esrar ve kokainin yasallaşması gerektiği gerçeği
an itibariyla bu basligi sozlukte en cahil kafayla acilmis baslik olarak adlediyorum.
bir insan aptaldir, aptalligi basini yakar kendi hayatini etkiler kimseyi de baglamaz. ama aptalligi savunmak da olayi aptalliktan cikarir, virutik bir cahillige durumunu evirir. adli idarenle evinde esrarini da, kokainini de ic, bagimlisi ol, istedigin nitelikte intiharini et. ama olayi guzelleyip, yasallasmasi gerektigini savunmak nasil bir kafa yapisidir? saniyorum kokain kafasi dedikleri olay tam manasiyla budur.
esrar, kokain, ve turevleri psikoaktif birlesenlerdir. her ne kadar yok sentetik uyarici, yok bilmem ne olarak birbirinden ayirsaniz da yapilan arastirmalara gore, birbirlerinden hic oyle sert cizgilerle ayrismadigi, etki ve tepkilerinin benzer nitelikte oldugu gozlemlenmistir.
fiziksel olarak verdikleri zararlarin karacigerden tutun, kalbe, oradan kansere kadar gitmesine deginmeyecegim ama beynin merkezi sinir sistemini nasil deforme ettigi ve akabinde ihtihara goturecek kadar ruhsal bunalima nasil suruklediginden bahsedecegim...
madde bagimliligi zihnin limpik sisteminde yer alan odul zevk bolumunu hedef almasiyla olusur. beynin bu bolumunu bagimliligin getirisiyle ilaclarin yonetmesi demek amiyane bir tabirle insanin kendi kafasina sıkması demektir. bu ilaclar farkli sekillerde vucuda alindigi an kan beyin engelini gecer. sonrasinda ozellikle dopamin uretimine neden olurlar. dopamin bileseni vucudumuzda ozellikle bize zevk verici eylemlerin gerceklesemesiyle salinir. (sevilen bir etkinligin yapilmasi, sevilen yemegin yenilmesi, cinsel iliski vs vs gibi) dopamin salinimina neden olan eylem bittikten sonra ortama salinmis dopamin onu salan hucreler tarafindan tekrar toparlanir, yani deyim yerindeyse sandiga tekrar tepilir.
lakin uyusturucu ve turevi maddelerle dopamin olusmus ise, onu salan hucreler dopamini toparlayamaz kullanilan maddeler snapslari bloke eder. uyusturucularin zevk etkisi o yuzden herhangi bir etmenden en az on kat fazladir.
olusmus bu ani ve top seviyesideki haz hissi, uyaricilarin etkisinin dusmesiyle ani dususe gecer. akabinde alinan hazzin ters etkisi olarak ruhsal bunalim, gerginlik ve benzeri etkiler gozlemlenir. sonrasinda kullanan kisi, ayni etkiyi almak icin tekrar ayni yola basvurur. her basvurmasinda da ayni performansa ulasmak icin daha fazla tuketmesi gerekir bu arada. derken bagimlilik baslar. ve bir sure sonra kullanan akilli kisisi merkezi sinir sisteminin, dopamin ve seratonin uretiminin, snaplarin ve noronlarin kimyasiyla oynayip zihnini allak bullak eder. zihnin kimyasinin degismesi demek, ruh sagliginin da bozulmasi demektir. kaygi bozuklugu, depresyon, hatta sizofreni dahasi intihar dusunceleri sirasiyla gorulebilir.
ılgili maddelerin gosterdigi-gosterecegi etkiler tamamiyla boyle. dahasi da var da aramaya inananin bilge google vasitasiyla bulacagina eminim.
dunyada medeniyetler kuran, icatlar yapan, bilim/ilim uretebilen hazine niteligindeki beynini insan "neden" uyusturur? hadi yapti diyelim bunu nasil savunur? bu cahillik midir? sonsuz aptalliginin getirisi midir?
bir insan aptaldir, aptalligi basini yakar kendi hayatini etkiler kimseyi de baglamaz. ama aptalligi savunmak da olayi aptalliktan cikarir, virutik bir cahillige durumunu evirir. adli idarenle evinde esrarini da, kokainini de ic, bagimlisi ol, istedigin nitelikte intiharini et. ama olayi guzelleyip, yasallasmasi gerektigini savunmak nasil bir kafa yapisidir? saniyorum kokain kafasi dedikleri olay tam manasiyla budur.
esrar, kokain, ve turevleri psikoaktif birlesenlerdir. her ne kadar yok sentetik uyarici, yok bilmem ne olarak birbirinden ayirsaniz da yapilan arastirmalara gore, birbirlerinden hic oyle sert cizgilerle ayrismadigi, etki ve tepkilerinin benzer nitelikte oldugu gozlemlenmistir.
fiziksel olarak verdikleri zararlarin karacigerden tutun, kalbe, oradan kansere kadar gitmesine deginmeyecegim ama beynin merkezi sinir sistemini nasil deforme ettigi ve akabinde ihtihara goturecek kadar ruhsal bunalima nasil suruklediginden bahsedecegim...
madde bagimliligi zihnin limpik sisteminde yer alan odul zevk bolumunu hedef almasiyla olusur. beynin bu bolumunu bagimliligin getirisiyle ilaclarin yonetmesi demek amiyane bir tabirle insanin kendi kafasina sıkması demektir. bu ilaclar farkli sekillerde vucuda alindigi an kan beyin engelini gecer. sonrasinda ozellikle dopamin uretimine neden olurlar. dopamin bileseni vucudumuzda ozellikle bize zevk verici eylemlerin gerceklesemesiyle salinir. (sevilen bir etkinligin yapilmasi, sevilen yemegin yenilmesi, cinsel iliski vs vs gibi) dopamin salinimina neden olan eylem bittikten sonra ortama salinmis dopamin onu salan hucreler tarafindan tekrar toparlanir, yani deyim yerindeyse sandiga tekrar tepilir.
lakin uyusturucu ve turevi maddelerle dopamin olusmus ise, onu salan hucreler dopamini toparlayamaz kullanilan maddeler snapslari bloke eder. uyusturucularin zevk etkisi o yuzden herhangi bir etmenden en az on kat fazladir.
olusmus bu ani ve top seviyesideki haz hissi, uyaricilarin etkisinin dusmesiyle ani dususe gecer. akabinde alinan hazzin ters etkisi olarak ruhsal bunalim, gerginlik ve benzeri etkiler gozlemlenir. sonrasinda kullanan kisi, ayni etkiyi almak icin tekrar ayni yola basvurur. her basvurmasinda da ayni performansa ulasmak icin daha fazla tuketmesi gerekir bu arada. derken bagimlilik baslar. ve bir sure sonra kullanan akilli kisisi merkezi sinir sisteminin, dopamin ve seratonin uretiminin, snaplarin ve noronlarin kimyasiyla oynayip zihnini allak bullak eder. zihnin kimyasinin degismesi demek, ruh sagliginin da bozulmasi demektir. kaygi bozuklugu, depresyon, hatta sizofreni dahasi intihar dusunceleri sirasiyla gorulebilir.
ılgili maddelerin gosterdigi-gosterecegi etkiler tamamiyla boyle. dahasi da var da aramaya inananin bilge google vasitasiyla bulacagina eminim.
dunyada medeniyetler kuran, icatlar yapan, bilim/ilim uretebilen hazine niteligindeki beynini insan "neden" uyusturur? hadi yapti diyelim bunu nasil savunur? bu cahillik midir? sonsuz aptalliginin getirisi midir?
devamını gör...
birlikteliklerde ideal boy hesabı
yoktur öyle bir hesap olmaması gerekir. bir tane reklam vardı şişman kadın zayıf erkeğe sarılıyordu siyahi bir beyfendi beyaz bir hanımefendiye sarılıyordu kısa boylu birisi uzun boylu birisine sarılıyordu. hayatın aynı o reklamdaki gibi olması lazım işte .
devamını gör...
16 mayıs 2021 kademeli normalleşme genelgesi
avrupa'daki normalleşme görüntülerinden sonra yere çöküp ağlayarak okuduğum genelge. buradan
genelgeye göre, 17 mayıs pazartesi saat 05.00'ten 1 haziran salı günü saat 05.00'e kadar kademeli normalleşme dönemi tedbirleri uygulanacak.
kademeli normalleşme döneminde hafta içi 21.00-05.00, hafta sonları ise cuma 21.00'den pazartesi 05.00'e kadar sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak.
kademeli normalleşme döneminde, 65 yaş ve üzeri vatandaşlardan iki doz kovid-19 aşısını yaptırmış olanlar ile 18 yaş altındakiler için sokağa çıkma kısıtlaması olmayacak.
hafta içi günlerde 07.00-20.00 saatleri arasında gel-al ve paket servis, 20.00-24.00 saatleri arasında ise sadece paket servis, hafta sonlarında ise 07.00-24.00 saatleri arasında sadece paket servis şeklinde faaliyet gösterebileceklerdir
genelgenin tam metni
genelgeye göre, 17 mayıs pazartesi saat 05.00'ten 1 haziran salı günü saat 05.00'e kadar kademeli normalleşme dönemi tedbirleri uygulanacak.
kademeli normalleşme döneminde hafta içi 21.00-05.00, hafta sonları ise cuma 21.00'den pazartesi 05.00'e kadar sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak.
kademeli normalleşme döneminde, 65 yaş ve üzeri vatandaşlardan iki doz kovid-19 aşısını yaptırmış olanlar ile 18 yaş altındakiler için sokağa çıkma kısıtlaması olmayacak.
hafta içi günlerde 07.00-20.00 saatleri arasında gel-al ve paket servis, 20.00-24.00 saatleri arasında ise sadece paket servis, hafta sonlarında ise 07.00-24.00 saatleri arasında sadece paket servis şeklinde faaliyet gösterebileceklerdir
genelgenin tam metni
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
onu kendi eklentileri gibi görmek olsa gerek.
devamını gör...
5 yıl sonraki kendine not
hala yaşıyorsan ne ala.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
çok istikrarsız ve iradesizin tekiyim. sigarayı bıraktım 5.günüm bunu bari başarabilirsem hala umudum var..
edit: sanırım makus talihimi tersine çevirmeye başladım. sigarayı artık unuttum diyebilirim, şeker ve işlenmiş gıdaları da 24 gün önce bıraktım. daha düzgün ve istikrarlı bir hayata doğru yelken açıyorum sanırm.
edit: sanırım makus talihimi tersine çevirmeye başladım. sigarayı artık unuttum diyebilirim, şeker ve işlenmiş gıdaları da 24 gün önce bıraktım. daha düzgün ve istikrarlı bir hayata doğru yelken açıyorum sanırm.
devamını gör...
yanlış kullanılan sözcükler
(bkz: organize suç örgütü)
son günlerde gündem olan bu söz öbeğini ister istemez çoğumuz yanlış kullanıyoruz. organize sözcüğü, dilimizde yabancı bir sözcüktür ve bu sözcüğün türkçe karşılığı örgütlenmiş anlamına gelir. yani örgütlenmiş suç örgütü denilemez. doğru kullanımı sadece suç örgütü olmalıdır.
son günlerde gündem olan bu söz öbeğini ister istemez çoğumuz yanlış kullanıyoruz. organize sözcüğü, dilimizde yabancı bir sözcüktür ve bu sözcüğün türkçe karşılığı örgütlenmiş anlamına gelir. yani örgütlenmiş suç örgütü denilemez. doğru kullanımı sadece suç örgütü olmalıdır.
devamını gör...
13 mayıs 2021 normal sözlük bayramlaşması
iyi bayramlar kafalar, tatlıyı fazla kaçırmayın.
devamını gör...
18 mayıs 2021 sedat peker tweeti
şu ifşalar deniz baykal'ın, cübbelinin pornosundan beter, bir tane delikanlı çıkıp aksini ispatlayamıyor. demek ki bunların brazzers menşeili seks tapeleri çıksa allah rızası için diye yutturacak seviyeye getirmişler kitleyi.
devamını gör...
hayat istek parça değildir
ilk duyduğumda çok hoşuma giden cümle. kendimden bıkana kadar şikayet ettiğim dönemde tarafıma söylenmiş ve beni kendime getirmiştir. sonradan düşününce bir kabul cümlesidir aynı zamanda. oysa öyle kolay kolay kabul etmemek gerekir. hani zorla parça çaldıramazsınız ama belki uzun vadede bir remix ortaya çıkabilir. ne dediğimi ben de bilmiyorum. o yüzden buyurun.
devamını gör...
ankara'nın en güzel yanı
atatürk'ü sonsuzluğa hapsetmiş olması.
devamını gör...
ruhu olan eşyalar
depresyon hırkası.
devamını gör...
entry yazayım derken destan yazmak
hikâyesi olan, derdi olan, anlatma kaygısı güden insan elbette yazacak. yazacak ki, yılların birikimi ile dolmuş olan dimağını boşaltsın. zincirden boşanır gibi yazacak ki, tüm bunlar kişinin kendisine kalmasın, başkalarına aktarılsın. insanların öğrendiklerini, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini 24 karaktere sıkıştırmasını mı istiyorsunuz? bunun yapılmışı zaten var. o zaten sizi kesiyorsa oraya odaklanacaksınız. sözlük mantığını ayakta tutan şey ilk çıkış anından beri yazılan destanlardır. kâh sizin destan dediğiniz şeylerin yazımı da 5-10 dakika sürüyor ya orası da ayrı mevzu.
okumak disiplin gerektiren bir iş. okuma disiplininiz yoksa, size yazılan her şey destan gelir. zira burada yazılan, aslında çok da uzun olmayan şeyleri okumaktan eriniyorsanız, kitapları nasıl okuyabiliyorsunuz cidden merak ediyorum. zihin tembelliği kitap okuma alışkanlığını yok eder. şikayet bu minvalde olduğuna göre zihin tembelliğinin önüne geçmek için uzun yazmayın demek yerine, yazın da ufak ufak okuyalım, alışkanlığımızı, zindeliğimizi yeniden kazanalım demeniz lazım. hatta şikayet etmek yerine bu insanlara teşekkür etmeniz lazım.
bakın kolaycılık dediğiniz şey her yere sirayet ediyor. insanlar kitap özetleri ile kendilerini kitap okumuş saymaya başladılar. kaldı ki, sizin destan olarak nitelediğiniz iletiler, sözlüğün topu topu %20'sini ya oluşturur ya oluşturmaz. akışa şöyle bir bakın bakalım; hep sizin istediğiniz kısa cümlelerle dolu tanımlar mevcut. bırakınız, insanların hikayelerini, anılarını, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini okumak isteyen kitle, bunları okusun. zaten yazanların bir çoğu okunma kaygısı gütmüyor. 1 kişi bile okusa kafi gözüyle bakıyorlar olaya. bir konu hakkında verilen bilgi, öneri ve anlatılan hikayenin alıcısı bellidir zaten. ve azınlıktır. işte o yüzden destan (!) yazanlar az okunmayı ama öz okunmayı tercih eden kitle.
akışı kısa iletilere boğan ya da geyiğin boynuzunu sivriltenlere de bir zararları yok. kaldı ki, onları da eleştirmiyorum. zira yaş itibarı ile şu anda hepsi biriktiriyor. birikip, taşmaya başladıkları zaman onlarda kelimelerinin önüne geçemeyecekler, anlatma kaygısını yenemeyecekler ve yazmaya başladıklarında artık kısa cümleler kuramadıklarını fark edecekler. ha kimi testiyi 10 sene de doldurur, kimi 30 sene de doldurur ama o testi emin olur dolar ve bir gün siz de destan yazmaya başlarsınız.
şimdi şurada iki satır yazdığım şey misal destan olarak nitelenecek ve bunu yazmak 5 dakika mı almadı. beş dakika parmak egzersizi de mi yapmayalım arkadaş?*
siz akışa odaklanın derim, destan yazanlar kendi köşelerinde yazıp, çiziyor zaten. okumak isteyen de gelip okuyor. bak şimdi aşk olsun ! destan deyince aklıma grup destan geldi. öyle de bir grup vardı mesela ve onunla ilgili komik bir anım var. onu şimdi iki satırla nasıl çiziktireyim? hem onlar şarkı da ne diyordu? ''ayvası var narı var.'' siz ayvayı tercih ediyorsunuz diye narlar yok olacak değil ya! netice de atadan yadigar *
okumak disiplin gerektiren bir iş. okuma disiplininiz yoksa, size yazılan her şey destan gelir. zira burada yazılan, aslında çok da uzun olmayan şeyleri okumaktan eriniyorsanız, kitapları nasıl okuyabiliyorsunuz cidden merak ediyorum. zihin tembelliği kitap okuma alışkanlığını yok eder. şikayet bu minvalde olduğuna göre zihin tembelliğinin önüne geçmek için uzun yazmayın demek yerine, yazın da ufak ufak okuyalım, alışkanlığımızı, zindeliğimizi yeniden kazanalım demeniz lazım. hatta şikayet etmek yerine bu insanlara teşekkür etmeniz lazım.
bakın kolaycılık dediğiniz şey her yere sirayet ediyor. insanlar kitap özetleri ile kendilerini kitap okumuş saymaya başladılar. kaldı ki, sizin destan olarak nitelediğiniz iletiler, sözlüğün topu topu %20'sini ya oluşturur ya oluşturmaz. akışa şöyle bir bakın bakalım; hep sizin istediğiniz kısa cümlelerle dolu tanımlar mevcut. bırakınız, insanların hikayelerini, anılarını, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini okumak isteyen kitle, bunları okusun. zaten yazanların bir çoğu okunma kaygısı gütmüyor. 1 kişi bile okusa kafi gözüyle bakıyorlar olaya. bir konu hakkında verilen bilgi, öneri ve anlatılan hikayenin alıcısı bellidir zaten. ve azınlıktır. işte o yüzden destan (!) yazanlar az okunmayı ama öz okunmayı tercih eden kitle.
akışı kısa iletilere boğan ya da geyiğin boynuzunu sivriltenlere de bir zararları yok. kaldı ki, onları da eleştirmiyorum. zira yaş itibarı ile şu anda hepsi biriktiriyor. birikip, taşmaya başladıkları zaman onlarda kelimelerinin önüne geçemeyecekler, anlatma kaygısını yenemeyecekler ve yazmaya başladıklarında artık kısa cümleler kuramadıklarını fark edecekler. ha kimi testiyi 10 sene de doldurur, kimi 30 sene de doldurur ama o testi emin olur dolar ve bir gün siz de destan yazmaya başlarsınız.
şimdi şurada iki satır yazdığım şey misal destan olarak nitelenecek ve bunu yazmak 5 dakika mı almadı. beş dakika parmak egzersizi de mi yapmayalım arkadaş?*
siz akışa odaklanın derim, destan yazanlar kendi köşelerinde yazıp, çiziyor zaten. okumak isteyen de gelip okuyor. bak şimdi aşk olsun ! destan deyince aklıma grup destan geldi. öyle de bir grup vardı mesela ve onunla ilgili komik bir anım var. onu şimdi iki satırla nasıl çiziktireyim? hem onlar şarkı da ne diyordu? ''ayvası var narı var.'' siz ayvayı tercih ediyorsunuz diye narlar yok olacak değil ya! netice de atadan yadigar *
devamını gör...
sabırlı insanların tahammül sınırından sonra patlaması
her yapılana gülüp gülüp, küçük bir lafla gemileri yakmama sebep olan huyum.
kızım fark etti huyumu 14 yaşında haliyle. tavsiye veriyor bana
arada da kız biriktirme diyor.
olsa dükkan senin diyorum ona.
kızım fark etti huyumu 14 yaşında haliyle. tavsiye veriyor bana
arada da kız biriktirme diyor.
olsa dükkan senin diyorum ona.
devamını gör...
kabe-i zerdüşt
iran'da fars eyaletinde bulunan zerdüşt kabesiydi. ayrıca zerdüşt'ün turaniler tarafından öldürüldükten sonra burda gömüldüğüne de inanılıyor. bugün, bu kulenin ne işe yaradığı hâlâ tam olarak kesin değil. araştırmacıların çoğu, aslında bu kulenin ahameniş şahlarından birinin mozolesi olduğuna inanıyor. kabe-i zerdüşt, görünüm olarak küp şeklinde değil.
her ne kadar hacıların hac için gittiği bir yer olduğu iddia edilse bile, hacıların buraya hac için gittiklerine dair tarihi bir belge yoktur. burda zerdüştün gömülü olduğuna dair bir kanıt da yoktur. burda insanların bir zamanlar ibadet ettiği söylense bile, yapı o kadar küçük ki, içine 2 kişiden fazla insan sığamaz. buranın bir tapınak olduğu ne kadar çok iddia edilse bile, herodot, perslerin kendi zamanlarında tapınaklar inşa etmediklerini, ve tanrılar için heykeller yapmadıklarını söylüyor.
fakat, yapıyı inceleyen birçok araştırmacı, bu yapının korunması için birçok önlemler alındığını söylemişlerdir. ve burdan da, yapının kutsal bir yer olduğu sonucunu çıkarmışlardır. çünkü kutsal olmayan bir yerin korunması için neden bu kadar çok önlem alınsın ki? pers krallarının sikkelerinde kabe-i zerdüşt'ün resmedildiği söylenmiş, fakat sikkelerdeki tapınaklar incelendiğinde, kabe-i zerdüşt ile aralarında birçok farkın olduğu görülmüştür.
yapı yıllarca tartışıldı, en sonunda 1800'lü yıllarda, buranın bir hazine olduğu söylendi. bazı tarihçilerse, burası belgelerin saklanması için yapılmış dini bir mekan dediler. bazılarıysa, avesta burda saklanıyor dediler. demem o ki, çok şey söylediler. ama hiçbiri, bu yapının kesin olarak neden inşa edildiğine dair olan merakı gideremedi..
her ne kadar hacıların hac için gittiği bir yer olduğu iddia edilse bile, hacıların buraya hac için gittiklerine dair tarihi bir belge yoktur. burda zerdüştün gömülü olduğuna dair bir kanıt da yoktur. burda insanların bir zamanlar ibadet ettiği söylense bile, yapı o kadar küçük ki, içine 2 kişiden fazla insan sığamaz. buranın bir tapınak olduğu ne kadar çok iddia edilse bile, herodot, perslerin kendi zamanlarında tapınaklar inşa etmediklerini, ve tanrılar için heykeller yapmadıklarını söylüyor.
fakat, yapıyı inceleyen birçok araştırmacı, bu yapının korunması için birçok önlemler alındığını söylemişlerdir. ve burdan da, yapının kutsal bir yer olduğu sonucunu çıkarmışlardır. çünkü kutsal olmayan bir yerin korunması için neden bu kadar çok önlem alınsın ki? pers krallarının sikkelerinde kabe-i zerdüşt'ün resmedildiği söylenmiş, fakat sikkelerdeki tapınaklar incelendiğinde, kabe-i zerdüşt ile aralarında birçok farkın olduğu görülmüştür.
yapı yıllarca tartışıldı, en sonunda 1800'lü yıllarda, buranın bir hazine olduğu söylendi. bazı tarihçilerse, burası belgelerin saklanması için yapılmış dini bir mekan dediler. bazılarıysa, avesta burda saklanıyor dediler. demem o ki, çok şey söylediler. ama hiçbiri, bu yapının kesin olarak neden inşa edildiğine dair olan merakı gideremedi..
devamını gör...
marilyn manson
gerçek adı brian hugh wagner olan 52 yaşındaki abd'li şarkıcı. sahne adını oyuncu marilyn monroe ile seri katil charles manson 'dan almış. evinde tecavüz odası olduğu ve 6 kadın tarafından tacize uğramakla suçlanıyor.
not : adamın dış görüntüsü ve seri katilden ilham alması, korkunç olmasına yeter.
not : adamın dış görüntüsü ve seri katilden ilham alması, korkunç olmasına yeter.
devamını gör...
dinlenen ilk yabancı şarkı
my lady d'arbanville-cat stevens
yesterday-the beatles
imam hatipteki ingilizce öğretmenime saygılar.hala ezbere biliyorum garip saçlı adam.*
yesterday-the beatles
imam hatipteki ingilizce öğretmenime saygılar.hala ezbere biliyorum garip saçlı adam.*
devamını gör...

