kronos'la rheia'nın birinci kızı olan hestia, ilk olympos tanrılarının en yaşlı, en anlayışlı, en erdemli ve en cömert olanıydı.
zeus'la hera'nın da kız kardeşidir.
insanlar ve tanrılar arasında büyük bir şeref payı elde eden hestia, poseidon ve apollon'un onunla izdivaç kurma isteğine rağmen kabul etmemiş ve zeus'tan ömür boyunca bakire kalma sözü almıştır.
zeus da bakire kalmasına izin vermiş ve onu koruması altına almıştır.
tabii bunu başarmak çok kolay olmadı hestia için.
bir dionysos şenliğinde, pripaus hestia'yı görüp arzuluyor ve aynı gece hestia uyurken ona tecavüz etmeye kalkışıyor.
tam başarmak üzereyken bir eşek anırıyor ve tanrıçayı uyandırıyor. tanrıça bağırınca, pripaus hemen kaçıyor oradan.
bu olaydan sonra, hestia onuruna düzenlenen şenliklerde, eşekler çiçeklerle donatılıyor.
o da athena gibi her zaman barıştan yana olan bir tanrıça olmuştur.
nedeni her ne olursa olsun herhangi bir çatışmanın içine girmemek için direniyordu.
sevdiğim tanrıçalardan biridir.
devamını gör...

siloksan adı verilen organik moleküllerden oluşan dayanıklı, lastik benzeri kimyasal madde. dayanıklılığı nedeniyle kullanım alanı oldukça geniştir.
devamını gör...

tüketim çılgınlığı.
tüketiyoruz her şeyi..her anlamda.
devamını gör...

kendine yetmeyi öğretmektir.
devamını gör...

hamdım, piştim, yandım.
devamını gör...

benim de bir “halay kulübü” projem var ama üşengeçlikten kuramıyorum. “üşengeçler kulübü” kursam bu sefer de üşengeçliğe ihanet etmiş olucam ki zaten başlığa yazacaklar üşengeçlikten yazamamaları gerekli, böyle gelgitlerle geçiyor işte zaman azizim. ee sen ne yaptın?
devamını gör...

gayet güzel olan, seviye korunduktan sonra uzun süre gidebilecek, bazı konularda çok da yardımı dokunabilecek arkadaşlık türüdür. 5 senelik bir arkadaşım var öyle, aramızda ne bir sorun çıktı ne de kimse birbirine yavşadı. arkadaşlığından da gayet zevk alıyorum.
devamını gör...

2005 yapımı çağan ırmak yönetmen ve senaristliğinde çekilen dram, aile filmi.

efsane oyuncu kadrosu bulunan film her konuda çok iddialı.
çetin tekindor, fikret kuşkan, hümeyra, tuba büyüküstün, şerif sezer, binnur kaya, yetkin dikinciler ve ege tanman'ı kadrosunda buluşturmuş.

filmin çoğunluğu ege'de bir çiftlikte geçiyor. sadık (fikret kuşkan) eğitimi için ailesinden ve memleketinden ayrılıp gazetecilik okumaya gider. babası hüseyin (benim için efsane ötesi oyuncu çetin tekindor) sadık'ın ziraat mühendisliği okuyup çiftliğin başına geçmesini ister fakat işin rengi çok farklıdır. sadık sağ sol akımına kendini kaptırmış ve bu hüseyin'in kulağına gitmiştir. bunun sonucu onu evlatlıktan reddetmiş 'ne ölüme ne ölüsüne' algısıyla hayatına devam etmeye başlamıştır.

peki ya bu 'ne ölüme ne ölüsüne' lafı sanıldığı kadar sebat edilesi bir söz müdür? öyle insanlar girdi çıktı ki hayatımıza hatta bazıları ailemizden birileri bazen bizde kullandık bu sözü. peki ya o insanlardan birinin öleceğini öğrenseydik ne yapardık?

abim ve ablamlar (bir kısmı) yıllarca babamla hep didiştiler. bazen babamdan nefret ettiklerini bile düşündüm. 33 yıllık hayatım ki ben ailenin en küçüğüyüm hep onların küslükleriyle geçti. haliyle benimle de zaman zaman (çoğu zaman) küstüler. nedenini hala anlayamıyorum biliyor musunuz? yani bir insan sırf diğerinden farklı düşünüyor farklı olmak istiyor diye diğerleri neden bunu bir savaşa çeviriyor? neden kendi gibi düşünmeyene, hissetmeyene saygı duymuyor? hadi bunu geçtim neden bu durumu ömrünün hemen hemen yarısını ona küs olarak geçirmeye bir sebep olarak görebiliyor? bunu aklım hiç almadı almayacakta.

efendim işte konu üzeri abimle babam uzun yıllar küs kaldı. nedeni bazen ben bazen babamın abime yaptığı (çocukken ya da yetişkinlik çağlarında) baskılar vslerdi abim bunları hiç unutmadı babamdan hep nefretle bahsetti. bir gün bir telefon aldı uzun yıllardır konuşmadığı annesiydi arayan. (bir neden yok babasıyla konuşmadığı için annesiyle de konuşmamayı tercih etti. ) 'oğlum baban çok hasta durumu hiç iyi değil anlamadık ne olduğunu seni çağırıyor' dedi annem. abim hiç bir şey söylemeyip telefonu kapadı ve diğer iki babamla konuşmayan ablamlar dan birini aradı. 'babam gerçekten hasta olmasa arayıp bizi çağırmaz değil mi? gidelim mi antep' e? ' dedi ve yola koyuldular.

bir ay geçmedi babamı kanserden kaybettik. ilginçtir ki adam 2 senedir böbrek tedavisi görüyordu. meğer kansermiş ve doktor dahil kimsenin haberi yokmuş. böbrekleri de temizmiş buarada istanbul' a getirdiğimizde anladık. (burası türkiye diyerek geçiştirmeli miyim? evet en azından bu başlık için öyle yapmalıyım.)bu süreçte ben abimi çocuklar gibi ağlarkende gördüm. çığlıklar atarak duvara kafasını vururken de. o dahil bir çok aile ferdi derin bir vicdan azabıyla uğurladı babamı. yani ne ölüme ne ölüsüne olamadı.

bazı sözlerin anlamını söylerken değil yaşarken daha derin anlarız. işte hüseyin bey de bunu en derinlerine kadar yaşayacak bu filmde.

bu arada filmi ben çıktığı dönem sinemada izlemiştim. dershane grubuyla her hafta bir filme gidiyorduk. babam ve oğlum da onlardan biriydi işte. çok matrak bir grup olduğundan bırakın ağlamayı tam manasıyla duygulanamamıştım bile. bir iki kere boğazıma bir şeyler düğümlenmiş ama yanı başımdaki deli bozması arkadaşlarımın hareketleriyle basmıştım kahkahayı.

zor bir film ben izlersem şuan hele izlersem bir iki gün kendime gelemem bu yüzden bir daha hiç izlemedim. benim gibi insanlar için böyle filmler cehennem. neyse efendim filmden çok anı defteri gibi oldu ama idare edi verin.

iyi seyirler...
devamını gör...

ahmet kaya sormuyorsa pek bir anlamı olmayan soru cümlesi. *

"siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz?"
devamını gör...

arıza tipleri paratoner gibi toplamak , umarım bir tek bana olmuyordur .
devamını gör...

ne demiş asaf,
''sana gitme demeyeceğim
üşüyorsun ceketimi al
günün en güzel saatleri bunlar
yanımda kal.''


bence günün en güzel vakti, yağmur eşlik ederken bir sonbahar akşamının serin olmasına rağmen fazla üşütmeyen anıdır. hava gridir, koyu gri olmaya, ardından siyaha bürünmeye yüz tutuyordur.

''bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
bir şeyler fakat beni yaşamaya bağlardı.''

-sabahattin ali.
devamını gör...

aynı mahallede oturduk, arada sazının sesini duyardık,balkonunda türkülerini mırıldanırdı..güzel insanlar geçti vesselam bu memleketten.
devamını gör...

sizin evlilik işi ne oldu?
evlilik ne zaman?
bu sene evlilik var mı?
şeklindeki sorularla beni kuyuya çekmeye çalışmaları.
çözüm buldum ama 'evlendik biz sizi çağırmadık' diyorum onlar stres oluyor. şimdi onlar düşünsün.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ingilizce jewish kelimesi yahudilerle ilgili demektir; jew kelimesi ise yahudi inancında olan bütün yahudi halkını ifade eder. günümüzde millet kelimesinin tam karşılığıdır. yahudilik hem bir milleti hem de bir dine mensup insanları ifade eder.

yahudiler damla sulama sisteminin mucitidir. orta doğu'da israil devleti'ni kurmuşlardır. devletin kurulmasından önce yahudiler kibbutz denen yerleşim bölgelerinde kollektif bir yaşam sürmekteydiler. ilk kibbutz 1909 yılında kurulmuştur.

kibbutz yahudileri tarımda devrim yaptıkları gibi ticarette de kurdukları şirketlerle devrim yapmışlardır. örneğin golan tepeleri'nde kibbutz shamir'de yaşayan romanya'dan gelen yahudilerin kurduğu 'shamir optical' şirketi günümüzde multifokal merceklerin dünyadaki tek üreticisidir. 'shamir optical' şirketinin hisseleri nasdaq endeksinde 'shmr' koduyla işlem görmektedir.

yahudileri dünyanın hakim güçlerinden biri haline getiren fikir akımları marksizm ve siyonizm'dir. 1970lerden sonra kapitalleşen kibbutzlar israil devletinin gücünü teşkil etmektedir.
devamını gör...

lazerle göz ameliyatı olmamıştım henüz. okuldan dönerken tabeladaki yazıyı yanlış görüp yanlış dolmuşa binmiştim. dönmesi gereken yerden dönmeyince anlamıştım durumu, inmek zorunda kalmıştım. o zamanlar cebimde her gün sadece gidiş dönüşe yetecek kadar para olduğundan, ikinci kez dolmuşa binemeyip eşek gibi yürümüştüm eve kadar.
devamını gör...

gömünüz bizi. kendi çapında yaşayan yazarlardır.
devamını gör...

az önce trafikte manyağın biriyle kapışma sırasında ; en sevdiğim hormonum olan “adrenalin”yükselmesi yaşadım.ben soldan basmışım gidiyorum , adam önünde otobüs var diye bir anda sağdan önüme kırdı. sonra ben korna çalarak yanından bir hışımla geçtim. o da erkek adam hatalı da olsa naapcak ??illaa magandalık. arkama geçiyor sağa geçiyor yol vermiyorum sola geçiyor yol vermiyorum ahahahahaa selektör yakıyor falan.... ben de aniden frene bastım zor durdu. * sonra bekledim yanıma gelsin de bir ifadesini alayım. açtım pencereyi baktım yüzüne.. adam kadın görünce önce bir afalladı sonra naapıosun sen dedi??? ben de asıl sen naapıosun şerefsiz dedim... hızla gidyorum önüme arabanı kırıyorsun dedim.. kısık sesle bişiler söyledi sonra bastı gitti. *.. ama iyi oldu ayıldım sabah sabah güzeldi . *
devamını gör...

biraz da şurama doğru pozitif ayrımcılık.
onu yap bunu kazan, şunu yap şu gelsin, iki takla at da görelim diyen idris naim şahin gibi hey allahım*. gelsin sidik yarışı, hadi bakalım.
devamını gör...

şu an için budur.

dünyanın binbir türlü hali var. her şeyi bilmek lazım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim