martin heidegger
okuduğum bir kitap heidegger hakkında şunları söylüyordu
"heidegger, teknolojinin ellerimizde edilgen bir araç olduğu düşüncesinin kabul edilemez bir naiflik ve teknolojinin doğasının anlaşılmamasından kaynaklanan tehlikeli bir yanılgı olduğunu söyler. teknoloji kendi iç mantığına ve dinamiğine sahiptir, öyle ki sonuçta kendi kendine işler ve işleyişi içinde de son derece gerçek bir anlamda insana ihtiyaç duymaz. ve teknolojiyi bir yerden sonra kendi varoluş nedeni haline gelir. öte yandan teknoloji kendi iç aksaklığına sahiptir ve fakat bu aksaklığın bizatihi kendisi akıldışıdır. böylece insan, teknoloji sayesinde özgürleşmek bir yana bu teknolojik süreçlerin kölesi haline gelir ve yıkım kaçınılmazlaşır. ve işte bu düşüncelerinden dolayıdır ki heidegger bir nazi'dir ve nazizm'i yürekten savunmuştur. çünkü heidegger nazizmin, teknolojik süreci denetim altına alacak bir toplum yaratacak ve böylelikle insanı özgürlüğe ulaştıracak bir yol olduğuna içtenlikle inanıyordu. ama bu proje gerek tarihsel nedenlerden dolayı gerekse böylesi bir projenin gerçekleşmesi gereken "yeni insan"ı yaratamadığı için başarısızlığa uğradı."
"heidegger, teknolojinin ellerimizde edilgen bir araç olduğu düşüncesinin kabul edilemez bir naiflik ve teknolojinin doğasının anlaşılmamasından kaynaklanan tehlikeli bir yanılgı olduğunu söyler. teknoloji kendi iç mantığına ve dinamiğine sahiptir, öyle ki sonuçta kendi kendine işler ve işleyişi içinde de son derece gerçek bir anlamda insana ihtiyaç duymaz. ve teknolojiyi bir yerden sonra kendi varoluş nedeni haline gelir. öte yandan teknoloji kendi iç aksaklığına sahiptir ve fakat bu aksaklığın bizatihi kendisi akıldışıdır. böylece insan, teknoloji sayesinde özgürleşmek bir yana bu teknolojik süreçlerin kölesi haline gelir ve yıkım kaçınılmazlaşır. ve işte bu düşüncelerinden dolayıdır ki heidegger bir nazi'dir ve nazizm'i yürekten savunmuştur. çünkü heidegger nazizmin, teknolojik süreci denetim altına alacak bir toplum yaratacak ve böylelikle insanı özgürlüğe ulaştıracak bir yol olduğuna içtenlikle inanıyordu. ama bu proje gerek tarihsel nedenlerden dolayı gerekse böylesi bir projenin gerçekleşmesi gereken "yeni insan"ı yaratamadığı için başarısızlığa uğradı."
devamını gör...
sevgiliye ihtiyaç duymayan insan
(bkz: oha bırakın bu başlığa yazıcam)
lafa, her bir exime teşekkür ederek başlıyorum. her biri, hayatımın sonuna kadar unutmayacağım deneyimler sunmuş, en dertlisini bile güzel anıyorum.
bence bir insan sevgiliye ihtiyaç duymamalı.
evet, duymamalı. sevgilinin getirdiği duygulara ihtiyacı olmamalı demiyorum, bir sevgiliye ihtiyaç duymamalı, neden, tartışalım.
1- insan artık kendi kendine yetebilen bir canlı.
direkt olarak elenen arkadaşlar, "ama o işi yapamıyoruz" arkadaşları. benim bahsettiğim, artık topluluk içerisinde yaşama zorunluluğumuz olması ve çeşitli teçhizatlarla, bir insanın sadece 1000 yıl öncesinin aksine * doğada sorunsuzca yaşayabilir olması. ütü yapmak, yemek yapmak, bunları yapamayan varsa çarpı sağ üstte.
2- bizi en çok sevecek kişi, kendimiz olmalıyız
itirazı olan var mı? varsa; *
3- herkes değişir
ve inanamayacağınız şekilde. bir gün sizinle 5 liraya karın doyurabilen ve mutlu olan kadın/erkek, sadece 2 yıl sonra aldığı dairelerle hava atabilir. beraber büyümek derseniz, o riski almak istemeyen arkadaşlarımız var.
4- kendine güven
yaşlılık var, elden ayaktan düşeriz, yarın yanımda bir yarenim olsun falanlar.
ben elden düşene kadar, bana destek olamayacak maddi birikimi yapmamışsam eğer, o kadar sene çarçur ettiklerimin cezasını çekiyor olmalıyım. evet, mümkün sistem, ekonomi ve diğer değerler buna imkan vermiyor. ancak sadece 4. adımla ilgili, karşı tarafın sizden önce göçmeyeceğini kim garanti edebilir?
5- aşk
dediğimiz şey, kimyasal bir tepkime değil mi? *
hangimiz ilk aşkını unutamadı?
hangimiz "ben hiç ikinci kez aşık olamadım" diyebiliyor?
demek ki biri vazgeçilmez "sevgili" olsaydı, ikinci, üçüncüler olmazdı.
ben oyumu sevgiliye ihtiyaç duymayan insanlar tarafına atıyorum. burası güzel bu arada, arada bir denk gelip eğleniyoruz.
lafa, her bir exime teşekkür ederek başlıyorum. her biri, hayatımın sonuna kadar unutmayacağım deneyimler sunmuş, en dertlisini bile güzel anıyorum.
bence bir insan sevgiliye ihtiyaç duymamalı.
evet, duymamalı. sevgilinin getirdiği duygulara ihtiyacı olmamalı demiyorum, bir sevgiliye ihtiyaç duymamalı, neden, tartışalım.
1- insan artık kendi kendine yetebilen bir canlı.
direkt olarak elenen arkadaşlar, "ama o işi yapamıyoruz" arkadaşları. benim bahsettiğim, artık topluluk içerisinde yaşama zorunluluğumuz olması ve çeşitli teçhizatlarla, bir insanın sadece 1000 yıl öncesinin aksine * doğada sorunsuzca yaşayabilir olması. ütü yapmak, yemek yapmak, bunları yapamayan varsa çarpı sağ üstte.
2- bizi en çok sevecek kişi, kendimiz olmalıyız
itirazı olan var mı? varsa; *
3- herkes değişir
ve inanamayacağınız şekilde. bir gün sizinle 5 liraya karın doyurabilen ve mutlu olan kadın/erkek, sadece 2 yıl sonra aldığı dairelerle hava atabilir. beraber büyümek derseniz, o riski almak istemeyen arkadaşlarımız var.
4- kendine güven
yaşlılık var, elden ayaktan düşeriz, yarın yanımda bir yarenim olsun falanlar.
ben elden düşene kadar, bana destek olamayacak maddi birikimi yapmamışsam eğer, o kadar sene çarçur ettiklerimin cezasını çekiyor olmalıyım. evet, mümkün sistem, ekonomi ve diğer değerler buna imkan vermiyor. ancak sadece 4. adımla ilgili, karşı tarafın sizden önce göçmeyeceğini kim garanti edebilir?
5- aşk
dediğimiz şey, kimyasal bir tepkime değil mi? *
hangimiz ilk aşkını unutamadı?
hangimiz "ben hiç ikinci kez aşık olamadım" diyebiliyor?
demek ki biri vazgeçilmez "sevgili" olsaydı, ikinci, üçüncüler olmazdı.
ben oyumu sevgiliye ihtiyaç duymayan insanlar tarafına atıyorum. burası güzel bu arada, arada bir denk gelip eğleniyoruz.
devamını gör...
siyasi islam diye bir şey varsa en büyük örneği istiklal marşıdır
akif islamcı değildi. samimi bir mümindi. *
ayrıca şu mısraları da dini kullanan yıldız sarayı'nda milleti jurnalleten birine yazmıştı;
" kafes arkasında hanımlar gibi saklıydı hamîd koca şevketli!
hakikat bunu etmezdim ümîd.
belki kırk elli bin askerle sarılmış yıldız;
o silahşörler, o al fesli herifler sayısız.
neye mal olmada seyret, herifin bir namazı:
sade altmış bin adam kaldı namazsız en azı!
hele tebziri aşan masrafı, dersen, sorma "
....
" ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
ah o yıldız'daki baykuş ölüvermezse eğer,
akıbet çok kötü
"
....
" gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek,
33 yıl bizi korkuttu 'şeriat!' diyerek "
yani?*
ayrıca şu mısraları da dini kullanan yıldız sarayı'nda milleti jurnalleten birine yazmıştı;
" kafes arkasında hanımlar gibi saklıydı hamîd koca şevketli!
hakikat bunu etmezdim ümîd.
belki kırk elli bin askerle sarılmış yıldız;
o silahşörler, o al fesli herifler sayısız.
neye mal olmada seyret, herifin bir namazı:
sade altmış bin adam kaldı namazsız en azı!
hele tebziri aşan masrafı, dersen, sorma "
....
" ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler,
ah o yıldız'daki baykuş ölüvermezse eğer,
akıbet çok kötü
"
....
" gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek,
33 yıl bizi korkuttu 'şeriat!' diyerek "
yani?*
devamını gör...
takke düştü kel göründü
adı biraz farklı da olsa bir neş'e erdok resmidir;
"perçem düştü kel göründü, ayakları suya erdi", 80x150 cm, 1994 , tuval üzerine yağlıboya
"perçem düştü kel göründü, ayakları suya erdi", 80x150 cm, 1994 , tuval üzerine yağlıboya
devamını gör...
buzağının görünen kısmı
buz dağı ayrı yazıldığı için buz dağı diye okumadığım başlık. buzağı affetsin.
devamını gör...
muhafazakar ailenin kızı olmak
gerçekten çok zor bir durum. her hareketine günah damgası yapıştırmayı bekliyorlar. liseye geçtiğimde kuran kursu hocası olsan daha iyi diyerek burun kıvırmışlardı. hakkımı savunduğum zaman benden kötüsü yok. dini zorla dayatıyorlar, ben senin yüzünden cehenneme gidemem namaz kıl kuran oku evlenince kocan bakar ne yaptığına diyorlar. sırf namaz kılmak istemedim diye şiddet göstermeye çalıştılar. bilmiyorlar ki ben agnostikliği daha mantıklı buluyorum. söylesem zaten direkt öldürürler. tek umudum okuyarak kaçmak. bilgilenerek onlar gibi olmamak. içimi döktüğüm bir yazı oldu.
devamını gör...
domuz şeklindeki kumbara
az önce pink floyd'un pigs şarkısını dinleyip malum domuzlara söverken aklıma gelen itici kumbaralardır.
müslüman olmayan çoğu ülkede kumbaralar genellikle domuz şeklindedir, dizilerde filmlerde görmüşsünüzdür. peki neden domuz şeklinde? bununla ilgili birden fazla teori var;
1. orta çağda ingilizler, değerli eşyalarını ve paralarını pygg kilinden yapılan pygg jarlarda yani pygg kavanozlarında saklarlarmış. 18.yy'dan sonra kumbaralar cam ve plastikten yapılmaya başlayınca pygg jarlar tarihe karışmış ama ismi kalıcı olmuş. cam ve plastik kumbara üreticileri pazarlama taktiği olarak kumbaraları domuz şeklinde üretmiş ve bu kumbaralara "pygg banks" denmeye başlamış taa günümüze kadar.
2. bazı tarihçiler ilk kumbaraların endonezya'da üretildiğini iddia eder. endonezya ve cava dilinde "celengan" kelimesi para biriktirmek anlamında kullanılır. aynı zamanda bu kelime; para, kumbara ve yaban domuzu anlamlarına gelir. bu iddiayı destekleyen bulgu ise 14.yy'da bu bölgelerde domuz şeklinde kumbaraların bulunmasıdır.
3. çin'de qing hanedanlığı döneminde domuzlar; zenginliğin ve bereketin simgesi olarak görülüyormuş. bu nedenle insanlar değerli eşyalarını ve paralarını domuz şeklindeki kumbaralarda saklarlarmış.
müslüman olmayan çoğu ülkede kumbaralar genellikle domuz şeklindedir, dizilerde filmlerde görmüşsünüzdür. peki neden domuz şeklinde? bununla ilgili birden fazla teori var;
1. orta çağda ingilizler, değerli eşyalarını ve paralarını pygg kilinden yapılan pygg jarlarda yani pygg kavanozlarında saklarlarmış. 18.yy'dan sonra kumbaralar cam ve plastikten yapılmaya başlayınca pygg jarlar tarihe karışmış ama ismi kalıcı olmuş. cam ve plastik kumbara üreticileri pazarlama taktiği olarak kumbaraları domuz şeklinde üretmiş ve bu kumbaralara "pygg banks" denmeye başlamış taa günümüze kadar.
2. bazı tarihçiler ilk kumbaraların endonezya'da üretildiğini iddia eder. endonezya ve cava dilinde "celengan" kelimesi para biriktirmek anlamında kullanılır. aynı zamanda bu kelime; para, kumbara ve yaban domuzu anlamlarına gelir. bu iddiayı destekleyen bulgu ise 14.yy'da bu bölgelerde domuz şeklinde kumbaraların bulunmasıdır.
3. çin'de qing hanedanlığı döneminde domuzlar; zenginliğin ve bereketin simgesi olarak görülüyormuş. bu nedenle insanlar değerli eşyalarını ve paralarını domuz şeklindeki kumbaralarda saklarlarmış.
devamını gör...
türk sanat musikisinin en sevilen ismi
1- müzeyyen senar
2- emel sayın
3- belkıs özener
4- neşe karaböcek
5- zeki müren
benim için liste böyle uzar gider.
2- emel sayın
3- belkıs özener
4- neşe karaböcek
5- zeki müren
benim için liste böyle uzar gider.
devamını gör...
sezen aksu şarkılarında geçen mükemmel sözler
"neden neden neden
neden ağlar içimde bir ses
ince ince derinden
sanki siz gibi, sanki herkes
neden özler durur
deli gönlüm divane gönlüm
giden bir şeyleri hep
neden ayrılık neden ölüm"
neden
open.spotify.com/track/6YiN...
neden ağlar içimde bir ses
ince ince derinden
sanki siz gibi, sanki herkes
neden özler durur
deli gönlüm divane gönlüm
giden bir şeyleri hep
neden ayrılık neden ölüm"
neden
open.spotify.com/track/6YiN...
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
(bkz: akıl ve ruh sağlığı)
devamını gör...
hayatınızın rengi
devamını gör...
5 temmuz 2021 ilk defa yoldaş’tan artı oy almam
bir sonraki adım yoldaş'ın nickaltı girmesidir ki iyi de olsa kötü de olsa suratta pis bir sırıtışa sebep olur.*
devamını gör...
ablaların bildiği şeyler
kendi yediği çikolatasından sonra gözlerini ablasınınkine dikmiş kardeşe "al ye bunu da ben zaten sevmiyorum bu çikolatayı" demek.
anne babası çalışan bir ablaysanız ablalığın bir rol/görev olduğunu erken yaşta öğrenmek, belki de erkenden büyümek.
anne babası çalışan bir ablaysanız ablalığın bir rol/görev olduğunu erken yaşta öğrenmek, belki de erkenden büyümek.
devamını gör...
full makyaj tesettür
süslüman diyorlar bu tarz için.
devamını gör...
sözlük mağazasında kendine göre ürün bulamamak
şimdiden yazayım dedim belki karma puan kazanmama yardımcı olmak isteyen olur.
devamını gör...
ataksi
supportgirl isimli yazarımızın ukdesi.
yunanca düzensiz anlamına gelen terimdir. tıbbi olarak yürüyüşte ve göz hareketlerindeki anormallikleri ile konuşma değişikliklerini içerebilen kas hareketlerinin istemli koordinasyon eksikliğinden oluşan nörolojik bir işarettir.
friedreich ataksisi bu durumun görüldüğü özel hastalıklardan biridir.
yunanca düzensiz anlamına gelen terimdir. tıbbi olarak yürüyüşte ve göz hareketlerindeki anormallikleri ile konuşma değişikliklerini içerebilen kas hareketlerinin istemli koordinasyon eksikliğinden oluşan nörolojik bir işarettir.
friedreich ataksisi bu durumun görüldüğü özel hastalıklardan biridir.
devamını gör...
dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
geceye bir nazan öncel şarkısı bırakalım. ara ara dinlediğim. hep dinlediğim. bıktırmaz. bağımlılık yapar.
"hatırına sustum"
"hatırına sustum"
devamını gör...
godot'yu beklerken
2. dünya savaşı sonrası buhran döneminde ortaya çıkan absürt akımın en meşhur örneklerinden. insanlar neden bunu alıp okuyorlar anlamış değilim. tiyatro oyunları okunmak için yazılmazlar. neyse.
bu oyun, klasik oyunların alışageldiğimiz iyi kurulu olay örgülerine zıt yapıdadır. oyunda takvimlerin, saatlerin söz konusu olduğu doğrusal kronolojik bir anlatım yoktur ve gelişip çözülen bir olay zincirine rastlanmaz. belli bir başlangıç ve son, anlamlı diyaloglar ve psikolojisini çözümleyebileceğimiz iyi betimlenmiş karakterler de bulunmaz. sahnede bütünüyle anlamsızlık ve saçmalık hakimdir.
herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde godot'yu beklemekte olan vladimir ve estragon'un (diğer adları gogo ve didi) eylemsizliklerini izleriz. çünkü oyunda hiçbir olay yoktur. godot'nun gelip gelmeyeceği ise belli değildir. kimliği belirsiz bir kurtarıcı olarak çizilen godot'nun beklenişi, merakı tetikleyen ve oyunu izlenebilir kılan tek unsurdur. godot bir insan olabileceği gibi, çoğu kişi tarafından bir simge olarak da yorumlanmıştır. uydur uydur ipe diz yani. aslında godot'un kim ya da ne olduğunu oyunun yazarı bile bilmemektedir. bu soruyu kendisine soranlara bağırıp çağırdığı söyleniyor. terbiyesiz.
bu nesnel değerlendirmenin ardından oyun hakkkındaki şahsi fikirlerimi söylemem gekerekirse; tek kelimeyle: iğrenç. absürt akımın buhran dönemi sonrası nihilist ve karamsar duyguların ifadesi olarak ortaya çıktığını biliyoruz. yani sağlıklı bir ruhun ürünü değil bu oyun. peki bizler neden bu kafayla üretilmiş işleri kendimize uyarlamaya çalışıyoruz? bizler 2. dünya savaşını ve büyük buhranı yaşamadık ki...
bir düşünelim... tüm ailesini ve tüm varlığını aynı gün kaybeden bir karşı komşumuz olsa, bir de üstüne ağır hastalıklar geçirip tüm bunların travmasıyla kafayı sıyırsa bu komşumuz ve doğal olarak deli deli davranmaya başlasa... ne yaparız? onun bu tavırlarından bir anlam çıkarmaya çalışır mıyız gerçekten? ona özenip onun gibi olmaya çalışır mıyız ya da?
bu sorulara evet diyebiliyorsanız, bu iğrenç oyuna duyduğunuz hayranlığı sürdürmekte tutarlısınız derim.
beş yıl sonra gelen edit:
bu oyunda bir bilgelik olduğu gerçeğini kabul ediyorum.
bu oyun, klasik oyunların alışageldiğimiz iyi kurulu olay örgülerine zıt yapıdadır. oyunda takvimlerin, saatlerin söz konusu olduğu doğrusal kronolojik bir anlatım yoktur ve gelişip çözülen bir olay zincirine rastlanmaz. belli bir başlangıç ve son, anlamlı diyaloglar ve psikolojisini çözümleyebileceğimiz iyi betimlenmiş karakterler de bulunmaz. sahnede bütünüyle anlamsızlık ve saçmalık hakimdir.
herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde godot'yu beklemekte olan vladimir ve estragon'un (diğer adları gogo ve didi) eylemsizliklerini izleriz. çünkü oyunda hiçbir olay yoktur. godot'nun gelip gelmeyeceği ise belli değildir. kimliği belirsiz bir kurtarıcı olarak çizilen godot'nun beklenişi, merakı tetikleyen ve oyunu izlenebilir kılan tek unsurdur. godot bir insan olabileceği gibi, çoğu kişi tarafından bir simge olarak da yorumlanmıştır. uydur uydur ipe diz yani. aslında godot'un kim ya da ne olduğunu oyunun yazarı bile bilmemektedir. bu soruyu kendisine soranlara bağırıp çağırdığı söyleniyor. terbiyesiz.
bu nesnel değerlendirmenin ardından oyun hakkkındaki şahsi fikirlerimi söylemem gekerekirse; tek kelimeyle: iğrenç. absürt akımın buhran dönemi sonrası nihilist ve karamsar duyguların ifadesi olarak ortaya çıktığını biliyoruz. yani sağlıklı bir ruhun ürünü değil bu oyun. peki bizler neden bu kafayla üretilmiş işleri kendimize uyarlamaya çalışıyoruz? bizler 2. dünya savaşını ve büyük buhranı yaşamadık ki...
bir düşünelim... tüm ailesini ve tüm varlığını aynı gün kaybeden bir karşı komşumuz olsa, bir de üstüne ağır hastalıklar geçirip tüm bunların travmasıyla kafayı sıyırsa bu komşumuz ve doğal olarak deli deli davranmaya başlasa... ne yaparız? onun bu tavırlarından bir anlam çıkarmaya çalışır mıyız gerçekten? ona özenip onun gibi olmaya çalışır mıyız ya da?
bu sorulara evet diyebiliyorsanız, bu iğrenç oyuna duyduğunuz hayranlığı sürdürmekte tutarlısınız derim.
beş yıl sonra gelen edit:
bu oyunda bir bilgelik olduğu gerçeğini kabul ediyorum.
devamını gör...


