berberle müşteri arasındaki zaman algısı kaynaklı gerginlik
başlık "insan olun biraz" tarafından 16.12.2021 15:45 tarihinde açılmıştır.
1.
devamını gör...
2.
#1588266 sözlüğümüzün yazarlarının, üzerine öykü skillerini stilleyerek bahsettiği, edebi kaygılarla bezenmiş ve zaman algısının göreliliğinden kaynaklanan gerginlik. böyle gerginliğe can kurban. tatlı şey, nasıl da yazmış. sait misin faik misin, alemdağ'da bir yılan mısın, mahalle kahvesine gerginlik götüren lüzumsuz adam mısın? abalar da kafalar da yanık.
devamını gör...
3.
aşırı gerçekçiliği ile ruhumu karartan ömrümü tüketen mevzudur. en azından berber değdirmesine maruz kalınmamış diyerek 10 puanla uğurluyoruz arkadaşımızı. 10 puan 10 puan 10 puan 10 puanla insanolunbiraz şampiyon.
devamını gör...
4.
uzun yazmış. şuna madalyasını verin!
devamını gör...
5.
(bkz: hikayeler yazdıran mustafa).
(bkz: mustafa kes artık şu saçı).
tebrik ediyorum, gayet fevkaladenin fevkinde bir yazı olmuş.
(bkz: mustafa kes artık şu saçı).
tebrik ediyorum, gayet fevkaladenin fevkinde bir yazı olmuş.
devamını gör...
6.
bu tanım bir pastiş örneğidir. bu yüzden mekan farklı, meslek erbabının adı başka olsa da sevgili insanolunbiraz'a öykünüp aktardığım için bu başlık altında olsun istedim.
dün çok gerildiğim bir gündü. öncelikle sistemleri oluşturan kişilerin genelleme klişeleri yüzünden öğrencilerime ve bana yapılan - istemsiz de olsa- bir haksızlık yüzünden çokça sinirliydim. yanlışı düzeltmenin tek yolu da başkalarının eksiklerini ortaya çıkarmam gerektiği için - o başkası da iş arkadaşım olduğu için- yutkundum, çocuklara da onları mağdur etmeyeceğimi söyledim. en sonunda maddi kayba ve de buna müsamaha gösterdiğim için manevi kayba uğrayan ben olmuştum. *
bu yüzden de bugünlük çalışmayı yapmayalım, ben de hem hava alayım hem de uzun zamandır ihmal ettiğim kuaföre gideyim, dedim.
birkaç gün önce de benzer mevzu açıldığında saçınızın boyu da kızıl renkte çok yakıştı lütfen oynamayın diyen selen koşarak yanıma geldi elini dur işareti yapar gibi kaldırdı ve hayııır, diye bağırdı. güldüm. o da güldü. söz veriyorum çok kısalttırmayacağım, dedim. neden dedim bilmem, söz kutsaldır ve tutarım. bu yüzden kuaför gibi çoğunlukla müşterinin talebini dinlemeyen bir kişiye giderken bu cümleyi kurmamalıydım.
gittim. eskiden tencere satıp kapı kapı dolaşan insanlar gibi birkaç kuaförün kapısından girdim. hepsi de bir hayli meşguldü ve randevusuz olduğum için en erken bir saat içinde saçımı kesebileceklerini söylediler. en son girdiğim kuaförde ise yalnızca bir müsteri vardı. hem boş olmasına sevindim hem de boş olduğu için iyi olmaması ihtimalinden biraz korktum. içten içe ürkerek ama gülümseyerek içeri girdim. saçımı yıkayıp, koltuğa alıp, omzuma eski et bebeklerin tatlı-garip kokusuna sahip bir poşet kesme örtüsünü geçirdikten sonra eeee dedi, kuaför bey. dedim saç modelini değiştiriyorum. şuralar fazlalık, keselim. ama kısalmasın olur mu? bob için enseyi açıyorum, dedi. yok dedim bob kesim de olmasın, elimle ensemi tutup şu boy olsun olur mu, dedim. tamam dedi. ben kısa olmasın minvalinde üç farklı cümle kurduktan sonra gösterdiğim ve anlattığım boydan çok daha kısa kestikten sonra boyu iyi değil mi diye sordu. elinize sağlık iyi dedim. hep öyle derim. çünkü hayır kısa oldu, ekle demenin faydası yoktur ve yok yere bari buradan tek üzgün ayrılan ben olayım derim ve yürürüm. birkaç güne de alışırım zaten.
kasaya geldiğimde, borcum ne kadar diye sorduğumda kuaför bey de aynı mustafa gibi sizden doksan lira alsam yeter, dedi. işte o an aklımdan yukarıdaki insanolunbiraz yazısı geçti. maaş kartımdan k. bey parayı çekerken gözüm de fiyat tablosuna takıldı. kesim:50 tl yazıyordu. saçınızın nasıl göründüğünü görmem gerek diyerek fön çeken ve bunun ücretini yine benden tahis eden canım bay k. sayesinde ben her halükarda kazıklanmıştım. gülümseyerek dışarı çıktım. üstelik düz fönlü saçtan hiç hoşlanmadığım için beremi taktım ve fazladan verdiğim paranın karşılığını gizledim. yani "en azındın çık yıkışıklı oldım" diyerek de içimi rahatlatamıyorum.
allahtan her halim güzel * de tek derdim selen'e verdiğim söz. bir süre okula gitmeyerek bunu çözmek isterdim ama sanırım bu da yağmur suyunun saçı uzatma ihtimali kadar uzak bir gerçeklik.
dün çok gerildiğim bir gündü. öncelikle sistemleri oluşturan kişilerin genelleme klişeleri yüzünden öğrencilerime ve bana yapılan - istemsiz de olsa- bir haksızlık yüzünden çokça sinirliydim. yanlışı düzeltmenin tek yolu da başkalarının eksiklerini ortaya çıkarmam gerektiği için - o başkası da iş arkadaşım olduğu için- yutkundum, çocuklara da onları mağdur etmeyeceğimi söyledim. en sonunda maddi kayba ve de buna müsamaha gösterdiğim için manevi kayba uğrayan ben olmuştum. *
bu yüzden de bugünlük çalışmayı yapmayalım, ben de hem hava alayım hem de uzun zamandır ihmal ettiğim kuaföre gideyim, dedim.
birkaç gün önce de benzer mevzu açıldığında saçınızın boyu da kızıl renkte çok yakıştı lütfen oynamayın diyen selen koşarak yanıma geldi elini dur işareti yapar gibi kaldırdı ve hayııır, diye bağırdı. güldüm. o da güldü. söz veriyorum çok kısalttırmayacağım, dedim. neden dedim bilmem, söz kutsaldır ve tutarım. bu yüzden kuaför gibi çoğunlukla müşterinin talebini dinlemeyen bir kişiye giderken bu cümleyi kurmamalıydım.
gittim. eskiden tencere satıp kapı kapı dolaşan insanlar gibi birkaç kuaförün kapısından girdim. hepsi de bir hayli meşguldü ve randevusuz olduğum için en erken bir saat içinde saçımı kesebileceklerini söylediler. en son girdiğim kuaförde ise yalnızca bir müsteri vardı. hem boş olmasına sevindim hem de boş olduğu için iyi olmaması ihtimalinden biraz korktum. içten içe ürkerek ama gülümseyerek içeri girdim. saçımı yıkayıp, koltuğa alıp, omzuma eski et bebeklerin tatlı-garip kokusuna sahip bir poşet kesme örtüsünü geçirdikten sonra eeee dedi, kuaför bey. dedim saç modelini değiştiriyorum. şuralar fazlalık, keselim. ama kısalmasın olur mu? bob için enseyi açıyorum, dedi. yok dedim bob kesim de olmasın, elimle ensemi tutup şu boy olsun olur mu, dedim. tamam dedi. ben kısa olmasın minvalinde üç farklı cümle kurduktan sonra gösterdiğim ve anlattığım boydan çok daha kısa kestikten sonra boyu iyi değil mi diye sordu. elinize sağlık iyi dedim. hep öyle derim. çünkü hayır kısa oldu, ekle demenin faydası yoktur ve yok yere bari buradan tek üzgün ayrılan ben olayım derim ve yürürüm. birkaç güne de alışırım zaten.
kasaya geldiğimde, borcum ne kadar diye sorduğumda kuaför bey de aynı mustafa gibi sizden doksan lira alsam yeter, dedi. işte o an aklımdan yukarıdaki insanolunbiraz yazısı geçti. maaş kartımdan k. bey parayı çekerken gözüm de fiyat tablosuna takıldı. kesim:50 tl yazıyordu. saçınızın nasıl göründüğünü görmem gerek diyerek fön çeken ve bunun ücretini yine benden tahis eden canım bay k. sayesinde ben her halükarda kazıklanmıştım. gülümseyerek dışarı çıktım. üstelik düz fönlü saçtan hiç hoşlanmadığım için beremi taktım ve fazladan verdiğim paranın karşılığını gizledim. yani "en azındın çık yıkışıklı oldım" diyerek de içimi rahatlatamıyorum.
allahtan her halim güzel * de tek derdim selen'e verdiğim söz. bir süre okula gitmeyerek bunu çözmek isterdim ama sanırım bu da yağmur suyunun saçı uzatma ihtimali kadar uzak bir gerçeklik.
devamını gör...
7.
bir süredir traş olduğum berberim mustafa ile yine yaşadığım kısa süreli gerginliktir.
daha önceki sefer aldığım mustafa’ya acele etmesi konusunda dayatmada bulunmama kararımı aklımda tutarak berber dükkanına girdiğimde aslında çok ümitli idim bu sefer işimin kısa süreceği konusunda. ama dükkan açık olmasına rağmen mustafa dükkanda yoktu.
dışarıya baktığımda dünyanın her yerinde, belki en çok ankara’da “hocam bir dakika” anlamına gelecek bir hareket yaparak telefon konuşması yapmaya devam etti. ben içeride oturup mustafa’yı beklemeye karar verdim ama bu dakika bir gol bir’di.
bir süre sonra gelen mustafa beni koltuğa buyur ettikten sonra kafama fısfısla su sıktı. bu bir başlangıçtı ve güzeldi. sonra bir iki tarak vurdu saçıma ve telefonu çaldı, müsade istedi ve gitti. ama benim tam da şu anda tıraş olmaya ihtiyacım vardı ve televizyonda çalan göksel şarkısı da bunu haykırıyordu.
ben mustafa’yı bekler ve göksel’in sesinin neşe karaböcek’in sesini andırdığını düşünürken mustafa’nın gremlin yeğeni etrafımda dolaşmaya başladı. boynumda örtü, saçlarım ıslak ve koltuğa çivili haldeyken etrafımda saçma sapan dolaşan gremlin’den rahatsız olsam da ses çıkarmadım.
daha sonra mustafa yine geldi ve saçlarımı kesmeye başlar gibi yaptı. ama tam o anda “silah da gitti zaten” dedi. neden ki? silah neden gitti, mustafa? ve bundan bana ne? ama boş bulundum ve neden silahın gittiğini sormamla mustafa’nın tıraşı bırakıp bana akşamki kavgada silahını kaptırdığını anlatmaya başlaması bir oldu.
son olarak kaptırılan silahın fotoğrafını mustafa’nın telefonundaki iki başarısız nude denemesinin ardından bulup göstermesi ile tıraş yeniden başladı ama mustafa dışarıdakilere bir şeyler söylemek için bir kez daha tıraşı yarım bıraktı.
mustafa geri dönmeden önce ise gremlin çocuk duvardaki saatin yelkovanını geri doğru döndürmeye başladı. resmen bana bir komplo kurulmuş gibi hissettim. zaman bükücü mustafa’nın zaman gremlin’i yeğeni.
bu olaydan sonra tıraş olması gerektiği gibi devam etti ve bitti. aynaya baktığımda gördüğüm tom hardy’den memnun olduğum için mustafa’ya yine kızmadım. bir dahaki tıraşta o koltuktan bir saat kırk beş dakikadan daha kısa bir sürede kalkmaya yemin ederek berber dükkanından çıktım.
tıraş olmak benim için bir öykü ilhamı oluyor her seferinde. bence bu macera devam edecek.
edit: mustafa benden yine elli lira alarak benim onun için özel olduğuma inandırdı beni.
daha önceki sefer aldığım mustafa’ya acele etmesi konusunda dayatmada bulunmama kararımı aklımda tutarak berber dükkanına girdiğimde aslında çok ümitli idim bu sefer işimin kısa süreceği konusunda. ama dükkan açık olmasına rağmen mustafa dükkanda yoktu.
dışarıya baktığımda dünyanın her yerinde, belki en çok ankara’da “hocam bir dakika” anlamına gelecek bir hareket yaparak telefon konuşması yapmaya devam etti. ben içeride oturup mustafa’yı beklemeye karar verdim ama bu dakika bir gol bir’di.
bir süre sonra gelen mustafa beni koltuğa buyur ettikten sonra kafama fısfısla su sıktı. bu bir başlangıçtı ve güzeldi. sonra bir iki tarak vurdu saçıma ve telefonu çaldı, müsade istedi ve gitti. ama benim tam da şu anda tıraş olmaya ihtiyacım vardı ve televizyonda çalan göksel şarkısı da bunu haykırıyordu.
ben mustafa’yı bekler ve göksel’in sesinin neşe karaböcek’in sesini andırdığını düşünürken mustafa’nın gremlin yeğeni etrafımda dolaşmaya başladı. boynumda örtü, saçlarım ıslak ve koltuğa çivili haldeyken etrafımda saçma sapan dolaşan gremlin’den rahatsız olsam da ses çıkarmadım.
daha sonra mustafa yine geldi ve saçlarımı kesmeye başlar gibi yaptı. ama tam o anda “silah da gitti zaten” dedi. neden ki? silah neden gitti, mustafa? ve bundan bana ne? ama boş bulundum ve neden silahın gittiğini sormamla mustafa’nın tıraşı bırakıp bana akşamki kavgada silahını kaptırdığını anlatmaya başlaması bir oldu.
son olarak kaptırılan silahın fotoğrafını mustafa’nın telefonundaki iki başarısız nude denemesinin ardından bulup göstermesi ile tıraş yeniden başladı ama mustafa dışarıdakilere bir şeyler söylemek için bir kez daha tıraşı yarım bıraktı.
mustafa geri dönmeden önce ise gremlin çocuk duvardaki saatin yelkovanını geri doğru döndürmeye başladı. resmen bana bir komplo kurulmuş gibi hissettim. zaman bükücü mustafa’nın zaman gremlin’i yeğeni.
bu olaydan sonra tıraş olması gerektiği gibi devam etti ve bitti. aynaya baktığımda gördüğüm tom hardy’den memnun olduğum için mustafa’ya yine kızmadım. bir dahaki tıraşta o koltuktan bir saat kırk beş dakikadan daha kısa bir sürede kalkmaya yemin ederek berber dükkanından çıktım.
tıraş olmak benim için bir öykü ilhamı oluyor her seferinde. bence bu macera devam edecek.
edit: mustafa benden yine elli lira alarak benim onun için özel olduğuma inandırdı beni.
devamını gör...
8.
uykucu amcanın tuzu biberi olduğu gerginliktir.
devamını gör...