beyaz tenli olmanın zorlukları
güneşte 5 dakika da direk domates gibi kıpkırmızısın.
devamını gör...
sözlüklerde ak partili ve müslüman insanlara saldırılması
oğlum partin gibi dini kullanarak mağdur edebiyatı yapamazsın..
hayır belki de müslümansın.. ayıp olmuyor mu hacı dayı o kadar emek.. ceylan derisi falan.. sonrasında başında ilk emir oku diye başlayan kitap göndermişler açıp okusana
ama pardon senin tayfan sanırım oklava ile (bkz: cin çıkarma seansında öldürülen kadın)ın çevresi ile aynı inançta.. malum hem akp li hem de cahil müslümanlarsınız.. yazık tükettiğiniz oksijene..
hayır belki de müslümansın.. ayıp olmuyor mu hacı dayı o kadar emek.. ceylan derisi falan.. sonrasında başında ilk emir oku diye başlayan kitap göndermişler açıp okusana
ama pardon senin tayfan sanırım oklava ile (bkz: cin çıkarma seansında öldürülen kadın)ın çevresi ile aynı inançta.. malum hem akp li hem de cahil müslümanlarsınız.. yazık tükettiğiniz oksijene..
devamını gör...
the white buffalo
lee thompson tarafından 1977 yılında çekilmiş, charles bronson'un başrol oynadığı ve will sampson'ın ona eşlik ettiği western filmidir. aslında film bir lakota efsanesi olan beyaz bufalo'dan ilham almıştır. tabi şekli, şemaili ve tavırları biraz değiştirilmiştir. * beyaz bufalo aslında kutsal bir canlıdır lakin bu filmde karşımıza biraz acımasız bir yaratık olarak çıkmaktadır. başroldeki kovboy abimiz sürekli bu bufaloyu rüyasında görür. bir yerden sonra mevzu takıntı halini alır. ben bunu öldüreceğim ki rüyalarımdan çıkıp gitsin bu tiynetsiz der ve bu niyetle yollara düşer. eş zamanlı olarak beyaz bufalo tarafından çocuğu öldürülen bir kızılderili karakterle karşılaşırız. o da intikam ateşi ile yanmaktadır ve bu saik ile yola düşmüştür. en nihayetinde bu ikilinin yolları kesişir. (aslında üç kişiler ama o amca hem yan karakter hem de gıcığın teki. o yüzden kendisini ekibe dahil etmiyorum.) * yaşlı gıcık amcanın tüm olumsuz tavırlarına rağmen, yolculukları esnasında yavaş yavaş birbirlerine ısınırlar. son kertede bufaloyu sıkıştırırlar ve öldürürler. kızılderili bufaloyu öldürürken sadece ok ve yay kullanır ki bunun bir sebebi vardır. eski adını yeniden alabilmek... bunun için de lakota av ritüellerine göre hareket etmektedir.
filmin keyifli noktası; konusu ve oyunculuklarından çok içinde barındırdığı güzel tarihi göndermedir çünkü o sahnede anlarsınız ki, kızılderili çılgın at'tır. kovboy ise wild bill hickok. ve sahne muazzam bir sahnedir. tabi benim için çılgın at göndermesi daha mühim. * bill'e de saygımız var. muhteşem bir insani dönüşümü olan bir adam. bir suçludan herkes tarafından saygı duyulan bir kanun adamına dönüşmek öyle kolay iş değil. neyse onlar zaten ayrı başlıkların konusu, birisi yazıldı diğeri de yazılır elbet. filme tekrar dönecek olursak bu tarz filmleri sevenler için izlenesidir. her daim söylediğim şey bu film için de geçerli; eski filmleri sevmiyorsanız ve bu tarz konulara ilginiz yoksa izlemeyin çünkü beğenmemeniz kuvvetle muhtemeldir. sonra başımızı ağrıtmayın *
filmi şuraya iliştireyim. özellikle sonlara doğru beyaz bufalo'nun ortaya çıkış anı ve kızılderili abimizin hareketlerini pek severim. legolas'ın kendisinden biraz ders alması lazım. * ha aklıma gelmişken oyunculuklar cidden iyidir. o dönem şartlarında bufalonun görünümü de gayet başarılıdır.
filmin keyifli noktası; konusu ve oyunculuklarından çok içinde barındırdığı güzel tarihi göndermedir çünkü o sahnede anlarsınız ki, kızılderili çılgın at'tır. kovboy ise wild bill hickok. ve sahne muazzam bir sahnedir. tabi benim için çılgın at göndermesi daha mühim. * bill'e de saygımız var. muhteşem bir insani dönüşümü olan bir adam. bir suçludan herkes tarafından saygı duyulan bir kanun adamına dönüşmek öyle kolay iş değil. neyse onlar zaten ayrı başlıkların konusu, birisi yazıldı diğeri de yazılır elbet. filme tekrar dönecek olursak bu tarz filmleri sevenler için izlenesidir. her daim söylediğim şey bu film için de geçerli; eski filmleri sevmiyorsanız ve bu tarz konulara ilginiz yoksa izlemeyin çünkü beğenmemeniz kuvvetle muhtemeldir. sonra başımızı ağrıtmayın *
filmi şuraya iliştireyim. özellikle sonlara doğru beyaz bufalo'nun ortaya çıkış anı ve kızılderili abimizin hareketlerini pek severim. legolas'ın kendisinden biraz ders alması lazım. * ha aklıma gelmişken oyunculuklar cidden iyidir. o dönem şartlarında bufalonun görünümü de gayet başarılıdır.
devamını gör...
yazmayan yazarlar kalırken yazan yazarların gitmesi
rahatsız ukdesi
meyve veren taşlanır hesabı yazan yazar da bir sürü laf yemek suretiyle yazarlıktan soğutulur ve yazmamaya başlar.sonra da kimse kalmadı burada,ben olsam ben de kalmam(!)ıvık zıvık bir sürü gereksiz laf, sanane ya dingil.*
yazmayana zaten diyecek bir şey yok,en azından kalabalık yapıyor ya da okuyor vs.
meyve veren taşlanır hesabı yazan yazar da bir sürü laf yemek suretiyle yazarlıktan soğutulur ve yazmamaya başlar.sonra da kimse kalmadı burada,ben olsam ben de kalmam(!)ıvık zıvık bir sürü gereksiz laf, sanane ya dingil.*
yazmayana zaten diyecek bir şey yok,en azından kalabalık yapıyor ya da okuyor vs.
devamını gör...
sivas
2014 yapımı kaan müjdeci'nin yazıp yönettiği başrollerini doğan izci ve ''çakır'' ın paylaştığı filmdir efem..
film 7,4 lük imdb puanını sonuna kadar hak ederken, venedik film festivalinde jüri özel ödülünü almıştır.
bundan sonra yazacaklarımızı spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.
''
''
oldukça sevimsiz bir konu üzerine şekillendirilmiş bir film; köpek döğüşleri....
çok gerçek bir hikaye, bu filmde aslanda gerçek, aslana dayatılan 'erk'likde gerçek...köyden kurtulup şehire gitmek isteyen, öğretmen bile gerçek....
aslan ilkokula giden bir öğrencidir. ayşe isimli arkadaşına aşıktır. okulda gerçekleştirilecek bir piyeste ayşe prenses rolünü oynayacak ve aslan çok istemesine rağmen, prens rolünü muhtarın oğluna kaptıracaktır. kendisi yedi cücelerden biri olan aslan , bu geri plana atılma duygusuyla mücadele edecektir. tam o sırada katıldığı bir köpek döğüşünde ''sivas''ın mücadelesine tanık olacak, mağlubiyetini derinden hissedecektir. döğüşten sonra ölüme terkedilen sivas'a bakacak, ve aralarında merhamet ve sevgiye dayalı bir arkadaşlık doğacaktır.
köy okulunda sivas sayesinde arkadaşlarının ilgisini çeken, ayşenin bile özel ilgisine nail olan aslan, bu varolma mücadelesinde yer alabilmek ve arkalara itilmemek için asla döğüştürmem dediği sivası bile döğüştürecektir.
bu toplumda lessie dizisindeki gibi güllük güneşlik romantik bir hikaye asla olmayacaktır. bu bir var olma mücadelesidir. sivasın var olma mücadelesi ile aslanın varolma mücadelesi toplum tarafından onlara dayatılan isteklerin yerine getirilmesi ile alakalıdır. bu uğurda ikisi de çok yaralar alacak, çok hırpalanacaktır.
filmin çok sevdiğim müziklerinden birini paylaşalım
çok muhteşem bir film. gerçekten çok beğendim...tavsiye ederim.
film 7,4 lük imdb puanını sonuna kadar hak ederken, venedik film festivalinde jüri özel ödülünü almıştır.
bundan sonra yazacaklarımızı spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.
''
''oldukça sevimsiz bir konu üzerine şekillendirilmiş bir film; köpek döğüşleri....
çok gerçek bir hikaye, bu filmde aslanda gerçek, aslana dayatılan 'erk'likde gerçek...köyden kurtulup şehire gitmek isteyen, öğretmen bile gerçek....
aslan ilkokula giden bir öğrencidir. ayşe isimli arkadaşına aşıktır. okulda gerçekleştirilecek bir piyeste ayşe prenses rolünü oynayacak ve aslan çok istemesine rağmen, prens rolünü muhtarın oğluna kaptıracaktır. kendisi yedi cücelerden biri olan aslan , bu geri plana atılma duygusuyla mücadele edecektir. tam o sırada katıldığı bir köpek döğüşünde ''sivas''ın mücadelesine tanık olacak, mağlubiyetini derinden hissedecektir. döğüşten sonra ölüme terkedilen sivas'a bakacak, ve aralarında merhamet ve sevgiye dayalı bir arkadaşlık doğacaktır.
köy okulunda sivas sayesinde arkadaşlarının ilgisini çeken, ayşenin bile özel ilgisine nail olan aslan, bu varolma mücadelesinde yer alabilmek ve arkalara itilmemek için asla döğüştürmem dediği sivası bile döğüştürecektir.
bu toplumda lessie dizisindeki gibi güllük güneşlik romantik bir hikaye asla olmayacaktır. bu bir var olma mücadelesidir. sivasın var olma mücadelesi ile aslanın varolma mücadelesi toplum tarafından onlara dayatılan isteklerin yerine getirilmesi ile alakalıdır. bu uğurda ikisi de çok yaralar alacak, çok hırpalanacaktır.
filmin çok sevdiğim müziklerinden birini paylaşalım
çok muhteşem bir film. gerçekten çok beğendim...tavsiye ederim.
devamını gör...
aylak adam
19 yaşımda tam da "ben kimim? hayatımla ne yapıyorum?" diye sorguladığım bir anda okumuştum bu kitabı. doğru zaman mı desem yanlış zaman mı bilemiyorum fakat beni iyice varoluşsal sancılara sokarak daha fazla düşünmeme sebep olmuştu. bu varoluşsal sancıların sonunda kim olduğumu bulmaya biraz daha yaklaşmış hissetmiştim o zaman için.
insanı kim olduğuyla ilgili sorgulamaya iten kitap.
insanı kim olduğuyla ilgili sorgulamaya iten kitap.
devamını gör...
o da bir şey mi
komik veya kötü bir anını anlatırsın, ortamdan birisi hemen atılır o da bir şey mi, ben de şöyle yapmıştım ya da bana da şöyle olmuştu. hemen anı yarıştırmaya başlar. yahu bir dur, bir sakin. herkesin anısı kendisine. nedir bu, senin de yaşadığın bir şey mi? ben yaşıyorum. en çok ben yaşıyorum havan?
söyleyenin ağzına ıslak terlikle vurma isteğini alevleyen söz.
söyleyenin ağzına ıslak terlikle vurma isteğini alevleyen söz.
devamını gör...
bir kadının sustuğu an
kadın sustuysa cidden kırılmıştır
devamını gör...
diyanet'ten domuz proteinli aşı açıklaması
düşünün ki bu açıklamaya ihtiyaç duyulan bir ülkedeyiz.
devamını gör...
çare
dert sonlandırıcıdır.
bir olayı, durumu, sorunu çözmek için izlenmesi gereken yol demektir..
küsmek darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.
- mevlana -
bir olayı, durumu, sorunu çözmek için izlenmesi gereken yol demektir..
küsmek darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.
- mevlana -
devamını gör...
kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
devamını gör...
sussam olmuyor susmasam olmaz
hayat böyledir çoğu kez. ne yapacağını şaşırtır insana.
sussam gönül razı değil söylesem tesiri yok falandır.
ayrıca (bkz: hakim bey) şarkısının sözüdür.
sussam gönül razı değil söylesem tesiri yok falandır.
ayrıca (bkz: hakim bey) şarkısının sözüdür.
devamını gör...
nüktedan yazar
sözlükte seveni çok, mizahi yönü kuvvetli, takdir edilesi, eğlenceli ve nazik yazardır.
(bkz: epsilondelta)
(bkz: epsilondelta)
devamını gör...
dead poets society
senaristliğini tom schulman'ın üstlendiği, peter weir yönetiminde 1989 yılında çekilen film. türkçeye ölü ozanlar derneği olarak çevrilmiştir. robin williams başrolde olduğundan izlenmediyse hemen izlenmelidir, hatta tekrar tekrar izlenmelidir.
sonunda bir sanat eserinin güzelliğinin verdiği hüzünden dolayı ağlatabilir, bu yüzden peçeteler hazırlanmalıdır.
ailelerin çocuklarını doktor, avukat, mühendis yetiştirsin diye katı kurallar ve sıkıcı derslerle çevrili okula vermesini, o okulda öğrencilerin gerçek öğretmenle tanışmasını konu alıyor diyebiliriz en basit haliyle. muhafazakar ve katı bir şekilde yetiştirilmeye çalışan çocukların şiirle, edebiyatın güzelliğiyle ve anın değeriyle tanışması da gerçek öğretmen john keating sayesinde olur. film elbet bu kadar basit değildir, içerisinde sistem, aile, yönetim eleştirisini de bulundurur. ailelerin yanlış tutumu çocuğunun hayallerini, hislerini ve hayatını mahvedebilir.
bu katı yönetimler bir yana dursun, okulda geçmiş yıllarda öğretmenleri keating'in daha bir öğrenciyken kurduğu ''ölü ozanlar derneği'' keating'in öğrencilerinin dikkatini çeker ve tekrar aktif hale getirilir. geceleri gizlice toplanıp şiirler okuyup konuşmalar yaparak birbirlerine içlerini açarlar.
hayatta asıl yapmak istediğini bulması bir insan için en zor ama belki de en değerli şeydir. keyifli izlemeler.

görsel kaynak.
--- alıntı ---
size neler söylendiğinin önemi yok, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir.
--- alıntı ---
sonunda bir sanat eserinin güzelliğinin verdiği hüzünden dolayı ağlatabilir, bu yüzden peçeteler hazırlanmalıdır.
ailelerin çocuklarını doktor, avukat, mühendis yetiştirsin diye katı kurallar ve sıkıcı derslerle çevrili okula vermesini, o okulda öğrencilerin gerçek öğretmenle tanışmasını konu alıyor diyebiliriz en basit haliyle. muhafazakar ve katı bir şekilde yetiştirilmeye çalışan çocukların şiirle, edebiyatın güzelliğiyle ve anın değeriyle tanışması da gerçek öğretmen john keating sayesinde olur. film elbet bu kadar basit değildir, içerisinde sistem, aile, yönetim eleştirisini de bulundurur. ailelerin yanlış tutumu çocuğunun hayallerini, hislerini ve hayatını mahvedebilir.
bu katı yönetimler bir yana dursun, okulda geçmiş yıllarda öğretmenleri keating'in daha bir öğrenciyken kurduğu ''ölü ozanlar derneği'' keating'in öğrencilerinin dikkatini çeker ve tekrar aktif hale getirilir. geceleri gizlice toplanıp şiirler okuyup konuşmalar yaparak birbirlerine içlerini açarlar.
hayatta asıl yapmak istediğini bulması bir insan için en zor ama belki de en değerli şeydir. keyifli izlemeler.

görsel kaynak.
--- alıntı ---
size neler söylendiğinin önemi yok, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir.
--- alıntı ---
devamını gör...
kızların sütyen giymeyerek erkekleri test etmesi
ben hayatımda böyle toplumsal tespit görmedim. lütfen git yarın sosyolog olarak işe başla.
devamını gör...
wikipedia'yı elden geçirme
bu linke her bastığınızda farklı bir wiki sayfasına ışınlanırsınız. kültürlenme seansınız kolay gelsin.
devamını gör...
breaking bad
walterr...(w.w) sevgilerle..
önce çiçek bırakıyorum anısına.

evet biliyorum çok geç oldu. uzun zamandır söylendi, yapma etme dendi. bu diziyi bu zamana kadar nasıl izlemezsin, ne kaçırdığını bilmezsin.. her defasında izlemeye niyet edip 6 sezonu görünce yok ben sıkılırım deyip kapattım. hiç öyle olmuyormuş ama diyenler haklıymış efsane bir dizi bu. bitmesin diye son beş bölümünü yarım yarım izliyorum.*( iyice kafayı yemeler..)
bende her izleyenler gibi yeri geldi skyler'e küfürler, jesse'yi tokatlamak istemeler tarzı inişler çıkışlar yaşadım. fakat karakterlerin değişimi ile dengeler hep alt üst oldu. mesela jessi yi hem dövdüm hem de sonlara doğru çok sevdim.
vee walter bu karakteri fazlaca anlatmak istiyorum. o kadar derin ve güzel işlenmiş ki bu adam ilmek ilmek... dönüşümü her ayrıntısıyla kadar yansıtılmış. onu anlamak, kızmak, hak vermek , yaptıklarına inanamak fakat potansiyeline hayran kalmak.
zaten dizinin sihirli sözcüğü potansiyel di.
kullanılamamış potansiyel, içindeki bu taşmışlığın farkında olmak insana acı verirmiş. içten içe eritirmiş insanı. walter'ın sigara içmemesine rağmen akciğer kanseri olması ironisi gibi. potansiyelini farkına varıp kullanamaması ve kanseri arasında bir bağlantı olmalı. olması gerektiği gibi kullanılmayan şey bazen sıkışmış ve despot haliyle selamlar seni. ona karşı üstün gelme çaban, kazanman, hayatın boyunca sahip olamadığına sahip olma gücünü farkına varman bazen kötüyle gelir. ve onu alt ettiğinde başardığını zannedersin ama ona dönüşürsün. kazanırsın hemde çok.. peki neyi? kazandıysan ne oldu?
walter gençken bu işlere karışmadan doğru bir şekilde kazansaydı mükemmel, saygın bir adam olacakken, herkesin korktuğu fakat o kulvarda saygın biri oldu. walter'in derdi kazanmak değildi. bir repliğinde dediği gibi, kendimi canlı hissediyorum. derdi onu meşgul edecek kadar enerjisini kullanmaktı. çünkü o bulunduğu durumdan çok daha fazlasıydı.
bu uzun uzun yazılmış yolundan sapan adamın hikayesini benden dinlemenin sıkıntısını yaşayanlara buraya kadar dayandığı için teşekkür ederim.* daha bitmedi bitse neler yapacağım..görün siz.
önce çiçek bırakıyorum anısına.

evet biliyorum çok geç oldu. uzun zamandır söylendi, yapma etme dendi. bu diziyi bu zamana kadar nasıl izlemezsin, ne kaçırdığını bilmezsin.. her defasında izlemeye niyet edip 6 sezonu görünce yok ben sıkılırım deyip kapattım. hiç öyle olmuyormuş ama diyenler haklıymış efsane bir dizi bu. bitmesin diye son beş bölümünü yarım yarım izliyorum.*( iyice kafayı yemeler..)
bende her izleyenler gibi yeri geldi skyler'e küfürler, jesse'yi tokatlamak istemeler tarzı inişler çıkışlar yaşadım. fakat karakterlerin değişimi ile dengeler hep alt üst oldu. mesela jessi yi hem dövdüm hem de sonlara doğru çok sevdim.
vee walter bu karakteri fazlaca anlatmak istiyorum. o kadar derin ve güzel işlenmiş ki bu adam ilmek ilmek... dönüşümü her ayrıntısıyla kadar yansıtılmış. onu anlamak, kızmak, hak vermek , yaptıklarına inanamak fakat potansiyeline hayran kalmak.
zaten dizinin sihirli sözcüğü potansiyel di.
kullanılamamış potansiyel, içindeki bu taşmışlığın farkında olmak insana acı verirmiş. içten içe eritirmiş insanı. walter'ın sigara içmemesine rağmen akciğer kanseri olması ironisi gibi. potansiyelini farkına varıp kullanamaması ve kanseri arasında bir bağlantı olmalı. olması gerektiği gibi kullanılmayan şey bazen sıkışmış ve despot haliyle selamlar seni. ona karşı üstün gelme çaban, kazanman, hayatın boyunca sahip olamadığına sahip olma gücünü farkına varman bazen kötüyle gelir. ve onu alt ettiğinde başardığını zannedersin ama ona dönüşürsün. kazanırsın hemde çok.. peki neyi? kazandıysan ne oldu?
walter gençken bu işlere karışmadan doğru bir şekilde kazansaydı mükemmel, saygın bir adam olacakken, herkesin korktuğu fakat o kulvarda saygın biri oldu. walter'in derdi kazanmak değildi. bir repliğinde dediği gibi, kendimi canlı hissediyorum. derdi onu meşgul edecek kadar enerjisini kullanmaktı. çünkü o bulunduğu durumdan çok daha fazlasıydı.
bu uzun uzun yazılmış yolundan sapan adamın hikayesini benden dinlemenin sıkıntısını yaşayanlara buraya kadar dayandığı için teşekkür ederim.* daha bitmedi bitse neler yapacağım..görün siz.
devamını gör...
sinirli kadınları sakinleştirme yolları
yalnız bırakılarak.
saysın dursun kendi kendine.
nadiren sinirlenen kadınlar çok kırıcı çok dağıtıcı olabilir.
saysın dursun kendi kendine.
nadiren sinirlenen kadınlar çok kırıcı çok dağıtıcı olabilir.
devamını gör...






