(bkz: analitik düşünme)
devamını gör...

çaylak olarak geldik ve hoşbulduk.orda kaale alınmamaktansa burda hoşgeldinle karşılanmak daha iyi.sıcak mesajlar için kırmızı pisi'ye teşekkürü borç bilirim.
devamını gör...

evet bugün en aklıma geldi bir zamanlar pokemon vardı deli gibi taso kovalardık bakalım hatırlayan çıkacak mı ? benim favori pokemonum ninetales
geç gelen edit video ekledim:
devamını gör...

hani kar yağdığında sokaklardan garibanları toplayıp, spor salonlarına yerleştiriyorlar ya, hani bir tas sıcak çorba veriyorlar ya, yatacak bir yatak, üstüne örtecek bir battaniye veriyorlar ya, işte öyle bir şey hissediyorum ben de.
dışarıda kalsam üşürüm...
devamını gör...

o bir filozof. sözlüğün biricik filozofu.
o metaforların yazarı.
o bir aşık. manilerin hanımefendisi.
o bir sezgileri güçlü olan.
o ruhsal çözümlemelerin kadını.
o her şeyden önce saygılı, seviyeli ve kültürlü bir insan.

bir keresinde biz, onunla,
kuzguncuk'ta hiç vişne yemedik.
devamını gör...

amerikan sinemasının belki de en başarılı filmidir. ona bu sıfat yakışıyor; zira toplumsal ve siyasi konuları perdeye yansıtış şeklinde çok ciddi sorunlar ve tuhaflıklar olmasına rağmen yıllardır listelerin başını çeken, inanılmaz bir ticari getirisi olan, ve törenden 10 oscar ile dönen bir film tüm bunları başarmışsa, "en başarılı film" olmaması için de bir sebep yok benim bakışımla.


neden ciddi sorunları ve tuhaflıkları olduğu konusuna gelinirse...gone with the wind, bilindiği üzere planında iç savaş'ın işlendiği, yaklaşık dört saat uzunluğunda bir film. fakat film boyunca kölelik sistemi yanlısı güney, hak verilmesi gereken taraf olarak yüceltiliyorken; kölelik karşıtı kuzey resmen çarmıha geriliyor. savaşın yıkıcı etkilerinin sadece güney'in uğradığı yıkım ve şiddet üzerinden gösterilişi, filmin tarihi açıdan objektiflik kavramından hayli uzaklaşmasına sebep oluyor. iç savaş, karakterlerin yaşadığı duygusal değişimler ve gelgitlerin arkasına yedirilmiş vaziyette; lakin savaşta verilen kayıplar, filmin romantik komedi unsurlarına yem edilmiş bir nevi. misal, scarlett'ın ashley'e nispet olsun diye evlenmiş olduğu charles'ın savaşta ölmesi, scarlett için sadece siyahlar giymek zorunda kalacağı önemsiz bir yas gününün sebebi olarak aktarılıyor.

en temel sorunlardan biri, ırkçılık. gone with the wind, margaret mitchell'ın kaleme aldığı romanın uyarlaması. ve roman, basıldığı ilk dönemde, içinde çokça ırkçı söylem bulunduğu için fazlasıyla tepki çekmişti. filmin yönetmenleri (ismen bir yönetmen geçmesine rağmen, filmde aslında iki yönetmen çalıştı. film yönetilmesi açısından bir "sinir krizi" olduğu için ilk ilk yönetmen bir yerden sonra bırakıp filmden çekilmişti ve ikincisi de çekilmek üzereydi) her ne kadar ırkçı yaklaşımları filmden uzak tutmaya çabalasa da, film bu etkiden tamamen sıyrılamamıştı. bir sahnede babası scarlett'a "alt sınıfa, bilhassa siyahilere karşı acımasız olman gerek" tavsiyesini veriyor. bir başka sahnede, siyahi bir hizmetçi scarlett'tan dayak yiyor. (salt filmde değil, ödül töreninde dahi siyahi ayrımcılığı yapılmıştı. hattie mcdaniel, mammy rolüyle oscar alan ilk siyahi oyuncu olmuştu; fakat törende rol arkadaşlarının yanında oturmasına müsaade edilmemişti.)

çıkarcı, yalancı, umarsız ve bencil bir karakter olan scarlett'ın, filmin sonuna dek dört ayağının üstüne düşmesi ve bunun hep bir başkasının ölümüyle, iflasıyla ya da yalnız kalmasıyla gerçekleşmesi seyirciyi biraz huzursuz etse de, final sahnesi çok tatmin edici. scarlett'ın bu tavırlarına, elindekinin kıymetini o gitmeden asla anlayamayan karakterine daha fazla dayanamayan rhett, evi terk eder. kapıdan çıkmak üzereyken, scarlett gözyaşları içerisinde onu durdurur ve o giderse kendisinin ne yapacağını sorar. aldığı cevap hala bile sinema tarihinin en ikonik repliklerinden biridir: frankly my dear, i don't give a damn! ayrıca bu sahnenin aynısı yahut çok benzerleri, pek çok yapımda yeniden canlandırılmış; bir nevi filme selam çakılmıştır.


filmi izlediğimde henüz lisedeydim, sinemayı yeni yeni keşfettiğim yıllardı. belki de bu yüzden -biraz da bir filmi okumak konusunda şimdiye kıyasla daha fazla olan cahilliğimden-pek sevmiştim şahsi olarak. moralim bozuk olduğunda yahut uyuyamadığımda soluğu bu filmde alırdım. benim için anlamı büyük olan bir film. müzikleri de çok hoştur. max steiner'ın bestelerini içeren albümü buradan dinleyebilirsiniz.
devamını gör...

..
devamını gör...

ad'ım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

doğaya ait olan her şeyde bilinçli bir canlılık bulunduğunu ileri süren görüş. her varlığın bir ruhu olduğuna inanıldığı için her türlü canlı cansız nesne ile iletişim kurulabileceğine inanılır. ilkel polinezya dinlerinden hala görülmekte birlikte şimdinin mitolojisi eski dinlerde de varlığına sık rastlanır.
devamını gör...

üst edit: büyük oyunu görmek suç olmuş bu sözlükte.

hobaaa3434'le bir bağlantısı olduğunu düşündüğüm yazar. konuyla ilgili araştırmalarım sürüyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

o kadar rektör ne olacak o zaman kardeşim? öğrencilere benim kitabımı almazsan geçirmem diyen öğretim görevlileri ne olacak?
bu ülkenin sırtında ki kanserlerden kurtulmak istiyorsunuz anlıyorum ama bu zihniyetle çok çok zor.
devamını gör...

ilk olarak diana wynne jones'un kitap olarak yazdığı ve hayao miyazaki'nin bundan ilham alarak ve kendi yorumunu da katarak animasyon haline getirdiği bir yapımdır. 2004 yılında yayımlanmıştır. ülkemizde howl's moving castle olarak da bilinir.

ne zamandır aklımdaydı, hakkında başlık açıldığını görünce mutlu oldum. gerçek sevgi tasvirinin çok saf, nahif ve akıllıca yapılmış olması, çizimlerin bu kadar kaliteli olması animasyonu mükemmel kılan unsurlardandı.

sophie'nin şapkacı dükkanında çalışırken kulağına gelen, diğer arkadaşlarının howl adındaki büyücü için kadınların kalbini çaldığı ve hatta çaldığı kalpleri yediği hakkında yaptığı bir dedikodu sahnesiyle başlıyor animasyon. elbette buradaki çalmak fiilinden kasıt kadınları etkileyip sonrasında onlara karşılık vermediği için kalplerini kırmasından ileri geliyor. yoksul sophie ile bu kalp hırsızı howl'ın karşılaşması ise sophie'yi rahatsız eden askerlerden kurtaran kişinin howl olması ile gerçekleşiyor. elbette sophie bu büyüleyici kişiden hoşlanıyor. daha sonrasında kötülükler cadısı, howl'ı kıskandığı için sophie'nin çalıştığı dükkana gelip onu yaşlı ve çirkin bir kadına dönüştürüyor. sophie büyüyü bozmak için yollara düşüyor ve tekrar howl ile yolları kesişiyor, hem de yürüyen şato'da! gerisi keyif kaçıracağı için anlatmayacağım, şimdiden iyi seyirler dilerim.


- korkunç hissediyorum. bir kayanın altına sıkışmışım gibi.
+ evet, kalp ağır bir yüktür.
devamını gör...

en ''iç'', demos ''halk'' demektir. böylece endemik, başka alanlarda yayılışı olmayan anlamına gelir. örneğin sadece ve sadece istanbul'da bulunan ümraniye çiğdemi* istanbula endemiktir. başka bir yerde bulunmaz.
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

ailenizle ve sevdiklerinizle keyifli, neseli, bol kahkahali, huzur dolu bir bayraminiz olsun sozluk...
bir oneri: kavurmayi cok kacirmayin, etin iyisini de kendinize saklamayin*.
devamını gör...

hülya avşar, gazetecilerin sorduğu soruları cevaplarken özgürlüğe alıştığını ve kendisin zaten sapyoseksüel olduğunu itiraf etmesi.

ya ihtiyaç hissediyorsun diye abuk sabuk bir hayat yaşayacaksın, ya da karşına düzgün biri çıkana kadar bekleyeceksin.
ben sapyoseksüelim zaten. zeka benim için büyük bir güç.
para, seks... bence özgürlük dünyanın en büyük mutluluğu. bundan sonra kalk evlen... onları unutun. kafama göre birisi çıkarsa flört edebiliriz, hayatı yaşayabiliyoruz. kızımı büyüttüm, herkesin kendine göre bir hayatı var.güçlü kadın olmak güzel bir şey de erkek de güçlü olmalı. ben sapyoseksüelim zaten. kesinlikle zeka. zeka benim için büyük bir güç. bunların hepsini bir araya getirecek biri varsa bana haber verin. var tabii öyle karşıma çıkmış olanlar. kaya'nın zekası mesela, müthiştir.


hülya avşar sayesinde mehmet tecirli, coşkun sabah, osman hattat, ibrahim tatlıses, mehmet özener, tanju çolak, kaya çilingiroğlu, sadettin saran, ali güven ve mehmet dereli'nin entelektüel bireyler olduklarını öğrendik.
kaynak
devamını gör...

(bkz: masaya çık tepin istersen)

sorunları çözüme kavuşturmak yerine halı altına süpürmekten ne farkı var bunun?
devamını gör...

ahmed arif şiiri.

akşam erken iner mahpushaneye.
ejderha olsan kar etmez.
ne kavgada ustalığın,
ne de çatal yürek civan oluşun.
kar etmez, inceden içine dolan,
alıp götüren hasrete.

akşam erken iner mahpushaneye.
iner, yedi kol demiri,
yedi kapıya.
birden, ağlamaklı olur bahçe.
karşıda, duvar dibinde,
üç dal gece sefası,
üç kök hercai menekşe...

aynı korkunç sevdadadır
gökte bulut, dalda kaysı.
başlarkoymağa hapislik.
karanlık can sıkıntısı...
"kürdün gelini"ni söyler maltada biri,
bense volta'dayım ranza dibinde
ve hep olmayacak şeyler kurarım,
gülünç, acemi, çocuksu...

vurulsam kaybolsam derim,
çırılçıplak, bir kavgada,
erkekçe olsun isterim,
dostluk da, düşmanlık da.
hiçbiri olmaz halbuki,
geçer süngüler namluya.
başlar gece devriyesi jandarmaların...

hırsla çakarım kibriti,
ilk nefeste yarılanır cıgaram,
bir duman alırım, dolu,
bir duman, kendimi öldüresiye,
biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
ama akşam erkeniniyor mahpushaneye.
ve dışarda delikanlı bir bahar,
seviyorum seni,
çıldırasıya...
devamını gör...

günaydın sözlükçüm.

dün duble türk kahvesi ile başladığım güne, mükemmel güzellikle devam ederek akşamı yakalamıştım.

lakin çalıştığım yerden gelen acil koduyla geri dönmek zorunda kaldım istanbul'dan.

gece de, eve gidip sabah geri gelmeye üşendiğimden ofisimde uyudum. her tarafım ağrıyor...

ancak yine de güzel bir gün. çünkü güzel bir gün!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim