sevimsiz karga yazar profili

sevimsiz karga kapak fotoğrafı
sevimsiz karga profil fotoğrafı
rozet
karma: 114465 tanım: 1862 başlık: 47 apolet: 5 takipçi: 78
"Cehennem boş, bütün şeytanlar burada.." William Shakespeare

son tanımları | başucu eserleri


normal sözlük

ülke buna ne kadar müsait olmasa da; bir zamanlar insanlar birbirleriyle bir araya gelir muhabbet eder, yardımlaşır, iyi günlerinde onlarla mutlu olur kötü günlerinde birbirlerine destek olurlardı. bir arada gülüp eğlendimiz, insanları rencide etmeden eksikliklerini tamamladığımız ve bir olabilme bağını yaşayarak öğrendiğimiz günlerimiz vardı..

kaybettiğimiz demeyeceğim ama unuttuğumuz şeyler belki çok fazla yine de iyiye ve güzele olan inancım hiç bitmedi.

bugün hiç tanımadığım insanlardan tebrik mesajları aldım.. bizi ayrıştıranlara inat ırkçılık yapmadan, düşünceleri küçümsemeden, ne olduğunla ilgilenmeden hâlâ bu bağı burada yaşatabilen insanlar olduğunu gördüm..
daha yeni olmama rağmen normal sözlük bana kalabalık bir aile gibi geliyor..

bir tarafta yaramazlık yapıp herkesi güldürenlerden,
onları izlerken oturmuş bir köşede homuranan tatlı ihtiyarlardan,
birkaç kişinin bir araya gelip " gördün dimi yine delirdi sözlüktekiler" derken kahkaha atanlardan,
o hafta kimin takımı gol atmış, kim yenilmiş, olumm yine şampiyon biziz diyen fanatiklerinden,
radyonun sesini açın bakalım da neşemiz yerine gelsin diyenlerden,
gün içinde güzel şeyler görüp hemen fotoğrafını çekip bunu ailemde görsün diyen fotoğrafçılarımızdan,
birinden birkaç gün haber alamayınca merak eden gönlü genişlerden,
akşam olunca kurulan masalardan kaldırılan kadehlerde hep iyi şeyler dilenen kocaman bir aile gibi..

kilometrelerce uzaklıkta ki insanları bir arada yaşatan kocaman bir aile normal sözlük...
devamını gör...

şaman davulu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kısa bir süre önce hayatıma sevdiğim bir el tarafından sunulan anlamı yüksek bir hediye.. *

ruh ait olduğu yolu bilir..
ruh, doğduğu yeri unutmaz..
toprağın kokusunu, göğün rengini, ataların fısıltısını hep taşır içinde..
onu saklamaz, süslemez, değiştirmez.. yol karanlık olsa da bilir..
sisin içi olsa da bilir..
insan unutur, ruh unutmaz..
çağrıyı duyduğu anda
geri dönmenin vaktini kendi söyler..

göğün nefesi üzerime,
toprağın gücü içime,
ataların gölgesi ardıma düşsün..
ritim beni taşısın,
yol beni çağırsın,
ruh beni korusun..
ben geldiğim yere sadığım..
ben yürüdüğüm yola bağlıyım..
ben bu dünyanın hem sesi
hem sessizliğiyim.....
devamını gör...

şizofreni

babam bir şizofrendi..

bunu yazmak bile hâlâ zor geliyor.. çünkü bu cümle tek başına hiçbir şeyi anlatmıyor. şizofreni, bir kelime değil bir evin içine yerleşen, duvarlara sinen, seslere, bakışlara, suskunluklara karışan uzun bir hâl..

ben bu hastalıkla büyüdüm..

şizofren bir babayla yaşamak, her günün nabzını ölçerek başlamaktır..
bugün iyi mi?
bugün hangi yüzle karşılaşacağım?
sevgi mi var, şüphe mi?
babam bana bakarken beni mi görüyor, yoksa kafasının içindeki bir tehdidi mi?
bunları çocukken sorarsın kendine.. sessizce.. çünkü yüksek sesle sorulmaz bu sorular..

evde kelimeler dikkatle seçilir.. bir cümle yanlış yere basarsa, sonuçları ağır olur..
ses tonun fazla neşeliyse “alay ediyorsun” sanılır..
fazla sessizsen “bir şey saklıyorsun” denir..
orta yoktur.. dengede durmak imkansızdır..
ev, güvenli bir alan değildir.. bir denge oyunu alanı olup çıkar..
ve sen, daha çocukken diplomasi öğrenirsin..

gerçekle, gerçek olmayan arasındaki çizgi siliktir..
babam bazen bana inanmazdı..
bazen anneme..
bazen kimseye..
takip edildiğini düşünürdü..
konuşmaların dinlendiğini..
insanların ona karşı planlar yaptığını..
ve bu planların parçası olabilecek herkes potansiyel düşmandı..
buna ben de dahildim..

babam bazen babamdı..
bazen de hiç tanımadığım biri..
aynı bedende iki farklı gerçek yaşardı ve hangisinin o gün ortaya çıkacağını asla bilemezdik..
o bakış…
şüpheyle dolu, mesafeli, sert..
beni tanımayan bir yabancı gibi bakardı bazen..
gözlerinin içi soğurdu..
sanki ben ben değildim..
sanki ona zarar verebilecek biriymişim gibi..
bir çocuğun kendini tehdit gibi hissetmesi bu yaşlarda da kapıya yakın oturmasına çıkıyordu..

evde herkes rol yapardı..
annem güçlüydü..
ben sessizdim..
sessizlik, hayatta kalma yöntemimdi..
az konuşursan az yanlış yaparsın..
az görünürsen hedef olmazsın..
hayatı böyle şekillendirmiştim..

öfke patlamaları vardı..
sebebi bize ait olmayan..
kafasının içindeki sesler, senaryolar, kuruntular..
biz o filmin figüranlarıydık..
ve figüranlar, sahnenin ortasında ezilirdi.. sonuç hep buna çıktı zaten..

sonra pişmanlık gelirdi..
ağlamalar..
“sizi çok seviyorum”lar.. sevgi, tutarlı olmadığında yaralar açıyor.. fiziksel yaralara da yol açardı.. gece uyuyup sabaha uyanamama riskiniz vardı.. normal insanların evde kullandıkları normal eşyalar bizim evde bir potansiyel suç aletine dönüşebiliyordu..

hastaneler gördük..
ilaçlar gördük..
ilaçların işe yaradığı günlerde başka bir babam olurdu..
donuk, yorgun, sanki hayata biraz geç kalmış biri..
ilaçları bırakmak istediğinde ise hepimiz korkardık..
çünkü o “ben iyiyim” cümlesi, bizim için alarm demekti..
işte o zaman evde herkes nefesini tutardı..
çünkü ilaçsızlık, fırtınanın yaklaştığı anlamına gelirdi..

toplum kısmı ayrı bir yük..
kimse bilmek istemez.. anlatamazsın..
“babam hasta” dersin, yetmez..
“şizofren” dediğinde bakışlar değişir..
insanlar ya korkar ya acır..
ikisi de insana iyi gelmez..
o yüzden susarsın..
ve bu suskunluk zamanla senin karakterin olur..

ben uzun süre kendimi suçladım..
daha sabırlı olsaydım,
daha sessiz olsaydım,
daha iyi bir evlat olsaydım belki..
çocuk aklı böyle çalışıyor..
kendini merkeze koyuyor..
oysa şizofreni, sevgiyle iyileşen bir şey değil..
bunu anlamak yıllar aldı..

babamı sevdim mi?
evet..
özledim mi?
evet..
kızdım mı?
çok..
bu üç duygu aynı anda var olabiliyor..
babamla aynı anda hem bağ kurup hem bağ kopardım..
hem özledim hem kaçtım..
hem korumak istedim hem kendimi korumaya çalıştım..

babam bir şizofrendi..
bu onun suçu değildi..
bu benim de suçum değildi..

bu hastalık sadece babamı hasta etmedi.. etrafındaki insanlarda da izler bıraktı..
aşırı farkındalık..
sürekli tetikte olma..
insanların ruh halini bir bakıştan çözme yeteneği..
ama aynı zamanda derin bir yorgunluk..
rahatlayamama..
“her şey yolunda” hissine inanamama..

ben bu hikayeden güçlü çıktım denir ya..
buna pek inanmıyorum sanırım..
ben sadece hayatta kaldım..
devamını gör...

gece yazıları

üzüldüğünüzde ilk kime gidersiniz?

garip bir soru gibi görünür ama aslında herkesin cebinde bir mayın tarlasıdır bu.. çünkü cevap çoğu zaman bir kişiden çok, bir alışkanlığın, bir yarım kalmışlığın, bir güven arayışının adıdır..

insanlar üzülünce üçe ayrılır
hayatın mizahı biraz acıdır..

birinci grup...
hemen birine gider.
telefonu çalar, “ne yapıyorsun?” der ama aslında demek istediği “çöktüm, sesin iyi gelir”dir.. ses yetiyordur..

ikinci grup...
kime gideceğini bilemez..
liste yapar kafasında, sonra hepsini siler.. “off boş ver, kimseyi yormayayım,” der ve kendi kendini daha çok yorar.. en sık görülen türdür, doğal yaşam alanı mutfak lavabosu ve balkon köşesidir..

üçüncü grup...
hiç kimseye gitmez çünkü gidecek kimse yoktur demekten korkar..
onun sığınağı kendi iç sesi, yarım bir şarkı ya da duvarla konuşur gibi edilen bir monologdur..
bu grup genelde en güçlü görünen ama en sessiz yarayı taşıyan gruptur..

ve acı tatlı gerçek şu
üzüldüğümüzde ilk gittiğimiz yer, aslında en çok güvendiğimiz değil… en çok alışılageldiğimizdir..
bazen iyi gelir, bazen daha beter batırır, ama insan yine de oraya gider..

belki de soru şöyle olmalı
“üzüldüğünüzde gittiğiniz kişi, sizi gerçekten iyileştiriyor mu; yoksa sadece alışkanlığınız mı?”
işte asıl yük burada..
devamını gör...

müjgan

bu da gözleri dört defa lacivert olan müjgan'dan birkaç mısra...

semtimizin bir tanesiydi müjgan.
saçları sırtına kadar sırma sırma dökülür,
elleri ufacık, gözleri dört defa lacivertti.
ve de her ne hikmetse, o da bana gönüllüydü.
öyle bir sevdim ki müjgan'ı,
dünyamı şaşırdım, haddimi bilemedim.

ve şiirin sonu şöyle biter;

hatırlamıyorum şimdi
müjgan’ın gözleri ne renkti..
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

günlerden hangi gündü, mevsim yaz mıydı kış mı? asırlar öncesinden kalma bir gün gibiydi kayboluşum..
nerede kaybettim kendimi ve neden sonra daha çok buldum.. bir dağ zirvesinde ki uçurumdan aşağıya bakmak gibiydi geçmişe bakmak.. herşeyi görebildiğin, geri dönmek istemediğin..
manzara mı?
bir gülümsemeyle sonsuzluğu hissettiğin yerdesin.. herşeyin yeniden başlamasına izin ver..
devamını gör...

insan nereye aittir sorusu

neydi ait olmak? neden bir yere yada kişiye ait olmamız gerekiyordu?
bir eve doğuyorsun sen bizimsin diyorlar.. bize aitsin... oysa sevilmeyen milyonlarca çocuk kaçtılar o evlerden..
sahi neydi ait olmak?
büyüyorsun aşk çalıyor kapını.. diyor ki cesur yürek sen bana aitsin.. önüne kuralları koyup.. bir de ekliyor sonunda seni seveceğim ama diyor..
koşullu, şartlı şurtlu sevilmeyi ödülmüş gibi gümüş bir tepside sunuyor..
insan yalnız doğup yalnız ölen bir canlıysa bu aitlik, sahiplik bu kadar şaşaa nedendi?
ilk öğrenmesi gereken yerde temel duyguları öğrenemediyse bir insan, öğrenmek için kalan ömrünü harcıyordu..
doğumumuzdan itibaren yaşadığımız bu hayat sadece bize aitti.. etrafımızda ki kan bağıyla bağlı olduklarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız, sevgililerimiz, yaşadığımız evler, şehirler, ülkeler hepsi bir yere kadar bize yoldaş oluyorlardı..
şimdi ben nereye ve kime aitim diyorum... zaman ilerledikçe yanımda olanlar ve yerler değişiyor..
insan bir yere ait olabilir miydi?
ait olduğun tek yer; gözlerini kapatınca sizi gülümseten insanlar ve anılar.. isterse yüzyıllar geçsin hangi sene, bilmem nerede hiç önemi yok o anı hatırlıyorsanız oraya aitsiniz..
insan hayatı hissedilenler bakımından bireysel bir deneyim.. güzel şeylere ait olun... güzellikleri görmenizi sağlayan aykırı beyinlere ait olun.. bazen çıkın yağmurda dans edin, yağmura ait olun.. bazen gömülün sessizliğe, karanlığa ait olun.. bazen gülün çiçekler açsın yüzünüzde, çiçeklere ait olun...*
devamını gör...

karanlık

“karanlığını da al gel,” dedi...
ben karanlığımı poşete koyamadım, ceplerime sığmadı.. o yüzden sustum..
sustuğum yerden başladı her şey..
kaç bahar geçti bilmiyorum.. bahar dediğin zaten istanbul’da kısa sürüyor..
bir bakmışsın yaz,
bir bakmışsın yine yorgunluk..
sonbaharlar daha netti, hep içimdeydi..
birine rastladım..
beni dinlediğini sandım önce, sonra anladım ki o sadece bir ayna.. konuşmadı, teselli etmedi, yol göstermedi.. sadece baktı.. o bakışta yüzümün arkasını gördüm.. sakladığım yerleri, üstünü örtüp “geçer” dediğim çatlakları.. meğer insan en çok, kendini başkasının sessizliğinde yakalıyormuş..

geceydi..

istanbul, makyajını silmeden yatağa giren bir kadın gibiydi.. yorgun, dağınık, güzel ve biraz küskün..
sokak lambaları bana annem gibi baktı.. azarlamak için hazır.. “büyüdün ama hâlâ kırılıyorsun,” der gibi..
ben yürüdüm, içimden taşanları dökmeden..
her dökülüş biraz rezalettir sonuçta..

takvimler bir yerlerde hâlâ asılı duruyor.. hangi seneydi bilmiyorum.. istanbul sustu.. gece geri çekildi ve görevini tamamladı..
karanlığımı yanıma alıp devam ettim.. ona bir isim verdim..
hadi dedim sonra..

yol bekler...
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

uçsuz bucaksız karanlıkta, havada ki kandiller gibi duran şehrin ışıkları.. uzayan caddeler ve kalabalıklar.. bu kadar yanyana yaşayıp nasıl yabancı kalabiliyordu insanlar?
herşey hayatı ve kendini anlamaya başladığın gün başlıyordu. etrafında ki bir küme insan herşeyine yön vermeye çalışırken sen kimliğini bulmaya çabalıyorsundur..
sahi ilk ne zaman hissettin hayal kırıklığını? küçücük yaşta küçük algılarınla ne zaman öğrenmeye başladın sevgiden önce sevgisizliği...
devamını gör...

gece yazıları

her şey aynı anda oluyordu..
zaman, sanki bir iplik gibi elimden kayıyor ama aynı anda boynuma dolanıyordu.. bir yanım sevinirken, öteki yanım yavaşça soluyordu.. gözlerim bir şeyi ararken, kalbim başka bir şeyi bırakıyordu.. mutlulukla hüzün, umutla yorgunluk birbirine karışmıştı.. ayırt etmek mümkün değildi..

içimde bir telaş, dışımda sessizlik vardı..
bir şey bitiyor gibiydi ama tam o anda bir şey başlıyordu da..
ne gidebiliyordum, ne kalabiliyordum..
her şey, aynı anda oluyordu..
ve ben hiçbirine tam olarak yetişemiyordum....
devamını gör...

gece yazıları

pencere önü sohbetleri gibiydi hayat.
biraz aceleci, biraz eksik. ne tam cümle olabildiğimiz bir an vardı, ne de suskunluğun hakkını verebildiğimiz bir sessizlik. her şey biraz yarım kaldı. çayın demi tutmazdı çoğu zaman, sözcükler de ya fazla acı ya da fazla yabancıydı..

kırıntılarla beslenmiş anlar vardı masanın üzerinde; bitmemiş cümleler, soğumuş çaylar ve hep bir yere yetişme telaşı.. eksilen insanlar.. o pencere önü aslında bir bekleyişti...

ve biz, o eksiklerin toplamına "hayat" diyorduk.
belki de hayat, hiçbir zaman tam olmaması gereken bir şeydi.
çünkü bazı yarımlar, insanı tam yapıyordu..
devamını gör...

gece yazıları

sana adı konulmamış yarınlar bırakıyorum..
mısrası eksik şiirler..

bütün sokaklar suskun, bütün çatılar gri,
ve ben hâlâ bekliyorum.. beklediğim belki de bir yokluğun adıdır..

kimi zaman ellerimle gökyüzünü tutmaya çalışıyorum..
ama parmaklarımın arasından düşen yalnızlık
bütün yıldızları karartıyor..
ve bir çocuğun unutulmuş oyuncağı gibi yalnız kalıyorum.

şiirler eksik, mısralar yarım..
ama hâlâ yazıyorum..
bir bakıma kendime, bir bakıma sana,
belki de hâlâ bir şeyleri hatırlatmak için,
dünyanın unutmak istediği bir yalnızlığı taşımak için..

ve şimdi sessizliğin ortasında duruyorum,
şehrin boş sokakları gibi boş,
kalbimde adını koyamadığım yaralar,
ama hâlâ nefes alıyorum, hâlâ yazıyorum..

bütün fabrikaların bacalarından yükselen dumanlar,
bütün tren istasyonlarındaki telaş,
bütün çocukların umut dolu gözleri
ve bütün yaşlıların kırışmış elleri,
hepsi bu şehri oluşturuyor,
ve ben bu şehrin içinde kaybolmuş bir yalnızlık olarak yürüyorum..

her eksik şiir, her yarım mısra,
bütün bu insanlar, bütün bu hayatlar,
bir gün birleşip bütün karanlığı delen bir ışığa dönüşecek..

ve o ışığın altında, işçilerin teriyle ıslanmış omuzlar,
kadınların sessiz çığlıkları,
çocukların rüzgârda savrulan oyunları
ve yaşlıların unutulmuş şarkıları
hep birlikte bir şehrin tarihini yazacak..

ben ise, bu tarih boyunca bir yalnızlık olarak,
sokakları, taşları, duvar yazılarını,
hâlâ adı konulmamış yarınları,
eksik mısraları yazacağım..

ve bir gün, bütün bu insanlar, bütün bu yalnızlıklar
bir araya gelip bir şarkı söyleyecek..
şehrin yorgun ışıkları altında,
bütün gecelerin ve kaybolmuş sözlerin hatırasıyla,
ve o şarkı,
bizim hiç tamamlayamadığımız mısralarımızın
kendi içinde tamamlanmış hâli olacak.

ve belki de o zaman,
sana bıraktığım adı konulmamış yarınlar,
artık eksik olmayacak,
artık sessiz olmayacak,
ve ben hâlâ yazıyor olacağım,
ama artık yalnız değil;
bu şehrin, bu tarihin, bu insanların bir parçası olarak..
devamını gör...

gece yazıları

sahipsiz mektuplar biriktiriyorum..

her biri bir anı, bir umut, bir kırık parça taşıyor içinde..
açılmamış, okunmamış, bir yerlere ait olmayı bekliyorlar.. ben de bir köşede onları izliyorum.. kimi zaman satırlarına dokunmak istiyorum, kimi zaman da sadece susuyorum.. çünkü biliyorum, bazı kelimeler kimseye ulaşmadan daha güzel kalıyor..

sahipsizliğin içinde bir tür özgürlük var.. ve ben de kendi sessizliğimi biriktiriyorum, her
mektubun boşluğunda biraz daha kayboluyorum.. her okuduğumda, her yazdığımda bir parça daha derinleşiyor içim.. gözlerim doluyor ama dudaklarım sustuğu sürece hiçbir kırılganlık görünmüyor..

belki de tüm bu mektuplar, benim sessizliğimin sesi.. kimseye göstermediğim, kimseye anlatamadığım ama varlığımı hatırlatan satırlarla dolu bir dünya.. ve bir gün, tam da zamanı geldiğinde, sahipsiz mektuplar kendi yollarını bulacak.. ben de onları izlerken, yitip gitmiş gibi hissetmeden, kendi içimde hafifçe gülümseyeceğim..
devamını gör...

gece yazıları

gece..
sessizliği derinleştiren, sokak lambalarının titrek ışıklarıyla içimizi ürperten zaman dilimi.. bu saatlerde kelimeler daha ağır, düşünceler daha keskin gelir. insan yalnızlığını en çıplak hâliyle hisseder.. şehir uyur, ama ruh uyanıktır.. bir bardak kahve, pencere kenarında bekleyen gölgeler, yarım kalmış bir şarkı.. hepsi geceyle birlikte kendi içimizde yankılanır..

gece..
düşlerin ve kaybolan umutların sessiz notalarıdır.. kimseye anlatamadıklarımızı, kimsenin anlamayacağını bildiğimiz hâlde sayfalara dökeriz karanlıkta.. her satırda bir hüzün, her kelimede bir sızı vardır.. ama gece aynı zamanda cesur kılar bizi.. itiraf ederiz kendimize, saklanmadan, çekinmeden.

ve sabah… sabah geldiğinde, yazdıklarımızı unutmak isteriz belki. ama gece, yine döner ve yeni bir sessizlikle bizi bulur.
devamını gör...

gece yazıları

kaç milat öncesi düştük yollara?
kim bilir…
belki de zaman daha adını koymamıştı..
belki de biz, yürümeye başlamadan çok önce
kırılmayı öğrenmiştik..
her adımda biraz daha eksildik,
her susuşta biraz daha içimize gömüldük..
biz hiçbir zaman bir yere varmak için yola çıkmadık..
biz, yolda kaybolmayı seçtik..
ne adını unuttuk, ne yolu tamamladık.
sadece yürüdük.
sessizce..
sonsuza..
devamını gör...

gece yazıları

gel şimdi bak dünya nasıl???

gel bakalım…

dünya hâlâ aynı.. gökyüzünde gri bulutların altında birileri gülüyor, birileri ağlıyor..
kimi kahvesini yudumlarken yeni bir hayale dalıyor, kimi ekmeğinin derdinde..
şehirler gürültülü, köyler yorgun, sokaklar telaşlı..

insan hâlâ insana en büyük yük, en büyük umut sevgi..
paranın peşinde koşanla, gökyüzüne bakıp şiir yazan yan yana yaşıyor..
biri “dünya çok güzel” diyor, öteki “cehennemin provası burası.”

ve sen şimdi soruyorsun “dünya nasıl?”
dünya, senin bakışınla değişiyor işte..
sen hangi gözle bakarsan, dünya da öyle şekil alıyor..
bir bakışta mezarlık kadar sessiz, bir bakışta çiçek tarlası kadar renkli..

istersen ben sana şöyle söyleyeyim..
dünya hâlâ deli bir çocuk gibi..
bazen oyun oynuyor, bazen taş atıyor..
devamını gör...

birine yüklediğiniz anlamdan vazgeçmek

her anlamı siz yüklersiniz o insana. anlam yükledikçe yücelir gözünüzde. sevinirsiniz ona koşarsınız.. ağlarsınız ona koşarsınız.. güzel birşey olur ona anlatmak için sabırsızlanırsınız.. hüzünlenirsiniz omuzuna koyarsınız başını.. her seferinde başka bir anlam yüklersiniz.. ta ki onu hayatınızda ki tek insan yapana kadar..
sonra birşey olur ve anlarsınız ki, siz anlam verdiğiniz için yaşanmıştır herşey.. siz sevmiş, siz güvenmiş, siz yaşamışsınızdır..
ve uyanırsınız bir şekilde.. yüklediğiniz tüm anlamları bir bir uçurumdan atıp, dönersiniz içinize..
vesselam böyledir insan ve iç dünya savaşınız..
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

seni tanıyorum, sen bensin biliyorum. ulaşamayışım sana bundan.
sen anlatamadığım, sen haykıramadığım, sen bağlanamadığım gerçekliksin. uzaklıksın, yakınsamasın. yoldaşlığın suskun, hep vazgeçmeye meyilli.
defalarca gittim de, bilinmedi gittiğim. sen ise hep oradaydın. karşıladın gelişlerimi ve uğurladın dönüşlerimi.
aitsiz biz, kuşatmışız hiçliği. sen gelirken dönenim ve sen dönerken gidenim ben. bir yerinde zamanın kesiceğiz elbet. sana göre geç, bana göre erken..
devamını gör...

gece yazıları

bir pencere pervazı yalnızlığıdır bu…
geceden arta kalan ne varsa, oraya siner..
ay ışığı, unutulmuş bir şarkı, ve iç çekişlerin uğultusu..
dışarıda hayat akar..
korna sesi, uzak bir köpek havlaması, belki de bir kadının kahkahası…
ama içerde
sadece sen varsın
ve seni beklemeyen zamansız bir yaşanmışlık..
bir pencere pervazı yalnızlığıdır bu…
ne tam içeride, ne de dışarıda.
bir yarım kalış, bir bekleyiş…
camın buğusunda parmak izleri..
kimi gitmiş, kimi hiç gelmemiş.
rüzgâr ansızın dokunur, bir perde kıpırdar, bir hatıra titrer.. bazı yalnızlıklar, sadece yaşanır.
bir pervazda durduğu gibi…
ne uçan bir kuş, ne çalan bir kapı,
sadece kendin ve geçmeyen zaman..
bir pencere pervazı yalnızlığıdır bu…
ruhu kuşatır, sesi yutar.
bazen düşünürsün..
acaba biri seni buradan izledi mi hiç?
bir gölge, bir bakış, bir özlem…
ama cevapsız kalır her soru, tıpkı içinden geçip giden eski trenler gibi..
pervazda zaman eğilir. hatıralar, bir film şeridi gibi düşer camlara.
bir çocukluk sesi gelir uzaktan,
bir annenin eli,
bir yarım kalmış cümle,
bir suskun sevda…
ama en çok da kendi sesin çarpar camlara..
dönüp dönüp sana vuran bir yankı gibi..

içinde ne çok şey saklanır..
ummadığın yüzler,
konuşulmamış kelimeler,
ve çokça bekleyiş.
devamını gör...

gece yazıları

- kırgınlıklarımı alçıya aldırdım.
+ ne zaman oldu bu?
- birkaç suskunluk önce.
+ ağrı yapıyor mu hâlâ?
- sessizlik bastıkça zonkluyor.
+ kim kırdı?
- herkes biraz
+ acıyor mu?
- hareket ettikçe. bazı kelimeler temas ediyor hâlâ.
+ geçer mi?
- zamanla geçmiyor bazı şeyler, sadece konuşulmamayı öğreniyor.
devamını gör...
devamı...

gece yazıları

bir dağ başı yalnızlığı istiyorum.. rüzgârın yüzüme hikâyeler çizdiği, toprağın sesini kalbimle dinleyebileceğim bir yer.. ne şehirlerin boğucu uğultusu, ne insanların eksik bakışları olsun yanımda..
sadece gökyüzü.. sonsuz, dürüst ve sessiz.

bir dağ başı yalnızlığı istiyorum..
kimsenin seslenmediği, kimsenin bir şey beklemediği.. kendi içimin yankısını duyabileceğim kadar uzak
ve kendi kalbimin ritmini yeniden hatırlayabileceğim kadar sessiz..
devamını gör...

gece yazıları

eski bir sandık gibi bir köşede durur içimizdekiler..
tozu silinmemiş, kapağı aralık, ama kimse bakmaya cesaret edemez. içinde ne olduğunu herkes bilir aslında.. adını koyamadığımız duygular, yarım kalmış cümleler, bir bakışın ucunda askıda kalan sorular..

zamanla unuttuk sandık. oysa sadece üstünü örttük.
hep oradaydı.
hep oradayız.

ne yana dönsen batar yaşayamadıkların..
bir gülüşün eksik sesi olur bir kalabalıkta..
bir melodinin ortasında susturur seni, ansızın..
yolunu kaybetmiş bir çocuk gibi,
geçmişin kıyısında dolaşır içimizde kalanlar..

bazen bir pencerede yakalar seni o eksiklik..
bazen bir fincan kahvenin telvesinde saklıdır kırık umutlar..
hafifçe gözlerini kısarsın, çünkü hatırlamak incitir..
ve susarsın, çünkü anlatmak artık faydasızdır..

her insanın içinde kilitli bir sandık vardır..
ve her sandığın içinde,
dokunulmaktan korkulmuş bir hayat gizlidir..

içimizdekiler çürümez ama..
zamana karşı sessiz bir dirençtir onlar..
hazan rengi bir sitem,
ve belki de en derin pişmanlığın adıdır...

yaşayamamak.
devamını gör...

gece yazıları

her duygunun en yoğun hissedildiği zaman diliminde yazılan yazılardır..


siyah kaplı bir defterde yazılı her şey.
ne yaşandıysa, ne sustuysa, ne yarım kaldıysa…
hepsi o koyu kapaklı sayfalarda duruyor. tozlanmış, belki kimsenin elini sürmediği, ama benim içimde hâlâ kanayan o satırlarda.
kimse bilmiyor…
o defterin her harfi, bir geceye denk düşüyor.
bir yalnızlığa, bir bekleyişe, bir vedaya.
bazen bir isyanın kenarına düşülmüş bir nokta,
bazen bir özrü bile olmayan, boş bırakılmış bir satır.

o defter konuşmaz.
bir şey yazılmamışsa bile
orada bir şey vardır..
yazılmaya kıyılamamış, belki unutulmaya çalışılmış ama
unutulmamış her şey.

siyah kaplı bir defter bu.
herşeyin olduğu ama hiç okunulmamış olan..
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

eski eşyaları tavan arasına koyar gibi sıkış tepiş dolduyoruz içimize tüm duyguları.. ne kırgınlıklarımızı dile getirebiliyoruz, ne yoruldum diyebiliyoruz ne de sevgimizi gösterebiliyoruz korkusuzca..
sonu mutlu biten filmlerle avunuyor derin bir iç çekiyoruz.. bazen bir söz içimizde yankılar uyandırırken bazen de öfkemize yenik düşüyoruz..
zamanın anlaşılmaz dönemine denk gelen bir nesiliz biz.. insan suretinde yaşayan zavallılarda bu dönemde, insandan daha faydalı olan duygusuz robotlar da.. herşeyin yapılmasının mümkün olduğu bu devir de en basit şeyi yapamıyoruz, zarar vermeden sevgi içinde yaşamayı..
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

hayal sokak burası..bu sokağı anlatayım sana. çok bir numarası yok aslında ama önemli ve bilmen gereken bazı şeyler var. buranın en uğrak yeri altından her geçtiğimde sönen sokak lambası. benimle pek iyi değil arası ama seni seveceğinden şüphem yok. tam altında bir bank var. manzarası denize bakmaz ama senle oturursak bütün arş-ı âlâ seyre durur senden oluşan bu manzarayı. az aşağıda sarı bir ışık var gördün mü? orası birbirini seven insanların buluştuğu bir sabahçı meyhanesi.. tatlı bir amcanın meyhanesi, geçenlerde öldü amca.. tatlı bir teyze kaldı amcadan geriye, bütün sokağa emanet o teyze. artık sana da emanet, gözüm hiç arkada değil. o da sevecek seni. bazı mezeler var bana vermediği.. pek hazetmez benden ama belki seninle gidersek donatır masamızı.
unutmadan gel sana bir yer daha göstereyim, bir de pek meşhur çıkmaz sokağımız var. senin evin tam orası. sana gelince çıkacak başka bir köşem olmasın diye tam orayı tuttum sana. senden başka demir atacağım liman olmasın diye.. senin dalgan dışında dalga vurmasın kıyıma diye.. senden başka duvar olmasın dayanabildiğim diye.. senden başka el değmesin diye bedenime yanlışlıkla bile. bu sokak senle farklı bir anlam kazanacak gibi..
hayal sokağın en sevimli sakini, sen geldiğinden beri sokak biraz daha neşeli.. sokağın alışkanlıkları değişmeye başladı sanki. alıştın diye umut ediyorum artık. hem kulağıma geliyor bazen o sokak lambasını ziyaret ediyormuşsun, altındaki banka oturup seyrediyormuşsun hiçliği.. sabahçı meyhanesine de uğramışsın geçen, tatlı teyzem söyledi.. beni gördüğü için hâlâ memnun değil ama fark ediyorum seni getirdiğim için o bile değişti.
madem artık mahalleye alıştın, artık buranın anlamını konuşalım.. burası benim herkesten kaçıp sığındığım yerdi.. sonraları o kadar çok kaçmam gereken zamanlar oldu ki buraya yerleşme kararı verdim bende.. böyle başladı benim burada hikayem işte.. hani küçükken mahallende abiler olurdu, bir sıkıntın olursa ilk gider onlara sığınırdın ya.. işte ben kimseden yemediğim dayağı onlara sığınırken yedim.. kime sığınak gözüyle baktıysam ilk o devrildi üstüme. kime açtıysam kendimi ilk o talan etti içimdeki çocuk odasını.. buraya kaçtım sonra işte.
burada kimsenin kimseyle işi yok. ne kimse kimseyi çok sever ne de kimse kimseden nefret eder. burada herkes ne kadar olması gerekiyorsa o kadar var.
burayı birine tarif etmeye kalkarsan eğer sokak lambasından başla anlatmaya.. sokakta olup biten herşeye şahittir o. sönerse hayat biter burada. o sokağın çocukların saklambaçta ebe olanına yardımcı olur o burada. saklananları ayyuka çıkartmak onun işidir.
sen burayı tarif etmek istersen meyhaneden bahset insanlara. o tatlı amcayı, güzeller güzeli teyzeyi herkes bilir. aşkı efsanelere konu olmuştur buralarda..
illa tarif edeceksen burayı birine o çıkmaz sokaktan bahset onlara. sakın dönmeye tenezzül etmesinler oraya.

sahi sen en iyisi tarif etme burayı kimseye....
devamını gör...

gece yazıları

o gece bıraktı heybesini yol kenarına.. kendi gölgesini terk eder gibi, ağır ve sessiz bir uğultuyla..

“hükümsüzdür” dedi.

hükümsüzdür herşey.. çünkü söylenen sözler anlamını yitirir, tutulmamış sözler geri dönmez.. yağmur altında bekleyen hayaller erir, boşluğa atılmış öfke yankısız kalır.. çürümüş hatıralar hafızada ağır bir yük gibi asılı kalır..

ve öğrendik ki..

hüküm anlam yüklediğimiz yerde doğar.. anlamı çektiğimizde ise herşey hükümsüz kalır..
devamını gör...

gece yazıları

bir kördüğüm oldu şimdi içim...
çöz desen çözülmez, kes desen canımdan bir parça kopar..ne söküp atabiliyorum içimdeki sancıyı, ne sarıp sarmalayabiliyorum usulca..
bir düğüm gibi boğazımda kalan cümleleri yutuyorum her gece.. ve her yutkunuş, biraz daha eksiltiyor beni..
bu düğüm, her şey sustuğunda konuşmaya başlıyor.
bu düğüm… bana ait.
benim sustuklarım, ertelediklerim,
bir kenara attıklarım,
“sonra hallederim” deyip üzerine toprak attığım her şey…

ve..
üstü örtülen her şeyin, bir gün kalbini tırmalamaya başladığını anlıyorsun en olmadık zamanlarda..

sonrası yeniden yola koyulma vakti..
sonrası hadi yeniden baştan başlıyoruz zamanı..
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

içten içe bir yolculuk bu. dur durak bilmeyen.. durulmayan.. susmayan..
kapa gözlerini ve sakinleştir içini..
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının yazdığı şiirler

ey içim susma..
sen sustun mu cihan susuyor
gözlerim uzaklarda
bir dağ başında,
rüzgarlara bırakıyorum kendimi
susma..
devamını gör...

gece yazıları

çiçeklerin renklerini doldurdum bir kavanoza.. her biri başka bir anının izdüşümüydü sanki..
kavanozun kapağını sıkıca kapattım. ne kokular dağılsın istedim, ne de içindeki renkler uçup gitsin. daha çok, geçmiş içeri sızmasın diye yaptım bunu. bazı anılar, tekrar yaşanmasın diye camın ardında tutulmalı. insan bazı şeyleri ancak camdan bakınca sevebiliyor zaten. yaklaşınca ya kırıyor ya kırılıyor..

çiçeklerin renklerini doldurdum bir kavanoza...
bir çocuğun hayal kırıklığı gibi silik,
bir büyüğün suskunluğu gibi ağır...

çiçeklerin renklerini doldurdum bir kavanoza..
her renkle kendimden bir parça da koydum içine.. kapattım kapağı bir mühür gibi.. geceler geldi. geceler hep gelir zaten. kavanoz hep aynı yerde durdu. ışığın düştüğü köşede.. bazen içindeki renkler ışıldadı, bazen sadece karardı. her baktığımda bir şey eksildi içimde. her geçişte biraz daha yabancılaştım kendi duyguma.. kanamayan bir yara gibiydim.. sessiz, derin..
renkler sustu, ben sustum. o kavanoz da sadece bir cam parçası artık. içinde hiçbir anlamı olmayan şeylerle dolu. dolu gibi görünen ama bomboş bir şey..
devamını gör...

gece yazıları

bir gece..
bir dilek..
ve hayat…
hepsi aynı masada oturur bazen..
biri susar, biri ağlar, biri güler..
ve sen...
hepsinin tam ortasında kendine bir yol çizersin..
karanlıktan geçip, dileğine varan bir yol....
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

her yer anlamsız bir boşluk.. nereye dönsem karanlık... etrafımda tanımlayamadığım bir kalabalık.. ne işi var bu insanların etrafımda.. hepsi gülümsüyor ve samimi oysa.. peki benim hissedemediğim bu duygular neyin nesi... bir yere ait olmak zorunda mı insan?
üstümüze düşeni alıp, eyvallah deyip payımıza düşeni kendi içimizde yaşıyoruz kimseye anlatamayarak... anlatılmaya çalışılan her duygu, her ağlamak, her susuş daha da yoruyor insanı.. kimse dokunmasın istiyor, kimse görmesin...
insan kendi içindeki savaşı bitirmedikçe dışarıya ışık olamıyordu...
devamını gör...

gece yazıları

uzun yolların sonu nereye çıkar?

bu soru, çoğu zaman bir merak değil; bir yorgunluktur.. insan, yürüdükçe sorar bunu. ayağında taş biriktikçe, omzunda zaman ağırlaştıkça..
başta hevesle başlanır yollara… “belki,” der insan, “bir mucizeye çıkar.” ama yollar uzadıkça, mucizeler de susar.. ve yolun sonu, çoğu zaman haritada değil, insanın içinde belirir..

kimi yollar seni senden alır, kimi yollar sana seni geri verir. bazısı unutturur, bazısı hatırlatır. yolda geçen her adım, aslında bir vedadır; geçmişe, eskiye, olan’a, olmayan’a. uzun yolların sonu, hep bir ihtimaldir: bir kavuşma, bir ayrılık, bir yeniden başlama ya da yalnızca bir duraklama..

ama en çok da şu olur..
yol biter..
sen kalırsın..
durur, etrafına bakarsın. dağlar geçmiş, vadiler aşılmıştır. insanlar gelmiş, insanlar gitmiştir. ama sen.. sen hâlâ oradasındır tamamlanmaya bir adım daha yakın..

çünkü uzun yolların sonu aslında varılacak bir yer değil, fark edilecek bir haldir..
ve bazen o hal, bir bakışta, bir cümlede, bir sessizlikte gizlidir..
bazense hiçbir yerde yoktur.. çünkü hâlâ yoldasındır.
ve bu da bir son değil, bir ihtimaldir..
devamını gör...

gece yazıları

karanlık romantik değil..
kim yalan söylediyse öyle öğretmiş..
karanlık
insanın kendine yakalandığı yer..
kaçacak yer yok, ışık bahanesi yok
her şey çıplak..
gece diyorum,
bu bir zaman dilimi değil..
bu bir hâl..
insan içinden geçiyor ve izi kalıyor..
sabah diye bir şey varmış gibi davranıyor dünya..
oysa gece,
insanın içine çöküyor
ve orada çürümeye bırakıyor..
ve her gece
ne öğrenirsin, ne güçlenirsin..
sadece
daha sessiz bir yabancı olursun kendine..

gece geçmez....
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim