1.
sayısız suç kaydı olan insanların sokaklarda dolaşması
toplumun huzurunu ve güvenini belirleyen unsurların başında adalet sisteminin işleyişi gelir. bir ülkede insanlar sokaklarda kendilerini güvende hissetmiyorsa, bu yalnızca bireysel bir kaygı değil, devlet ile vatandaş arasındaki güven bağının zedelenmesidir. bugün en çok tartışılan konulardan biri, defalarca suç işlemiş, dosyaları kabarık olan kişilerin hiçbir engelle karşılaşmadan hayatlarına devam etmeleri, hatta aynı suçları yeniden işlemeleridir.
bir kişinin onlarca suç kaydına rağmen hâlâ özgürce dolaşabiliyor olması, cezanın amacına ulaşmadığını gösterir. cezaların temel işlevi yalnızca suçluya bedel ödetmek değil, aynı zamanda onu topluma yeniden kazandırmak ve suçu caydırıcı hâle getirmektir. eğer bir insan defalarca hırsızlık, gasp, şiddet ya da dolandırıcılık yapabiliyor ve her defasında kısa süreli cezalarla ya da çeşitli aflarla sokaklara geri dönüyorsa, burada caydırıcılık unsuru ortadan kalkmış demektir.
suçun bedelini çoğu zaman yalnızca mağdur öder. evine girilen kişi, sokakta gasp edilen genç, şiddete uğrayan kadın her defasında adalete güvenmek ister. ancak aynı kişi veya benzer suçlular tekrar tekrar karşılarına çıktığında, mağdurda yalnızca bir acı değil, aynı zamanda derin bir adalet duygusu kaybı oluşur. bu durum mağduru ikinci kez cezalandırmak gibidir: ilkinde suçu işleyen kişiden, ikincisinde ise yeterince korumayan devletten dolayı.
sayısız suç kaydı olan insanların sokakta dolaşması tek başına suçlu meselesi değildir. bu daha büyük bir zincirin halkalarını gösterir: yetersiz denetim mekanizmaları, cezaevi sonrası topluma uyum programlarının eksikliği, cezaların orantısız veya yetersiz uygulanması, af, indirim ve iyi hâl gibi uygulamaların kötüye kullanılması. bu açıklar kapatılmadıkça suç işleyen kişi, cezasını çekse bile yeniden aynı yola girecektir çünkü sistem ona farklı bir seçenek sunmamaktadır.
adaletin güçlü olmadığı bir yerde insanlar kendi adaletini tesis etmeye kalkar. bu ise toplumsal düzeni altüst eder, linç kültürünü ve güvensizliği doğurur. yani devletin adalet mekanizması zayıfladığında sokaklarda yeni ve daha büyük tehlikeler baş gösterir. insanlar birbirine güvenemez, mahalleler korku ile kapanır, şehirlerde huzur kaybolur.
sorunun çözümü yalnızca daha ağır cezalar değildir. bu bir ayağıdır, evet; ancak tek başına yeterli değildir. gerçek çözüm şu unsurlarda gizlidir: tekrar eden suçlarda daha katı ve net yaptırımlar uygulanması, suç geçmişi olan kişilerin toplumda daha sıkı denetlenmesi, cezaevlerinin insanı yeniden topluma kazandıran merkezler hâline gelmesi, yargı sürecinde mağdurun haklarının önceliklendirilmesi ve en önemlisi, suçun köküne inen yoksulluk ve eğitimsizlik gibi sebeplerin ortadan kaldırılması.
sayısız suç kaydı olan insanların serbestçe dolaşması yalnızca bireysel bir mesele değil, toplumsal bir yaradır. adaletin sağlanamadığı bir yerde güven duygusu yok olur, güvenin yok olduğu yerde de toplumsal barış kaybolur. oysa toplum dediğimiz şey ortak güven ve ortak değerler üzerine kurulu bir evdir. eğer bu evin kapıları suçlulara açık, mağdurlara kapalıysa, o evin duvarları eninde sonunda yıkılır. adalet yalnızca mahkeme kararlarında değil, sokaklarda, evlerde ve insanların kalbinde yaşamalıdır.
bir kişinin onlarca suç kaydına rağmen hâlâ özgürce dolaşabiliyor olması, cezanın amacına ulaşmadığını gösterir. cezaların temel işlevi yalnızca suçluya bedel ödetmek değil, aynı zamanda onu topluma yeniden kazandırmak ve suçu caydırıcı hâle getirmektir. eğer bir insan defalarca hırsızlık, gasp, şiddet ya da dolandırıcılık yapabiliyor ve her defasında kısa süreli cezalarla ya da çeşitli aflarla sokaklara geri dönüyorsa, burada caydırıcılık unsuru ortadan kalkmış demektir.
suçun bedelini çoğu zaman yalnızca mağdur öder. evine girilen kişi, sokakta gasp edilen genç, şiddete uğrayan kadın her defasında adalete güvenmek ister. ancak aynı kişi veya benzer suçlular tekrar tekrar karşılarına çıktığında, mağdurda yalnızca bir acı değil, aynı zamanda derin bir adalet duygusu kaybı oluşur. bu durum mağduru ikinci kez cezalandırmak gibidir: ilkinde suçu işleyen kişiden, ikincisinde ise yeterince korumayan devletten dolayı.
sayısız suç kaydı olan insanların sokakta dolaşması tek başına suçlu meselesi değildir. bu daha büyük bir zincirin halkalarını gösterir: yetersiz denetim mekanizmaları, cezaevi sonrası topluma uyum programlarının eksikliği, cezaların orantısız veya yetersiz uygulanması, af, indirim ve iyi hâl gibi uygulamaların kötüye kullanılması. bu açıklar kapatılmadıkça suç işleyen kişi, cezasını çekse bile yeniden aynı yola girecektir çünkü sistem ona farklı bir seçenek sunmamaktadır.
adaletin güçlü olmadığı bir yerde insanlar kendi adaletini tesis etmeye kalkar. bu ise toplumsal düzeni altüst eder, linç kültürünü ve güvensizliği doğurur. yani devletin adalet mekanizması zayıfladığında sokaklarda yeni ve daha büyük tehlikeler baş gösterir. insanlar birbirine güvenemez, mahalleler korku ile kapanır, şehirlerde huzur kaybolur.
sorunun çözümü yalnızca daha ağır cezalar değildir. bu bir ayağıdır, evet; ancak tek başına yeterli değildir. gerçek çözüm şu unsurlarda gizlidir: tekrar eden suçlarda daha katı ve net yaptırımlar uygulanması, suç geçmişi olan kişilerin toplumda daha sıkı denetlenmesi, cezaevlerinin insanı yeniden topluma kazandıran merkezler hâline gelmesi, yargı sürecinde mağdurun haklarının önceliklendirilmesi ve en önemlisi, suçun köküne inen yoksulluk ve eğitimsizlik gibi sebeplerin ortadan kaldırılması.
sayısız suç kaydı olan insanların serbestçe dolaşması yalnızca bireysel bir mesele değil, toplumsal bir yaradır. adaletin sağlanamadığı bir yerde güven duygusu yok olur, güvenin yok olduğu yerde de toplumsal barış kaybolur. oysa toplum dediğimiz şey ortak güven ve ortak değerler üzerine kurulu bir evdir. eğer bu evin kapıları suçlulara açık, mağdurlara kapalıysa, o evin duvarları eninde sonunda yıkılır. adalet yalnızca mahkeme kararlarında değil, sokaklarda, evlerde ve insanların kalbinde yaşamalıdır.
devamını gör...
