karanlık madde
doğrudan gözlenemeyen ve varlığı ancak dolaylı yollardan kanıtlanabilen, evrenin büyük bir kısmını oluşturduğu tahmin edilen madde.
gözleyemiyorsak varlığını nereden biliyoruz sorusu gelebilir akıllara. detaylara girmeden bunu bilmenin 2 yolundan bahsedeyim. galaksilerdeki yıldızların, galaksi merkezine olan uzaklıklarına bağlı hız değerlerinden elde edilen bilgiler, galaksi içerisinde gözle görünenden çok daha fazla madde olması gerektiğini gösteriyor. ayrıca evrende kozmik mikrodalga fon ışınımı adını verdiğimiz bir radyasyon türü var ve bu radyasyona ilişkin gözlem ve ölçümler de karanlık maddenin var olması gerektiği sonucuna ulaştırıyor bilim insanlarını.
gözleyemiyorsak varlığını nereden biliyoruz sorusu gelebilir akıllara. detaylara girmeden bunu bilmenin 2 yolundan bahsedeyim. galaksilerdeki yıldızların, galaksi merkezine olan uzaklıklarına bağlı hız değerlerinden elde edilen bilgiler, galaksi içerisinde gözle görünenden çok daha fazla madde olması gerektiğini gösteriyor. ayrıca evrende kozmik mikrodalga fon ışınımı adını verdiğimiz bir radyasyon türü var ve bu radyasyona ilişkin gözlem ve ölçümler de karanlık maddenin var olması gerektiği sonucuna ulaştırıyor bilim insanlarını.
devamını gör...
yağmur kaçağı
şair attilâ ilhan'ın yayınlanan üçüncü şiir kitabının ismi (ilk ikisi duvar ve sisler bulvarı). şair bu kitap için şöyle diyor:
"sisler bulvarı yayımlandı, çok da ilgi gördü, gel gör ki o gün bugün içimde ukde olan bir değişiklikle: şengil (salim şengil-yayıncı), gönderdiğim müsveddeyi fazla kalın bulmuş, şiirlerden bazılarını ikinci bir şiir kitabı için ayırmıştı. kısacası, sonradan yağmur kaçağı adıyla yayımlanan şiir kitabı, gerçekte benim ilk derlediğim sisler bulvarı'nın içinden bölünmüş bir parçaydı. başkalarını bilmem ama, benim için hep öyle kaldı."
aynı isimli bir de şiir vardır kitapta: yağmur kaçağı. şair, bu eseri ile ilgili de şöyle demiştir:
"yağmur kaçağı da, pia gibi, üçüncü şahsın şiiri gibi, böyle bir sevmek gibi bir kerede yazdığım şiirlerdendir. ünü büyük. 50 ve 60 yılları boyunca, kim bilir kaç delikanlı, kaç genç kıza bu şiiri okumuş, ya da yazmıştır? şimdi toplum hayatının yüksek kademelerinde seyreden bazı kişiler, özel söyleşilerimizde, diğer bazıları gibi bu şiiri de ezberden okumuşlar, ilk gençlik yıllarında sevdalarını bununla ifade ettiklerini söylemişlerdir..."
yağmurluysa hava ve yanımdaysa sevdiğim*, bu şiiri mırıldanmam kaçınılmazdır:
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem, beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa, eylülse, ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam, yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
"sisler bulvarı yayımlandı, çok da ilgi gördü, gel gör ki o gün bugün içimde ukde olan bir değişiklikle: şengil (salim şengil-yayıncı), gönderdiğim müsveddeyi fazla kalın bulmuş, şiirlerden bazılarını ikinci bir şiir kitabı için ayırmıştı. kısacası, sonradan yağmur kaçağı adıyla yayımlanan şiir kitabı, gerçekte benim ilk derlediğim sisler bulvarı'nın içinden bölünmüş bir parçaydı. başkalarını bilmem ama, benim için hep öyle kaldı."
aynı isimli bir de şiir vardır kitapta: yağmur kaçağı. şair, bu eseri ile ilgili de şöyle demiştir:
"yağmur kaçağı da, pia gibi, üçüncü şahsın şiiri gibi, böyle bir sevmek gibi bir kerede yazdığım şiirlerdendir. ünü büyük. 50 ve 60 yılları boyunca, kim bilir kaç delikanlı, kaç genç kıza bu şiiri okumuş, ya da yazmıştır? şimdi toplum hayatının yüksek kademelerinde seyreden bazı kişiler, özel söyleşilerimizde, diğer bazıları gibi bu şiiri de ezberden okumuşlar, ilk gençlik yıllarında sevdalarını bununla ifade ettiklerini söylemişlerdir..."
yağmurluysa hava ve yanımdaysa sevdiğim*, bu şiiri mırıldanmam kaçınılmazdır:
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem, beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa, eylülse, ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam, yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek, yoksa beni
devamını gör...
içinden adam çıkmayan şehirler
detroit.
ikinci el kralları'nı seyredin ne dediğimi anlarsınız...
ikinci el kralları'nı seyredin ne dediğimi anlarsınız...
devamını gör...
the father
uzun uğraşlar sonucunda izlediğim ve an itibariyle bitirdiğim filmdir. filmi izlemek için aradım ama telif yediği için bulamadım online olarak ve arkadaşlarımdan yardım istedim. sonuç olarak filmi mellisho buldu altyazıları ise lucifer ulaştırdı.
öncelikle uzun zamandır izlediğim en iyi film kesinlikle en iyisi. hatta filmde kullanılan müzikler bile bir çok filmden iyi. bak istersen lan
film demans hastası anthony'nin başından geçenleri anlatıyor.
yönetmen anthony karakterinin kafasının içinde bizleri dolaştırıyor. yönetmen bize hastalığı öğretmek yerine hastalığı yaşatıyor ve bu yüzden film çok üst düzey bir noktaya gidiyor.
bir yaşlının zihnini kaybetmesi sürekli paranoyak hareketler sergilemesi çok güzel işlenmiş.
anthony hopkins seyircinin içinden geçmeye yemin etmiş gibi oyunculuk performansı sergiliyor. rolü oynamayı reddetmiş rolü direkt yaşamış. bazı kısımlarda canım çok yandı kalbim acıdı öyle büyük bir film olmuş.
filmde mekan kullanımı renkler müzikler hepsi çok başarılı şekilde kullanılmış. ve az sayıda oyuncuyla böyle bir film çekmek gerçekten saygıyı hak ediyor.
mutlaka herkesin izlemesi gereken büyük bir film.
not: spoilerli kısımları bir ara ekleyeceğim çok canımı yaktı film şu an hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.
öncelikle uzun zamandır izlediğim en iyi film kesinlikle en iyisi. hatta filmde kullanılan müzikler bile bir çok filmden iyi. bak istersen lan
film demans hastası anthony'nin başından geçenleri anlatıyor.
yönetmen anthony karakterinin kafasının içinde bizleri dolaştırıyor. yönetmen bize hastalığı öğretmek yerine hastalığı yaşatıyor ve bu yüzden film çok üst düzey bir noktaya gidiyor.
bir yaşlının zihnini kaybetmesi sürekli paranoyak hareketler sergilemesi çok güzel işlenmiş.
anthony hopkins seyircinin içinden geçmeye yemin etmiş gibi oyunculuk performansı sergiliyor. rolü oynamayı reddetmiş rolü direkt yaşamış. bazı kısımlarda canım çok yandı kalbim acıdı öyle büyük bir film olmuş.
filmde mekan kullanımı renkler müzikler hepsi çok başarılı şekilde kullanılmış. ve az sayıda oyuncuyla böyle bir film çekmek gerçekten saygıyı hak ediyor.
mutlaka herkesin izlemesi gereken büyük bir film.
not: spoilerli kısımları bir ara ekleyeceğim çok canımı yaktı film şu an hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.
devamını gör...
3 günün bir hunili yazarı ve tanımı
madalya müracaatı yerine.. huni müracaatına doğru gidiyoruz.. inşallah çay dağıtmazlar...
selam size hunidaşlar..
selam size hunidaşlar..
devamını gör...
domestic hıyar
'ay hiç güleceğim yoktu' yazarı.
ben yanlışlıkla şey etmişim sayın domestic yoksa haşa. *
biz beğenmiyoruz otamatik bir sistem var modlar bir şey paylaşınca otomatik beğenmiş gibi bir şey oluyor. *
ben değil ya kuzenim beğenmiş hele favoriyi küçük kuzenim şey etmiş benle alakası kesinlikle yok o favın.
nickaltı yine coşan yazar.
ay hadi inş. buradan bir kaos koparsa çiçeğimizi çikolatamızı alır izleriz.
o öyle miydi yahu?
aman neyse işte kaos seviciyiz biz küçük büyük karışsın buralar.
sahili güzel kentin yazarından kafası fena güzel yazara selamlar. *
ben yanlışlıkla şey etmişim sayın domestic yoksa haşa. *
biz beğenmiyoruz otamatik bir sistem var modlar bir şey paylaşınca otomatik beğenmiş gibi bir şey oluyor. *
ben değil ya kuzenim beğenmiş hele favoriyi küçük kuzenim şey etmiş benle alakası kesinlikle yok o favın.
nickaltı yine coşan yazar.
ay hadi inş. buradan bir kaos koparsa çiçeğimizi çikolatamızı alır izleriz.
o öyle miydi yahu?
aman neyse işte kaos seviciyiz biz küçük büyük karışsın buralar.
sahili güzel kentin yazarından kafası fena güzel yazara selamlar. *
devamını gör...
rimbaud
her gün muhakkak ne yazdığını kontrol ettiğim yazarımızdır. tanımlarını, düşüncelerini severek takip ediyorum. sözlükte varlığını böyle devam ettirmesi dileğiyle.
devamını gör...
forrest gump
baştan bir uyarı yapmak isterim, spoiler içeren uzun bir yazı okuyacaksınız. filmi izlemeyen kişiler lütfen okumasın, teşekkürler.
yılların eskitemediği, birden çok izlenebilecek nadir filmlerden biri.
filmi izlemeye başladığım ilk anda, yani filmle ilgili henüz hiçbir fikrim yokken, o minik kuş tüyünün forrest'ın ayağının ucuna düşmesi ve onu alıp elindeki çantasına koyması bana kendi anı kutumu hatırlatmıştı. bir gün ben de önüme çıkan her şeyi saklayan biri olur muyum diye düşünmüştüm. o kuş tüyünün neyi ifade ettiğini filmin sonunda anladım, üzücüydü.
jenny ile arasındaki ilişki bana herkesin herkese öğretebileceği bir şeylerin olabileceğini düşündüren ilk deneyimlerimden biriydi sanırım, deneyim denirse tabii. herkes birilerinden bir şey öğrenebilir ve bence insanlar bir şeyler öğrendikleri ve öğretebildikleri kişilerin yanında daha huzurlu ve mutludur.
forrest'ın koşmaya başladığı ilk anda insanların hayatında her zaman var olan ama farkında olamadıkları engeller geliyor akla. bu engelleri görmek bazen uzun yıllar sürüyor, bazen hiç göremiyoruz. engellerden kurtulmak, özgür olmak için bazen çok sevdiğimiz ya da bizi çok seven birinin iki kelimesi ya da minicik bir dokunuşu yeterli olabiliyor.
jenny'nin forres'ta sen sevgi nedir bilmiyorsun dediği an sevgiyi bilmeyen forrest mı yoksa kendini normal olarak addeden bizler miyiz diye düşünmeden edemiyor insan. çünkü sanırım çoğu insan saf sevgiyi genç yaşında unutmaya başlıyor. hem zeki bir adam olmasa da sevginin ne olduğunu çok iyi biliyor forrest.
forrest'ın bubba'yı bulmak için koşup durması, hedefe kitlenme şekli ve çoğu insanın herhangi bir hedefinin bile olmaması. bubba'nın son sözleri... "eve gitmek istiyorum."
forrest'ın kendisine yapılan zorbalıkları algılamıyor olması, dünya üzerinde kötü denen şeyden haberdar olmaması ne kadar güzel ama hüzünlü. keşke ben de bazı kötülükleri anlamasaydım, keşke kötü diye bir şey hiç olmasaydı.
kaçımız verdiğimiz sözleri gerçekten tutabiliyoruz hayatta? forrest tuttu, forrest her şeye rağmen karides teknesi kaptanı olmayı başardı, forrest pek çok şey başardı.
"hayat bir kutu çikolataya benzer forrest, içinden ne çıkacağını bilemezsin." annesi gerçekten de bir şeyleri forrest'ın anlayacağı şekilde anlatmayı çok güzel başarıyordu.
tüm bunlar olurken, hayatı değişirken, bir sürü paranın içinde yüzerken bile her şeye rağmen jenny'yi düşünmeye devam etmek. sevgi ya da aşk, adı neyse işte, sanırım böyle bir şey.
bazen yeterince taş bulunmuyor...
neden döndüğünü bilmiyordum ama umurumda değildi diyor ya forrest, bunun sevince olduğundan çok eminim.
'beni neden sevmiyorsun jenny? zeki bir adam değilim ama sevmenin ne olduğunu biliyorum.'
koşmak, koşmak ve koşmak. her şeye rağmen hiçbir şey bilmeden ve bir sürü insana umut olarak koşmak. "hayatta devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir."
"babasının adı da mı forrest" saflık böyle bir şey mi? çocuğuyla ilgili sorduğu ilk sorunun "zeki mi yoksa..." diye başlaması...
annesinin yattığı o yatakta aynı şekilde jenny'yi görmek kim bilir neler hissettirmiştir. ölüm de hayatın bir parçası ve jenny bir kuş olmayı başardı sonunda. bir tüy olup ayakucuna kondu ve bir tüy hafifliğinde savrulup gitti.
yılların eskitemediği, birden çok izlenebilecek nadir filmlerden biri.
filmi izlemeye başladığım ilk anda, yani filmle ilgili henüz hiçbir fikrim yokken, o minik kuş tüyünün forrest'ın ayağının ucuna düşmesi ve onu alıp elindeki çantasına koyması bana kendi anı kutumu hatırlatmıştı. bir gün ben de önüme çıkan her şeyi saklayan biri olur muyum diye düşünmüştüm. o kuş tüyünün neyi ifade ettiğini filmin sonunda anladım, üzücüydü.
jenny ile arasındaki ilişki bana herkesin herkese öğretebileceği bir şeylerin olabileceğini düşündüren ilk deneyimlerimden biriydi sanırım, deneyim denirse tabii. herkes birilerinden bir şey öğrenebilir ve bence insanlar bir şeyler öğrendikleri ve öğretebildikleri kişilerin yanında daha huzurlu ve mutludur.
forrest'ın koşmaya başladığı ilk anda insanların hayatında her zaman var olan ama farkında olamadıkları engeller geliyor akla. bu engelleri görmek bazen uzun yıllar sürüyor, bazen hiç göremiyoruz. engellerden kurtulmak, özgür olmak için bazen çok sevdiğimiz ya da bizi çok seven birinin iki kelimesi ya da minicik bir dokunuşu yeterli olabiliyor.
jenny'nin forres'ta sen sevgi nedir bilmiyorsun dediği an sevgiyi bilmeyen forrest mı yoksa kendini normal olarak addeden bizler miyiz diye düşünmeden edemiyor insan. çünkü sanırım çoğu insan saf sevgiyi genç yaşında unutmaya başlıyor. hem zeki bir adam olmasa da sevginin ne olduğunu çok iyi biliyor forrest.
forrest'ın bubba'yı bulmak için koşup durması, hedefe kitlenme şekli ve çoğu insanın herhangi bir hedefinin bile olmaması. bubba'nın son sözleri... "eve gitmek istiyorum."
forrest'ın kendisine yapılan zorbalıkları algılamıyor olması, dünya üzerinde kötü denen şeyden haberdar olmaması ne kadar güzel ama hüzünlü. keşke ben de bazı kötülükleri anlamasaydım, keşke kötü diye bir şey hiç olmasaydı.
kaçımız verdiğimiz sözleri gerçekten tutabiliyoruz hayatta? forrest tuttu, forrest her şeye rağmen karides teknesi kaptanı olmayı başardı, forrest pek çok şey başardı.
"hayat bir kutu çikolataya benzer forrest, içinden ne çıkacağını bilemezsin." annesi gerçekten de bir şeyleri forrest'ın anlayacağı şekilde anlatmayı çok güzel başarıyordu.
tüm bunlar olurken, hayatı değişirken, bir sürü paranın içinde yüzerken bile her şeye rağmen jenny'yi düşünmeye devam etmek. sevgi ya da aşk, adı neyse işte, sanırım böyle bir şey.
bazen yeterince taş bulunmuyor...
neden döndüğünü bilmiyordum ama umurumda değildi diyor ya forrest, bunun sevince olduğundan çok eminim.
'beni neden sevmiyorsun jenny? zeki bir adam değilim ama sevmenin ne olduğunu biliyorum.'
koşmak, koşmak ve koşmak. her şeye rağmen hiçbir şey bilmeden ve bir sürü insana umut olarak koşmak. "hayatta devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir."
"babasının adı da mı forrest" saflık böyle bir şey mi? çocuğuyla ilgili sorduğu ilk sorunun "zeki mi yoksa..." diye başlaması...
annesinin yattığı o yatakta aynı şekilde jenny'yi görmek kim bilir neler hissettirmiştir. ölüm de hayatın bir parçası ve jenny bir kuş olmayı başardı sonunda. bir tüy olup ayakucuna kondu ve bir tüy hafifliğinde savrulup gitti.
devamını gör...
ilk bilgisayar kullanımında yapılan mallıklar
benim için,
ilk aldığında sürekli makinayı söküp geri toplayamamak.
overclock yapacağım derken, ana kartı yakarak eline almak.
kız niki ile mirc ye girip abazanlara foto gönderiyorum diye trojan gönderip, hacklemek.
hackliyorum derken başkaları tarafından hacklenmek
otu boku çözecem diye sürekli makina formatlamak.
ilk aldığında sürekli makinayı söküp geri toplayamamak.
overclock yapacağım derken, ana kartı yakarak eline almak.
kız niki ile mirc ye girip abazanlara foto gönderiyorum diye trojan gönderip, hacklemek.
hackliyorum derken başkaları tarafından hacklenmek
otu boku çözecem diye sürekli makina formatlamak.
devamını gör...
kadın yazarların daha az oy vermesi
annemiz "oyunu göster ama verme" dedi de ondan.
beğenirsem basarım nika... aman oyu. hiç bakmam kadınmış erkekmiş.
beğenirsem basarım nika... aman oyu. hiç bakmam kadınmış erkekmiş.
devamını gör...
ayağını kaydırmak
bireysel yetenek veya çalışmalarla önüne geçilemeyen bireylerin çakallık vasıtasıyla ekarte edilmesini ifade eden ve bir kere başlandıktan sonra kişilik halini alan davranış bozukluğu.
devamını gör...
şebnem ferah'ın en güzel şarkısı
asla seçemeyeceğim şarkıdır.
o kadar kaliteli bir kadın ki, bütün eserleri eşsiz bir mücevher gibi. en güzelini seçemem hepsi mükemmel bir sanat eseri. her şarkısı apayrı bir dünya aralıyor insanın ruhuna.
keşke şebom ölümsüz olsa.*
o kadar kaliteli bir kadın ki, bütün eserleri eşsiz bir mücevher gibi. en güzelini seçemem hepsi mükemmel bir sanat eseri. her şarkısı apayrı bir dünya aralıyor insanın ruhuna.
keşke şebom ölümsüz olsa.*
devamını gör...
kar yağdığı zaman sokağa çıkan tipler
sokağa çıkamazsam da planını şimdiden yaptım ,terasa çıkıcam .hatta kardan adam da yaparım yeterki kar tutsun.
devamını gör...
network
iş hayatına girince anlaşılan, kıymetli cepte olması gereken şeydir. oluşturması ve meyvesini alması zahmetlidir. parayla ölçülmeyebilir ancak sonu paraya çıkabilir.
devamını gör...
günah keçisi
eski toplumlarda, insanlar yıl boyunca işledikleri 'günah'ları bir keçiye yüklerlermiş. rivayete göre, her sene sonunda da onu çöle salar, sıcak, susuzluk ve vahşi hayvanların varlığı sayesinde ölmesini beklerlermiş. böylelikle, keçi öldüğünde, kendi günahlarının da yok olduğunu düşünürlermiş.. bu da zamanla günah keçisi deyiminin doğmasına yol açmış.
muhtemelen uydurma olan bu ansiklopedik bilgiden sonra, modern günah keçilerine gelelim biraz, realite konuşsun bu satırlarda..
1999 'da ülke tarihinin en büyük felaketlerinden biri oldu. onbinlerce insan gölcük 'teki depremde ya hayatını kaybetti, ya da evsiz kaldı, yakınlarını kaybetti. facianın bu kadar büyük olmasında, yapıların maliyeti düşürmek amacıyla, depreme dayanıksız olarak yapılması gösterildi. ve günah keçisi; veli göçer. bu adamın yaptığı birçok bina çöktü ve kendisi açılan davalar sonucunda hapis yatan tek müteahhit oldu bu felaket sonrasında. bütün kötü yapılaşma, malzemeden çalma, bilinçsiz kentleşme günahları bu adamın üzerine atıldı. peki, depremde yıkılan bütün binaları bu adam mı yapmıştı? tabi ki hayır. diğer müteahhitler hapis yattı mı, ceza aldı mı? tabi ki hayır..
mehmet ali erbil, ülkenin en çok izlenen televizyon insanıydı bir zamanlar. sunduğu programlar reyting, oynadığı filmler seyirci rekoru kırıyordu. para üstüne para kazanıyor, arsız esprileri, muhafazakar türk toplumuna hiç de rahatsız edici gelmiyordu. adeta şeytan tüyü vardı kendisinde, hastalandığında hastanenin önünde insanlar dua ediyor, her hareketi olay yaratıyordu. sonra bir gün, bilerek veya bilmeyerek, alevilerle ilgili kırıcı bir 'mumsöndü' esprisi yaptı. o güne kadar, alevilere yapılan 3. sınıf insan muamelesinin, mumsöndü gibi aşağılık bir hikayenin uydurulmasının' günahı mehmet ali erbil 'e yüklenmiş oldu. sanki bu söylemi literatüre kazandıran adam mehmet ali erbilmiş gibi, kendisi bir anda televizyon dünyasında aforoz edildi. filmlerde oynayamaz oldu, 3. sınıf tv kanallarının en az izlenen kuşaklarında ucuz prodüksiyonlar sunmaya başladı. tek suç onun muydu? hayır.. peki bu olay sonrasında alevilere normal insan muamelesi yapılıyor mu artık? tabi ki kocaman bir hayır..
son günlerde, bir seda sayan 'dır gidiyor. eskiden 2 eşini öldürmüş bir insanı canlı yayına çıkartıp onu masumlaştırma çabasından bahsediliyor. seda sayan kimdir? kadırgalı aysel. sivri dilli. mehmet ali erbil 'in poposunu ellemesine ses çıkarmayan, sahneye dekolte kıyafetlerle çıktıktan sonra ramazan ayında, türbana girip program sunan, şarkıcı desen değil, oyuncu desen değil, sunucu desen hiç değil bir insan. 2 eşini öldüren adamın 3-4 ay önce başka bir programa canlı yayına çıktığını unutan halk, şimdi kadına şiddet, adaletsiz yargılamalar, toplumsal vicdan eksikliği gibi günahları seda sayan 'a yüklemeye çalışıyor. evet suçlu bulundu : kadırgalı aysel.. bu olaydan sonra, kadına şiddet vakalarında önemli bir düşüş olacak mı? güldürmeyin beni..
toplumsal bilincin gelişmediği bizim gibi toplumlarda, günah keçiliği haddinden de fazla bir yüktür. toplumun asla uzlaşmayacak kesimleri bu günah keçileri üzerinde mutabakata varır ve bir sonra toplumsal travma için yeni bir günah keçisi aramaya koyulurlar, el birliğiyle..
muhtemelen uydurma olan bu ansiklopedik bilgiden sonra, modern günah keçilerine gelelim biraz, realite konuşsun bu satırlarda..
1999 'da ülke tarihinin en büyük felaketlerinden biri oldu. onbinlerce insan gölcük 'teki depremde ya hayatını kaybetti, ya da evsiz kaldı, yakınlarını kaybetti. facianın bu kadar büyük olmasında, yapıların maliyeti düşürmek amacıyla, depreme dayanıksız olarak yapılması gösterildi. ve günah keçisi; veli göçer. bu adamın yaptığı birçok bina çöktü ve kendisi açılan davalar sonucunda hapis yatan tek müteahhit oldu bu felaket sonrasında. bütün kötü yapılaşma, malzemeden çalma, bilinçsiz kentleşme günahları bu adamın üzerine atıldı. peki, depremde yıkılan bütün binaları bu adam mı yapmıştı? tabi ki hayır. diğer müteahhitler hapis yattı mı, ceza aldı mı? tabi ki hayır..
mehmet ali erbil, ülkenin en çok izlenen televizyon insanıydı bir zamanlar. sunduğu programlar reyting, oynadığı filmler seyirci rekoru kırıyordu. para üstüne para kazanıyor, arsız esprileri, muhafazakar türk toplumuna hiç de rahatsız edici gelmiyordu. adeta şeytan tüyü vardı kendisinde, hastalandığında hastanenin önünde insanlar dua ediyor, her hareketi olay yaratıyordu. sonra bir gün, bilerek veya bilmeyerek, alevilerle ilgili kırıcı bir 'mumsöndü' esprisi yaptı. o güne kadar, alevilere yapılan 3. sınıf insan muamelesinin, mumsöndü gibi aşağılık bir hikayenin uydurulmasının' günahı mehmet ali erbil 'e yüklenmiş oldu. sanki bu söylemi literatüre kazandıran adam mehmet ali erbilmiş gibi, kendisi bir anda televizyon dünyasında aforoz edildi. filmlerde oynayamaz oldu, 3. sınıf tv kanallarının en az izlenen kuşaklarında ucuz prodüksiyonlar sunmaya başladı. tek suç onun muydu? hayır.. peki bu olay sonrasında alevilere normal insan muamelesi yapılıyor mu artık? tabi ki kocaman bir hayır..
son günlerde, bir seda sayan 'dır gidiyor. eskiden 2 eşini öldürmüş bir insanı canlı yayına çıkartıp onu masumlaştırma çabasından bahsediliyor. seda sayan kimdir? kadırgalı aysel. sivri dilli. mehmet ali erbil 'in poposunu ellemesine ses çıkarmayan, sahneye dekolte kıyafetlerle çıktıktan sonra ramazan ayında, türbana girip program sunan, şarkıcı desen değil, oyuncu desen değil, sunucu desen hiç değil bir insan. 2 eşini öldüren adamın 3-4 ay önce başka bir programa canlı yayına çıktığını unutan halk, şimdi kadına şiddet, adaletsiz yargılamalar, toplumsal vicdan eksikliği gibi günahları seda sayan 'a yüklemeye çalışıyor. evet suçlu bulundu : kadırgalı aysel.. bu olaydan sonra, kadına şiddet vakalarında önemli bir düşüş olacak mı? güldürmeyin beni..
toplumsal bilincin gelişmediği bizim gibi toplumlarda, günah keçiliği haddinden de fazla bir yüktür. toplumun asla uzlaşmayacak kesimleri bu günah keçileri üzerinde mutabakata varır ve bir sonra toplumsal travma için yeni bir günah keçisi aramaya koyulurlar, el birliğiyle..
devamını gör...
dünyanın en kısa korku hikayesi
efendim öncelikle merhabalar. size bu konu dahilinde başıma gelen ufak bir meseleden bahsedeceğim.
yine gecelerden bir gün, sakince telefonla uğraşırken ismi lazım değil bir sitede korku hikayeleri gördüm. en kısa olanı elbette "dünyadaki son insanın kapısı çaldı." hikayesidir fakat bu o kadarda korkutucu değil açıkçası. her neyse, başladım hikayeyi okumaya. aklımda kalanıyla şöyle bir şey;
-kadın eşinin eve geç geleceğini öğrenince çocuklarını uyuttu ve kendisi de uyumak için odasına çekildi. gece yarısı salondan oğlunun ağladığını işitti. yanına gitti, oğlu salonda öylece ağlıyordu. kucağına aldı, susturdu, odasına götürdü. o sırada oğlunun beşiğinde mışıl mışıl uyuyor olduğunu gördü.
devamını yazmayayım, ufaktan korku gelmeye başladı. hikayeyi okuduktan sonra uyuyana kadar kafamda çocuk sesleri vardı diyebilirim. bu da böyle bir anımdır.
yine gecelerden bir gün, sakince telefonla uğraşırken ismi lazım değil bir sitede korku hikayeleri gördüm. en kısa olanı elbette "dünyadaki son insanın kapısı çaldı." hikayesidir fakat bu o kadarda korkutucu değil açıkçası. her neyse, başladım hikayeyi okumaya. aklımda kalanıyla şöyle bir şey;
-kadın eşinin eve geç geleceğini öğrenince çocuklarını uyuttu ve kendisi de uyumak için odasına çekildi. gece yarısı salondan oğlunun ağladığını işitti. yanına gitti, oğlu salonda öylece ağlıyordu. kucağına aldı, susturdu, odasına götürdü. o sırada oğlunun beşiğinde mışıl mışıl uyuyor olduğunu gördü.
devamını yazmayayım, ufaktan korku gelmeye başladı. hikayeyi okuduktan sonra uyuyana kadar kafamda çocuk sesleri vardı diyebilirim. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...
sütyen
cup cup beden beden dantelli dantelsiz destekli desteksiz renk renk üretilen kadın iç giysisi.
devamını gör...
herkesin kendini çok zeki sanması sorunsalı
bu ülkenin yıllardır gerilemesine neden olan yasakçı zihniyetin neden olduğu sorunsal. herkes kendini en zeki sanar, başkalarına saygı göstermez. bu sözlükte de var bu tiplerden.
devamını gör...

