#netflix dizisi
dram / yerli
8.5 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

orhan pamuk'un masumiyet müzesi romanından uyarlanan netflix yapımı dizide başrolleri selahattin paşalı ve eylül lize kandemir paylaşıyor. dizinin yayınlanma tarihi 13 şubat 2026.

devamını gör...
diziye kadar kitabı bitirmek istiyorum. bir aşk romanıymış aman ne güzel.. kemal ile başlayacak olursak kafamda asla selahattin paşalı canlanmadı. mesela başrol metin akdülger olabilirdi. bakalım fikrim değişecek mi? merak ettiğim dizi.
devamını gör...
kitabı okumadığım için uyarlamada ki hataları bilmiyorum. çok başarılı bir dizi olmuş bence. selahattin paşalı o takıntılı aşığı muhteşem canlandırmış, resmen konuşmadan gözlerinden ne hissettiğini anlayabiliyorsun. kız kim bilmiyorum ama güzelliğinden oyunculuğuna çok odaklanamadım zaten. sarsıcı bir kurgusu yokmuş ama görsel ve oyunculuklar anlamında çok güzeldi.
devamını gör...
her erkeğin hayatta en az bir kere başına gelebilecek bir şey aslında bu, ama şahsen 30 yaşında olup da 18 yaşında olan böyle bir kızla bu hayatı böyle yaşamak günümüzde bulunamayacak kadar kıymetli ama maalesef rezilce bir şey. günümüzde ise kıymetsiz ve rezilce olamayacak kadar masumiyetini yitirmiş.
devamını gör...
netflix'de izlediğim en iyi uyarlama olabilir.

füsun'un gidişi ardından başlayan tükeniş ve sibel'le birlikte sürüklendikleri o korkunç boşluk kitapta bile bu kadar boğucu hissettirmemişti. soundtrack'te sikko hüzün melodileri yerine post rock kullanılması da büyük etken tabi.

diğer yandan oyunculuklar çok çok iyi fakat füsun'u oynayan kişi füsun'u o kadar iyi oynuyor ki. kemalin gözünden kadına dair yapılan her bir betimleme, duygu, bütünüyle size de saçılıyor.
devamını gör...
hayatımda bu kadar mükemmel bir dizi izlemedim ben. diziyi izlerken kitabı tekrar tekrar okudum sanki. mükemmel bir uyarlama, mükemmel bir iş, mükemmel ötesi bir şekilde kitaba sadık kalınmış. ya kitaba bu kadar sadık kalıp bu kadar mükemmel bir şey ortaya çıkmış olması taktire şayan resmen.
kitabı okuyalı yıllar oldu ama bende bıraktığı his hep ilk günkü gibi... diziyle de tekrar tekrar o duygular bir bir yoğunlaştı. bir üzüldüm, bir sinirlendim, kızdım, affettim falan..
üfff kemal beni bitirdin, füsun sende.
ay ikinize de kızgınım ben
çok üzdünüz beni çok ...
kemal takıntılıydı tamam da peki füsun?
ayyy ona da silah zoruyla mı yaptırdılar sanki
ayyy kemale de üzülüyorum ara ara... ama kızıyorum da
üffff duygularım karmakarışık...
kimin için ne düşüneceğimi bilemiyorum
tek bildiğim uzuuunnnn zaman sonra mükemmel oyuncu kadrosuyla mükemmel bir dizi izlemiş olmam
devamını gör...
uzun zamandır yerli yapım bir şey izlememiştim en son bi ıssız adam izlerken etkinmiştim bu kadar aşk adamı ve aşk acısı içinde neler yok ki.. sosyete kültürüne özenen efsunun son dk feridun denen mal adamdan vazgeçio onu yıllarca bekleyen kemal’e dönmesi tabi oda zamanın da kemalin nişanı bırakıp ona gelmesini bekliyordu ama olmadı oda hırsa inada bindi yıllarca orhan pamuğun romanından esinlenmiş yapım kitabı daha okumadım dizisi beni bu kadar etkiliyse kitabına bir an evvel başlamam gerekiyor bana sanki 10 saatlik bir filim gibi geldi içinde bazen cevaplar bazen sorular buldum ama aşkın gücünü nelere yol açabileceğini düşünemiyorsunuz


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
masumiyet müzesi’ni izledikten ve daha öncede okuduktan sonra kafamda kalan şey ‘aşk’tan çok takıntı oldu. kitaptaki kemal karakteri bana hiçbir zaman gerçek bir aşık gibi gelmedi. onun saplantı ve takıntılarının romantikleştirilmesi bana sıkıntılı geldi; bence karakter, kaybettiği şeyi kabullenemeyen bir psikolojik yükle boğuşan biri.

hikayede en çok haksızlığa uğrayan kişi bana göre sibel’di. oldukça net ve gerçek duyguları olan biriydi ama çevresi ve olay örgüsü içinde bu hiç göze çarpmadı. füsun’a karşı sert konuşmak istemiyorum ama yine de “nişanacak olduğunu bir adam ile neden beraber oluyorsun?” sorusu kafamda kaldı belki hayallerinin peşinden gitmeye çalıştı ama sonuçta bunuda başaramadı. kemal ile geçireceğini hayal ettiği hayat ona zindan oldu. yaşanılan bu hikayede aşık olan tek kişi sibel‘di, ne kemal aşıktı ne de füsun aşıktı. bu yüzden benim için dizi klasik bir aşk hikâyesi değil, daha sorgulayıcı ve boğucu bir hikaye oldu.
devamını gör...
kitabını zamanında sıkılıp okumamıştım. yani ergen halimle bile boğucu gelmişti o "aşk". şimdi diziye başladım çok konuşulunca. sonra detaylı olarak çok merakla beklenen fikirlerimi paylaşacağım*
fakat daha birinci bölüm 7.dakikada kemal, füsun'u götünden mi tanıdı bana mı öyle geldi?* diyerek en saf duyguların katili olacağım. özür dilerim sevenlerinden.
devamını gör...
netflix dizisi.
aldatmayı romantize eden, takıntı olmayı aşk olarak göstermeye çalışan bir dizi.
30 yaşındaki kemal, nişan arifesinde nişanlısını 18 yaşına yeni basmış bir kızla defalarca aldatıyor ve adına da aşk diyor. bu mu aşk? bu mu masumiyet?
bu düpedüz ahlaksızlık.

bana garip gelen bir konu daha var. füsun fakir bir ailede yaşıyor ama ne hikmetse kemal son seviştiklerinde füsun'un giydiği ayakkabıyı çorabı donu saklayabiliyor. fakir olan füsun nasıl oluyor da o kadar kıyafeti eşyayı kemal'in evinde bırakıyor?
devamını gör...
masumiyet müzesi kitabına dair yorumları okuyunca, acaba bu diziyi zeki demirkubuz çekseydi nasıl çekerdi'yi düşündüm. sanırım kitabı gibi çok iç sıkıcı ama bir o kadar da kemal karakterini birebir yansıtan bir anlatım sağlayabilirdi diye düşünüyorum. seyirci muhtemelen kemal'in hakettiği linci kemal'e teslim eder ve füsun'u baş tacı ederdi, belki de ikisinin de rezil insanlar olduğuna karar verirdi.

düşünüyorum da füsun'u, kemal'i yıllar sonra film yıldızı olmak için kullanmaya kalkıyor, ortada ne aşk kalmış ne sevgi, geriye sadece kuru menfaatler, nefret ve intikam duygusu kalmış, bolca da ihtiras.

kemal ise füsun'u tanımak için aslında hiç çaba sarfetmemiş, füsun'un ruhunu, zihninden geçenleri anlamıyor, görmüyor, onunla anlamlı bir bağ kurmak için çok hızlı hareket ediyor. yaşadığı her şeyi füsun için sansa da aslında sadece kendisi için ve kendisini düşünerekten..

kısacası, kemal de, füsun da, insanlık dışı, rezilce hareket ediyorlar, keza sibel de öyle ve kemal'in en iyi dostu. bu hikaye'de aklı başında tek kişi kemal'in annesi, senin annen gibi, benim annem gibi, tüm annelerin sağ duyusunu temsil eden bir hanımefendi.
devamını gör...
izledim, bitti. iyiydi, hoştu. artık müzeye kaldırabiliriz..

kitabıydı, dizisiydi derken neredeyse bir aydır kemal'e maruz kalmış durumdayım. burada yazıp, bırakıyorum artık kemal'i. güle güle kemal..

dik dur kemal, dik dur!
ah o sibel neler çekti senden.. selahattin paşalı bilerek mi yaptı bilmiyorum ama kemal'in duruşu bozuktu. omuzları o kadar düşüktü ki, sibel'in bu sözü söylediği yerde ayağa kalkıp saygı duruşuna giresim geldi.
sibel, tam da kitapta hayal ettiğim gibiydi. böyle yeni yüzleri görmek bizi mutlu etti. lakin kemal karakterinde onu yapamadık son zamanlarda her projede gördüğüm ve artık görürken kafamı çevirdiğim o adam başrolü oynuyordu..
#3865334 fikrim çok değişmedi aslında başka biri olabilirdi ama yiğidi öldür, hakkını yeme; selahattin paşalı'nın rolünü çok içten oynadığını söyleyebilirim. adam röportajlarını bile andımızı okuyor gibi verdi. kemal'in iç dünyasına fazlasıyla girmişti.

füsun hakkında kitapta ne düşündüğüne pek bir fikrimiz yoktu. neticede kemal'in nesnesi gibi anlattığı kadını canlı kanlı görebilmek güzeldi.. arzu edilen kadın, görsel olarak da böyle olmalıydı. eylül lize kandemir'i konuşabiliriz; o güzel ve yetenekli oyuncuyu bundan sonrada başka projelerde görmeyi diliyorum. ama selahattin paşalı'ya biraz ara vermesini tavsiye edebiliriz.* bu sene ödüller sen de ama; biraz ara ver be adam, yüzün soğusun..

kitaptaki akışın bozulmaması okuyuculara da saygı duyulması demektir; dizi bu anlamda fena iş çıkarmamış. yazarın sahnelerin içinde olması, yarattığı karakterle konuşması oldukça iyiydi..

son bir ayçiçek tarlaları hüznü eşliğinde müzeye gider, konuyu da hepten kapatırım. *
devamını gör...
izlediğim ve dün itibarıyla tamamladığım dizi. normalde orhan pamuk’u sevmem. ama itiraf etmeliyim ki bu dizi, yer yer gözlerimi doldurdu. mesai arkadaşlarım ise “buna nasıl duygulandın?” diyerek adeta beni yargı kürsüsüne çıkardılar. swh o da ayrı mevzuydu.

dipnot: burada dev bir spoiler vardır efenim. hem kendi hayatıma hem de diziye dair:


arkadaşlarıma söyleyemedim ama sanırım bu hikâyede kendime dair izler buldum. açıkçası insanı sarsan şey kurgu değil; kendi hakikatine dokunan tarafı oluyormuş, onu anladım. kişilik patolojilerini ve etik dışı eylemleri bir kenara bırakırsam ben de eskiden tıpkı kemal karakteri gibi obsesif denebilecek yoğunlukta, sınırlarımı zorlayan duygunun içinden geçtim. obsesyon dediysem de insaniydi benimkisi. swh vaktinde itiraf edemediğim bir aşktı bu. tek taraflı. iletişimi bir gün tamamen kestik. görüşmeyeceğimizi öğrendim. kahroldum. ardından hiç anılarımızın olmadığı ama onunla telefonda konuşurken geçtiğim sokaklar, deniz kenarı, oturduğum bank, altında oturduğum bir ağaç vardı. ta o yıllardan kalma… ben de yaklaşık 7-8 yıl boyunca onunla telefonda konuştuğumuz o yerlere gidip o günlere dönerdim, tekrar birbirimize kavuşacağımız günün hayalini kurardım. hâlâ hayatımdaymış gibi. öyle ki memlekete gitmek, zamanla kalbimde sancı oluştururdu. onunla sevdiğimiz müzisyenler vardı, birkaç kere yalnız başıma onların konserlerine gittim. fark etmeden gözlerimin oralarda onu aradığını da anladım, bu beni içten içe üzmüştü. konserde onunla karşılaşacağım sanrısı? çok saçma belki dışarıdan bakınca ama kalbim yalnızca onun için çarpıyordu. bir hayale kapılmak gibi. rüyalarımda hep onu görüyordum. aslında her şey daha birinci yılın içindeyken iletişimsizlikle örülen o muğlak zannettiğim bitiş sürecinde başladı. tam da pandemi zamanına denk gelmişti. o dönem zihnim artık gerçeği kavrıyordu: sevdiğim insan hiç gelmeyecekti. aklım kabullendi.

memlekete her gidişimde bisikletle geçtiğim o sokaklarda belleğimin o acı tortusu yeniden anımsattı onu bana. şimdi bunlar kalmadı. tebessüm ediyorum, aştım, mutluyum. kalbime yön vermeyi zor olsa da öğrendim. ha o duygularımın depreştiği zamanlar oluyor ama hızlıca geçiyor. bu kez de o günlere dair, yaşadığım o yoğunluğa hüzün duyuyorum. en saf, güzel zamanlarımı hiç farkında olmadan ellerimle hırpaladığım için üzülürüm. ama geçmişe de çare yok. her şeye rağmen sarılmayı ve şükretmeyi biliyorum.

açıkçası şuna inanıyorum ki sağlıklı bir aşk, yıkıcı değildir; tahakküm kurmaz, karşısındakine yük olmaz, kimseyi incitmez. dolayısıyla bu dizideki hikâyeden farklı olarak benim sevdiğim ve tercih ettiğim şey takıntı değil; kırılgan, zarif-zararsız duygusal hassasiyetler. aşkı, adabıyla yaşamalı. kendimize ve karşımızdakine zarar vermeden… ha bir de babası, kemal’e söylüyor ya: “vaktinde söylemeli bazı şeyleri; sevdiğini, aşık olduğunu… aksi hâlde iş işten geçmiş oluyor” işte o çok doğru. geçmişi geri getiremiyorsunuz. bu diziden çıkardığım en derin ana fikir buydu. saygılar.
devamını gör...
ben de diziyi beğenenlerdenim. kitabı lisedeyken okumuştum, hiç sevmemiştim. diziyi de sevmedim o yüzden, hikayesini sevmiyorum çünkü. ama başarılı olduğunu düşünüyorum bir dizi olarak.

bildiğiniz gibi bacınız tiktokır artık. umarım 10 sene sonra "vidyoma gül attı sonra altınlarımı alıp kaçtı" gibi bir mağduriyetle müge anlı'da almam soluğu. her neyse.

bu ucube kemal'i savunan pek çok kadın görüyorum ve üzülüyorum. buradaki kezolar başta olmak üzere defaatle herkese şunu hatırlatmak isterim: size sadakat "borcu" olan kişi partneriniz. hemcinsleriniz değil. bu demek değil ki evli bekâr takmadan adamların üstünü başını parçalama taraftarıyım. ben böyle bir öneride bulunmam kimseye. ama gerçekler de bunlar.

saplantılı bir sapığı romantik aşık diye bağırlarına bastılar bi kısım. şaka gibi. bu eleman zaten obsesif olmadan da sapık. pedofili çocuklara yönelik cinsel ilgi. ergenlerinkinin adı başkaymış. unuttum şimdi. ama sapıklık sapıklıktır.

o yıllarda 15 yaşında kızları 40 yaşında adamlarla everiyorlardı diye de benim bu algım değişmiyor. sana bir şey teslim etmeye gelen liseli kızı laps diye eşşek kadar adam öpüyorsan bir sorun olduğunu düşünüyorum. yaş farkını cartı curtu geç insanlar karşısındaki korkmasın diye yaşıtına bile yapmaz bunu. ben burada derin aşklar bulamadım, öküz birisiyim.

aynı zamanda bir başka kadını da mağdur etmiş bir adam bu. bu kadınların da aklı normal değil, o ayrı mesele. onlar da masaya yatırılır. erkeğe saldırmak peşinde değilim. herkese aklıselim bir şekilde saldırırsak memnun olurum. bunu söylüyorum...

bu kadar yorumum.
devamını gör...
türk deyince öfke nöbetleri geçirdiğine emin olduğum bir yazarımsının beni haklı çıkaracak olduğunu bildiğim için seyrettiğim uyarlama dizisi.
çünkü zamanında kitabı da okumuştum ama sıkılıp son sayfaları şöyle bir okuduktan sonra işçi partili bir arkadaşa hediye eder gibi yaparak vermiştim.
konusu ise adı özenle seçilmiş zengin ve zengin olduğu için orço olduğu baştan kabul edilmek zorunda olunan 30 yaşındaki gencimiz, akrabasının reşit olmayan kızının aklına girip iğfal eder ve bırakıp kendi camiasından biriyle nişanlanır.
ancak kendisi saplantılı, cinsi sapık fakat zengin bir orço olmasına rağmen kızı takıntı haline getirir ve kızın içtiği sigara izmaritlerini bile toplamak suretiyle babasının zötününden ter fışkırtarak kazandığı paralarla bir müze kurduğunu iddia eder.
bu süreçte kızcağızın ruhunu, benliğini ve karakterini o kadar kırmıştır ki en sonunda kaza süsü vererek kızı öldürür, kafasını dağıtmak bahanesiyle aslında kanundan kaçmak için gittiği milano'da milano katedrali civarında eski nişanlısını ve en iyi arkadaşını evlenmiş ve çocuk sahibi olarak görüp arkalarından alaycı şekilde bakar.
muhtemelen bunun da saplantısı içine barack obama gibi girizgah yaptığından dayanamaz kalp sekmesi geçirip geberir sektör olup gider.
bazılarının sandığı üzere bu aşk değil cinsi sapıklıktır.
tedavisi imkansızdır, bulunan ilk akıl hastanesine kapatılmalı ve mümkünse orada unutulması gereken bir tipi getirip neredeyse kahraman ilan edecekler.
çünkü herifin ve ailesinin tek korkusu sosyeteye rezil olmaktır.
kanun, nizam onlar için falan filandır, ülke tü kakadır, erkek oğulcukları sırf paşa keyfi istedi diye bir hayatı mahvedebilir...
hasılı, orhan pamuk budur, bu kadardır.
devamını gör...
(bkz: hayatımın en mutlu anıymış ,bilmiyordum)

babadan oğula nesil gelmiş ruh hastası bir takıntılı adamın ,bolca anason ve sigara dumanı kokulu hikayesi. romanı okumadım dizi ise netflix şartlarında güzel olmuş,dönemi iyi yansıtmışlar ve paşalı harika oynamış tabi ki.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"masumiyet müzesi (dizi)" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim