yazarların itiraf köşesi
kötü giden hayatım daha ne kadar kötü olabilir derken bu sabah daha kötüsü oldu. sol gözümü kaybetme riskim var. işimi ve evimi kaybettim. ailem ile bağım koptu. zaten savaşıyordum. sadece nefes almak istemiştim biraz ama fırsat olmadı. fırtına koptu ve savaş daha da şiddetlendi. ama daha güçlüyüm artık. hayatı seviyorum ve son nefesime kadar savaşacağım. pes etmek yok.
devamını gör...
acaba şu an ne yapıyor düşüncesi
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...-
o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...-
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
nazım hikmet
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...-
o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...-
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
nazım hikmet
devamını gör...
normal sözlük haykırma köşesi
vakityle radyo d de polat labar 'ın programından esinlenerek açtığım başlık, programa katılan insanlar, ilgili kişiye, makama, geçmişe ulaşmayacağını bilseler bile, bazı olayları durumları pişmanlıkları keşkeleri içlerinde tutmak yerine radyoda haykırıyorlardı, arada hepimizin böyle birt bölgeye ihtiyacı olur diye düşündüm, ufak bir çakıl taşı ile başlıyorum
bu sabah trafikte şeridine girmemem için önündeki aracın tamponuna yapışan arkadaşa sesleniyorum,* ulan beni önüne almadın da işe 30 dakika erken mi gittin, kahvaltının en güzel yerine mi yetiştin, çayın ilk deminin sana mı verdiler, patron konfetiylemi karşıladı seni, prim mi aldın, her sabah birlikte çekiyoruz bu zıkkımı yol istiyorum ya yol, canını değil.
bu sabah trafikte şeridine girmemem için önündeki aracın tamponuna yapışan arkadaşa sesleniyorum,* ulan beni önüne almadın da işe 30 dakika erken mi gittin, kahvaltının en güzel yerine mi yetiştin, çayın ilk deminin sana mı verdiler, patron konfetiylemi karşıladı seni, prim mi aldın, her sabah birlikte çekiyoruz bu zıkkımı yol istiyorum ya yol, canını değil.
devamını gör...
şarkı olmuş şiirler
en beğendiklerim şunlardır;
sultan-ı yegâh: attilâ ilhan nur yoldaş yorumu -mor ve ötesi yorumu
'şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın'
kavaklar: metin altıok sezen aksu
bedenim üşür, yüreğim sızlar.
ah kavaklar, kavaklar...
beni hoyrat bir makasla
eski bir fotoğraftan oydular.
birdenbire: orhan veli kanık ışığın yansıması
her şey birdenbire oldu
birdenbire vurdu gün ışığı yere
gökyüzü birdenbire oldu
mavi birdenbire
sultan-ı yegâh: attilâ ilhan nur yoldaş yorumu -mor ve ötesi yorumu
'şamdanları dolanınca eski zaman sevdalarının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın
nemli yumuşaklığı tende denizden gelen ahın
gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegahın'
kavaklar: metin altıok sezen aksu
bedenim üşür, yüreğim sızlar.
ah kavaklar, kavaklar...
beni hoyrat bir makasla
eski bir fotoğraftan oydular.
birdenbire: orhan veli kanık ışığın yansıması
her şey birdenbire oldu
birdenbire vurdu gün ışığı yere
gökyüzü birdenbire oldu
mavi birdenbire
devamını gör...
deniz benim değil kürdistan’ın kızıdır
çocuk şey çıktı.
eveeeet dün bir insan öldücü pembiş mabadlı yazarları bekliyoruz buraya.
gelin aslanlarim, gelin koçlarım.
gelin utanmadan yine mızıldanın buralarda ki renginizi bilelim.
eveeeet dün bir insan öldücü pembiş mabadlı yazarları bekliyoruz buraya.
gelin aslanlarim, gelin koçlarım.
gelin utanmadan yine mızıldanın buralarda ki renginizi bilelim.
devamını gör...
kuran'ın insan yapısı olduğunun delilleri
meryem suresinde isa'nın annesi bakire meryem'den uzun uzun bahsederken 28. ayette birden bire "ey harun'un kız kardeşi" şeklinde bir giriş yapar. halbuki harun ve musa'nın kardeşi olan meryem ile isa'nın annesi olan meryem farklı kişilerdir. hatta aralarında 1500 yıl falan var. burada açıkça muhammed'in tarihi bir olaydan bahsederken kişileri karıştırdığı görülüyor.
garanik hadisesi olarak geçen olayda muhammed peygamber, o sıralar halen putperest olan kureyş kabilesinin desteğini almak için kabe'deki 3 büyük putu öven ayetler (necm 19-20-21) okumuş ve bunun üzerine müşrikler de secde etmiş fakat bir grup mümin putlara tapılmasını kabul etmeyince ortalık karışmış bunun üzerine ayetlere tekzip getirilmiş ve muhammed'in şeytan tarafından yanıltıldığı için bu ayetleri okuduğu ifade edilmiştir.
kuran'daki miras ayetleri matematiksel olarak hatalıdır. mirasçıların paylarını topladığınızda çoğu zaman 1'den büyük bazen de 1'den küçük çıkar, nadiren 1'e eşit çıkar. bu hata daha ilk zamanlar farkedilmiş ama kimse ağzını açıp da bu hatalıdır diyememiş fakat sorun öylesine içinden çıkılmaz bir hal almış ki çok geçmeden daha hz. ömer'in halifeliği sırasında (muhammed'in ölümünden bir kaç yıl sonrası) avliye yöntemi denen bir yöntemle sorun giderilmeye çalışılmış. fakat bu yöntemin sorunu kuran'da vadedilen oranları değiştirmesidir. yani aslında kuran'ın apaçık emrine karşı gelmektedir. öte yandan matematiğin de şakası yoktur.
hz muhammed'in pek çok eşi var. sayıları tam bilinmiyor fakat cariyeleri hariç en az 9 evlilik yaptığı düşünülüyor. 16 diyen de var. bütün eşlerin bir sırası var, her geceyi farklı biriyle geçiriyor. eşleri içinde en çok bildiğimiz ve bence çok ilginç bir karakter olan ayşe biraz inatçı, sözünü asla sakınmıyor. muhammed ile daha fazla gece geçirmek için ayrıcalık istediğinde bir anda ahzab 51 suresi iniyor: "(ey muhammed) onlardan (yani karılarından) diledigini geriye bırakır, diledigini öne alabilirsin..." yani kişiye özgü ve cimayla ilgili bir ayet iniyor?!?!
peygambere helal kılınan kadınlar muhteviyatlı ahzab 50 inince ise hz. ayşe dayanamıyor ve "görüyorum ki rabbin senin keyfine koşturuyor" diyor. ahzab 50 o günün standartlarına göre bile skandal bir ayet: "ey peygamber! mehirlerini verdigin eşlerini , allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve peygamber nikâhlamayı diledigi takdirde -müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere- kendisinin mehrini peygambere hibe eden mü'min kadını almanı helâl kılmışızdır..”
peygamber, cariyesi mariya ile cima halindeyken eşlerinden biri ve aynı zamanda hz. ömer'in de kızı olan hafsa tarafından basılır. olay hafsa'nın evinde ve hatta hafsa'nın yatağında gerçekleştiği için hafsa hakarete uğramış hisseder ve bu olaydan sonra deyim yerindeyse çarşı karışır. hz muhammed bir daha mariya ile yatmayacağına dair hafsa'ya yemin eder, olayı da kimseye anlatma der ama hafsa gidip ayşe'ye anlatır. hz muhammed eşlerini terkeder. onları boşadığı dedikodusu yayılır. bunun üzerine bir anda tahrim suresi'nin ilk beş ayeti iner. kaynak: taberi, camiu’l-beyân, 28/102
peygamber evlat edindiği zeyd'in karısını beğenir. zeyd bunu anlayınca durumu kendine yediremez ve karısını boşar. normalde o günün arap toplumu için bile yuh denebilecek bir girişim olan kendi evladının hanımıyla evlenme olayının önünü açmak için ahzab 37 iner.
pek çok ayette "allah'a andolsun ki" diyerek allah kendine and içer: meryem 68, mearic 40, nahl 56, nahl 63. bu ayetlerin apaçık bir insan tarafından söylendiği ortadadır.
hicr 72'de allah peygambere and içmektedir: “resulüm! ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı”
kuran'da kimin konuştuğu belli değil. bazı yerlerde allah konuşuyor. bazı yerlerde "o" diyor. bazı yerlerde muhammed konuşurken bazı yerlerde biz diyor?!?!
kaf 1 "şanı yüce kur’an’a yemin olsun!" diye başlar. fakat ortada henüz bir kuran yoktur. ayetlerin toplanıp ciltlenmesi ve kuran adının verilmesi çok sonraları olduğundan bu ayet ciltleme sırasında eklenmiş olabilir.
pek çok ayette gündüze, geceye, güneşe, aya, göğe, şafağa yemin etmektedir. allah niçin bunlara yemin etmektedir ki?
kuran sayısız yerde yemin ediyor, bazen yeminler yetmiyor olacak ki pekiştirme ihtiyacı hissediyor: "nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?" (fecr 5)
tevbe 30: "yahudiler üzeyir allah’ın oğludur dediler, hıristiyanlar da "mesih (isa) allah’ın oğludur" dediler. bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. allah onları kahretsin! (gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!" bu ayette allah, "allah onları kahretsin" diyor?!?
kalem ve müdessir surelerinde velid için pek çok kereler sövüyor. soysuz diyor, aşağılık diyor, piç diyor, kaba saba diyor, saldırgan diyor. peki kim bu velid? acaba o mu? evet ta kendisi: halid bin velid. müminlerin yenilmez komutanı. aslında babasından bahsediyor ama ayette oğlundan da bahis var. kendisi olmasa bu kadar yayılamayacak olan, mükemmel bir askeri kariyeri olan, islami perspektiften bakınca çok değerli ve mübarek bir şahıs olması gereken halid bin velid'in islam sancağını zaferlere taşıyacağını önceden göremiyor allah ve babasına küfrediyor!
ay, güneş, dünya ve bunların hareketlerine dair son derece kafa karıştırıcı bilgiler vermektedir. bırakın sıradan bir insanı, eğitimli bir insanın dahi bu ayetleri okuyup bütünlüklü bir sonuca ulaşması imkansızdır. zaten ayetlerin tefsiri konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. muhammed'in astronomi bilgisinin kulaktan dolma olduğu barizdir.
sperm ve yumurta hücrelerinin kaynağını yanlış vermektedir. (tarık 5-7)
göğü tıpkı antik filozoflar ve pagan dinlerindeki gibi tasvir etmektedir. yani dik duran ve düşmeyen bir kubbe gibi. hacc 65 "görmüyor musun ki, allah yeryüzündekileri ve o’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da o’dur."
bakara 62'de yahudilere ve hristiyanlara korkmasınlar, onlar da doğru yolda derken diğer pek çok ayette bu dedikleriyle çelişiyor. örneğin ali imran 85, tevbe 30, maide 64
nahl 101'de açıkça ayetlerin değişebileceğinden bahsediyor. bu da haliyle pek çok ayetin değiştirilmiş olabileceğine işarettir.
pek çok ayette göğü ve yeri 6 günde yarattığından bahsediyor. burada klasik savunma orada zaman algısı farklıdır şeklinde. peki bir de şu ayetlere bakalım:
mearic 4: “melekler ve ruh, miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar”
hacc 47: “..muhakkak ki, rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”
secde 5: “allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.”
fussilet 9-10'da sabit dağlar yerleştirdiğinden bahsediyor fakat dağlar sabit değildir, jeolojik oluşumlardır.
anlayın diye arapça indirdik diyor. zaten araplara inen bir kitap için neden bunu söylüyor? evrensel bir dinse o zaman neden arapça indiriyor?
kamer suresi ayın yarılmasından bahseder. ne var ki islam alimleri 1400 yıldır bu işin içinden çıkamamıştır. ayeti herkes farklı yorumlamakta ve bir sonuca varılamamaktadır. kuran'da bunun gibi yüzlerce ihtilaflı ayet vardır. mezhepler de zaten böyle doğmuştur. birinin ak dediğine diğeri kara demektedir. oysa ki kuran bizzat kendi ifadesiyle apaçıktır. hiçbir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. pratikte ise bir satırlık ayetler paragraflarca süren tefsirlerle açıklanmaktadır. üstelik her mezhep ve mezheplerin de her kolu kendi bildiğince açıklamaktadır.
ahzab 53'te zırt pırt peygamberin evine gelip de çok oturmayın der. peygamber kendisi söylemekten çekindiği için allah'a söyletiyor.
kuran'da 29 ayet sadece harflerden oluşmaktadır. evet bildiğiniz harfler. yani kelime, cümle falan yok. elif lam mim (e-l-m) ya da ya sin (y-s) gibi. bunların ne olduğuna dair bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılmış değil. kimileri bunları allah ile elçisi arasında şifreli bir mesajlaşma olarak kabul ediyor. kimilerine göreyse bunlar hz muhammed'in sara krizlerine girdiği sırada ağzından çıkan anlamsız sözler. bu konuda bir kanıt yok fakat her konuda soru sormaktan çekinmeyen, gusül nasıl alınır bize göstersene diye hz ayşe'nin kapısına bile giden müminlerin bu harflerin anlamlarını bir kere bile sormaması ilginç.
kuran'da en sık geçen ve tekrardan ibaret olan ayetlerin sayısı yaklaşık 2 bin. toplam 6 bin küsür ayet olduğunu düşünürsek çok fazla boşluk doldurma var diyebiliriz. "her şey kuran'da anlatılamazdı, bu bir biyoloji ya da astronomi kitabı değil" diyenler için üzerinde düşünülmesini gerektirecek kadar büyük bir sayı.
garanik hadisesi olarak geçen olayda muhammed peygamber, o sıralar halen putperest olan kureyş kabilesinin desteğini almak için kabe'deki 3 büyük putu öven ayetler (necm 19-20-21) okumuş ve bunun üzerine müşrikler de secde etmiş fakat bir grup mümin putlara tapılmasını kabul etmeyince ortalık karışmış bunun üzerine ayetlere tekzip getirilmiş ve muhammed'in şeytan tarafından yanıltıldığı için bu ayetleri okuduğu ifade edilmiştir.
kuran'daki miras ayetleri matematiksel olarak hatalıdır. mirasçıların paylarını topladığınızda çoğu zaman 1'den büyük bazen de 1'den küçük çıkar, nadiren 1'e eşit çıkar. bu hata daha ilk zamanlar farkedilmiş ama kimse ağzını açıp da bu hatalıdır diyememiş fakat sorun öylesine içinden çıkılmaz bir hal almış ki çok geçmeden daha hz. ömer'in halifeliği sırasında (muhammed'in ölümünden bir kaç yıl sonrası) avliye yöntemi denen bir yöntemle sorun giderilmeye çalışılmış. fakat bu yöntemin sorunu kuran'da vadedilen oranları değiştirmesidir. yani aslında kuran'ın apaçık emrine karşı gelmektedir. öte yandan matematiğin de şakası yoktur.
hz muhammed'in pek çok eşi var. sayıları tam bilinmiyor fakat cariyeleri hariç en az 9 evlilik yaptığı düşünülüyor. 16 diyen de var. bütün eşlerin bir sırası var, her geceyi farklı biriyle geçiriyor. eşleri içinde en çok bildiğimiz ve bence çok ilginç bir karakter olan ayşe biraz inatçı, sözünü asla sakınmıyor. muhammed ile daha fazla gece geçirmek için ayrıcalık istediğinde bir anda ahzab 51 suresi iniyor: "(ey muhammed) onlardan (yani karılarından) diledigini geriye bırakır, diledigini öne alabilirsin..." yani kişiye özgü ve cimayla ilgili bir ayet iniyor?!?!
peygambere helal kılınan kadınlar muhteviyatlı ahzab 50 inince ise hz. ayşe dayanamıyor ve "görüyorum ki rabbin senin keyfine koşturuyor" diyor. ahzab 50 o günün standartlarına göre bile skandal bir ayet: "ey peygamber! mehirlerini verdigin eşlerini , allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve peygamber nikâhlamayı diledigi takdirde -müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere- kendisinin mehrini peygambere hibe eden mü'min kadını almanı helâl kılmışızdır..”
peygamber, cariyesi mariya ile cima halindeyken eşlerinden biri ve aynı zamanda hz. ömer'in de kızı olan hafsa tarafından basılır. olay hafsa'nın evinde ve hatta hafsa'nın yatağında gerçekleştiği için hafsa hakarete uğramış hisseder ve bu olaydan sonra deyim yerindeyse çarşı karışır. hz muhammed bir daha mariya ile yatmayacağına dair hafsa'ya yemin eder, olayı da kimseye anlatma der ama hafsa gidip ayşe'ye anlatır. hz muhammed eşlerini terkeder. onları boşadığı dedikodusu yayılır. bunun üzerine bir anda tahrim suresi'nin ilk beş ayeti iner. kaynak: taberi, camiu’l-beyân, 28/102
peygamber evlat edindiği zeyd'in karısını beğenir. zeyd bunu anlayınca durumu kendine yediremez ve karısını boşar. normalde o günün arap toplumu için bile yuh denebilecek bir girişim olan kendi evladının hanımıyla evlenme olayının önünü açmak için ahzab 37 iner.
pek çok ayette "allah'a andolsun ki" diyerek allah kendine and içer: meryem 68, mearic 40, nahl 56, nahl 63. bu ayetlerin apaçık bir insan tarafından söylendiği ortadadır.
hicr 72'de allah peygambere and içmektedir: “resulüm! ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı”
kuran'da kimin konuştuğu belli değil. bazı yerlerde allah konuşuyor. bazı yerlerde "o" diyor. bazı yerlerde muhammed konuşurken bazı yerlerde biz diyor?!?!
kaf 1 "şanı yüce kur’an’a yemin olsun!" diye başlar. fakat ortada henüz bir kuran yoktur. ayetlerin toplanıp ciltlenmesi ve kuran adının verilmesi çok sonraları olduğundan bu ayet ciltleme sırasında eklenmiş olabilir.
pek çok ayette gündüze, geceye, güneşe, aya, göğe, şafağa yemin etmektedir. allah niçin bunlara yemin etmektedir ki?
kuran sayısız yerde yemin ediyor, bazen yeminler yetmiyor olacak ki pekiştirme ihtiyacı hissediyor: "nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?" (fecr 5)
tevbe 30: "yahudiler üzeyir allah’ın oğludur dediler, hıristiyanlar da "mesih (isa) allah’ın oğludur" dediler. bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. allah onları kahretsin! (gerçeklerden) nasıl da yüz çeviriyorlar!" bu ayette allah, "allah onları kahretsin" diyor?!?
kalem ve müdessir surelerinde velid için pek çok kereler sövüyor. soysuz diyor, aşağılık diyor, piç diyor, kaba saba diyor, saldırgan diyor. peki kim bu velid? acaba o mu? evet ta kendisi: halid bin velid. müminlerin yenilmez komutanı. aslında babasından bahsediyor ama ayette oğlundan da bahis var. kendisi olmasa bu kadar yayılamayacak olan, mükemmel bir askeri kariyeri olan, islami perspektiften bakınca çok değerli ve mübarek bir şahıs olması gereken halid bin velid'in islam sancağını zaferlere taşıyacağını önceden göremiyor allah ve babasına küfrediyor!
ay, güneş, dünya ve bunların hareketlerine dair son derece kafa karıştırıcı bilgiler vermektedir. bırakın sıradan bir insanı, eğitimli bir insanın dahi bu ayetleri okuyup bütünlüklü bir sonuca ulaşması imkansızdır. zaten ayetlerin tefsiri konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkmaktadır. muhammed'in astronomi bilgisinin kulaktan dolma olduğu barizdir.
sperm ve yumurta hücrelerinin kaynağını yanlış vermektedir. (tarık 5-7)
göğü tıpkı antik filozoflar ve pagan dinlerindeki gibi tasvir etmektedir. yani dik duran ve düşmeyen bir kubbe gibi. hacc 65 "görmüyor musun ki, allah yeryüzündekileri ve o’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da o’dur."
bakara 62'de yahudilere ve hristiyanlara korkmasınlar, onlar da doğru yolda derken diğer pek çok ayette bu dedikleriyle çelişiyor. örneğin ali imran 85, tevbe 30, maide 64
nahl 101'de açıkça ayetlerin değişebileceğinden bahsediyor. bu da haliyle pek çok ayetin değiştirilmiş olabileceğine işarettir.
pek çok ayette göğü ve yeri 6 günde yarattığından bahsediyor. burada klasik savunma orada zaman algısı farklıdır şeklinde. peki bir de şu ayetlere bakalım:
mearic 4: “melekler ve ruh, miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar”
hacc 47: “..muhakkak ki, rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.”
secde 5: “allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.”
fussilet 9-10'da sabit dağlar yerleştirdiğinden bahsediyor fakat dağlar sabit değildir, jeolojik oluşumlardır.
anlayın diye arapça indirdik diyor. zaten araplara inen bir kitap için neden bunu söylüyor? evrensel bir dinse o zaman neden arapça indiriyor?
kamer suresi ayın yarılmasından bahseder. ne var ki islam alimleri 1400 yıldır bu işin içinden çıkamamıştır. ayeti herkes farklı yorumlamakta ve bir sonuca varılamamaktadır. kuran'da bunun gibi yüzlerce ihtilaflı ayet vardır. mezhepler de zaten böyle doğmuştur. birinin ak dediğine diğeri kara demektedir. oysa ki kuran bizzat kendi ifadesiyle apaçıktır. hiçbir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. pratikte ise bir satırlık ayetler paragraflarca süren tefsirlerle açıklanmaktadır. üstelik her mezhep ve mezheplerin de her kolu kendi bildiğince açıklamaktadır.
ahzab 53'te zırt pırt peygamberin evine gelip de çok oturmayın der. peygamber kendisi söylemekten çekindiği için allah'a söyletiyor.
kuran'da 29 ayet sadece harflerden oluşmaktadır. evet bildiğiniz harfler. yani kelime, cümle falan yok. elif lam mim (e-l-m) ya da ya sin (y-s) gibi. bunların ne olduğuna dair bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılmış değil. kimileri bunları allah ile elçisi arasında şifreli bir mesajlaşma olarak kabul ediyor. kimilerine göreyse bunlar hz muhammed'in sara krizlerine girdiği sırada ağzından çıkan anlamsız sözler. bu konuda bir kanıt yok fakat her konuda soru sormaktan çekinmeyen, gusül nasıl alınır bize göstersene diye hz ayşe'nin kapısına bile giden müminlerin bu harflerin anlamlarını bir kere bile sormaması ilginç.
kuran'da en sık geçen ve tekrardan ibaret olan ayetlerin sayısı yaklaşık 2 bin. toplam 6 bin küsür ayet olduğunu düşünürsek çok fazla boşluk doldurma var diyebiliriz. "her şey kuran'da anlatılamazdı, bu bir biyoloji ya da astronomi kitabı değil" diyenler için üzerinde düşünülmesini gerektirecek kadar büyük bir sayı.
devamını gör...
normal sözlük'te kendi halinde yazan yazarlar
etliye sütlüye karışmayıp kendi yağında kavrulan yazardır.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
kulaktan dolma bilgilerle ,okumadan , düşünmeden, araştırmadan konuşmaları.bilim,ilim ve insana değer vermemeleri.
devamını gör...
kitapça
konur sokak’a yukarıdan bakan iki gözümün çiçeği kafedir.
üniversite yıllarımda mutlaka her gün gittiğim, sakinliğine hayran olduğum mekan ilk öykü taslaklarımı da yazdığım yerdir aynı zamanda.
benim için güzelliğin de başkenti olan ankara’nın en sevdiğim kitabevi olan imge kitabevinin üst katındadır kitapça. cebimdeki paranın, yani aslında aylık harçlığımın yarısını imge kitabevinden kitap almak için harcadıktan sonra elimde üzerinde imge amblemi olan kağıt torbanın içindeki kitaplarla kitapçaya çıkar çayım gelene kadar kitaplara dokunmazdım.
sonra çayım gelince taksitle aldığım kitapları tek tek çıkarır, inceler, ardından da hangisini önce okuyacağıma karar verirdim.
kitapça’nın sıcak ve sessiz ortamında kitap okumanın zevki anlatılmaz bir şeydir. en azından o zamanlar öyleydi. çok kitap okudum kitapça’da, çok yazı yazdım ve hepsi benim için önemli, hepsi benim için özeldir hala.
arkadaki balkonda oturup imgenin arka bahçede düzenlediği yazar sohbetlerini izlemek ise ayrı bir önemli idi benim için.
velhasılı çok özledim kitapçayı, umarım hala kitapça ruhunu korumaya devam ediyordur.
üniversite yıllarımda mutlaka her gün gittiğim, sakinliğine hayran olduğum mekan ilk öykü taslaklarımı da yazdığım yerdir aynı zamanda.
benim için güzelliğin de başkenti olan ankara’nın en sevdiğim kitabevi olan imge kitabevinin üst katındadır kitapça. cebimdeki paranın, yani aslında aylık harçlığımın yarısını imge kitabevinden kitap almak için harcadıktan sonra elimde üzerinde imge amblemi olan kağıt torbanın içindeki kitaplarla kitapçaya çıkar çayım gelene kadar kitaplara dokunmazdım.
sonra çayım gelince taksitle aldığım kitapları tek tek çıkarır, inceler, ardından da hangisini önce okuyacağıma karar verirdim.
kitapça’nın sıcak ve sessiz ortamında kitap okumanın zevki anlatılmaz bir şeydir. en azından o zamanlar öyleydi. çok kitap okudum kitapça’da, çok yazı yazdım ve hepsi benim için önemli, hepsi benim için özeldir hala.
arkadaki balkonda oturup imgenin arka bahçede düzenlediği yazar sohbetlerini izlemek ise ayrı bir önemli idi benim için.
velhasılı çok özledim kitapçayı, umarım hala kitapça ruhunu korumaya devam ediyordur.
devamını gör...
tanınmak için seri beğeni atan yazar
tanım girilmiyor diye isyan var.
beğeni yok diye isyan var.
beğeni var diye isyan var.
o şahıs benim! evet.kimi konularda seri şekilde beğeni atarım, eğer vaktim kısıtlıysa tanımlara hızlıca göz atar seri beğeni yaparım, hatta bazen konuya geri dönüp tanımları okur beğeniyi geri alırım.
tanım:devekuşu'na gel yükü kaldır demişler, ben deve değil kuşum demiş, iyi madem uç demişler, ben kuş değil deveyim demiş.
beğeni yok diye isyan var.
beğeni var diye isyan var.
o şahıs benim! evet.kimi konularda seri şekilde beğeni atarım, eğer vaktim kısıtlıysa tanımlara hızlıca göz atar seri beğeni yaparım, hatta bazen konuya geri dönüp tanımları okur beğeniyi geri alırım.
tanım:devekuşu'na gel yükü kaldır demişler, ben deve değil kuşum demiş, iyi madem uç demişler, ben kuş değil deveyim demiş.
devamını gör...
ev baklavası
mümkünse evde yapilmasin bu tatlı. çoğu şerbetli börek gibi oluyor sonra.
devamını gör...
regl ağrısı
allah canımı alsın yeter ki bu sancı bitsin istiyorum. mide bulantısı yüzünden yemek yiyemezsin. yemek yemedikçe kan şekerin düşer. düştükçe daha fazla ağrır. en son bitmesi için ağlarken uyuya kalırsın.
devamını gör...
ibo show'dan oryantal didem'e sansür
eski camlar bardak oldu tabi. dansöze bile sansür yaptılar ya bu ülkede, yarın şeriat geldi deseler şaşırmam.
devamını gör...
rosadolujoe
boş tanımlar giren boş yazardır. filozofları aşağılayana cahil diyor. ibn-i haldun okumak bize neler katar videosu paylaşıyor. kadın düşmanlığı yapıyor. garip bir kişi kendisi.
devamını gör...
ich kann nicht anders
alman din bilimci ve keşiş martin luther’e ait sözdür. türkçe karşılığı “ başka türlü yapamazdım”dır. bir kurultayda yaptığı konuşmanın içinde geçen söz, söylenmesinin üzerinden dört buçuk asırdan fazla geçmesine rağmen hala etkisini sürdürmektedir.
aslında bu sözün geçtiği kurultay diet of worms diye bilinen bir toplantıdır. almanya’nın worms şehrinde yapılan kurultayın amacı martin luther’in yazdığı doksan beş tezi inkar etmeye zorlanmasıdır. worms kurultayı bana bir grup solucanın bir kaya altında oynaşmasını hatırlatır hep nedense.
daha önce tanımını yazdığım doksan beş tez'de martin luther kiliseyi ve kilisenin uygulamalarını gayet saygılı ancak taviz vermez bir şekilde eleştirmiştir. ama bu mantıklı tezler elbette ki kilisenin hoşuna gitmemiştir. bunun sonucunda aslında bir nevi engizisyon sorgulaması olan kurultayda martin luther’dan bu görüşlerini savunması hatta aslında reddetmesi istenmiştir.
ama martin luther başlıkta cümleyi kurmuş ve tezlerini savunmuş, gerçekliğine inandığı şeyleri öldürülme korkusuna kapılmadan savunmuştur. bu kurultaydan sonra serbest bırakılmış olsa da ölüm her an ensesinde olacaktır.
bu cümle bana baldıran zehri içmeyi hakikati reddetmeye tercih eden büyük filozofu hatırlatır bir yanda da. bu tanımı yazmak zorunda hissettim kendimi çünkü başka türlü yapamazdım.
aslında bu sözün geçtiği kurultay diet of worms diye bilinen bir toplantıdır. almanya’nın worms şehrinde yapılan kurultayın amacı martin luther’in yazdığı doksan beş tezi inkar etmeye zorlanmasıdır. worms kurultayı bana bir grup solucanın bir kaya altında oynaşmasını hatırlatır hep nedense.
daha önce tanımını yazdığım doksan beş tez'de martin luther kiliseyi ve kilisenin uygulamalarını gayet saygılı ancak taviz vermez bir şekilde eleştirmiştir. ama bu mantıklı tezler elbette ki kilisenin hoşuna gitmemiştir. bunun sonucunda aslında bir nevi engizisyon sorgulaması olan kurultayda martin luther’dan bu görüşlerini savunması hatta aslında reddetmesi istenmiştir.
ama martin luther başlıkta cümleyi kurmuş ve tezlerini savunmuş, gerçekliğine inandığı şeyleri öldürülme korkusuna kapılmadan savunmuştur. bu kurultaydan sonra serbest bırakılmış olsa da ölüm her an ensesinde olacaktır.
bu cümle bana baldıran zehri içmeyi hakikati reddetmeye tercih eden büyük filozofu hatırlatır bir yanda da. bu tanımı yazmak zorunda hissettim kendimi çünkü başka türlü yapamazdım.
devamını gör...
normal sözlük'teki teyzeler
arkadaşlar arkadaşlar kurtlar milf avına çıktı kaçııın.
devamını gör...
12 yıllık esaret
solomon northub tarafından 1853 yılında yazılan 12 yıllık esaret kitabından uyarlanarak çekilmiş 2013 yapımı bir filmdir. film 7 dalda oscar almıştır. 134 dakikalık bir şaheser diyebilirim.
özgür bir adam olan solomon'ın özgürlüğünün alıkonularak köleleştirilmesini konu alıyor. 12 yıl boyunca bir çok iyi ve kötü olaylar geçiren salomon kanada'dan gelen bir kişinin yardımıyla eski özgür hayatına kavuşuyor.
sahnelerin genelinde köleliğin nasıl bir şey olduğunu bastıra bastıra gösteriyor. özellikle hepimizin farklı olduğu bu dünyada bazı farklılıkları nedeniyle ayrışan insanların fiziksel ve ruhsal zorbalığa karşı nasıl durumda olduklarını açık bir şekilde bu filmde bulabilirsiniz. kan, zorbalık, çıplaklık gibi durumlara gelemeyen izleyicilerin bu filmde bolca gözlerini kapatmaları gerektiğini söyleyebilirim.
kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. film akışı biraz yavaş olabilir ama sıkılmadan izleyeceğinizi düşünüyorum.
"hayatta kalmak ölümden kurtulmak değil, dikkatleri üzerine çekmemektir."
buna benzer bir film izlemek isteyenlere (bkz: django) filmini öneririm. bu filminde django ve sevdiği eşi ayrı ayrı köle olarak satılıyor. ve django'nun özgürlüğünü alıp karısını kurtarmaya gitmesini konu alıyor. django ımdb puanı 8.4/10
özgür bir adam olan solomon'ın özgürlüğünün alıkonularak köleleştirilmesini konu alıyor. 12 yıl boyunca bir çok iyi ve kötü olaylar geçiren salomon kanada'dan gelen bir kişinin yardımıyla eski özgür hayatına kavuşuyor.
sahnelerin genelinde köleliğin nasıl bir şey olduğunu bastıra bastıra gösteriyor. özellikle hepimizin farklı olduğu bu dünyada bazı farklılıkları nedeniyle ayrışan insanların fiziksel ve ruhsal zorbalığa karşı nasıl durumda olduklarını açık bir şekilde bu filmde bulabilirsiniz. kan, zorbalık, çıplaklık gibi durumlara gelemeyen izleyicilerin bu filmde bolca gözlerini kapatmaları gerektiğini söyleyebilirim.
kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. film akışı biraz yavaş olabilir ama sıkılmadan izleyeceğinizi düşünüyorum.
"hayatta kalmak ölümden kurtulmak değil, dikkatleri üzerine çekmemektir."
buna benzer bir film izlemek isteyenlere (bkz: django) filmini öneririm. bu filminde django ve sevdiği eşi ayrı ayrı köle olarak satılıyor. ve django'nun özgürlüğünü alıp karısını kurtarmaya gitmesini konu alıyor. django ımdb puanı 8.4/10
devamını gör...
türkiye'de unutulamayan olaylar
bazen gözlerimi kapatınca başlarına kötü olaylar gelmiş çocuklar, okuyamamış kadınlar, haksızlığa uğramış insanlar, yolsuzluklar, menfaati için her türlü insanı savunabilecek veya harcayacabilecek kişiler aklıma geliyor. bu düşüncelerin kaynağı türkiye'dir ve aklıma gelen spesifik bir olay da vermek istemiyorum çünkü üzülürüm.
devamını gör...
