1. -i yansıma yoluyla nesnelerin görüntülerini vermek.
2. -i (parlak cisim, yüzey vb.) üzerine düşen ışığı, sesi vb.ni geri çevirmek; aksettirmek:
ayna ışığı yansıtır. kubbe, sesi yansıtır.
3. -i, mecaz dış görünüş, davranış vb. hakkında duygu ve düşünceleri belli etmek:
"dantele ve pembeye olan düşkünlüğünü ise mintanında yansıttı." - latife tekin
4. -i, mecaz düşünce, olay vb.ni bir başka kişiye iletmek, aktarmak:
"çağın tiyatro anlayışını yansıtan yazılar da yayımlanıyordu." - metin and
faruk k & birkaç iyi adam imzalı a milli erkek futbol takımımız için yazılmış olan marş. sinan akçıl'ın türkler geliyor'u mu yoksa bu mu daha kötü emin olamadım. "çek bir besmele" deyip amerikan apartması şarkı bestelemek de iyiymiş. *
sinan akçıl'ın a milli erkek futbol takımımız için yaptığı parça.
rezalet diyemem ama "olmamış" bence. hem çok sıradan hem de ceddin deden neslin baban melodisi kullanılan kısmında ritmik bir eksantriklik denenmiş ama oraları da iyi kotarılamamış, odak dağıtıcı mahiyette olmuş kanımca. yani sinan akçıl gibi müzikal yeteneksizlikte zirve birinin bir müzisyen olabilmesi bile yeterince garip zaten. haha.
hayatımın sadece müzik albümü değil genel bağlamda da 1 numaralı sanat eseri olan, dan prog metal grubu beyond twilight imzalı for the love of art and the making'de yer alan kısacık bir parçadır; albümde 3 tane 9 saniyelik (evet, saniye) parça var, bunlar albümdeki en kısa parçalar ve bu da onlardan biri. sözde "albümdeki birçok parça çok kısa, ciddi kısmı 1 dakika bile sürmüyor" falan demiştim ve bu yüzden albümdeki belirli, albüm standartlarında uzun sayılacak parçalar dışındakilerin başlığını açmamın lüzumsuz olacağından dem vurmuştum ama şu yaptığıma bak!..
ahaha. bu, 43 parçadan oluşan ve toplam süresi 38 dakika bile olmayan albümdeki bu 9 saniyelik ultra-kısa parça benim telefon zil sesim ya. o yüzden açtım bunun başlığını da. yani 9 saniyelik bir parça da uzun uzun tanıtılamaz herhalde. gene de biraz bir şeylerden bahsedebilirim elbette... diglot/bilingual bir insan olarak "2 dilli" sayılabilirim sanırım ama burada "çift dilli" tabii ki farklı bir şey ve belli ki biraz tekinsiz bir manası var. şu [www.tumblr.com/interretiali...] kaynağa göre bilingues cavendi, "beware of people with two tongues" demekmiş. yani "iki dilli insanlardan kendinizi sakının"... yani parça isminin gerisi de aşağı yukarı bu manaya geliyor. albümün açılış sözleri de latince olunca tabii bu "iki dil" kullanılması olayı yerine oturuyor.
biraz da ironik gibi aslında burası... hani şeytansı, çatal dillilerden korkun gibi bir şeyden bahsediliyor gibi görünüyor başta ama parçanın adı da latince ve ingilizce konmuş; bu da iki dil oluyor. tematik olarak albümün buraları aslında pozitif bir havada. bu da işte biraz daha ironikleştiriyor mevzuyu. bu parçada dominant enstrüman piyano ve "ç" sesi bazlı vokaller de adeta perküsyon görevi görüyor, arkadaki davulları destekleyen ve/ya güçlendiren. gerçi ses tellerindense ünsüz harfler ve işte hışırtımsı, tıslamamsı sesler güdümünde olduğundan bu "section", buna "vokal" demek de etimolojik olarak sanırım yanlış olsa da siz anladınız ne demek istediğimi. ya da aşağıdan dinleyip görebilirsiniz. yoksa duyabilir misiniz? *
ben telefon zil sesim olarak çok seviyorum bunu ya. işte hem pozitif bir havası var, hem böyle işte bir ortamdayken çalınca milleti yerinden zıplatmıyor, hem de hemen her türlü ortamda bir şekilde duyabiliyorum telefonum çaldığında.
2023 itibarıyla bu hindistan olmuştur. valla kendimi bildim bileli bu ülke çin idi fakat artık eski bilgileri tazelemek gerekiyor, ki okuduğuma göre 21. yüzyıl boyunca da bu durumun değişmesi pek mümkün görünmüyormuş.
izmir/buca. aslında 2 ay önce falan kuşadası/davutlar'a dönmem gerekiyordu her seneki gibi ama belirli nedenlerle hala dönemedim. çok da fark etmez. iki yerde de mutluyum zira.
dağılmalarına en çok üzüldüğüm topluluk olan ama arkalarında, bize bıraktıkları paha biçilmez bir müzikal hazine niteliğindeki diskografileri için kendilerine hep müteşekkir kalacağım isveçli folk/power metal grubu falconer'dan gelsin bu da:
isveçli epik power metal grubu twilight force'un 2019 tarihli, 3. stüdyo albümü—ki şahanedir—ve albüme ismini veren harika şarkıdır. grubun ilk albümü 2014'te çıkmıştı ve o zamanlardan beri bildiğim bir topluluktu bu ama kendilerini sıkı takibe almam bu 2019 çıkışlı albümleriyle başladı zira burada favori vokalistlerimden biri olan alessandro conti var. yani bu albüm ile birlikte grubun kadrosuna katıldı kendisi ve burada allyon mahlasını kullanıyor. büyülü sesiyle harikalar yarattığından bahsetmeme bile gerek yok. gördüğünüz gibi nasıl da bahsetmiyorum. haha.
twilight force'un sözlükte başlığını açıp 4 albümünü de—ki bunu yapmakta erken davranmazsam bu aralıkta grubun 5. albümü de çıkabilir ve o da dahil olur—kapsamlıca inceleyeceğim bir zaman, o yüzden bu tanımda fazla bir şey yazmayacağım. benim açımdan 9/10'luk bir albümdür, dawn of the dragonstar. yani senfonik ve epik power metal seven kimsenin ıskalamaması gereken bir çalışma olduğu kanısındayım bunun. bu arada kendi deneyimim özelinde, 3. veya 4. dinlememde tam keyfini alabilmiştim bu albümün ilk kez. ilk 1-2 dinlememde bazı şarkıları kendini bana açmamıştı ama onları da dinledikçe sevdim sonra.
grup, resmi youtube hesabından albümün tümünü, hatta kimi parçalarının farklı versiyonlarını da tek parça halinde paylaşmış. ben de aşağı bırakayım dedim. keyifli dinlemeler.
albümün kliplendirilmiş nefis açılış parçasını da ayrıca ekleyeyim:
minnie riperton imzalı şarkı. 1970'lerden gelse de 90'lardaki şıpsevdi sakızı reklamıyla tanışmıştım ben bu parçayla. 90'ları bilecek/hatırlayacak yaştaki çoğu kişi de hemen hatırlar bence duyunca/dinleyince.
neredeyse 1.5 senedir oynamadığım oyunmuş. üstteki tanımda bahsettiğim, hardest difficulty'de ilk oynayışımda tek krediyle bitirmemin üzerinden oyunu demine kadar hiç oynamamıştım. demin oynadım, gene bitirdim. anlayacağınız paslanmamışız.
işte d'raven ile oynayarak final boss olan synn'i power word kill büyüsüyle hakladığım anın ekran görüntüsü:
nick'imi sojourant yaptıktan sonra artık bu oyundaki karakterimin adı da soj oldu ve olacak bundan sonrasında da. sojourant koyamam zaten zira 6 harf sınırı var. bir de isim tablosunda type-c olacak bir isim olması magic/wizard hat alabilmek adına önemli. yani kafama göre şapka alabilmek için oyunun başlarında, kafama göre isim belirlememem gerekiyor. soj, type-c kriterini karşıladığından mystara ortamlarında bu adla varım artık.
yani bu kadar uzun süre bu oyunu oynamamış olmam beni bile şaşırttı. bir daha bu kadar uzun ara vermem, kuvvetle muhtemeldir ki. arada birkaç haftalık veya aylık aralar verebilirim ama işte bir daha bu kadar uzun ara verirsem şaşırırım.
adam sanat için vücudunu hunharca kullanıyor. the machinist için kendisini adeta bir iskelete döndürmüştü. öyle hile falan yok yani, adam cidden böyle kilo vermiş rolü için. ki bu filmde karakterin etine dolgun hali de var. kısa sürede hayvan gibi kilo verip sonrasında almış yani kendisi, film için. yani kilolu bir karakteri oynayacaksa da hayvan gibi kilo alıyordu falan. akılalmaz...
mio min mio filminde de kendisinin ergenliğini görüyoruz. bu zaten kendisinin ilk oyunculuk deneyimini sunduğu film. sözlükte başlığını açmıştım. yani 80'lerde izlemesem de gene de seyredeli 15 sene falan olmuştur, belki de aşmıştır bu filmi ve izlediğim en güzel çocuk filmlerinden biriydi.
sözlükte bir başlıkta anlatmıştım da şimdi bulamayabilirim. burada da anlatayım. ankara'da üniversite okurken işte bir hafta sonu kızılay'a indik. annnnormal bir kalabalık vardı. yani kızılay zaten hafta sonları çok kalabalık olur da, o gün ekstra kalabalıktı. caddede sıraya dizilip küçük adımlarla falan yürüyebiliyoruz, o denli kalabalık. hatunun biri arkadan ayağıma/topuğuma bastı. neyse dedim, yürümeye devam ettim ve art arda 3 kez topuğuma bastı hatun ve 3.den sonra dönüp" e, yuh!" dedim. zaten hatun olduğunu da arkamı dönüp tepki verdikten sonra fark ettim. hatun ben öyle bir tepki verince "allahtan siz çok düzgün yürüyorsunuz(!)" dedi. normalde "popomda gözlerim yok, size göre nasıl yürüyeceğim?" falan diyebilirdim de olayın absürtlüğü karşısında gülmekten kendimi alamadım. haha.
kendinden örnek vermeyi seven insanların kullandığı ifade biçimi. mesela ben, kendimden çok örnek veririm. mesele ben örnek alınası bir kişi miyim sorunsalıdır ama. bence değilim. tutarsız insanları örnek almayın. mesela ben... ben olsam beni örnek almazdım ama kendimi örnek olarak sunmaktan da geri durmuyorum. (bkz: durmak yok yola devam)
sonunda "x tarzı sözlük yazarları" akımına ben de katılıyorum, yani bu türden bir başlık açıyorum ben de ilk kez. default web browser'ım norton neo'nun yapay zekasına "neo, selamlar. şu fotoğrafımı dungeons & dragons tarzı bir görsele çevirebilir misin?" dedim ve kendisinin yarattığı içeriği paylaşıyorum. yani zaten ilk seferinde ürettiği bu resmi çok beğendiğimden başka bir talepte de bulunmadım. "beni büyücü yap" falan da demedim, hatta benimle ilgili hafıza yazma özelliği de külliyen deaktif durumda ama işte baz aldığı fotomun bir büyücü olarak yorumlanması da şaşırtıcı sayılmaz. haha. altına da hangi fotomu baz aldığını koyayım. (bkz: dungeons and dragons)
implant operasyonları sonucunda yapay/protez dişlerime kavuştum, işte birkaç hafta önce falan. veya 1 ay gibi bir süre önce...
yani şimdilik her şey yolunda gibi. üstteki tanımlarımda sürecin büyük kısmını anlatmıştım. sonra implant iyileştirme başlıkları falan yerleştirildi, işte provalar falan yapıldı ve sonunda yapıştırma/simante yöntemiyle dişlerim takıldı. sürecin gerilerinde belirli problemler yaşasam da bu son bölümü sorunsuz halloldu. bakım olarak da günde iki kez dişlerimi fırçalamamla birlikte arayüz fırçası ile de implantlar ve doğal dişlerim aralarını fırçalıyorum.
birine manga'da rastlayabilirsiniz. gerçi manga çizerliği de ciddi yetenek ister. yani ferman kraldan bile gelmişse, "ben süper çizerim" falan diye mangalda kül bırakmayan biri, bu bağlamda yeteneği yoksa manga çizerliği yapamaz...
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.