gelen kutum kimi zaman doluyor ve geç geri dönüşler yapabiliyorum.eğer hızlı iletişim gerektiren bir konu varsa bana discord üzerinden ulaşabilirsin. yoldas6822
@1 tam otomatikleştirilmiş uçak bilgisayarı nedir keşke onu açıklasaydın. zaten bütün tip ve modeldeki modern uçaklarda onlarca bilgisayar var. ve bunların hepsi güvenli bir uçuş için çalışırlar.
@2 bir uçağı tasarlamak ve geliştirmek için uzun bir süre gerekir. bu süre zarfında teknolojide de ilerleme olur. boeing 737 kullanımdayken airbus yeni uçağı olan a320 de ilk defa bu sistemi denemiştir. sonrasında boeingde sonraki yeni modellerinde bu sistemi getirmiştir.
@3 concord. *
temel olarak bir uçağın hareketi 3 ana uçuş kumandası ile sağlanır. aileron (kanat ucundaki kanatçıklar. x ekseni) elevator( yatay kuyrukta bulunan kumanda yüzeyi. y ekseni) rudder (dikey kuyrukta bulunan kumanda yüzeyi. z ekseni)
hem klasik hem de fly by wire sistemlerde bu yüzeyler hidrolik sistem ve bir piston yardımıyla (actuator)hareket eder temelde.
klasik eski sistem uçaklarda kokpitteki lövye hareketi, kablo ve makara sistemleri ile ilgili kumandalara aktarılır. hidrolik sistem ise uygulanan kuvveti arttırır.
fly by wire sisteminde ise side stick ( bildiğiniz joystick) hareketi elektrik sinyalleri ile ilgili kumandaya gönderilir. en büyük avantajı ise kablo makaralar yerine kullanılan çok daha ince ve hafif elektrik kablolarıdır.
eğer hidrolik sistem giderse (737de 2 sistem) pilot zorlansa da hareket verebilir. fakat fly by wire sistemde hidrolik sistemin tamamen gittiği durumlarda (a320de 3 sistem) kumanda verilemez. bu yüzden ilk nesil fly by wire sistemde hidrolik sistem sayısı artmıştır. yeni nesil uçaklarda ( a350, b787) ilave olarak acil durumlar için elektrik motorları ilave edilmiştir.
fly by wire sistemi en temelinde hareketin kablo makara yerine elektrik sinyalleri ile iletimidir.
15. bölüm
depoya ağır bir sessizlik hakimdi. sanki yüzyıldan beri oradalar gibi hissediyordu. sessizliği yüzündeki ciddiyetle yanındaki adam bozdu. "şehir seni geri alır." cevap vermedi. aklı hala en başından beri adamın yanına gelişinde, beraber karanlık sokaklarda yürüyüşünde, defalarca gördüğü arabada, sokakta gördüğü adamda, depoda, kapılarda ve adamın söylediklerindeydi. verecek bir cevabı da yoktu. sormayı tercih etti. "şehir beni geri alırsa ne olur." o sırada kapı iyice aralanmıştı. adam biraz duraksadı ve ekledi "bunu daha bilmiyoruz." floresan lamba bir kez daha titredi. kapı açılmaya devam ediyordu. artık anlamıştı ne yapacağını. "ya kapıdan girersem ne olur" dedi ve kapıdan içeri girdi.
16. bölüm
böyle birşey yapacağını kendisi bile tahmin etmemişti. deponun karanlığının aksine içeride inanılmaz bir aydınlık ve ışık vardı. gözleri kamaşıyordu. artık ne depo ne de adam umurundaydı. sadece kendisi değil ruhu da karanlıktan aydınlığa geçmiş kadar rahatladı. gözleri yavaş yavaş alışınca uzun bir sokakta olduğunu anladı. sokağın ortasında bir masa. yanında yine aynı araba. ve sokağın sonunda bir kapı. başka hiç birşey yoktu. kapıyı açtı bir kez daha, içeri girdi.
içeri girdiğinde adam memelerini sıvazlıyordu*
bedava olanı almak ile hakkın olanı almak arasındaki fark bu.
bir ürünü daha uygun fiyatlı olandan alırız. bedava ise affetmeyiz. bu bu normaldir. hele ki ekonomik zorluk çekiyorsan yadırganmayacaktır.
ama ama hayrına dağıtılan ve herkese yetmesi için birer tane verilen pideden üçer beşer alıyorsan bu başkasının hakkını gasptır. kul hakkıdır.
bravo hacı dayı. allah orucunu kabul etsin.
mantık olarak bakıldığında 14 mart ve 14 nisan, sevgililer gününden çok daha mantıklı duruyor. saçma kapitalizm hediye tuzağı yerine gerçek ihtiyaç olan yemek ve sex hediyesi. üstüne meme ve prostat kanserlerine dikkat çekme çabası. biz de tutmaz ama yine de gavur yapıyor. biz hala pırlanta kolyedeyiz.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.