1.
sanat sanat için mi yoksa kalabalıklar için mi sorusu
köşe yastığı namlı yazar minik bir kelime şakası yapmış ama ortaokul travmamı tetikledi. kendisinin bunda kabahati yok gerçi ama olay kısaca şöyle;
orta iki zamanları kendini herkese önemsetmeye çalışan bir resim hocamız var.
kadın ertesi hafta herkesin bir tane balık getirmesini istedi. o zaman bulunduğumuz ilçenin semt pazarı mesela çarşamba, perşembe de resim dersi var.
her çarşamba ilçe balık lokantası gibi kokardı. oldlar bilir. artık balık bile anasının örekesine fiyatlandığı için değil yanında rakı açmak insanlar balık yiyemez oldular.
neyse ...
hoca dedi ya bunu emir telakki edildi ve zaten herkesin yediği balıktan birer tane çiğ balık ayrıldı.
şimdiki gibi herkesin evladı pirems ve piremses değil.
bunu da anca oldlar bilir.
o gün geç geldim biraz okula ve sınıfa girdim. yok öyle bir koku...
mevsim kış, camlar açık, herkes paltosuyla bilmemnesiyle ısınmaya çalışıyor, sınıfta kesif bir balık kokusu...
diğer derslerin hocaları öğüre öğüre bir şekilde dersi bitirdi. biz bittik ilk üç ders.
bak bittik diyorum gözümüzde fer kalmadı.
diğer hocalar da kadın genç diye mi yoksa öğretmendir meslektaşımdır diye midir bir şey demediler.
ders geldi, resim kağıtları çıktı, sulu boya ile patates baskı modeli balık baskısı yapacakmışız iyi mi?...
her balık benzersizmiş, sanatsalmış herkesin farklı fark.... derkeeen;
okulumuzun biricik birincisi özlem kustu önce, sonra onun kankası derya, hüseyin başladı arkamda...
salak herif balığı koyduğu poşete dayadı ağzını ama nasıl sesler geliyor tarifi yok.
o seslerden sonra yanımda oturan izzet kapıya koşmaya başladı. ben de onu görünce bir elimde karagöz bir elimde suluboya fırçası öğüre böğüre kapıya koştum ama bir akıllı biz değiliz.
twd'nin zombileri gibi yığılmışız kapıya.
çığlıklar, tehditler...
hoca sessiz olun diye bağırıyor manyak...
herkes daldı tuvaletlere. ben balığı tuvalete attım, başkasınınkine biri bastı düştü...
ortamı canlandır gözünde...
sesleri duyan "bedenci" löheyyyyt diye daldı tuvalete.
"gesssıraaaa" komutuyla ortam bir anda sakinleşti. herkes ellerini güzelce yıkadı. o zamanlar okullarda sabun var inanmazsın bak...
üstü pislenenler eve, bakkala makkala temizlenmeye yollandı iş bitti mi?
ulan okul birincisi bizde, ben de üzerinize afiyet fena çalışkan bir inek olduğum için birinciyle değil ama kendimle yarışıyorum. her sene takdir afedersin...
sene sonu karnelerde en iyi resim notu ortaydı.
nedendir kimse bilmez hala.
10 üzerinden beş, beş üzerinden üç gibi düşün.*
karne günü ayılanlar, bayılanlar...
o zamanlar öğretmene bu kadar müdahale yoktu ama yolladılar o manyağı, tayini çıktı gitti.
ey balık hastası resimci... umarım her yediğin balığın kılçığı gırtlağına girmiştir.
bu da böyle bir anımdır...
orta iki zamanları kendini herkese önemsetmeye çalışan bir resim hocamız var.
kadın ertesi hafta herkesin bir tane balık getirmesini istedi. o zaman bulunduğumuz ilçenin semt pazarı mesela çarşamba, perşembe de resim dersi var.
her çarşamba ilçe balık lokantası gibi kokardı. oldlar bilir. artık balık bile anasının örekesine fiyatlandığı için değil yanında rakı açmak insanlar balık yiyemez oldular.
neyse ...
hoca dedi ya bunu emir telakki edildi ve zaten herkesin yediği balıktan birer tane çiğ balık ayrıldı.
şimdiki gibi herkesin evladı pirems ve piremses değil.
bunu da anca oldlar bilir.
o gün geç geldim biraz okula ve sınıfa girdim. yok öyle bir koku...
mevsim kış, camlar açık, herkes paltosuyla bilmemnesiyle ısınmaya çalışıyor, sınıfta kesif bir balık kokusu...
diğer derslerin hocaları öğüre öğüre bir şekilde dersi bitirdi. biz bittik ilk üç ders.
bak bittik diyorum gözümüzde fer kalmadı.
diğer hocalar da kadın genç diye mi yoksa öğretmendir meslektaşımdır diye midir bir şey demediler.
ders geldi, resim kağıtları çıktı, sulu boya ile patates baskı modeli balık baskısı yapacakmışız iyi mi?...
her balık benzersizmiş, sanatsalmış herkesin farklı fark.... derkeeen;
okulumuzun biricik birincisi özlem kustu önce, sonra onun kankası derya, hüseyin başladı arkamda...
salak herif balığı koyduğu poşete dayadı ağzını ama nasıl sesler geliyor tarifi yok.
o seslerden sonra yanımda oturan izzet kapıya koşmaya başladı. ben de onu görünce bir elimde karagöz bir elimde suluboya fırçası öğüre böğüre kapıya koştum ama bir akıllı biz değiliz.
twd'nin zombileri gibi yığılmışız kapıya.
çığlıklar, tehditler...
hoca sessiz olun diye bağırıyor manyak...
herkes daldı tuvaletlere. ben balığı tuvalete attım, başkasınınkine biri bastı düştü...
ortamı canlandır gözünde...
sesleri duyan "bedenci" löheyyyyt diye daldı tuvalete.
"gesssıraaaa" komutuyla ortam bir anda sakinleşti. herkes ellerini güzelce yıkadı. o zamanlar okullarda sabun var inanmazsın bak...
üstü pislenenler eve, bakkala makkala temizlenmeye yollandı iş bitti mi?
ulan okul birincisi bizde, ben de üzerinize afiyet fena çalışkan bir inek olduğum için birinciyle değil ama kendimle yarışıyorum. her sene takdir afedersin...
sene sonu karnelerde en iyi resim notu ortaydı.
nedendir kimse bilmez hala.
10 üzerinden beş, beş üzerinden üç gibi düşün.*
karne günü ayılanlar, bayılanlar...
o zamanlar öğretmene bu kadar müdahale yoktu ama yolladılar o manyağı, tayini çıktı gitti.
ey balık hastası resimci... umarım her yediğin balığın kılçığı gırtlağına girmiştir.
bu da böyle bir anımdır...
devamını gör...
