şimdi bir kadın eşine gülşen bubikoğlu gibi görünürken eşinin çevresine safinaz gibi görünebilir ya da annesine türkan şoray gibi görünürken annesinin hadsiz ve kıtipiyoz arkadaşlarına safinaz gibi görünebilir. bu göreceli kavram. kadının güzelliğinde ortak kanaate kadının girdiği ortamın elektriğini değiştirmesi ve bütün bakışları üzerine çekmesi hususunda hemfikir olmakla varılabilir.
devamını gör...

oxford sözlük pacifism kelimesini savaş dahil herhangi bir şiddetin hiçbir koşulda haksız olduğu ve tüm anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi gerektiği inancı olarak tanımlıyor.
ilk defa fransız barış aktivisti, hukukçu ve yazar émile arnaud tarafından kullanılan pacifsm terimi 1901'de glasgow'da evrensel barış kongresinde diğer aktivistler tarafından da kabul edilmiştir.
pacifism genelde passivism ile karıştırılmaktadır. pacifism aktif olarak barışı savunmak ve savaşa karşı çıkmak anlamına gelirken, passivism gerek politik gerek ise diğer alanlarda eylemsizlik anlamına gelmektedir.
pasifizm kendi içinde belli gruplara ayrılır. bbc sitesinde pasifizm 4 temel grupta ele alınmış. buradan
absolute pacifism - mutlak pasifizm : kendini savunma amaçlı olsa bile savaşın ve şiddetin ahlaki olmadığını savunur.
conditional pacifism - şartlı pasifizm : şiddeti önlemek, kendini savunmak, daha fazla şiddeti ya da daha kötü sonuçları önlemek adına belli şartlar altında sınırlandırılmış: ölçülü savaşın veya şiddetin kabul edilebilir olduğunu savunur.
selective pacifism - seçici pasifizm: sadece nükleer silahlar gibi toplu yıkıma neden olacak savaşlara karşıdırlar.
active pacifism - aktif pasifizm: politik anlamda savaşın durdurulması ve barış anlayışının yerleşmesi için aktif olarak çalışmanın gerekliliğine inanan pasifizm anlayışıdır.
pasifizm felsefesi ve inancı bugün kişisel inançlar anlamında ele alınmaktadır ve vicdani ret hakkının temelini oluşturur.
insanların askerlik hizmetine karşı vicdani ret hakkı insan hakları kapsamında ele alınır.
devamını gör...

dünyada metil alkol denen maddeyi kimya dersinden önce öğretebilen tek ülkeyiz.
devamını gör...

yalnızlık evi

saatine baktı. evet, vakit gelmişti. veda etmeye hazırlandı. çiçeklerini bir güzel sulamıştı, o yokken bir süre idare eder ve solmazlardı. en sevdiği çiçeği, yani orkidesini, aldı karşısına. konuştu onunla son kez. okşadı yapraklarını, sevdi mor çiçeklerini...

kalktı sonra mutfağa yöneldi. bütün bulaşıkları yıkamış ve hepsini yerleştirmişti. her gün olduğu gibi... buzdolabında bozulacak bir yiyecek bırakmamıştı. yalnız bir yemek dışında. asla gelmeyeceğini bilse de belki bu akşam 'o' gelirse aç kalmasın diye o'nun en sevdiği yemeği yapmıştı. patates kızartması bir insanın en sevdiği yemek olabilirdi pekâlâ.

salona geçti. televizyonda en sevdiği dizi yeni başlamıştı. oturdu, bir süre sakince izledi. sonra televizyonda onun adını duydu ansızın, gözleri doldu. 'hayır' dedi kendi kendine 'hayır, ağlamak yok artık.' cansız gözlerle izlemeye devam etti. artık o dizi bile onu güldüremiyordu. her gece olduğu gibi dün gece de yine doğru düzgün uyuyamamıştı. gözleri yavaş yavaş kapanırken aklında güzel bir düş vardı. yarım saat kadar sonra sıçrayarak uyandı. bir an nerede olduğunu hatırlayamadı. sonra anılar bir bir geri geldi ve sıyrıldı o düş bataklığından.

dışarıda çocukların seslerini duydu ve cama gitti. izledi onları. kendi çocukluğu aklına geldi. acı bir tebessüm etti. elini yanağına dayadı ve bir süre de onları seyretti. yakalamaca oynuyorlardı. sonra biri düştü ve ağlamaya başladı. bir diğeri hemen yanına koştu ve teselli etti. dizi yaralanmıştı. hep beraber alıp götürdüler onu. sokak eski sessizliğine bürünmüştü şimdi.

gözleri yeri buldu. bir karınca gördü. vakti boldu nasıl olsa. bu sefer de onu izlemeye başladı. 'yaşam mücadelesi budur' diye düşündü kendi kendine. çalışkan ve bir o kadar da güçlü karıncalar... küçükler belki ama yolları fazla uzun olsa da onlar hiç yılmadan giderlerdi yuvalarına. ama sanki bu karınca yolunu kaybetmişti yoksa niye onun evinde olacaktı ki. burada bir karınca yuvası yoktu bildiği kadarıyla. nitekim karınca da dört dönüp duruyordu. galiba gerçekten de yolunu kaybetmişti. öldürmek istemedi ama evinde de olamazdı. bir kağıdın üstüne aldı karıncayı ve dışarıya bıraktı. artık o karınca koskoca dünyada yalnızdı. tıpkı kendisi gibi. yolunu kaybetmiş, evini kaybetmişti. o karıncanın hislerini çok iyi anladı. ama karınca ondan daha mücadeleciydi. belki de evini bulurdu. ona iyi temennilerde bulundu.

sonra odasına gitti. yatağını bir güzel düzeltmiş, eşyalarını düzenlemişti. evde tek bir şey dışında her şey kusursuzdu: banyodaki musluk sürekli akıtıyordu. bir türlü yaptıramamıştı. ama artık bir önemi de kalmamıştı. kendisini sürekli rahatsız eden bu şıp sesleri bu sefer ona bir ninni gibi geldi. banyonun önüne çöktü, gözlerini kapattı ve dinledi. her bir damla ile ruhu temizlendi. zihni boşaldı. huzurlu hissetti. o su gibi akıp gittiğini hayal etti. sahi, bir su damlası olsaydı, kardeşleriyle beraber yüzseydi o zaman da yalnız hisseder miydi? yalnızlık tek başına olmak değildi de kalabalıklar içinde tek olmak mıydı? tek başına olmayı yalnızlık olarak görmüyordu. ona göre yalnızlık etrafında birçok insan olmasına rağmen yine de kendini oraya ait hissedememekti. kimsenin onu anlamamasıydı. arkadaşlarla gülüp eğlenmek kolaydı. zor olan onlara kendini anlatmaktı. o da çareyi dışarıda aramayı mantıksız buluyordu zaten. insan kendi kendini iyileştirmeliydi. çünkü kendisini en iyi o bilirdi. o zaman çözümü de içeride bulabilirdi. lakin çabaları hep boşa çıkmıştı. kendi içinde hallettiğini düşündüğü sorunlar sadece bir süreliğine yok olmuş gibi görünüp tam iyi olacakken yine ortaya çıkmışlardı. yavaş yavaş yukarı doğru çıktığını düşünse de her seferinde biraz daha dibe batıyordu. tutunacak o el kendi eli de değilse o zaman kimin eliydi? işte bu soru kafasında belki de binlerce kez yankılanmış ama cevapsız kalmış bir soruydu. tıpkı diğer birçok soru gibi. belki de sorular çözülmek için değil de düşünmek içindi...

tekrardan saatine baktı. vakit artık çok geçti. vedasını edemedi. aylardır her gün edemediği gibi. onu buraya bağlayan neydi? neden bir türlü gidemiyordu. neye veda etmeyi unutuyordu. oysaki o güzel sözlerle dolu mektubu bile hazırdı. masanın üstünde 3 sayfalık bir iç döküş duruyordu işte ama olmuyordu. ayağa kalktı başı önünde ve bakışları yerde...

arkasını dönmüştü ki bir ses duydu. adım sesleri... olduğu yerde mıhlanıp kaldı. zilin sesini duydu. başını yavaşça kaldırdı. bu sesler çok tanıdıktı. gerçek olabilir miydi bu? gelmiş olabilir miydi? yalnızlık evini yıkmaya mı gelmişti, yoksa onunla beraber yaşamaya mı? zil tekrar çaldı. bu sefer daha ısrarcı bir şekilde... birisi adını seslendi. bağırdı: "oradasın biliyorum, nolur aç kapıyı."
kapıya doğru dönmüştü şimdi. kalp atışları hızlanmıştı. hızla soluk alıp vermeye başladı. evet, gerçekten de oydu. fakat niye bu kadar geç kalmıştı? niye daha önce gelmemişti? ya bu sefer gerçekten yapsaydı, her gün yapamadığı şeyi. ya bu sefer gerçekten yapsaydı...

zil artık durmadan çalınıyor, bir yandan da kapı, kırılacak gibi delice yumruklanıyordu. bir an soluğu kesilmiş gibi hissetti. belki de aylardan beri ilk defa gerçekten nefes alıyordu. bilemedi. koştu ve kapıyı açtı. ikisi de kısa bir süre şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. o saniyelerde öyle şeyler düşündü ki. bütün o umutsuz anları. bütün o yalnızlıkları. bu dünyadaki tek oluşları... artık bitmişti. 'o' biraz daha gecikse çok geç olabilirdi belki. o kısa anda yalnızlığın bedenini terk ettiğini, en azından artık yalnızlığını paylaştığını, yalnızlık evinde çift kişi olduklarını hissetti. tek değildi. hayır, hayır hiçbir zaman tek değildi. bu yüzden veda edememişti bir türlü. çünkü aslında bunu istememişti. hep onu beklemişti. her gün aynı vedayı etmiş ama bir türlü gidememişti. şimdi anlıyordu. o, dünyaya veda etse de o'na veda edemezdi.

saniyeler sonra atıldılar ikisi de. sarıldılar birbirlerine. gözlerinden yaşlar akıyordu ikisinin de. zor olmuştu onlar için. uzun uzun sarıldılar. öpüştüler, koklaştılar. özleşmişlerdi. bundan sonra ne olur artık bir önemi yoktu. beraberlerdi. işte asıl önemli olan buydu. yaptığı yemek bu sefer boşa gitmemişti. bu sefer birisi de onunla birlikte yiyecekti ve o yemek bitecekti. baktı gözlerine, içinde kendini buldu. kaybettiği benliğini... "hoş geldin" dedi. "aç mısın? en sevdiğin yemeği yaptım. gel oturalım da hasret giderelim. konuşacak çok konu var." bunları söylerken gülümsüyordu. ama gözleri daha çok gülüyordu. 'o' da gülümsedi, elini tuttu ve mutfağa doğru yürümeye başladılar...

edit: herkese merhaba bayramınız güzel geçiyordur umarımm. bu aralar yazdığım kısa hikayeyi paylaşmak istedim. içinde benim hislerimi barındaran ve eminim sizin de kendinizden bir parça bulacağınız bu kısa hikayemi umarım beğenmişsinizdir. şimdilik yeni bir hikayede görüşene kadar kendinize çook iyi bakın efendim*.
devamını gör...

sevgisiz kalp.
devamını gör...

çocukluğumda sinek ilaçlama araçları gürültülü bir motor sesi ile berber arkasında kimsenin birbirini göremediği beyaz bir duman bırakırdı. nedense ne kadar çocuk varsa peşinden koşardı.

tabi çocuk olarak ben de koşar, gözün gözü görmediği ortamı fırsat bilerek önüme gelene allah ne verdiyse tekme tokat dalardım. tarif edilmez keyif alırdım. canınızı yakmış olabilirim. büyümüşsünüzdür şimdi. affediverin beni.

peşinden ne kadar koşup solumuşsam hala üzerime sinekler konmaz.
devamını gör...

ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında

sabahattin ali, nazım hikmet ran gibi ustaların şiirlerinden bestelenen mükemmel şarkılara ev sahipliği yapan yayın. teşekkürlerimi sunuyorum.
devamını gör...

etkileşime tapılan günümüzde, biraz daha ilgi görmek için yapılmış olandır. kimsenin umrunda değil canım benim. ister kal, ister git...

ha, sana bir adaletsizlik yapıldıysa bunu anlat bize. güçlerimizi birleştirir, duruş gösteririz belki. hepimiz öğrenelim, çözüm arayalım.

ama sırf canın sıkıldı diye sözlükten ayrılıyor ve bunu duyurma ihtiyacı duyuyorsan bir problem var demektir.

ister git, ister kal, kimsenin umrunda değil.
devamını gör...

şöyle önemseyen, sahiplenen çılgın bir manita. allah'ım nasip etme, benjamin'e rezil olmak istemiyorum.
devamını gör...

o nasıl bir havadır? bir nevi nobel'i elinin tersiyle itmek, oscar heykelciğini alıp yere çarpmak, altın portakal'a sırtını dönmek, uruguay'ın evvelki mütevazi devlet başkanı josé mujica gibi kendi halinde yaşamaktır.

not: bunu yapacak şahıs varsa giderken mesaj at. seni şimdiden merak ediyorum dostum.
devamını gör...

uzun süre araç kullandıktan sonra oluşabilen durum. kamyonun altına girmeli kazaların da genel sebebidir ayrıca.
devamını gör...

mutluluk için bugün de bir sebep olmaması.
devamını gör...

hacı yağının uhrevi kokusunu ciğerlerinize çektiğinizde cereyan edebilecek durumdur. hacı yağının tuhaf ama zevk verici kokusu zihninizi baştan çıkarır ve algılarınızla oynar, öyle ki gülme krizinden çıkamazsınız bile.

beyninizde bir virüs misali sinir sisteminizle oynar durur o koku ve bütün bedeninizi ele geçirir. artık gülmekten kim olduğunuzu hatırlayamayacak seviyeye gelmişsinizdir ve çok geçtir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


çürümeye yüz tutmuş kalbim gibi.
devamını gör...

mükemmel bir yancıdır kendisi. her türlü tavuk yemeğine inanılmaz yakışır.
devamını gör...

dert ortaklarım gitmiş gibi hissediyorum. sözlük için hayırlı uğurlu olsun dediğim güncellemedir.
devamını gör...

herkese eşit olunmalı. sanatçı diye bir ayrıcalık mı olur...
devamını gör...

başta önemli yerleri çizeyim şeklinde düşünülen, sonrasında neyse okurken bir yandan çizmek de iyi oluyormuş diyip çizmeye devam edilen eylemdir. hiç çizmesem sanki okuduğumu daha az anlarmışım gibi hissediyorum.
devamını gör...

"insanda varoluş özden önce gelir" diyen nobel ödüllü egzistansiyalist.
devamını gör...

kurtuluş savaşımızda nezahat onbaşı, nene hatun, çete emir ayşe, erzurumlu kara fatma, gördesli makbule, tayyar rahmiye, kılavuz hatice hatun, şerife bacı ve birçok kadın cephede erkekler ile birlikte savaşarak büyük kahramanlıklara imza atmışlardır.
türk kültüründe erkek destan kahramanları iyi ata binen, iyi savaşan, iyi kılıç kullanan kadınlarla evlenmek isterdi. örnek olarak korkut ata‘nın bamsı beyrek hikayesindeki banu çiçek hatun’u gösterebiliriz.
türk tarihinin ilk kadın hükümdarı saka kraliçesi tomris hatun ordusunun başında birçok zafere imza atmıştır.
dünyanın ilk kadın savaş pilotu ise sabiha gökçen’dir.
günümüzde norveç kadın askerlere önem vermektedir. norveç’te kadınlar için zorunlu askerlik hizmeti 19 yaşında başlar ve videoda görüldüğü gibi erkek ve kadın askerler aynı koğuşlarda kalır.
kadın ve erkek askerler aynı koğuşta uyurken
26.000 kişilik norveç ordusunun % 35’i kadın askerlerden oluşuyor. son 5 savunma bakanının 4'ü de kadın.
türkiye’de ise kadınlar subay ya da astsubay olarak görev yapabilirler. şartlar aşağıdaki gibidir:
• türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmak
• 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış olmak
• 27 yaşını tamamlamış ve 32 yaşını doldurmamış olmak.
• silahlı görev yapmaya engel teşkil edecek hukuki bir engeli bulunmamak
• türk silahlı kuvvetlerinin belirlemiş olduğu sağlık yeteneği yönetmeliğinde belirtilen şartlara uygun olmak
• 5237 sayılı türk ceza kanununun 53. maddesine göre adayın kendisinin ya da evliyse eşinin adli sicil kaydının olmaması
• disiplinsizlik ya da ahlaksızlık gibi suçlardan ceza almamış olmak
• kamu haklarından mahrum olmamak
• herhangi bir nedenle askeri okullar ile jandarma ve sahil güvenlik eğitim kurumlarından ayrılmamış olmak
• terör örgütleri ile herhangi bir alakası bulunmamak
• herhangi bir siyasi partiye üye olmamak ve bunu yazılı bir belge ile göstermek
• güvenlik soruşturmasında herhangi bir sorunun çıkmaması
• alkol ya da uyuşturucu gibi zararlı madde kullanmamak ve geçmişte madde bağımlılığı tedavisi görmemiş olmak
• vücudunun herhangi bir yerinde yara, iz ve frengi gibi bir sorunun olmaması
• kel olunmaması
• boyun 1.64 cm’den kısa olmaması
• ağız, çene ve diş yapısının düzgün olması
• vücudun herhangi bir yerinde dövme olmaması
• kekemelik, tutukluk, pelteklik gibi konuşma bozukluklarının olmaması
ayrıca adaylar için, subay olmaya engel teşkil edecek hiçbir sağlık sorununun olmaması, şaşılık ya da renk körlüğü gibi herhangi bir görme sorununun olmaması ve sürekli ilaç kullanmasını gerektiren bir hastalığının olmaması gerekir.
tüm bu koşulları sağlayan adaylar tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporu alarak subay ya da astsubay olmaya elverişli olduklarını kanıtlayarak kadın asker olma yolunda ilk adımı atmış olurlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim