1.
sözlük yazarlarının öyküleri
otoyol
gözlerini kapattı.
yaşından dolayı mıydı ne, göremiyordu artık. ne sözcükleri ne insanları, en kötüsü de ona yönelen bakışları...
bu durum onu bir yönden özgürleştiriyordu. dünyada sadece kendisinin olduğunu sanmasına sebep oluyor, kimsenin onu nasıl gördüğünü önemsemiyordu. gözleri zamanla daha da kötüleşti. ancak görme yetisini kaybederken daha iyi duymaya, kokuları daha keskin almaya, daha derinden hissetmeye başladı.
huzuru biraz kaçmıştı; çünkü dünya tam karşısındaydı. annesine dokunduğu zaman o tanıdık yumuşaklıktan onun annesi olduğunu anlıyor, apartmanın dışındayken bile babasının içeride sümkürmesini duyuyor, bir gün bile olsa duş almayan iş arkadaşının parfümle bastırmaya çalıştığı ten kokusunu alabiliyordu. arkadaşlarının onun hakkında ne düşündüklerini hissediyor, bırakın yakınındakileri, yanından gelip geçenlerin bakışlarındaki anlamı bile çözebiliyordu.
görmemek; hissetmemek ya da bilmemek değildi. görmemek aslında kaçmaktı. ama sezgileri arttıkça, kaçtığı ne varsa onunla yüzleşmek zorunda kaldı: bir kahkaha sesindeki yalanla, bir dokunuşun sahteliğiyle, bir kadının aşkıyla, başka bir kadının kıskançlığıyla...
kaçtığı ne varsa, artık kafasının içindeydi.
dayanamayacak noktaya geldiğinde sadece yalnız kalmak istedi. herkesten ve her şeyden uzakta... önce işinden istifa etti. birikmiş parasıyla tenha bir köyde ev aldı. sonra ailesinden uzaklaştı, telefon numarasını kapattı. yanına sadece köpeğini aldı.
gözleri artık tamamen görmez olmuştu. ama orada, o tenha köyde, artık saklanan bilinmezlikler yoktu. böylece birkaç yıl huzurla yaşadı.
"artık tamamen izimi kaybettirdim, beni unutmuşlardır," diye düşünürken, bir gün devletten gri takım elbiseli, solgun yüzlü memurlar geldi. yaşadığı evin olduğu güzergâhtan otoyol geçeceğini söylediler. köpeğiyle birlikte direndi. sığınağını vermek istemedi; ağladı, yalvardı. ama devlet kararını vermişti. buz gibi bir tavırla eline üç kuruş para tutuşturup, kocaman iş makineleriyle o küçücük yuvasını yıktılar. oradan başkente uzanan bir otoyol yaptılar.
peki adama ne mi oldu? tüm olanları kabul etti. evinden kalan parayla, o güne kadar direndiği göz ameliyat oldu. sezgi bitti, geriye sadece varlığı kaldı.
o gidince o evden, o adamdan geriye sadece hikâyeler kaldı. dilden dile anlatıldı, hikâyeler birbirine karıştı, çoğaldı. bir ülkede devlet başkanı, başka bir yerde zengin bir iş adamı, bambaşka bir yerde ünlü bir aktör olduğu, başka yerde, başka yerde ve başka yerde ne olup olmadığı gıpta ile anlatıldı.
ancak kimse o adamı bir daha gerçekten görmedi.
bir ev yıkıldı, bir adam gördü, bir masal bitti.
gözlerini kapattı.
yaşından dolayı mıydı ne, göremiyordu artık. ne sözcükleri ne insanları, en kötüsü de ona yönelen bakışları...
bu durum onu bir yönden özgürleştiriyordu. dünyada sadece kendisinin olduğunu sanmasına sebep oluyor, kimsenin onu nasıl gördüğünü önemsemiyordu. gözleri zamanla daha da kötüleşti. ancak görme yetisini kaybederken daha iyi duymaya, kokuları daha keskin almaya, daha derinden hissetmeye başladı.
huzuru biraz kaçmıştı; çünkü dünya tam karşısındaydı. annesine dokunduğu zaman o tanıdık yumuşaklıktan onun annesi olduğunu anlıyor, apartmanın dışındayken bile babasının içeride sümkürmesini duyuyor, bir gün bile olsa duş almayan iş arkadaşının parfümle bastırmaya çalıştığı ten kokusunu alabiliyordu. arkadaşlarının onun hakkında ne düşündüklerini hissediyor, bırakın yakınındakileri, yanından gelip geçenlerin bakışlarındaki anlamı bile çözebiliyordu.
görmemek; hissetmemek ya da bilmemek değildi. görmemek aslında kaçmaktı. ama sezgileri arttıkça, kaçtığı ne varsa onunla yüzleşmek zorunda kaldı: bir kahkaha sesindeki yalanla, bir dokunuşun sahteliğiyle, bir kadının aşkıyla, başka bir kadının kıskançlığıyla...
kaçtığı ne varsa, artık kafasının içindeydi.
dayanamayacak noktaya geldiğinde sadece yalnız kalmak istedi. herkesten ve her şeyden uzakta... önce işinden istifa etti. birikmiş parasıyla tenha bir köyde ev aldı. sonra ailesinden uzaklaştı, telefon numarasını kapattı. yanına sadece köpeğini aldı.
gözleri artık tamamen görmez olmuştu. ama orada, o tenha köyde, artık saklanan bilinmezlikler yoktu. böylece birkaç yıl huzurla yaşadı.
"artık tamamen izimi kaybettirdim, beni unutmuşlardır," diye düşünürken, bir gün devletten gri takım elbiseli, solgun yüzlü memurlar geldi. yaşadığı evin olduğu güzergâhtan otoyol geçeceğini söylediler. köpeğiyle birlikte direndi. sığınağını vermek istemedi; ağladı, yalvardı. ama devlet kararını vermişti. buz gibi bir tavırla eline üç kuruş para tutuşturup, kocaman iş makineleriyle o küçücük yuvasını yıktılar. oradan başkente uzanan bir otoyol yaptılar.
peki adama ne mi oldu? tüm olanları kabul etti. evinden kalan parayla, o güne kadar direndiği göz ameliyat oldu. sezgi bitti, geriye sadece varlığı kaldı.
o gidince o evden, o adamdan geriye sadece hikâyeler kaldı. dilden dile anlatıldı, hikâyeler birbirine karıştı, çoğaldı. bir ülkede devlet başkanı, başka bir yerde zengin bir iş adamı, bambaşka bir yerde ünlü bir aktör olduğu, başka yerde, başka yerde ve başka yerde ne olup olmadığı gıpta ile anlatıldı.
ancak kimse o adamı bir daha gerçekten görmedi.
bir ev yıkıldı, bir adam gördü, bir masal bitti.
devamını gör...
