insana verilmiş üç mucize
akıl, kalp, irade.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
bulaşıklarımı yıkadım kendime kahve yapıyorum. oh mis
devamını gör...
boşanmayı güzellemek
eşlerin birbirini sevmediği bir ailede büyümüş biri olarak doğru bulduğum güzellemedir.
eğer bir çift çocuklarını düşünüyorsa kendilerini mutlu edecek olanı yapmalı, ayrı ama mutlu ebeveynleri evli ama mutsuz ebeveynlere tercih ederim ben
eğer bir çift çocuklarını düşünüyorsa kendilerini mutlu edecek olanı yapmalı, ayrı ama mutlu ebeveynleri evli ama mutsuz ebeveynlere tercih ederim ben
devamını gör...
cinsel eğitim
bütün yazdıklarınız yorumlara katılıyorum, yalnız bizim erkek çocukların, ders sırası ve sonrasında yapacakları göndermeleri, kızları rahatsız edecek davranış ve imalı konuşmaları rahatsız eder.
benim naçizane tavsiyem ayrı ayrı sınıflarda ders görmeleri.
utanmak iyidir, ar perdesi olsun çocuklarda.
benim naçizane tavsiyem ayrı ayrı sınıflarda ders görmeleri.
utanmak iyidir, ar perdesi olsun çocuklarda.
devamını gör...
normal sözlük'te mutlu olmak
çok mutluyum çok..
iyi ki hepimiz varız..
hepinizi çok seviyorum..
iyi ki hepimiz varız..
hepinizi çok seviyorum..
devamını gör...
çocuk sahibi olmak
olanların, olmayanlara genellikle; "çocuğun yok, nereden bileceksin!?" tipi ve tadında tepkiler verdiği ve sanki hiç empati kur(a)muyormuşçasına savunmaya geçebildiği eylem, seçim, durum.
halbuki kendileri de, anne ya da baba oldukları yaştan sonraki özgürlüğü bilmiyor.
halbuki kendileri de, anne ya da baba oldukları yaştan sonraki özgürlüğü bilmiyor.
devamını gör...
2 ocak 2021 bakan soylu'nun kadın cinayetleriyle ilgili tweet'i
mö.1760 hammurabi yasası: `eğer bir erkek ırza tecavüz eder veya öldürürse ölüm cezası alır ya da hadım edilir.`
mö.2000 hitit y: ' eğer bir adam bir kadını dağda alırsa (tecavüz ederse) suç adamındır ve o ölsün.'
mö.3000 sümer y: bir adam, bir kadını öldürürse cezası kısasdır.
ms.2021 tr yasası: eğer bir adam bir kadını öldürürse kadın tahrik etmiştir adam derhal serbest bırakılır.
mö.2000 hitit y: ' eğer bir adam bir kadını dağda alırsa (tecavüz ederse) suç adamındır ve o ölsün.'
mö.3000 sümer y: bir adam, bir kadını öldürürse cezası kısasdır.
ms.2021 tr yasası: eğer bir adam bir kadını öldürürse kadın tahrik etmiştir adam derhal serbest bırakılır.
devamını gör...
kaliteli yaşam için ucuz öneriler
hobi edinmek. tek başına vakit gecirebilmeyi bilmek, mutlu olabilmek. zarar veren, mutsuz eden insanları tereddüt etmeden hayatından çıkarabilmek.
devamını gör...
duckduckgo
arama sonuçlarını verilerinizle ilişkilendirmeden sunduğu için en saydam sonuçlara ulaşabileceğiniz arama motorlarından biridir.
devamını gör...
beslenme çantası
okul dönemlerimizin ikinci çantasıydı. mutlaka okulda, evde, serviste ya da başka bir yerde unutulan çantaydı. tarihe karışalı uzun süre oldu.
devamını gör...
herr holz
kendisi zamanında #725957 no'lu tanımında duyurduğu üzere sözlüğü bir ay boyunca protesto etmişti. o bir aylık süreçte sözlükte pek değişen bir şey olmamıştı, sözlük yine kendisinin bıraktığı gibi devam ediyordu. herkesin elbette bireysel olarak protesto hakkı vardır ancak bu protesto şekli hiçbir zaman kafama yatmadı ve yatmayacak. buna ek olarak, yazdığı metnin içeriğinden sonra burada yazmaya devam etmesi de büyük bir çelişkidir bence.
protestosu sonrası yazmaya devam ettiği süre boyunca kendisi ile ilgili kişisel bilgilerini de sözlükte paylaştı veya bu husus ile alakalı bilgileri duyduk. bu süreçte analiz ettiğim kadarıyla, kendisi siyasi statüde iltica etmesine rağmen* sürekli buradaki basit troller ile laf yarışına girmektedir ve bunu da akp tiranlığına karşı sanki tek kendisiymiş gibi bir tavır takınarak yapmaktadır. aynı zamanda bu durum kendisinin vizyonsuzluğunu da göz önüne sermektedir. sen git o kadar iltica et; dönüp dolaştığın yer anonim bir mecrada gerçek hayatta büyük bir ihtimalle görmeyeceğin troller ile laf yarışına girmek olsun. helal olsun karşim, vizyonuna şapka çıkarıyorum.
tamam sayın herr holz sözlükteki en muhalif sensin; sözlükte senden başka hiç kimse hayatı boyunca muhaliflik yapmadı, en çok bedeli sen ödedin.* bundan mütevellit "yılın en muhalif kafa sözlük yazarı" ödülü için 14 madalyamı kendisine armağan etmek istiyorum. senin için daha fazlasını yapmak isterdim de elimden ancak bu kadarı geliyor.
protestosu sonrası yazmaya devam ettiği süre boyunca kendisi ile ilgili kişisel bilgilerini de sözlükte paylaştı veya bu husus ile alakalı bilgileri duyduk. bu süreçte analiz ettiğim kadarıyla, kendisi siyasi statüde iltica etmesine rağmen* sürekli buradaki basit troller ile laf yarışına girmektedir ve bunu da akp tiranlığına karşı sanki tek kendisiymiş gibi bir tavır takınarak yapmaktadır. aynı zamanda bu durum kendisinin vizyonsuzluğunu da göz önüne sermektedir. sen git o kadar iltica et; dönüp dolaştığın yer anonim bir mecrada gerçek hayatta büyük bir ihtimalle görmeyeceğin troller ile laf yarışına girmek olsun. helal olsun karşim, vizyonuna şapka çıkarıyorum.
tamam sayın herr holz sözlükteki en muhalif sensin; sözlükte senden başka hiç kimse hayatı boyunca muhaliflik yapmadı, en çok bedeli sen ödedin.* bundan mütevellit "yılın en muhalif kafa sözlük yazarı" ödülü için 14 madalyamı kendisine armağan etmek istiyorum. senin için daha fazlasını yapmak isterdim de elimden ancak bu kadarı geliyor.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
fotoğrafımı paylaşmak istemiyorum,ne münasebet!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hayat beni senin gittiğin gün büyüttü! kolumu kanadımı koparıp savurdu kayalardan aşağı, uçamadım... çarpa çarpa düştüm uçurumdan, tutunacak bir dal bulamadım...
en diplere en diplere...
sonra bir bir gitti herkes.
bir bir bıraktı beni.
ben de gitmeye kalktım yapamadım.
zaten kim gelirse gelsin ruhumun soğukluğunu ısıtamaz ki!
yüreğimin kırıkları batar, yakar canlarını...
sonra yine giderler...
kimse gelmese. yalnız 'sen'...
yalnız 'sen' sorsan yine 'nasılsın küçük muhalefet?' diye.
söz bu sefer her şey kabul.
başımı hafifçe sallayıp onaylayacağım sizi her ne dediyseniz.
hele ki babama hiç ses çıkarmayacağım.
sen demiştin ya hani hep kulaklarımda 'onun hiç kimsesi olmamış bebekken kimsesiz kalmış, ondan bu sevmeyi bilmeyişleri biraz anlamaya çalış' diye.
şimdi o kadar iyi anlıyorum ki.
yaşın kaç olursa olsun kimsesiz kaldıysan sevmeyi bilsen bile unutuyorsun.
içinden ruhunu çekip alıyorlar biliyor musun?
asıl biz bilmiyormuşuz, ben bilmiyormuşum sevmeyi hem.
saf, katıksız sevgiyi görememek, bilememek değil midir hem?
işte senden sonra bir bir gitti herkes...
babam bile...
sevmeyi öğrenmiştim halbuki artık.
senin dediğin gibi önce kendimden başlamıştım hemde.
şimdide sevilmeyi unuttum sanırım.
nasıl bir duyguydu hatırlamıyorum biliyor musun?
can kırıklarıma takılıp düşenler kaçarken bir iki söz mırıldandı ama duvarlarımın yüksekliğinden onları pek duyamadım, anlayamadım.
örme şu duvarları demiştin bana başımı okşarken - hani sokaktaki bir çocukla kavga etmiştim daha doğrusu eşek herif beni dövmüştü de sen ağzımdan laf almaya çalışırken ben herkese nefretle bakıyordum ama ağzımdan tek bir kelime çıkmıyordu ya- işte o gün. işte o gün 'yapma böyle banum aç yaralarını, gizleme dur bakayım, merhem olayım' demiştin. açmamıştım, anlatmamıştım, itmiştim seni bile...
hele şimdi gör bir de sen beni, yaralarımı bırak sormayı varlığını bile bana hatırlatanlar en büyük düşmanım oluyor.
duvarlarım arşı alemden görülüyor.
yaralarıma çomak sokup sonra da neden duvar örüyorsun diyorlar artık biliyor musun abi?
kimse senin gibi şefkatle yaklaşmıyor artık.
kimse senin yaptığın gibi yaralarımı pansuman etmiyor daha çok kanatıyor içten içe.
sahi neden insanlar bu kadar acımasız?
neden bu kadar merhametten uzak ve sevmeyi bilmiyor?
mesela ben neden kimseye açamıyorum yüreğimi sana açtığım gibi?
neden korkuyorum bu kadar yaşamaktan?
'minik kablumbağa olma yolunda ilerliyorsun' demiştin ya hani bana bir de şimdi görsen.
o neşeli, sevimli, korkusuz, gülüşünü senden almış minik kablumbağa kocaman bir insan savara dönüştü.
evet, çok güçlü bir insana dönüştüm ama içim o kadar yalnız ki. içim içime baktıkça küçücük kalıyor...
ne anlatıyorum ben yahu?
canım acıyor yine..
ondan ne dediğimi bilmiyorum..
hayatta ki ilk vurgunum senin gidişin biliyorsun.
ilk tepe taklak oluşum. o yaşıma kadar hep çocuk kalmışım, senin gözetiminde, senin yönlendirme benim kabul etmeyiş karşı çıkış asilik yapış ama yine içten içe sana hayranlıklarımla geçirmişim hayatımı.
en yakınım, en sevdiğim, beni duymadan bile anlayan tek insan olmuştun..
son günleri hatırlıyor musun?
beni zorla yanına getirtmiştin.
başka bir şehirdeydim ve seni aradım 'ben yalova'ya geçiyorum' diye halbuki 2 hafta sonra stajım başlayacaktı senin yanında. 'olur mu canım? önce buraya gel sonra bir haftasonu beraber geçeriz yalova ya' dedin. 'yahu ben kaan'ı özledim* kaç ay oldu görmedim' dedim. 'iyi sen bilirsin peki' dedin buruk bir sesle içime işledi o ses biliyor musun? .
yalova'ya almış olduğum bileti istanbul olarak değiştirdim sonra.
hayatımda ilk defa muhalefet olmadım o gün, ilk defa akışına bıraktım.
ertesi gün c. tesi aradım seni 'ben geliyorum. beni otogardan alır mısın? ' diye.
sesin şen şakrak ama hala bir gariplik var.
aldın beni otogardan bir gece önce gece yarılarına kadar çalışmış, yorulmuş yorgunluktan sözlerin bile sayıyla çıkıyordu ağzından. bir tuhaflık vardı sen değildin sanki gözlerimin içine bakan.
yorgun, bitkin, tutuk...
yeni bir iş kuruyordun ondan gece yarılarına kadar çalışıyor haftasonları bile eve gelmiyordun.
iki gün önce ablamı arayıp 'bu pazar planım var. haftaya pazar alış verişe çıkalım üstüme başıma giyecek bir şeyler alalım iyice kılıksız bir şeye dönüştüm. işler yoluna giriyor artık biraz zaman ayıracağım kendime daha az çalışıp daha çok gezeceğim' demişsin.
eve geçtik. tvde barış akarsu haberleri ona üzüldük. kaza geçirmiş gencecik nasıl yandı yüreğimiz. organ bağışı konuşuldu haberlerde henüz ölmemişti barış ama durumu iyi değildi ve organ bağışı üzerine ailesi bir şeyler söylüyordu hatırlamıyorum şuan. bizi dürttün ve ben ölürsem benim organlarımı bağışlayın dedin. 'allah korusun' dedik. korur muydu? *
gece beraber yattık. bana 'bilal'e* 5 lira borcum vardı onu vermeye uğradım. senin yanına gelmeden' dedin. 'neden ki?' dedim bende 'bilallere zaten gideceğiz p. tesi. hem ne gerek var eniştemin yanına gittin? eve gidecektik onun için gidince adam şaşırmıştır' dedim. 'öyle oldu zaten' dedin 'ne bileyim içimden öyle yapmak geldi, üzerimde kalmasın bugün varız yarın yok' dedin. eskisi gibi konuşa konuşa uyuduk. bir yandan radyonda çalan müzik.
hep dinlerdin zaten kendimi bildim bileli.
senin sayende benim yaşımda insanların bilemeyeceği şarkıları biliyor ve seviyordum.
1 temmuz pazar. sabah erken kalktın arkadaşlarınla denize gittin.
gidiş o gidiş...

gülüşüm, sevişim, hüznüm, özlemim hep sen...
peki ya yine gelsen? *
en diplere en diplere...
sonra bir bir gitti herkes.
bir bir bıraktı beni.
ben de gitmeye kalktım yapamadım.
zaten kim gelirse gelsin ruhumun soğukluğunu ısıtamaz ki!
yüreğimin kırıkları batar, yakar canlarını...
sonra yine giderler...
kimse gelmese. yalnız 'sen'...
yalnız 'sen' sorsan yine 'nasılsın küçük muhalefet?' diye.
söz bu sefer her şey kabul.
başımı hafifçe sallayıp onaylayacağım sizi her ne dediyseniz.
hele ki babama hiç ses çıkarmayacağım.
sen demiştin ya hani hep kulaklarımda 'onun hiç kimsesi olmamış bebekken kimsesiz kalmış, ondan bu sevmeyi bilmeyişleri biraz anlamaya çalış' diye.
şimdi o kadar iyi anlıyorum ki.
yaşın kaç olursa olsun kimsesiz kaldıysan sevmeyi bilsen bile unutuyorsun.
içinden ruhunu çekip alıyorlar biliyor musun?
asıl biz bilmiyormuşuz, ben bilmiyormuşum sevmeyi hem.
saf, katıksız sevgiyi görememek, bilememek değil midir hem?
işte senden sonra bir bir gitti herkes...
babam bile...
sevmeyi öğrenmiştim halbuki artık.
senin dediğin gibi önce kendimden başlamıştım hemde.
şimdide sevilmeyi unuttum sanırım.
nasıl bir duyguydu hatırlamıyorum biliyor musun?
can kırıklarıma takılıp düşenler kaçarken bir iki söz mırıldandı ama duvarlarımın yüksekliğinden onları pek duyamadım, anlayamadım.
örme şu duvarları demiştin bana başımı okşarken - hani sokaktaki bir çocukla kavga etmiştim daha doğrusu eşek herif beni dövmüştü de sen ağzımdan laf almaya çalışırken ben herkese nefretle bakıyordum ama ağzımdan tek bir kelime çıkmıyordu ya- işte o gün. işte o gün 'yapma böyle banum aç yaralarını, gizleme dur bakayım, merhem olayım' demiştin. açmamıştım, anlatmamıştım, itmiştim seni bile...
hele şimdi gör bir de sen beni, yaralarımı bırak sormayı varlığını bile bana hatırlatanlar en büyük düşmanım oluyor.
duvarlarım arşı alemden görülüyor.
yaralarıma çomak sokup sonra da neden duvar örüyorsun diyorlar artık biliyor musun abi?
kimse senin gibi şefkatle yaklaşmıyor artık.
kimse senin yaptığın gibi yaralarımı pansuman etmiyor daha çok kanatıyor içten içe.
sahi neden insanlar bu kadar acımasız?
neden bu kadar merhametten uzak ve sevmeyi bilmiyor?
mesela ben neden kimseye açamıyorum yüreğimi sana açtığım gibi?
neden korkuyorum bu kadar yaşamaktan?
'minik kablumbağa olma yolunda ilerliyorsun' demiştin ya hani bana bir de şimdi görsen.
o neşeli, sevimli, korkusuz, gülüşünü senden almış minik kablumbağa kocaman bir insan savara dönüştü.
evet, çok güçlü bir insana dönüştüm ama içim o kadar yalnız ki. içim içime baktıkça küçücük kalıyor...
ne anlatıyorum ben yahu?
canım acıyor yine..
ondan ne dediğimi bilmiyorum..
hayatta ki ilk vurgunum senin gidişin biliyorsun.
ilk tepe taklak oluşum. o yaşıma kadar hep çocuk kalmışım, senin gözetiminde, senin yönlendirme benim kabul etmeyiş karşı çıkış asilik yapış ama yine içten içe sana hayranlıklarımla geçirmişim hayatımı.
en yakınım, en sevdiğim, beni duymadan bile anlayan tek insan olmuştun..
son günleri hatırlıyor musun?
beni zorla yanına getirtmiştin.
başka bir şehirdeydim ve seni aradım 'ben yalova'ya geçiyorum' diye halbuki 2 hafta sonra stajım başlayacaktı senin yanında. 'olur mu canım? önce buraya gel sonra bir haftasonu beraber geçeriz yalova ya' dedin. 'yahu ben kaan'ı özledim* kaç ay oldu görmedim' dedim. 'iyi sen bilirsin peki' dedin buruk bir sesle içime işledi o ses biliyor musun? .
yalova'ya almış olduğum bileti istanbul olarak değiştirdim sonra.
hayatımda ilk defa muhalefet olmadım o gün, ilk defa akışına bıraktım.
ertesi gün c. tesi aradım seni 'ben geliyorum. beni otogardan alır mısın? ' diye.
sesin şen şakrak ama hala bir gariplik var.
aldın beni otogardan bir gece önce gece yarılarına kadar çalışmış, yorulmuş yorgunluktan sözlerin bile sayıyla çıkıyordu ağzından. bir tuhaflık vardı sen değildin sanki gözlerimin içine bakan.
yorgun, bitkin, tutuk...
yeni bir iş kuruyordun ondan gece yarılarına kadar çalışıyor haftasonları bile eve gelmiyordun.
iki gün önce ablamı arayıp 'bu pazar planım var. haftaya pazar alış verişe çıkalım üstüme başıma giyecek bir şeyler alalım iyice kılıksız bir şeye dönüştüm. işler yoluna giriyor artık biraz zaman ayıracağım kendime daha az çalışıp daha çok gezeceğim' demişsin.
eve geçtik. tvde barış akarsu haberleri ona üzüldük. kaza geçirmiş gencecik nasıl yandı yüreğimiz. organ bağışı konuşuldu haberlerde henüz ölmemişti barış ama durumu iyi değildi ve organ bağışı üzerine ailesi bir şeyler söylüyordu hatırlamıyorum şuan. bizi dürttün ve ben ölürsem benim organlarımı bağışlayın dedin. 'allah korusun' dedik. korur muydu? *
gece beraber yattık. bana 'bilal'e* 5 lira borcum vardı onu vermeye uğradım. senin yanına gelmeden' dedin. 'neden ki?' dedim bende 'bilallere zaten gideceğiz p. tesi. hem ne gerek var eniştemin yanına gittin? eve gidecektik onun için gidince adam şaşırmıştır' dedim. 'öyle oldu zaten' dedin 'ne bileyim içimden öyle yapmak geldi, üzerimde kalmasın bugün varız yarın yok' dedin. eskisi gibi konuşa konuşa uyuduk. bir yandan radyonda çalan müzik.
hep dinlerdin zaten kendimi bildim bileli.
senin sayende benim yaşımda insanların bilemeyeceği şarkıları biliyor ve seviyordum.
1 temmuz pazar. sabah erken kalktın arkadaşlarınla denize gittin.
gidiş o gidiş...

gülüşüm, sevişim, hüznüm, özlemim hep sen...
peki ya yine gelsen? *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
ayda bir çayımı kahvemi kendi alışverişimi yapmak için çarşıya, aktara, nalbura gidiyorum, aynı esnafla aynı muhabbetleri yapıyorum, bunu da bir arkadaşıma söylerken farkettim, dedim bu ne böyle emekli gibi olmuşum, anlatırken acıdım :) ama allahtan eski dostlarla meyhane buluşmalarım yok daha, ben hala sahilde bira içen tayfadayım.
devamını gör...
tek cümlelik korku hikayesi
dolar 8,44.
devamını gör...
arabesk
arap süsleme üslubu. orijinali fransızca "arabesque" şeklinde olan terimi, haçlı seferleri döneminden itibaren islam sanatını çok daha yakından tanıma fırsatını elde eden avrupalılar, geç orta çağ'da (14. yy.) islam sanatını belirtmek için kullanmaya başlamışlardır. islam görsel sanatlarında iç içe geçmiş bitkisel figürleri ifade eder. osmanlı türkçesi'ne fransızca okunuşundan "arabesk" olarak geçmiştir (daha önce osmanlıda arap sanatı için arapkari (arapişi), şamkari (şamişi) kullanılıyordu).
üslup olarak ise osmanlı’ya 18. yy ikinci yarısı görsel sanatlarda girmeye başlar. 19. yy.da etkisi artar. 20. yy başlarında türk müziğinde de arabesk motifler görülmeye başlar. istanbul’da gösterime giren mısır filmlerinin arapça müzikleri atılarak yerine sadettin kaynak gibi ustalar yeni müzikler yapmıştır. bu müziklerde arap motifleri görülür. örneğin leyla ile mecnun filmindeki “leyla bir özge candır” şarkısı. 50’lerde doğu ve güneydoğudan istanbula göçlerle arabesk müzik istanbulda daha çok dinlenir olur. arabesk diğer müzik türlerine de sirayet eder. çünkü arabesk talep görüyordur. bir rock müzik sanatçısına “neden rocktan arabeske geçtiği” özel bir sohbette sorulunca “çünkü rock dinlenmiyordu, arabesk dinleniyordu” diye cevap verdiğini birinci ağızdan duydum.
üslup olarak ise osmanlı’ya 18. yy ikinci yarısı görsel sanatlarda girmeye başlar. 19. yy.da etkisi artar. 20. yy başlarında türk müziğinde de arabesk motifler görülmeye başlar. istanbul’da gösterime giren mısır filmlerinin arapça müzikleri atılarak yerine sadettin kaynak gibi ustalar yeni müzikler yapmıştır. bu müziklerde arap motifleri görülür. örneğin leyla ile mecnun filmindeki “leyla bir özge candır” şarkısı. 50’lerde doğu ve güneydoğudan istanbula göçlerle arabesk müzik istanbulda daha çok dinlenir olur. arabesk diğer müzik türlerine de sirayet eder. çünkü arabesk talep görüyordur. bir rock müzik sanatçısına “neden rocktan arabeske geçtiği” özel bir sohbette sorulunca “çünkü rock dinlenmiyordu, arabesk dinleniyordu” diye cevap verdiğini birinci ağızdan duydum.
devamını gör...
çavuşoğlu'nun ümmet türkiye'den liderlik bekliyor açıklaması
kim ne bekler bilmiyorum ama gençler umutsuz şahit oluyorum, bir ülke düşünün gençleri hayal bile kuramıyor. savcı olmak isteyen var ( hakim, savcılık torpil ile oluyor), doktor olmak isteyen var ( dert hayat kurtarma değil iş garantisi), mühendis olmak isteyen var ( sadece sayılı üniversitelerde ve gene iş garantisine yönelik) sosyolog olmak isteyen yok, edebiyat yok, tarih yok. sadece sanatsal alanlar ve iş garantili hayallere var. ümmetin ne beklediği değil gençliğin ne istediğini dinleyin yoksa tünelin ucu çok karanlık. (bkz: siyasal islamın kanserden farksız olması)
devamını gör...
sözlük radyosu toplantısı
bir merhaba diyemeden bitti. geç kaldım ama.
devamını gör...
flathead gölü
amerika birleşik devletleri'nin montana eyaletinde yer alan kayalık dağlarının çukurunda oluşmuş olan bir göldür.
flathead ulusal ormanının içinde bulunan göl adını zamanında burada yaşamış olan flathead yerlilerinden almıştır.
dünyanın en temiz gölleri içerisinde yer alır. 54 metreye ulaşan derinliğine rağmen çok temiz olduğu için sığ gibi görünmektedir.


flathead ulusal ormanının içinde bulunan göl adını zamanında burada yaşamış olan flathead yerlilerinden almıştır.
dünyanın en temiz gölleri içerisinde yer alır. 54 metreye ulaşan derinliğine rağmen çok temiz olduğu için sığ gibi görünmektedir.


devamını gör...
