sojourant yazar profili

sojourant kapak fotoğrafı
sojourant profil fotoğrafı
rozet
sojourant (editör)
karma: 121433 tanım: 15292 başlık: 3590 apolet: 11 takipçi: 147
Everywhere you've been I've been before you

son tanımları | başucu eserleri


mansplaining

amerikan özentiliğinde ghosting, mansplaining, gaslighting falan yakın senelerin gözde sözcükleri arasında. doğru ve dozunda kullanıldığında bir sıkıntı yok da beni de fazla bayıyor böyle şeylerin birçok kişinin diline pelesenk, klavyesine tutkal olması ve yerli yersiz kullanımı.
devamını gör...

artık destan yazılmıyor olması

2 saat önce girdiğim şu tanıma hakaret gibi gördüğüm tespit: #3999918

gerçi bunun 4 katı uzun bir tanımım bile var. yani buna destan dersek ona ne deriz bilemiyorum. haha.
devamını gör...

stranger things

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sonunda 5 sezonunu da izlediğim dizidir. aslında ilk 2 sezonunu çıkar çıkmaz izlemiş, 3. sezonunun ilk 1-2 bölümünde ise acayip sıkılıp bırakmıştım.

ancak sonra 4. sezonunda vecna olduğunu görür görmez "bu sezonu kesin izlemeliyim" demiş, bunun için tabii 3. sezonu da ne kadar sıkıcı olursa olsun bitirmeliyim diye düşünmüştüm.

yani bir lich-deity olan vecna vardı sonuçta 4. sezonda ve lich yaratığıyla kafayı bozmuş olan ben bunu ıskalayamazdım.

aslında önceki sezonlarında tanıştığımız mind flayer yaratığı da her zaman favorilerimden biriydi. şu başlıktaki ilk tanım(ım)a bakarsanız zaten bunları görürsünüz: (bkz: yazarların favori fantastik yaratıkları)

fakat mind flayer yaratığının pek de olduğu gibi yansıtılmamasından mütevellit, vecna'nın da bir lich-god gibi yansıtılmayabileceğini tahmin ediyordum 4. sezonda. peki bu tahminimde haklı mıydım?..

yani bilemedim ya. mind flayer da ilsensine, maanzecorian, veya en azından lugribossk gibi bir karakter yapılabilirmiş sanki, zira dümdüz mind flayer dendiğinde aklımıza bu kadar akılalmaz bir kudret gelmiyor. ha, diyebilirsiniz ki d&d'deki demogorgon sanki bu dizide olduğu gibi miydi?.. işte bakın bunu söylersem ciddi bir spoiler olur. yazının şimdiye kadar olan kısmında biraz spoiler versem de, bundan sonrasında tarrasque gibi devasa poiler'lar vereceğim. ama önce biraz genel şeylerden bahsedeyim, cast edeceğim spoiler fireball'ları öncesinde uyarırım sizleri.

dizinin ilk iki sezonunu çıktıklarında izlediğimi söylemiştim, lakin araya bu kadar sene girdiği için 3. sezondan başlayıp 4 ve 5. sezonlarını izlememin pek iyi bir tercih olmayabileceğini düşündüm. yani 1. sezondan başlayıp bitirmeliyim dedim, unuttuğum bir hayli şey olabileceğinden ve işte geçen gün nihayet 5 sezonunu da bitirebildim.

bana göre totalde 8.5/10 alabilecek bir dizi, ki bizim zamanımızda ortaokul ve lisede 5 üzerinden 5 almanın minimum puanı 100 üzerinden 85 idi. yani bu da en en favori dizilerimden biri olmasa da favori dizilerim arasına girmiş bir yapım oldu. ayrıca bu bölüm sayısı olarak olmasa da sezon sayısı olarak baştan sona izlediğim en uzun yapım oldu. daha önce 4 sezonluk 12 monkeys (dizi), the strain ve the man in the high castle dizilerini izlemiştim, ve stranger things baştan sona izlediğim ilk ve şimdilik tek 5 sezonluk dizi olmuş oldu.

ilk 2 sezonu + 3 sezonu + 4 ve 5. sezonları... yani böyle ayırabilirim bu diziyi ve neden böyle ayırdığımı da aşağıda anlatacağım. şimdilik spoiler vermeden devam edeyim biraz daha. yani siz zaten bu tarz yapımlara ilgi duyuyorsanız izlemişsinizdir herhalde tüm sezonlarını, fakat işte mesela alfa kuşağı geliyor ve bu yazım/tanımım da burada durmaya devam edecek. o yüzden gelecek nesilleri düşünerek uyarısız spoiler vermek istemiyorum. haha. gerçi şimdiye kadar ciddi bir spoiler verdim bile ama işte aynı yanlışta ısrar etmiyorum en azından. *

dizi elbette çok profesyonelce kotarılmış, kastingini bayılmasam da epey beğendim diyebilirim. favori karakterim henry creel oldu dizideki ama iyiler kazansın istediğim bir yapım oldu bu açıkçası. eskiden genelde villain'ları tutardım böyle yapımlarda ama bir yerden sonra her zaman iyileri tutmasam da bunlar yarı yarıya falan olmaya başladı galiba. yani hala kötücül karakterleri tutabiliyorum böyle yapımlarda ama iyileri de tutabiliyorum ve stranger things'de gönlüm hep iyilerden yanaydı. bu bir spoiler sayılmaz bence, yani siz mesela kötüleri de tutabilirsiniz falan.

1981 doğumlu ve 1983'ten beri yaşadıklarımı net hatırlayan biri olarak, dizinin konusunun başlatıldığı seneyi de hatırlıyorum. 2 yaşımdan itibaren olanları hatırlayabilmem travmatik bir hindi saldırısı yaşamam neticesinde olmuştu. bunu sözlükte anlatmıştım, hatta birkaç kez anlatmıştım galiba da, burada da anlatmayayım şimdi.

bana göre 80'lerin o büyülü havası bu dizide pek o kadar da iyi yansıtılamamış açıkçası. bu da spoiler sayılmaz bence, başkasına göre de yansıtılmış olabilir bittabi. zaten 80'lerin en çılgın aralığı da 1983-1987 arasındaydı bence. bu hem kişisel yaşantım/gözlemlerimle alakalı, hem de bu tarihler arasında çıkan müzikler, filmler falan aracılığıyla da görebildiğim bir şey. yalnız şunu unutmayalım, bu dizi bir kasabada geçiyor ve bu yüzden 80'lerin o taşkın enerjili kültürü böyle bir lokasyonda tam manasıyla tezahür etmiyor olabilir. o yüzden bu bahsettiğim şeyi direkt bir kusur olarak görmediğimi belirteyim.

evet, zaten uzun bir tanım olacak ve artık spoiler'larla dolu dizi analizime geçebilirim. yani yazının üstlerinde de spoiler vermedim değil ve "aneliz" de yaptım ama, yazının üstlerinde bir fireball yediyseniz işte aşağısında bir meteor swarm yağmuruna tutulacaksınız.

yazının altı spoiler dolu olacak!

dizinin 1. ve 2. sezonu bence en ruhlu olanlardı ve bunlarda cidden o ufaklıkların dostlukları, yaşadıkları çılgın maceralar falan gayet hoş bir izleme keyfi sunuyordu. kurguda elbette çok ciddi şeyler de oluyordu ama işte her şey, sonraki sezonlara göre daha nahif, daha çocuksu idi. her şey olmasa da birçok şey diyeyim.

3. sezonu ilk izlediğimde çok sıkıcı bulduğumu belirtmiştim, daha doğrusu bu yüzden ilk 1-2 bölümünden sonra izleyemediğimi... geçenlerde izlediğimde ise o kadar da sıkıcı bulmadım ve gayet eğlenerek seyrettim. bu bence dizideki en ayrıksı bölüm. belki de ilk 2 sezonun nahifliği ve son 2 sezonun kesif ciddiyeti arasında bir köprü olarak görebiliriz bu sezonu.

açıkçası dizinin 4. sezonunu bitirdikten sonra ciddi hayal kırıklığına uğramıştım. işte ilk 2 sezonun büyüsü 3. sezonda belli oranda vardıysa da bunda yoktu bana göre. fakat gene de karakterler artık çocuk değil ve bu yüzden bu "atmosfer değişimini" doğal bulduğumu da söylemiştim kendi kendime, ve bu konuda konuştuğumuz bir arkadaşıma.

fakat 5. sezonu da izledikten sonra 4 ve 5. sezonlarını bir bütün olarak değerlendirdim ve geriye dönük bir yeniden değerlendirmeyle 4. sezonun da gözümdeki değeri yükseldi böylece.

ilk 2 sezonu ilk defa bitirdiğimde "her şey güzeldi ama yaratıklar da iyi tasarlansa da ben zeki villain seviyorum" demiştim. yani buradaki demogorgon/demo-dogs işte kuduz köpek refleksleri ve güdüleriyle saldıran tipler. hani "mindless creature" bile denebilir, ki ben böyle beyinsiz zombilerin kötüler olduğu yapımları bile genelde sıkıcı bulurum. gerçi ikinci sezonda şu atipik mind flayer gelmişti ama bu bile benim aradığım zeki kötü adam/kadın/yaratık tiplemesi değildi.

dün belirli bir şeyler araştırıyordum diziyle alakalı ve yapımcıları zaten daha ilk sezon gösterime bile girmeden, tüm bu tuhaflıkların ve dehşetin arkasında bir evil genius mastermind'ın olacağı belliymiş ama bunun ne/nasıl olacağı henüz yazılmamış. bunu da olumlu buldum, yani senaristler de benim gibi bir anlayışa sahiplermiş en azından, ta en baştan beri. hatta bu karakterin one olacağı da belliymiş galiba, en başından beri. zaten önceki sezonlarda bu "ilk denek" bir soru işareti olarak bırakılmıştı. gerçekte var mıydı yoksa yok muydu, bu bile flu idi.

4. sezonda da işte bu kötücül dahi ile tanışıyoruz nihayet... bu karakterin ufaklığını da görüyoruz, hatta süper güçler kazanmadan hemen önceki halini bile görüyoruz 5. sezonda. üstlerde bahsettiğim, dizideki favori karakterim henry creel oluyor bu karakter işte. kendisini masum çocuk kurbanları mr. whatsit olarak biliyor, ama yoksa bu "kendisi" değil de vecna mı?.. yoksa one mı?

aslında hepsi birden. buna bir mutant diyebiliriz sanırım. henry iken normal bir insandan farkı yokmuş... sonra [devasa spoiler geliyor] tuhaf, herhalde dünya dışı bir maddeyle birleşip simbiyotik bir varlık oluyor, ama bunu 5. sezonunun epey ilerilerinde öğreniyoruz. peki henry aslında her zaman psikopati eğilimi olan bir çocuk muymuş, yoksa bu madde metabolizmasıyla birleşince mi onun bilincini evil'a kaydırmış, burasını en azından ben anlayamadım. belki bu franchise kapsamında ilerideki bir yapım henry'nin hayatını doğumundan veya işte erken çocukluğundan beri ele alır ve biz de bu sorunun yanıtını görürüz. bence sanki bu madde metabolizmasına girmeden evvel "normal" bir çocukmuş gibi, ama bu simbiyotik durumun hemen öncesindeki kanlı sahne—trilyon tane spoiler verdim ve veriyorum ama burasını böyle ikircikli bırakmak istedim, haha—de bilincini daha da çarpıtmış olabilir elbette. zaten henry bu anısından her zaman kaçıyordu ve anca dizinin sonlarında yüzleşmek zorunda kaldı. bu kaçınmasının ardındaki ana sebep bana sanki doğuştan böyle psikopati eğilimleri (tabii ona göre kendisi haklı) olduğuna dair olan inancının sarsılmaması gayesi gibi geldi, ve elbette dünya dışı bir maddenin onun iradesini ele geçirmesi sonucunda böyle olabildiğini bilmekten/hatırlamaktan kaçınmak...

henry'nin korkunç bir yaratık olmuş haline vecna deniyor dizide. benim bu karakteri görünce aklıma ilk wishmaster (film)'daki djinn karakteri gelmişti. yani o cinler alemi ve dünyayı birleştirip dünyaya hükmetmeyi amaçlayan bir varlıktı, [gene devasa bir spoiler alarmı] henry de işte kendi sonradan bir şekilde gittiği "dünyası" ile bildiğimiz dünyayı birleştirme gayesi güdüyordu. djinn aslında "cinler alemi" olarak tahakküm kurup insanlığa hümketmeyi umuyordu, vecna ise tek başına böyle bir şey yapma amacında gibiydi. yani kendisinin hizmetindeki yaratıklar da hive-mind (kovan arısı mantalitesi) bazlı, yani kendi hür düşünce ve iradeleri olmayan varlıklardı sonuçta. tabii fiziksel olarak da wishmaster'daki djinn—yani en azından onun modern dünyada ilk cismanileştiğindeki hali—ve stranger things'teki vecna arasında kayda değer bir benzerlik de var.

dizinin yaratıcıları ise freddy krueger, pinhead ve pennywise'dan çok esinlendiklerini belirtmişler vecna'yı yaratırken. bunlar da aklıma gelmemiş değildi. hatta yukarılarda bahsettiğim, bu dizi hakkında konuştuğumuz arkadaşım "vecna, cenobite'lar gibi" diye bana bir spoiler bile vermişti geçen sene. yani freddy ve pennywise aklıma gelmişti, diğerinde de spoiler yemiştim ama o da kesin aklıma gelirdi.

freddy'nin rüyalara, daha doğrusu kabuslara hükmetmesi; genç kurbanlarına kabuslarında yaptıklarının gerçek hayata da tezahür etmesi... pinhead'in farklı bir boyuttan gelip gençlere yaşattığı gerçek hayat kabusları... pennywise zaten çok bariz... sonuçta dünya dışından bir varlık. çocuklara "şirin" görünüp onları amacına ulaşana dek kandırabiliyor. ve... [hayvan ötesi bir spoiler geliyor] sonunda dev bir örümcek gibi bir şey olduğunu görmemiz... işte iki karakterde de bunlar ortak, yani vecna "yarı dünya dışı" sayılsa da ve burada da bitmiyor. ikisi de kurgusal kasabaları lanetliyor, pennywise'a bir grup çocuk karşı geliyor ve bu vecna için de aynen geçerli. tabii birebir bir paralellik kuramayız. pennywise'a karşı yürütülen ikinci savaşta o çocuklar çoktan eşşşek kadar adam/kadın oluyorlar, vecna'da ise işte lise sonda falanlar, en büyük halleri yani. gene de bu iki karakter arasında ciddi paralellikler olduğu da sugötürmez bir gerçek.

madem bir karakterin başka yapımlardaki belirli karakterlerle olan paralelliklerinden bahsettim, şimdi dizideki "göndermelere" gelelim, ki kimisi gönderme olmayabilir de bunların; rastlantı diye bir şey de var sonuçta, ya da bilerek değil de senaristlerin bilinçaltlarının başrol oynadığı esinlenmeler... one ve eleven karakterleri, dizideki en kudretli tiplemeler. ilkine 4. sezona kadar rastlamıyoruz, ikincisi ise baştan beri bizimle. one, işte vecna da. yani kötücül bir karakter. eleven ise iyilerden. yoksa öyle değil mi?.. bir ara kendisinden şüphe duyuyor o da, ve o unuttuğu anılarına yeniden kavuşunca kendisinin bir monster/canavar mı yoksa işte öyle kötü biri olmadığı mı olduğunu anlıyor. hadi bu sefer spoiler vermeyeyim. haha.

ama bundan sonrası full spoiler: one, henüz bir psikopat olduğu açığa çıkmamışken eleven'ı ayartmaya çalışıyor ve birlikte dünyayı yeniden şekillendirebiliriz diyor. burada "we can make the world as we see fit" gibi bir şey diyor. bu da the matrix'te morpheus'ın neo, yani the one hakkında "i believe(d) that someone will/would be born into the system, he will/would be the one, and he can/could change the matrix as he sees/saw fit" gibi bir şeyler dediğini hatırlıyorum. tam replik bu değildi ama ikisinde de "change the world/matrix as one sees fit" kısmı var. hadi diyelim ki bu bir tesadüf... henry'nin psikopata bağladığı yerlerde bakışlarına dikkat ederseniz ajan smith'in bakışlarındaki manyaklığın bir iz düşümünü görebilirsiniz. ayrıca kendisi de insanları aşağılık, kötücül görüyordu ve bu yüzden dünyayı baştan aşağı kendi istediği gibi yapma gayesindeydi. ezcümle; st'deki one, the matrix'teki the one'a değil de, onun evil bir versiyonuna benzetilebilir. belki de ajan smith'in onun içine girmiş haline... hani deniyordu ya smith bunu, elini neo'nun içine sokup onun imajından da kendisinin bir kopyasını yaratmaya çalışıyordu. işte bunu başarmış hali gibi düşünülebilir.

the matrix göndermeleri/benzerlikleri bunlarla da bitmiyor. ilk sezonda will(iam) hani ortadan kayboluyordu ve nihayetinde 2. sezonda upside down'da bulunduğunda ağzına böyle organik, iğrenç bir şey takılıydı... bunu vecna geldikten sonra onun işte ufaklıkları kendi "vessel"ı yapmak için bu yönteme başvurduğunu öğreniyorduk. zaten ilk 2 sezonda böyle bir fikir yoktu bence ama sonradan iyi bağlamışlar diye düşünüyorum. bu vecna'nın yaşadığı yerde 12 tane çocuğa birden aynı muamele yapılıyordu, işte vecna onların da taze ve kolay yönetilebilir beyinlerini kullanarak nihai amacına ulaşabilsin diye. the matrix'te neo kırmızı hapı alıp uyandığında ağzına giren robotik bir borulu zamazingoyu çıkartıp etrafına baktığında dehşet bir manzara görüyordu ya, stranger things'te de holly karakteri bir şekilde sokulduğu transtan çıkabildiğinde ağzındaki o şeyi çıkartıyordu ve öncesinde bir hayal dünyasında olduğunu görüyordu ve çevresindeki diğer çocukların hala o şekilde "mışıl mışıl uyuduğunu" görüyordu. yani st'de max karakteri de biraz morpheus gibiydi. evet, kırmızı hapı vermiyordu ama holly'yi uyandıran da oydu sonuçta ve onun rehberi ve yol göstericisiydi (i can only show you the way/door).

one ve eleven karakterlerinin aslında gene bir netflix yapımına doğrudan, apaçık bir gönderme olduğunu da söylemişti o, bu konuda konuştuğumuz arkadaşım. squid game imiş o yapım da. izlemediğim için yorum yapamam da şu görseli bırakayım:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başka göndermeler de vardır mutlaka da ilk etapta aklıma gelenleri bahsetmem kafi sanırım. zaten gayet uyun bir yazı oldu şimdiden. bundan sonrasında kısa kısa bir şeylerden bahsedip yazımı sonlandırıyorum.

dizide mantığıma pek oturmayan epey şey oldu. mesela 3. sezonda rusların kasabadaki avm'ye öyle devasa bir gizli üs kurabilmeleri... yani bir de şu havalandırma kanallarından gizli yerlere kolayca ulaşılabilmesi kötü klişesini görmesek mi artık ya... havalandırma boşluğu konusu bana her halükarda saçma gelecek, ama rusların abd'nin derin güçleriyle iş birliği yapması ihtimalini de görmezden gelemeyiz. evet, kahramanlarımız bu komployu ortaya çıkardıktan sonra abd kuvvetleri orayı basıp komployu sonlandırıyor gibiydi ama bu göstermelik bir operasyon da olabilir. sonuçta işlerin arka planında gizli iş birliği de olabilir elbette.

bir de eight'in insanlara istediği şeyleri gösterebilmek gibi bir süper gücü vardı ya... yani istediği şeyleri "duymalarını" sağlama gücü de olduğunun söylendiğini hatırlamasam da, kendisinin çetesini polisler kovalarken köprü çöküyor gibi görmelerini sağlamıştı eight ve sanki orada yıkılma seslerini de duyuyorduk? hadi bunu yanlış hatırlama ihtimalim var diyelim... henry'nin evil bir karakter olduğunu vessel'ı çocuklara gösteriyorlardı ya, orada da henry odada çocukların olduğunu göremiyordu, o yüzden "iyi adam" rolünden çıkıp kötü olduğunu ifşa ediyordu. orada çocuklar konuşuyordu ve henry bunları duyamıyordu. ben sanki eight'in sadece görsel illüzyon yaratma yeteneği var deniyordu diye hatırlıyorum ama böyle sahnelerde sesleri de manipüle edebiliyor kendisi.

artık yavaş yavaş yazının sonlarına gelebiliriz. yani daha çok şey yazabilirdim ama yazının aşırı uzun olmasını da yeğlemiyorum.

abd gizli devleti ve gizli deneyler... işte böyle şeyleri duyup dururuz, ki burada eleven'ın merkezde olduğu bu konseptin temeli de böyle gerçek bir şeyden geliyor. eleven'ın hikayesi zaten baştan sonra çok etkileyici: fazlasıyla dramatik, yer yer trajik, kimi zaman komik, yeri geldiğinde romantik... bu karakteri oynayan oyuncunun intruders dizisiyle keşfedildiğini düşünüyorum. daha doğrusu, o dizide ufacık haliyle öyle inanılmaz bir karakteri canlandırmıştı ki kendisi, buradaki eleven gibi bir karakteri de bir tek o kıvırabilir, demişlerdir sanıyorum ki. gerçekten de kıvırmış. kendisine helal olsun diyorum.

aklıma gelmişken... dizide işte "derin devlet" eleven'ı ele geçirmek istiyordu. ben buradaki amaçtan pek emin olamadım. öncelikle kasabaya bu kabusları yaşatan geçit eleven tarafından açıldı, doğru. eight'e göre bu "karanlık devlet güçleri" eleven'ın kanının başka bebeklere aktarılması vasıtasıyla başka süper güçlü kişiler yaratıp daha nice öte boyutlara/dünyalara geçitler açma niyetinde idi. bana göreyse belki de bu anomalik hadiseleri tümden sonlandırabilmek için çok sayıda böyle yetenekleri olan karaktere ihtiyaç var diye düşünüyor da olabilirlerdi. yani eight'in teorisi çok mantıklı, ki o merkezdeki hamile kadınlar da buna gayet iyi bir zemin sunuyor ve zaten papa'nın yerini alan kişi de sanki işte böyle "mucizevi" şeylerin peşinde gibiydi. bu gayet akla yatkın. ama burası gene de net belli değildi bence. yani asıl amaçları ne olacaktı, eleven gibi süper güçlere sahip başka çocuklar da yetiştirebilselerdi. papa'nın baştaki amacı mesela başka dünyalara veya boyutlara kapı açmak değildi, bunu biliyoruz. yani one ve eleven düellosunda kimsenin beklemediği bir şey olmuştu ve ilk geçit öyle açılmıştı. ama yoksa bu ilk boyutlar/dünyalar arası geçit bu değil miydi?.. asla bilemeyiz. rusya mesela bu bağlamda konuya epey dahil ama çin veya dünyadaki hiç beklenmedik ülkelerde bile böyle anomaliler olabilir ve bunlardan da işte derin devlet güçleri haberdar olabilirken, kahramanlarımız olmayabilir. ki bu geçitlerin hepsinin aynı boyutlara/dünyalara açılması gibi bir durum da söz konusu olmayabilir... dediğim gibi, burasından birçok teori üretebiliriz yapımın.

dizinin sonunu da beğendim ben. aşırı bayılmasam da, ortalamanın bir hayli üstünde bir ustalık seviyesiyle sonlandırılan bir yapım olduğunu düşünüyorum stranger things'in. yakınlarda mı olur, seneler sonra mı olur bilmesem de, bu diziyi en az 1 kere daha baştan sona izlerim gibi görünüyor. şu anda da gene bir netflix yapımı olan animasyon dizisini izlemekteyim. içimiz dışımız tuhaf ötesi şeylerle doldu be! ha-ha-ha.

son olarak da söylemeden edemeyeceğim, yuri ismaylov karakteri inanılmaz komikti dizideki. vallahi yarım yarım yardı beni. asdkşakdşalksdşskda.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ağza bak ağza sanki bir mağaza

ağzı kokanların büyük bir şarküteri reyonu olabilir.
devamını gör...

romantizm vs romatizma

ilkine bir dizide rastlanabilir.

ikincisinde ise diziniz ağrıyabilir.
devamını gör...

fark etmez erkeği

fark etmez erkeği kızı
yeter ki kırsın dizi
gelsin otursun yanıma
izleyelim romantik bir dizi

biseksüel olmasam da dörtlük biraz öyle oldu sanki. *
devamını gör...

tam olarak yapmak istediğin şey nedir

(bkz: bundan sana ne olması) *
devamını gör...

6 haziran 1985 tetris oyununun piyasaya sunulması

internetten araştırdım da 6 haziran 1985 diye net bir tarih göremedim. pr olarak 6 haziran 1984 deniyormuş ama 1985'te tamamlanmış oyun ve bırakın günü, net bir ay bilgisi bile yokmuş. bugünü the tetris company, "dünya tetris günü" ilan etmiş ama bu bir pr çalışması imiş ve zaten yılı da 1985 değil, 1984'e gidiyormuş.
devamını gör...

efsane olacakken kestane olmak

görseldeki gibidir. (bkz: deniz kestanesi)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

6 haziran 2026 italya türkiye maçı

şimdiden kaybettiğimizin gün gibi açık olduğu maç.
devamını gör...

6 haziran 2026 italya türkiye maçı

müthiş çekişmeli geçen 2. seti aldık ve setlerde durumu 1-1 yaptık!
devamını gör...

6 haziran 2026 italya türkiye maçı

bayağı kötü başladığımız maç. ilk set henüz bitmese de bu set buradan dönmez.
devamını gör...

6-7 haziran 2026 fenerbahçe kongresi

şu anda adaylardan hakan safi konuşuyor galiba. valla kendisini hiç tanımıyorum, konuşmasını da ilk kez duyuyorum ama aklıma direkt çocuklar duymasın dizisindeki şükrü karakterinin konuşması geldi. haha.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

memory box

geçenlerde tales of forgotten biomes adlı parçasının başlığını açtığım electronic visions'ın yepisyeni bir parçası; daha youtube'dan yayımlanalı 20 saat bile olmamış. chillwave türünü seviyorum ve bu şarkı da o türde gayet hoş bir çalışma.

devamını gör...

mega marvin

korku filmlerinde, dizilerinde ve oyunlarında—genel olarak yapımlarında desek daha da kapsayıcı olur, hatta türü korku olmayan ama işte öyle sahneler içeren yapımlar da dahildir herhalde; hatta ve hatta müzik albümlerinde bile kullanılıyordur bence—gizemli ve ürpertici veya işte gerici falan sinematik ambient sesler üretmek için kullanılan bir enstrüman.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler

ben insanlardan teselli isteme cümleleri kurarım.

örnek: allah rızası için bir teselli ver be aplam."
devamını gör...

prawo jazdy

lehçede, yani polonya dilinde, ehliyet (sürücü belgesi) demekmiş.

komik olansa, irlanda polisi bunu 50'den fazla trafik suçu işleyen biri olarak değerlendirmiş yıllar boyunca, ta ki lehçedeki anlamını öğrenene kadar... yani prawo jazdy'yi bir ad-soyadı sanmışlar. aalksjdlksajdalksjdkjdlaksjdlakdj.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aklıma seslendirme sanatçısı sungun babacan'ın, alttaki videonun 6. dakikasından itibaren izleyebileceğiniz hint filmi dublajı anısı geldi.

gülme garantili video:
devamını gör...

haram yememek

kk'nin kendisini olağanüstü süper bir kişi yaptığını sandığı şey. gerçi ben bundan da şüpheliyim. bence gayet haram yemiş de olabilir.

velev ki yememiş olsun... eee? sözlükte bu konularda yazmıştım ama x'teki bir kullanıcı, ki bir radyocuymuş galiba esasen, sonunda patlamış. yani ben böyle bir yazı döşememiş olsam da—ki döşemiş de olabilirim—"benim babam da beni hiç dövmedi mesela ama bununla övündüğünü görmedim, zira bu olması gereken şey. senin haram yememen de aynı şekilde, olması gereken şey zaten. başkalarının haram yemesi seni otomatikman üstün, süper bir kişilik yapmıyor" gibi şeyler yazdığımı hatırlıyorum.

işte o bahsettiğim x'teki yazı:

bu arada alttaki yazının sahibi kişi gibi benim kk'ye hiçbir zaman inancım olmamıştı, hatta 2010'ların başlarından beri kendisinin en büyük "hater"larından biriyimdir de işte yazı güzel ve kk'ye senelerce umut bağlayan milyonların aklından geçenleri çok iyi özetlemiş.


"yeter yahu yeter!
söz milletin!
haram yemedim de haram yemedim deyip duruyorsun…
haram yememek tek meziyetin mi?
zaten olması gereken bu…
göz kırpmak gibi, nefes almak gibi, güneşin doğması, suyun yüz derecede kaynaması gibi…
niye bunu ayrıcalıklı bir durum gibi anlatıp duruyorsun?
halk sana bugün, zengin oldun mu diye sormuyor…
ısrarla konuyu çarpıtıyorsun…
halk sana; neden milyonların umutlarını tüketen bir siyasetin parçası oldun diye soruyor…

siyaset sadece haksız para kazanmamaksa rahmetli babam da bir kuruş haram yemedi…
ben de yemedim…
eeee farkımız ne?
övünüp durulacak bir durum mu bu?
olması gereken bu zaten!
alnımıza, tişörtümüze haram yemedik yazıp gezelim mi?

insan cebine haram koymaz, boğazından haram geçmez fakat yılları, ömürleri, enerjiyi, umudu, insanların hayallerini tüketir….
sen bunu yaptın…
bizi tükettin…
anlamıyor musun?
tüm iyi niyetlerimizi, sana olan inancımızı alıp yere çaldın…
bunca yıl susamışken kavurucu sıcakta, bir damla suya muhtaçken, tam suyu içecekken, zar zor biriktirdiğimiz bidondaki suyumuza tekme atıp döktün…
niye diyoruz, niye?
yapma bunu… niye döktün suyumuzu diyoruz…
çıkmış, sadece ben haram yemedim diyorsun…
suyumuzu dökmek de haram değil mi?
israf da haram, günah değil mi?

insanlar sana güvenini, yarınlarını emanet etti…
sen ne yaptın?
kocaman bir hiç…
mühürsüz oy pusulalarına sonuna kadar itiraz ettin mi?
koltuk için gösterdiğin hırsı mühürsüz oy pusulalarında gösterdin mi?
“anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz”, niye bunu dedin?
niye onca aday varken ekmeleddin diye bir adayı önümüze koydun?
niye son seçimde anketlerde senden daha güçlü adaylar varken, kendini aday yaptın?
niye 13 seçim kaybettin, artık bırakmıyorsun?
niye kaybettiğin, kaybettirdiğin onca seçimle yüzleşip, arınmıyorsun?
niye 80 yaşına merdiven dayamana rağmen gençlerin önünü açmıyorsun diyor…
niye bu hırs, yeter diyor…
sen ne diyorsun?
ben, haram yemedim…
tamam aferin ama tek mesele bu değil ki…

şimdi dönüp, bir de…
temiz kurultay, temiz vicdan, arınma diyorsun.
ama bu toplumun asıl sorduğu başka…
madem demokrasi esastı;
neden yıllarca parti içinde farklı sesler bu kadar zor duyuldu…
madem irade kutsaldı…
neden insanlar sadece seçim zamanı hatırlandı?
madem, kim çıkarsa başının tacıydı…
neden yıllarca eleştiren herkes hain, nankör, bölücü ilan edildi?
neden 13 seçim sen çıkmayınca, halk beni istemiyor, seçmiyor, bu karar başımın tacı deyip çekilmedin de her seferinde ısrar ettin…
13 defa küme düşmüş bir takımın teknik direktörü neden hala teknik direktör olarak kalmak için ısrar eder?
başarısızlığınla neden yüzleşmiyorsun deniliyor…
cevap ne?
ben haram yemedim…
evet, yemedin… ama yıllarca başarısız oldun…

bugün sorun bir kişinin dürüst olup olmaması değil artık…
bir politikacının, liderin kendisine inanan milyonların hayal kırıklığını gerçekten anlayıp anlamadığı…
anlıyor musun?
sanmıyorum…
halk artık romantik cümleler duymak istemiyor; samimi yüzleşmeye ihtiyaç duyuyor…
gerçek demokrasi, hesap vermeyi de kabul etmektir.
sen hesap vermiyor bir de bize hesap soruyorsun.
anlıyor musun?
sokağın sesini duyuyor musun?
anketlere bakıyor musun?
istenmediğini görüyor musun?"

x.com/zekikayahan/status/20...
devamını gör...

ronald wayne

apple'ın 3 kurucu ortağından biriymiş ve şirket başarısız olabilir diye %10'luk hissesini 800 dolara satmış ve bu hissenin değeri bugün 400 milyar dolar veya üstüymüş. alajsdlakjsdlkajsdlakjsdlkjsdkj. şurada gördüm bu haberi: x.com/bpthaber/status/20622...

sonra default web browser'ım norton neo'nun yapay zekasına sordum doğru mu diye ve kendisi şu detaylı yanıtı verdi:


evet, paylaşılan bilgi temelde doğru, ancak bazı önemli detaylar ve güncellemelerle birlikte. ronald wayne'in 1976'da sattığı %10'luk hissesinin bugünkü (2026 itibarıyla) teorik değeri yaklaşık 400-455 milyar dolar arasında değişiyor – tweet'teki 455 milyar dolar rakamı, apple'ın piyasa değerine bağlı olarak güncel bir tahmin.

ronald wayne

temel gerçekler

ronald wayne, steve jobs ve steve wozniak ile birlikte apple'ı 1 nisan 1976'da kurdu.
şirket o dönemde genel ortaklık (general partnership) yapısındaydı; bu da tüm ortakların kişisel malvarlıklarıyla sınırsız sorumlu olduğu anlamına geliyordu.
wayne, 41 yaşındaydı, evi ve arabası vardı. jobs'un aldığı 15.000 dolarlık kredinin riskini üstlenmek istemedi.
sadece 12 gün sonra hissesini sattı ve toplam 2.300 dolar (800 + 1.500) civarı aldı.
güncel değer hesabı (2026)

apple'ın piyasa değeri yaklaşık 4 trilyon dolar seviyesinde.
wayne'in orijinal %10'luk payı, hisse seyrelmeleri (dilution) nedeniyle bugün tam olarak aynı oranda olmazdı ama teorik değeri 400-455 milyar dolar arasında.
bu rakam, apple'ın güncel hisse fiyatı (yaklaşık 267 dolar) ve toplam piyasa değeri üzerinden hesaplanıyor.
wayne'in kendi görüşü wayne şimdi 91 yaşında ve hiç pişman olmadığını söylüyor. ona göre:

o dönemki bilgiyle en mantıklı kararı verdi.
"en zengin mezarlık sakini" olmak istemedi.
başarıyı para ile değil, "netlik, dürüstlük ve doğru yargı" ile tanımlıyor.
tweet'teki yorumlar hakkında

"800 doları çekmesen ölür müydün?" tarzı espriler çok yaygın, ama wayne'in o parayla ev aldığı iddiası doğru değil.
gerçekte riskten kaçındı; bugün de aynı kararı vereceğini söylüyor.
"hisse almak yetmiyor, yönetim kuruluna katılmak lazım" yorumu da kısmen haklı – wayne zaten erken dönemde ayrıldığı için oy hakkı ve yönetimde yer alamazdı.
özet tablo

konu detay
satış tarihi 1976 (kuruluştan 12 gün sonra)
satış bedeli 800 $ + 1.500 $ = 2.300 $
bugünkü teorik değer ~400-455 milyar $
wayne'in yaşı (2026) 91
pişmanlık durumu hiç pişman değil
bu hikaye, girişimcilere risk, zamanlama ve "hindsight bias" (sonradan bilgelik) konusunda güçlü bir ders veriyor. wayne'in tercihi o gün için mantıklıydı; apple'ın bu kadar başarılı olacağını kimse bilemezdi.
devamını gör...

yalnızlığını bir görselle özetle

profil resmimle özetleyebilir miyim?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yalnızlık güzeldir bu arada. en azından benim bundan bir şikayetim mevzubahis değil.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim