
sıcaklığın dayanılmaz olduğu gecede aynı yatağı paylaşan bacanaklar kendilerine biçilmiş olan ve severek ve isteyerek giyindikleri erkeklik rollerini darbe aldığını hisseder.
gerçekten çok iyi bir kısa filmdi bence.

filmin senaryosunu da yönetmen can merdan doğan yazmıştır. filmde mustafa kırantepe, hasibe eren, deniz görkem kaya, ceren taşçı, ezgi coşkun ve dilayda güneş rol almıştır. film antalya altın portakal film festivalinde en iyi kısa film dalında aday gösterilmiştir.
can merdan doğan'ın çektiği stiletto (kısa film)de de çok benzer bir konu işlenmişti aslında. ancak o filmde eşi tarafından zor durumda bırakılan bir adam varken bu filmde şartlar tarafından zor durumda bırakılan ve bundan hiç de hoşlanmayan iki adam var.
bir düğün için bir araya gelen bir aile aynı apartman dairesinde kalır. evlenmek üzere olan kız kardeş ile birlikte diğer kız kardeşler ve bu kardeşlerin eşleri aynı eve sığışırlar bir gecelik. odalar bölüşüldüğü zaman iki bacanak aynı yatakta yatmak zorunda kalır. ev sahibi hüseyin için de küçük bacanak fırat için de biraz rahatsız edici olsa da kabul edilebilir bir ayarlama gibi görünür bu durum.
sıcaklığın dayanılmaz olduğu gecede aynı yatağı paylaşan bacanaklar kendilerine biçilmiş olan ve severek ve isteyerek giyindikleri erkeklik rollerini darbe aldığını hisseder.
gerçekten çok iyi bir kısa filmdi bence.
devamını gör...
9.
geber aşkım
bir ariana harwicz kitabıdır.
die my love ismiyle lynne ramsay tarafından filme alınan ve 2018 yılında benim şahsen çok önemsediğim ödüllerden biri olan uluslararası man booker ödülüne aday gösterilen bu roman bir kadının hikayesi en içten şekilde anlatır.
kitabı okurken aklımda hep virginia woolf vardı. sanırım birçok okur da benimle aynı fikirde göz attığım kadarıyla. hatta bazı okurlar haklı olarak benim çok sevdiğim yazarlardan biri olan clarice lispector ile de benzerlik kurmuşlar.
aslında çoğu kadın yazarın yaşadığı ve anlatarak kurtulmaya çalıştığı sorınlar anlatılıyor kitapta. yazar tıkanıklığı yaşayan, eşi ile sosyallikten uzak bir evde yaşamaya başlayan ve yeni anne olmuş bir yazarın sınırlarda dolaşan hikayesi anlatılır yazar tarafından.
bir yazarın yazmak için ihtiyaç duyduğu özgürlük duygusu ile bir annenin çocuğu, bir eşin evliliği ile üzerine abanan sorumluluk duygusu bir araya geldiği zaman elbette ki ya bir taraf çökecek ya da kişi kendini ağır bir depresyon içinde bulacaktır.
kesinlikle çok içten ve zekice yazılmış bir kitaptı.
die my love ismiyle lynne ramsay tarafından filme alınan ve 2018 yılında benim şahsen çok önemsediğim ödüllerden biri olan uluslararası man booker ödülüne aday gösterilen bu roman bir kadının hikayesi en içten şekilde anlatır.
kitabı okurken aklımda hep virginia woolf vardı. sanırım birçok okur da benimle aynı fikirde göz attığım kadarıyla. hatta bazı okurlar haklı olarak benim çok sevdiğim yazarlardan biri olan clarice lispector ile de benzerlik kurmuşlar.
aslında çoğu kadın yazarın yaşadığı ve anlatarak kurtulmaya çalıştığı sorınlar anlatılıyor kitapta. yazar tıkanıklığı yaşayan, eşi ile sosyallikten uzak bir evde yaşamaya başlayan ve yeni anne olmuş bir yazarın sınırlarda dolaşan hikayesi anlatılır yazar tarafından.
bir yazarın yazmak için ihtiyaç duyduğu özgürlük duygusu ile bir annenin çocuğu, bir eşin evliliği ile üzerine abanan sorumluluk duygusu bir araya geldiği zaman elbette ki ya bir taraf çökecek ya da kişi kendini ağır bir depresyon içinde bulacaktır.
kesinlikle çok içten ve zekice yazılmış bir kitaptı.
devamını gör...
10.
nuit et brouillard
bir alain resnais kısa belgesel filmidir.

belgeselin senaryosunu yönetmen alain resnais gusen toplama kampından kurtulmuş olan senarist jean cayrol ile birlikte yazmıştır. toplama kamplarının son bulmasından o sene sonra çekilen kısa belgesel filmin seslendirmesini ise michel buketi yapmıştır.
film bafta ödüllerinde adaylık elde etmiştir.
nacht und nebel almanların güvenliğini sağlama almak için adolf hitler tarafından yayımlanan bir kararnamenin adı aslında. gece ve sis ismi bu kararname ile bazı insanların mahkumiyetlerinin nasıl bir ortamda başlayacağını anlatıyor bize.
belgesel nazi döneminde kurulan toplama kamplarının hem kuruluşunu hem genel yapısını hem görev şemasını hem de burada yaşamak zorunda bırakılan insanlara yapılan akıl almaz zulümleri anlatır.
görüntüler zaten izlenecek gibi değil. her sahnesi insanı derinden etkiliyor. sadece görüntüye alınan insanlar değil o binaların dıştan ve özellikle de içten görünümleri çok rahatsız edici. ancak filmler ilgili en etkili kısım sanırım anlatıcı ve onun okuduğu metin oldu benim için.
gerçeği en çıplak halinde gözler önüne seren gayet başarılı bir belgeseldi.

belgeselin senaryosunu yönetmen alain resnais gusen toplama kampından kurtulmuş olan senarist jean cayrol ile birlikte yazmıştır. toplama kamplarının son bulmasından o sene sonra çekilen kısa belgesel filmin seslendirmesini ise michel buketi yapmıştır.
film bafta ödüllerinde adaylık elde etmiştir.
nacht und nebel almanların güvenliğini sağlama almak için adolf hitler tarafından yayımlanan bir kararnamenin adı aslında. gece ve sis ismi bu kararname ile bazı insanların mahkumiyetlerinin nasıl bir ortamda başlayacağını anlatıyor bize.
belgesel nazi döneminde kurulan toplama kamplarının hem kuruluşunu hem genel yapısını hem görev şemasını hem de burada yaşamak zorunda bırakılan insanlara yapılan akıl almaz zulümleri anlatır.
görüntüler zaten izlenecek gibi değil. her sahnesi insanı derinden etkiliyor. sadece görüntüye alınan insanlar değil o binaların dıştan ve özellikle de içten görünümleri çok rahatsız edici. ancak filmler ilgili en etkili kısım sanırım anlatıcı ve onun okuduğu metin oldu benim için.
gerçeği en çıplak halinde gözler önüne seren gayet başarılı bir belgeseldi.
devamını gör...
11.
sauvages
bir claude barras animasyon filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen claude barras ve catherine paille birlikte yazmıştır. film birçok film festivalinde adaylık elde etse de bunların çoğundan ödülsüz dönmüştür.
sanayileşmenin, kapitalizmin doğal olana olan düşmanlığını ve doğanın zaman içinde artık kendini savunamayacak hale gelmesi üzerine birçok film yapıldı, yapılmaya devam ediyor ve büyük ihtimalle de daha çok sayıda böyle film yapılacak. bu animasyon film de tam olarak bu konuyu işliyor.
tropik bir bölgede yaşayan keria burada oshi adını verdiği bir orangutan yavrusu ile ahbap olur. kuzeni selaii bu ormadan yaşamaktadır. vahşiler arasındadır. ancak vahşilik diye tabir edilen şey aslında doğa ile barış içinde yaşamak, kapitalizmin gereklerine baş kaldırmak, hiçbir canlıya zarar vermemektir.
bir gün bir inşaat şirketi bu ormanı yerle bir edip burada yaşayan vahşileri medenileştirmeye karar verince keria ve arkadaşları direnmeye karar verir.
bazı şeyler bu kadar ayan beyan anlatıldığı zaman sevimsiz olabiliyor. bence bu filmin zayıf olmasının nedeni her şeyin fazla kör göze parmak olmasıydı.

filmin senaryosunu da yönetmen claude barras ve catherine paille birlikte yazmıştır. film birçok film festivalinde adaylık elde etse de bunların çoğundan ödülsüz dönmüştür.
sanayileşmenin, kapitalizmin doğal olana olan düşmanlığını ve doğanın zaman içinde artık kendini savunamayacak hale gelmesi üzerine birçok film yapıldı, yapılmaya devam ediyor ve büyük ihtimalle de daha çok sayıda böyle film yapılacak. bu animasyon film de tam olarak bu konuyu işliyor.
tropik bir bölgede yaşayan keria burada oshi adını verdiği bir orangutan yavrusu ile ahbap olur. kuzeni selaii bu ormadan yaşamaktadır. vahşiler arasındadır. ancak vahşilik diye tabir edilen şey aslında doğa ile barış içinde yaşamak, kapitalizmin gereklerine baş kaldırmak, hiçbir canlıya zarar vermemektir.
bir gün bir inşaat şirketi bu ormanı yerle bir edip burada yaşayan vahşileri medenileştirmeye karar verince keria ve arkadaşları direnmeye karar verir.
bazı şeyler bu kadar ayan beyan anlatıldığı zaman sevimsiz olabiliyor. bence bu filmin zayıf olmasının nedeni her şeyin fazla kör göze parmak olmasıydı.
devamını gör...
12.
cinayet mevsimi
bir suat duman kitabıdır.
son zamanlarda en çok okuduğum yazarlardan biri suat duman. daha önce rakun (kitap) eserinin yanı sıra 1918 kalbim kimsesiz yurdum, 1918 ah dehşet dehşet dehşet ve 1918 bir hayalet dolaşıyor isimli polisiye romanlarını okumuş ve bu eserler için birer tanım da yazmıştım.
kitapta genç bir kadın cinayete kurban gider. talihsiz kadının odasında yapılan araştıma sonucu boğularak öldürülmüş olan bu kadının yastığının altından bir fotoğraf çıkar. polis araştırmasını yaparken ölen kadının arkadaşlarından biri olan mehmet amcasının eski ve sevilen bir polis olmasının da yardımı ile kendi sorıştumasını yürütmeye başlar.
mehmet'in bu soruşturmasında ona şair arkadaşı zafer ve sürekli aynı yerde takılmakta olan ahbaplar diye anılan iki sinefil de yardımcı olacaktır.
ilk cinayetin olay yerinde tanıştığı gülizar müjde isimli genç ve güzel kadın mehmet'in dikkatini dağıtmakta olsa da daha sonra işlenen ve ilk cinayete çok benzer olan genç kadın cinayetleri konusunda onun da yardımı olacaktır.
suat duman polisiyelerini seviyorum. anlattığı hikayeler basit gibi görünse de derinliği olan hikayeler.
son zamanlarda en çok okuduğum yazarlardan biri suat duman. daha önce rakun (kitap) eserinin yanı sıra 1918 kalbim kimsesiz yurdum, 1918 ah dehşet dehşet dehşet ve 1918 bir hayalet dolaşıyor isimli polisiye romanlarını okumuş ve bu eserler için birer tanım da yazmıştım.
kitapta genç bir kadın cinayete kurban gider. talihsiz kadının odasında yapılan araştıma sonucu boğularak öldürülmüş olan bu kadının yastığının altından bir fotoğraf çıkar. polis araştırmasını yaparken ölen kadının arkadaşlarından biri olan mehmet amcasının eski ve sevilen bir polis olmasının da yardımı ile kendi sorıştumasını yürütmeye başlar.
mehmet'in bu soruşturmasında ona şair arkadaşı zafer ve sürekli aynı yerde takılmakta olan ahbaplar diye anılan iki sinefil de yardımcı olacaktır.
ilk cinayetin olay yerinde tanıştığı gülizar müjde isimli genç ve güzel kadın mehmet'in dikkatini dağıtmakta olsa da daha sonra işlenen ve ilk cinayete çok benzer olan genç kadın cinayetleri konusunda onun da yardımı olacaktır.
suat duman polisiyelerini seviyorum. anlattığı hikayeler basit gibi görünse de derinliği olan hikayeler.
devamını gör...
13.
1564 şeytan nüfus sayımı
1564 yılında demonolog johann weyer tarafından yapılan ve dünya üzerindeki şeytanların sayısına dair kesin olmasa da bize aşağı yukarı bir bilgi veren nüfus sayımıdır.
isviçre doğumlu protestan bir fizikçi ve demonolog olan johann weyer 1564 yılında yaptığı bu sayımın sonucunu 1568 yılında yayımladığı de praestigiis daemonum et ıncantationibus ac veneficiis isimli eserinde yer vermiştir.
eduardo galeano'nun aynalar neredeyse evrensel bir tarih isimli kitabının 132. sayfasında bulunan şeytan müslümandır isimli bölümde johann weyer'in hristiyan ruhları helak etmek için yeryüzünde bulunan şeytanların 79 lejyona bölünmüş olduğu ve sayılarının yedi milyon dört yüz doksan bin yüz yirmi yedi adet olarak hesapladığını yazar.
ancak internet üzerinde kısa bir araştırma ile johann weyer'in bu sayıyı yedi milyon dört yüz beş bin dokuz yüz yirmi altı olarak hesapladığı da görülebilir.
aradaki fark elbette ki endişe verici. bu durum bizim farkında olmadığımız şeytanlarla bir arada yaşıyor olabileceğimiz fikrini korkunç bir gerçek olarak gözlerimizin önüne seriyor olabilir.
daha korkutucu olan ise luther taraftarları bu sayıyı 2,665,866,746,664 olarak hesaplamıştır. bu kadar şeytanla başa çıkmak elbette ki mümkün değildir.
dünyanın geldiği duruma bakarsak baş edememiş olduğumuz da elle tutulur bir gerçek haline geldi.
bu kadar hızlı bir şekilde çoğalmayı başaran şeytanlarla baş etmek için üç çocuk yapma fikri de çok mantıklı gelmiyor bana. daha radikal çözümler bulmak gerekiyor.
constantine 2'nin bir an önce çekilmesi bence yerinde bir tedbir olacaktır. kalıcı bir çözüm olmasa da bir rahatlama sağlayabilir.
isviçre doğumlu protestan bir fizikçi ve demonolog olan johann weyer 1564 yılında yaptığı bu sayımın sonucunu 1568 yılında yayımladığı de praestigiis daemonum et ıncantationibus ac veneficiis isimli eserinde yer vermiştir.
eduardo galeano'nun aynalar neredeyse evrensel bir tarih isimli kitabının 132. sayfasında bulunan şeytan müslümandır isimli bölümde johann weyer'in hristiyan ruhları helak etmek için yeryüzünde bulunan şeytanların 79 lejyona bölünmüş olduğu ve sayılarının yedi milyon dört yüz doksan bin yüz yirmi yedi adet olarak hesapladığını yazar.
ancak internet üzerinde kısa bir araştırma ile johann weyer'in bu sayıyı yedi milyon dört yüz beş bin dokuz yüz yirmi altı olarak hesapladığı da görülebilir.
aradaki fark elbette ki endişe verici. bu durum bizim farkında olmadığımız şeytanlarla bir arada yaşıyor olabileceğimiz fikrini korkunç bir gerçek olarak gözlerimizin önüne seriyor olabilir.
daha korkutucu olan ise luther taraftarları bu sayıyı 2,665,866,746,664 olarak hesaplamıştır. bu kadar şeytanla başa çıkmak elbette ki mümkün değildir.
dünyanın geldiği duruma bakarsak baş edememiş olduğumuz da elle tutulur bir gerçek haline geldi.
bu kadar hızlı bir şekilde çoğalmayı başaran şeytanlarla baş etmek için üç çocuk yapma fikri de çok mantıklı gelmiyor bana. daha radikal çözümler bulmak gerekiyor.
constantine 2'nin bir an önce çekilmesi bence yerinde bir tedbir olacaktır. kalıcı bir çözüm olmasa da bir rahatlama sağlayabilir.
devamını gör...
14.
suçlular
bir serhat karaaslan kısa filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen serhat karaaslan yazmıştır. filmde deniz altan, lorin merhart, her rolü ile çok beğendiğim erdem şenocak, ercan kesal, cem baza, banu fotocan ve emrah özdemir rol almıştır.
serhat karaaslan'ın daha önce görülmüştür (film), dondurma (film) ve bisiklet (kısa film) isimli eserlerini izlemiştim. ve çok beğendiğim bu filmler için birer de tanım yazmıştım.
üniversite öğrencisi olan emre ve nazlı sevişmek için bir yer aramaktadır. ancak gittikleri oteller evlilik cüzdanları olmadığı için onları geri çevirir. iki sevgili başka yollar düşünür ama sonunda yine bir otelde karar kılar. önce nazlı sonra emre kayıt yaptırır otele.
kayıt işi bittikten sonra emre nazlı'nın odasına gider ancak otel sahibi ve otel çalışanları bu durumdan çok rahatsız olur.
eller var da bize yok mu gerizekalılğında olan otel çalışanı ve sevişmeyi kendisi dahil olmadığı ya da resmiyete dökülmediği takdirde fuhuş olarak gören otel sahibi iki sevgiliye zor zamanlar yaşatmaya başlar.
bence yine harika bir film yapmış yönetmen.

filmin senaryosunu da yönetmen serhat karaaslan yazmıştır. filmde deniz altan, lorin merhart, her rolü ile çok beğendiğim erdem şenocak, ercan kesal, cem baza, banu fotocan ve emrah özdemir rol almıştır.
serhat karaaslan'ın daha önce görülmüştür (film), dondurma (film) ve bisiklet (kısa film) isimli eserlerini izlemiştim. ve çok beğendiğim bu filmler için birer de tanım yazmıştım.
üniversite öğrencisi olan emre ve nazlı sevişmek için bir yer aramaktadır. ancak gittikleri oteller evlilik cüzdanları olmadığı için onları geri çevirir. iki sevgili başka yollar düşünür ama sonunda yine bir otelde karar kılar. önce nazlı sonra emre kayıt yaptırır otele.
kayıt işi bittikten sonra emre nazlı'nın odasına gider ancak otel sahibi ve otel çalışanları bu durumdan çok rahatsız olur.
eller var da bize yok mu gerizekalılğında olan otel çalışanı ve sevişmeyi kendisi dahil olmadığı ya da resmiyete dökülmediği takdirde fuhuş olarak gören otel sahibi iki sevgiliye zor zamanlar yaşatmaya başlar.
bence yine harika bir film yapmış yönetmen.
devamını gör...
15.
die my love
bir lynne ramsay filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen lynne ramsay, alice birch ve enda walsh birlikte yazmıştır. senaryo ariana harwicz tarafından yazılan geber aşkım isimli romandan uyarlanmıştır.
filmde jennifer lawrence, robert pattinson, sissy spacek, nick nolte, lakeith stanfield, gabrielle rose, clare coulter ve kasmere trice stanfield rol almıştır.
film en iyi ingiliz yapımı film dalında bafta ödülüne aday gösterilmiştir. film ayrıca cannes film festivalinde de palme dor adayı olmuştur. jennifer lawrence ise bu filmdeki rolü ile en iyi kadın oyuncu dalında altın küre'ye aday gösterilmiştir. ancak ödülü jesse buckley kazanmıştır.
lynne ramsay sevdiğim yönetmenlerden biridir. son yıllarda jennifer lawrence ve robert pattinson da çok iyi işler yaptı. sissy spacek ve nick nolte ise artık efsane olmayı hak etmiş isimler. bu filmin uyarlandığı geber aşkım kitabı da çok iyi bir kitaptı. ama bazen sonuç istediğiniz gibi olmuyor. ve bu film de beklentimin çok altında kaldı.
eşinin isteğiyle eşinin amcasından miras kalan taşrada hiçliğin ortasında bir eve taşınan ve belli ki hem doğum sonrası depresyon hem yazar tıkanıklığı yaşayan grace zaman geçtikçe akli melekelerini yitirir.
bir yazar ve bir anne olarak grace dünyanın başkalarından çok farklı görmektedir. bu fark en çok eşi jackson ile aralarında sorunlar yaratır.
kötü bir film olduğunu söyleyemem ama iyi de değildi.

filmin senaryosunu da yönetmen lynne ramsay, alice birch ve enda walsh birlikte yazmıştır. senaryo ariana harwicz tarafından yazılan geber aşkım isimli romandan uyarlanmıştır.
filmde jennifer lawrence, robert pattinson, sissy spacek, nick nolte, lakeith stanfield, gabrielle rose, clare coulter ve kasmere trice stanfield rol almıştır.
film en iyi ingiliz yapımı film dalında bafta ödülüne aday gösterilmiştir. film ayrıca cannes film festivalinde de palme dor adayı olmuştur. jennifer lawrence ise bu filmdeki rolü ile en iyi kadın oyuncu dalında altın küre'ye aday gösterilmiştir. ancak ödülü jesse buckley kazanmıştır.
lynne ramsay sevdiğim yönetmenlerden biridir. son yıllarda jennifer lawrence ve robert pattinson da çok iyi işler yaptı. sissy spacek ve nick nolte ise artık efsane olmayı hak etmiş isimler. bu filmin uyarlandığı geber aşkım kitabı da çok iyi bir kitaptı. ama bazen sonuç istediğiniz gibi olmuyor. ve bu film de beklentimin çok altında kaldı.
eşinin isteğiyle eşinin amcasından miras kalan taşrada hiçliğin ortasında bir eve taşınan ve belli ki hem doğum sonrası depresyon hem yazar tıkanıklığı yaşayan grace zaman geçtikçe akli melekelerini yitirir.
bir yazar ve bir anne olarak grace dünyanın başkalarından çok farklı görmektedir. bu fark en çok eşi jackson ile aralarında sorunlar yaratır.
kötü bir film olduğunu söyleyemem ama iyi de değildi.
devamını gör...
16.
yeni ayakkabıyla suya gitmek
anneannemin bir ritüel olarak çocuklarına benimsettiği, artık uygulanmasa da aile arasında hala sözü geçen, gerçekliği kuşkulu olsa da aile arasında söylene söylene insanın içine işleyen bir eylemdir.
eski zamanlarda evlere şu taşımak için çeşmelere gidilirdi. elbette o zamanlar mevcut iktidar iş başında değildi. böyle zorluklarla mücadele etmek zorunda kalırdık.
anneannem çocuklarına; yani anneme, teyzelerime ve dayıma, yeni bir onlara yeni bir ayakkabı alındığı zaman çeşmeye su doldurmaya gitmelerini salık verirmiş.
anneanneme göre yeni alınan ayakkabıları giyip çeşmeye suya gitmek ilginç bir etki bırakırmış yeni alınan ayakkabıların üzerinde. tamamen anneannemin yalancısı olarak söylüyorum ki yeni ayakkabı ile suya gitmek ayakkabının ömrünü uzatır, eskiyip yıpranmasını engeller, her zaman ışıl ışıl görünmesini sağlarmış.
anneannemin çocuklarını su almaya yollamak için başka ne tür ritüeller icat ettiğini bilmiyorum ama masal gibi ortamlar yaratarak kendi işini gördürmesi benim için her zaman takdir edilesi bir eylem olmuştur.
ne olur ne olmaz diye yeni ayakkabı aldığım zaman yakınlarda gidilecek bir çeşme bulundurmalı insan.
eski zamanlarda evlere şu taşımak için çeşmelere gidilirdi. elbette o zamanlar mevcut iktidar iş başında değildi. böyle zorluklarla mücadele etmek zorunda kalırdık.
anneannem çocuklarına; yani anneme, teyzelerime ve dayıma, yeni bir onlara yeni bir ayakkabı alındığı zaman çeşmeye su doldurmaya gitmelerini salık verirmiş.
anneanneme göre yeni alınan ayakkabıları giyip çeşmeye suya gitmek ilginç bir etki bırakırmış yeni alınan ayakkabıların üzerinde. tamamen anneannemin yalancısı olarak söylüyorum ki yeni ayakkabı ile suya gitmek ayakkabının ömrünü uzatır, eskiyip yıpranmasını engeller, her zaman ışıl ışıl görünmesini sağlarmış.
anneannemin çocuklarını su almaya yollamak için başka ne tür ritüeller icat ettiğini bilmiyorum ama masal gibi ortamlar yaratarak kendi işini gördürmesi benim için her zaman takdir edilesi bir eylem olmuştur.
ne olur ne olmaz diye yeni ayakkabı aldığım zaman yakınlarda gidilecek bir çeşme bulundurmalı insan.
devamını gör...
17.
i saw the tv glow
bir jane schoenbrun filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen jane schoenburn yazmıştır. filmde justice smith, atypical dizisinde çok beğendiğim jack haven ya da brigette lundy paine, ian foreman, helena howard, lindsey jordan, danielle deadwyler, fred durst ve conner o'malley rol almıştır.
film berlin uluslararası film festivalinde panorama audince award için aday gösterilmiştir. ayrıca aynı festivalde queer filmler için verilen teddy award için de aday olmuştur.
yedinci sınıf öğrencisi olan owen içe kapanık bir çocuktur. arkadaş edinmeyi de pek beceremez. bir gün maddy ile karşılaşır. maddy'nin önerisi ile gece geç saatlerde yayımlanan ve owen'ın izlemesine izin verilmeyen bir diziye başlar.
metafizik bir evreni anlatan bu dizi ile birlikte ikilinin arkadaşlıkları da ilerlemeye başlar. ancak bir süre sonra maddy ortadan kaybolur. sanki arkasında hiç iz bırakmamak için özellikle çaba harcamıştır.
maddy yıllar sonra tekrar ortaya çıktığında birlikte izledikleri dizi hem maddy'yi hem de owen'ı çepeçevre sarmalar.
film başka filmlerde rastlamaya çok alışık olmadığımız bir atmosfere sahipti. büyüdükçe hayat gerçekten çok zorlaşıyor.

filmin senaryosunu da yönetmen jane schoenburn yazmıştır. filmde justice smith, atypical dizisinde çok beğendiğim jack haven ya da brigette lundy paine, ian foreman, helena howard, lindsey jordan, danielle deadwyler, fred durst ve conner o'malley rol almıştır.
film berlin uluslararası film festivalinde panorama audince award için aday gösterilmiştir. ayrıca aynı festivalde queer filmler için verilen teddy award için de aday olmuştur.
yedinci sınıf öğrencisi olan owen içe kapanık bir çocuktur. arkadaş edinmeyi de pek beceremez. bir gün maddy ile karşılaşır. maddy'nin önerisi ile gece geç saatlerde yayımlanan ve owen'ın izlemesine izin verilmeyen bir diziye başlar.
metafizik bir evreni anlatan bu dizi ile birlikte ikilinin arkadaşlıkları da ilerlemeye başlar. ancak bir süre sonra maddy ortadan kaybolur. sanki arkasında hiç iz bırakmamak için özellikle çaba harcamıştır.
maddy yıllar sonra tekrar ortaya çıktığında birlikte izledikleri dizi hem maddy'yi hem de owen'ı çepeçevre sarmalar.
film başka filmlerde rastlamaya çok alışık olmadığımız bir atmosfere sahipti. büyüdükçe hayat gerçekten çok zorlaşıyor.
devamını gör...
18.
stiletto (kısa film)
bir can merdan doğan kısa filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen can merdan doğan yazmıştır. filmde murat kılıç, nihal yalçın ve yıldız güngör rol almıştır. film hem ulusal hem de uluslararası birçok film festivalinden ödül ve adaylıklarla dönmüştür.
cem merdan doğan en uzun gece (film) isimli kısa filminde de aslında benzer bir konu üzerinde durmuştu. toplumsal cinsiyet rollerinin insanlar üzerinde kurduğu baskıyı iki kısa filmde de bence muhteşem bir şekilde anlatmış yönetmen.
gece çalışan bir taksici işini bitirip eve döneceği zaman önünden salına salına geçen kendi halinde bir kadın görür. bu kadın stilettoları ile yorgun taksicide şevket uyandırır.
eve geldiği zaman arabasının bagajında sakladığı bir çantayı da yanına alır. eşi ve çocukları evde değildir. çantadaki stilettoları çıkarır, ayağına giyer ve kendince dans etmeye başlar. mutlu mesut bir danstır bu. ta ki eşi eve erken gelip onu ayağında stilettolar ile görüp çıldırana kadar.
ancak adamın çocukları eşinin verdiği abartılı ve öğrenilmiş tepkinin çok daha dışında bir tepki verir.
bence muhteşem bir kısa filmdi.

filmin senaryosunu da yönetmen can merdan doğan yazmıştır. filmde murat kılıç, nihal yalçın ve yıldız güngör rol almıştır. film hem ulusal hem de uluslararası birçok film festivalinden ödül ve adaylıklarla dönmüştür.
cem merdan doğan en uzun gece (film) isimli kısa filminde de aslında benzer bir konu üzerinde durmuştu. toplumsal cinsiyet rollerinin insanlar üzerinde kurduğu baskıyı iki kısa filmde de bence muhteşem bir şekilde anlatmış yönetmen.
gece çalışan bir taksici işini bitirip eve döneceği zaman önünden salına salına geçen kendi halinde bir kadın görür. bu kadın stilettoları ile yorgun taksicide şevket uyandırır.
eve geldiği zaman arabasının bagajında sakladığı bir çantayı da yanına alır. eşi ve çocukları evde değildir. çantadaki stilettoları çıkarır, ayağına giyer ve kendince dans etmeye başlar. mutlu mesut bir danstır bu. ta ki eşi eve erken gelip onu ayağında stilettolar ile görüp çıldırana kadar.
ancak adamın çocukları eşinin verdiği abartılı ve öğrenilmiş tepkinin çok daha dışında bir tepki verir.
bence muhteşem bir kısa filmdi.
devamını gör...
19.
begüm'ün beş yüz milyonu
bir jules verne kitabıdır.
jules verne çocukluk yıllarımın yazarlarından biridir. yazdığı kitapları her zaman çok sevdim. aradan geçen bunca zamandan sonra, bazılarını daha önce de okuduğum, kitaplarına yeniden denk geldim. ve yine aynı keyifle okuyabiliyorum kitaplarını.
jules verne bu kitabında iki karşıt kutup yaratmış ve yine her zamanki gibi bu işi ustaca başarmış. 150 yıl önce yazılmış olan bu kitap aslında dünyada çok az şeyin değişmiş olduğunun da bir göstergesi.
olağanüstü seyahatler dizisine dahil olan bu roman bir hint prensesinden kalan yüklü miktardaki paranın fransız doktor sarrasin ve alman profesör schultze arasında bölüşmesinden sonrasını anlatır.
ellerime geçen bu para ile sarrasin felsefe, bilim, edebiyat ile dolu bir kent yaratır. neredeyse ideal bir yaşamı alanıdır bu kent. schultze ise çelikten bir imparatorluk kurar kendine. yapabildiği en güçlü silahlarla donatır ülkesini.
zamanın bir yerinde bu iki şehrin karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır elbette. bu savaş iki şehirden birinin yok olmasına neden olacaktır. bir anlamda iyi ile kötünün savaşıdır bu.
her zamanki gibi harika bir kitaptı.
jules verne çocukluk yıllarımın yazarlarından biridir. yazdığı kitapları her zaman çok sevdim. aradan geçen bunca zamandan sonra, bazılarını daha önce de okuduğum, kitaplarına yeniden denk geldim. ve yine aynı keyifle okuyabiliyorum kitaplarını.
jules verne bu kitabında iki karşıt kutup yaratmış ve yine her zamanki gibi bu işi ustaca başarmış. 150 yıl önce yazılmış olan bu kitap aslında dünyada çok az şeyin değişmiş olduğunun da bir göstergesi.
olağanüstü seyahatler dizisine dahil olan bu roman bir hint prensesinden kalan yüklü miktardaki paranın fransız doktor sarrasin ve alman profesör schultze arasında bölüşmesinden sonrasını anlatır.
ellerime geçen bu para ile sarrasin felsefe, bilim, edebiyat ile dolu bir kent yaratır. neredeyse ideal bir yaşamı alanıdır bu kent. schultze ise çelikten bir imparatorluk kurar kendine. yapabildiği en güçlü silahlarla donatır ülkesini.
zamanın bir yerinde bu iki şehrin karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır elbette. bu savaş iki şehirden birinin yok olmasına neden olacaktır. bir anlamda iyi ile kötünün savaşıdır bu.
her zamanki gibi harika bir kitaptı.
devamını gör...
20.
koz (kitap)
bir abidin parıltı kitabıdır.
yazar abidin parıltı'nın yayımlanmış dört kitabından biri bu kitap. yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadığım gibi adını duymamıştım. bu kitapla ilk defa denk gelmiş olduk yazarla. bundan sonra yazarın başka bir kitabını özel olarak alıp okumam ama karşımı bir şekilde çıkarsa okumaktan da imtina etmem.
kitapta anlatılan ve yazarın tamamını gördüğünü, duyduğunu ve de yaşadığını söylediği olaylar doksanlı yıllarda geçiyor.
ülkenin güneydoğusunda izole ve fantastik bir evreni andıran ...bin ve ...kin isimli bölgelerde karman çorman bir hikaye yaşanır. karman çorman derken olumsuz bir anlam vermek istemedim. ülkenin o zamanki hali ahvalini anlatmak için söyledim bu sözü.
köy sıkışıp kalmış bu kargaşanın ve karmaşanın içinde. johan huizinga tarafından ortaya atılan homo ludens kavramı bu bölgede resmen ete kemiğe bürünmüş.
tüm bu olan biten içinde ahzar ve yasemin'in beklenmedik bir sonla biten aşkına da şahit oluyoruz. hem de en yakından en derinden.
kitaba hayran kalmadım ama yazarın üslubunu ve anlattığı hikayeyi beğendim.
yazar abidin parıltı'nın yayımlanmış dört kitabından biri bu kitap. yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadığım gibi adını duymamıştım. bu kitapla ilk defa denk gelmiş olduk yazarla. bundan sonra yazarın başka bir kitabını özel olarak alıp okumam ama karşımı bir şekilde çıkarsa okumaktan da imtina etmem.
kitapta anlatılan ve yazarın tamamını gördüğünü, duyduğunu ve de yaşadığını söylediği olaylar doksanlı yıllarda geçiyor.
ülkenin güneydoğusunda izole ve fantastik bir evreni andıran ...bin ve ...kin isimli bölgelerde karman çorman bir hikaye yaşanır. karman çorman derken olumsuz bir anlam vermek istemedim. ülkenin o zamanki hali ahvalini anlatmak için söyledim bu sözü.
köy sıkışıp kalmış bu kargaşanın ve karmaşanın içinde. johan huizinga tarafından ortaya atılan homo ludens kavramı bu bölgede resmen ete kemiğe bürünmüş.
tüm bu olan biten içinde ahzar ve yasemin'in beklenmedik bir sonla biten aşkına da şahit oluyoruz. hem de en yakından en derinden.
kitaba hayran kalmadım ama yazarın üslubunu ve anlattığı hikayeyi beğendim.
devamını gör...
