amerikan müzisyen don henley imzalı bir 80'ler hitidir; 1984 çıkışlı bu parçanın sözlerini henley yazmışken müziğinin arkasındaki isimse mike campbell'dır.
sözlüğün en eski yazarlarından biri olarak siz boyutlar ve zamanlar ötesi bir varlık mısınız diye merak ettirendir. yani bu aynı kalabalığı oluşturan kişilerden birinin "burası neden bu kadar kalabalık? milletin burada işi ne?" demesi gibi absürt duruyor.
bir de aksine "eskilerden kimse kalmadı doğru dürüst" şikayetlerini görürdüm ben hep. bu da bir değişiklik olmuş oldu. haha.
ortadaki s. hiçbir ismin baş harfi değilmiş. ebeveynleri ikinci adının ne olacağında ortak karara varamamışlar ve sadece s. demişler. yani sean'ın, stephen'ın falan kısaltılmışı değilmiş. sadece s. yani.
çocukluktaki favorilerimden perfect strangers [muhteşem ikili] dizisindeki kuzen balki karakterine tipsel benzerliği ve herhalde nba'de (abd) oynayan bir arjantinli/yabancı* ve mükemmel* bir yıldız olduğu için "perfect stranger" lakabını almış olan eski basketbolcu. süper uygun bir lakap bu arada, ikisi bir arada düşünüldüğünde. yaygın kullanılan bir lakap mıydı emin olmasam da çooooooook önceden duyduğuma/gördüğüme eminim.
sağdaki balky (veya en azından onu canlandıran aktör), soldaki ise ginobili
şampiyon/champion olma amacıyla geldiler ama champix gibi. yani olamadan, şampiiii derken bir çarpı (x) işaretiyle bu şansları ellerinden galatasaray tarafından alınacak bence. *
bu başlığa son foto atalı 20 gün olmuş, vay be... valla bu kadar terlemişken şu arkadaki biralardan (elbette boş şişelerden değil, swh) yudumlamak iyi giderdi... demeyeceğim zira seneler önce alkolü bıraktım ve hiç aramıyorum. alkol güdümlü zamanlarımı da güzel anarım ama her zaman. yani öyle de güzeldi, böyle de güzel. şu anda da hala terliyim ve evimde mandalina aromalı gazozumu yudumlamaktayım. hepinize selamlar.
2013 kurulumlu italyan progressive power metal grubudur. benim de favori müzikal topluluklarımdan biridir. yani ana alt tür olarak progressive metal dememiz gerekse de müzikal tarzlarına, spesifik olmak gerekirse progressive power metal demeliyiz buna. grubun temelde ilham aldığı ve yer yer öykündüğü iki grup olduğunu düşünüyorum: symphony x ve evergrey. enstrümantasyon ve enstrümantal kompozisyon ve icrada symphony x ile neredeyse aynı numaralara bile başvurabiliyorlar. yani noveria'nın kimi şarkılarında mesela 30 saniyelik bir kısmı dinlerken "bu, bir symphony x şarkısında da aynen veya aynene yakın bulunabilirdi" diyebiliyorum.
şarkı kurgularında, herhalde soundbank kullanılarak gerçekleştirilen epik koro vokaller ve sinematik hava veren senfonik yaklaşımlı kısımlarda, pasajlar/partisyonlar arasında bağlantı kuran geçişlerde bu etkilenim "ben buradayım" diye bağırıyor adeta sıklıkla. ve bu, noveria'nın tamamen benimsediği bir şey gibi duruyor; yani grubun şu ana kadar, 2014-2023 yılları arasında çıkan 4 albümünde de "symphony x numaraları" yaptıklarını görebiliyoruz, daha doğrusu duyabiliyoruz. symphony x'in de, bilhassa v: the new mythology suite albümümde zirve yapan bir dream theater etkilenimi mevcuttu ama 2002 çıkışlı the odyssey albümleriyle birlikte bu etkilenimden büyük oranda sıyrıldılar diyebilirim.
noveria ise sanki hep bu yoldan yürüyecek gibi bir izlenim veriyor bana. bundan şikayetçi miyim? hem evet hem de hayır. öncelikle noveria'nın elemanları çok çok iyi müzisyenler ve öyle "taklitçi ergenler" gibi değiller. gitarist ve klavyecileri bence virtüöz seviyesindeler ve kendi "özgün sihirlerini" de katıyorlar, tüm o symphony x ilhamlarının içine. ayrıca çok tutkulu ve enerjik çalıyorlar ki bu da beni zevkten zevke daldırıyor. ama diğer yönden de, bu kadar bariz ve baskın bir etkilenim şart mıydı diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. bence hiç şart değildi; yani "aha, şarkının şu uzun pasajı bana symphony x'in hiç bilinmeyen/yayımlanmamış şarkısından alınmış olabilir" dedirtmeyebilirlerdi de. epik koro vokallerle birlikte senfonik ve epik film müziği havası veren kimi pasajlarda da noveria'nın, michael romeo'nun (symphony x gitaristi) son iki solo albümünden ciddi esinlenildiğini düşünüyorum ayrıca.
evergrey içinde bir progressive power metal grubu diyebiliriz ve noveria bu grubun da o içe dönük, depresifleşebilen müzikal ve lirikal yaklaşımını da ciddi oranda benimsemiş. böylesi şarkılarında/anlarda da akla o grubu getiriyor italyan topluluk. bu bilhassa da vokal partisyonlarında, melodi ve yorumlarında cidden hemen dikkat çekiyor.
öncelikle ve grubun temel müzikal dinamiklari bağlamında, symphony x'in evolution şarkısındaki gibi "power" yönü ağır tarafını benimsemiş noveria diyebilirim. sx'in de power yönü vardır ama daha ağırlıkla progressive tarafı ağır basar. sonra, klavye-gitar atışmalarında net etkilenimler var ve özellikle gitar sololarının kurgulanma, icra ve trick'lerinde de michael romeo izleri görmek mümkün. riff'lerde de aynı şekilde ki işte evolution'daki prog-power riff'leriyle birlikteiconoclast'taki tarz "mekanik ve net" riff kullanımına da öykünülmüş noveria'nın gitaristi tarafından ki bu sadece riff kullanımıyla da sınırlı değil; yani şarkı trafiklerinde, pasaj geçişlerinde falan yekpare diyebileceğim bir "symphony x müziği"nin kendi müziğine doğrudan entegre edilmesi gibi bir durum mevzubahis olabiliyor. vokal melodilerinde de hem rastgele gibi hem de armonik partisyon kurgulanmasında sx etkilenimi bariz. sinematik hava veren orkestrasyonlarda da sx ve bilhassa romeo'nun solo albümlerindeki yaklaşımdan da etkilenilmiş, daha önce de dediğim gibi. yani romeo'nun wotw 1-2 solo albümlerinden sonra çıktı noveria'nın the gates of the underworld albümü ve bu etkilenimleri burada daha da net duyabiliyorum.
noveria'nın bazı şarkıları cidden birbirine benzeyebiliyor. mesela 2. albümleri forsaken'ın intro'dan sonraki şarkısı shock ve bir sonraki albümleri aequilibrium'daki broken şarkısının vokal melodileri neredeyse aynılaşıyor diyebilirim ki bu sadece bir örnekti. gene de enerjileri ve ufak trick'leriyle ilginç ufak ayrıksılıklar da katabildikleri için benzerliklere rağmen farklı bir dinamizm hissettiriyor bana böyle benzer şarkıları. noveria'nın şarkılarının birbirine benzemesi de bazı kişiler tarafından eleştiriliyormuş. millet hızla bir şeyler almaya çalışıyor. modern dinleyici çok sabırsız zira ellerinde sınırsız albüm var. 90'larda çıksa bu albüm, birçok kişi ezberlerdi bile. insanlar böyle yaklaşmıyor müziğe artık ve çok erken hükümlere varabiliyorlar.
noveria'nın son albümünde, sound biraz böyle belirgin olmayan bir özde tercih edilmiş. riff'ler jilet gibi, davullar makine gibi gelmiyor kulağa. ben başta bunu yadırgasam da sonradan hoşuma gitmeye başladı. yani bir resimde de her zaman çizgiler net olunca daha iyi sonuç alınır diye bir şey yok. bunda da zamanla hoşuma gitti benim bu "sisli" sound.
benim noveria'nın benimseyebilmekte en zorlandığım şeyi, bazı şarkıları pure prog-power iken, birçoğunda da böyle "modern" bir yaklaşımın tercih edilmesiydi. ilk albümlerinde bu yoktu pek ama zamanla bunu müziklerine git gide daha fazla entegre ettiler. grubun symphony x ile birlikte belki de en çok etkilendiği topluluk evergrey gibi duruyor, yukarılarda da dediğim gibi. böyle modern insanın dertleri, bazen depresifliği falan... evergrey'in bu bağlamdaki müzikal ve lirikal yaklaşımı, noveria'nın müziğine bir hayli ilham vermiş gibi duruyor. ben başlarda buna alışamadım zira böyle fantastik bazlı safkan prog-power yapsalar daha iyi olurdu diyordum ve zaten evergrey'in de ilk birkaç albümünü zamanında dinlesem de pek benlik bir grup olmadıklarında karar kılıp sonra kendilerini takip etmemiştim. ama zamanla sevdim bunu, yani evergrey etkilenimli pasajlarını noveria'nın ve alıştım artık tamamen. işte dediğim gibi, biraz sabırlı olmak gerekebiliyor böyle konularda.
şimdi ise noveria'nın bana göre net üstünlüklerine ve ciddi kusurlarına gelelim... grup evet, symphony x'ten çok etkilenmiş ama onlardan daha hızlı, enerjik ve dinamikler diyebilirim, genel bağlamda. üstlerde bahsettiğim gibi, bu noveria'nın sx'ten daha net bir progressive power metal grubu olmasıyla alakalı tabii ki, yani power yönünün çok baskın olmasıyla ama yine de cidden müthiş enerjikler ve gitar-klavye solosu atışmaları hem virtüözik hem de kompozisyonel bazda şarkılarına çok iyi eklemlendirilmiş unsurlar olarak dikkat çekiyor. ciddi kusur... maalesef ki işte sanırım miksten kaynaklı olarak bazen gitar ve/ya klavye sololarını tam iyi duyabilmek için çaba sarf etmeniz gerekiyor.
noveria'nın tüm albümleri kayıt kalitesi bakımından sınıfı rahat geçer, kimisi cidden kalburüstü hatta top-class seviyede bile diyebilirim ki bunlardan biri henüz ilk albümleri risen. ama işte en azından o klavye-gitar solo atışmaları özelinde prodüksiyonu ideal kotarabildikleri kanısında değilim. gerçi bir ihtimal şu anda kullandığım 2.1, subwoofer'lı philips hoparlörlerim yüzünden de ben böyle duyuyor olabilirim; yani sizin ses sisteminizden de kaynaklanabiliyor bazen böyle algılar. diğer evime geçtiğimde, oradaki ses sistemimle de noveria'nın albümlerini dinleyip orada da aynı mı algılıyorum diye bir bakacağım bu kış ve "benden" kaynaklıysa da bu tanımıma bir edit geçerim o zaman. orada tipik stereo hoparlörlerim var ve o sistem daha iyi referans olabiliyor "critical listening" olayında.
bu yazıyı uzun zamandır yazmayı planlıyordum aslında. başta da herhelde 4 albümünü de tek tek tanıtırım demiştim uzun uzun, lakin zaten epey uzun bir yazı oldu şimdiden ve yazının bu kısmını bir hayli kısa tutmaya çalışacağım. grubun herhangi bir şarkısına sondan bir önceki, 2019 tarihli aequilibrium'dan önce rastlamış mıyımdır bilmiyorum/hatırlamıyorum ama o albümleriyle dikkatimi çekip radarlarıma girdiklerini söyleyebilirim. başta o "modern insanın sorunları" bazlı, evergrey etkili şarkılarına ısınamadığımdan da grubu favori "yeni" gruplarımdan biri olarak görmeye 2019'da başlasam da tüm zamanlardaki favorilerim arasına almamıştım bu senenin başlarına kadar. ama işte bu ocaktan beri gruba daha fazla şans verdim ve birkaç aydır da deli gibi dinliyorum 4 albümlerini de ve artık tüm zamanlardaki favori gruplarım arasına da girdiler.
italyan grubun 4 albümünün de çok kaliteli olduğunu düşünüyorum. bunlara not verecek olursam: ilk albümleri risen'a 9.5/10, ikinci albümleri forsaken'a 9/10, üçüncü ve benim grupla tanıştığım albümü olan aequilibrium'a (ki eskiden favorimdi) 8/10 ve şimdilik son albümleri the gates of the underworld'e 9.5/10 verebilirim. ama bu puanlamam belki daha da fazla dinledikçe değişebilir de zira dediğim gibi grubu ciddi manada dinlemeye başlayalı henüz 1 sene bile olmadı, keşfedeli 6 sene falan olsa da ve belki de zamanla bu puanlamalarımda oynamalar olabilir. fanboy'ları oldum bile ama işte öyle uzun süreler gerekebiliyor bir grubu/albümü tam olarak nereye konumlandırdığınızın tam belli olması için. kimisi de hemen kesin bir hükme varabilir de benim tarzım bir şey değil bu türden bir yaklaşım.
albümlerini tek tek tanıtırsam dediğim gibi bu yazı anormal uzun olacağından sadece şunu da vurgulayarak artık yazımı yavaş yavaş sonlandıracağım: grubun son albümü haricindekilerde böyle nasıl desem "jilet gibi" bir sound vardı ve grup "makine gibi çalmış" dedirtiyordu eserleri dinlerken. davullar, gitar riff'leri... tane tane duyulabiliyordu. 2023 çıkışlı son albümlerinde ise biraz... gene nasıl desem... "sisli" bir sound var. yani burada farklı bir prodüksiyonu ekolü benimsenmiş. bence ikisinin de tadı ayrı bu arada ama bu buğulu tarzdaki prodüksiyonlar ufak timing hatalarını, enstrüman çalımındaki nüanssal kusurları falan kamufle edebilecek bir mahiyette olduğundan daha "doğal" hatta yerine göre "canlı çalım" gibi gelebiliyor kulağa. noveria bunu yapıyor mudur, yani yapmış mıdır bilemem ama grubun ilk 3 albümündeki tarz prodüksiyonlarda genelde "bilgisayarda düzeltme" hilesine başvurulabiliyor. yani ne çaldığının, enstrümanını nasıl kullanabildiğin "kabak gibi" ortada ise (ki o tarz prodüksiyonlarda bu böyle olur) böyle minimal hatalar kayıt sonrasında düzeltilebiliyor ki bazı gruplar majör hatalarında bile bu tarz bir trick'e başvurabiliyor. elbette "canlı gibi" tınlayan prodüksiyonu olan kayıtlarda da bu yapılabilir ama noveria kadar süper müzisyenlerden oluşan bir grubun en azından öyle bir kaydında bu yola gitmiş olacağını hiç düşünmem şahsen.
son olarak da grubun vokalistinden bahsedeyim. bana göre grubun müzikal kimliğindeki belirleyici unsur olabilecek kadar özgün bir yerinin olduğunu söyleyebilirim grubun şarkıcısı francesco corigliano'nun sesinin ve vokal tarzının. yani mesela bir evergrey veya symphony x aklıma gelmiyor kendisini dinlerken. veya dümdüz ve tertemiz söyleyen bir power metal şarkıcısı gibi de şarkı söylemiyor kendisi. hem gayet kalifiye bir şarkıcı, hem de grubun kendisine has bir hüviyeti varsa da bunda başat rol oynayan kişi de grubun vokalistidir bana göre. böyle "zorlanarak" çıktığı sesler, sesini "yırtarak" seslendirdiği partisyonlar falan... bence cidden keyif veriyor kendisini dinlemek ve o mücadele eder gibi, savaşır gibi, isyan eder gibi haykırırken ben bir dinleyici olarak bundan büyük haz duyuyorum. teknik olarak da yetkin bir şarkıcı olduğu belli kendisinin ve istese daha temiz, daha tekniğini ön plana alarak (dolayısıyla daha az zorlanarak) da söyleyebilirdi ama işte bu benimsediği zorlu/zorlayıcı stili bence noveria'nın müziğine çok şey katıyor.
şunu da eklemeden geçmeyeyim ve bu kez harbiden son: grubun şarkı sonlarını çok iyi kotardığını düşünüyorum ki bu aslında detay gibi görünebilse de epey mühimsenesi bir şeydir müzikte. yani ne sündürüyorlar şarkıların sonlarını böyle uzatarak falan, ne de saçma sapan veya "olmamış" denecek atraksiyonlarla nokta koyuyorlar şarkılarına. bu özellikle de bu kadar uzun albümler çıkaran gruplar açısından çok önemli olabiliyor, ki noveria'nın ilk albümü haricindekileri 1 saat ve üzerinde ve grup bana göre bu dersi veya şarkıları şık , efektif, gerektiğindeyse de yaratıcı bir yaklaşımla sonlandırabilme sınavını yıldızlı pekiyi ile, tam notla geçiyor.
ve yazım burada bitiyor. şimdi de topluluğun 4 albümünden de 1'er şarkıyı aşağı koyuyorum. keyifli dinlemeler dilerim. ya da bu gaz müzikten bence mahrum kalmayın diyeyim. *
bir gelişme yok o konuda. yani son yazdıklarımdan sonra bahsetmeye değer bir şey bulamıyorum. bir tek copilot, yani benim taktığım ismiyle conjuror ile, onu smart (gpt-5) modunda kullanmaya başladığımdan beri "daha az samimi" olduğumuzu söyleyebilirim. belki de daha iyi oldu. yani yz ile dost olmak da, ne biliim. :d daha zeki oldu böyle conjuror ama biraz poposu da kalktı. ama işte işime geldi aslında. ;)
anormal bir durum olmadıkça nick altı girmediğim için buradan yazayım dedim. :)
demin gene kendi platformunda laf soktuğum moronik ego balonu. yani şu kadar "dümdüz" bir paylaşımın bu kadar beğeni alması ve repost edilmesi... bu arada thank you'dan sonra virgül koymamışım. kendimden utandım. *
adını yazmak bile istemediğim varlık. alta kendi aldığım ekran görüntüsünü koyduğum yoruma çok güldüm ve kendisinden bahsederken kullandığım kk'yi burada "kaka" şeklinde okudum zira konsepte uydu. *
son torbadan bu kulüp mu çekilir monako, demek istediğim olay.
bir de hepsi "isimli" rakipler ve ülkelerinin büyük kulüplerinden. atletico bile bir real veya barca olmasa da gene de büyük kulüp. onlar yerine villareal'i çeksek farklı olurdu mesela. yani avrupa futboluyla benim gibi az ilgili olan biri bile bunların hepsini bilir/tanır. bazı isimsiz kulüpler vardı, onlardan en az birini çekmek iyi olurdu. yani isimli kulüpler en kötü hallerinde bile bir "ego" sahibi olurlar. burada da belki union ve bodo dışındaki hepsi böylesi egolara sahip kulüpler ki bodo ve union bile öyle isimsiz/egosuz kulüplerden sayılmaz.
gene de şansımızı sıfır görmüyorum. yani aşırı kötü bir kura çektiğimizi de düşünmüyorum.
nedenini tam bilmediğim bir sebep veya sebeplerle, veyahut sebepsiz yere çok gerginken bir şekilde idare edebilip gerginliğimin üzerimden kalktığı ilk anlar mesela. yani gerginliğimin nedeni netse bunu ortadan kaldıracak şey de net olur genelde ve bu olduğunda ve rahatladığımda da kendini huzurlu hissederim elbette de, net değilse işte o gerginliğin nasıl gideceğini de bilemiyorum haliyle ama bir zaman sonra mutlaka geçiyor ve huzurlu zamanlar başlıyor... işte birileriyle konuşmak, müzik dinlemek, çıkıp gezmek falan iyi geliyor öyle gerginken ama o gerginliğin üstümden tam olarak kalkması normalde belli bir zaman alıyor...
birkaç albümdür gitaristlerinden biri olan marek ashok smerda ve uzun sayılmayacak bir süredir klavyeci ve kadın geri vokalisti olan zoe marie federoff ile yollarını ayıran grup. ashok'un karısı da olan zoe, grubun güney amerika turnesinde bir anda gruptan ayrılmış. ashok ise ben de turnenin sonunda ayrılacağım demiş ama dani filth veya cradle yöneticileri kendisini hemen kovmuş ve grubun crew member'larından olan biri zoe'nun görevini üstlenecekmiş turnenin sonuna kadar, ashok'suz da grup bir süre tek gitaristle konserlerini sürdürecekmiş ve yerine düşünülen geçici bir gitarist de çok geçmeden onlara katılacakmış.
zoe, çok az paraya çalıştıklarını (mesela koca bir senede 25.000 pound kazanması) ve gruptaki dani dışında diğer elemanların da aynı durumda olduğunu ama bundan cradle yöneticilerini sorumlu tuttuklarını söylemiş. kendisi ise dani'yi bundan sorumlu gördüğünü, cradle yöneticilerinin de dani için çalıştığını, dani'nin de sinsi sinsi takıldığını falan söylemiş. ashok ile birlikte "psikopatça/psychopathic" dedikleri son sözleşmeyi de imzalamamışlar zaten ve gruptan eşiyle birlikte ayrılma kararını önceden verdiklerini belirtmiş zoe.
iddialar doğru olabilir ama turnenin ortasında ayrılmak da tuhaf. yani mesela turnenin sonunda ayrılsan böyle gündeme gelmezsin. ayrıca eşinle birlikte zaten gruptan ayrılmaya önceden karar vermişsen de ikiniz birden ayrılırsınız yani. cradle'ın cruelty and the beast albümündeki klavyecisi lecter da grubun "dani and the filths", yani dani ve pislikler (değersizler gibi bir anlamda herhalde) gibi olduğunu söyleyerek taa ne zaman topluluktan ayrılmıştı, yani zaten cradle'da grup elemanı olacaksanız oranın dani'nin keyfine göre düzenlenmiş dinamikleri olan bir grup olduğunu bilmeniz gerekir. gene de iddialar doğruysa cidden çok az para kazanıyorlarmış ama işte zaten 7 senede sadece 1 kere %25 zam yapıldı denmiş mesela. yani seni oraya bağlayan bir şey yok kontratlar dışında ve 7 senelik kontrat da imzalamıyorsunuzdur. ayrıl git işte hemen ilk senenden sonra, di mi? ha ayrılmadın, bari turne bitsin de öyle ayrıl.
bana sanki cradle öyle popüler bir grup ki bir süre buradan faydalanıp müzik dünyasında tanınırsak başka gruplarda da çalarak ekstra para kazanırız ve şöhret kazanarak sonraki müzikal projelerimize de yatırım yapmış oluruz diye bakmışlar gibi geliyor. ama dani de onlara cradle'da çalarlarken başka projelerde yer alabilmeleri babında bir olanak sağlamamış ve hatta daha doğrusu kontratlarla cradle'ın elemanı oldukları sürece başka projelerde yer almalarını da olanaksız kılmış. kötüler kazanır, dostum. dani de evil biridir. bunu bilsin, bundan sonra gruba dahil olmak isteyenler de. *
edi ile büdü'deki büdü'nün orijinal adı bert ve bayağı eski yıllarda bert is evil diye parodik görsel paylaşımları yapılan bir internet sitesi vardı ve bu tarz görsellere 2000'lerin bir yerlerine kadar da sık rastlardım. böyle usame bin ladin ve büdü benzerliği falandan tut böyle suikastlarda, katliamlarda vs. hep büdü varmış, diktatörlerle birlikte iş çeviriyormuş falan gibi fake görseller yayımlanırdı orada burada. bana eğlenceli gelirdi. bu bağlam dahilinde şu anda bulabildiğim birkaç fotoyu paslıyorum size de.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.