günaydın sözlükçüm, ikinci günaydın mesajım çünkü hem daha yeni ayılıyorum hem pazartesi sendromu hem de çileye erken başladık.

kocaeli'de trafik kilit, iki damla yağmur gören sıradan çinko karbon vatandaş araç kullanmasını unutmuş vaziyette...

normalde 6 dakikada geçtiğimiz noktadan 50 dakikadır geçememiş bulunuyoruz, tüm ana arterler ve yan yollar bu şekilde...

süper bir pazartesi başlangıcı:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tam yeri, tam zamanı bunu dinlemenin...

hadi sen git işine de, herkes kendi işine
devamını gör...

en huzurlu olduğum yerlerden bir yerdeyim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim gibi adama misyoner verilmiş.

misyoner pozisyonu gelir inşalaa hepinizin aklına. adilerrr.
devamını gör...

boşver ya.
hayırlısı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1977 yılında ingiltere manchester'da kurulmuş olan post-punk grubudur. "unknown pleasure" gibi şahane bir albümleri vardır. yaptıkları müzik ile birlikte kendisinden sonraki pek çok gruba ilham kaynağı olmayı başarmıştır. tabii ki bir ian curtis gerçeği de var, aynı zamanda kendileri intihar ederek grubun dağılmasına sebep olmuştur. bir de değeri pek bilinmeyen ancak bir üstad olan grubun basçısı peter hook abimiz vardır. şu şarkıdaki bas gitar melodisinden etkilenmeyen varsa gerçekten üzülürüm:


ek bilgi: bu bir lol ukdesidir.
devamını gör...

arabada 6 kişi uzun yolculuk yaparken otobanda sigara içmeye çalışıyordum. diğer yolculara eziyet ederek sigaramı içtim,* daha sonra izmariti dışarıya attım* ve sol elim hala camın dışındayken, sağ elimle; camı kapama tuşuna basılı tuttum ve 4 parmağımı cama sıkıştırdım. 3 gün parmağım sızladı.
devamını gör...

gece uğraşı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

johne boyne’un 2006 yılında yayımladığı aynı isimli kitaptan 2008 yılında sinemaya uyarlanan filmdir.

film, 2. dünya savaşı sırasındaki toplama kamplarını, o toplama kampındaki bir yahudi çocukla, toplama kampının yakınına taşınan bir alman askerinin 8 yaşındaki çocuğunun arkadaşlığını ele almaktadır. bu arkadaşlık aralarında tel örgüler varken kuruluyor ve gelişiyor.

2. dünya savaşı diyoruz ama filmde ne kan var ne de havada uçuşan silahlar. onun yerine ezilmişlik hissi var, haksızlık var, hayalleri çalınan, ırkçılığa maruz kalan ve köle gibi çalıştırılan insanlar var. bir de tüm bu acılara rağmen savaş ve ırkçılık nedir bilmeyen, tel örgüler arasında arkadaşlık kuran iki minik var.

bu iki çocuğa savaşı anlatabilir misiniz? birinde neden çizgili pijamalar var ve hep onu giyiyor, neden dilediğince oyun oynayamıyor, yemek yiyemiyor, uyuyamıyor, elleri parçalanana kadar çalışmak zorunda kalıyor, anlatabilir misiniz? bir diğer çocuğa, arkadaşının neden tellerle örgülü bir yerde olduğunu açıklayabilir misiniz ? bu saçmalığı onlara kabul ettirebilir misiniz? cevap açık.
devamını gör...

edecek olsa bunu tehdit olarak kullanmaz. en fazla blöf niyetine intihar ediyormuş gibi yapıp yanlışlıkla canından olur. böyle biriyle de olmayınız zaten terkediniz.
devamını gör...

''olympia'nın şarkısı'' veya kukla bebek şarkısı, jacques offenbach tarafından yazılmış olan ve 1881 tarihinde gösterime giren hoffmann'ın masalları veya orijinal adıyla les contes d'hoffmann operasına ait oldukça eğlenceli bir aryadır. olympia, operanın ana karakterlerinden biri olup mekanik-kurmalı sisteme sahip bir oyuncak bebektir ve operanın 1.perdesinde karşımıza çıkar. hoffmann,onu gerçek bir kadın sanarak aşık olmuştur. bunun sebebi ise operanın şeytani karakteri olan doktor coppelius' un hoffmann'a verdiği yanıltıcı gözlüklerdir. olympia ile dans ederken bu gözlükler kırılır ve hoffmann kandırıldığını anlar.tabii bir oyuncağa aşık olmaktan dolayı da çok utanır.

soprano carla maffioletti'nin performansı harikadır, onu da şöyle bırakayım(olympia'yı taşıyan ve kuran adam hoffmann oluyor);
devamını gör...

formula 1 tarihinin en çok hakkı yenen pilotlarından birisidir. takım kararları sebebiyle her daim micheal schumacher'in arkasında bırakılmıştır. oysa ciddi anlamda pilotajı olsun, tecrübesi olsun muazzam bir pilottu. özellikle ikinci sırada götürdüğü yarışlarda her daim telsizden yavaşlaması yönünde emir gelirdi. tabi bu sırada burnundan kıl aldırmayan micheal bey hızlanır ve birinci sıradaki yerini perçinlerdi. rubens abimiz ise ustalığı ile rakipleri arkada tutarak, tur farklarının artmasına olanak tanırdı. ama bu olayın daha da dramatik olan boyutu rubens abimizin birinci sıraya çıkmasıyla yaşanırdı; abimiz uçar giderken kenardan yine bir emir gelir ve kendisi yavaşlayarak arkasındaki micheal bey'in kendisini geçmesine izin vermek zorunda kalırdı. şahsen bu olay beni delirtirdi. tamam biliyoruz, takım kararları, pilot rolleri falan ama diğer takımlarda bunlar daha esnek uygulanıyordu. ferrari ise o dönemlerde bildiğiniz tiranlıktı. her şey micheal'e göre ve onun istediği şekilde olurdu.

iki numara olmanın hakkını efendiliğini bozmayarak her daim sonuna kadar vermiştir rubens abi. ama beni en çok delirten şey 2002 avusturya grandprix'inde, rubens abi herkese tur bindirmişken kendisine verilen emirdir. adam güle oynaya birinciliğe yürürken, damalı bayrak abimizin önünde secde edecekken, son düzlükte yine micheal beye yavaşlayarak yol vermek zorunda bırakılmıştır ki, o gün bence formula 1 tarihi açısından kara bir gündür. bu olay sonrası sinirden az kalsın televizyon ekranına giriyordum, o derece derinden yaralamıştır bu olay beni. *

eze eze kazanabileceği yarışları takım kararları sebebi ile kaybetmiş bu abimizin intikamı alınmalıydı. bu durumlar benim içime ziyadesiyle dert olmuştu. o günlerin yüksek teknolojisi (!) ile yaratılmış playstation'da micheal'in biletini kesecektim. oyunda resmen terör estirdim. her pistte itina ile micheal'ın gadasından makas almak suretiyle kendisine nanik yaptım. bu vesile ile biraz içim soğudu. rubens abimin itibarını iade etmiştim. tamam, onun bundan haberi yoktu ama benim yaralarıma bu pansuman iyi gelmişti.

rubens abimiz ne kadar yetenekli bir pilot olduğunu cümle aleme 2002 ingiltere gp'de göstermiştir zaten. 21. cepten start aldığı yarışta tabiri caizse pilot nasıl olunur bunun dersini vermiştir. hızla ön sıralara ilerleyerek, yarışı 2. sırada bitirmiştir ki, o yarış muazzam bir yarıştır. oturup tekrar tekrar izlenesidir. 18. sırada başladığı bir yarışı da birinci sırada bitirerek cümle aleme mesajların en güzelini vermiştir. rubens abimizin bahtsızlığına dair en güzel örnek ise kendi memleketi brezilyada katıldığı yarışları tamamlayamaması olmuştur. micheal ve takım lanetinin üzerine bu da eklenince rubens abimiz için içimizde kopan fırtınalar daha da bir şiddetli hale gelmiştir. bakın o dönem mclaren mercedes'de mika hakkinen ve david coulthard birlikteliği de vardı. adamlar takım kararlarını çok takmıyor ve esnetiyorlardı. bazen diyorum ki, keşke rubens abi, kimi ile aynı takımda olsaydı. belki bu kadar çile çekmezdi. neyse efendim işte öyle. güzel adamdır rubens abi. şu gülüşleri senden alanların burnundan fitil fitil gelsin emi! yanlış anlaşılmasın, takım patronlarını kast ediyorum. michealin başına gelenlerle alakam yoktur. bu şerhi koyayım da sonra başımız ağrımasın.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

katıldığım durum. yıllar içinde eğitimle toplum içinde yaşamayı zorlaştıracak dürtülerimizi saklamayı öğreniyoruz sadece. çocukken saklamayı bilmiyorduk.
devamını gör...

bu tiplerin bu konumları özellikle seçtiği belli oluyor. din adamından, öğretmenden ya da benzer şekilde saygın olması gereken meslek erbabından kimse şüphelenmez nasılsa diyerek, çocuklara rahatça yaklaşabilecekleri mesleklere giriyorlar. sanki sonsuza kadar suçları gizli kalabilecekmiş gibi...

bunlar yüzünden koskoca meslek gruplarına atılıyor suç "imamların hepsi şöyle/öğretmenler böyle" diye... pislik herifler!
devamını gör...

inanıyorum.

bazen sebep boşluk da olabilir. ama daha çok newton ya da arşimet'în zihnindeki kuluçka evresi gibidir olay. yani belki de elmanın yeşil-pembe olup düşmesi değil öncesi vardır zihinde. ya da shakespeare'nin deyimiyle:

'beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, bunu 'aşk' sanıyorsunuz.'
devamını gör...

insan haklari sebebiyle koleligin kaldirildigini kim soyledi ki? boyut degistirerek yalnizca gorunmez kilindi. tipki medeniyetler arasi devam eden savaslar gibi. gunumuzde icinde bulundugumuz modern sistemin koleligine bakacak olursak eger, bazi eski medeniyetlerin kolelik anlayisinin, halihazirda var olan kapital sistemin koleliginden cok daha insancil oldugunu soyleyebiliriz... gecmis caglarda (antik yunan, misir, orta cag farketmeksizin) donemlerinin koleleri icin olusturulan yasalar vardi ve koleler bu yasalar dogrultusunda korunurdu. saglik sigortalarinin olmasi, kisisel giderlerinin efendilerine ait olmasi, evlenecekleri donemde ihtiyaclarinin yine devlet ve hukumdarlari tarafindan karsilanmasi gibi temel bir takim haklari mevcuttu. bu detaydan cok daha onemlisi efendileri kimdir, neye hizmet etmektedirler bilirlerdi. modern kolelikte peki, esit sekilde uygulanan yasalarimiz nelerdir, daha dogrusu var midir? hatta kimlerin kolesiyiz biliyor muyuz? hatta ve hatta ne derece koleyiz? bir sinirimiz var mi? yok sanki... tum bu sorularin cevabi bir yana, icerisinde bulundugumuz cagdan bir haberiz, bu denli esirlesmemizin en temel nedeni de bu sanki.

özgür olmadıkları halde, kendilerini özgür sananlar kadar hiç kimse tutsak değildir

goethe
devamını gör...

yeni rütbesiyle (bkz: memati)’lerin papucunu dama atan yazarımız.

yeni rütbesi hayırlı olsun, herkes ayağını denk alsın*.
devamını gör...

kendisini hep belli kalıplara sığdıran, olmadığı gibi göstermeye çalışan anlamına karşılık gelmektedir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim