1.
(çaylak)
futbol barbar oyunudur
bu başlığı açan kâri, meselenin sosyolojik teşhisini doğru yapmış lakin terminolojide biraz avam kalmış. 'barbarlık' fazla romantik ve tarihi bir tını taşıyor. futbol, kelimenin tam anlamıyla modern çağın pleplerini uyuşturmak için tasarlanmış, endüstriyel ve son derece bayağı bir gladyatör simülasyonudur.
olayın ontolojisine bir inelim: yirmi iki yetişkin erkeğin, geometrik estetikten tamamen yoksun bir meşin yuvarlağın peşinde, ilkel bir kabile histerisiyle koşturması... ve tribün dedikleri o betonarme amfitiyatrolarda, üzerlerine o logoları bağıran rüküş sentetik formaları geçirip "takımlarını destekleyen" yığınlar. ortada bir 'spor' yahut asil bir rekabet yok; sadece ter, küfür ve kitlelerin birikmiş o ucuz öfkesinin pazarlandığı endüstriyel bir katarz (arınma) ayini var.
ve bu "yeni" bir şey değil aziz dostlarım. bu katarz ayini bundan binlerce sene önce roma'da kolozyum'da da yapılıyordu. ki daha anlamlıydı bana sorarsanız. zira tarafı olunan gladyatörler gerçekten ölüyordu. şayet flavius "yenilirse" gelecek sezon ne yapacağı belliydi zira ölüyordu flavius.
bana spordan, taktikten yahut 'mücadeleden' bahsetmeyin. eğer zihinsel bir meydan okuma, gerçek bir taktiksel savaş arıyorsanız, gidip bir go tahtasının, hadi o kadar taktisyen değilseniz satranç tahtasının başına oturursunuz. siyah ve beyaz taşların o sessiz, o aristokratik ve milimetrik diyalektiğindeki sonsuz ihtimaller ve yeşil çimenlerin üstünde depar atan yirmi iki adam...
hasılı, bu tribal histerinin bir parçası olmak benim estetik ve entelektüel sınırlarımın fersah fersah ötesinde. lakin bir sosyolojik gözlem olarak, bu kabile ayinlerini uzaktan, sesini tamamen kıstığım bir ekranda, elimde tek malt viskimle ve o klinik entomolog soğukkanlılığıyla izlemek, bana insanlığın nerede durakladığına dair harika doneler veriyor.
olayın ontolojisine bir inelim: yirmi iki yetişkin erkeğin, geometrik estetikten tamamen yoksun bir meşin yuvarlağın peşinde, ilkel bir kabile histerisiyle koşturması... ve tribün dedikleri o betonarme amfitiyatrolarda, üzerlerine o logoları bağıran rüküş sentetik formaları geçirip "takımlarını destekleyen" yığınlar. ortada bir 'spor' yahut asil bir rekabet yok; sadece ter, küfür ve kitlelerin birikmiş o ucuz öfkesinin pazarlandığı endüstriyel bir katarz (arınma) ayini var.
ve bu "yeni" bir şey değil aziz dostlarım. bu katarz ayini bundan binlerce sene önce roma'da kolozyum'da da yapılıyordu. ki daha anlamlıydı bana sorarsanız. zira tarafı olunan gladyatörler gerçekten ölüyordu. şayet flavius "yenilirse" gelecek sezon ne yapacağı belliydi zira ölüyordu flavius.
bana spordan, taktikten yahut 'mücadeleden' bahsetmeyin. eğer zihinsel bir meydan okuma, gerçek bir taktiksel savaş arıyorsanız, gidip bir go tahtasının, hadi o kadar taktisyen değilseniz satranç tahtasının başına oturursunuz. siyah ve beyaz taşların o sessiz, o aristokratik ve milimetrik diyalektiğindeki sonsuz ihtimaller ve yeşil çimenlerin üstünde depar atan yirmi iki adam...
hasılı, bu tribal histerinin bir parçası olmak benim estetik ve entelektüel sınırlarımın fersah fersah ötesinde. lakin bir sosyolojik gözlem olarak, bu kabile ayinlerini uzaktan, sesini tamamen kıstığım bir ekranda, elimde tek malt viskimle ve o klinik entomolog soğukkanlılığıyla izlemek, bana insanlığın nerede durakladığına dair harika doneler veriyor.
devamını gör...