sözlükte tanımların sonraki sayfaya geçtiğini bilmemek
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler başlığında fark ettiğim olay. neredeyse yazan beş kişiden biri ilk sayfanın sonunda tanımı olan kayıp balık memo hakkında.
oysaki sayfa ilerliyor sevgili yazarlar en son tanıma bakıp yazın lütfen. arada kaynıyoruz hep.
oysaki sayfa ilerliyor sevgili yazarlar en son tanıma bakıp yazın lütfen. arada kaynıyoruz hep.
devamını gör...
adana deyince akla gelenler
yılmaz güney,yaşar kemal,orhan kemal,şalgam,kebap,bici bici.
devamını gör...
en acısız intihar yöntemleri
şaşırdığım başlıktır.
açarken biraz hassas davranmak lazım.
anlıyorum insan bazen zor zamanlar geçirir.
ama çaresiz bir duruma gelirse bunu başlık açarak dile getirmez.
hayatında zorluk yaşayan insanlar etkilenebilirler.
bazen ruhun kaldırabildiği acıları beden kaldıramaz.
anlıyorum ama kabullenmiyorum.
açarken biraz hassas davranmak lazım.
anlıyorum insan bazen zor zamanlar geçirir.
ama çaresiz bir duruma gelirse bunu başlık açarak dile getirmez.
hayatında zorluk yaşayan insanlar etkilenebilirler.
bazen ruhun kaldırabildiği acıları beden kaldıramaz.
anlıyorum ama kabullenmiyorum.
devamını gör...
turkish airlines'ın bir köpeği öldürmesi
aklım almıyor. kazıklı maria' nın storysinden gördüm bu haberi. uçakla seyehat eden bir kişinin köpeğini hayvanların kısmına alacaklarına bavullar kısmına almışlar. hayvan sahibine ulaştığında hayvancağızın ölü olduğunu kendisi anlıyor. ve olur böyle şeyler diye bir yanıt alıyor. maddiyata çekiyorlar hemen olayı. kaç yıldır bakılan bir hayvan aileden olmuştur artık, bunun eksikliğini parayla nasıl halledebilirsiniz? ne diyebilirsiniz bu durumun açıklaması ne olabilir?
link
link
devamını gör...
bir filmin tamamını anlatan tek repliği
"insan yaşadığı yeri niye sever?
başka çaresi yoktur, onun için sever."
vizontele.
başka çaresi yoktur, onun için sever."
vizontele.
devamını gör...
namuslu kadın evinde oturur
"senin fikrinin ne önemi var vasat herif."
devamını gör...
madımak oteli
insanlık suçuna zaman aşımı olmaz. utanç müzesidir bizim için madımak oteli halen yanıyor..
devamını gör...
kadın kılığında sexting yapan erkek
eski erkek arkadaşımdır bu kişi efenim.
şu dünyada tanıyıp görebileceğim en iyi yürekli, en yardımsever, en dava adamı insandı kendileri. bugün sizlere, bu özverili ex boyfriendimi anlatarak, anılarımı yad etmek istedim. çünkü seneler önce, yaklaşık bu tarihlerde birbirimizi severek ayrılmıştık.
üniversite son sınıfı okuduğum seneler olmalıydı, o zamana kadar türlü erkek arkadaşlar edinmiş, türlü kalp kırıcı olaylara şahit olmuştum ve artık kendimi bir köşeye çekerek durulmaya başladığım sakin yıllarımdı. amacım, bölümümdeki dersleri verip, okulu bitirip o şehirden def olup gitmek olmuştu ki, güz dönemi vizelerinde, sınıfımızın kadrolu inek öğrencisi medine'yi pek çok derste puanlarca geride bırakmayı başarmıştım. "demek ki çalışınca oluyormuş azizim, varmış kafamız" diyerek koltukaltlarımın kabardığı o kısa, çalışkan ve uslu dönemde, huzurun yeniden batmasıyla birlikte durulmuş olan özel hayatımı biraz şenlendirmenin vaktinin geldiğini düşündüm.
tanışıp kaynaşacak taze kanlar arıyordum, nereden, nasıl bulabilirdim?
o zamana kadar hep yüzeysel takılmış, insanları fiziksel özelliklerine göre seçmiş ve önünde sonunda hepsinde bir defo bulmuştum, bu kez aynı hataya düşmeyecek, müstakbel sevgilimin içine bakacak, önce içini öğrenecek, ruhu güzelse onunla birlikte olacaktım.
o zamanların popüler sitelerinden birinde, şiire gönül vermiş bir oğlanı keşfetmem çok uzun sürmedi, bilgilerine baktığımda, bu kaderimizin bize bir oyunu olmalıydı ki aynı şehirde ve aynı lanet üniversitedeydik. aynı internet sitesinde, şiir sever, şairimsi o oğlanın dikkatini çekebilmek adına ben de şiirler yazmaya başladım, hatta size o şahane, duygu yüklü şiirlerimden birini hemen şuracıkta paylaşmak isterim:
hey oğlan beri gel hey oğlan
bence bu aşkımız çok teknolojik
eminim ki beni ilk gördüğün an
olacaksın sen bir cibinlik
cibinliği kafiyeyi uydurmak için yazdığımı zannediyorsanız, yanılıyorsunuz arkadaşlar. büyük derin bir gönderme içeren o kelimeyle aslında anlatılmak istenen, müstakbel boy friendimin beni sarıp sarmalayacağı fikridir efenim. cibinliğin, tıpkı uyku anında kişiyi sivrilerden koruması gibi, beni de beni koruyup kollayacak bir alfa erkek arayışında olduğumu tasvir eden, derin ve kabiliyetle seçilmiş bir mecazdır o.
her ne ise, bu şiirlerin sürekli yazılıp çizildiği, vakti zamanının biz üniversiteli gençleri arasında popüler olan bu sanatlı sitede, azimle çeşitli eserler ortaya koyarak tanışmaya çalıştığım bu gencin, sonunda ilgisini çekmeyi başaracağımı düşünürken, bir kız profilinden, kendisinin benle tanışmak istediğini beyan ettiği bir mesaj aldım. şaşkındım ki, hemcinslerim genelde beni, güzelliğimi ve başarılarımı kıskanırlardı, o zamana kadar aldığım ilk kadın mesajıydı bu.
kendisiyle yazışmaya başladık ve çok da geçmeden o itirafı aldım:
ben aslında erkeğim, kadın kılığında takılıyorum.
insan neden böyle bir şey yapar ki?
kendisinin açıklamalarına göre, yazım stilini geliştirmek, kadınlarla empati yapabilmek için böyle bir yola gitmiş. tanrım, ne kadar da iyi kalpli bir çocuktu bu böyle, biz kadınların neler hissettiğini anlamak için yaptığı şu güzel şeye bakar mısınız? kendisini yoğuran ataerkil topluma tepki olarak ilginç bir başkaldırıydı bu. etkilenmiştim ve onunla sohbet etmeye devam ettim.
onunla da tesadüf budur ki aynı şehirde yaşıyor çıktık ve günün birinde buluşmaya karar verdik. onu ilk gördüğüm anı, tüm ayrıntılarıyla hala daha bu kadar net hatırlıyor oluşum kesinlikle büyük bir şaşkınlık hissinden ileri gelmekteydi. siyah kemik çerçeve gözlükleri ardındaki uzun kirpikli iri kahverengi gözleri, tıpkı bir ceylanın gözlerini andırıyordu. o kadar yakışıklı sayılmazdı ve hatta çirkindi fakat kararlıydım ki, bu kez birileriyle aramda bir şeyler olacaksa, dış görünüşe takılmayacak, onun iç güzelliğini önceliğim yapacaktım. yüz yüze tanışma zamanına kadar internet üzerinden bolca yazışmış, artık onun kalbinin güzelliği konusunda neredeyse emin olmuştum zaten. bir kere kadın kılığında yazıyor oluşu, kadınları anlamakta bu kadar özverili davranması o kadar hoşuma gitmişti ki, bunu size nasıl tarif edebilirim bilmiyorum.
gel zaman git zaman artık sevgili olmuştuk, kimi günler geceyi bende geçirir, benden kalkar işine giderdi. kariyeri de parlak olan bu genç, allahın tamamlamayı unuttuğu eksik ve çirkin sıfatına karşın, tam evlenilecek bir tipti. dediğim gibi, iç güzelliğine, iyiliğe, başarılı, doğru bir hayata önem verdiğim o süreçte karşıma çıkan bu oğlan, hissediyordum ki alnımın yazısı, evimin erkeği, gelecekteki çocuklarımın babasıydı.
ama ilginç bir şey yaşandı... ve maalesef... yollarımız ayrıldı...
günün birinde ki hiç unutmam o günü, sınıfımızın ineği medine'nin benden ders notu istediği ilk ve tek gündür, merkez kırtasiyelerin birinde fotokopi çektirmek için okuldan erken çıkmış, işlerimi tamamlamış, evime dönmüştüm. ailemin derslerim için kullanırım diye aldığı ve o zamana kadar çeşitli günahları işlemek için kullandığım laptobumu, dört senede ikinci kez derslerim için kullanacaktım ki, batarya hata verdi ve lanet laptobum açılmadı.
fişini takıyorum, olmuyor, bataryayı tak-çıkar yapıyorum, açılmıyor.
nihayetinde, boy friendimin laptobu evdeydi, o gelene kadar kullanabilirdim, bir şey demezdi nasılsa.
laptobunun ekranını kaldırmamla birlikte, önüme bir sayfa açıldı arkadaşlar. zannedersem kendisi gece, uykudan önce laptobunu kapatmadan öylece ikiye katlayarak bir kenara koymuş ve cihaz, kendisini otomatik beklemeye almış. ekranı açınca, olduğu gibi bir gece öncesinden kalan sayfalar açık halde önüme çıkıverdi arkadaşlar.
ben ki, başkalarının özel alanlarını asla kurcalamam, bana nedir yani ama, gayri ihtiyari açılan sayfadaki özel yazışmaların bir kısmını görmüş oldum. karşılıklı öpücükler atılmış, iyi uykular dilenmiş, "rahatlattın beni, teşekkür ederim" filan... merakıma yenilerek, biraz da "boynuzluyor mu lan bu beni?" gibi çok yanlış ve haksız bir fikre kapılarak, tüm konuşmayı okuma kararı aldım ve açık kalan dm kutusu sayfasını yukarı doğru kaydırmaya başladım:
-yaların
-memelerin
-tanganı ısırıyorum
-ama gıdıklandım
-şu anda napıyorsun bana
-oh devam et
-üzerinde ne var
-elim yavaş yavaş aşağı iniyor
lanet olsun, bu bir şaka olmalıydı, iki erkeğin sexting yazışmalarını mı okuyordum ben? üstelik karşıdaki erkek, benimkini kadın sanarak baya bir gaza da gelmiş. okumaya devam ettim, ettikçe laptobu banyoya sokup boy abdesti aldırmamak için kendimi zor tuttum:
-düğmelerini yukarıdan aşağıya doğru açıyorum
-saçlarını okşuyorum mm mis gibi kokuyorlar
-göğüs kıllarını okşuyorum
-okşuyorum
-okşuyorum
-elime aldım
-okşa
-okş
öğk...
rahat iki sayfa boyunca birbirlerini okşayarak cilveleşmişler.
daha yukarılara çıkıyorum ki ne göreyim, yabancı erkek, benim biricik erkeğimi sıkıştırmış, çok ısrar etmiş, "hadi yapalım, nolcak, ikimiz de rahatlarız" filan demiş, kandırmış. ah yavrum benim, ah benim iyi kalpli biricik ballı turtam da bu ısrarları kıramayarak kabul etmiş ve salt iyiliğinden adamı rahatlatıvermiş. bunu görünce beynimden vurulmuşa döndüm, benim erkeğimi nasıl kandırıp sexting yapabilirdi bu pis sapık adam?!!
hemen kendisine yazdım:
-kadınıma bir daha yazdığını görürsem senin dalağını sökerim. ben onun erkek arkadaşıyım, en ufak bir iletişiminiz olduğunu görmeyeyim oğlum bulurum seni ve sülaleni ...
erkek arkadaşımı o pis sapıktan korumanın verdiği gururla, laptobu kapatıp bir köşeye bıraktım ve düşünmeye başladım arkadaşlar. bu kadar temiz, bu kadar iyi kalpli, insanları kıramayan, onların iyiliği için onlara her şartta yardımcı olan bu adamı gerçekten hak ediyor muydum? ah morticia, sen bu kadar masum, bu kadar temiz kalmayı başarabildin mi? elbette cevabım "hayır" olmuştu. kalbim ağırlaştı, yüzüm durgunlaştı, üzerime o an kara bir bulut çöktü. belli olmuştu, biz, ayrı dünyaların insanıydık. ben daha dark kalıyordum, daha kirliydim ve bu iyilik meleği oğlanla olmak, ona yapacağım en büyük kötülük olurdu.
boy friendim nihayet eve gelmişti. onu karşıma oturttum ve olanı biteni anlatarak, kendisi kadar iyi yürekli bir insanın, ben gibi kirli bir kadını hak etmediğini söyleyerek ondan ayrıldım.
gözyaşları içerisinde birbirimize sarıldık ve aynı gece içerisinde bavulunu toplayarak evimden, benden, yüreğimden, gitti.
güzel yürekli, yardımsever kadın oğlan, uzaklarda bir yerlerde umarım mutlusundur.
şu dünyada tanıyıp görebileceğim en iyi yürekli, en yardımsever, en dava adamı insandı kendileri. bugün sizlere, bu özverili ex boyfriendimi anlatarak, anılarımı yad etmek istedim. çünkü seneler önce, yaklaşık bu tarihlerde birbirimizi severek ayrılmıştık.
üniversite son sınıfı okuduğum seneler olmalıydı, o zamana kadar türlü erkek arkadaşlar edinmiş, türlü kalp kırıcı olaylara şahit olmuştum ve artık kendimi bir köşeye çekerek durulmaya başladığım sakin yıllarımdı. amacım, bölümümdeki dersleri verip, okulu bitirip o şehirden def olup gitmek olmuştu ki, güz dönemi vizelerinde, sınıfımızın kadrolu inek öğrencisi medine'yi pek çok derste puanlarca geride bırakmayı başarmıştım. "demek ki çalışınca oluyormuş azizim, varmış kafamız" diyerek koltukaltlarımın kabardığı o kısa, çalışkan ve uslu dönemde, huzurun yeniden batmasıyla birlikte durulmuş olan özel hayatımı biraz şenlendirmenin vaktinin geldiğini düşündüm.
tanışıp kaynaşacak taze kanlar arıyordum, nereden, nasıl bulabilirdim?
o zamana kadar hep yüzeysel takılmış, insanları fiziksel özelliklerine göre seçmiş ve önünde sonunda hepsinde bir defo bulmuştum, bu kez aynı hataya düşmeyecek, müstakbel sevgilimin içine bakacak, önce içini öğrenecek, ruhu güzelse onunla birlikte olacaktım.
o zamanların popüler sitelerinden birinde, şiire gönül vermiş bir oğlanı keşfetmem çok uzun sürmedi, bilgilerine baktığımda, bu kaderimizin bize bir oyunu olmalıydı ki aynı şehirde ve aynı lanet üniversitedeydik. aynı internet sitesinde, şiir sever, şairimsi o oğlanın dikkatini çekebilmek adına ben de şiirler yazmaya başladım, hatta size o şahane, duygu yüklü şiirlerimden birini hemen şuracıkta paylaşmak isterim:
hey oğlan beri gel hey oğlan
bence bu aşkımız çok teknolojik
eminim ki beni ilk gördüğün an
olacaksın sen bir cibinlik
cibinliği kafiyeyi uydurmak için yazdığımı zannediyorsanız, yanılıyorsunuz arkadaşlar. büyük derin bir gönderme içeren o kelimeyle aslında anlatılmak istenen, müstakbel boy friendimin beni sarıp sarmalayacağı fikridir efenim. cibinliğin, tıpkı uyku anında kişiyi sivrilerden koruması gibi, beni de beni koruyup kollayacak bir alfa erkek arayışında olduğumu tasvir eden, derin ve kabiliyetle seçilmiş bir mecazdır o.
her ne ise, bu şiirlerin sürekli yazılıp çizildiği, vakti zamanının biz üniversiteli gençleri arasında popüler olan bu sanatlı sitede, azimle çeşitli eserler ortaya koyarak tanışmaya çalıştığım bu gencin, sonunda ilgisini çekmeyi başaracağımı düşünürken, bir kız profilinden, kendisinin benle tanışmak istediğini beyan ettiği bir mesaj aldım. şaşkındım ki, hemcinslerim genelde beni, güzelliğimi ve başarılarımı kıskanırlardı, o zamana kadar aldığım ilk kadın mesajıydı bu.
kendisiyle yazışmaya başladık ve çok da geçmeden o itirafı aldım:
ben aslında erkeğim, kadın kılığında takılıyorum.
insan neden böyle bir şey yapar ki?
kendisinin açıklamalarına göre, yazım stilini geliştirmek, kadınlarla empati yapabilmek için böyle bir yola gitmiş. tanrım, ne kadar da iyi kalpli bir çocuktu bu böyle, biz kadınların neler hissettiğini anlamak için yaptığı şu güzel şeye bakar mısınız? kendisini yoğuran ataerkil topluma tepki olarak ilginç bir başkaldırıydı bu. etkilenmiştim ve onunla sohbet etmeye devam ettim.
onunla da tesadüf budur ki aynı şehirde yaşıyor çıktık ve günün birinde buluşmaya karar verdik. onu ilk gördüğüm anı, tüm ayrıntılarıyla hala daha bu kadar net hatırlıyor oluşum kesinlikle büyük bir şaşkınlık hissinden ileri gelmekteydi. siyah kemik çerçeve gözlükleri ardındaki uzun kirpikli iri kahverengi gözleri, tıpkı bir ceylanın gözlerini andırıyordu. o kadar yakışıklı sayılmazdı ve hatta çirkindi fakat kararlıydım ki, bu kez birileriyle aramda bir şeyler olacaksa, dış görünüşe takılmayacak, onun iç güzelliğini önceliğim yapacaktım. yüz yüze tanışma zamanına kadar internet üzerinden bolca yazışmış, artık onun kalbinin güzelliği konusunda neredeyse emin olmuştum zaten. bir kere kadın kılığında yazıyor oluşu, kadınları anlamakta bu kadar özverili davranması o kadar hoşuma gitmişti ki, bunu size nasıl tarif edebilirim bilmiyorum.
gel zaman git zaman artık sevgili olmuştuk, kimi günler geceyi bende geçirir, benden kalkar işine giderdi. kariyeri de parlak olan bu genç, allahın tamamlamayı unuttuğu eksik ve çirkin sıfatına karşın, tam evlenilecek bir tipti. dediğim gibi, iç güzelliğine, iyiliğe, başarılı, doğru bir hayata önem verdiğim o süreçte karşıma çıkan bu oğlan, hissediyordum ki alnımın yazısı, evimin erkeği, gelecekteki çocuklarımın babasıydı.
ama ilginç bir şey yaşandı... ve maalesef... yollarımız ayrıldı...
günün birinde ki hiç unutmam o günü, sınıfımızın ineği medine'nin benden ders notu istediği ilk ve tek gündür, merkez kırtasiyelerin birinde fotokopi çektirmek için okuldan erken çıkmış, işlerimi tamamlamış, evime dönmüştüm. ailemin derslerim için kullanırım diye aldığı ve o zamana kadar çeşitli günahları işlemek için kullandığım laptobumu, dört senede ikinci kez derslerim için kullanacaktım ki, batarya hata verdi ve lanet laptobum açılmadı.
fişini takıyorum, olmuyor, bataryayı tak-çıkar yapıyorum, açılmıyor.
nihayetinde, boy friendimin laptobu evdeydi, o gelene kadar kullanabilirdim, bir şey demezdi nasılsa.
laptobunun ekranını kaldırmamla birlikte, önüme bir sayfa açıldı arkadaşlar. zannedersem kendisi gece, uykudan önce laptobunu kapatmadan öylece ikiye katlayarak bir kenara koymuş ve cihaz, kendisini otomatik beklemeye almış. ekranı açınca, olduğu gibi bir gece öncesinden kalan sayfalar açık halde önüme çıkıverdi arkadaşlar.
ben ki, başkalarının özel alanlarını asla kurcalamam, bana nedir yani ama, gayri ihtiyari açılan sayfadaki özel yazışmaların bir kısmını görmüş oldum. karşılıklı öpücükler atılmış, iyi uykular dilenmiş, "rahatlattın beni, teşekkür ederim" filan... merakıma yenilerek, biraz da "boynuzluyor mu lan bu beni?" gibi çok yanlış ve haksız bir fikre kapılarak, tüm konuşmayı okuma kararı aldım ve açık kalan dm kutusu sayfasını yukarı doğru kaydırmaya başladım:
-yaların
-memelerin
-tanganı ısırıyorum
-ama gıdıklandım
-şu anda napıyorsun bana
-oh devam et
-üzerinde ne var
-elim yavaş yavaş aşağı iniyor
lanet olsun, bu bir şaka olmalıydı, iki erkeğin sexting yazışmalarını mı okuyordum ben? üstelik karşıdaki erkek, benimkini kadın sanarak baya bir gaza da gelmiş. okumaya devam ettim, ettikçe laptobu banyoya sokup boy abdesti aldırmamak için kendimi zor tuttum:
-düğmelerini yukarıdan aşağıya doğru açıyorum
-saçlarını okşuyorum mm mis gibi kokuyorlar
-göğüs kıllarını okşuyorum
-okşuyorum
-okşuyorum
-elime aldım
-okşa
-okş
öğk...
rahat iki sayfa boyunca birbirlerini okşayarak cilveleşmişler.
daha yukarılara çıkıyorum ki ne göreyim, yabancı erkek, benim biricik erkeğimi sıkıştırmış, çok ısrar etmiş, "hadi yapalım, nolcak, ikimiz de rahatlarız" filan demiş, kandırmış. ah yavrum benim, ah benim iyi kalpli biricik ballı turtam da bu ısrarları kıramayarak kabul etmiş ve salt iyiliğinden adamı rahatlatıvermiş. bunu görünce beynimden vurulmuşa döndüm, benim erkeğimi nasıl kandırıp sexting yapabilirdi bu pis sapık adam?!!
hemen kendisine yazdım:
-kadınıma bir daha yazdığını görürsem senin dalağını sökerim. ben onun erkek arkadaşıyım, en ufak bir iletişiminiz olduğunu görmeyeyim oğlum bulurum seni ve sülaleni ...
erkek arkadaşımı o pis sapıktan korumanın verdiği gururla, laptobu kapatıp bir köşeye bıraktım ve düşünmeye başladım arkadaşlar. bu kadar temiz, bu kadar iyi kalpli, insanları kıramayan, onların iyiliği için onlara her şartta yardımcı olan bu adamı gerçekten hak ediyor muydum? ah morticia, sen bu kadar masum, bu kadar temiz kalmayı başarabildin mi? elbette cevabım "hayır" olmuştu. kalbim ağırlaştı, yüzüm durgunlaştı, üzerime o an kara bir bulut çöktü. belli olmuştu, biz, ayrı dünyaların insanıydık. ben daha dark kalıyordum, daha kirliydim ve bu iyilik meleği oğlanla olmak, ona yapacağım en büyük kötülük olurdu.
boy friendim nihayet eve gelmişti. onu karşıma oturttum ve olanı biteni anlatarak, kendisi kadar iyi yürekli bir insanın, ben gibi kirli bir kadını hak etmediğini söyleyerek ondan ayrıldım.
gözyaşları içerisinde birbirimize sarıldık ve aynı gece içerisinde bavulunu toplayarak evimden, benden, yüreğimden, gitti.
güzel yürekli, yardımsever kadın oğlan, uzaklarda bir yerlerde umarım mutlusundur.
devamını gör...
sıcak nokta volkanizması
yer kabuğunun hareketli olması nedeniyle, yer yüzeyine lav püskürten noktanın sürekli olarak yeni yanardağlar oluşturduğu bölgeler. dünya üzerindeki en önemli örneği hawaii adalarıdır.
çok basit bir animasyonunu şurada görebilirsiniz.
çok basit bir animasyonunu şurada görebilirsiniz.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama öyle, uzun zamandır bir araya gelinememiş arkadaşlarla, güzel bir sohbet ortamı oluşacak beklentisiyle yükselerek teşrif ettiğiniz buluşma mekanında, birlikte geçirilen zamanın en az %35'ini instagram postu için müthiş(!) kareler yakalayarak; geri kalan zamanın da en az %42'sini, oturulan mekanın duvardaki lcd ekranında dönen, ortamdaki hiç kimsenin taraftarı olmadığı bir maçı, ilk defa büyü görmüş harry potter gibi hipnotize olunmuş bir alakayla izleyip, bi'de yetmezmiş gibi yarım kulakla sizi dinliyormuş gibi yapan hadsizler ordusuna yarım gününüzü heba etmişsiniz gibi bir günaydın değil elbet...
sizi gördüğüne ne kadar sevindiğini, yüzüne yerleştirdiği o samimi tebessümden,
sizi ne kadar özlediğini size sarılışından, konuşurken temas edişinden, anlattıklarınızı ilgi ile dinlemesinden anladığınız; 'lütfen aç'' ısrarınıza rağmen çalan telefonunu sessize alarak onun için ne kadar kıymetli olduğunuzu size hissettiren kişilerle sıkı bağlar kurmuşsunuz gibi bir günaydın...

(görsel google arama motorundan ''harry potter şaşkın'' şeklinde aratılarak araklanmıştır.)
ama öyle, uzun zamandır bir araya gelinememiş arkadaşlarla, güzel bir sohbet ortamı oluşacak beklentisiyle yükselerek teşrif ettiğiniz buluşma mekanında, birlikte geçirilen zamanın en az %35'ini instagram postu için müthiş(!) kareler yakalayarak; geri kalan zamanın da en az %42'sini, oturulan mekanın duvardaki lcd ekranında dönen, ortamdaki hiç kimsenin taraftarı olmadığı bir maçı, ilk defa büyü görmüş harry potter gibi hipnotize olunmuş bir alakayla izleyip, bi'de yetmezmiş gibi yarım kulakla sizi dinliyormuş gibi yapan hadsizler ordusuna yarım gününüzü heba etmişsiniz gibi bir günaydın değil elbet...
sizi gördüğüne ne kadar sevindiğini, yüzüne yerleştirdiği o samimi tebessümden,
sizi ne kadar özlediğini size sarılışından, konuşurken temas edişinden, anlattıklarınızı ilgi ile dinlemesinden anladığınız; 'lütfen aç'' ısrarınıza rağmen çalan telefonunu sessize alarak onun için ne kadar kıymetli olduğunuzu size hissettiren kişilerle sıkı bağlar kurmuşsunuz gibi bir günaydın...

(görsel google arama motorundan ''harry potter şaşkın'' şeklinde aratılarak araklanmıştır.)
devamını gör...
evde ayakkabıyla gezen insan
aaaa beni anlatan başlık açmışlar şeklinde tepki verdiren başlık. benimdir efenim bu. ayrıca ajanslardan gelen son habere göre ne sitkom karakteriyim ne de ecnebiyim, yani öyle diyollaaa.
e kardeş ne demeye giyiyorsun? derseniz de anlatıverem gari. belki aranızda benim gibi ağrıları olan birileri vardır da çareyi buluverirler. yalnız dikkat, tanım birazcık uzun.
uzun yıllar boyunca gece gündüz fark etmeksizin bacaklarımda ağrılar oldu. kaç tane doktora gittiysem de hepsinden şu cevabı aldım "büyüme ağrısıdır, geçer".
doktordur dedik, vardır bi bildiği dedik; geçmesini bekledik ama geçmedi. tabi bu arada benim ağrıların şiddeti arttı. ağrılardan ağlarken sızarsam uyuyabiliyordum. yoksa uyutmuyordu meret. bu sıralarda doktorun biri huzursuz bacak sendromu olabilir dedi. sonunda farklı bi cümle duymuş olmanın verdiği sevinçle onu araştırdık, yapılması gerekenleri yaptık, ettik falan ama i ih. benim ağrılar aynı devam. ben yine doktor doktor gezerken bir gün bi doktor dedi ki "sende düz tabanlık var". kendimden emin şekilde dedim ki, "yooo onun da kontrolü yapıldı, düz taban değilim ben". doktor hanım* "bi de ben tetkik edeyim" dedi ve muayene etti kiii bin-go. normalde düz tabanlık doğuştan gelen bi durummuş lakin çok az bi oran da olsa sonradan oluşan düz tabanlık diye bir şey varmış ve bendeniz bu az orandaki insan topluluğunun içine girmeyi başarmışım *. iyi tamam teşhisi koyduk, peki nedir bu? dedim veee olaylar başladı. benim ayakta oluşan taban dengesizliği sebebiyle kaslarım ve iskeletim hasar görüyormuş. bu yüzden de ben yıllardır bacak ağrısı çekiyormuşum. hatta bu yüzden gencecik yaşımda bi de bel fıtığım var*. neyse. sonra ben yine dedim ki, ne olduğunu öğrendik, peki şimdi ne yapacağım? doktor hanım da dedi ki, bir medikale gideceksin ve kendine özel tabanlık yaptırıp devamlı kullanacaksın. o da neymiş, yeniyor muymuş? falan diye işin goygoyuna bakarken bi taraftan da gidip kendime bi tabanlık yaptırdım*. tamam bu sefer bitti derken de ayakkabı sorunu ile karşılaştım. ayakkabıya ayağım sığarsa tabanlık; tabanlık sığarsa benim ayak sığmıyordu. normal ayak numaramdan epeyce büyük ayakkabılar alarak bu sorunu da bi şekilde halletmiş oldum. eh dedim tamam artık, göreyim bunca emek ağrıları geçirecek mi? geçti dostlar... tabanlığı kullandıktan sonra gelen o his gerçekten dünya varmış dediğim nadirane anlardan birini yaşatan histir. her ne kadar ayağımda yarı yarıya düz tabanlık olsa da, bel fıtığı sahibi olsam da artık ağrılarım yok ya, bu bana yetiyor.
şimdi konunun başına dönersek, tabanlık kullanımı beni rahatlattığı için sadece evde giydiğim özel bi spor ayakkabım var. haliyle ben de bu başlıktaki gruba dahil oluyorum.
işte böyle sayın yazarlar. öyle kafanıza göre hemencik insanları kategorize etmeyin sitkom karakteri, ecnebi vs diye. konuyu biraz deşince altından bi kürek gübre* çıkar da kalıverirsiniz öyle. haydi selam ile.
e kardeş ne demeye giyiyorsun? derseniz de anlatıverem gari. belki aranızda benim gibi ağrıları olan birileri vardır da çareyi buluverirler. yalnız dikkat, tanım birazcık uzun.
uzun yıllar boyunca gece gündüz fark etmeksizin bacaklarımda ağrılar oldu. kaç tane doktora gittiysem de hepsinden şu cevabı aldım "büyüme ağrısıdır, geçer".
doktordur dedik, vardır bi bildiği dedik; geçmesini bekledik ama geçmedi. tabi bu arada benim ağrıların şiddeti arttı. ağrılardan ağlarken sızarsam uyuyabiliyordum. yoksa uyutmuyordu meret. bu sıralarda doktorun biri huzursuz bacak sendromu olabilir dedi. sonunda farklı bi cümle duymuş olmanın verdiği sevinçle onu araştırdık, yapılması gerekenleri yaptık, ettik falan ama i ih. benim ağrılar aynı devam. ben yine doktor doktor gezerken bir gün bi doktor dedi ki "sende düz tabanlık var". kendimden emin şekilde dedim ki, "yooo onun da kontrolü yapıldı, düz taban değilim ben". doktor hanım* "bi de ben tetkik edeyim" dedi ve muayene etti kiii bin-go. normalde düz tabanlık doğuştan gelen bi durummuş lakin çok az bi oran da olsa sonradan oluşan düz tabanlık diye bir şey varmış ve bendeniz bu az orandaki insan topluluğunun içine girmeyi başarmışım *. iyi tamam teşhisi koyduk, peki nedir bu? dedim veee olaylar başladı. benim ayakta oluşan taban dengesizliği sebebiyle kaslarım ve iskeletim hasar görüyormuş. bu yüzden de ben yıllardır bacak ağrısı çekiyormuşum. hatta bu yüzden gencecik yaşımda bi de bel fıtığım var*. neyse. sonra ben yine dedim ki, ne olduğunu öğrendik, peki şimdi ne yapacağım? doktor hanım da dedi ki, bir medikale gideceksin ve kendine özel tabanlık yaptırıp devamlı kullanacaksın. o da neymiş, yeniyor muymuş? falan diye işin goygoyuna bakarken bi taraftan da gidip kendime bi tabanlık yaptırdım*. tamam bu sefer bitti derken de ayakkabı sorunu ile karşılaştım. ayakkabıya ayağım sığarsa tabanlık; tabanlık sığarsa benim ayak sığmıyordu. normal ayak numaramdan epeyce büyük ayakkabılar alarak bu sorunu da bi şekilde halletmiş oldum. eh dedim tamam artık, göreyim bunca emek ağrıları geçirecek mi? geçti dostlar... tabanlığı kullandıktan sonra gelen o his gerçekten dünya varmış dediğim nadirane anlardan birini yaşatan histir. her ne kadar ayağımda yarı yarıya düz tabanlık olsa da, bel fıtığı sahibi olsam da artık ağrılarım yok ya, bu bana yetiyor.
şimdi konunun başına dönersek, tabanlık kullanımı beni rahatlattığı için sadece evde giydiğim özel bi spor ayakkabım var. haliyle ben de bu başlıktaki gruba dahil oluyorum.
işte böyle sayın yazarlar. öyle kafanıza göre hemencik insanları kategorize etmeyin sitkom karakteri, ecnebi vs diye. konuyu biraz deşince altından bi kürek gübre* çıkar da kalıverirsiniz öyle. haydi selam ile.
devamını gör...
normal sözlük'e nick altındaki tanımı silme özelliği gelsin kampanyası
madem başlık engelleyemiyoruz kendi nick altımıza gelen bir tanımı silme hakkımız olsun diye düşünüyorum. birinden hazzetmiyor tanımlarını engelliyorsunuz, fakat malum kişi gelip nickaltınıza rahatça yazabiliyor sizi görebiliyor sizi yine takip edeibliyor. kendi nickaltımızı bari kontrol edebilelim diye düşünüyorum.
devamını gör...
büyük macellan bulutu
samanyolu galaksisi'nin uydularından biri olan düzensiz cüce galaksi. yaklaşık 150-200 bin ışık yılı uzaklıkta bulunur ve en yakın uydu galaksilerden biridir.
ışık kirliliği olmayan bölgelerde, güney yarım küreden çıplak gözle görülebilir. dorado ve mensa takımyıldızları yönüne bakmak gerekir. özellikle belirli aylarda kuzey yarım küreden de izlenebilir. ancak ufuktan çok fazla yükselmediğinden, gözlem şartları güneye göre daha kısıtlıdır.
içerisinde yaklaşık 10 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir. gökyüzüne baktığınızda dolunayın kapladığı alanın yaklaşık 20 katı kadar daha büyük alan kaplar ancak oldukça sönük olduğundan ay kadar net görünmez.
düzensiz cüce galaksilerin çoğunda olduğu gibi, büyük macellan bulutu'nda da gaz ve toz boldur. bu da yıldız oluşumunun devam ettiği anlamına gelir. özellikle nötrinoların varlığı ile ilgili güzel kanıtlara vesile olan sn 1987a süpernovası bu galaksi içerisinde gerçekleşmiştir. ayrıca x ışın kaynakları da bulunur ve bu da yüksek enerji astrofiziği çalışan gök bilimciler için güzel bir veri tabanı sayılır.
küçük macellan bulutu ile ortak bir gaz ve toz yığını içerisinde bulunurlar. bu da uzun süredir birbirleriyle etkileşim halinde olduklarını gösterir.
şurada kendisine zum yapılırken kısa bir görüntüsü var:
ışık kirliliği olmayan bölgelerde, güney yarım küreden çıplak gözle görülebilir. dorado ve mensa takımyıldızları yönüne bakmak gerekir. özellikle belirli aylarda kuzey yarım küreden de izlenebilir. ancak ufuktan çok fazla yükselmediğinden, gözlem şartları güneye göre daha kısıtlıdır.
içerisinde yaklaşık 10 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir. gökyüzüne baktığınızda dolunayın kapladığı alanın yaklaşık 20 katı kadar daha büyük alan kaplar ancak oldukça sönük olduğundan ay kadar net görünmez.
düzensiz cüce galaksilerin çoğunda olduğu gibi, büyük macellan bulutu'nda da gaz ve toz boldur. bu da yıldız oluşumunun devam ettiği anlamına gelir. özellikle nötrinoların varlığı ile ilgili güzel kanıtlara vesile olan sn 1987a süpernovası bu galaksi içerisinde gerçekleşmiştir. ayrıca x ışın kaynakları da bulunur ve bu da yüksek enerji astrofiziği çalışan gök bilimciler için güzel bir veri tabanı sayılır.
küçük macellan bulutu ile ortak bir gaz ve toz yığını içerisinde bulunurlar. bu da uzun süredir birbirleriyle etkileşim halinde olduklarını gösterir.
şurada kendisine zum yapılırken kısa bir görüntüsü var:
devamını gör...
charlie'nin çikolata fabrikası
2005 yapımı tim burton yönetmenliğinde, john august ve roald dalh senaristliğinde çekilmiş çocuk, komedi, fantastik, macera filmidir.
kitaptan uyarlama bir film kendileri. çatlak çikolata fabrika sahibi willy wonka'nın halka çikolataların içinden çıkan bileti getiren 5 çocuğu fabrikasını gezdireceğini açıklamasıyla başlıyor her şey.
ilk çocuk augustos golup sürekli çikolata yiyen hafif tombul bir çocuk kendileri. ikinci çocuk veruca salt ailesinin ne isterse yaptığı şımarık bir kız. üçüncü çocuk violet beaurge kafayı birincilikle bozmuş annenin kafayı birincilikle bozmuş itici kızı. dördüncü mike teavee kafayı bilgisayar oyunlarıyla bozmuş agresif ve wonka'yı sürekli aşağılamaya çalışan bir çocuk. ve son çocuk charlie çikolata fabrikası hayranı, fakir bir ailenin akıllı çocuğu.
wonka bu turu isterken bir amaca hizmet ediyor. hem çocuklara dersler vermek onları yola getirmek hem de yerine bir varis seçmek.
wonka'nın babasıyla yaşadığı kötü deneyimler de yansıyor filme. sanırım bu garip hallerinin nedeni kötü ebevy ilişkisi.
wonka'yı efsane oyunculuğuyla johnny depp canlandırıyor.
umpa lumpalar hele ki o garip gurup umpa lumpalar evlerden ırak diyor aranızdan ayrılıyorum.
keyifli ama zaman zaman sıkıcı olan bir film. gerçi çok beğenilmiş ama sanırım ben modum da değildim.
keyifli seyirler efem...
seslendirme ekibi,
willy wonka (sungun babacan)
charlie bucket (burak urans)
büyükbaba joe (erol günaydın)
bay bucket (sefa zengin)
bayan beauregarde (zeynep özden ayyıldız)
bay salt (nüvit candaner)
dr. wonka (kaya akarsu)
bay teavee (ali ekber diribaş)
violet beauregarde (hazal erdal)
veruca salt (ece tuncacı)
mike teavee (ömer can duna)
anlatıcı (mazlum kiper)
büyükbaba george (erhan abir)
kitaptan uyarlama bir film kendileri. çatlak çikolata fabrika sahibi willy wonka'nın halka çikolataların içinden çıkan bileti getiren 5 çocuğu fabrikasını gezdireceğini açıklamasıyla başlıyor her şey.
ilk çocuk augustos golup sürekli çikolata yiyen hafif tombul bir çocuk kendileri. ikinci çocuk veruca salt ailesinin ne isterse yaptığı şımarık bir kız. üçüncü çocuk violet beaurge kafayı birincilikle bozmuş annenin kafayı birincilikle bozmuş itici kızı. dördüncü mike teavee kafayı bilgisayar oyunlarıyla bozmuş agresif ve wonka'yı sürekli aşağılamaya çalışan bir çocuk. ve son çocuk charlie çikolata fabrikası hayranı, fakir bir ailenin akıllı çocuğu.
wonka bu turu isterken bir amaca hizmet ediyor. hem çocuklara dersler vermek onları yola getirmek hem de yerine bir varis seçmek.
wonka'nın babasıyla yaşadığı kötü deneyimler de yansıyor filme. sanırım bu garip hallerinin nedeni kötü ebevy ilişkisi.
wonka'yı efsane oyunculuğuyla johnny depp canlandırıyor.
umpa lumpalar hele ki o garip gurup umpa lumpalar evlerden ırak diyor aranızdan ayrılıyorum.
keyifli ama zaman zaman sıkıcı olan bir film. gerçi çok beğenilmiş ama sanırım ben modum da değildim.
keyifli seyirler efem...
seslendirme ekibi,
willy wonka (sungun babacan)
charlie bucket (burak urans)
büyükbaba joe (erol günaydın)
bay bucket (sefa zengin)
bayan beauregarde (zeynep özden ayyıldız)
bay salt (nüvit candaner)
dr. wonka (kaya akarsu)
bay teavee (ali ekber diribaş)
violet beauregarde (hazal erdal)
veruca salt (ece tuncacı)
mike teavee (ömer can duna)
anlatıcı (mazlum kiper)
büyükbaba george (erhan abir)
devamını gör...
atatürk bugün yaşasaydı ak partili olurdu
dedemin inanarak söylediği tez.
ihtiyarla oturup çayımızı yudumlarken o lanet siyaset bataklığına adım atmamızla başladı.
ihtiyar bugünlerimizin değerini anlattı. sorunu isyana, şükürsüzlüğe kadar getirdi.
nankör ve devlet düşmanlığıyla süslerken, hard kapitalizm abimiz içimden '' ulan şu yaşlı moruklar yok mu'' haykırdı.
ah ah . kaybedeceğim bir savaşa girmiştim. taş devrinin ilk dönemlerini anlatıyor sanıyordum ama dedem 50 yıl öncesini anlattığını sonradan fark ettim.
yolların olmadığını, hastanelerin, türbanlı bacıları, camilerin ahıra, türkçe ezan hadisesi, tüp kuyrukları, kara borsa, sağ sol, alevi sünni olayları, darbeler uzun bir masal .
''hey hey atatürk bugün yaşasaydı akp rozeti takar'' diye noktalı.
inanmış gibi yapıp fazla kalbini yormadım.
dedemi incitemedim.
the walking deadler hakkın rahmetine kavuşmadığı sürece zor.
ihtiyarla oturup çayımızı yudumlarken o lanet siyaset bataklığına adım atmamızla başladı.
ihtiyar bugünlerimizin değerini anlattı. sorunu isyana, şükürsüzlüğe kadar getirdi.
nankör ve devlet düşmanlığıyla süslerken, hard kapitalizm abimiz içimden '' ulan şu yaşlı moruklar yok mu'' haykırdı.
ah ah . kaybedeceğim bir savaşa girmiştim. taş devrinin ilk dönemlerini anlatıyor sanıyordum ama dedem 50 yıl öncesini anlattığını sonradan fark ettim.
yolların olmadığını, hastanelerin, türbanlı bacıları, camilerin ahıra, türkçe ezan hadisesi, tüp kuyrukları, kara borsa, sağ sol, alevi sünni olayları, darbeler uzun bir masal .
''hey hey atatürk bugün yaşasaydı akp rozeti takar'' diye noktalı.
inanmış gibi yapıp fazla kalbini yormadım.
dedemi incitemedim.
the walking deadler hakkın rahmetine kavuşmadığı sürece zor.
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
''benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.''
devamını gör...
davaydavay
sen o kadar tanım gir, zamanını harca 3 saat önce hesap açan yazarın nickalti dolsun taşsın.. ulan..............
başlık açsam entry girmezsiniz srfszler.
başlık açsam entry girmezsiniz srfszler.
devamını gör...
en nefret edilen hayvan
hayvanlardan neden nefret edersin ki? kendi hallerinde takılıyorlar işte. bir piramit var ona riayet ediyorlar. herkes ekmeğinin peşinde. her şeyden de nefret edilmez ki canım.
devamını gör...
cinsiyetçi başlık açanlar uçurulsun kampanyası
ayrımcılık, nefret ve düşmanlık eksenindeki fikirleri savunan tek hücreli organizmaların esaslı bir linç yedikten sonra kendi açtıkları başlıktan topuklamalarını görmekten zevk aldığım için destek vermediğim kampanya.*
devamını gör...
