daha önce duymuş muydun? hayır, hiç karşılaşmadım. böyle başlıyordu ilk karşılaşma.

kokusuz ve kokuya duyarlı, müthiş tutkulu. süskind üslubundan memnun kalmasam da kurduğu evreni hayli beğenip özenini hissettiğim bir yazar. koku öyle özenli ki, bu özen zaman zaman uzaklaştırdı beni. karakterler yeterince iyi ama işleme yetersiz kalıyor. sanki yün bir kazak örüyor, ipi bir yerde bitince hemen elinin altındaki mevcut farklı bir renkle devam ediyor, elbette ilk ipin aynısını alıncaya kadar. ilk ipe yeniden başladığında benim aklım ikincide kalıyor.

ancak yergilerime rağmen gerek konusuyla gerekse kısa bir konuşmayla karşılaştığım için çok memnun olduğum bir kitap. zaman zaman tam tadında bir okültizm kokusu alınıyor ki, bu dağılıma hayran kaldım. kitap için bir koku hastasının, koku hastası bir katilin romanı denilebilir ancak benim nazarımda tutkunun romanı olarak kalacak. koku ve tutku daha iyi nasıl birbirinde yer bulurdu bilmiyorum.
devamını gör...

hamilelik esnasında hücrelerin normalden daha hızlı yaşlanmasına sebep olan, 4 milyonda bir görülen hastalıkla doğan bir bebeğin kurgusal hikayesini anlatıyor.

öyküsü 1922 yılında yazıldı, filmi 2008 yılında çekildi. başrollerinde brad pitt ve cate blanchett’in oynadı.

birinci dünya savaşı 'nın bittiği gün doğar benjamin.

babası anneyi ve bebeği görmeye gelir. anne babaya, bebeğime iyi bak der ve ölür.
baba bebeğe ilk bakışta bile katlanamadığı için, onu bir yaşlı bakım evinin merdivenlerine bırakıp gider.

bakım evini siyahi bir çift işletiyordur. çocuğu olmayan, çok dindar olan bir siyahi çift.

kadın, çocuğun ona özel bir mucize olduğunu düşünür. çok yoğun bir sevgiyle ve bol dua ile büyütür onu. büyüdükçe gençleştiğini, beceri geliştirdiğini fark eder ve bunları ettiği dualara yorar.

bir gün, yaşlıları ziyarete gelen küçük kızıl bir kızla tanışır. kız ona çok ilgi duyar.
benjamin, o kızda dahil herkese inanır, herkesi sever. sevilmek ve ilgi görmek onu mutlu eder.

sevildikçe, ilgi gördükçe, yeni şeyler deneyimledikçe, siyahi annesi ona dua ettikçe, hızla değiştiğini görür.
yürümekten, konuşmaktan aciz yaşlı çocuk gitmiş, yerine dünyanın en yakışıklı erkeği olan brad pitt gelmiştir.

her anı felsefik sözler ile dolu, her anı hüzün ve mucize dolu bir film. sonuna doğru ise brad pitt’in en yakışıklı olduğu zamanları var. o mavi gözler ile o sevgi dolu gözler ile o umut dolu bakan gözler ile sanki bana bakıyormuş gibi izledim filmi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çavuşum askeriyede değiliz dediğim mantıksızlık. e posta daha resmi işlerimizde, whatsapp ise özel haytımızda yer eden elma ile armuttur. kimse kendisine naber qanqaa diye mail gelsin istemez değil mi?
devamını gör...

perfect strangers

devamını gör...

çernobilde patlama olduğu zaman ünlü bir rus fizikçi radyasyon tehlikelisi yüzünden halkı marketlerde satılan çayları almamalarını, içtikleri çaya bulaşan radyasyon yüzünden sağlık sorunları yaşayabileceklerini söylemişti.

o zamanki diktatör, faşist sscb yönetimi de halka bizim çaylarımızda hiçbir sorun yok, sizi uyaran fizikçi sscb düşmanı bir vatan haini diyerek hem o bilimadamını topluma hedef göstermiş hem de çay üreticilerinin batmasını engellemişti. daha sonra hükumete inanıp o çaylardan içen çoğu insan da ölmüştü.

şimdi de aşı olmak istemeyenleri aforoz edip, hedef göstermek isteyen zihniyet aynı bu sscb yönetimine benziyor. içinde ne bok olduğu ve yan etkileri belli olmayan bir aşıyı vücudunuza sokun diye yaptırım uyguluyor. mrna aşısının mucidi bile bu teknoloji için çok erken olduğunu defalarca söyledi. anlamsız bir çaba. ben bunu olmak istemiyorum, içinde çip olduğuna inanan bir çomar da değilim.
devamını gör...

gün geçmiyor ki riyakar islamcılar çirkin yüzlerini göstermesinler. srebrenitsa soykırımı için, ‘uydurma’ diyen bosnalı sırp milliyetçisi milorad dodik'in resmini bastırmış ptt puluna adamlar şaka gibi ya....

buradan
devamını gör...

ne dertler varmış be dedirten başlık.her gece ,her saat ve her gün bunu düşünürüm *
devamını gör...

başlangıç olarak bilincin kısa tanımıyla başlamak daha doğru olduğunu düşünerek bilincin tanımıyla başlıyorum.
bilinç kişinin kendisinin ve çevresinin farkında olması durumuna verilen isimdir.
günümüz teknolojisine bakarak her şeyin mümkün olabileceğini korkarak izliyoruz.

bazı uzmanlar bilincin, yeni bilgileri algılamayı, eski bilgileri depolamayı, gerek görüldüğündeyse bu bilgileri geri kullanmayı ve bunların hepsinin algı ve eylemlere yönelik bilişsel işlemeyi içerdiğini düşünüyor. bu düşüncenin doğru olduğu anlaşılırsa, o zaman bir gün makinelerin gerçekten de bilinçli olabileceği söylenebilir.
böyle bir makine, bir insana göre daha fazla bilgiye ulaşabilecek, kütüphanelerce bilgiyi hafızasında barındırabilecek, devasa veri tabanlarına milisaniyeler içinde erişebilecek ve hepsini, herhangi bir kişinin yapabileceğinden çok daha karmaşık ve daha mantıklı sonuçlar elde edecek şekilde hesaplayarak yapabilecektir.

hatta tıbbi olarak artık yapay zekanın içine yüklenecek tıbbi bilgilerle hastalık tanılarını koyabileceği, doktora gerek kalmayacağı söylenirse de fiziki muayene hastalıklar için en önemli safha olduğu için çok mümkün görükmüyor.

hep birlikte olup olmayacağını göreceğiz, umarım hayatımızı robotize edici yönden bir gelişme olmaz.
devamını gör...

çok yoğun bir dönem geçiriyorum,
psikolojim çok bozuk,
ailemle sorunlarım var,
sen çok iyi birisin ama ben yapamıyorum, bu günlerde kendimi çok kötü hissediyorum,
seni gerçekten seviyorum ama kendimden emin olamıyorum,
sana yetemediğimi farkettim,
seni mutlu edemiyorum,
ben öyle çok arayan soran biri değilim zaten telefonu elime almıyorum,
aslında sürekli arayıp sürekli yanına gelebilirim ama korkuyorum...

gibi devam eden cümleleri içinde barındırır. sizi seven size ilgi göstermekten ve sizinle olmaktan mutlu olandır, unutmayın.
devamını gör...

normal şartlar altında bugün karne günü idi. son dakika değişikliği olmasaydı okula gelen çocuklar karnelerini alabileceklerdi. karne alacak olmanın sevinci ile okula gelen çocuklar alamayacaklarını öğrenince çok üzüldüler. baktım olacak gibi değil, çocuklar misler gibi giyinmişler "hadi gelin bu kadar hazırlanmışsınız fotoğraf çektirelim" demedim elbette. neden diyeyim?
"çocuklar madem bugün karne alamadık, hazır hava da sıcak ve anneleriniz sizi mis gibi giydirmiş hadi bahçeye çıkıp su savaşı yapalım." dedim. (akşam çınlayan kulaklarımın sebebi annelerin beni sevgiyle anmaları olabilir, kıhkıhkıh) anında o düşen yüzler gülümsemeye başladı ve acil durum dolabımdan çıkardığım balonları suyla doldurmaya giriştik. bu minik balonlar çok ince bir dokuya sahip bir yere çarptığı anda patlayıp içindeki suyu döküyor, bilirsiniz.
her neyse biz savaş boyalarımızı sürdük, bahçeye indik ve savaşa başladık. göz gözü görmüyor her taraf pus her taraf su. "yavrum, evladım öğretmene nişan alınmaz bak arkadaşın var vursana onu" diyorum yok. sudan çıkmış balık gibi üzerime gelen ordudan kaçarken bir de ne göreyim? kay-ma-kam.
evet şimdi gözümüzün önüne getirelim. çocuklara yalvarıp "beni vurma onu vur" diye bağırarak kaçan ve sırılsıklam olan öğretmen, peşinden sanki düşman koşturur gibi hücum borusu öttüren 13 tane yavru kuş, hepsi birbirinden ıslak.
evet, sevgili kaymakamımız okulun son haftası okulları ziyaret ederek çocuklara hediye bırakmaya gelmiş. bizim halimizi görünce "hocam hayırdır, iyi misiniz?" dedi. kendimi toplamama fırsat kalmadan "çok iyiyim, teşekkür ederim siz nasılsınız? hoş geldiniz." dedim. (bu sırada benimkiler durmuyor hala birbirlerini ıslatıyorlar, stajyere kaş göz el kol yapıyorum ama nafile. kime çekti bu çocuklar bilmiyorum ki!)
evet nerde kalmıştık? hah, kaymakam da iyi olduğunu söyleyerek "hocam bu su savaşı gibi oyunlar çocuklar için değil mi, çok yetişkin oyunu gibi durmuyor" dedi bana. bana bana, bihterine! zaten başımdan ayaklarıma kadar sırılsıklamım, zaten düzgün düşünemiyorum, zaten heyecan yapmışım ağzımdan bilinçdışı olarak şu cümleler döküldü: "yok kaymakam bey, oyun toplum içindir, ehehe. yani sadece çocuk için olsa sıkıcı olurdu di mi? ehehe." dedim. sanki tanzimat dönemi edebiyat dersi veriyorsun adama, evet deyip geçsene yok!
"iyi eğlenceler o zaman hocam, ben müdürün yanına geçeyim." dedi kaymakam bey. "bi balon da size verseydik" diyemedim, içimde kaldı.*
devamını gör...


antalya'da henüz kimliği belirlenemeyen bir hayvan düşmanı, kara kaplumbağasının kabuğunu ve dört ayağını yağlı boya ile maviye boyadı. doğada kamufle olma şansını tamamen kaybeden, yüzlerce metre uzaktan farkedilebilen kaplumbağayı cep telefonuyla görüntüleyip sosyal medyada paylaştılar. kaplumbağaya yapılan boyalı saldırı sosyal medyada tepkilere neden oldu.

kaynak

bir işe yarar mı bilmiyorum ama change.org kampanya başlatmış hayvanlara yapılan işkencenin suç sayılması için. imzalar mısınız lütfen?

buradan
devamını gör...

beni adam yerine koymayıp aileme ulaşıyorlarsa deccal gelse nerede kaldın der ona oy veririm.**

kişisel bilgilerin kullanılarak bir siyasi parti adına çalışma yapılması ne kadar yasal ? *

ailelere eski türkiye'yi anlatacaklarmış n'apim ben geçmişi kendi geleceğim için dünyadaki yaşıtlarımdan 10 kat fazla çırpınıyorken?

2020 yks'de sınav tarihi 3 kez değiştirildi ve hakkımızı aradık diye z kuşağı terörist provokatör sosyal medyayı kapatırım denmiyor muydu? *
devamını gör...

akraba ve/veya arkadaş kayırmaca.
devamını gör...

hooaydaa, yine yola çıkıyoruz desene?

hadi hayırlısı bakalım, o zaman yola çıkma zamanı.

bu sefer kesin bak, hem sen bana şey attın ama ben ilk yayında vardım? hatırladım sonradan? hıh!
devamını gör...

şşş durun arkadaşlar! bir süre tespit doğruymuşçasına ses çıkarmıyoruz ve sonra hep beraber sol frame'i çökertip topluca başıboşlara ışınlanıyoruz. sonra arkadaşın fikrini bir kez daha alıyoruz. daha da olmazsa çay ocağı açıp bu işleri bırakıyoruz.
devamını gör...

ayın 24'üne kadar her gün acaba başlık açıldı mı diye baktığım ama ancak yarı finale çıkınca adına başlık açılan çocuk.

bizde bu popüleri sevme, meşhur olana sarılma huyu aslında ne kadar vasat bir kitle olduğumuzun göstergesi.

2020 tokyo'da altın madalya alarak okçulukta altın madalya kazandıran ve farklı bir dalda ilk defa altın madalya kazanmamızı sağlayan 22 yaşındaki sporcu. umarım 3 olimpiyat daha yapar ve gelecekte ülkemize en az bir altın daha kazandırır.

not: madalya kazandıktan sonra başarıyı sahiplenmek için telefonla arayan ve sürekli kendisine övgü bekleyen cumhurbaşkanını kısa cevaplarla geçiştirmiştir.
devamını gör...

gördüğüm sekiz yüz bin kabusa rağmen içsel motivasyonumun tavan yaptığı bir sabah ile güüüünayyydınnnn!
dilerim yaşamımızın her anında bu motivasyonu kaybetmeden, gerçek kişiliğimizi olduğundan daha aşağı düşürmeden yaşayabiliriz..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cahit sıtkı tarancı - ölüm

sözünde durmadı mavi gökler;
gün kararıyor gitgide ölüm.
akşam yeli nedameti söyler;
nedamet yer etti bende ölüm.

ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce;
sudur akar kendi bildiğince,
hangi pencereye koşsam gece;
gitmiyor bu can bu tende ölüm.

ne vefasız geçmişten hayır var,
ne gelecekler imdada koşar,
çoktandır tekneyi aldı sular;
çoktandır ümitler sende ölüm...
devamını gör...

üniversitede bir hocam hep şunu söylerdi , mondrosun sevrin üç beş maddesini ezberlemeyle tarih de öğrenilmez tarih bilinci de olmaz. biz çocuklara öncesiyle sonrasının sebep-sonuç ilişkisini kafasında kurmasına müsaade etmeyip , ezberle geç diyoruz. sonra neden bugünü anlamıyorlar diye soruyoruz.

aynen bu mantıkla , mustafa kemal atatürk'ün gittiği okulları öğrenmenin , ezberlemenin bir mantığı yoktur. ancak o okullardan birine hangi şartlarda gitmiş , nasıl gitmiş ve onu atatürk yapan etkiler orada nasıl oluşmuş ancak bunların sebep-sonuç ilişkisini yaparak bir mantığa oturtabiliriz.
devamını gör...

sherlock holmes yazanı dövüyorlar mı?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim