kanada'da kocasını tasma ile gezdiren kadın
"kanada'da herşey süper, bütün millet çok şahane" diyen, kanadalıdan daha kanadalı türkleri üzecek haber.
devamını gör...
her meyveyi yoğurtla yiyebilmek
yoğurtta ki işlevselliği gözler önüne seren başlık.
devamını gör...
güdük necmi
rıfat ılgaz’ın hababam sınıfı kitabında sınıfın haylaz çocuğu olarak kurguladığı karakterdir.
hababam sınıfı filmlerinde saygı değer sanatçımız halit akçatepe’nin canlandırdığı film karakteri.
hababam sınıfı filmlerinde saygı değer sanatçımız halit akçatepe’nin canlandırdığı film karakteri.
devamını gör...
babanın sevgisini gösterememesi
babamın ilk çocuğu tek kızıyım. babam beni severken öyle abartırmış ki annem hala gülerek sevgi dolu gözlerle anlatır. kendi babası annesi yaptığının ayıp olduğunu ve utanması gerektiğini söylerlermiş sürekli. babam bir gün bile vazgeçmedi beni bebeği gibi sevmekten. hala her gördüğünde nerede olursak olalım “aşkıımmm” diye bağırarak sarılır. sevmek sevilmek ayıp değil aksine dünyanın en muazzam duygusudur bence.
devamını gör...
işçi marşı
günün anlam ve öneminin şarkısı. bir can yücel şiiri; bir yeni türkü, kutup yıldızı, cem karaca bestesi.
devamını gör...
goddesofdarkness_3
lucifer in sardığı yeni kişi. hayırlı olsun.
normalde 1000 kere sözlükten atılması gereken adami mod.kankaciligi ile.sozlukte tutarsanız ona buna satasir.
edit: zürafaa sokak osbircisinin mod kankalari çalışmaya başlamış nick altına ne yazılsa siliniyor ama allah'ın osbircisi istediğine salça olabiliyor. sizin adaletinizin ben.
normalde 1000 kere sözlükten atılması gereken adami mod.kankaciligi ile.sozlukte tutarsanız ona buna satasir.
edit: zürafaa sokak osbircisinin mod kankalari çalışmaya başlamış nick altına ne yazılsa siliniyor ama allah'ın osbircisi istediğine salça olabiliyor. sizin adaletinizin ben.
devamını gör...
dini inancın zayıflama nedenleri
şimdi size dünyanın en salak hikayesini anlatacağım.
ben liseye yeni başladığımda bir arkadaşım sayesinde metal müzik dinlemeye başlamıştım. önceden de biliyordum tabi metal müzik nedir diye fakat dinlediğim bir müzik tarzı değildi. bu arkadaşım beni viking/folk/pagan metal müzik tarzıyla tanıştırdı ve ben deli gibi pagan metal dinlemeye başladım. benim dini inancımın zayıfladığı dönem de bu dönemle kesişmiş oldu. bende bu durumun dinlediğim müzik tarzının bilinç altıma etkisiyle alakası olabilir mi diye düşünmeye başladım. tamam hiç dini vecibelerini yerine getirme gayreti olan biri olmamıştım ama inanırdım yani. bunu test etmek için pagan metal dinlemeye ara verdim ve ilahi dinlemeye başladım, ciddiyim baya ilahi dinlemeye başladım. bir süre kulağıma güzel gelen ilahileri dinledikten sonra fark ettim, inancımda herhangi bir değişiklik olmadı. inancımı etkileyen şey dinlediğim müzik türü değildi. mitim de bu şekilde çürümüş oldu. geriye sadece pagan metal ve tasavvuf müziğiyle karışmış bir müzik zevki kaldı.
en sevdiğim pagan metal şarkı powerwolf'un sanctified with dynamite'ı.
en sevdiğim ilahi yarkın ve bilal demiryürek'in düeti olan bülbül kasidesi.
ben liseye yeni başladığımda bir arkadaşım sayesinde metal müzik dinlemeye başlamıştım. önceden de biliyordum tabi metal müzik nedir diye fakat dinlediğim bir müzik tarzı değildi. bu arkadaşım beni viking/folk/pagan metal müzik tarzıyla tanıştırdı ve ben deli gibi pagan metal dinlemeye başladım. benim dini inancımın zayıfladığı dönem de bu dönemle kesişmiş oldu. bende bu durumun dinlediğim müzik tarzının bilinç altıma etkisiyle alakası olabilir mi diye düşünmeye başladım. tamam hiç dini vecibelerini yerine getirme gayreti olan biri olmamıştım ama inanırdım yani. bunu test etmek için pagan metal dinlemeye ara verdim ve ilahi dinlemeye başladım, ciddiyim baya ilahi dinlemeye başladım. bir süre kulağıma güzel gelen ilahileri dinledikten sonra fark ettim, inancımda herhangi bir değişiklik olmadı. inancımı etkileyen şey dinlediğim müzik türü değildi. mitim de bu şekilde çürümüş oldu. geriye sadece pagan metal ve tasavvuf müziğiyle karışmış bir müzik zevki kaldı.
en sevdiğim pagan metal şarkı powerwolf'un sanctified with dynamite'ı.
en sevdiğim ilahi yarkın ve bilal demiryürek'in düeti olan bülbül kasidesi.
devamını gör...
efkar
ülkemizde neredeyse her insanın ağzında sakız olmuş olan bir kelimedir.
devamını gör...
tanrının insana verdiği en büyük ceza
farkındalık.
devamını gör...
karum
asurlular'da "ticaret merkezi" anlamına gelen kelime ve aynı zamanda ankara'nın ilk avm'si.
kavaklıdere'de sheraton hotel ile birlikte kuruldu karum. yaşı yetenler hatırlar, eskiden oralar üzüm bağıydı ve kavaklıdere şaraplarının üretildiği yerdi.
eski hali:

yeni hali:
kavaklıdere'de sheraton hotel ile birlikte kuruldu karum. yaşı yetenler hatırlar, eskiden oralar üzüm bağıydı ve kavaklıdere şaraplarının üretildiği yerdi.
eski hali:

yeni hali:
devamını gör...
morrissey
“her gün pazar günü sanki,
her gün sessiz ve gri [...]
nasıl da içtenlikte dilerdim,
burada olmamayı,
bombalamayı unuttukları,
bu kıyı kasabasında.
gel, gel. gel, atom bombası, gel.”
morrissey, s. p. “everyday is like sunday.” viva hate, 1988.
the smiths’in efsanevi vokalisti steven patrick morrissey’nin bu kadar içtenlikle nefret ettiği bayık kıyı kasabasının neresi olduğu bilinmez. ancak felsefesi ile biraz olsun haşır neşir iseniz tahmin edersiniz, onun burada değindiği salt kişisel bunalımın çok ötesinde bir olgudur. yani derdi sadece kasabanın tahammül edilemez derecede sıkıcı olması değildir. morrissey’nin şarkı sözlerinde britanya genel olarak boğucu bir ülke olarak anlatılır. aile, okul, kilise gibi toplumsal kurumlar hoşgörüsüz ve baskıcı, kişilerarası ilişkiler ise yüzeysel ve sorunludur. sonuçta orta sınıfın dar görüşlü ve geri kafalı değerlerine karşı açılmış bir savaştır onunki. yetişkinlerin kaba ve zevksiz dünyasına ayak uyduramayan, duygusal, ince ruhlu, utangaç gençlerin öykülerini anlatır. sürünün dışında kalıp farklı takılmayı seçenlerin başlarına nelerin geldiğini, onların nasıl hor görüldüklerini, itilip kakıldıklarını iyi bilir morrissey.
belki de bu eğilimi yüzünden morrissey sık sık 19. yüzyılın ünlü şairi oscar wilde ile karşılaştırılır. her iki sanatçının da anglo-irish yani ingiliz kökenli irlandalı olması, toplum değerlerine kafa tutmaları, hem tantanalı hem de ince esprilerle bezenmiş bir ifade tarzını seçmiş olmaları bu benzetmeyi kaçınılmaz kılıyor galiba. her ikisinin de cinsel eğilimlerinin spekülasyon konusu yapılmış olması da bir başka benzerlik. ancak bu karşılaştırma ingiliz kültürünün parametrelerinin dışına çıkamayanların başvurduğu hayal gücünden yoksun bariz bir benzetme... morrissey, sofistikasyonu, işlediği konuların ciddiyeti, bireyselliği ve anti-sosyal tavrı açısından 19. yüzyıl fransız sembolist şairleri rimbaud, mallarmé ve verlaine’e, özellikle de baudelaire’e çok daha fazla benzer.
sembolistlerin başını çeken charles baudelaire ’in sıkça kullandığı spleen (sıkıntı) temasının izlerini morrissey’nin every day is like sunday ya da william, it was really nothing gibi şarkılarının sözlerinde bulmak mümkündür. the smiths’in still ill adlı parçasındaki hava ise baudelaire’de sık görülen sapkın ve hastalıklı şehveti andırır. sıkıntılı ve tekdüze bir yaşamdan kaçış arzusunun dile getirildiği there is a light that never goes out ise baudelaire’in anywhere out of this world veya l’invitation au voyage adlı şiirleri ile karşılaştırılabilir. ama biz istediğimiz kadar yırtınalım... sonuçta bildiğim kadarıyla morrissey’nin yapıtlarında sadece üç şairin adı geçiyor: william shakespeare, william butler yeats ve john keats.
bir sanat eseri ile onu yaratan arasındaki ilişkileri didikleme eğilimi yaygındır. buna rağmen morrissey’nin sözlerinde her zaman kişisel deneyimini aktardığını ve değindiği o sorunlu, kırılgan gençlerin de hep kendisi olduğunu varsaymak saf yüreklik olacaktır. ne de olsa anlattıklarının ne kadarının kurgu, ne kadarının da yaşanmış olduğunu kestirmek olası değildir... ancak bu yanılgıya düşmek kolaydır zira morrissey’nin efsane statüsüne sahip olması rastlantı sayılmaz. çarpıcı şarkı sözleri, kusursuz müzisyenliği ve duru vokalinin yanı sıra, gerçek yaşamı ile şarkılarındaki kurgunun katıştırılması ile oluşturulmuş biraz sorunlu ama eşsiz bir personası vardır morrissey’nin. bazen bunun bizzat kendisi tarafından tezgâhlanmış hatta tasarlanmış olduğunu bile düşünüyorum.
insanlar onu karanlık ve bunalımlı bulsa da, ben morrissey’i en önemli şairler arasında sayıyorum. yapıtları belki ilk bakışta pek neşeli olmasa da, onun derdi ruhsal bunalımın promosyonunun yapmak değil, hem kendisine hem de dinleyicisini katarsis sağlamaktır. morrissey beni bazen eğlendirir, bazen düşündürür ancak her zaman kendi yaşamıma ait bir şeyleri bulurum. hemen her parçada başka bir unutulmaz bir laf muhakkak bulunur:
lütfen beni evime bırakma. zira orası benim evim değil, onların evi ve artık istenmiyorum orada ''there is a light that never goes out''
yaş günün kutlu olmasın demeye geldim ''unhappy birthday''
bu gece dışarı çıkardım ama giyecek bir dikişim bile yok ''this charming man''
yaşamın daha güzel yanları vardır. biliyorum çünkü sık olmasa da gördüm onları ''still ill''
asın lanet diskjokeyi! yakın lanet diskoyu! çaldıkları müzik bana değin bir şey anlatmıyor ''panic''
büyümek istemeyen, ele avuca sığmaz oğlanlara hadleri bildirilmeli ''barbarism begins at home''
bira kasasını açarken antonius’un kleopatra’ya dediği gibi: daha yeni keşfettim. bazı kızlar diğerlerinden daha büyükmüş ''some girls are bigger than others''
p.s: pazar günü ile ilgili olan başka bir ünlü parça daha var. 1972 yılının 30 ocak pazar günü, kuzey irlanda’da insan hakları ihlallerini protesto etmek için yapılan yürüyüş sırasında britanya askerleri tarafından açılan ateş sonucunda 14 kişi öldü. tarihte bogside katliamı olarak bilinen bu olay u2’nun sunday bloody sunday adlı parçasına esin kaynağı oldu. vokalist bono’nun konserlerde genellikle bu bir başkaldırı şarkısı değildir... diyerek sunduğu bu şarkı, u2’nun klasiklerinden biri olarak kabul edilir.
devamını gör...
artık kaldıramıyorum
maltepe'de koronavirüs denetimleri sırasında ceza yazilan minibüs şoförü 'artik kaldıramıyorum,bittim ben' diyerek aracını bırakıp gitti.
belirtilen sayının üstünde yolcu aldığı için ceza verilmiş.
hükümete lebaleb vatandaşa ceza.
bugünler geçecek.lebaleb gideceksiniz sayın yetkililer.
belirtilen sayının üstünde yolcu aldığı için ceza verilmiş.
hükümete lebaleb vatandaşa ceza.
bugünler geçecek.lebaleb gideceksiniz sayın yetkililer.
devamını gör...
gence
gence hanlığına başkentlik yapmış tarihi şehir. bu hanlık 19. yüzyıl başında ruslar tarafından yıkılmıştır.
bakü - tiflis - kars demiryolu buradan geçer. ayrıca hava alanı sayesinde istanbul'dan direkt uçuşları da vardır. dolayısıyla ticaret hayatı da canlıdır.
azerbaycan'ın ikinci büyük şehridir.
bakü - tiflis - kars demiryolu buradan geçer. ayrıca hava alanı sayesinde istanbul'dan direkt uçuşları da vardır. dolayısıyla ticaret hayatı da canlıdır.
azerbaycan'ın ikinci büyük şehridir.
devamını gör...
oy birliği ile yazar uzaklaştırma
yok arkadaşlar yetmez bu. kimden hoşlanmadıysak sözlükteki cevremizi toplayıp gün yüzü görmesin inşallah diye beddua edelim, adresini öğrenip evini basalım, evini ocağını ateşe verelim.
devamını gör...
d.w. winnicott
ingiliz pediatrist ve psikanalist. (1896-1971)
özellikle ikinci dünya savaşı dönemi londralı çocuklar üzerinde yaptığı çalışmaları ve 40 yıllık meslek ürünü olan ''oyun ve gerçeklik'' adlı kitabı, çocuk psikiyatrisi adına kazanılmış çok kıymetli bir kitaptır fikrimce.
çocuklar için oyunun ne demek olduğunu, bir insanda gerçeklik algısının nasıl geliştiğini, sahte ve gerçek kişiliklerin (böylelikle jung'un persona ve gölge kavramları, lacan'ın aynasının aslında ilk annenin gözlerinde parladığını ve hatta borderline kişilik kavramları insanın zihninde oturuyor hakkaten) nasıl inşa edildiğine dair daha pek çok ilginç şey öğrenebilirsiniz.
“bir çocuk ya da yetişkin ancak oyun oynarken ve sadece oynarken yaratıcı olabilir ve bütün kişiliğini kullanabilir; birey de kendini ancak yaratıcı olduğunda keşfedebilecektir.”
özellikle ikinci dünya savaşı dönemi londralı çocuklar üzerinde yaptığı çalışmaları ve 40 yıllık meslek ürünü olan ''oyun ve gerçeklik'' adlı kitabı, çocuk psikiyatrisi adına kazanılmış çok kıymetli bir kitaptır fikrimce.
çocuklar için oyunun ne demek olduğunu, bir insanda gerçeklik algısının nasıl geliştiğini, sahte ve gerçek kişiliklerin (böylelikle jung'un persona ve gölge kavramları, lacan'ın aynasının aslında ilk annenin gözlerinde parladığını ve hatta borderline kişilik kavramları insanın zihninde oturuyor hakkaten) nasıl inşa edildiğine dair daha pek çok ilginç şey öğrenebilirsiniz.
“bir çocuk ya da yetişkin ancak oyun oynarken ve sadece oynarken yaratıcı olabilir ve bütün kişiliğini kullanabilir; birey de kendini ancak yaratıcı olduğunda keşfedebilecektir.”
devamını gör...
ivanmilinski
duydum ki bu akşam ıvanmılınskı övüyormuşuz, kaçırır mıyım diyip geldim ben de övmeye...
tanım: 8 ağustos 2021 itibariyle övülmelere boğulan yazar.
tanım: 8 ağustos 2021 itibariyle övülmelere boğulan yazar.
devamını gör...
normal sözlük yeni özellik istekleri
herkesin çok işine yarayacak, keşke olsa diye en az bir kere de olsa içinden geçirdiği yepyeni bir istekte bulunmaya geldim!
şu liste çıkarılan başlıklarda sürekli sayfa yenileme eziyetinden kurtulmak için bütün sözlük halkı adına bir ricada bulunuyorum. herhangi bir yazar herhangi bir tanımında hangi yazardan bahsettiyse o yazara "x yazar x nolu tanımında sizden bahsetti" adlı bir bildirim gelsin, herkes rahatlasın. biliyorum hiçbir listeye giremeyen hiyerarşik yapının paryaları olarak bizim turuncu yerler yine hep hüzün kalacak ama olsun her şey sizin için. teşekkürler.
şu liste çıkarılan başlıklarda sürekli sayfa yenileme eziyetinden kurtulmak için bütün sözlük halkı adına bir ricada bulunuyorum. herhangi bir yazar herhangi bir tanımında hangi yazardan bahsettiyse o yazara "x yazar x nolu tanımında sizden bahsetti" adlı bir bildirim gelsin, herkes rahatlasın. biliyorum hiçbir listeye giremeyen hiyerarşik yapının paryaları olarak bizim turuncu yerler yine hep hüzün kalacak ama olsun her şey sizin için. teşekkürler.
devamını gör...
eski sevgiliden öğrenilen bir şey
tecrübe. bir de tavsiye, o an ayıla bayıla yaşadığınız ilişkilerinizi sonradan fazla gömmemeye çalışınız, saygıyı hak eder hepsi. anı yaşamayı becerebilmek için büyük bir çaba harcanan şu hayatta recorder a anı diye kaydedip geçiniz. buradan sonradan kötülediğim ilişkilerime özür yolluyorum.
devamını gör...
şeker portakalı
brezilyalı bir yazar olan josé mauro de vasconcelos'un bu ölümsüz eseri ilk 1968 yılında yayıma girmiştir. normalde on iki günde yazdığı kitabı tam yirmi yıl sonra okuyucularına ulaştırır. bunu da şu sözlerle ifade eder. "ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar.
dünyada büyük bir ses uyandırmış olan bu kitap her ne kadar çocuklar için yazılmış gibi görünse de, aslında yazılanların çok derin ve anlam yüklü olduğunu görebiliriz okuduğumuzda. çünkü bu kitap bir çocuğun hayal gücünün sınırsız olduğunu ve yaşanılan zorlukların bir çocuğu nasıl büyüttüğünü gösterir bize. içinde bir sürü anlamlı ve güzel ifadeler var. insan, bu kitabı okuduğunda duygulanıyor ve ister istemez çocukluğuna dair buruk anıları canlanıyor beyninde. bu yüzden tekrardan okumak istesem de, okuyamıyorum. çünkü zeze'de kendi çocukluğumu görüyorum. hüzünlerimi, içime atışlarımı, pişmanlıklarımı, sevdiklerimi kaybedişimi, anlaşılmayışımı...
konusu, yoksul bir ailenin çocuğu olan zeze'nin hüzün dolu hayat hikayesini ele alıyor. zeze, hayal gücü yüksek ve çok derin yaşayan bir çocuk. aynı zamanda çok yaramaz ve herkesin kendisinden nefret ettiği birisi. bu yüzden herkes ona “şeytanın vaftiz oğlu” diye hitap eder. gerçekten de zeze, bazen ipin ucunu fazlaca kaçırabiliyor. okuldayken çok uslu ve çalışkan bir çocukken, sokakta ve evde çok yaramaz ve hiperaktiftir. bundan dolayı babasından dayak yese de, ablası onu korur ve kollar. aslında zeze'yi anlayan ve yardımcı olan tek kişi de ablasıdır.
bir gün maddi imkansızlıklardan dolayı taşınmak zorunda kalırlar. zeze, her ne kadar alıştığı yerden ayrılmak istemese de bunu kabullenmek zorunda kalır. taşındıkları yerde hayatını değiştirecek olan bir insandan da habersizdir. burada adını minguinho verdiği bir şeker portakalı ağacı olur. onunla hayaller kurar ve konuşur. tam bir dost olurlar. bir gün sokakta arkadaşlarıyla oynarken bir adam hedeflerindedirler. bu adama portekizli lakabını takarlar. zeze, bu adamın arabasının arkasına binerek adamı kızdırır ve bundan dolayı dayak yer. gururuna yediremeyen zeze, yolda giderken portekizliyle karşılaşır ve onu öldürmekle tehdit eder. adam ise onu affeder ve arabasına alır. ilk defa bu adamın arabasına binen zeze ise, artık onu bir düşmandan ziyade bir dost, bir yoldaş ve bir baba olarak görür. portekizliyle sıkı bir dostluk kuran zeze, onu çok sever ve babası olmasını ister. çünkü zeze, bir baba şefkatinden yoksun olarak büyümüştür. ama bir gün hiç beklemediği bir anda tren yolunda portekizlinin olduğu araba kaza yapmıştır ve onun öldüğünü görür. o günden sonra zeze'nin hayatı çok daha kötüleşir. portekizlinin ölümü üzerine yataklara düşer ve yaşama amacını kaybeder.
hüznün ve acının, mutluluğun ve sevginin bir arada olduğu, bir çocuğun içinde neler biriktirebileceği ve görünenden ziyade ne kadar güçlü ve zeki olduğunu gösteren bir kitap. bence çocuklara olan bakış açısının değişebileceğinin kanıtıdır şeker portakalı.
ayrıca bu serinin devamı olan güneşi uyandıralım ve delifişek kitaplarının da okunmasını tavsiye ederim. böylelikle zeze'nin çocukluğundan, gençliğine kadar hayatını öğrenebileceksiniz.
son olarak kitaptan bazı alıntılar eklemek istiyorum.
- neden hiç mutlu değilsin zeze ?
- neden mutlu olmalıyım ?
- çünkü dünyaya bir kere geliyoruz.
- iyi ki bir defa geliyoruz portuga.
- neden ?
- ikinci bir hayatı kaldıramazdım.
- - -
- acılarım kaç gün sürecek portuga?
- 40 gün.
- 40 gün sonra geçecek mi?
- hayır, alışacaksın...
- - -
"etrafımda konuşulanları işitiyordum. her şeyi anlıyordum, ama cevap vermek istemiyordum. konuşmak istemiyordum. tek düşündüğüm, gökyüzüne gitmekti."
- - -
onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.
dünyada büyük bir ses uyandırmış olan bu kitap her ne kadar çocuklar için yazılmış gibi görünse de, aslında yazılanların çok derin ve anlam yüklü olduğunu görebiliriz okuduğumuzda. çünkü bu kitap bir çocuğun hayal gücünün sınırsız olduğunu ve yaşanılan zorlukların bir çocuğu nasıl büyüttüğünü gösterir bize. içinde bir sürü anlamlı ve güzel ifadeler var. insan, bu kitabı okuduğunda duygulanıyor ve ister istemez çocukluğuna dair buruk anıları canlanıyor beyninde. bu yüzden tekrardan okumak istesem de, okuyamıyorum. çünkü zeze'de kendi çocukluğumu görüyorum. hüzünlerimi, içime atışlarımı, pişmanlıklarımı, sevdiklerimi kaybedişimi, anlaşılmayışımı...
konusu, yoksul bir ailenin çocuğu olan zeze'nin hüzün dolu hayat hikayesini ele alıyor. zeze, hayal gücü yüksek ve çok derin yaşayan bir çocuk. aynı zamanda çok yaramaz ve herkesin kendisinden nefret ettiği birisi. bu yüzden herkes ona “şeytanın vaftiz oğlu” diye hitap eder. gerçekten de zeze, bazen ipin ucunu fazlaca kaçırabiliyor. okuldayken çok uslu ve çalışkan bir çocukken, sokakta ve evde çok yaramaz ve hiperaktiftir. bundan dolayı babasından dayak yese de, ablası onu korur ve kollar. aslında zeze'yi anlayan ve yardımcı olan tek kişi de ablasıdır.
bir gün maddi imkansızlıklardan dolayı taşınmak zorunda kalırlar. zeze, her ne kadar alıştığı yerden ayrılmak istemese de bunu kabullenmek zorunda kalır. taşındıkları yerde hayatını değiştirecek olan bir insandan da habersizdir. burada adını minguinho verdiği bir şeker portakalı ağacı olur. onunla hayaller kurar ve konuşur. tam bir dost olurlar. bir gün sokakta arkadaşlarıyla oynarken bir adam hedeflerindedirler. bu adama portekizli lakabını takarlar. zeze, bu adamın arabasının arkasına binerek adamı kızdırır ve bundan dolayı dayak yer. gururuna yediremeyen zeze, yolda giderken portekizliyle karşılaşır ve onu öldürmekle tehdit eder. adam ise onu affeder ve arabasına alır. ilk defa bu adamın arabasına binen zeze ise, artık onu bir düşmandan ziyade bir dost, bir yoldaş ve bir baba olarak görür. portekizliyle sıkı bir dostluk kuran zeze, onu çok sever ve babası olmasını ister. çünkü zeze, bir baba şefkatinden yoksun olarak büyümüştür. ama bir gün hiç beklemediği bir anda tren yolunda portekizlinin olduğu araba kaza yapmıştır ve onun öldüğünü görür. o günden sonra zeze'nin hayatı çok daha kötüleşir. portekizlinin ölümü üzerine yataklara düşer ve yaşama amacını kaybeder.
hüznün ve acının, mutluluğun ve sevginin bir arada olduğu, bir çocuğun içinde neler biriktirebileceği ve görünenden ziyade ne kadar güçlü ve zeki olduğunu gösteren bir kitap. bence çocuklara olan bakış açısının değişebileceğinin kanıtıdır şeker portakalı.
ayrıca bu serinin devamı olan güneşi uyandıralım ve delifişek kitaplarının da okunmasını tavsiye ederim. böylelikle zeze'nin çocukluğundan, gençliğine kadar hayatını öğrenebileceksiniz.
son olarak kitaptan bazı alıntılar eklemek istiyorum.
- neden hiç mutlu değilsin zeze ?
- neden mutlu olmalıyım ?
- çünkü dünyaya bir kere geliyoruz.
- iyi ki bir defa geliyoruz portuga.
- neden ?
- ikinci bir hayatı kaldıramazdım.
- - -
- acılarım kaç gün sürecek portuga?
- 40 gün.
- 40 gün sonra geçecek mi?
- hayır, alışacaksın...
- - -
"etrafımda konuşulanları işitiyordum. her şeyi anlıyordum, ama cevap vermek istemiyordum. konuşmak istemiyordum. tek düşündüğüm, gökyüzüne gitmekti."
- - -
onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.
devamını gör...
