kanlı tahta ağacı
dünyada az bilinen kanlı tahta ağcı kesildiği zaman ya da gövdesine herhangi bir darbe aldığı zaman kırmızı renkli bir sıvı akıtır. hint okyanusu kıyılarında bulunan bir ağaç türüdür. akan kırmızı renkli sıvının bir damlası 3 tam elmadan daha fazla antioksidan içermektedir. bu sıvı bin bir derdin devası olarak bilinmektedir.
devamını gör...
kadir mısıroğlu'nun bildiği yabancı diller
yalanca.
devamını gör...
gönülde ayrı yeri olan kuzen
şanslıyım ki bende bol var onlardan. biri de burada yazıyor. *
devamını gör...
veteriner hekim
hayvan hastalıklarının tanı ve tedavisi hayvanların ıslah ve üretimi üretiminden tüketimine kadar olan tüm aşamalarında hayvansal ürünlerin halk sağlığı açısından muayene ve denetim işlerinden sorumlu hekim, veteriner, baytar dır.
devamını gör...
normal sözlük hikayesi
kapıdaki jennifer lopez'di. kıskançlığıyla bilinen benjamin arkasını dönüp, içerideki eylüling'e ''jennifer lopez mıçımı yesindir'' dedi ve jennifer bu söze alındı.
devamını gör...
korona öncesi yapılan son toplu aktivite
mezuniyet fotoğrafı için sınıfça çekime gitmiştik. sonra burger, kafe vs. akşam bilmem kaçta eve dönmüştük. mezuniyet partisi* hayallerimiz vardı hepsi çöp oldu. ama en azından çekimi yapabildik.*
devamını gör...
17 gün kapalı kaldık ama ne oldu sorunsalı
bol bol kilo aldık ve evde otururken sitedeki çocukların zırıltısını dinledik.
devamını gör...
sözlükte canlılık yok diye trolleri ölümüne savunmak
başlık altı tanımlara bakıyorum genelde hep aynı yazarlar hepsine isim olarak aşına oldum yeni mahlaslar göremiyorum uzun zamandır. sanırım sözlük durgun bu ara
devamını gör...
asgari ücret alıp kendi ayaklarımın üstünde duruyorum diyen kadın
kendi ayaklarının üzerinde durabilmesinin, yüksek bir meblağ ile gerçekleşebileceğini öğrendiğim başlık.
devamını gör...
özgürlüğün en büyük düşmanı halinden memnun olan kölelerdir
etrafta birçok örneğini görebiliriz, görüyoruz da. ne acı..
devamını gör...
torku banada'nın zam yapmamak için bulduğu yöntem
kavanoz büyümüş gibi ama gramaj azalmış. büyük zeka işi.
sosyal medyaya düşen görüntülerden beri almadığım markanın yapmış olduğu şey.
sosyal medyaya düşen görüntülerden beri almadığım markanın yapmış olduğu şey.
devamını gör...
şişman kediler
her yerini ısırmak,mıncırmak istediğim tontikler.bir tanesi elime düşşe de aşırı şekilde sevsem.
devamını gör...
ne istediğini bilmemek
sıklıkla yaşadığım ve her yaşadığımda varoluşsal bunalımlara düşüp filtreli dertlere gark olmak zorunda kaldığım durumdur.
bazen evin içinde amaçsızca dolaşırken canım bir şey ister. önce yemek mi yoksa içecek mi
istediğimi düşünürüm. her iki durumda da buzdolabına yönelmem gerekir. ve bu beni derin ve buz gibi bir çıkmaza sürükler.
boş boş bakarım dolaba. ne istediğimi bilmediğim için görsel bir yardım almak için uzun uzun bakarım. genelde içecek bir şeyde karar kılarım çünkü ben belli bir saatten sonra, özellikle de yatsıdan sonra yemek yememeye dikkat ediyorum.
içecek kararının benim için düğümün ucu olduğunu düşünebilirsiniz ama asla öyle değildir. bu sefer de buzdolabının yan rafında duran içeceklere bakarım uzun uzun. ne istediğim hakkında en ufak bir fikrim olmadığı için hiçbiri çekici gelmez. dolabın kapağını kapatıp kahve yapmaya giderim. ne istediğimi bilmiyorsam kahve içerim.
bazen bir kitabevine girdiğimde de aynı şeyi yaşarım. ne istediğimi bilmeden girediysem eğer bu benim en büyük sınavlarımdan biri olur ve genelde bu sınav sonucunda hiçbir programa yerleşemem.
çünkü çok satanlar bana göre değil belki ama yeni çıkanlar her zaman ilgimi çeker. eğer orda dikkatimi çeken bir şey yoksa. dünya edebiyatı roman, dünya edebiyatı öykü, türk edebiyatı roman, türk edebiyatı öykü arasında gider gelirim.
çoğunu okumuş olduğum için buradan eli boş dönmem kuvvetle muhtemeldir. ben de bilimkurgu rafına gidelim usulca okumadıklarım üzerinde gözlerimi gezdiririm. ama bu esnada ne istediğini bilmeme duygusu ağır basar.
şiir konu dışı olduğu için şansımı bir de deneme rafında denerim. denemeler güzeldir. hızlı okunur. çok şey öğretir. öğrendiğim şeylerle başlık açıp tanım yazabilirim. ve az kişinin okuduğu tanımlarımla karma puanı havuzumda yüzebilirim.
ama bu da cazip gelmez bana. ben de ne yapacağımı düşünerek etrafa bakınmaya devam ederim. ve bir hedefim olmadığı, ne istediğimi bilmediğim için sonunda alman edebiyatı rafına gider ve franz kafka’nın dönüşüm kitabının ben de olmayan bir baskısını alırım. çünkü ben ne istediğimi bilmediğim zaman kafka okurum.
bazen evden çıkıp ne istediğimi bilmeden dolaşırken bir yerlerde oturmak isterim. ama nereye gideceğimi de bilmediğim için dolaştıkça karar vereceğime inanıp dönüp dururum.
yeni nesil kahvecilerden biri mantıklı olabilir ama orası o anda muhtemelen kahve kokulu ve kürk mantolu madonnalı fotoğrafları ile uğraşan bedenen genç zihnen çocuk güruhla doludur. ben oraya gidip kahve içmeye kalksam bu kalabalıkta muhtemelen balkondan bakıp herkesi eleştiren emekli albay konumuna düşerim.
her zaman gittiğim ve adını bir george orwell kitabından alan kafeye gitmeye kalksam müdavim olduğum içim her seferinde gider gitmez bana sade kahve getiriyorlar. bu onların da çok hoşuna gidiyor. misafirlerinin ne istediğini o söylemeden bilmek. ama ben belki o gün su içeceğim, ayran içeceğim ya da o gün benim çılgın günüm ve tuhaf adı olan kahvelerden birini seçeceğim. ama bu mümkün değil. çünkü ne kahveyi yapan ablayı ne de servis yapan garsonu kırabilirim. o zaman orası da iptal.
yeni bir yere gitmem zaten mümkün değil. her şeyi dert ederim. kahve güzel olacak mı, servis nasıl, müzik olarak ne çalacaklar, koltuklar rahat mı? zaten ne istediğimi de bilmiyorum. o zaman yapılacak tek şey var. ben de o tek şeyi yapıp eve dönerim. kitabımı kahvemi alıp balkonda oturup muhteşem manzaramın tadını çıkarırım. sonra da kütüphaneme kapanıp okurum. ben ne istediğimi bilmiyorsam okurum.
ne istediğimi bilmemek bana böyle saçma sapan bir tanım yazdırdı işte. bu duygunun ne kadar kötü olduğunu buradan da anlayabilirsiniz.
bazen evin içinde amaçsızca dolaşırken canım bir şey ister. önce yemek mi yoksa içecek mi
istediğimi düşünürüm. her iki durumda da buzdolabına yönelmem gerekir. ve bu beni derin ve buz gibi bir çıkmaza sürükler.
boş boş bakarım dolaba. ne istediğimi bilmediğim için görsel bir yardım almak için uzun uzun bakarım. genelde içecek bir şeyde karar kılarım çünkü ben belli bir saatten sonra, özellikle de yatsıdan sonra yemek yememeye dikkat ediyorum.
içecek kararının benim için düğümün ucu olduğunu düşünebilirsiniz ama asla öyle değildir. bu sefer de buzdolabının yan rafında duran içeceklere bakarım uzun uzun. ne istediğim hakkında en ufak bir fikrim olmadığı için hiçbiri çekici gelmez. dolabın kapağını kapatıp kahve yapmaya giderim. ne istediğimi bilmiyorsam kahve içerim.
bazen bir kitabevine girdiğimde de aynı şeyi yaşarım. ne istediğimi bilmeden girediysem eğer bu benim en büyük sınavlarımdan biri olur ve genelde bu sınav sonucunda hiçbir programa yerleşemem.
çünkü çok satanlar bana göre değil belki ama yeni çıkanlar her zaman ilgimi çeker. eğer orda dikkatimi çeken bir şey yoksa. dünya edebiyatı roman, dünya edebiyatı öykü, türk edebiyatı roman, türk edebiyatı öykü arasında gider gelirim.
çoğunu okumuş olduğum için buradan eli boş dönmem kuvvetle muhtemeldir. ben de bilimkurgu rafına gidelim usulca okumadıklarım üzerinde gözlerimi gezdiririm. ama bu esnada ne istediğini bilmeme duygusu ağır basar.
şiir konu dışı olduğu için şansımı bir de deneme rafında denerim. denemeler güzeldir. hızlı okunur. çok şey öğretir. öğrendiğim şeylerle başlık açıp tanım yazabilirim. ve az kişinin okuduğu tanımlarımla karma puanı havuzumda yüzebilirim.
ama bu da cazip gelmez bana. ben de ne yapacağımı düşünerek etrafa bakınmaya devam ederim. ve bir hedefim olmadığı, ne istediğimi bilmediğim için sonunda alman edebiyatı rafına gider ve franz kafka’nın dönüşüm kitabının ben de olmayan bir baskısını alırım. çünkü ben ne istediğimi bilmediğim zaman kafka okurum.
bazen evden çıkıp ne istediğimi bilmeden dolaşırken bir yerlerde oturmak isterim. ama nereye gideceğimi de bilmediğim için dolaştıkça karar vereceğime inanıp dönüp dururum.
yeni nesil kahvecilerden biri mantıklı olabilir ama orası o anda muhtemelen kahve kokulu ve kürk mantolu madonnalı fotoğrafları ile uğraşan bedenen genç zihnen çocuk güruhla doludur. ben oraya gidip kahve içmeye kalksam bu kalabalıkta muhtemelen balkondan bakıp herkesi eleştiren emekli albay konumuna düşerim.
her zaman gittiğim ve adını bir george orwell kitabından alan kafeye gitmeye kalksam müdavim olduğum içim her seferinde gider gitmez bana sade kahve getiriyorlar. bu onların da çok hoşuna gidiyor. misafirlerinin ne istediğini o söylemeden bilmek. ama ben belki o gün su içeceğim, ayran içeceğim ya da o gün benim çılgın günüm ve tuhaf adı olan kahvelerden birini seçeceğim. ama bu mümkün değil. çünkü ne kahveyi yapan ablayı ne de servis yapan garsonu kırabilirim. o zaman orası da iptal.
yeni bir yere gitmem zaten mümkün değil. her şeyi dert ederim. kahve güzel olacak mı, servis nasıl, müzik olarak ne çalacaklar, koltuklar rahat mı? zaten ne istediğimi de bilmiyorum. o zaman yapılacak tek şey var. ben de o tek şeyi yapıp eve dönerim. kitabımı kahvemi alıp balkonda oturup muhteşem manzaramın tadını çıkarırım. sonra da kütüphaneme kapanıp okurum. ben ne istediğimi bilmiyorsam okurum.
ne istediğimi bilmemek bana böyle saçma sapan bir tanım yazdırdı işte. bu duygunun ne kadar kötü olduğunu buradan da anlayabilirsiniz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
semiha berksoy
semiha berksoy 1910 doğumlu sanatçıdır.
tarihte ilklerle anılan türk kadınlarından biridir.
annesi fatma saime ressam ve heykeltraş, babası rıza cenap berksoy şairdir. okullarının tamamını birincilikle bitirmiştir. annesini erken yaşta kaybeden berksoy, babasının tekrar evlenmesi üzerine amcasının yanında yaşadı.
ilk öykülerini ilkokulda yazmaya başladı...ortaokulda ise bir şan hocasından şan dersleri aldı...
liseyi istanbul kız lisesinde okudu... o sıralarda istanbul konservatuvarı kurulunca orada şan çalıştı...
1929 da ilk konserini verdi bu konserde nikolay rimski korsakov'un sadko operasından değişik aryalar seslendirken kendisine eşlik eden isim cemal reşit rey dir.
aynı dönemde güzel sanatlar akademisini de kazandı. resim, heykel ve seramik çalıştı...
sahne sanatlarına ağırlık verince güzel sanatlara ara vermek zorunda kaldı...
tepeden tırnağa sanatçı olan bu kadının hayatının asıl dönüm noktası olan operayla tanışması ise şöyledir.
darülbedayide tiyatro sınavını kazandı...1931'da muhsin ertuğrul ''istanbul sokakları'' filmini çekmektedir. bu ilk sesli türk filmidir. kendisi semiha rolünü oynamaktadır... çekimler için paris'e gidince orda bir opera dinledi ve operaya aşık oldu...
bu arada darülbedai'yi'de bitirmiştir. okulun mezun ettiği tek kız öğrencidir.
bu aşamadan sonra bir çok müzikal, tiyatro da sahne aldı...
ama asıl önemli olayı ise avrupa'da opera sahnesine çıkan ilk türk sanatçı ünvanını aldığı oyundur. bakınız altını çizerim; kadın demiyorum sanatçı diyorum.
1939 yılında berlin operasında ariande auf naxos isimli eserde rol alarak avrupada opera sahnesine çıkan ilk türk olmuştur.
ilk türk operası olan oyundada kendisi oynamıştır. tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9...
nazım hikmetin yazdığı bir çok oyunda yer aldı. hatta nazım kendisi için bir rüyadır isimli eseri yazdı.. tabiki başrolünü kendisi oynadı...tosca operasında başrolken nazımın cezaevinde ziyaretine gitti...
nazımla mektuplaşmaları ''nazım hikmet ve toscası semiha berksoy'' ismiyle kitaplaştı...
daha resim çalışmalarına devam etti o işide hakkını vererek yaptı...
yani arkadaşlar bu kadının hayatı böyle yazmakla bitmez...
geriside imece usulü gelir zaar...
şimdilik benden bu kadar...
''
''
tarihte ilklerle anılan türk kadınlarından biridir.
annesi fatma saime ressam ve heykeltraş, babası rıza cenap berksoy şairdir. okullarının tamamını birincilikle bitirmiştir. annesini erken yaşta kaybeden berksoy, babasının tekrar evlenmesi üzerine amcasının yanında yaşadı.
ilk öykülerini ilkokulda yazmaya başladı...ortaokulda ise bir şan hocasından şan dersleri aldı...
liseyi istanbul kız lisesinde okudu... o sıralarda istanbul konservatuvarı kurulunca orada şan çalıştı...
1929 da ilk konserini verdi bu konserde nikolay rimski korsakov'un sadko operasından değişik aryalar seslendirken kendisine eşlik eden isim cemal reşit rey dir.
aynı dönemde güzel sanatlar akademisini de kazandı. resim, heykel ve seramik çalıştı...
sahne sanatlarına ağırlık verince güzel sanatlara ara vermek zorunda kaldı...
tepeden tırnağa sanatçı olan bu kadının hayatının asıl dönüm noktası olan operayla tanışması ise şöyledir.
darülbedayide tiyatro sınavını kazandı...1931'da muhsin ertuğrul ''istanbul sokakları'' filmini çekmektedir. bu ilk sesli türk filmidir. kendisi semiha rolünü oynamaktadır... çekimler için paris'e gidince orda bir opera dinledi ve operaya aşık oldu...
bu arada darülbedai'yi'de bitirmiştir. okulun mezun ettiği tek kız öğrencidir.
bu aşamadan sonra bir çok müzikal, tiyatro da sahne aldı...
ama asıl önemli olayı ise avrupa'da opera sahnesine çıkan ilk türk sanatçı ünvanını aldığı oyundur. bakınız altını çizerim; kadın demiyorum sanatçı diyorum.
1939 yılında berlin operasında ariande auf naxos isimli eserde rol alarak avrupada opera sahnesine çıkan ilk türk olmuştur.
ilk türk operası olan oyundada kendisi oynamıştır. tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9...
nazım hikmetin yazdığı bir çok oyunda yer aldı. hatta nazım kendisi için bir rüyadır isimli eseri yazdı.. tabiki başrolünü kendisi oynadı...tosca operasında başrolken nazımın cezaevinde ziyaretine gitti...
nazımla mektuplaşmaları ''nazım hikmet ve toscası semiha berksoy'' ismiyle kitaplaştı...
daha resim çalışmalarına devam etti o işide hakkını vererek yaptı...
yani arkadaşlar bu kadının hayatı böyle yazmakla bitmez...
geriside imece usulü gelir zaar...
şimdilik benden bu kadar...
''
''
devamını gör...
sıkça söylenen yalanlar
1-iyiyim, teşekkür ederim.
2-aa yok canım ne kusuru, olur mu öyle şey hiç.
2-aa yok canım ne kusuru, olur mu öyle şey hiç.
devamını gör...
kafa rock radyo yayını
teker teker gelin arkadaşım crazy saturday saldırısı yapıyorsunuz resmen, türden türe doyup alcohol içip komaya mı girelim?gene mi dıjj mihraklar el attı olaya diye serzenişlendiğim program.(bkz: swh)
devamını gör...
gözden akan yaş çeşidi
bebeklerde 3 çeşittir:
-temel ağlama
-öfkeden ağlama
-acıdan dolayı ağlama.
küçücük bacaklarıyla neye öfkeleniyorlar ben de anlam veremiyorum*.
-temel ağlama
-öfkeden ağlama
-acıdan dolayı ağlama.
küçücük bacaklarıyla neye öfkeleniyorlar ben de anlam veremiyorum*.
devamını gör...
yılbaşında yetişkin çocuklarıyla beraber rakı içen baba
gayet normal karşılanması gereken bir baba olması gerekirken, toplumun belli bir kesimi tarafından acımasızca eleştirilen babadır.
devamını gör...

