son singapur vapuru yazar profili

son singapur vapuru kapak fotoğrafı
son singapur vapuru profil fotoğrafı
rozet
karma: 217014 tanım: 44309 başlık: 14158 apolet: 7 takipçi: 791
hey there i am using whatsapp

son tanımları


elif sofya

" yüzün uzaklara düştü,
giden gemilerde gözlerin görüldü.
"

1965 doğumlu türk şair olarak bilinirdi;
ressam yönü de olan şairin şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlanmış, bunun yanı sıra edebiyatımıza güzide eserler bırakmış ve geçtiğimiz mayıs ayında 61 yaşında hayatını kaybetmiştir.

bu yazının salt nesnel verilerden oluşmasını istemem, o benim için büyük bir şairdi, yeni bir şair tanıdığıma sevinirken ansızın gerçekleşen ölümü beni üzdü, derinden etkiledi, her ölümde biraz daha azalıyoruz.

gitmiş olanı geri döndürmek mümkün olmasa da onun yazdığı kitapların daha çok kişiye ulaşması için, ve vefa borcumu yerine getirmek adına elimden geleni yapmaya hazırım.

pençe (kitap), hayhuy (kitap),
dik âlâ benim okuduğum kitapları bunlardı, ondan yeni bir şeyler okumak imkânsız artık, yeniden, yeniden ve yeniden okumaya devam edeceğim, sevdiklerinizin ve sevenlerinizin kalplerinde yaşamaya devam edeceksiniz.

huzurla uyu elif sofya...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kürtçe şarkılar veri tabanı

devamını gör...

sevilen kitabın en vurucu cümlesi

eskiden olan, artık yok.

susan sontag
bilinç tene kuşanınca
sf : 63
devamını gör...

yazarların çektiği ağaç fotoğrafları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umut veren kitap alıntıları

bize umut veren, belki bel bağladığımız, haklı olmasını istediğimiz kitap alıntılarına örnek verilen başlık.

paul celan imzası taşıyan ve ahmet necdet / gertrude durusoy tarafından çevrilen bademlerden say beni kitabından bir söz, bir dize bırakmak istediğimdir.

diyor ki büyük şair;

" hiçbir şey
hiçbir şey yitip gitmemiş hâlâ.
"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
anımsamaya belki şimdi gücün yetmeyebilir ama bu anımsamak istenen anının, yüzün, sesin ve izin sende hâlâ var olmadığı, ebediyen yitip gittiği anlamına gelmez,
her şey içindedir, bir gün hatırlayacaksın, en ummadığın anda, bir gün mutlaka.
devamını gör...

seçme mektup ve şiirler

" her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.
"

rainer maria rilke imzalı 93 sayfalık eser olup türkçe derlemesi ise melahat togar tarafından yapılmış ve türkçe baskısının 1994 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.

kitabımız büyük ozanın hayatında yer etmiş kadınlara yazdığı mektuplardan ve kişisel olan şiirlerinden oluşmakta iken ilk sayfalardan birinde ise rilke'nin ölümünün ardından stefan zweig tarafından kaleme alınmış bir metin de yer alıyor, ona ne derece önem verdiğini salt bu metinden hissetmek bile mümkün olacaktır.

kitabımız ince olsa da yarattığı etki büyük, sıradan gibi gözüken bir cümle bile insanın içini sızlatabiliyor.

rilke'nin bu kitabında mektup yazdığı bazı isimlere gelecek olursak; clara rilke, ernst norlind, gertrud eysoldt, helen von nostitz gibi isimlere yazılmış mektuplar karşımıza çıkıyor.

rilke'nin mektuplarına baktığımda onun tüm bu kadınlara değer verdiğini ama bu değerin olağanüstü bir değer olmadığını hissediyorum, belki üslubundan kaynaklı bir sezgi olabilir.

mektuplarında onun gezmeyi seven biri olduğu ve gezdiği yerlerden de yazdığı görülüyor, onun bu seyahatlerinde yalnızca bir duyguyu ya da kendisini aradığını düşünüyorum, nedense öyle bir izlenim de veriyor.

mektuplardan yola çıkarak onun o dönemki ve bana yansıyan, yalnızca öznel yargılarda bulunmanın mümkün olacağı ruh hali üzerine konuşmayı da isterim biraz da.

tanrısal ve sezgisel bir gücün onun vâroluşunda hüküm sürdüğü bu kitabında da göze çarpıyor, sanki her şeyi çoktan yaşamış ve artık sadece seyirci konumunda bir insan olduğunu hissettiriyor, bazı sayfalarda fakir olmanın onun gururunu incittiği de görülüyor, mütemadiyen bir hissin peşindeymiş izlenimi de veriyor.

şiirlerinde ise yaşamın keskin zamanlarını, ölümü, ayrılmışlığı, özlemi ve kederi derinden hissettiriyor.

okuduğum için memnun olduğum ve etkilendiğim bir kitaptı, kitabın son cümlesi ile yazıma burada bir son veriyorum.

gül, ey saf çelişki.
nice göz kapaklarının altında
hiç kimsenin uykusu olmamanın sevinci...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

geçmişten yalnız sevdiklerimizi aklımızda düşlüyoruz, oysa tüm yaşadıklarımız bizimdir.

şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
işte öyle - ağlıyorsa dünyada bana ağlıyor.

şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
işte - öyle ölüyorsa dünyada bana bakıyor.


saygıdeğer hanımefendi,

haftalardır kendimi, büyük bir çukurun önünde durup da, öbür yana atlamaya cesaret edemeyen biri gibi hissediyorum.

her tanrısal varlık gibi,
o da ender görülenlerdendi.


yalnız olan yalnız kalır uzun zaman;
uyanır, okur, uzun mektuplar yazar bazen;
ve ağaçlı yollarda tedirgin, öyle gezinir, yapraklar uçarken savrularaktan.

kadınlar, ölümü kucak­larında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. o vardı işte ve ölüm, onların her birine garip bir ağır başlı­lık, sakin bir gurur verirdi.


yazmayı deniyorum, sana; kesin bir ayrılıktan sonra her şey biterse de, buna rağmen deniyorum, öyle sanıyorum ki bunu yapmam gerek.

ağladım. bütün bunlar hiç beklemediğim bir anda karşıma çıktığı için ağladım.
buna karşı ağladım, naçardım.

seçme ve reddetme yoktur...

« ... ölüm, bizden öteye dönük olan,
bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ölümüne en çok üzülünen siyasetçi

yaşamdan ayrılmasına en çok üzüldüğümüz siyâsi isimleri paylaştığımız başlık.

benim için;
mustafa kemal atatürk
ferdi zeyrek
devamını gör...

olağan karşılama çabası

göğsünü ikiye bölen hislerin nedenlerinin evrendeki herkes için geçerli olduğu gerçeğini kabul etme ve tüm bu saçmalığı olağan karşılama çabası, yaşamın bir parçası görebilme mücadelesi olarak tanımlanabilir.
devamını gör...

insanı olgunlaştıran şeyler

ebeveyn kaybı.

çünkü ona soru sormak istediğinde cevap verecek kimse yok artık, cevapları kendin bulmak zorundasın, bu da insanı olgunlaştırıyor.
devamını gör...

tolstoy'un bisikleti

adını lev nikolayeviç tolstoy'un bisiklet sürmeyi tam 67 yaşında öğrenmesinden alan kavram; hayatta bir şeylere ya da hayallerine geciktiğini düşünenler için oldukça motive edici olmakla birlikte bu sözden, hayatta olduğun müddetçe hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsın nasihatinin vurgulandığını düşünmek mümkün olacaktır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının çektiği şehir fotoğrafları

anıtkabir/ mayıs / 2026

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yanılgı (kısa film)

" o bir yolcu, sen bir hancı... "

senaryosu soyberk altınsoy tarafından yazılan ve eyüp kaan pordoğan tarafınca yönetilen kısa film; oyuncu kadrosunda ise yönetmenin kendisi ve sena nur biçen rol almış iken film ise geçtiğimiz mart ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yanılgılar, fedâkârlıklar ve boşa geçen kayıp zaman üzerinde düşünmeye sevk ediyor filmimiz bizi.

karı koca bir çiftin yaşadığı dramatik ve sonunda mutlak sessizliğe mâhkum eden bir durum bu, karşındaki insanı canından çok sevmişsin ama o seni hiç anlamamış, fedâkârlığını umursamamış ve kalp kırmayı seçiyor, işte filmimiz tam olarak böyle bir hazin sonu aktarıyor.

karı koca bir çiftin bir gece yaşadığı anlaşmazlığı yansıtıyor.

kocasının alması gereken ilacın bitmiş olduğunu gören genç kadın eczanenin yolunu tutuyor ve kocasının ise günün sonunda ona yönelttiği son soru, "nerede kaldın, bu saatte neredeydin? " benzeri sözler, yaralayıcı ve onulmaz, telafisiz sözler oluyor.

karısının kendisine ilaç almak için gittiğini anlamasıyla pişmanlığa bürünüyor olsa da kırdığı kalpleri ipe dizmekten başka çaresi yok gibi görünüyor.

derinlikleri olan bir kısa film olduğunu kendi adıma söylemem zor olsa da kendini izleten bir yanı da vardı elbette.

izlerken düşündüren bir tarafı vardı nihâyetinde, bu kısa film bana en çok da fikret kızılok'ın şu şarkı sözünü hatırlatıyor, "o bir yolcu, sen bir hancı, gördüğün en son yalancı, içindeki derin sancı " değer verdiğimiz ve ölene kadar yanımızda olacak sandığımız insanın, insanların aslında bir yolcu olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

hayatın bazen kaçınılmaz olan trajedilerinden birinin yansıtıldığı,
yanılgı kavramı üzerine düşündüren bir kısa filmdi.

ana fikir bence buydu;

neyi feda edersen et, karşındakinin görebildiği kadardır hikâye, biter, bitebilir, hayat budur çünkü bazen...
yanılgıdır, yanıltır.


sakın unutmayasın.

" o bir yolcu, sen bir hancı... "

devamını gör...

hem sıkıntı hem hüzün

rus şair ve yazar mihail yuryeviç lermontov tarafından kaleme alınan ve hançer (lermontov) imzalı eserinde bulunan şiirdir.
kitabı dilimize ise ataol behramoğlu çevirmiştir.

şiirin son dizesi ise kanımca insanın burnuna inen bir yumruk niteliğindedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dilenci (kısa film)

isim olarak kim tarafından hazırlandığına ve senaryo bilgisine ulaşılamamış olsa da, gökkuşağı masalları adlı youtube kanalı tarafından yayınlanan kısa animasyon film; 2025 yılının kasım ayında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yağmurlu bir günde dilencilik yapan küçücük bir çocuğun iyi kalpli biri tarafından kurtarılmasını anlatıyor.

tamircilik yapan bir adamın küçük çocuğu yaşadığı bu zor hayattan kurtarmak istediği görülüyor, belki de ona bakınca onun yüzünde kendi çocuğunu görmüştü, bu yüzden dilencilik yapmasına gönlü el vermemişti...

küçük çocuğu artık kendi himâyesine alır, ona sıcak bir yuva ve aş verir, kim bilir en son ne zaman sıcak bir yemek yemiştir?

daha sonra ise küçük çocuğun eğitim hayatının başlamasına olanak sağlar ve filmin sonlarına doğru yaklaşılır.

bazen en çok iz bırakan davranışın, yardımseverlik ve merhamet olduğunu hatırlatan bir kısa filmdi benim için.
belki sıradan bir konusu vardı, şaşırtıcı bir yanı yoktu ama hayata dair birkaç şey hatırlattı.

hayatının en zor gününde yanında olan insanı asla unutamazsın.

bir insanın hayatını olumlu yönde değiştirebilmek bazen işte bu kadar kolaydır, yeter ki iyilik yapmaktan, iyilikten, yardım etmekten, merhametimizden vazgeçmeyelim...


devamını gör...

sözlüğe atmak için bulut fotoğrafı çekmek

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olmayalı (kitap)

" ne kadar oldu, olmayalı? "

30 ekim 1996

1948/ 2020 yılları arasında yaşayan kıymetli felsefeci, yazar, şair ve akademisyen oruç aruoba imzalı 160 sayfalık eser; muhteviyatı çokanlamlılıklar, kişinin yaşamının anlamı, felsefe üzerine birkaç not olmak üzere 3 bölüme ayrılan kitabımız 2003 yılında raflarda yerini almıştır.

oruç aruoba okumak çok güzel, o artık hayatta olmasa bile onunla aynı devirde yaşamış olmak da keza öyle, sevenleri olarak bıraktığı eserlerin bekçisi olmaya devam edeceğiz.

kitabımız mesnevi'den bir alıntı ile başlar iken yazar daha sonra soruyor,
" ne kadar oldu olmayalı? " bu söz bana şunu düşündürüyor, her olmuşluk içerisinde başka bir olmamışlığı barındırır, dünyada hiç kimse aynı anda mutlu olamaz ve birinin mutluluğu mutlaka bir başkasının mutsuzluğudur, üzerine düşünmeye değer bir soru, dize olduğu görülüyor.

ilerleyen şiirlerde ise olmuşluk, olmamışlık, farkına varma, anımsama, çoğalmak, azalmak, kurulanlar ve yıkılanlar, unutmayacak olmak, anlamlar vb. kavramlar üzerine düşündüren, etkileyen şiirler yer alıyor.

kişinin yaşamının anlamı adlı ikinci bölüme geçelim;

insanın anlam arayışı, anlamın bulunması, bulunamaması, anlamın başka bir insanın varlığında aranması, anlamın yokluğu, anlam aramanın anlamı, kişinin anlam bulmasına yönelik çabaları, anlamın varlıkla ve felsefeyle ilgisi, ölümün anlama etkisi, insanın anlam için yaşaması, bu bölümün temalarındandı denebilir, denilebilir.

benim için kitabın en etkileyici bölümü bu bölümdür diyebilirim, diğer bölümlerden daha sarsıcı, daha ufuk açıcı, daha düşündürücü, daha etkili bulduğum bir bölüm olarak kalacaktır şüphesiz.

son bölüm olan felsefe üzerine birkaç not bölümünde ise felsefeyi anlamanın imkânsızlığı karşımıza çıkıyor, felsefenin anlaşılamayacak bir alan, mefhum olması üzerine düşündüren sözler yer alıyor,
felsefenin hayata etkisi üzerine kısa yazıların yer aldığı da söylenebilir.

oruç aruoba bir şairden çok felsefeci olduğu için ele aldığı konuları, yansıtmak istediği duyguları da ekseriyetle felsefik bir düzlemde aktarıyor bize.

seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bitiriyorum.

sâhi "ne kadar oldu, olmayalı?"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


dipnot; bazı eklerde yazım yanlışı var gibi gözükebilir ama bu benden kaynaklı bir durum değil, yazarın yazım kurallarına sâdık kalınmıştır.



farkına varın
farkımın.

"gün olur bizi de yâr
anar da belli olmaz "


anımsayacağım. tek tek. bir bir.
nasıldı. anacağım. hep, unutulacak.
unutacak. ama, anımsayacağım.
hiç, unutmayacağım.


yoklama. yoklar.
artık.


düşersin -ama gitmezsin
- zaten hiç ermemişsindir.

kişinin yaşamının anlamı her zaman 'yanında' değildir -'uzaklaşır' bazen...
yaşamının anlamı 'uzağında'yken, kişi,
bunu kendine unutturacak 'meşgale'ler bulur : çünkü yaşamının anlamının 'uzak' olduğu bilincini sürekli canlı tutmak, dayanılmazdır.

yaşam hep 'burada' yaşanır - kişi nerede olursa olsun, hep 'biryerde'dir; ama, yaşamının anlamı pek ender durum­larda 'orada' bulunur, çok kısa anlar için 'oraya' gelir.
gelip-giden bir şeydir, anlamı, yaşamının, kişinin.


ancak kendi kurabileceği birşeydir, kişinin yaşamının anlamı.

kişinin yaşamının anlamı, kırılgandır.

kişinin yaşamının anlamı, dökülür gider; ona, yalnızca, nasıl dökülüp gittiğinin bilgisini bırakarak -kişinin yaşamının anlamı, kişiyi bırakarak, dökülüp gi­der - ona bilgisini bırakarak, dökülür, gider, anlamı, yaşa­mının, kişinin.

yaşamının anlamı, ancak, kişi, bir an durup, "ne istiyo­rum ki? ... " diye sorabildiğinde, biçimlenmeğe başlar.


kişi, yaşamının anlamını, ancak onu bulamayacak du­ruma geldiğini hissettiği zaman, arayabilir - ve, belki, bu­labilir.



daha önce hiç görmediği birşey görür kişi, anlamını, görünce, yaşamının...

yaşam, ölüm yerine
-onun yokluğunda- yaşanandır.

ölümünü yaşayamayacaktır, kişi.


kişinin yaşamının anlamı hep parçalanmalar ile bütünlenmeler arasında oluşur -

yaşamının anlamıyla ilgili kesinlikle bilebileceğin tek şey, yaşamının anlamıyla ilgili hiçbirşeyi kesinlikle bilemeyece­ğindir.


yaşamının anlamı,
onu hep aradığın yerdedir.
yaşamının anlamı,
onu hiç bulamadığın yerdedir.
yaşamının anlamı, onu hep arayıp hiç bulamadığın yerdedir.


hep öteki kişiler ile birlikteyken oluşur, anlamı, yaşa­mının, kişinin...

- ancak ölümünü de barındıran birşey olabilir, anlamı, yaşamının, kişinin ...

çünkü, yaşamının anlamı, kişinin, ancak ilişkilerinde bu­lunabilir, kişinin bütün yaşamı, zaten, ilişkileridir.


kişi yaşamının anlamında yanılamaz.

kişi yaşamının anlamını anlayamaz -- anlayamadığındır, anlamı, yaşamının ...


felsefe, hiç anlaşılamayacağından dolayı, hep kavranabi­lir kılınmağa çalışılandır.

felsefe, anlaşılamayan kavranabilirliktir.
felsefe, anlaşılabilir kavrayamamadır.
felsefe, kavranamayan anlamdır.


felsefe, henüz -şimdi, burada- olmayan birşeye yöne­lir belki, hiçbirzaman, hiçbiryerde olmamış birşeydir bu;
hatta (herhalde) hiçbirzaman
ve hiçbiryerde olmayacak bir­ şey...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

emek (kısa film)

senaryosu mesut doğan tarafından yazılan ve aynı isim tarafından yönetilen kısa film; hamza boğa adlı oyuncu rol almış iken film ise 2020 yılında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

alın teriyle kazanılan paranın önemine parmak basan bir yanı var iken aynı zamanda emek verilen her işin paha biçilemez zenginlikte olduğunu da düşündürüyor.

genç bir adamın uykusundan uyanıp elini yüzünü yıkaması ve çalışmak için dışarı çıkmasıyla film başlıyor, mesleği çok kazandırmıyor ve hiçbir zaman da kazandırmayacak belki ama emek vermekten, mücadele etmekten, alın teriyle para kazanmaktan vazgeçmiyor, eskicilik yaparak sağlıyor geçimini, belki ileride daha farklı bir yol bulur kendine, şimdide olan ölene dek olacak diye bir kural yoktur.

sattığı eskiler sayesinde parasını kazanması ile filmin sonuna doğru yaklaşılıyor.

ekmeğini taştan çıkarmanın değerini ve gerekliliğini anımsatan bir kısa filmdi benim için.

filmden çıkarmak istediğim anlamlar ise şu yönde;

emek kavramı salt meslekler yörüngesinde ele alınmak zorunda değil, bir insana da emek verebilir insan, emek vermek aynı zamanda vazgeçmemektir, vazgeçmek ise artık emek vermek istememek midir, kim bilir?

vazgeçtiğin senin değildir...

emek verdiğin herhangi bir şeyden ya da bir insandan vazgeçeceksen bunu hatırla.

devamını gör...

seyrek yağmur

" hepimiz bir mucizenin kırıntı­larını toplamaya gelmişiz. "

sf / 68

bizim büyük çaresizliğimiz ve sinek ısırıklarının müellifi gibi unutulmaz eserlere de imza atmış olan türk yazar barış bıçakçı imzalı 100 sayfalık eser olup 2016 yılında yayınlanmıştır.

bence hâletiruhiye açısından nuri bilge ceylan ya da zeki demirkubuz filmlerinden fırlamış izlenimi veren rıfat adlı 50 yaşında ve nihilist olduğunu düşünmenin olağan karşılanacağı bir adamı konu ediniyor.

bir hikâyesinin olması gerektiğine karar veriyor rıfat.

kitabımız kurgusal açıdan roman veya öykü türlerinden biraz farklı ilerliyor, bir sürü bölümlere ayrılmış ama her bölüm tamamen birbirinden bağımsız değil sanki,
rıfat gerçekten bir hayatının olup olmadığını merak ediyor gibiydi.

babası onun öz oğlu olduğundan şüphe ediyor kimi sayfada, kimi zaman sevgilisi onu terk etmiş, bazen de yeğeni ali ile felsefik konuşmalar içerisine giriyor, insanlarla hemen uzlaşamayan biri olduğu görülüyor rıfat'ın, ruhunda dikenleri var gibi duruyor ve bu dikenler sanki tüm sevdiklerine batıyor istemese de bazen.

rıfat'ın hayat karşısındaki şaşkınlığı, miskinliği, boşvermişliği de zaman zaman hissediliyor.

rıfat'ın başına gelen bir olay ile kitabın sonuna doğru yaklaşıyoruz...

şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçiyorum;

konu açısından farklı bulduğum bir kitaptı ama umduğum kadar derin bulmadım,
çok ciddi bir şeyler yazmaktan ziyâde insana bir şeyler hatırlatmayı, sorgulatmayı ve düşündürmeyi amaçlayan bir kitap tadındaydı benim için.

barış bıçakçı aslında pek çok konuda saatlerce sohbet edilecek kadar donanımlı ve bu ülkenin, dünyanın, gerçeklerin, siyâsetin, felsefenin, acının, hayatın ne demek olduğunu hissettirir iken aynı zamanda bazı gerçekleri kendine özgü bir bakış açısıyla yansıtıyor.

bazı cümleleri bence oldukça etkileyiciydi.

okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

rıfat, günleri işe yarar bir biçimde biriktirebilmek için bir hikayeye ihtiyaç olduğuna karar verdi. ''benim bir hikayem olmalı! '' dedi, ''bir hikayenin içinde olmalıyım ki, günler ay­nı kaba damlasın.

''kitapçı rıfat. hikayesi çok hazin.
bütün öm­rü seyrek bir yağmurun peşinde koşmak ile geçiyor."


''ben ha­tırlamadıklarımı daha derinden hissediyorum.''

kadınlar sigarayı, hayatın özünü emer gibi içiyorlar.

uyandığımda gün bitmiş olu­yor, hayat azalarak sonsuza gidiyor, azalarak sonsuza gidi­yor, azalarak sonsuza, azalarak ... "

... çünkü edebiyat eleş­tirmenlerinin hep belirttiği gibi, hiçbir şey söylemeye çalışmamaktan doğuyor şiir.


sessizlik...
''çünkü geçmiş bir insanı kuran değil,
yıkan şeydir. daha doğrusu bir yandan kurarken bir yandan yıkar.


bir enkazız yalnızca.

rıfat ölmüş olabileceğinden şüphe ediyor. öldü ve bu­nu anlamadı. şöyle düşünüyor: gayet mümkün, çünkü ölen hiç kimse öldüğünü anlamaz.

hepimiz bir mucizenin kırıntı­larını toplamaya gelmişiz.

bir an önce yaşlanmayı istiyordu, çünkü yaşamak bir süredir vakitsiz bir uykudan uyanmaya benziyordu.

şimdi rıfat, ölümlü olduğu gerçeğiy­le birlikte artık bir sevgilisinin olmadığı gerçeğini de düşün­memeye çalışıyor. sevgilisini unutmaya çalışıyor.

insanı için için kemiren düşünce de hayattır. hayatın ta kendisidir.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir varmış bir yokmuş (kısa film)

senaryosu betül tuncer ve kaan say tarafından yazılıp betül tuncer tarafından yönetilen kısa film; kadriye çelik, akif suna, saniye özlem say, nisa avcan, betül tuncer, iklim rana ağır ve güven keskin gibi isimler rol almış iken filmin ise 2025 yapımlı olduğu bilgisi verilmiştir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

okuma yazma bilmeyen ve 45 yaşlarında olan fazilet adlı iki çocuk annesi bir kadının, eğitime, okula, kitaplara susamış bir insanın okuma yazma öğrenerek yeniden vâr olma mücadelesini konu ediniyor.

fazilet'in küçüklüğüne dair bir anının gösterilmesi ile film başlıyor, ona bir arkadaşı kelile ve dimne kitabını hediye ediyor, o ise yaşı küçük olduğu için henüz okuma yazma bilmiyor, muhtemelen erken yaşta evlendiği ya da belki de zorla evlendirildiği için okul hayatı hiç başlamadan bitiyor.

varlıklı ailelerin evini temizleyerek geçimini sağlıyor, çocukları artık büyümüş ve genç birer birey olmuş, annelerinin çalışmalarını istemiyor, onu rahat ettirmek istiyorlar.

fazilet bir eğitim merkezi sayesinde okuma yazma öğrenmeye, okuma yazma öğrendikçe yeniden vârolmaya başlıyor, vârolmak belki de kelimeler sayesinde yapabildiğimiz bir şeydir...

okumaya, yazmaya hevesli ve kitaplara düşkün olan bu güzel insanın hayallerine giden yolda ideallerinden vazgeçmemesi ve başarmasıyla filmimizin sonlarına doğru yaklaşmaktayız.

tolstoy'un bisikleti sözünü duymuşuzdur, büyük yazarın 67 yaşında iken bisiklet sürmeyi öğrendiği rivâyet edilir ve o yaşta bisiklet sürmeyi öğrenmiş olması ile bu deyim ortaya atılmıştır.

bu kısa filmi izlerken aklıma gelen şey bu sözdü, kaç yaşına gelmiş olursan ol, hayatta olduğun müddetçe asla geç kalmış sayılmazsın, hayallerin yaşı yoktur, içinde ukde olarak kalmasındansa denemek bile bir emektir, hayaline tam anlamıyla kavuşamasan bile, o uğurda mücadele etmek bile bir değerdir.

konu açısından etkileyici bulduğum bir kısa filmdi, eğitimin ve ekonomik özgürlüğün önemine değinen bir kısa film olduğu görülmektedir.

fazilet'in okuma yazma öğrendikten sonra okumaya başladığı kitap belki de filmin adının neden bu olduğuna dair bir bilgi verebilir...

kelimeler en güçlü silah ve sihirdirler albayım...

devamını gör...

hançer (lermontov)

"beklediğim hiçbir şey yok yaşamdan."

sf/ 62

* hançer adında bir kitap başlığı daha olduğu için başlık şairin adıyla açılmıştır.

1814/ 1841 yılları arasında yaşamış olan ve 27 yaşlarında hayatını kaybeden rus şair, yazar mihail yuryeviç lermontov imzalı özgün adı ise кинжал olan 154 sayfalık eser; dilimize ataol behramoğlu tarafından çevrilmiş, türkçe baskısı 2014 yılında yapılmıştır.

iyi bir şiir kitabı okuma hasretiyle yanıp tutuşurken mihail yuryeviç lermontov okumak iyi geldi, açıkçası biraz yaraladı da, bazı dizelerinde sanki aynaya bakıyormuşum gibi hissettim.

böyle düşünmek istemezdim ama sanki fazla yaşamayacağını duyumsayan birinin şiirleri, manzumeleriydi bunlar, erken öleceğini bilir gibi yazmış olması dokunaklı ve sarsıcıydı benim için.

mihail yuryeviç lermontov bu kitabında kırgın bir şövalye idi benim gördüğüm kadarıyla, yiğitliğinden ödün vermiyor olsa da duygularını aktarmaktan da geri durmayan biriydi bu şiirlerinde.

kitabın adıyla müsemma olduğu gibi,
hançer olup saplanan şiirlerdi biraz da.

dünyada iz bırakamayacağını düşündüğünü gördüğümüz dizeleri de çıkıyor karşımıza, çocukluğuna dönmek isteyen ve çocukluğunu hiçbir şeyle, sonsuzlukla bile değişmeyecek olan biri olduğu da görülüyor,
dünyanın bozguna uğramış ve belki de artık yaşanmaya değmez bir yer olduğunu derinden hissettiği dizeler de seziliyor.

birine bağlanmış olmak, ayrılık, sevdiği insan tarafından hiçbir zaman anlaşılmayacak olmak, ölümü arzulamak, yaşamdan umudu kesmiş olmanın ağırlığı, özlemler, her şeyin anlamını yitirdiği zamanlar, bazı şiirlerin temalarındandı denilebilir.

lermontov hayatın dolambaçlı yollarını, keskin zamanlarını, acı veren durumlarını, hançer gibi saplanan duyguları kendine özgü bir şiirle yansıtıyor bize.

okurken seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


tüm amansız acılarım benim
çok daha büyük yıkımların
önsezileridir sadece.

onun gibi unutuş ve özgürlük arıyorum,
ve onun gibi ruhum
çocukken tutuştu daha.
dağlarda batan günü,
köpüren suları seviyordum.

ve yok bir yakın can,
baktığımda ileri!

dünyayı istemiyorum anımsamak
ki her şey ilençlidir orda,
mutluluk kirlenmiştir yalanla,
ve ağuyla doludur her kucak.



ben erken başladım, erken bitireceğim.

ruhumu bir okyanus gibi hissetmedeyim.

eski sevgileri bulabilecek miyim?

yaşam üzüyor bizi;
dümdüz, amaçsız bir yol gibi,
bir şölen gibi yabancı bir bayramda.


geçeceğiz gürültüsüz ve izsiz dünyadan.
çağlara ne bir verimli düşünce,
ne de deha ürünü bir yapıt bırakmadan.

öldün, pek çok kişi gibi, sessizce,
ama yıkılmadan.
ve gizemli bir düşünce
henüz dolaşmadaydı alnında...


ve yaşam,
çevrene soğuk bir dikkatle baktığında
boş ve aptalca bir şakadan başka nedir...

beklediğim hiçbir şey yok yaşamdan.

bir hayal acı çektiriyor bana;

hiç kimsenin sevmediğiyim ben.

yaşamı azıcık tattım
ve ölmem gerekiyor şimdi.

fakat ruhu anlatmak olanaklı mı?

mezar değil korku veren bana,
acılar uyurmuş orada,
soğuk ve sonsuz sessizlikte.
yaşamdan ayrılmaktır bana acı veren.

ve kendime geldiğimde
uzaktaydı artık o.


biliyorum,
olanaksız senin anlaman
benim özlemimi ve kederimi;

heyhat!
cenneti ve sonsuzluğu değişirdim
birkaç dakikasıyla,
sarp ve karanlık kayalar arasında
oyunlar oynadığım çocukluğumun.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim