babaya rağmen yapılan şeyler
saçlarımı özgürce savurabilmektir!
evet 1993 doğumlu bir gencin gözlerini açtığı andan itibaren doğduğu coğrafyaya karşı verdiği savaş bu.
ortaokula geçmemle bayramdan bayrama alınan pantolonları alınmamaya başlandı önce, sonra yeni bir tshirt bakmadık hiç.. olanlara da eskisin diye bakılıyordu, sistematik olarak bir çocuğun zorunlu başının örtülüşüydü bu aslında.kimse bu konuda fikrimi sormuyordu sormasına ama ne annem ne de babam islamiyet için değil adeta köydeki rutin bir süreç için başımın kapalı olmaısını istiyorlardı. bunu yıllar sonra artık başımı kapatmayacağımı söylediğimde" köye geldiğinde kapat bari"dediklerinde daha iyi anlayacaktım..zamana ihtiyacım vardı, 3-5 yıl değil üstelik eğitim hayatıma devam edebilmem için şarttı başımın kapalı olması.. yetti mi? yetmedi işe başlamak için şehir değiştirmemden tutun,kendi paramı kazanıyor olduğumda dahi korkumdan açamıyorum başımı.alıştığım, başka ihtimalim olmadığını sandığım için, korktuğum için istemeye istemeye hergün başımı örtmeye devam ediyordum.. çünkü 11 yaşımdan 21 yaşıma kadar gördüğüm sistematik baskının kölesi olmuştum.dahası benim o istemeyerek başımı örttüğüm örtüyü çıkarırsam köye gidemeyeceğimi düşünüyordum..lise son sınıfta başım açık olursa okula göndermeyeceğini söyleyen,her itirazımda ölümüne dayaklar yediğim babamın telefonunda iğrenç mesajlar yakaladım defalarca tanımadığı kadınlarla pis muhabbetlere giriyordu ki o zamanlar görüntülü arama vs yok, muhtemelen karşıdakinin kadın olduğunu sanıp annemi aldatıyordu, ağzından küfür kesilmiyor sağa sola uçan kuşa küfrediyordu ama benim başımın kapalı olmasını istiyordu. kendi belki benden 2 yaş büyük bir kız düşürme hayali yaşarken onun kızı edep, ahlak abidesi olacak hatta mümkünse aldığı eğitimler dini taraftan seçilecekti(hafızlık okulu , imamhatip lisesi vs).
ne büyük hayal ama ne büyük günahlardan arınma projesi.. çocuk değil adeta onu cennete götürecek amellerdik(!)ilkokul mezunu olmaları değil yaşama, ahlaka bakışlarının yanlış olmasıydı sorun.. evet benim kendi babam mini etek giydiysen tecavüzü hakedensin fikrine sahip, evet o ayıplayıp değiştirmeye çalıştığımız zihniyetin elinde esir büyüdüm ben.. onun kanından dünyaya geldim.. makyaj yaparsam erkek aradığımı söylerdi çünkü kendi bakımlı kadınlara düşüyordu.. aslında kendiyle, sapık zihniyetiyle savaşıyordu.. neyse ki tek kızdım.. bir ablam ölmüş daha 20 günlükken kim bilir benim kadar katlanamayacak,belki de daha asi olup daha çok eziyet görecekti.. şimdi düşününce ona hep kurtulmuş gözüyle baktığımı hatırlıyorum.. evet istemediğim bir yaşam tarzıyla nefes alıp veriyorken ölümü kurtuluş kabul ediyordum.. okumak için üstelik.. tüm çabam, gayretim o evden, köyden koşarak uzaklaşmaktı.. babamın her bakımlı kadının potansiyel tacizcisi olduğu evden olabildiğince uzakta yaşamak için çabalıyordum.. başardım da, gittim ama bir türlü kafamı açamıyordum babamın anlattığı gibi saçımı açınca, makyaj yapınca bir erkek için değil kendim için istediğimi biliyor ama yinede ikna edemiyordum kendimi.. sonra eşimle tanıştım,kendimi anlattım, istediklerimi başımın neden kapalı olduğunu vs.. öyle şefkatli öyle anlayışlıydı ki yadırgamadan uzun uzun anlattı, nasıl istiyorsan öyle yaşa ahlak bir başörtüden ibaret değil, seni ahlaklı yapmadığı gibi çıkarınca da ahlaksız olmayacaksın dedi.. kırmadan incitmeden.. çünkü problem asla başörtüsü değildi problem babamın tavrıydı.. gördüğüm baskıydı.. aldığım tehditler, kafamı yere vurarak yediğim dayaklardı.onca yıl sonunda ilk kez eşimle(ki o zaman sözlenmiştik) başım açık köye gidebildim.. başımı o zamanlar açsam arkamdan o***u olmuş diyecek dedikodunun allahını yapıp yediğimiz ekmeği boğazımızdan getirecek köy halkı şimdi kocası düşünsün artık onun sözü geçer diye lafını etmiyor..ne büyük ikiyüzlülük (!) başörtmeyi din dışında kullanan başka yerleşim yeri/topluluk var mı bilemiyorum ama geçen yaz katıldığım bir nikah töreninde yine kendi köyümde başı açık reşit olmuş 3 kadından biriydim.. koca köy ve bir diğerinin misafir olduğunu varsayarsak geriye başörtü mücadelesini kazanmış genc bir kız kalıyordu.. hiç tanımadığım halde gidip tebrik ettim bile :) ben başaramamıştım çünkü.. biraz zaman geçince ortamdan bulunan 7-8 kız "abla bizde evlenince açılacağız" dedi.. yapmayın bunu insanlara! diye bağırasım geldi..neden bu ısrarcılık, insanlar istemeye istemeye başını neden kapatsın ki.. ahlak, edep, başörtü ile kazanılan yahut kaybedilen birşey değil ki... niye bu kadar cahiliz, anadolunun bağrında nasıl bu kadar geride kalabildik hayret ediyorum.. ne olurdu medeni bir köy olsak, babam ç*küne sahip çıkmadığı için ben cezalandırılmasaydım mesela.. ne olurdu bu ortadoğu cahiliyetine denk gelmeden çocukluğumu yaşayabilseydim.. çok mu zor yahu bu seviyeye gelmek.. yüce yaradan alplerin eteğine serpiştirecek kadarda mı sevmiyor bizi. ne için bu kadar bilimsiz, eğitimsiz kaldık böyle ve yıllar geçmesine rağmen hala aynı anlayış devam ediyor.. baskıyla, dayakla, sistematik eziyetlerle darbelerle büyüyoruz.. sizin adını dahi duymadığınız şehrin bir köyünde kızlar doğmasaydım keşke diye uyanıyor sabahlara.. 2021 yılında hala evlenince başımı açacağım umudu taşıyorlar.. siz, pis iğrenç ruhlu sapık adamlar yüzünden kadınlar daha çocukken sen suçlusun sen kapan diye azarlanıyor..
evet 1993 doğumlu bir gencin gözlerini açtığı andan itibaren doğduğu coğrafyaya karşı verdiği savaş bu.
ortaokula geçmemle bayramdan bayrama alınan pantolonları alınmamaya başlandı önce, sonra yeni bir tshirt bakmadık hiç.. olanlara da eskisin diye bakılıyordu, sistematik olarak bir çocuğun zorunlu başının örtülüşüydü bu aslında.kimse bu konuda fikrimi sormuyordu sormasına ama ne annem ne de babam islamiyet için değil adeta köydeki rutin bir süreç için başımın kapalı olmaısını istiyorlardı. bunu yıllar sonra artık başımı kapatmayacağımı söylediğimde" köye geldiğinde kapat bari"dediklerinde daha iyi anlayacaktım..zamana ihtiyacım vardı, 3-5 yıl değil üstelik eğitim hayatıma devam edebilmem için şarttı başımın kapalı olması.. yetti mi? yetmedi işe başlamak için şehir değiştirmemden tutun,kendi paramı kazanıyor olduğumda dahi korkumdan açamıyorum başımı.alıştığım, başka ihtimalim olmadığını sandığım için, korktuğum için istemeye istemeye hergün başımı örtmeye devam ediyordum.. çünkü 11 yaşımdan 21 yaşıma kadar gördüğüm sistematik baskının kölesi olmuştum.dahası benim o istemeyerek başımı örttüğüm örtüyü çıkarırsam köye gidemeyeceğimi düşünüyordum..lise son sınıfta başım açık olursa okula göndermeyeceğini söyleyen,her itirazımda ölümüne dayaklar yediğim babamın telefonunda iğrenç mesajlar yakaladım defalarca tanımadığı kadınlarla pis muhabbetlere giriyordu ki o zamanlar görüntülü arama vs yok, muhtemelen karşıdakinin kadın olduğunu sanıp annemi aldatıyordu, ağzından küfür kesilmiyor sağa sola uçan kuşa küfrediyordu ama benim başımın kapalı olmasını istiyordu. kendi belki benden 2 yaş büyük bir kız düşürme hayali yaşarken onun kızı edep, ahlak abidesi olacak hatta mümkünse aldığı eğitimler dini taraftan seçilecekti(hafızlık okulu , imamhatip lisesi vs).
ne büyük hayal ama ne büyük günahlardan arınma projesi.. çocuk değil adeta onu cennete götürecek amellerdik(!)ilkokul mezunu olmaları değil yaşama, ahlaka bakışlarının yanlış olmasıydı sorun.. evet benim kendi babam mini etek giydiysen tecavüzü hakedensin fikrine sahip, evet o ayıplayıp değiştirmeye çalıştığımız zihniyetin elinde esir büyüdüm ben.. onun kanından dünyaya geldim.. makyaj yaparsam erkek aradığımı söylerdi çünkü kendi bakımlı kadınlara düşüyordu.. aslında kendiyle, sapık zihniyetiyle savaşıyordu.. neyse ki tek kızdım.. bir ablam ölmüş daha 20 günlükken kim bilir benim kadar katlanamayacak,belki de daha asi olup daha çok eziyet görecekti.. şimdi düşününce ona hep kurtulmuş gözüyle baktığımı hatırlıyorum.. evet istemediğim bir yaşam tarzıyla nefes alıp veriyorken ölümü kurtuluş kabul ediyordum.. okumak için üstelik.. tüm çabam, gayretim o evden, köyden koşarak uzaklaşmaktı.. babamın her bakımlı kadının potansiyel tacizcisi olduğu evden olabildiğince uzakta yaşamak için çabalıyordum.. başardım da, gittim ama bir türlü kafamı açamıyordum babamın anlattığı gibi saçımı açınca, makyaj yapınca bir erkek için değil kendim için istediğimi biliyor ama yinede ikna edemiyordum kendimi.. sonra eşimle tanıştım,kendimi anlattım, istediklerimi başımın neden kapalı olduğunu vs.. öyle şefkatli öyle anlayışlıydı ki yadırgamadan uzun uzun anlattı, nasıl istiyorsan öyle yaşa ahlak bir başörtüden ibaret değil, seni ahlaklı yapmadığı gibi çıkarınca da ahlaksız olmayacaksın dedi.. kırmadan incitmeden.. çünkü problem asla başörtüsü değildi problem babamın tavrıydı.. gördüğüm baskıydı.. aldığım tehditler, kafamı yere vurarak yediğim dayaklardı.onca yıl sonunda ilk kez eşimle(ki o zaman sözlenmiştik) başım açık köye gidebildim.. başımı o zamanlar açsam arkamdan o***u olmuş diyecek dedikodunun allahını yapıp yediğimiz ekmeği boğazımızdan getirecek köy halkı şimdi kocası düşünsün artık onun sözü geçer diye lafını etmiyor..ne büyük ikiyüzlülük (!) başörtmeyi din dışında kullanan başka yerleşim yeri/topluluk var mı bilemiyorum ama geçen yaz katıldığım bir nikah töreninde yine kendi köyümde başı açık reşit olmuş 3 kadından biriydim.. koca köy ve bir diğerinin misafir olduğunu varsayarsak geriye başörtü mücadelesini kazanmış genc bir kız kalıyordu.. hiç tanımadığım halde gidip tebrik ettim bile :) ben başaramamıştım çünkü.. biraz zaman geçince ortamdan bulunan 7-8 kız "abla bizde evlenince açılacağız" dedi.. yapmayın bunu insanlara! diye bağırasım geldi..neden bu ısrarcılık, insanlar istemeye istemeye başını neden kapatsın ki.. ahlak, edep, başörtü ile kazanılan yahut kaybedilen birşey değil ki... niye bu kadar cahiliz, anadolunun bağrında nasıl bu kadar geride kalabildik hayret ediyorum.. ne olurdu medeni bir köy olsak, babam ç*küne sahip çıkmadığı için ben cezalandırılmasaydım mesela.. ne olurdu bu ortadoğu cahiliyetine denk gelmeden çocukluğumu yaşayabilseydim.. çok mu zor yahu bu seviyeye gelmek.. yüce yaradan alplerin eteğine serpiştirecek kadarda mı sevmiyor bizi. ne için bu kadar bilimsiz, eğitimsiz kaldık böyle ve yıllar geçmesine rağmen hala aynı anlayış devam ediyor.. baskıyla, dayakla, sistematik eziyetlerle darbelerle büyüyoruz.. sizin adını dahi duymadığınız şehrin bir köyünde kızlar doğmasaydım keşke diye uyanıyor sabahlara.. 2021 yılında hala evlenince başımı açacağım umudu taşıyorlar.. siz, pis iğrenç ruhlu sapık adamlar yüzünden kadınlar daha çocukken sen suçlusun sen kapan diye azarlanıyor..
devamını gör...
istiklal caddesi
artık bırak geçmeyi, üzerine yazılıp çizilenleri bile okumaktan imtina ettiğim yer haline gelen caddedir. (eski ismiyle cadde-i kebir)
6-7 yıl öncesine kadar gitmekten kısmen keyif aldığım, caddenin kendisinden çok ara sokaklarına dalıp çıktığım, nevizade biteli zaten çok olmuştu ama en azından asmalımescit ya da tünel geçidi gibi yerlerle sokakta insanları yaşadığım bölgenin, gezi olaylarından sonra intikam alınırcasına bitirilmeye çalışılmasını ibretle izledim.
ilk önce caddenin ortasına hançer gibi saplanan avm ile başladı her şey, bu avm caddenin müşteri kitlesinde büyük değişiklik yarattı. avm'lerden hoşlanmayan bohemler inceden uzaklaşmaya başladılar. taksim'den girip sallana sallana aşağı süzülen insanlar bu avm yüzünden arka taraftan tepebaşı'na gelip odakule'den giriş yaptılar ve galatasaray lisesinden yukarıda kalan kısım evrimini hızlandırdı. artık daha çok arap turist, daha az bohem tayfa vardı.
zamanla liseden tünel'e kadar olan kısım da bozulmaya başladı. arap turistin girdiği her yere peşinden gelen yalellisi ve nargilesinin dumanı tünel tarafının semalarını kapladı ve gelen sokağa masa atma yasağıyla asmalımescit/tünel tarafı tamamen paralize oldu.
bu bölgenin müşterisi içeride sigara,dışarıda masa yasağına kendince eline birasını alıp kapı önünde ayakta durarak bir çözüm bulmaya çalıştı ama bu da bir yere kadardı. mekanların masa sayısı azalınca fiyatları yükseldi, yükselen fiyatlar müşteriyi azalttı. zaten can çekişen hava iyice bozuldu ve insanlar alternatiflere yönelmeye başladılar. (kuledibi, beşiktaş,kadıköy gibi)
karaköy'ün eskiden izbe olan, geç saatlerde geçmekten çekineceğiniz esrarcı yuvası arka sokaklarındaki fırsatı gören uyanık işletmeciler bu bölgede alternatif mekanlar yarattılar ve müşteriyi şimdilik çektiler. tıpkı bir zamanlar asmalımescit sokaklarının travesti ve torbacı yuvası olması daha sonra yavaş yavaş bu bölgenin açılan mekanlarla temizlenmesi gibi karaköy de bu değişimi yaşıyor.
istiklal caddesi benim için ilkokulumun bulunduğu yerdir. sabahın erken saatinde taksim meydandan girip tünel'e kadar yürümek, yolda fransız konsolosluğunun önünden geçmek ,atlas pasajının kapısından bakmak, atlas sinemasının henüz bölünmemiş çok büyük salonunda film izlemek, odakule'nin önünden geçerken henüz istanbul'da hiç gökdelen olmadığı için saf saf yüksek binaya bakmak, s.s.c.b (o zamanları adı) konsolosluğunun kapısında bulunan vitrindeki uzay fotoğraflarına bakmak, çiçek pasajına çaktırmadan girip bira içen insanları seyretmek, meşhur galatasaray büyük postaneye girip o yüksek tavana kocaman açılmış gözlerle şaşırarak bakmak, haşet kitabevinden okul kitaplarını almaktı.
okulum rus konsolosluğu ile tophane'ye inen yokuş arasında olduğu için ilerleyen zamanlarda ortamlardaki insan türü durumuna göre "olum benim okulum bile tophane'deydi biz tophane çocuğuz ya da dostlar okula giderken istiklal caddesinin hüzünlü güzelliği içinden geçerdik biz" demekti.
galiba o ruhu 1996'da eşkıya filmi gösterime girdiği ilk haftanın pazar günü 16:00 seansında çok uzun bir bilet kuyruğunda bekleyip zar zor bilet alabilmem, filmi emek sinemasının salonunda merdivenlerine oturarak seyrettiğim günden sonra kaybettim. bir daha asla o tadı alamadım. hep yavaş yavaş aşağı ivmeyle keyfi azaldı.
artık cadde ölmüştür, ruhu şad olsun.
6-7 yıl öncesine kadar gitmekten kısmen keyif aldığım, caddenin kendisinden çok ara sokaklarına dalıp çıktığım, nevizade biteli zaten çok olmuştu ama en azından asmalımescit ya da tünel geçidi gibi yerlerle sokakta insanları yaşadığım bölgenin, gezi olaylarından sonra intikam alınırcasına bitirilmeye çalışılmasını ibretle izledim.
ilk önce caddenin ortasına hançer gibi saplanan avm ile başladı her şey, bu avm caddenin müşteri kitlesinde büyük değişiklik yarattı. avm'lerden hoşlanmayan bohemler inceden uzaklaşmaya başladılar. taksim'den girip sallana sallana aşağı süzülen insanlar bu avm yüzünden arka taraftan tepebaşı'na gelip odakule'den giriş yaptılar ve galatasaray lisesinden yukarıda kalan kısım evrimini hızlandırdı. artık daha çok arap turist, daha az bohem tayfa vardı.
zamanla liseden tünel'e kadar olan kısım da bozulmaya başladı. arap turistin girdiği her yere peşinden gelen yalellisi ve nargilesinin dumanı tünel tarafının semalarını kapladı ve gelen sokağa masa atma yasağıyla asmalımescit/tünel tarafı tamamen paralize oldu.
bu bölgenin müşterisi içeride sigara,dışarıda masa yasağına kendince eline birasını alıp kapı önünde ayakta durarak bir çözüm bulmaya çalıştı ama bu da bir yere kadardı. mekanların masa sayısı azalınca fiyatları yükseldi, yükselen fiyatlar müşteriyi azalttı. zaten can çekişen hava iyice bozuldu ve insanlar alternatiflere yönelmeye başladılar. (kuledibi, beşiktaş,kadıköy gibi)
karaköy'ün eskiden izbe olan, geç saatlerde geçmekten çekineceğiniz esrarcı yuvası arka sokaklarındaki fırsatı gören uyanık işletmeciler bu bölgede alternatif mekanlar yarattılar ve müşteriyi şimdilik çektiler. tıpkı bir zamanlar asmalımescit sokaklarının travesti ve torbacı yuvası olması daha sonra yavaş yavaş bu bölgenin açılan mekanlarla temizlenmesi gibi karaköy de bu değişimi yaşıyor.
istiklal caddesi benim için ilkokulumun bulunduğu yerdir. sabahın erken saatinde taksim meydandan girip tünel'e kadar yürümek, yolda fransız konsolosluğunun önünden geçmek ,atlas pasajının kapısından bakmak, atlas sinemasının henüz bölünmemiş çok büyük salonunda film izlemek, odakule'nin önünden geçerken henüz istanbul'da hiç gökdelen olmadığı için saf saf yüksek binaya bakmak, s.s.c.b (o zamanları adı) konsolosluğunun kapısında bulunan vitrindeki uzay fotoğraflarına bakmak, çiçek pasajına çaktırmadan girip bira içen insanları seyretmek, meşhur galatasaray büyük postaneye girip o yüksek tavana kocaman açılmış gözlerle şaşırarak bakmak, haşet kitabevinden okul kitaplarını almaktı.
okulum rus konsolosluğu ile tophane'ye inen yokuş arasında olduğu için ilerleyen zamanlarda ortamlardaki insan türü durumuna göre "olum benim okulum bile tophane'deydi biz tophane çocuğuz ya da dostlar okula giderken istiklal caddesinin hüzünlü güzelliği içinden geçerdik biz" demekti.
galiba o ruhu 1996'da eşkıya filmi gösterime girdiği ilk haftanın pazar günü 16:00 seansında çok uzun bir bilet kuyruğunda bekleyip zar zor bilet alabilmem, filmi emek sinemasının salonunda merdivenlerine oturarak seyrettiğim günden sonra kaybettim. bir daha asla o tadı alamadım. hep yavaş yavaş aşağı ivmeyle keyfi azaldı.
artık cadde ölmüştür, ruhu şad olsun.
devamını gör...
ölüp ölüp dirilmek
devamını gör...
her çocuk rızkıyla gelir
her çocuk masrafla gelir diyerek düzeltiyorum.
kastedilen rızk sanırım anne sütü. kendinizi çok zorlasanız maksimum 2 yıl çocuğu anne sütüyle beslersiniz.
önceleri çok önceleri çocuk için yeterliydi aç kalmamak. ama günümüz koşulları için yeterli değil maalesef. çocuğa rızkla birlikte iyi bir gelecek de sağlamak gerekiyor. çocuğun iyi bir eğitim alma hakkı, iyi bir gelecek hakkı olmalı.
eğer maddi imkanınız varsa ve iyi bir gelecek sağlayacaksanız 10 çocuk yapın. yoksa lütfen dünyaya çocuk getirmeyin. çocuk, sizin eğleneceğiniz bir oyuncak değil, bir birey.
kastedilen rızk sanırım anne sütü. kendinizi çok zorlasanız maksimum 2 yıl çocuğu anne sütüyle beslersiniz.
önceleri çok önceleri çocuk için yeterliydi aç kalmamak. ama günümüz koşulları için yeterli değil maalesef. çocuğa rızkla birlikte iyi bir gelecek de sağlamak gerekiyor. çocuğun iyi bir eğitim alma hakkı, iyi bir gelecek hakkı olmalı.
eğer maddi imkanınız varsa ve iyi bir gelecek sağlayacaksanız 10 çocuk yapın. yoksa lütfen dünyaya çocuk getirmeyin. çocuk, sizin eğleneceğiniz bir oyuncak değil, bir birey.
devamını gör...
0 faktöriyel
<a href="imgbb.com/"><img src="
; alt="images-1" border="0"></a>
; alt="images-1" border="0"></a>
devamını gör...
görüşürüz deyip bir daha görüşmemek
bazen en sevdiğim durumdur. herkesle de görüşmeyelim yani.
devamını gör...
biz ölünce sözlük hesabımıza ne oluyor sorunsalı
dijital ayakizi olarak kalıyor.
devamını gör...
zuhal olcay
güller ve dudaklar isimli şarkının klibinin çekimlerinde, şarkıyı tersten ezberleyip okumuş sanatçıdır. bu bilgiyi öğrendikten sonra kendisine olan hayranlığım daha da artmıştır.
devamını gör...
bugün özlenen kişiye birkaç satır bırak
galiba seni hep seveceğim. her ne kadar inkar etsem de. kendime bile itiraf edemiyor olsam da. yüzün hep burnumda tütmeye devam edecek, ömür boyu. ben sadece kendimi kandıracağım: hayatıma bir başkasını aldığımda, bir başkasının gözlerinin içine baktığımda "işte artık bir başkasını seviyorum" diyeceğim. ama aynı zamanda da hep "acaba?" diyeceğim, "acaba onunla olsaydı nasıl olurdu?"
biliyorum kariyerimde hedeflediğim o noktaya da geleceğim. kolay olmayacak ama tırmanacağım birer birer. ilk başarımı yaşadığımda, ilk paramı kazandığımda, ilk kez sevinçten ağladığımda, okuldan mezun olmanın gururunu yaşadığımda sen yanımda olmayacaksın.
bunların hepsinde senin hayatında ben vardım. bunların hiçbirinde benim hayatımda sen olmayacaksın. sen beni bu duyguları başkalarıyla yaşamaya mecbur bıraktın.
darma dağın edip toparlanmaya mecbur bıraktın.
neler verirdim seni hiç yaşamamış, hiç tanımamış olmak için. uykularından ağlayarak uyanmamak, rüyalarımda seni görmemek için.
keşke sana karşı olan bütün saygımı zedelemeseydin. eger öyle olsaydı, haklı olduğum halde yıllar sonra bile acı çekiyor olmazdım.
ben üzülüyorum hala bu dünyada paylaşamadığımız her şey için. el ele oturamadığımız her bank, birlikte dinleyemediğimiz her müzik, berber yşyemediğimiz her yemek ve paylaşamadığımız tüm güzellikler için. seninle yaşayamayacaksam tüm bunlar niye var?
keşke diyorum hep. keşke...en büyük keşkem olarak kalacaksın hep içimde. keşke seni hiç tanımasaydım
keşke anlatabilseydim sana, gücünü başkalarının zayıflıklarından alan insanların güçlü değil ancak ve ancak zalim olabileceğini.
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
biliyorum kariyerimde hedeflediğim o noktaya da geleceğim. kolay olmayacak ama tırmanacağım birer birer. ilk başarımı yaşadığımda, ilk paramı kazandığımda, ilk kez sevinçten ağladığımda, okuldan mezun olmanın gururunu yaşadığımda sen yanımda olmayacaksın.
bunların hepsinde senin hayatında ben vardım. bunların hiçbirinde benim hayatımda sen olmayacaksın. sen beni bu duyguları başkalarıyla yaşamaya mecbur bıraktın.
darma dağın edip toparlanmaya mecbur bıraktın.
neler verirdim seni hiç yaşamamış, hiç tanımamış olmak için. uykularından ağlayarak uyanmamak, rüyalarımda seni görmemek için.
keşke sana karşı olan bütün saygımı zedelemeseydin. eger öyle olsaydı, haklı olduğum halde yıllar sonra bile acı çekiyor olmazdım.
ben üzülüyorum hala bu dünyada paylaşamadığımız her şey için. el ele oturamadığımız her bank, birlikte dinleyemediğimiz her müzik, berber yşyemediğimiz her yemek ve paylaşamadığımız tüm güzellikler için. seninle yaşayamayacaksam tüm bunlar niye var?
keşke diyorum hep. keşke...en büyük keşkem olarak kalacaksın hep içimde. keşke seni hiç tanımasaydım
keşke anlatabilseydim sana, gücünü başkalarının zayıflıklarından alan insanların güçlü değil ancak ve ancak zalim olabileceğini.
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
devamını gör...
hem ayranımız döküldü hem tatsız olaylar yaşandı
kafa sözlükte küfür yasak olduğu için kullanabileceğimiz söz öbeği.
bütün tersliklerin üst üste gelmesiyle istenmeyen sonuçlar vermesi halinde kullanılan cümle.
bütün tersliklerin üst üste gelmesiyle istenmeyen sonuçlar vermesi halinde kullanılan cümle.
devamını gör...
1509 büyük istanbul depremi
marmara denizinde meydana gelmiş depremdir. deprem o kadar şiddetliydi ki depremin şiddetinden dolayı halk tarafından kıyamet-i suğra (küçük kıyamet) olarak adlandırılmıştır. depremin şiddeti 7.2dir.
deprem 50 saniye sürdü ve 13.000 vatandaş hayatını kaybederken 1070 ev tamamen yıkılmıştır. depremde, şehrin surları, edirnekapı, silivrikapı, yedikule, ishak paşa kapısı, topkapı sarayı, fatih camisi, anadolu hisarı, yoros kalesi, boğaziçi, heybeliada, burgazada, silivri, rumeli hisarı, kızkulesi, haliç, galata ve pera ağır hasar görmüştür. birçok kervansaray, hamam, mescit yıkılmıştır.
bazı yerlerde yarılmalar, kum ve su fışkırması olmuş aynı zamanda deprem tsunamiyi de tetiklemiştir. tsunami, şehrin surlarını, galata ve istanbul'daki birçok duvarı aşmış ve ağır hasara neden olmuştur. bu duvarlara yakın olan bazı evlerin denize battığı görülmüştür.
deprem, edirne, gelibolu, iznik'te de önemli hasarlar meydana getirmiştir. yunanistan'dan nil deltası'na (mısır) kadar geniş bir bölgede hissedilmiştir.
artçı depremler aylarca sürmüş ve birçoğu geniş alanlarda hissedilmiştir. 10 eylül 1509 depreminden sonra padişah, ülkenin dört bir yanından özel olarak toplattığı 66.000 işçi, 3000 ustabaşı ve 11.000 asistanı görevlendirerek, imar işlerini başlatmıştır. ayrıca, halktan deprem için özel bir vergi toplatmış ve mart-haziran 1510 tarihleri arasında hasarlar tamir edilmiştir.
devamını gör...
kafa sözlük
sözlüğe kaydolalı 16 gün oldu bugün.
şimdiye kadar 44 kişi ile mesajlaşmışım, ama tartışma yok, küfretme yok, anlamsız mesajlar yok.
bilgi amaçlı entry giriyorum, kimse saçma sapan espriler yazmıyor.
düzey gayet yerinde, troll başlıklar ve entry'ler anında tepki görüyor.
yani bu sözlük " ben de varım ! ama ben farklıyım " diyebildi.
inşallah da bu doğrultuda devam edeceğiz.
müptelası oldum sözlük senin.
hadi selametle... *
şimdiye kadar 44 kişi ile mesajlaşmışım, ama tartışma yok, küfretme yok, anlamsız mesajlar yok.
bilgi amaçlı entry giriyorum, kimse saçma sapan espriler yazmıyor.
düzey gayet yerinde, troll başlıklar ve entry'ler anında tepki görüyor.
yani bu sözlük " ben de varım ! ama ben farklıyım " diyebildi.
inşallah da bu doğrultuda devam edeceğiz.
müptelası oldum sözlük senin.
hadi selametle... *
devamını gör...
sabahın erken saatlerinde duyulan kumru sesi
herkesin muhakkak bir kere duyduğu sestir. ayrıca sabah melodisi gibi kulaklar bir süre sonra onu arar.
devamını gör...
mutlu olma yolunda en büyük engel
ağır hastalık,parasızlık,yaşanılan çevre.
devamını gör...
50m2
burak aksak tarafından 2016 yılında trt için hazırlanan ve sonradan netflix için tekrar düzenlenen 8 bölümlük dizidir.
izlemeyi an itibariyle bitirdim. selçuk aydemir burak aksak ikilisi temiz güzel bir iş ortaya çıkarmışlar.
ben izlerken keyif aldım iyi bir hikâye iyi bir mahallenin içinde buldum kendimi özellikle mahallede bulunan iki ihtiyar beni gayet güldürüp mutlu etti.
özellikle dizinin izleyiciyi merak ettirme kaygısı yer yer hoşuma gitse de yer yer tadımı çok kaçırdı.
kimliksiz bir insan olmak bir insanın kendini araması çok iyi yansıtılmıştı o yüzden bence izlemeye değer bir iş olmuş.
sevmediğim çok fazla kısım vardı şu türk işi klişeleri bir kenara bırakmamız gerekiyor izlerken bir arkadaşımla izleme fırsatı buldum ve olacakları önceden tahmin etmek beni çok üzdü bırakalım şu klişe olayları artık izleyiciyi şaşırtmak gerekiyor.
bir sürü kabullenemeyeceğimiz basit olaylar oluyor ve izleyenin morali bozuluyor izleyici abi olmamış deyince de bir kesim çıkıp “abi absürt işte ya” diyor.
sene 2021 oldu neden ben hala kesin ölmez lan bu diyorum veya silahta mermi yok diyorum.
veya bir oda dolusu silahı neden aptal bir güvenlik korumaya çalışıyor.
ayrıca aybüke pusat kötü bir oyunculuk performansı sergilemiş bir numarası yoktu derler ya aynen öyle oynamış.
dizi öyle bir yerde bitti ki merakla bekliyorum kim bekleyecek şimdi o kadar ayıp. o son sahneden bir ölüm çıkmazsa ben diziyi izlemeyi bırakırım yemin ederim.
sevmediğim kısımlar dışında güzel bir diziydi “eh işte” bir iş olmuş.
abi millet la case de papel yapıyor biz anca 50m2 diyen tiplerden değilseniz bir şans vermelisiniz.
izlemeyi an itibariyle bitirdim. selçuk aydemir burak aksak ikilisi temiz güzel bir iş ortaya çıkarmışlar.
ben izlerken keyif aldım iyi bir hikâye iyi bir mahallenin içinde buldum kendimi özellikle mahallede bulunan iki ihtiyar beni gayet güldürüp mutlu etti.
özellikle dizinin izleyiciyi merak ettirme kaygısı yer yer hoşuma gitse de yer yer tadımı çok kaçırdı.
kimliksiz bir insan olmak bir insanın kendini araması çok iyi yansıtılmıştı o yüzden bence izlemeye değer bir iş olmuş.
sevmediğim çok fazla kısım vardı şu türk işi klişeleri bir kenara bırakmamız gerekiyor izlerken bir arkadaşımla izleme fırsatı buldum ve olacakları önceden tahmin etmek beni çok üzdü bırakalım şu klişe olayları artık izleyiciyi şaşırtmak gerekiyor.
bir sürü kabullenemeyeceğimiz basit olaylar oluyor ve izleyenin morali bozuluyor izleyici abi olmamış deyince de bir kesim çıkıp “abi absürt işte ya” diyor.
sene 2021 oldu neden ben hala kesin ölmez lan bu diyorum veya silahta mermi yok diyorum.
veya bir oda dolusu silahı neden aptal bir güvenlik korumaya çalışıyor.
ayrıca aybüke pusat kötü bir oyunculuk performansı sergilemiş bir numarası yoktu derler ya aynen öyle oynamış.
dizi öyle bir yerde bitti ki merakla bekliyorum kim bekleyecek şimdi o kadar ayıp. o son sahneden bir ölüm çıkmazsa ben diziyi izlemeyi bırakırım yemin ederim.
sevmediğim kısımlar dışında güzel bir diziydi “eh işte” bir iş olmuş.
abi millet la case de papel yapıyor biz anca 50m2 diyen tiplerden değilseniz bir şans vermelisiniz.
devamını gör...
asgari ücretlimizin evinin önünde arabası var
insanı hayretler içerisinde bırakan vekilin beyanı.
babadan kalma arabaya da mı göz diktiniz?
babadan kalma arabaya da mı göz diktiniz?
devamını gör...
etli ekmek
#291162 tanımımda sevmeyen insan formlarına karşı duruşumu belirtmiştim. leziz bir besin. canım etli ekmek.
devamını gör...


