cinsiyetinden dolayı herşeyi kendine hak görmeleri ve her lafın içine mutlaka küfür koymaları
devamını gör...

nevzat çelik şiiri. ayrıca hakan günday; az(kitap)'ını nevzat çelik'e ithaf ederken bu şiirden alıntı yapmıştır.


çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız...
devamını gör...

kardeşim evden çıkarken 283838493 defa anahtarını aldın mı, cüzdanı aldın mı vs. diye soruyorum. yeter daha kaç kere soracaksın diyor. geçen sabah ben uyurken erken çıktı evden 3 saat sonra cüzdanı evde mi unuttum baksana diye beni arıyor. yaaaa paşam. ben malımı tanırım. *
devamını gör...

her millet kendi yediği haltı legal göstermek için benzer şekilde davranmaktadır. sizin karşı tarafa yaptığınız şey size yapılınca auuuuuu diye anırmanız hem sizin hem de tarihin ne kadar ikiyüzlü olduğunun adeta kanıtıdır.

tarih bir yanılsamadan ibarettir.
devamını gör...

tam vaktinde koşa koşa yetiştiğim yayın!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir (bkz: william golding) kitabıdır.

bu kitapla ilgili değinmek istediğim birkaç nokta var. öncelikle rahmetli (bkz: mina urgan) … bugüne kadar okuduğum çeviri kitaplar arasındaki en güzel çeviriydi diyebilirim. hatta, rahmetli mina hanım öyle bir sonsöz yazmış ki kitaba, yani kitap ne anlatıyor, alt metin olarak içinde ne gizlemişse ‘şaaaaaak!’ diye koymuş önünüze… o yüzden kitabı okurken tahayyül ettiğiniz şeyleri unutmadan, kitap biter bitmez sonsözü de sıcağı sıcağına okumayı sakın ha atlamayın… kitabın birçok yerine bakış açınızı değiştirecektir ve sorguladığınız bazı şeylerin cevabını bulacaksınızdır…

bu kitapta bir uçak var... bir kaza sonucu bu uçak ıssız bir adaya düşmüş ve uçaktan sadece çocuklar sağ çıkabilmiştir. bu çocuklar, yasaların ve kuralların olmadığı ıssız bir adada, ilkel bir yaşamla hayatta kalmaya çalışırken masumiyetlerini ne kadar koruyabiliyorlar bunu okuyoruz…

insanın içinde iyilik mi vardır, kötülük mü vardır?
bunlar doğumla birlikte içimizde olan şeyler midir yoksa sonradan öğrenip tercih ettiğimiz kavramlar mıdır?
en saf, en temiz saydığımız çocukların doğasında da şiddet, vahşilik, kan dökme arzusu gibi dürtüler var mıdır?
gibi soruları okur zihninde uyandırıp, okura cevap aratan bir kitap…

abartıldığı kadar var mı demeyin, az bile söyleniyor bence…
15 yaşına giren her çocuğa okutulmalı da bence… siz de okuyun… çocuklarınıza da okutun. oturun sonra kitabı konuşun birkaç akşam… öyle bir kitap…

tavsiyemdir…
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir dert, bir sıkıntı hatta bir mutluluk olduğunda anlatacak, paylaşacak kimse bulunamadığı zamandır.
devamını gör...

güzellik algılarını sorgulayan ve birçok gelenekte yer alan güzellik kavramına ışık tutan bu müze malezya malakka’da bulunuyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
güzellik anlayışı tarih boyunca büyük değişimlere maruz kalmıştır.
rönesans dönemi kadınlarının o dönemin güzellik simgesi sayılan beyaz bir tene sahip olabilmek için; beyazlatma iddialı kimyasalları içtiğini, beyazlatıcı krem ve pudra kullandıklarını, venedik sirüsü olarak adlandırılan ve beyaz kurşundan yapılan kimyasal sıvıyı derilerine sürdüklerini öğrenince şaşırırız.
o dönemde kadının zayıf olması, hastalıklı veya maddi durumunun kötü olmasına bir işaretti.
kilolu olması kadını güzel yapan bir özellikti.
kalıcı güzellik müzesi - museum of enduring beauty gezerken akla ralph waldo emerson’un sözü gelir.
güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da onu içimizde taşımıyorsak, asla bulamayız”.
devamını gör...

sabonis benim için 1986 dünya kupası finali ile özdeşleşmiş bir adam. trt sağ olsun bu finali özellikle 90'ların ortasında evirip çevirip tam kayıt olarak yayınlardı. en az 4-5 kere izlemişimdir o finali. sonucu bilmeme rağmen her seferinde de aynı heyecanla izledim maçı ki o da benim arıza tarafım *

amiral'in üzerinden yapmış olduğu takip smacına artık şapka mı çıkarırsınız? yoksa önünde saygıyla eğilir misiniz bilemem ama o dönem için bu hareket bence tam bir sanat eseriydi. sabonis bu smaçla david robinson ağabeyimize resmen şu mesajı verdi; çekil şuradan! hava kuvvetleri komutanı geldi. selam dur ve saygı duy!

bahsettiğim takip smacını 3.50'den itibaren aşağıda ki videoda bulabilirsiniz.

tabi o dünya kupasının efsane maçı yugoslavya-sovyetler yarı finalini de izlemenizde fayda var. o maçında tamamını aşağıya iliştireyim. zira drazen petrovic ve arvydas sabonis'i aynı parke üzerinde görmek büyük keyif.

bu adam bana göre basketbol tarihinin gördüğü en komplike beyaz pivottu. oyun tekniği ve görüşü muhteşemdi. 5 numara pozisyonu için pek de rastlanmayan muhteşem bir asist yeteneğine sahipti. ağır sakatlıklar geçirmiş olmasına rağmen nba'de oynadığı 6-7 senelik süreç onu efsaneler arasına sokmaya yetmiştir.

tanım: basketbol topu elinde kaybolan, parkelerin efendisi serisinin nahif ağaçsakal'ı, basketbol aşığı ent ağabeyimiz.
devamını gör...

gecenin körü, gündüzün sıcağı kaybolmuş yerini hafif güzel bir esintiye bırakmış.
çıkmışsın terasa, balkona, bahçene veya pencerenin dibine. dışarıya bakıyorsun. sokak ıssızlaşmış, her yer karanlık, arabalar, çocuklar, rüzgarda kımıldayan yapraklar bile durmuş.
dalıp gidiyorsun. derken bi kımıldanma gözüne çarpıyor. minicik bi gölge beliriyor önce sonra da pıtı pıtı önünden geçen gölgenin sahibi. bir kedi.
pıtı pıtı önünden geçip gitti. nereye gidiyor?
devamını gör...

kendileri bir zamanlar kariyerinden dolayı jürgen klopp'un veliahtı olarak görülüyordu ancak henüz o kadar başarılı değil. sebeplerinden birisi ise biraz oyuncular ile iletişim konusunda yaşadığı sıkıntılar olabilir. bunun altında yatan şey ise kendisinin inanılmaz derecede detaycı olmasından kaynaklanmaktadır. kendisinin chelsea dönemini naçizane değerlendirmeye çalışayım.

-öncelikle lampard sonrası chelsea tekrardan 3'lü savunma hattına geçti. bu yönü conte dönemiyle bir benzerlik göstermektedir. 3'lü stoperin merkezinde thiago silva var, bu tarz savunma kurgusu için merkez stoper olarak oldukça ideal bir isim ancak rüdiger'e biraz daha dikkat etmek gerekir. bu arkadaşın atletizmi iyi ve bazı chelsea hücümlarında rakip ceza sahasına kadar girdiğini görebilirsiniz. azpilicueta ise gerçekten değişik bir arkadaş. adamın sağ bek mi sağ stoper mi olduğu hiç belli değil, öyle ki bu sağ kanat beklerinin daha çok çizgiyi kullanmasına yol açıyor.* yani bu chelsea hücumlarının dikine ve geniş bir alana yayılmasına yol açıyor. marcos alonso sadece 3'lü savunma hattında bek olabilir, o sebepten tam onun formasyonu bu.*

- tuchel geldikten sonra kovacic ve jorginho'nun oyunu inanılmaz değişti. bu arkadaşlar özellikle şimdi daha dikine paslar ve koşular ile rakip ceza sahasında daha efektif hale geldi. az önce bahsettiğim şeyi* bu arkadaşlar inanılmaz destekliyor. ayrıca ziyech'in de öldürücü paslarını da unutmamak gerekir.

-şu an için en büyük sorun bence santrafor gibi görünüyor. werner atletizmi ve boş alanlara attığı koşular ile öne çıkan bir oyuncu ancak bitiriciliğini biraz yetersiz buluyorum. abraham ve giroud bu seviye için yeterli değil bence. bir de havertz gerçeği var. adamın oynayabileceği pozisyon henüz bulunamadı. bir joao felix vakası olabilir.

chelsea - tuchel kimyası tutmuş gibi gözüküyor çünkü beklentiler bir tık daha düşük ve genç bir kadro var. uzun vadede oldukça iyi bir birliktelik olacağını düşünüyorum. adam hakikaten göze hoş gelen bir futbol oynatıyor.
devamını gör...

bir diğer adı minitari olan, kuzey amerika'da yaşayan, siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
eskiden, "büyük ovalar" civarında, en çok ticaret yapan kabilelerin başındaydı. 1780 ve 1830'larda iki kere, ticaret yaptıkları beyazlardan salgın hastalık kaptılar ve nüfuslarının çoğu öldü.
güçsüz düştükten sonra, aynı salgından etkilenen dostları mandan ve arikara'lara daha yakın oldular.
beyazlarla çatışmaları olmadı, onlarla anlaştılar ve hâla yaşadıkları north dakota'ki rezervasyona yerleştiler.
büyük ovalar kabilesi olsalarda, mandan ve arikara'lar gibi onlarda tepee'lerde değil, şu evlerde yaşadılar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevdiklerinize küçük sürprizler yapın, günaydın sözlük!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tatlı dile, güler yüze
doyulur mu, doyulur mu?
aşkınan bakışan göze
doyulur mu, doyulur mu?
ah, doyulur mu, doyulur mu?
canana kıyılır mı?
cananına kıyanlar
hakk'ın kulu sayılır mı?
neşet ertaş.
devamını gör...

öncelikle zihniyet düzelmelidir. bir kere özellikle erkek çocukları küçüklükten itibaren 'paşam, işte büyüyünce çok kızın canını yakacak' tarzı iğrenç cümleler ile erkeklerin kadınlardan üstün olduğu gibi algılar oluşturmamaları gerekiyor ailelerin. ayrıca okullarda -tabii sistemimizin kendine hayrı yok ama- toplumsal cinsiyet eşitliği gibi kilit kavramlar anlatılmalı, bununla ilgili çalışmalar yapılmalı. yahu lisede birçok seminer olurdu okulda her türden insan ve konu gelirdi bir kere şiddet nasıl önlenir ve bunun gibi bir seminer göremedim ben. keşke görsek. bunun dışında da kesinlikle istanbul sözleşmesi ve 6284' ün en iyi şekilde uygulanması ile olur. bu zamana kadar uygulanmamış doğru düzgün yıllarca artan cinayetler bunun göstergesi. sözleşmeyi baştan sona okudum. yok aile toplum yapısını bozuyor, yok lgbtq+ ları destekliyor falan geçin bu işleri. bunlar sadece yön saptırma başka amaç yok. sözleşmede denen şey şiddete uğrayan her birey eşit şekilde muamele görmeli hiçbir şey gözetmeksizin din, dil, ırk da buna dahil. ki zaten kendi anayasamızda da her insan eşittir demiyor mu? ne bu saçma sapan düşünceler. ayrıca toplumun aile yapısını bozduğu falan yok. kadının evde çocuklarının önünde şiddet gördüğü ve korkusundan sesini çıkaramadığı bir aile mi toplumumuzun aile yapısı bu mudur yani doğru aile? lütfen böyle anlamsız şeylere gelmeyin.
yani aslında kısacası şiddeti önlemek önce ailenin elinde her bireyin eşit olduğu çocuklara aşılanmalı sonrasında işe okullar dahil edilmeli ve çocuk aileden sonra bir de okulda nitelikli bir eğitim almalı bu konuda ve daha sonra bu sözleşmenin ve yasanın etkili bir biçimde uygulanması işte bence şiddet böyle önlenebilir en azından basit düşünürsek.
tabii bunlar hepsi hayal ve gerçekleşmesi -özellikle de şuan- güç. ama umut etmeye devam ve direnmeye. umarım bir gün bu ülke ve insanları aydınlığa kavuşur.
devamını gör...

1902 yılında doğan türk yazar. türk edebiyatındaki yeri tartışılamaz. kıymetli yerini her daim korur.

hiroşima felaketine sessiz kalmayıp kız çocuğu ve abd'nin bikini atolü'nde yaptığı nükleer denemelerden etkilenen japon balıkçıları unutmayıp japon balıkçısı şiirlerini yazıp güncel olaylara sessiz kalmayan, japonların gönlünde taht kuran yazardır. kız çocuğu şiirinden sonra japon çocukları bu düşünceli hareketi cevaplamak ister ve kendi elleriyle efsanedeki gibi bin turna kuşu yapmaya çalışırlar. ancak 15 günde tamamlarlar fakat nazım hikmet'in ölüm haberini alırlar. bin turna kuşunu ve nazım hikmet'e yazılan mektupları vera hikmet alır.

yazılan mektup ''nâzım hikmet; artık sürekli bir rüyaya girdiniz ve artık bir daha kalemi elinize alamayacaksınız ve insanlara başka çağrılar gönderemeyeceksiniz. daldığınız bu sonsuz rüya içindeyken de biz hiroşimalı genç kızların sizin şiirlerinizden ne büyük bir coşku duyduğumuzu öğrenmek isteyeceğinizi sanıyoruz.'' cümleleriyle başlar.

bu kadar çok yönlü bir şairken ne yazık ki ''yazılarım otuz kırk dilde basılır, türkiye’mde türkçemle yasak!'' sözünün de sahibidir.

kendisi ne yazık ki sabahattin ali'nin de zamanında düşünmüş olduğu gibi öldürüleceğini düşünüp sovyetler birliği'ne kaçmıştır. zaten sonrasında türk vatandaşlığından çıkarılmış (1951).

birini tanımadan sevmek ya da nefret etmek biraz saçma geliyor bana. nazım hikmet'in nasıl bir çevrede yetiştiğini ya da tam olarak nasıl biri olduğunu ayrıntılı bilmiyorum fakat ülkesi için yazdıklarını görüyorum ve asla okumadan onu vatan haini olarak etiketlememek gerektiğini düşünüyorum. vatan haini dediğiniz kişi ''memleketim''den başka bir şey demiyor çünkü. okuyun, okuyalım.
devamını gör...

tatile gitmeniz durumunda mutlaka araba kiralamanızı tavsiye edebileceğim akdeniz ülkesi. öncelikle yemeklerden çok da bahsetmeye gerek yok; zaten hali hazırda bir çoğu biliniyor.

ama deniz ürünleri vs. yemek istiyorsanız, özellikle napoli'yi tavsiye edebilirim. bu arada hırsızlığın en fazla yaşandığı yer de napoli maalesef. arabanızın herhangi bir görünür yerinde eşya bırakmamanız gerekir, zira döndüğünüzde camlarınız kırık olacaktır. ayrıca arabayla giderseniz cüzi bir şehre giriş parası ödüyorsunuz, yanlış hatırlamıyorsam 3 euro civarındaydı.

güneye denize gideyim deyip, ismi sık duyulan amalfi'ye giderseniz, gözünüzde çok da büyütmeyin, ufak bir kasaba, fiyatlar açıkcası ucuz değil; ancak ben dağın tepesinde bir otel bulduğumdan, deniz kıyısına nazaran daha uygundu. orada araca ihtiyacınız kalmıyor, 1,5 euroya bakkallardan otobüs bileti alarak, heryere gidebiliyorsunuz.

aynı şekilde amalfi'ye yakın, teknelerle ulaşabileceğiniz sorrento, positano, ravello gibi yerleşimler var, açıkcası hepsi bana aynı gelmişti.

amalfi'nin hemen karşısında yine tekneyle ulaşabileceğiniz capri adası var, kişi başı 25 euro civarında. adaya ulaştığınızda plaja gidebilmek için minibüse binmeniz gerekiyor, o da yaklaşık 3 euro. asıl bomba plaj girişinde; kişi başı 50 euro. bu arada plaj derken de; bizim güney sahillerinde beach tarzı bir mekan hayal etmeyin. gayet 70-80 basamak merdivenle deniz kıyısında bir mekan. denizi de idare eder cinsten, şnorkel filan gerekmiyor, olsa da birşey gözükmüyor çünkü. yüzen insan sayısı çok az, daha çok bel seviyesinde suya girip, flamingo modunda sohbet etmeyi seviyorlar.

diğer taraftan ben kültürel gezi yapacağım diyorsanız roma güzeldir. vatikan'a yakın bir sürü otel mevcut, ancak vatikan'ı da gezeceğim derseniz, bir gününüzü orada yersiniz.

alışveriş için gitmeyi düşünenlerdenseniz ise milano açık ara öne çıkıyor, bizim bağdat caddesi ile eşdeğer düşünebilirsiniz, konsept hemen hemen aynı; ancak bir ayakkabının 300-400 euro olduğunu görünce hızlı adımlarla uzaklaşıyorsunuz.

herkesin romantizm hayali venedik için ise sezonda gitmeyi tavsiye etmem, insan kalabalığı, sezon sonu gidince daha rahat edebilirsiniz.

umarım pandemi bir an önce geçer ve dünyayı gezmeye devam ederiz.
devamını gör...

eagles grubunun 1976 da besteledigi şarkıdır. zaten 76’lılar kayıp kuşaktır. birde bu zalımlar şarkılarıyla vurmuşlardır.

hikayesini yazar arkadaşlar paylaşmış ama ben oraya bir şerh düşmek isterim. bu hikayenin gerçek olduğunu düşünmüyorum. ancak şarkı o kadar iyi ki, kimin umrunda!

şarkının beni etkileyen, vuran, süründüren kısmı ise;

and ı was thinking to myself,
(ve kendi kendime düşünüyordum ki )

this could be heaven or
this could be hell
(cennet de olabilir bu, cehennem de.)

iyi dinlemeler.
resepsiyonagider
devamını gör...

0 takipçisi olan yazarlar olarak birbirimizi takip ederek ciddiye alınabileceğimizi gösteren başlık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim