10 yaşındaki çocuğun üzerine kolonya dökülüp yakılması
gidecek yeri olmadığı için
kuran kursuna yollanan çocukları,
boşanan ailelerin çocuklarını,
boşanmayan ama dünya umurunda olmayan ailelerin çocuklarını,
evlat sahibi olmamayı meziyet sanıp sorumluluktan kaçan yetişkinleri,
vb.
tüm tatsız olan biteni masaya yatırmak lazım
kanaatine varmama sebep olan başlık.
kuran kursuna yollanan çocukları,
boşanan ailelerin çocuklarını,
boşanmayan ama dünya umurunda olmayan ailelerin çocuklarını,
evlat sahibi olmamayı meziyet sanıp sorumluluktan kaçan yetişkinleri,
vb.
tüm tatsız olan biteni masaya yatırmak lazım
kanaatine varmama sebep olan başlık.
devamını gör...
sevişmek isteyen kızlar
kızların sevişmemesi gerektiğini düşünüyorsanız, erkekler olarak birbirinizle sevişin konu kapansın.
devamını gör...
moda diye giyilen şeyler
garip görünen ve kimsenin kral çıplak diyememesinden ötürü göz kanatan aksesuarlar, kombinler ve parçalardır.
örneğin erkeklerde kısa paça. eskiden böyle pantolonu kısa olanlara, yazık, durumu yok derdik.
şükür, azalarak bitti ama erkeklerin bir giydikleri ucu allaha bakan, etli pide gibi uzun, parlak kösele ayakkabılar. sinbad reloaded gibi, o neydi öyle ya..
örneğin erkeklerde kısa paça. eskiden böyle pantolonu kısa olanlara, yazık, durumu yok derdik.
şükür, azalarak bitti ama erkeklerin bir giydikleri ucu allaha bakan, etli pide gibi uzun, parlak kösele ayakkabılar. sinbad reloaded gibi, o neydi öyle ya..
devamını gör...
sözlüğün 1.yılının gelip çatması
iyi ki doğdun sözlük!
devamını gör...
eşekarısı fabrikası
fay weldon’ın “çağdaş ingiliz edebiyatının büyük beyaz umudu” diyerek selamladığı iskoç yazar iain banks’in ilk romanı eşekarısı fabrikası, 1980’li yıllarda ingiltere’de yayımlanan tüm romanlar arasında en çok tartışılan kitaplardan biri oldu. gazete ve dergilerde abartılı yergi ve övgülerle sürdürülen tartışmaların harareti dindikten ve banks yazdığı diğer romanlarla yeteneğini kanıtladıktan sonra kitaba gerçek değeri verilebildi. metin, çocuk ve şiddet temasını işleyişindeki başarısı açısından sineklerin tanrısı ve teneke trampet gibi başyapıtlarla kıyaslanıyor artık.
gotik roman geleneğine uygun olarak, olaylar iskoçya kıyılarında, tecrit edilmiş bir adacıkta ve temelde üç kişi etrafında gelişiyor. 60’lı yıllarda hippi anarşist bir gruba katılmış olan eksantrik baba, tuhaf deneyler yapmaya meraklı, oğluna saçma sapan şeyler öğretmekten zevk alan bir biyokimyacı. “aile”nin son derece duyarlı, kırılgan ve zeki büyük oğlu eric, tıp fakültesinde öğrenciyken karşılaştığı korkunç bir olay yüzünden akli dengesini yitirmiş ve geri döndüğü ada civarındaki bütün köpekleri yakmaya başladığı için kapatıldığı tımarhaneden kaçan, tehlikeli biri. romanın anlatıcısı frank ise, babası doğum kaydını bilerek yaptırmadığı için resmen var olmayan ve bu yüzden de çok yalnız bir hayat süren bir çocuk. tüm yalnız çocuklar gibi frank de fantezilerle dokuduğu mitik bir dünya yaratmıştır kendine. ama şiddet, zulüm ve ölüm üzerine kurulu bir dünyadır onunki. olağanüstü zekice planlar kurarak kendi yaşlarındaki iki kuzenini ve öz kardeşini öldürmüştür. eşekarısı fabrikası gibi karmaşık düzenekler kurarak korkunç eziyetlerle öldürdüğü hayvanların, ölme biçimleriyle kendisine yakın geleceği haber verdiklerine inanır. romanın sonunda yaptığı bir keşif, bu mitik dünyanın tamamen yıkılmasına ve kendisi hakkındaki korkunç gerçeği öğrenmesine yol açacaktır.
banks inanılmaz hayal gücü ve anlatı ustalığıyla gerçeküstücü resimlerden çıkmışa benzeyen müthiş sahneler yaratıyor bu romanda. dehşet ve ölümle dolu, ama ironik ve gerçekten iyi yazılmış bir kitap bu. ahlâki bir mesajı falan yok ama okuru fena halde tedirgin ediyor. masumiyeti tıkıştırdığımız son sığınak olan çocukluğun içerebileceği şiddetle yüzleştiriyor çünkü bizi.
gotik roman geleneğine uygun olarak, olaylar iskoçya kıyılarında, tecrit edilmiş bir adacıkta ve temelde üç kişi etrafında gelişiyor. 60’lı yıllarda hippi anarşist bir gruba katılmış olan eksantrik baba, tuhaf deneyler yapmaya meraklı, oğluna saçma sapan şeyler öğretmekten zevk alan bir biyokimyacı. “aile”nin son derece duyarlı, kırılgan ve zeki büyük oğlu eric, tıp fakültesinde öğrenciyken karşılaştığı korkunç bir olay yüzünden akli dengesini yitirmiş ve geri döndüğü ada civarındaki bütün köpekleri yakmaya başladığı için kapatıldığı tımarhaneden kaçan, tehlikeli biri. romanın anlatıcısı frank ise, babası doğum kaydını bilerek yaptırmadığı için resmen var olmayan ve bu yüzden de çok yalnız bir hayat süren bir çocuk. tüm yalnız çocuklar gibi frank de fantezilerle dokuduğu mitik bir dünya yaratmıştır kendine. ama şiddet, zulüm ve ölüm üzerine kurulu bir dünyadır onunki. olağanüstü zekice planlar kurarak kendi yaşlarındaki iki kuzenini ve öz kardeşini öldürmüştür. eşekarısı fabrikası gibi karmaşık düzenekler kurarak korkunç eziyetlerle öldürdüğü hayvanların, ölme biçimleriyle kendisine yakın geleceği haber verdiklerine inanır. romanın sonunda yaptığı bir keşif, bu mitik dünyanın tamamen yıkılmasına ve kendisi hakkındaki korkunç gerçeği öğrenmesine yol açacaktır.
banks inanılmaz hayal gücü ve anlatı ustalığıyla gerçeküstücü resimlerden çıkmışa benzeyen müthiş sahneler yaratıyor bu romanda. dehşet ve ölümle dolu, ama ironik ve gerçekten iyi yazılmış bir kitap bu. ahlâki bir mesajı falan yok ama okuru fena halde tedirgin ediyor. masumiyeti tıkıştırdığımız son sığınak olan çocukluğun içerebileceği şiddetle yüzleştiriyor çünkü bizi.
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
çocukken sokaktaki arkadaşlarımla akşam on bire kadar oyun oynamayı, kahkahalarımızın duvara yankılandığı günleri özledim.
devamını gör...
2023'te mührü ak parti'ye vurmak
(bkz: eksi butonu) na neden ihtiyacımızın olduğunu gösteren başlık.
devamını gör...
sarılmak
bir üst noktası sarıldığınız bireyin kokusunun sizin üzerinize sinmesidir.
devamını gör...
normal sözlük'te çıkacak ilk tartışma
seviyeli bir sekilde olursa tadından yenmez..
devamını gör...
kalbe dokunan şarkı sözleri
"bi gün ölür gidersem kaza kurşunuyla
beni vuran her kimse çıkar birkaç gün sonra
oysa ben hiç kimseyim hiç olmadım
bir hastahanede kadavrayım hiç ölmedim
bir dünya varsa ben orda yoksam ben nerdeyim"
pinhani-hiç kimseyim
çok sevdiğim pinhani'nin kalbime en çok dokunan şarkılarından.. ilk defa kadavra gördüğüm zamana gidiyorum. mezarlıklardan çok etkilendim hep ama o an çok farklıydı. kendimi o kadar yakın hissettim ki o kadavraya yoğun bir duygu patlaması yaşamıştım. bu şarkının bi hikayesi de oldu bende. belki de çok yakın olduğumuz için kadavrayla ayrılamadım ondan bir türlü.
beni vuran her kimse çıkar birkaç gün sonra
oysa ben hiç kimseyim hiç olmadım
bir hastahanede kadavrayım hiç ölmedim
bir dünya varsa ben orda yoksam ben nerdeyim"
pinhani-hiç kimseyim
çok sevdiğim pinhani'nin kalbime en çok dokunan şarkılarından.. ilk defa kadavra gördüğüm zamana gidiyorum. mezarlıklardan çok etkilendim hep ama o an çok farklıydı. kendimi o kadar yakın hissettim ki o kadavraya yoğun bir duygu patlaması yaşamıştım. bu şarkının bi hikayesi de oldu bende. belki de çok yakın olduğumuz için kadavrayla ayrılamadım ondan bir türlü.
devamını gör...
islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
gerçek islam açıp okumakla olmuyor, kelimenin anlamını bilmekle de olmuyor bir de üzerine uygulamamakla hiç olmuyor. bir çok insan gerçekten merak edip ilgili bir şekilde okuyor, araştırıyor ve inanmamayı seçiyor. kör cahil bi şekilde ''tükaka islam'' demek elbette yanlıştır. bence her başlık açan insan cahil değildir, en azından islam konusunda. bence daha tehlikelisi ve çirkini açıp kur'an'ı okumuş olmasına, her türlü açıklamaları bilmesine rağmen, kul hakkına girendir, insanların dini duygularını sömürendir.(bkz: benim türbanlı bacımı dövdüler) (bkz: benim ablam odtü'de türbanı yüzünden 4 kere uzaklaştırıldı) (bkz: insanların aşı yaptırması için diyanetin açıklama yapması lazım) yani türkiye'de ıslam, türkiye solu gibidir; imam hatipliler başka müslüman, tarikatlar başka müslüman, hükümet müslümanımsılığı başkadır. böyle fraksiyon, müslümanlık tarihinde görülmemiştir. bence gerçek islam hiç biri değil deee. neyse islamı kötüleyen başlıkları görmezden geliniz efendim. mesela ben cinsiyetçi başlıkları görmezden geliyorum.
devamını gör...
balkonda kitap okuyan tip
ta kendisiyim. açık havada kitap okumanın tadı bir başka. mis gibi hava ve kitap... daha ne olsun !
devamını gör...
bir anneye verilecek öğütler
lütfen evladını başka çocuklarla kıyaslamayı bırak. ondaki yeteneği ortaya çıkarmaya ve onu doğru yönlendirmeye odaklan. bunu yaparsan sonunda kazanan sen olacaksın.
devamını gör...
louis aragon
beni korkunç yalnızlığımın içerisine çekmekte oldukça başarılı fransız, gerçeküstücü şair. *
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
devamını gör...
zekanın evrime etkisi
uzun vadade negatif olmuştur.
homo sapiens'in dünyaya tamamen dağıldığı 40.000 yıl öncesindeki bir insan bugünkü insandan daha zekiydi.

bu eser 40.000 yıl önce yapıldı. bunu yapan kişinin mesleği heykeltıraşlık değildi.
tarih öncesi devirlerde meslek diye bir şey yoktu. bir insan her şeyi bilmek zorundaydı. hangi bitkiler yenebilir, hangi hayvandan kaçmalıdır, giysi nasıl yapılır, silah nasıl yapılır, barınak nasıl yapılır....
bugün modern insanı doğaya bıraksanız bir hafta içinde ölür. ama atalarımız bering boğazını geçti. avustralya'ya gemi sürdü. amerika'yı evcilleştirdi. yerleşik hayata geçti, ekmek ve bira yapmayı öğrendi, hayvanları kendi isteklerine göre yetiştirdi.
günümğz insanı sadece tek bir alanda uzmanlaşıyor, onu da tam yapamıyor. bir mimar terzilikten anlamaz mesela. ya da bir akademisyen kaynakçılık yapamaz. ama atalarımız hem mimar, hem terzi, hem demir işçisi, hem avcı, hem doktor, hem sanatçı hem her şeydi.
arkeolojik kazılarda çıkan 70.000 yıllık insan kalıntılarıyla modern insan arasında hiç bir fark yok.

mağara adamı denince aklımıza bu görüntü geliyor ama 70.000 yıl önceki atalarımızın görünüş ve düşünüş olarak bizden hiç ama hiç farkı yoktu.
uzun lafın kısası insanlar giderek aptallaşıyor. ellerinde sonsuz bilgi kaynağı internet varken merak dahi etmiyorlar. öğrenmeye kendilerini kapatıyorlar. cehaletlerini vatan savunur gibi savunuyorlar. hepinizden tiksiniyorum aşağılık yaratıklar. ahhh pardon kantarın topuzunu kaçırdım. öhöm! insan zekası geri geri gitmektedir. bilginize.
homo sapiens'in dünyaya tamamen dağıldığı 40.000 yıl öncesindeki bir insan bugünkü insandan daha zekiydi.

bu eser 40.000 yıl önce yapıldı. bunu yapan kişinin mesleği heykeltıraşlık değildi.
tarih öncesi devirlerde meslek diye bir şey yoktu. bir insan her şeyi bilmek zorundaydı. hangi bitkiler yenebilir, hangi hayvandan kaçmalıdır, giysi nasıl yapılır, silah nasıl yapılır, barınak nasıl yapılır....
bugün modern insanı doğaya bıraksanız bir hafta içinde ölür. ama atalarımız bering boğazını geçti. avustralya'ya gemi sürdü. amerika'yı evcilleştirdi. yerleşik hayata geçti, ekmek ve bira yapmayı öğrendi, hayvanları kendi isteklerine göre yetiştirdi.
günümğz insanı sadece tek bir alanda uzmanlaşıyor, onu da tam yapamıyor. bir mimar terzilikten anlamaz mesela. ya da bir akademisyen kaynakçılık yapamaz. ama atalarımız hem mimar, hem terzi, hem demir işçisi, hem avcı, hem doktor, hem sanatçı hem her şeydi.
arkeolojik kazılarda çıkan 70.000 yıllık insan kalıntılarıyla modern insan arasında hiç bir fark yok.

mağara adamı denince aklımıza bu görüntü geliyor ama 70.000 yıl önceki atalarımızın görünüş ve düşünüş olarak bizden hiç ama hiç farkı yoktu.
uzun lafın kısası insanlar giderek aptallaşıyor. ellerinde sonsuz bilgi kaynağı internet varken merak dahi etmiyorlar. öğrenmeye kendilerini kapatıyorlar. cehaletlerini vatan savunur gibi savunuyorlar. hepinizden tiksiniyorum aşağılık yaratıklar. ahhh pardon kantarın topuzunu kaçırdım. öhöm! insan zekası geri geri gitmektedir. bilginize.
devamını gör...
metalci gençliğin tarihe karışması
belli bir kitlenin sisteme isyanının bayraktarlığını farklı dönemlerde farklı müzik türlerinin temsil etmesinden kaynaklıdır.
- caz-blues 1900'lerin başında amerika'da afro-amerikanlar için kendi kimliklerini ve varoluşlarını simgeleyen bir müzikti. avrupa'ya gelişiyle birlikte salon müziğine evrildi.
-rock müzik 60'larda sistem eleştirisiyle parladı, bugün her düşünceye hitap ediyor.
-metal 90'larda aynı kulvarda zirve yaptı, bugün genel itibariyle rock müziğin pozisyonuna geldi.
-günümüzde biz beğensek de beğenmesek de genç kitle sisteme isyanını rap ile dillendiriyor.
- caz-blues 1900'lerin başında amerika'da afro-amerikanlar için kendi kimliklerini ve varoluşlarını simgeleyen bir müzikti. avrupa'ya gelişiyle birlikte salon müziğine evrildi.
-rock müzik 60'larda sistem eleştirisiyle parladı, bugün her düşünceye hitap ediyor.
-metal 90'larda aynı kulvarda zirve yaptı, bugün genel itibariyle rock müziğin pozisyonuna geldi.
-günümüzde biz beğensek de beğenmesek de genç kitle sisteme isyanını rap ile dillendiriyor.
devamını gör...
sahip olduklarına şükret
ne hikmetse beraberinde hep, afrika'da açlıktan kırılan çocukların, kolu bacağı olmayan engellilerin fotoğraflarının paylaşıldığı mantık yoksunu cümle.
bunları paylaşan ponçikerin ne bir engeli ne de açlık gibi dertleri var oysa amünyüm. hayat ne garip...
bunları paylaşan ponçikerin ne bir engeli ne de açlık gibi dertleri var oysa amünyüm. hayat ne garip...
devamını gör...
mehmet boynukalın’ın tepki çeken 23 nisan paylaşımı
yetmiyor aga yetmiyor bunlara sadece ibadet etmek. bütün ülke hatta bütün dünya da müslüman olmalı. herkesin, her şeyin kontrolünü de istiyorlar. velhasılı diyanet işleri için son aylarda atağa kalkan bir şahsın yeni zırvası. olursa kılıçla dolaşır bu, tipi de müsait.
devamını gör...

