jess yazar profili

jess kapak fotoğrafı
jess profil fotoğrafı
rozet
kafa izninde
karma: 42119 tanım: 3697 başlık: 275 apolet: 2 takipçi: 203
🍀

son tanımları | başucu eserleri


köy pazarı

son zamanlarda hiç güven vermeyen pazar. eskiden (eskiden dediğim bundan 10-15 sene önce) köylülere güvenirdim. gerçekten doğal ürünler satarlardı. bir de öyle alışveriş yapanları düşman gibi görmezlerdi. iyi niyetleri her hallerinden anlaşılırdı. şimdi öyle mi? kim bilir nereden ürün alıp köy ürünü diye satıyorlar ya da zaten onlar da ilaç atıyorlar, onlardan bir şeyler almaya ne gerek var? bir de köy ürünü diye daha pahalıya satıyorlar. bilmiyorum artık o pazardaki satıcıları "köylü kurnazı" olarak görüyorum maalesef ki bunun için daha anlatamadığım nice sebebim var kendimce...
devamını gör...

trakyalıların ırkçı olması

normal şartlarda ırkçı değilim ama aileye girecek birinin trakyalı olmasını tercih ederim. bu huyumu bilen 21 yaşındaki oğlum, kız arkadaşından bahsederken "anne o da senin gibi macır kızı." demişti de ben de biraz sevindirik olmuştum.*
devamını gör...

günaydın sözlük

selamın aleyküm köleler,
yaprak dökümünün ikonik karakteri oğuz'un* repliği ile güne başlayasım geldi.* biz kimi zaman işsizlikten kimi zaman köle gibi çalışıp iki kuruş kazanmanın derdine düşerken, bazıları hamuduyla götürüyor. biz de ancak çenemizi yormakla kalıyoruz.

devamını gör...

nedir bu kadar zor olan sorusu

işsiz kalınca hayatın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalmak, eskiden çalıştığın için azade olduğun, yerine birilerini gönderdiğin ve uzaktan organize ettiğin ya da ucundan kıyısından olduğu kadarıyla üstlendiğin sorumlulukların bizzat gerçek muhatabı haline gelmek.

ben 20 kusür yıldır yoğun çalışma hayatı olan biri olarak ailevi mevzulardan uzak yaşıyormuşum meğersem. şöyle ki; ailedeki büyüklerden biri (annem, babam, kayınvalidem, kayınpederim) yardıma muhtaç haldeyse, ne bileyim hastaysa, doktor randevusu varsa vs hep onlarla ilgilenmesi için birilerini (eşim, abim, kardeşim, hatta zaman zaman oğlum vs) yönlendirirdim. söylemesi ayıp* organizasyon benim işimdir. ama olaylarla bizzat ilgilenmek çok daha farklı bir şeymiş.

geçen hafta kayınvalidem hastalandığı için ona gidip 3 günlük yemek yaptım. babam, kaldırımda yürürken düştü, eli kaldırımın kenarına çarptığı için 4 dikiş atıldı falan, bu mevzularda hep ben bizzat yanındaydım.

"zaten öyle olması gerekir, ne var ki bunda?" denilebilir ama dediğim gibi, yerime birilerini yönlendirmeye alışmış olduğum için, şimdi sorumlulukları bizzat üstleniyor olmak bana oldukça zor geliyor...
devamını gör...

bir tweet görseli bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anne bitti

erkek çocuklarının g.. başını her daim annelerinin topladığı gerçeğini yüzümüze tokat gibi vuran o ikonik cümle.* daha o yaşlarda başlayıp ömür boyu sürüyor bu toparlama işi..*

çocuk, okula gitmek istemez, mızmızlanır, arkadaşıyla tartışır, küser, hep bu anlarda annesi yanında hazır kuvvet olarak bulunur.

ergen olur, gece yarısı anlamsız bir şekilde hıçkıra hıçkıra ağlar ama sebebini söylemez, annesi o hiç bilmediği derdinde yanında olur, teselli etmeye çalışır.

parası biter, babaya çaktırmadan destek atar. çocuk üniversiteye gider ama gün gelir okuldan bıktım, ben bu okulu bırakacağım artık çalışmak istiyorum gibisinden şeyleri çok basit bir kararmış gibi annesine anlatır. şok üstüne şok yaşatır anneye...

bazen insanın baba olası geliyor. ne güzel valla, çocukların hiçbir duygusal desteği için emek vermelerine gerek yok. baba, maddi destek veriyorsa, en kral ebeveyn o oluyor. ama anneysen, çocuğunun her daim maddi manevi yanında da olsan, en ufak bir falsosunda "annesi çocuğu iyi terbiye edememiş." oluyor. ohh ne güzel dünya....
devamını gör...

travma bazen hiç yaşanamamış güzel şeylerdir

çağla şikel'in katarsis'te söylediği cümle. yanlış hatırlamıyorsam 3-4 sene önce sosyal medyada çok popülerdi, herkesler paylaşıyordu bu cümleyi.

nedense bana çok saçma geliyor bu yaklaşım. yaşadıklarımızın yarattığı travmalar bitti, sıra yaşanamamış olanlara mı geldi?

yaşanamamış şeyleri yaşamış olsaydık, hayatımızın daha iyiye gideceği ne malum?

ben de yıllarca bu tarz şeyleri çok düşündüm, aşırı düşünmekle geçti yıllarım. ne faydasını gördüm? hiç, koca bir hiç...

o yüzden de artık bir fikri duyduğumda bana faydası var mı yok mu diye düşünüyorum yoksa umursamıyorum.

bir de bir konu hakkında çok düşününce zihnimiz, o konu hakkında bir şeyler yaptığımız hissiyatını veriyormuş, yani düşünce eylemin yerine geçiyormuş ve o konu hakkında herhangi bir eylem yapmaktan vazgeçiriyormuş bizi..

atalarımız boşuna dememiş: düşün düşün b... işin. neyin travma olduğunu düşünmek yerine, geçmişe fazla takılmamak, geleceğe dair planlar yapıp harekete geçmek en iyisi..*
devamını gör...

bir kişiden anında soğutan detaylar

herhangi bir konudaki fikrini sanki allah'ın ayetiymiş gibi empoze etmesi. "ben bu konuda böyle düşünüyorum." de geç, niye "şu şöyledir, bu böyledir." diye tespit kasıyorsun, aksi düşünülemezmiş gibi halleniyorsun ki? en gıcık olduğum şey...
devamını gör...

aşık olunan kadın olmak nasıl hissettiriyor sorunsalı

mesajlaşırken bile sanki yanındaymış gibi hissettiriyor.* şöyle ki, geçenlerde eşimle mesajlaşıyoruz, normalde benim gülerek tepki vereceğimi bildiği bir şey yazmıştı, ardından da ben daha cevap yazmadan "gülmeee" yazdı sanki yanımdaymış ve beni görüyormuş gibi... o kadar hoşuma gitti ki bir insanın, seni senden daha iyi tanıyor olması, tepkilerini falan uzaktayken bile ezbere biliyor olması gibi gibi şeyler, çok tatlı yahu..
devamını gör...

rus kadınla evlenir misiniz

genelleme gibi olmasın ama türk erkeklerinin çoğunun bilinçaltında bulunan istek. hani bunun orada burada ortamlarda konuşulan, alelade bir şey olduğunu düşünürdüm ta ki müge anlı'daki bir üfürükçünün film senaryolarını aratmayan saçmalıklarını dinleyene kadar...

şöyle ki, olay konya'da geçiyor, çok muhafazakar bir ortam hesapta. bir karı-koca ve engelli çocukları var. tıp çocuğun hastalığında çaresiz kalınca, üfürükçüye başvuruyorlar. güya üfürükçü abimiz, engelli çocuğa üfürecek, o da iyileşecek. bu üfürükçü, adamın karısına göz koyuyor ama sonuçta direkt onunla birlikte olmak istediğini söylese kadın asla kabul etmeyeceğinden, "senin içine cin girmiş, o cinin adı meryem, benim içimde de cin var, onun adı da abdullah. bu iki cin birlikte olup çocuk doğurursan engelli çocuğun iyileşecek." diyor. üfürükçünün yazdığı senaryo burada da bitmiyor, "sen, kocan ve engelli çocuğunuz ölecek, kocan ölüp cennete gidecek, o bir daha geri gelmeyecek. sen ve çocuğun yeniden dirileceksiniz. çocuğun iyileşmiş halde, sen de 'rus' bir kadın olarak dünyaya geleceksin." diyor.

dikkatinizi çekerim: "rus" bir kadın. hay ben senin bilinçaltındaki rus kadın seviciliğini seveyim.*

aslında güzel hikaye yaa hesapta hem günaha girmeden kadınla birlikte oluyor çünkü onlar birlikte olmuyorlar, içlerindeki cinler birlikte olacaklar, hem de kadın yeniden dirilip 'rus' bir kadın olacak, hem de çocuğu iyileşmiş olacak. hesapta bir taşla bilmem kaç kuş vuruyor çakalll.*
devamını gör...

günaydın sözlük

geçende yabancı bir sayfada okumuştum, aklımda kaldığı kadarıyla şöyle diyordu: "yirmili yaşlarında erkek çocuğu olan anneler, geri çekilmezse yani çocuklarının yapması gereken sorumlulukları kendisi üstlenirse, o genç hep küçük bir çocuk olarak kalır." yemin ederim o kadar doğru ki...

mesela babam, 70 kusür yaşında olmasına rağmen hep çocuk gibidir. en ufacık bir şeye kızar, küser, çok küçük şeyleri büyük sorunlar haline getirir falan.. bence rahmetli babaannemin davranışlarından dolayı böyle biri oldu.

rahmetli babaannemi çok severim, orası ayrı ama çocuklarını kaç yaşında olursa olsunlar pışpışlardı. herkesi memnun etmek zorunda hissederdi kendini.. takdir ederseniz ki böyle bir insan, illaki hayatının belli bir döneminde hastalıklara gark olur, işte babaannemde de birçok hastalığının yanısıra sebepsiz ağrılar ortaya çıkınca, son çare olarak psikiyatri kliniğine götürmüş annem onu. psikiyatrist, "teyze sen çok vericisin, biraz kendini düşün." demiş. babaannem bu cümlelerden hiç hoşlanmamış anneme gelip "bana verici merici acayip bir şeyler söyledi, ben bir daha gitmem ona." demiş.*

hayatının 80 küsur yılını böyle yaşamış, tüm kimliğini bu davranışları üzerine kurmuş birine de "artık verici olma!" demek, iş mi şimdi? psikiyatristin söylediği de "laf ola beri gele!" cinsinden bir saçmalık bence. neysee...

ezcümle, benim iki erkek çocuğu annesi olarak buradan çıkardığım ders, o kadar da verici olmamak ve zamanı geldiğinde geri çekilmeyi bilmek oldu.
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydın sözlük,

sabah sabah düşündüm de salı günü kadar "no name" bir gün yok. yüzyıllık yalnızlık kitabında marquez, 150 sayfa boyunca uzun uzun betimlediği karakteri "bir salı günü öldüğünde yağmur başladı." diyerek aniden öldürüyor.

oysa diğer günler öyle mi? pazartesinin ünü zaten dillere pelesenk halde. "sendromu" var bir kere, nasıl ünlü olmasın? çarşamba zaten hafta ortası, perşembe desen hafta sonuna az kaldı günü, cuma hem mübarek hem de çalışanlar, özellikle beyaz yaka için hafta sonunun başladığını müjdeleyen kutsal (!) gün. cumartesi pazar günlerini söylemiyorum bile...

gerçi benim gibi işsizliğin dibine vurmuş biri için her gün aynı ama neyse... yine de, bir yazarın sayfalarca betimlediği karakterini bir salı günü pat diye öldürmesi, salı gününün ne kadar değersiz bir gün olduğunu anlatan müthiş bir metafor bence...
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydın sözlük,
yaklaşık bir haftadır sosyal medya platformlarına girmekten tiksinir hale geldim. o meşhur seksenler tarzındaki fotoğraflar* bir yana, leşi görür görmez üzerine üşüşen akbabalar gibi bir oyuncunun vefatı üzerinden kendi hırs, öfke ve bilumum duygu ve düşüncelerini olur olmaz şekilde boşaltan insanların paylaşımları midemi bulandırıyor artık... neymiş efendim, "böyle yalnız ölümler artacakmış.", "kız arkadaşı ne biçim bir insanmış.", "erkekler, kadınlarla iyi geçinmezlerse yalnız öleceklermiş." falan filan... modern zamanda yalnızlık, izolasyon cart curt gibisinden süslü cümlelerle paylaşım yapan akademisyenleri bile gördü bu gözler.. hani gençlerin başkası adına utanmak anlamında kullandıkları bir kelime vardı? tamam buldum cringe. son zamanlarda gördüğüm en cringe şeyler bunlar olabilir.
devamını gör...

işsiz kalmak

son zamanlarda ruhumu daraltan hadise. yaklaşık bir yıldır azalan iş potansiyelimin son 2 aydır neredeyse durma noktasına gelmesiyle birlikte ne yapacağını bilemeyen birine dönüştüm.

23 yıldır yoğun bir çalışma hayatı olan ama birtakım talihsizlikler neticesinde eyt'den emekli olamamış ve emekli olmasına da daha uzun yıllar olan 40+ bir kadın olarak şuan ne yapacağımı bilemiyorum. böyle bir hadiseye hiç hazır değildim, sudan çıkmış balık gibiyim.

hayatım boyunca hep çalıştım, önceliğim hep iş hayatımdı. yemek, ev işleri vs hep eşimle iş bölümü yaparak hallettiğimiz şeylerdi. o konularda da öyle aman aman bir becerim yoktu ama bu süreçte haliyle yoğun olarak çalışan kişi eşim olduğundan yemek, ev işleri vs benim doğal sorumluluğum haline geldi ki olması gereken de bu zaten. şikayetim yok ama bu duruma alışmakta güçlük çekiyorum.

bu arada 6 aydır terapiye gidiyorum. son zamanlara kadar iş hayatım ve mesleğim üzerine inşa etmiş olduğum kimliğimin çöküşünü terapistle birlikte izliyoruz. son haftalarda en çok üzerinde durduğumuz konu, yetersizlik ve değersizlik duyguları oldu. sadece bir şeyler başarınca değerli olmayı hak ettiğim düşüncesinin yıllarca esiri olduğumdan boş/işsiz kalmak bana kendimi işe yaramaz hissettiriyor. ama terapistim bu düşünceye karşı mantıklı yanıtlar vermemi istediğinde "sadece var olmam bile değerli olmam için yeterli bir sebep olmalı aslında." diye düşündüm ama insanoğlu her zaman mantıklı davranamıyor işte...

işin kötüsü, eskisi gibi yoğun çalışmak da istemiyorum artık...bir yanım çalışmam gerektiğini haykırırken, diğer yanım ise böyle bir dönemin belki de yıllardır ihmal ettiğim kendimi toparlamam için bir fırsat olduğunu söylüyor. bilemiyorum kafam çok karışık, belki bazen burayı işsizlik günlüğüm gibi kullanabilirim belki de kullanmam. bilemiyorum öyle işte...
devamını gör...

ağlayası gelmek

son birkaç haftadır terapi odasında konuştuklarımız beni çok yoruyor ve hep ağlayasım geliyor. aslında bir yandan ağlayıp çözülmek ve içimdeki habis duygulardan bir an evvel kurtulmak istiyorum ama diğer yandan da ya ağlamaya başlayıp kendimi toparlayamazsam, terapistin karşısında darmadağın kalırsam diye çok korktuğumdan dudağımın üstüne iki parmağımla bastırıp ağlamamı biraz olsun azaltmaya çalışıyorum.

hele geçen haftaki terapide kendimi hüngür hüngür ağlamamak için zor tuttum. terapi biter bitmez koşa koşa tuvalete gittim, ne de olsa yalnızken hüngür hüngür ağlamak daha kolay...

ne kadar yüzümü yıkasam da fayda etmedi. kıpkırmızı bir surat ve gözlerim kan çanağına dönmüş halde asansörü beklemeye başladım. asansörün kapısı birdenbire açıldı. benim bu yüz-göz kıpkırmızı halimi gören kadın yanındaki adamı dürtüp beni gösterdi. terapiden herhalde fısı fısı bir şeyler dedi.

"ne sandın ablacım terapiye gitmek öyle mutluluk getiren bir şey değil, önce temiz bir yüzleşme yaşayacaksın. sana bunları söylemediler mi?" diyesim geldi ama diyemedim tabii ki*
devamını gör...

tramvayla başetmek

en iyi baş etme yöntemi, tramvay altında kalmak üzere olan birini kurtarmaktır. geçenlerde balat'a gittim, hem de tek başıma. ama ne zaman tek başıma bir yerlere gezmeye gitsem başıma en olmadık şeyler gelir sanki yoldaşım şeytanmış gibi. neyse, tramvaydan inip karşıya geçmek üzereyken benden birkaç adım öndeki kadını kolundan tuttuğum gibi geri çekmemle birlikte kadıncağız, karşı yönden gelen tramvayın altında kalkmaktan son anda kurtuldu. bir de panikle "napıyorsun be ablacım!" diye kadına bağırdım. hadi teşekkür etmesini geçtim, yüzüme bile bakmadan "dalmışım yaa!" diye cevap verdi bana umursamazca...benim ise olayın etkisiyle dakikalarca elim ayağım titredi. şimdi hangimiz travma geçirdi, hangimiz tramvayla baş etti, belli değil anasını satıyım.*
devamını gör...

kedime saygım var davranışları

gecenin bir yarısına verilen mr randevusu nedeniyle gidilen hastanenin bekleme salonundaki koltuklarda uyuyakalmış olan anne kedi ve yavru kedileri rahatsız etmeden yanlarına oturup onları izlemeye doyamamak da sayılır mı?*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

saçtaki egzama

küçük oğlumda yıllardır olan dert idi. birkaç ay önce bir arkadaşımın tavsiyesi ile aldığım egzama karşıtı şampuan hem kaşıntısını hem de kızarıklıklarını azalttı. neredeyse hiç kaşıntı yok şuan saç dipleri çok rahatladı, reklam gibi olmasın ama biz çok memnun kaldık.
devamını gör...

günaydın sözlük

günaydın sözlük,
dün benim iki numara yani 15 yaşına girmek üzere olan oğlum, heyecanla yanıma gelip "şebnem ferah 6 yıl sonra 3 haziranda konser verecekmiş. abimle gideceğiz." dedi. konser biletlerinin fiyatlarını, bulup bulamayacağını bile düşünmeyecek kadar masumane bu heyecanına hayran kaldım, o an bir şey diyemedim. aradan biraz zaman geçince, "18 yaşın altında olduğum için gidemem ki." dedi. böylesine masumane bir heyecana öyle hasret kalmışım ki ahh be yavrum tek derdin bu olsun demedim, diyemedim.* "büyüyünce gidersin." diyebildim, hemen hesap yaptı: "tekrardan 6 yıl sonra konser verse 21 yaşında oluyorum, giderim tabi." dedi. bir anda zamanda bükülme yaşayıp ergenliğime gittim sanki, şebnem ferah'ın yeni çıktığı zamanlardı, şimdi benim oğlum aynı yaşlarda ve şebnem ferah dinliyor. vay be nereden nereyee?
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

ne zaman şu şarkıyı dinlesem, şehir dışında üniversite okuduğum zamanlara ışınlanıyorum sanki... esenler otogarından okuduğum üniversitenin bulunduğu o hiç sevmediğim anadolu şehrine giden bir gece otobüsüne binmişim, gece yarısı otobüs izmit taraflarındaki o büyük beton santralinin yanından geçiyorken ben de gecenin o koyu karanlığında oranın ışıklarına bakıyorum gibi bir hissiyata kapılıyorum.. ilginç olan ise, bu şarkı 2015'te çıkmış, ben ise 2000'lerin başında üniversiteydim.. insan beyni ne kadar acayip, ne alaka kıvrımlarını sevdiğim ne alaka yaa..*
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim