çiğ köfte acılı diye çalışana saldıran kişinin işten çıkarılması
çiğ köfte acılı diye çalışanı darp eden gurur şenel'in iş akdine yıldırım ltd.şti tarafından son verilmesi durumu.

(bkz: çiğ köfte acılı diye çalışana saldırmak)

(bkz: çiğ köfte acılı diye çalışana saldırmak)
devamını gör...
sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı
ansızın gerçekleşir ve her şey senin dışında yaşamaya devam eder.
devamını gör...
nazım hikmet ran
almanya'nın magdeburg şehrinde bulunan yetimhaneden kaçan ludwig karl friedrich detroit adındaki çocuk daha sonra gemilerde çalışmaya başlar. henüz 12 yaşında istanbul boğazında gemiden atlayıp kız kulesine kadar yüzer. mehmed emin ali paşa kendisine getirilen bu çocuğu pek sever ve ismini mehmet ali yaparak himayesinde tutar. harbiye'de okuyan mehmet ali bir çok savaşta verdiği katkılar neticesinde paşa rütbesine kadar yükselir. öyle ki osmanlı'nın en değerli paşalarındandır.
paşa'nın torunlarından biri türkiye'nin ilk ressamlarından biri olan ayşe celile hanım'dır. o da bir erkek çocuk doğurur.
işte o çocuk nazım hikmet'tir.

"en güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz henüz söylememiş olduğum sözdür..."
nazım hikmet
kaynak 1 kaynak 2 foto kaynağı
paşa'nın torunlarından biri türkiye'nin ilk ressamlarından biri olan ayşe celile hanım'dır. o da bir erkek çocuk doğurur.
işte o çocuk nazım hikmet'tir.

"en güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz henüz söylememiş olduğum sözdür..."
nazım hikmet
kaynak 1 kaynak 2 foto kaynağı
devamını gör...
muhafazakar gençlerin sözlüklerde azınlık olması
muhafazakarlık* bir noktada yeni fikirlere kapalı olma durumudur. muhazakar gençlik, yeniliğe açık değildir. bu "muhafazakarlık" kavramının en önemli hareket metodudur.
muhafazakarlıktan kastedilen şey, dindarlık ise; dindar gençliğin, ne yazık ki dünya genelinde olan; "zaten doğru olan yol, benim/bizim gittiğim(iz)yol. " fikrine sahip olmasıdır. yani adamın, sözlük okuma ve sözlükte yazma gibi bir ihtiyacı hasıl olmamıştır.
diğer husus; linç yeme, azınlık olma durumunun verdiği rahatsızlıktır. etkileşim eksikliği de sebeplerdendir.
muhafazakarlıktan kastedilen şey, dindarlık ise; dindar gençliğin, ne yazık ki dünya genelinde olan; "zaten doğru olan yol, benim/bizim gittiğim(iz)yol. " fikrine sahip olmasıdır. yani adamın, sözlük okuma ve sözlükte yazma gibi bir ihtiyacı hasıl olmamıştır.
diğer husus; linç yeme, azınlık olma durumunun verdiği rahatsızlıktır. etkileşim eksikliği de sebeplerdendir.
devamını gör...
unutulmayan magazin olayları
hindistan'da aç kalan bülent ersoy, safiye soyman ve banu alkan'ın otel odasında ütü üzerinde sucuk yapmasıdır.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
- dünyanın en geniş yolu olan brezilya'daki anıtsal eksen'de 160 araba yan yana gidebilir.
- su aygırları üzüldüğünde tenleri kırmızı renk alır.
- araba kornaları genelde fa noktasından çalar.
- birçok rujda balık pulu bulunur
- su aygırları üzüldüğünde tenleri kırmızı renk alır.
- araba kornaları genelde fa noktasından çalar.
- birçok rujda balık pulu bulunur
devamını gör...
erkeklerin regl olması durumunda yaşanabilecekler
pedler ücretsiz olurdu, regl izni diye bir şey devlet dairelerinde bile uygulanırdı.
devamını gör...
kedi fotosu atayım da belki karı kız düşer
devamını gör...
urlalı
bir baktım ki kayıplara karışmış. sözlük yönetiminden sayın urlalı'yı aramıza döndürmelerini rica ediyorum.*
müzik zulam tükenmek üzere, umarım sözlüğe bir çuval şarkıyla döner!
t: kafa izninde olan kaliteli yazar.
müzik zulam tükenmek üzere, umarım sözlüğe bir çuval şarkıyla döner!
t: kafa izninde olan kaliteli yazar.
devamını gör...
chivas regal etkisi
artık rüyalarda buluştuğumuz viski markasının etkisi.
devamını gör...
ders çalışırken ayıklanmış nar getiren koca
iyiliğe bak iyiliğe bir tane değil bin tane cevabı verilecek kocadır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
uyumadan önce dinlediğim...
devamını gör...
doların 1 lira olduğu bir güne uyanıldığında yapılacaklar
bi dünya turu yapar, sonra da avrupaya yerleşirdim kesin.
tanım: dolar aniden 1 lira olursa yazarların yapacakları şeyleri yazdığı başlık.
tanım: dolar aniden 1 lira olursa yazarların yapacakları şeyleri yazdığı başlık.
devamını gör...
yazarların girdiği tanımlardan karakter analizi yapmak
gereksiz bir harekettir.
haaa illa bir karakter analizi yapma merakı içinde olan yazarlar varsa ben karaktersizim.
haaa illa bir karakter analizi yapma merakı içinde olan yazarlar varsa ben karaktersizim.
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
birisiyle kafam çarpıştıysa bir daha çarpıştırırdık çünkü 2 kere çarpmazsan baban kel olur demişti biri...**
devamını gör...
sözlük yazarlarını şaşırtan şeyler
belli bir yaştan sonra artık şaşırmıyor olmak. herşey mümkündür diyerek kabulleniyorsunuz.
devamını gör...
cinsiyetçi söylemler
''adam olan lan!'' , ''karı gibi kıvırtma!'', ''o. çocuğu!'' gibi doğrudan bir cinsi hedef alan, erkeklerin gereksiz olan özgüvenlerini pompalamaya yöneldiği; çoğunluğu küfür ve en azından argo barındıran kahrolasıca söylemler!
kullanmayalım, kullanmamaya özen gösterelim. sene 2020, unutmayalım.
kullanmayalım, kullanmamaya özen gösterelim. sene 2020, unutmayalım.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
trenden son anda atlamıştı. özgürlüğünü bu cesurca hamleye borçluydu. biraz daha geç atlasa köprüden aşağıdaki akan nehre uçacak belki de parçasını bile bulamayacaklardı. biraz daha erken yapayım dese inzibatların teftiş anına denk gelecek, yakayı ele verecekti. başarmıştı mustafa, kimselere yakalanmadan firar etmeyi becermişti.
cumhuriyetin ilk yılları. yokluk her yeri esareti altına almış. yıllarca süren savaş sonrası enkaz yerine dönmüş anadolu’da yaşama tutunmaya çalışan mağrur bir millet. elde avuçta ne varsa cepheye gönderen, kendinden önce vatanın istikbalini düşünen fedakar insanların yurdu. savaşlar bitmiş yepyeni filizlenen devletin tohumları atılmıştı. ama uzun seneler süren savaşın yarattığı tahribatın etkileri uzun yıllar atlatılamayacaktı. işte bu yıllarda mustafa ailesini geçindirmek için köyden sürekli şehre gelip gidiyor, orada hayvan pazarında koyun satıyordu. ekip biçtikleri anca kendi karınlarını doyurmaya yetiyordu.
yovanaki, anadolu’daki yunan azınlığın maceraperest bir ferdiydi. hikayesini ilginç kılan ise onun kaçak silah tüccarı olmasından mütevellitti. yovanaki anadolu’daki azınlık çetelerine yıllarca silah temini sağlamıştı. uzun zamandır aranıyordu ve sonunda karaman’da bir batakhanede enselendi. yargılanmak için karaman’dan konya’ya götürülecekti. zabitler ellerini kelepçeleyip trene bindirdiler. boncuk boncuk terliyordu yovanaki. asılması kesindi. zaten bu zamana kadar istim üstünde yaşamıştı sürekli ama hayatının bu kadar erken sonlanacak olması sebebiyle şimdi oturup çocuk gibi ağlamak istiyordu.
mustafa eniştesiyle görüşmek için karaman’a gelmişti. uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. hem bir hal hatır sormak hem de biraz borç istemeye gelmişti. hayvanların bir kısmı bu sene hastalıktan telef olmuştu. haliyle satıştan istediği kazancı elde edememişti. kışı çıkarabilmek, erzak yakacak temin edebilmek için biraz borca ihtiyacı vardı. bu sebeple eniştenin kapıyı çaldı, o da sağolsun ikiletmedi. bir yükü sırtından atmışcasına rahatlamış bir biçimde tren garına yollandı.
kompartımana girdiğinde elleri kelepçeli yunanı karşısında buldu. yanında iki zabit, ortalarına suçluyu almış karşısında oturuyorlardı. bir suçluyla aynı ortamı paylaşmak onu huzursuz etmişti. normalde suçlular bir yerden başka bir yere nakledilirken diğer insanlardan izole bir ortamda bulunurlar ama yovanaki’nin işi biraz aceleye gelmişti. yer olmadığından normal yolcular ile aynı kompartımanı paylaşıyordu. tren kalktı, karşılıklı yolculardan biri mutlu, huzurlu diğeri bedbaht, rahatsız bir ruh haliyle yolculuklarına başladılar. trenin kalkışından on beş dakika sonra zabitlerden biri hava alma bahanesiyle suçluyu arkadaşına emanet edip koridora çıktı. kapıya doğru yönelip bir sigara tellendirmeye başladı.
bu sırada diğer zabit inceden inceye mustafa’yı süzüyordu. sanki bir mevzu olsa uzun uzadıya konuşacak gibiydi ama üşeniyordu. yola çıkalı bir saat olmuştu ama diğer zabitten eser yoktu. paketi içse bitirirdi, nerede kiminle muhabbet ediyor diye hayıflandı suçlunun başını bekleyen. işin kötüsü tuvalet ihtiyacı hasıl olmuştu, zaten on beş dakikadır tutuyordu. elleri kelepçeli diyerek bir aklından geçirdi mahkumu yalnız bırakmayı. sonra tekrardan bakışları mustafa’nın üzerinde gezinmeye başladı. birader ben beş dakika hacet giderip gelene kadar bu yonana göz kulak olun mu diye sordu artık sonunda. dayanacak gücü kalmamıştı çünkü. içinden bir ses hayır mı desem başıma mesuliyet almasam diye bir ses geldi gitti mustafa’nın. neyse kısa sürer diyerek mahcup bir ifadeyle kabul etti.
zabit kompartımandan ayrılır ayrılmaz yovanaki girdi söze. nerelisin, kimlerdensin muhabbetinden sonra beni suçsuz yere asacaklar diye palavradan ağlamaya başladı. ben normalde aksi bir iş yapmadım, ortağım bana kazık attı, suç benim üstüme kaldı o kaçtı diyerek mustafa’nın kanına girmeye çalıştı. gel kardeş, sen bana yardım et, ben de sana yüklü yardım ederim kurtulunca dedi. şu an için ihtiyacı olmasa da – enişte sağolsun – zor günler ardı arkasına geliyordu. suçsuzluk durumuna inanır gibi oldu bir ara bizimkisi. bu zamanda ne hikayeler duyuyorlardı, yargısız infaz olmasın isterdi. zabit gelmeden trenden atlarız diyerek işlemeye devam ediyordu karşısındakini yovanaki. koridorda o sırada devriye gezen inzibatlardan biri aniden odaya daldı. her ikisi de dut yemiş bülbül gibi sustular aniden. neyse ki uzun durmadan diğer kompartımanlara göz ucuyla baka baka uzaklaştı inzibat. yovanaki son çare belindeki keseyi gösterdi göz ucuyla. bak buradaki altınları bölüşürüz. en son dayanamadı mustafa, sen benim başımı belaya mı sokacan birader durduk yere diyerek yakasından tutup silkeledi yunanı. sonunda heladan dönmeyi başaran zabit o anda kapıdan girdi. ikisini o halde görünce ne bu hal ne oluyor diyerek hiddetlendi. yovanaki direkt kıvrak bir biçimde söze girdi, bu herif beni kaçmaya ayartıyordu, karşılığında da altın kesemi istedi. mustafa neye uğradığını şaşırdı, nutku tutulmuştu. hayır, yok öyle bir durum demeye kalmadan zabitin sorgusu başladı. birader biz sana adam emanet ediyoruz ayırt diye mi diye öfkeli bir şekilde bağırdı. vatan haini misin sen kaçakçıyla bir oluyorsun.
mustafa ne yapacağını ne diyeceğini bilemedi, ter bastı bir anda her yanını, soğuk soğuk terledi. bir anda suçsuzken suçlu duruma düşmüştü, hem de gerçek suçlunun sözüyle. aniden yerinden fırladı. kompartımandan çıkıp kapıya doğru koştu can havliyle ve bir hamleyle açıp aşağı atladı. bizim suçsuz suçlumuz mustafa başarmıştı, firar etmeyi becermişti.
cumhuriyetin ilk yılları. yokluk her yeri esareti altına almış. yıllarca süren savaş sonrası enkaz yerine dönmüş anadolu’da yaşama tutunmaya çalışan mağrur bir millet. elde avuçta ne varsa cepheye gönderen, kendinden önce vatanın istikbalini düşünen fedakar insanların yurdu. savaşlar bitmiş yepyeni filizlenen devletin tohumları atılmıştı. ama uzun seneler süren savaşın yarattığı tahribatın etkileri uzun yıllar atlatılamayacaktı. işte bu yıllarda mustafa ailesini geçindirmek için köyden sürekli şehre gelip gidiyor, orada hayvan pazarında koyun satıyordu. ekip biçtikleri anca kendi karınlarını doyurmaya yetiyordu.
yovanaki, anadolu’daki yunan azınlığın maceraperest bir ferdiydi. hikayesini ilginç kılan ise onun kaçak silah tüccarı olmasından mütevellitti. yovanaki anadolu’daki azınlık çetelerine yıllarca silah temini sağlamıştı. uzun zamandır aranıyordu ve sonunda karaman’da bir batakhanede enselendi. yargılanmak için karaman’dan konya’ya götürülecekti. zabitler ellerini kelepçeleyip trene bindirdiler. boncuk boncuk terliyordu yovanaki. asılması kesindi. zaten bu zamana kadar istim üstünde yaşamıştı sürekli ama hayatının bu kadar erken sonlanacak olması sebebiyle şimdi oturup çocuk gibi ağlamak istiyordu.
mustafa eniştesiyle görüşmek için karaman’a gelmişti. uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. hem bir hal hatır sormak hem de biraz borç istemeye gelmişti. hayvanların bir kısmı bu sene hastalıktan telef olmuştu. haliyle satıştan istediği kazancı elde edememişti. kışı çıkarabilmek, erzak yakacak temin edebilmek için biraz borca ihtiyacı vardı. bu sebeple eniştenin kapıyı çaldı, o da sağolsun ikiletmedi. bir yükü sırtından atmışcasına rahatlamış bir biçimde tren garına yollandı.
kompartımana girdiğinde elleri kelepçeli yunanı karşısında buldu. yanında iki zabit, ortalarına suçluyu almış karşısında oturuyorlardı. bir suçluyla aynı ortamı paylaşmak onu huzursuz etmişti. normalde suçlular bir yerden başka bir yere nakledilirken diğer insanlardan izole bir ortamda bulunurlar ama yovanaki’nin işi biraz aceleye gelmişti. yer olmadığından normal yolcular ile aynı kompartımanı paylaşıyordu. tren kalktı, karşılıklı yolculardan biri mutlu, huzurlu diğeri bedbaht, rahatsız bir ruh haliyle yolculuklarına başladılar. trenin kalkışından on beş dakika sonra zabitlerden biri hava alma bahanesiyle suçluyu arkadaşına emanet edip koridora çıktı. kapıya doğru yönelip bir sigara tellendirmeye başladı.
bu sırada diğer zabit inceden inceye mustafa’yı süzüyordu. sanki bir mevzu olsa uzun uzadıya konuşacak gibiydi ama üşeniyordu. yola çıkalı bir saat olmuştu ama diğer zabitten eser yoktu. paketi içse bitirirdi, nerede kiminle muhabbet ediyor diye hayıflandı suçlunun başını bekleyen. işin kötüsü tuvalet ihtiyacı hasıl olmuştu, zaten on beş dakikadır tutuyordu. elleri kelepçeli diyerek bir aklından geçirdi mahkumu yalnız bırakmayı. sonra tekrardan bakışları mustafa’nın üzerinde gezinmeye başladı. birader ben beş dakika hacet giderip gelene kadar bu yonana göz kulak olun mu diye sordu artık sonunda. dayanacak gücü kalmamıştı çünkü. içinden bir ses hayır mı desem başıma mesuliyet almasam diye bir ses geldi gitti mustafa’nın. neyse kısa sürer diyerek mahcup bir ifadeyle kabul etti.
zabit kompartımandan ayrılır ayrılmaz yovanaki girdi söze. nerelisin, kimlerdensin muhabbetinden sonra beni suçsuz yere asacaklar diye palavradan ağlamaya başladı. ben normalde aksi bir iş yapmadım, ortağım bana kazık attı, suç benim üstüme kaldı o kaçtı diyerek mustafa’nın kanına girmeye çalıştı. gel kardeş, sen bana yardım et, ben de sana yüklü yardım ederim kurtulunca dedi. şu an için ihtiyacı olmasa da – enişte sağolsun – zor günler ardı arkasına geliyordu. suçsuzluk durumuna inanır gibi oldu bir ara bizimkisi. bu zamanda ne hikayeler duyuyorlardı, yargısız infaz olmasın isterdi. zabit gelmeden trenden atlarız diyerek işlemeye devam ediyordu karşısındakini yovanaki. koridorda o sırada devriye gezen inzibatlardan biri aniden odaya daldı. her ikisi de dut yemiş bülbül gibi sustular aniden. neyse ki uzun durmadan diğer kompartımanlara göz ucuyla baka baka uzaklaştı inzibat. yovanaki son çare belindeki keseyi gösterdi göz ucuyla. bak buradaki altınları bölüşürüz. en son dayanamadı mustafa, sen benim başımı belaya mı sokacan birader durduk yere diyerek yakasından tutup silkeledi yunanı. sonunda heladan dönmeyi başaran zabit o anda kapıdan girdi. ikisini o halde görünce ne bu hal ne oluyor diyerek hiddetlendi. yovanaki direkt kıvrak bir biçimde söze girdi, bu herif beni kaçmaya ayartıyordu, karşılığında da altın kesemi istedi. mustafa neye uğradığını şaşırdı, nutku tutulmuştu. hayır, yok öyle bir durum demeye kalmadan zabitin sorgusu başladı. birader biz sana adam emanet ediyoruz ayırt diye mi diye öfkeli bir şekilde bağırdı. vatan haini misin sen kaçakçıyla bir oluyorsun.
mustafa ne yapacağını ne diyeceğini bilemedi, ter bastı bir anda her yanını, soğuk soğuk terledi. bir anda suçsuzken suçlu duruma düşmüştü, hem de gerçek suçlunun sözüyle. aniden yerinden fırladı. kompartımandan çıkıp kapıya doğru koştu can havliyle ve bir hamleyle açıp aşağı atladı. bizim suçsuz suçlumuz mustafa başarmıştı, firar etmeyi becermişti.
devamını gör...

