günün sözü
kötü günülerin geçtiğini gördün,
her şeyin geçici olduğunu gördün,
yapamam dediklerini yaptın,
atlatamam dediklerini atlattın,
bittin zannettiğinde yeniden başladın
hiçbir şey gözünü korkutmasın!!!
her şey eskisinden daha güzel olacak...
_a.erel_
her şeyin geçici olduğunu gördün,
yapamam dediklerini yaptın,
atlatamam dediklerini atlattın,
bittin zannettiğinde yeniden başladın
hiçbir şey gözünü korkutmasın!!!
her şey eskisinden daha güzel olacak...
_a.erel_
devamını gör...
sevgilinin horlaması
dünyanın en sinir bozucu şeylerinden biridir, dayanılmazdır. o orda kıçında pireler horlaya horlaya uyurken hayat senin gözünde gittikçe anlamsızlaşır, manasını kaybeder, odaklanamazsın, sabah olmuştur uyuyamışsındır hala.
yastıklara gömersin kafanı ama o da kurtarmaz. en sonunda beyninin horlamayı algılayan bölümü uyuşup hissizleşir ve uykuya anca böyle dalabilirsin. tabi tekrar uyanman işten bile değildir.
yastıklara gömersin kafanı ama o da kurtarmaz. en sonunda beyninin horlamayı algılayan bölümü uyuşup hissizleşir ve uykuya anca böyle dalabilirsin. tabi tekrar uyanman işten bile değildir.
devamını gör...
big mac
tadının nasıl olduğunu bilmediğim ürün. mc donalds'dan sadece patates kızartması alıyorum.
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
gece saat 3-4 civarı durduk yere uyandım. evde tektim kimse yoktu. karşımda beni izleyen orta boylarda, uzun saçlı,kadın silueti vardı ama yüzü hem karanlıktan hem de saçlarından pek görünmüyordu . "sen kimsin ne işin var burda? "dedim.kısık ama duyabileceğim bir ses tonuyla "korkma ve uyumaya devam et" dedi.önce rüya görüyorum sandım sonra elimle gözlerimi yokladım baktım hala karşımda , aynı soruyu tekrar sordum "ne işin var burda?" dedim. "ben seni koruyorum,korkma benden uyu" dedi. uyumamak için direndim arkamı döndüm ama yok hem korkuyorum hem hala rüya mı değil mi bilmiyorum sonra içim geçmiş uyumuşum. sabah uyandığımda onu gördüğüm yerdeki sandalyemin yönü bana doğru dönmüştü. bazi eşyaların yönü değişmişti. başka zaman da özellikle uyuma aşamasında 1,2 defa da siluetini görmüştüm. sonra da uğramaz oldu. arada evde tek kaldığımda garip garip sesler duysam da bir yerden sonra alıştım..
devamını gör...
platonik aşk
ilk görüşle başlayan yaşanmamasına rağmen yüreklerin canevini parçalarcasına çıkma isteğiyle çarpmasına neden olan, ama asla o yüreğin yumuşak ve sıcak bir okşayışla sakinleştirilemeyen duygu.
devamını gör...
karşımdakine saygım yok davranışları
yüzüne bakmadan konuşmak.
devamını gör...
normal sözlük’ün hayatınızda yarattığı değişiklikler
yazıyorum hemde durduramıyorum kendimi.daha önce hiç yazmazdım iki cümle ile kapatırdım mevzuyu şimdi yazıyorum uzun uzun bitmek bilmiyor.
devamını gör...
gereksiz yere para verilen tatlılar
adım atmanın 50 liraya denk geldiği ülkede tarçınlı havuçlu kekin dilimine 15 lira vermek başı çeker.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: gönlü geniş kafadar)*
zira insan gönlü geniş de olsa kimseyi kendinden fazla sevemez.
(bkz: ablan sözlük yazarı bebeğim)
zira insan gönlü geniş de olsa kimseyi kendinden fazla sevemez.
(bkz: ablan sözlük yazarı bebeğim)
devamını gör...
voltran
pazar sabahlarının vazgeçilmez tadıydı. aslında burada bahsedilen hikaye voltron lion force'un hikayesi. o yüzden başlığın bu şekilde açılması daha doğru olur kanaatindeyim. birde voltron vehicle force var ki, aman aman düşman başına. aslanlısı dururken arabalısını izlemek büyük eziyet. bildiğim kadarıyla tutmamıştı da zaten. söylendiği gibi bu arkadaş beş aslan robottan müteşekkil. beş element mottosuna gönderme yapmışlar orada. yapmamışlarsa da yapmışlar gibi duruyor. *
siyah aslan demir elementini temsil eder. voltron'un iradesidir, lideridir. demir gibi sinirleri vardır. tabi pilotu ile uyumu çok önemli o mevzuda. yoksa demir bir anda, tuz buz oluyor. hatta bunun örneğini zarkon'nun siyah aslanın kontrolünü eline geçirmeye çalıştığı bölümde alenen gördük. işin aslına bakarsanız zarkon'da eski bir siyah aslan pilotu. ama adamın içi kötü, kibir var, ihtiras var, evreni ele geçirme arzusu var. yani var oğlu var. siyah aslanla eskiden kurmuş olduğu hukuka güvenerek, onun kontrolünü eline geçirmeye çalışmıştı o bölümde az kalsın başarılı da oluyordu ama büyük bir mücadele sonrası duvara tosladı ve siyah aslan özgür kaldı. siyah aslan madende ikamet eder. evreni kurtaracak olan robotun başıdır ama yine de madende takılır bu arkadaş. yalnız madenden çıkıp, göklerde bir süzülüşü vardır ki, sormayın gitsin. görünüşte en havalı aslan budur. tabi siyah beyaz gözüktüğü için gönlümüzü çalmış olması kuvvetle muhtemel. robotun başını ve gövdesini oluşturur. pilotu'da keith'dir. tabi orada da enteresan bir durum var. keith'in üniforması kırmızıdır. yani renkler konusunda bir kafa karışıklığı yaşanmıştır. sonraki versiyonda ise bu renk cümbüşü son bulmuş herkes kendi rengini giyerek, adam gibi takılmaya başlamıştır. tabi bu versiyonda bazı farklılıklar var. voltron legendary defender siyah aslanı ve ekip liderini shiro adlı yeni bir karakter güncellemiştir. keith ise bu versiyonda kırmızı aslana kaydırılmıştır.
kırmızı aslan ateşi temsil eder. liderin sağ koludur. harbiden öyledir yani. çünkü kırmızı aslanın pilotu lance, ikinci liderdir. keith'in yokluğunda ekibe o liderlik eder. kırmızı aslan magmanın derinliklerinden fırlar gelir. kızıl öfke gibi bir şeydir. karizmatiktir. bu aslanlar esasen siyah aslana göre daha küçüktürler ama karizma konusunda hepsi de siyah aslanla yarışabilecek yeterliliğe sahiptir. voltron legendary defender'da bu aslanı söylediğim gibi keith kullanır. pilot değişimi sayesinde aslan daha havalı bir hale gelmişti.zira keith'in karakter özellikleri kırmızı aslanla bütünleşince söylediğim gibi tam bir kızıl öfke haline gelmiştir.
yeşil aslan ormanları ve ağaçları temsil eder. sol kolu oluşturur. her iki versiyonda da pilotu pidge'dir. üniforma karışıklığı da bulunmaz. zira yeşil aslan istikrarlıdır. pilotu, üniforması belli, kafa karışıklığı yaratmayan, temsil ettiği ormanlar ve ağaçlar gibi doğal bir aslandır. orası burası oynamaz özetle. pidge ise ekibin tüm teknik işlerine bakar. nerede mekanik bir arıza çıksa, çözümü genelde pidge bulur. bilgisayar işlerinden de iyi anlar. tabi tü tü maşallah dedik yeşil aslana ama onunla ilgili de ufak bir oynama oldu. pidge cinsiyet değiştirdi *
sarı aslan toprağın çocuğudur. kayalardan fırlar gelir. aslan gökyüzünde muntazam şekilde kayar ama koca adam hunk için aynısını söyleyemeyeceğiz. zira kendisi yuvarlanarak gezerdi tabiri caizse * obur bir arkadaştı ve yemek yemeye doymazdı. heyecanlanınca acıkırdı, korkunca acıkırdı, öfkelenince acıkırdı. şeker hastası olması kuvvetli muhtemel gözüküyor zira adamın sürekli midesi kazınıyordu. sarı aslan sol bacağı oluşturur. her iki versiyonda da sarı aslanı hunk kullanır. yani bu konuda kaya gibi sağlam durmuştur sarı aslan.
mavi aslan okyanusu, denizleri özetle suyu temsil eder. pilot mevzusu bakımından en karışık aslan budur. şöyle ki, orijinal versiyonda kendisini ilk olarak, sven kullanmıştır. sonrasında sven sırra kadem basınca prenses allura aslanı kullanmaya başlamıştır. voltron legendary defender'da ise lance mavi aslana kaydırılmış ve sergilediği şapşallıklar sayesinde aslanın karizmasını yerlere düşürmüştür. mavi aslanın ikamet adresi okyanustu. orada takılırdı. sudan fırlayışı ve göklere doğru süzülüşü muazzamdı. bence en güzel süzülüş kendisine aittir. bir maviden bir başka maviye doğru süzülüşünü izlemek keyfi verir.
bu aslanlar tek başlarına da gayet güçlüydüler ama bir şekilde dayak yemeyi başarırlardı. dayak yemeye başlayınca da, ulan biz niye voltron'u oluşturmuyoruz diye düşünüp, biraz geç de olsa koca robotu oluşturmak akıllarına gelirdi. tabi biz çocukken robot oluşurken, voltran! voltran! voltran! şeklinde bağırılacak sanıyorduk. meğer trt kandırmış bizi. go voltron force! demek yeterliymiş. ama biz millet olarak üçlüyü iyi çekeriz. sonrasında bu durum statlarda işimize çok yaradı. * her bölümde deyyus zarkon, voltron'un başına yeni bir robot musallat ederdi. voltron hepsini de ham yapmıştır ama ham yapana kadar deli gibi dayak yemştir. bunlar dayağı yemeden akıllanmıyor anlayacağınız. sonra kocaman ışın kılıcını çeker ve diğer robotu bir güzel biçerdi. yani ekibin motivasyon aracı dayak yemekti diyebiliriz. sonra işler kolaylaşıyordu.
neyse özlemişim kerataları, bir ara oturup baştan izleyeyim bari.
siyah aslan demir elementini temsil eder. voltron'un iradesidir, lideridir. demir gibi sinirleri vardır. tabi pilotu ile uyumu çok önemli o mevzuda. yoksa demir bir anda, tuz buz oluyor. hatta bunun örneğini zarkon'nun siyah aslanın kontrolünü eline geçirmeye çalıştığı bölümde alenen gördük. işin aslına bakarsanız zarkon'da eski bir siyah aslan pilotu. ama adamın içi kötü, kibir var, ihtiras var, evreni ele geçirme arzusu var. yani var oğlu var. siyah aslanla eskiden kurmuş olduğu hukuka güvenerek, onun kontrolünü eline geçirmeye çalışmıştı o bölümde az kalsın başarılı da oluyordu ama büyük bir mücadele sonrası duvara tosladı ve siyah aslan özgür kaldı. siyah aslan madende ikamet eder. evreni kurtaracak olan robotun başıdır ama yine de madende takılır bu arkadaş. yalnız madenden çıkıp, göklerde bir süzülüşü vardır ki, sormayın gitsin. görünüşte en havalı aslan budur. tabi siyah beyaz gözüktüğü için gönlümüzü çalmış olması kuvvetle muhtemel. robotun başını ve gövdesini oluşturur. pilotu'da keith'dir. tabi orada da enteresan bir durum var. keith'in üniforması kırmızıdır. yani renkler konusunda bir kafa karışıklığı yaşanmıştır. sonraki versiyonda ise bu renk cümbüşü son bulmuş herkes kendi rengini giyerek, adam gibi takılmaya başlamıştır. tabi bu versiyonda bazı farklılıklar var. voltron legendary defender siyah aslanı ve ekip liderini shiro adlı yeni bir karakter güncellemiştir. keith ise bu versiyonda kırmızı aslana kaydırılmıştır.
kırmızı aslan ateşi temsil eder. liderin sağ koludur. harbiden öyledir yani. çünkü kırmızı aslanın pilotu lance, ikinci liderdir. keith'in yokluğunda ekibe o liderlik eder. kırmızı aslan magmanın derinliklerinden fırlar gelir. kızıl öfke gibi bir şeydir. karizmatiktir. bu aslanlar esasen siyah aslana göre daha küçüktürler ama karizma konusunda hepsi de siyah aslanla yarışabilecek yeterliliğe sahiptir. voltron legendary defender'da bu aslanı söylediğim gibi keith kullanır. pilot değişimi sayesinde aslan daha havalı bir hale gelmişti.zira keith'in karakter özellikleri kırmızı aslanla bütünleşince söylediğim gibi tam bir kızıl öfke haline gelmiştir.
yeşil aslan ormanları ve ağaçları temsil eder. sol kolu oluşturur. her iki versiyonda da pilotu pidge'dir. üniforma karışıklığı da bulunmaz. zira yeşil aslan istikrarlıdır. pilotu, üniforması belli, kafa karışıklığı yaratmayan, temsil ettiği ormanlar ve ağaçlar gibi doğal bir aslandır. orası burası oynamaz özetle. pidge ise ekibin tüm teknik işlerine bakar. nerede mekanik bir arıza çıksa, çözümü genelde pidge bulur. bilgisayar işlerinden de iyi anlar. tabi tü tü maşallah dedik yeşil aslana ama onunla ilgili de ufak bir oynama oldu. pidge cinsiyet değiştirdi *
sarı aslan toprağın çocuğudur. kayalardan fırlar gelir. aslan gökyüzünde muntazam şekilde kayar ama koca adam hunk için aynısını söyleyemeyeceğiz. zira kendisi yuvarlanarak gezerdi tabiri caizse * obur bir arkadaştı ve yemek yemeye doymazdı. heyecanlanınca acıkırdı, korkunca acıkırdı, öfkelenince acıkırdı. şeker hastası olması kuvvetli muhtemel gözüküyor zira adamın sürekli midesi kazınıyordu. sarı aslan sol bacağı oluşturur. her iki versiyonda da sarı aslanı hunk kullanır. yani bu konuda kaya gibi sağlam durmuştur sarı aslan.
mavi aslan okyanusu, denizleri özetle suyu temsil eder. pilot mevzusu bakımından en karışık aslan budur. şöyle ki, orijinal versiyonda kendisini ilk olarak, sven kullanmıştır. sonrasında sven sırra kadem basınca prenses allura aslanı kullanmaya başlamıştır. voltron legendary defender'da ise lance mavi aslana kaydırılmış ve sergilediği şapşallıklar sayesinde aslanın karizmasını yerlere düşürmüştür. mavi aslanın ikamet adresi okyanustu. orada takılırdı. sudan fırlayışı ve göklere doğru süzülüşü muazzamdı. bence en güzel süzülüş kendisine aittir. bir maviden bir başka maviye doğru süzülüşünü izlemek keyfi verir.
bu aslanlar tek başlarına da gayet güçlüydüler ama bir şekilde dayak yemeyi başarırlardı. dayak yemeye başlayınca da, ulan biz niye voltron'u oluşturmuyoruz diye düşünüp, biraz geç de olsa koca robotu oluşturmak akıllarına gelirdi. tabi biz çocukken robot oluşurken, voltran! voltran! voltran! şeklinde bağırılacak sanıyorduk. meğer trt kandırmış bizi. go voltron force! demek yeterliymiş. ama biz millet olarak üçlüyü iyi çekeriz. sonrasında bu durum statlarda işimize çok yaradı. * her bölümde deyyus zarkon, voltron'un başına yeni bir robot musallat ederdi. voltron hepsini de ham yapmıştır ama ham yapana kadar deli gibi dayak yemştir. bunlar dayağı yemeden akıllanmıyor anlayacağınız. sonra kocaman ışın kılıcını çeker ve diğer robotu bir güzel biçerdi. yani ekibin motivasyon aracı dayak yemekti diyebiliriz. sonra işler kolaylaşıyordu.
neyse özlemişim kerataları, bir ara oturup baştan izleyeyim bari.
devamını gör...
tuhaf
sözlükteki en güzel kelimelerden biridir. hem anlam olarak hem de fonetik açıdan. kullanmaktan çok ama çok keyif alırım. garip anlamına gelen sözcük kullanan kişinin yüklediği anlamları da saygı ve minnetle alır ve kabul eder.
daha önce karşılaşmadığımız ve karşılaştığımız zaman da tam olarak nereye koyacağımızı bilemediğimiz olaylar karşısında kullanabileceğimiz bu sözcük kendinden emin ve tam bir devrimci ruh taşıdığı için de delikanlıdır.
ama tabii bu tanım yeterince açıklayıcı olmadığı ve ben asla kısa tanım yazamadığım için örneklendirmem gerekecek.
mesela hepimizde huy olan mavi rengin üzerine düşen kırmızı tuhaftır. tuhaftır çünkü biz hep ara rengin peşindeyiz ve rengarenk olmak için feda ettiğimiz her şey gökyüzünde yarım ay şeklinde bize göz kırpar.
göz demişken; her göz yuvarlak değildir ve bu da tuhaftır. çünkü tuhaf güzeldir. tam yuvarlak olmayan gözlerin içinde diğer renklere kafa tutan bir renk varsa eğer bu daha da tuhaftır. tanım anlamsızlaştıkça köprüden önceki son çıkışı kaçırma korkusu dolsa da içime uzattıkça uzatasım var cümleleri. çünkü mavi, yeşil, siyah ve kahverengi her şeyin rengi olabilir. sadece bir renk göze özeldir.
daha belalı tanımlar da yazmışımdır elbette ama ilk defa bir tanımın içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. sanki son cümleden önce bir kuş cıvıltısı duyacakmışım gibi. her zaman duyuyor muyum acaba o kuş sesini? ve bu yazdıklarım kendini asan yüz kiloluk zenciden daha mı anlamsız?
serbest çağrışımı doğduğu güne lanet ettirdiğimize göre bu tanımı bitirmeden önce en tuhaf doğa olayı olan yağmurdan da bahsedelim. neden aramadan yapalım bunu? yağmur sadece sevdiği insanların tenine değer yağdığı zaman, diğerlerinin ıslaklığı kozmik bir yanılsamadır.
bu tuhaf tanımı anlamsız örneklerle süsleyerek hem sözcüğün anlamını hem de benim bu sözcüğü neden bu kadar sevdiğimi anlatabilmiş olduğumu umuyorum.
tuhaf güzel bir sözcüktür ve ben tuhaf insanların hangi kitapları okumadığını bilirim.
daha önce karşılaşmadığımız ve karşılaştığımız zaman da tam olarak nereye koyacağımızı bilemediğimiz olaylar karşısında kullanabileceğimiz bu sözcük kendinden emin ve tam bir devrimci ruh taşıdığı için de delikanlıdır.
ama tabii bu tanım yeterince açıklayıcı olmadığı ve ben asla kısa tanım yazamadığım için örneklendirmem gerekecek.
mesela hepimizde huy olan mavi rengin üzerine düşen kırmızı tuhaftır. tuhaftır çünkü biz hep ara rengin peşindeyiz ve rengarenk olmak için feda ettiğimiz her şey gökyüzünde yarım ay şeklinde bize göz kırpar.
göz demişken; her göz yuvarlak değildir ve bu da tuhaftır. çünkü tuhaf güzeldir. tam yuvarlak olmayan gözlerin içinde diğer renklere kafa tutan bir renk varsa eğer bu daha da tuhaftır. tanım anlamsızlaştıkça köprüden önceki son çıkışı kaçırma korkusu dolsa da içime uzattıkça uzatasım var cümleleri. çünkü mavi, yeşil, siyah ve kahverengi her şeyin rengi olabilir. sadece bir renk göze özeldir.
daha belalı tanımlar da yazmışımdır elbette ama ilk defa bir tanımın içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. sanki son cümleden önce bir kuş cıvıltısı duyacakmışım gibi. her zaman duyuyor muyum acaba o kuş sesini? ve bu yazdıklarım kendini asan yüz kiloluk zenciden daha mı anlamsız?
serbest çağrışımı doğduğu güne lanet ettirdiğimize göre bu tanımı bitirmeden önce en tuhaf doğa olayı olan yağmurdan da bahsedelim. neden aramadan yapalım bunu? yağmur sadece sevdiği insanların tenine değer yağdığı zaman, diğerlerinin ıslaklığı kozmik bir yanılsamadır.
bu tuhaf tanımı anlamsız örneklerle süsleyerek hem sözcüğün anlamını hem de benim bu sözcüğü neden bu kadar sevdiğimi anlatabilmiş olduğumu umuyorum.
tuhaf güzel bir sözcüktür ve ben tuhaf insanların hangi kitapları okumadığını bilirim.
devamını gör...
yazarından daha ünlü olan kitap kahramanları
ince memed (yaşar kemalin ünü tartışilmaz ama), hamlet
devamını gör...
değiştiğini hissetmek
her geçen gün yeni şeyler yaşamaya, görmeye ve tecrübe etmeye devam ediyoruz dostlar. okudugumuz kitaplar, başımızdan geçen olaylar, çevremizdeki insanlar hatta dinledigimiz şarkılar bile bize bir şeyler katmaya devam ediyor. bu durumda ise değişmek kaçınılmazdır önemli olan nasıl değiştiğindir.
devamını gör...
ışın kılıcı
star wars evreninin olmazsa olmazıdır. az önce guinness world records videolarına bakarken karşıma çıkmıştır. videodaki kanadalı arkadaşlar dünyanın ilk taşınabilir ışın kılıcını yapmışlar. ben etkilendim izlemenizi öneririm. yoda master bunu beğendi
devamını gör...
dindarları cahil yobaz gerici sanmak
eğer ben "spiderman'e tapınmayanların yaşamaya hakkı yok" dersem benim için ne düşünürsünüz? ben de dindar insanlar için aynısını düşünüyorum.
edit: aslında spiderman daha inanılır bir varlık.* yehova, uçan spagetti canavarı, allah vs daha fictional karakterler. cinler, büyüler, görünmez varlıklar, ışınlanma falan.... bu gibi masallar yüzünden insanlar binlerce yıldır birbirini kesiyor.
-olum hz muhammet bir atın sırtına binip mescidi aksa'ya ordan da evrenin en tepesine gitti. orada allah'la konuştu.
-sana inanmıyorum.
-kafir! chop!*
-isa tanrının oğlu olum! o da tanrı!
-kardeşim kalk git işine ya, gerçek tanrı odin'dir bi kere!
-kafir! chop!
hahahhahaa çok komik lan. spiderman daha inandırıcı değil mi? adamı görüyoruz, bu bir. sonra iyi kalpli, öyle öç alayım, beni sevmeyenleri yakayım derdi yok. inananlar spiderman'in tanrı olmadığından nasıl eminseler, ben de herhangi bir şeyin tanrı olmadığından çok eminim. özellikle en sevdiği kulunun uçkurunu düşünen, öç almaya yeminler içen bir şeyin tanrı olmadığına en çok eminim.
edit: aslında spiderman daha inanılır bir varlık.* yehova, uçan spagetti canavarı, allah vs daha fictional karakterler. cinler, büyüler, görünmez varlıklar, ışınlanma falan.... bu gibi masallar yüzünden insanlar binlerce yıldır birbirini kesiyor.
-olum hz muhammet bir atın sırtına binip mescidi aksa'ya ordan da evrenin en tepesine gitti. orada allah'la konuştu.
-sana inanmıyorum.
-kafir! chop!*
-isa tanrının oğlu olum! o da tanrı!
-kardeşim kalk git işine ya, gerçek tanrı odin'dir bi kere!
-kafir! chop!
hahahhahaa çok komik lan. spiderman daha inandırıcı değil mi? adamı görüyoruz, bu bir. sonra iyi kalpli, öyle öç alayım, beni sevmeyenleri yakayım derdi yok. inananlar spiderman'in tanrı olmadığından nasıl eminseler, ben de herhangi bir şeyin tanrı olmadığından çok eminim. özellikle en sevdiği kulunun uçkurunu düşünen, öç almaya yeminler içen bir şeyin tanrı olmadığına en çok eminim.
devamını gör...
öğrenilmiş çaresizlik
fil örneğiyle tam olarak anlaşılabilecek olan kavram:
kaynak
hindistan’da filler eğitilmek için bebekken kalın bir zincirle kazığa bağlanır ve kaçması engellenir. bebek fil kaçmayı defalarca dener, fakat kendisinin zinciri koparmaya da çiviyi sökmeye de gücü yetmez. yıllar geçer, bebek fil büyür ve hala zincire bağlı şekilde bekler. artık fil güçlüdür, zinciri koparabilecek ve kazığı sökebilecek gücü vardır fakat fil kaçmayı denemez bile. çünkü özgür olamayacağına inanmaktadır. artık kırılamayan şey filin bağlı olduğu zincir değil, filin inancıdır. arjantinli psikolog ve yazar jorce bucay sirkteki fil hikayesiyle bize bu fenomeni aktarır.
kaynak
hindistan’da filler eğitilmek için bebekken kalın bir zincirle kazığa bağlanır ve kaçması engellenir. bebek fil kaçmayı defalarca dener, fakat kendisinin zinciri koparmaya da çiviyi sökmeye de gücü yetmez. yıllar geçer, bebek fil büyür ve hala zincire bağlı şekilde bekler. artık fil güçlüdür, zinciri koparabilecek ve kazığı sökebilecek gücü vardır fakat fil kaçmayı denemez bile. çünkü özgür olamayacağına inanmaktadır. artık kırılamayan şey filin bağlı olduğu zincir değil, filin inancıdır. arjantinli psikolog ve yazar jorce bucay sirkteki fil hikayesiyle bize bu fenomeni aktarır.
devamını gör...
soğukkanlılıkla
bir roman düşünün ki yazarı bu romanı yazabilmek için rüşvet verip cezaevine girsin. dilimize soğukkanlılıkla diye çevrilmiş, muhteşem sürükleyici truman capote eseri. roman dedik ama kurgusal bir roman değil. eser, gerçek bir olaya dayanıyor. çiftçilikle uğraşan, tüm komşuları tarafından sevilen orta sınıf bir amerikan ailesinin kurban gittiği cinayeti konu alıyor kitap. henüz yetişkin olmamış biri erkek, biri kız iki çocuk ile baba ve hasta bir anne, ortada hiçbir husumet yokken tanımadıkları iki katil tarafından gece yarısı evlerinde elleri ve ayakları bağlanarak vahşice katledilir. üstelik katillerden biri, kız çocuğunu öldürmeden evvel, kendisine tecavüz etmek ister. normal şartlar altında bu iki caninin bir an önce yakalanıp idam edilmesini istersiniz değil mi? hatta elinize düşseler bir kaşık suda boğarsınız. kitabın finalinde kurbanlar kadar faillere de üzüleceksiniz. sebebini öğrenmek için kitabı okuyun, pişman olmayacaksınız.
devamını gör...
aşkımızın meyvesi aytek
doğar doğmaz özünü bulmuş ve ona sıkı sıkı sarılmış, umut sarıkaya tiplemesi.
kültürüne, geçmişine sıkı sıkı bağlıdır, kendi öz babasından helallik isteyecek kadar anadolu'nun yanık tenli öz oğludur, batıya bakmaz.
kültürüne, geçmişine sıkı sıkı bağlıdır, kendi öz babasından helallik isteyecek kadar anadolu'nun yanık tenli öz oğludur, batıya bakmaz.
devamını gör...
kış uykusu
2014 yapımı nuri bilge ceylan imzalı cannes film festivali'nde altın palmiye ve fıpresci ödüllerini kazanmış bir dram filmidir.
oyuncuları,
haluk bilginer
demet akbağ
melisa sözen
ayberk pekcan
nejat işler
serhat kılıç
tamer levent
nadir sarıbacak
mehmet ali nuroğlu
kapadokya'da bir otelde geçer film. aydın (haluk bilginer) eski bir tiyatro oyuncusudur. emekli olduktan sonra aileden kalma otele yerleşmiş orada eşi nihal (melisa sözen) ve kardeşi necla (demet akbağ) ile yaşamına devam etmektedir.
eşi kendinden yaşça çok gençtir ve o genç yaşta yaşadığı bu küçük yerde iç hesaplaşmalar yaşar. ve bu hesaplaşmaları sadece kendiyle değil zaman zaman aydın'la zaman zaman necla'yla da gerçekleştirir. aydın, necla ve nihal'in uzun uzun diyalogları olur. hani tam uyuyacakken entel entel çat diye laf sokarlar ve ortalık şenlenir. (hahah ay böyle filme benim gibi sanat cahili birinin yapacağı yorumda bu olur zaten.)
aslında sanırım filmde en normal kişi nihal. aydın ve necla evet belli tecrübe ve entelektüel birikime ulaşmış insanlar fakat aynı zamanda komplekslerinin altında ezilen insanlar. nihal tam manasıyla aydın'ı bu tutumundan ve yüksekten bakışlarından çok rahatsız. necla'nın başarısız ilişkisinin kompleksini zaman zaman nihal'in üzerinden atmaya çalıştığını fark ettim. aydın zaten tam muamma. dışarıdan ilk bakıldığında dört beşlik insanlar ama detaylara inildiğinde gizledikleri geri kalan her şeyin üstünü örtüyor.
ahlat ağacına göre çok daha beğendiğim bir film. sanırım haluk bilginer ve demet akbağ'ın rolü büyük bu konuda. benim için yapım, proje, yönetmen, konu dışında hatta bunlardan en önce oyuncular çok önemli. onlarla bir enerji yakalamam ya da onları okurken, gözlemlerken kendimden bir şeyler bulmam gerekli.
ahlat ağacı için malesef bu kadar olumlu değilim fakat kış uykusunun türünü sevmiyor olmama rağmen benim için pek beğenilesiydi. özellikle aydın ve necla'nın diyalogları...
fazlaca durağan bir film evet zaten nuri bilge ceylan'ı tarzı bu değil mi? uzun diyaloglar ve normalde 15 saniyede geçilecek yeri dakikalarca farklı farklı açılardan göstermek, o konulara değinmek.
yok yok bu filmde ağlamadım. kişileri çözmeye ve anlamaya çalışmıştım bu yüzden benim için pek sıkıcı geçmedi. ahlat ağacı için aynısını söyleyemiyorum malesef. (söylemiştim sanat pek benim işim değil hahah.)
neyse efem iyi seyirler..
oyuncuları,
haluk bilginer
demet akbağ
melisa sözen
ayberk pekcan
nejat işler
serhat kılıç
tamer levent
nadir sarıbacak
mehmet ali nuroğlu
kapadokya'da bir otelde geçer film. aydın (haluk bilginer) eski bir tiyatro oyuncusudur. emekli olduktan sonra aileden kalma otele yerleşmiş orada eşi nihal (melisa sözen) ve kardeşi necla (demet akbağ) ile yaşamına devam etmektedir.
eşi kendinden yaşça çok gençtir ve o genç yaşta yaşadığı bu küçük yerde iç hesaplaşmalar yaşar. ve bu hesaplaşmaları sadece kendiyle değil zaman zaman aydın'la zaman zaman necla'yla da gerçekleştirir. aydın, necla ve nihal'in uzun uzun diyalogları olur. hani tam uyuyacakken entel entel çat diye laf sokarlar ve ortalık şenlenir. (hahah ay böyle filme benim gibi sanat cahili birinin yapacağı yorumda bu olur zaten.)
aslında sanırım filmde en normal kişi nihal. aydın ve necla evet belli tecrübe ve entelektüel birikime ulaşmış insanlar fakat aynı zamanda komplekslerinin altında ezilen insanlar. nihal tam manasıyla aydın'ı bu tutumundan ve yüksekten bakışlarından çok rahatsız. necla'nın başarısız ilişkisinin kompleksini zaman zaman nihal'in üzerinden atmaya çalıştığını fark ettim. aydın zaten tam muamma. dışarıdan ilk bakıldığında dört beşlik insanlar ama detaylara inildiğinde gizledikleri geri kalan her şeyin üstünü örtüyor.
ahlat ağacına göre çok daha beğendiğim bir film. sanırım haluk bilginer ve demet akbağ'ın rolü büyük bu konuda. benim için yapım, proje, yönetmen, konu dışında hatta bunlardan en önce oyuncular çok önemli. onlarla bir enerji yakalamam ya da onları okurken, gözlemlerken kendimden bir şeyler bulmam gerekli.
ahlat ağacı için malesef bu kadar olumlu değilim fakat kış uykusunun türünü sevmiyor olmama rağmen benim için pek beğenilesiydi. özellikle aydın ve necla'nın diyalogları...
fazlaca durağan bir film evet zaten nuri bilge ceylan'ı tarzı bu değil mi? uzun diyaloglar ve normalde 15 saniyede geçilecek yeri dakikalarca farklı farklı açılardan göstermek, o konulara değinmek.
yok yok bu filmde ağlamadım. kişileri çözmeye ve anlamaya çalışmıştım bu yüzden benim için pek sıkıcı geçmedi. ahlat ağacı için aynısını söyleyemiyorum malesef. (söylemiştim sanat pek benim işim değil hahah.)
neyse efem iyi seyirler..
devamını gör...
