kül ve fotoğraf
evin misafir odasındaki eski masanın üzerinden albüm düşerken içinden bir fotoğraf çıktı ve sobanın tam bitişiğine geldi.
hakkı, “hadi uyan, durağa geldik,” dedi.
otobüsten indiklerinde saat akşam dokuz civarıydı.
“gel,” dedi, “bir bira içelim.”
içeri girdiler. sigara dumanından göz gözü görmüyordu. özellikle kenar bir masayı seçtiler. paraları ancak ikişer biraya yetiyordu.
sobanın bitişiğine düşen fotoğraf yavaşça sararmaya başladı.
“iki bira,” dedi hakkı.
biralar soğuk ama suluydu. ilk yudumu içer içmez içlerindeki sıkıntı geçti.
birbirlerini sekiz aydır falan tanıyorlardı. ama hissettiklerini anlamaları bir ay önce falan olmuş olmalıydı.
bu ilişki nereye varacak, ikisi de bilmiyordu. ama hakkı açılmaya karar vermişti.
o gün vardiyadan çıktıklarında hakkı:
“hadi bir şeyler içmeye gidelim,” dedi.
nasıl karşılanacağını bilmeden ona duygularını söyleyecekti. ona karşı bir şeyler hissettiğini ve bu duygunun gerçek olduğunu biliyordu. ama konuşmaya korkuyordu. o yüzden bu zamana kadar kendini engellemişti.
o sırada barda üzerlerinde gezinen bakışları hissetti. ürperdi. gözlerdeki sorgulamayı fark etti. gayriihtiyari sandalyede geriye çekildi. kafalar önlerine döndü. biraz sonra hoyrat kahkahalar tüm barı doldurdu.
önce fotoğrafın sobaya yakın tarafı ısınmaya başladı. sağda hakkı, ortada çocuklar, en uçta karısı vardı.
hakkı ailesinin zoruyla on beş yıl önce evlenmişti. “yaşın geçiyor, konu komşu niye evlenmiyor diye dedikodu çıkarır,” baskısıyla bu evliliği yapmıştı.
onun saçını eliyle düzeltişini gördü. içi eridi.
karısıyla ilk çocukları olduğunda artık boşanamayacağını fark etmişti. yaşadığı tek duygu çaresizlikti.
ikinci biralar masaya geldiğinde onun gözlerinin içine baktı. tırnaklarının etini yiyordu. hakkı'nın ne söyleyeceğini anlamıştı. hakkı onun gözlerinde utangaç bir bakış gördü.
fotoğraf sıcaklığın etkisiyle tamamen sararmaya, sonra da kıvrılmaya başladı.
hakkı, etleri yenmekten paramparça olmuş eli tuttu.
“seni seviyorum,” dedi. “artık saklamayacağım.”
karşısındaki ses şefkatle:
“ben de,” dedi.
ikisi için de birilerine karşı böyle duygular hissetmek mucize gibi geliyordu. birbirlerine bakıp sevgiyle gülümsediler. bunca acımasızlığın, bunca kötülüğün içinde sanki aşk onlarla birlikte kendini yeniden hatırlamıştı.
saatler saatleri kovaladı. coşkuyla konuşuyorlardı. biri bitirmeden diğeri başlıyordu. zaman önemsizdi, hiçti. barın kapanma vakti geldiğinde saatin farkında bile değillerdi.
dışarı çıktılar. gece yarısı o soğuk sokakta el ele yürüdüler. soğuktan mı, aşktan mı bilinmez, ikisinin de yanakları kızarmıştı. bir kuytuda ilk öpüşmenin heyecanını tattılar. birdiler. hiçbir şeyin önemi yoktu. korku yerini güvene bıraktı. o tek, yalnız yol ikisine çıkmıştı.
sıcaktan tamamen içine doğru kapanan fotoğrafta önce hakkı'nın yüzü kayboldu, sonra karısının, sonra da çocuklarının. ve en son sağ uçtan yanmaya başladı. alev tüm eve yayıldı.
hakkı onu kendine doğru çekti ve gözlerine uzun uzun baktı. saçlarını okşadı.
“seni seviyorum be ahmet,” dedi.
ahmet, hakkı'nın elini tuttu. sıcacıktılar.
yangın önce evi kül etti. sonra tüm mahalleyi. sonra koca bir ülkeyi.
bazen bir kıvılcım yeter.
devamını gör...