duygular ve biz
ameliyatla aldırılabilen ya da düğmesi olup istediğimde çalıştırabileceğim bir şey olmasını isterdim duyguların. iradeyi eline alıp bizi yönetmeleri hiç hoş değil çünkü.
devamını gör...
uranüs
bir kafa sözlük yazarı. aynı zamanda güneş'e uzaklık bakımından 7. sırada bulunan ve rastlantısal olarak keşfedilmiş olan gezegen.
"rastlantısal keşif"ten kastımı kısaca açıklayayım önce. gezegeni keşfeden kişi, ünlü bir astronom olan william herschel. kendi yaptığı bir teleskopla gözlemler yaparken uranüs'ü görmüştü herschel ama onu sönük bir kuyruklu yıldız sanmıştı. kendisinden önce yapılan çalışmalarda uranüs bir yıldız olarak yerini almıştı haritalarda. herschel ise bir süre boyunca onu kuyruklu yıldız olarak tanımladıktan sonra gezegenin yörüngesini anlamaya çalışmış ve ancak yörüngeye ilişkin bilgilerini ilerlettikten sonra onun bir gezegen olduğunu anlamıştı.
uranüs'ün atmosferi büyük oranda (%80'den fazla) hidrojen ve (%15 civarında) helyum içerir. buna ek olarak metan ve başka bazı bileşikler de bulunur bu atmosferde. gezegenin renginin mavi ağırlıklı oluşunun nedeni metandır. atmosferin en dış katmanlarının sıcaklığı yaklaşık -220 derece olduğundan, bu soğuk ortamda bulunan su ve benzeri moleküller burada fazla barınamaz ve gezegenin daha iç kısımlarına doğru iner. bu yüzden de uranüs atmosferinde bulut görülmez. nadiren görülen zayıf bulutların nedeni ise metandır.
birçok gezegenin kendi etrafında dönme eksenlerinin aksine, uranüs'ün dönme ekseni son derece yatıktır. yani uranüs bir anlamda "yan yatmış" bir gezegendir. jpl.nasa. gov'dan aldığım aşağıdaki resimde eksen eğikliklerini görebilirsiniz:

görüldüğü gibi uranüs için eğiklik 98 derece. bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. ancak gezegenlerin oluştuğu milyarlarca yıl öncesinde uranüs'ün başka bir cisimle çarpışmış olabileceği tahmin ediliyor.
uranüs güneş'ten oldukça uzak olduğundan, onun etrafındaki dönüşünü de 84 dünya yılında tamamlar. bu nedenle uranüs'te herhangi bir mevsim 21 yıl sürer.
uranüs sistemdeki gaz devlerinden biridir. dünya gibi kayalık bir gezegen değildir. tıpkı satürn'ün halkaları gibi halkalara sahiptir. ancak bu halkaların ışığı yansıtma oranı satürn halkaları kadar yüksek olmadığından, doğrudan gözlemek zordur.
uranüs'ün, çapları 1600 km'den 20 km'ye kadar değişen bir aralıkta bulunan 27 uydusu bulunur. bunların isimleri william shakespeare'in oyunlarındaki karakterlerden seçilerek verilmiştir. bu uyduların varlığının nedeni de, yukarıda söylediğim muhtemel çarpışma olabilir.
gezegene ilişkin bilgilerimizin çoğunu voyager uzay araçlarından biri olan voyager 2 sayesinde elde ettik. insan yaşamı için uygun bir gezegen olmadığından, gezegen araştırmaları konusunda mars kadar gözde bir gezegen değil. bu nedenle onu incelemek için uzay aracı göndermek gibi bir bir gündem, şimdilik nasa'nın planları arasında değil.

görselin kaynağı
"rastlantısal keşif"ten kastımı kısaca açıklayayım önce. gezegeni keşfeden kişi, ünlü bir astronom olan william herschel. kendi yaptığı bir teleskopla gözlemler yaparken uranüs'ü görmüştü herschel ama onu sönük bir kuyruklu yıldız sanmıştı. kendisinden önce yapılan çalışmalarda uranüs bir yıldız olarak yerini almıştı haritalarda. herschel ise bir süre boyunca onu kuyruklu yıldız olarak tanımladıktan sonra gezegenin yörüngesini anlamaya çalışmış ve ancak yörüngeye ilişkin bilgilerini ilerlettikten sonra onun bir gezegen olduğunu anlamıştı.
uranüs'ün atmosferi büyük oranda (%80'den fazla) hidrojen ve (%15 civarında) helyum içerir. buna ek olarak metan ve başka bazı bileşikler de bulunur bu atmosferde. gezegenin renginin mavi ağırlıklı oluşunun nedeni metandır. atmosferin en dış katmanlarının sıcaklığı yaklaşık -220 derece olduğundan, bu soğuk ortamda bulunan su ve benzeri moleküller burada fazla barınamaz ve gezegenin daha iç kısımlarına doğru iner. bu yüzden de uranüs atmosferinde bulut görülmez. nadiren görülen zayıf bulutların nedeni ise metandır.
birçok gezegenin kendi etrafında dönme eksenlerinin aksine, uranüs'ün dönme ekseni son derece yatıktır. yani uranüs bir anlamda "yan yatmış" bir gezegendir. jpl.nasa. gov'dan aldığım aşağıdaki resimde eksen eğikliklerini görebilirsiniz:

görüldüğü gibi uranüs için eğiklik 98 derece. bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. ancak gezegenlerin oluştuğu milyarlarca yıl öncesinde uranüs'ün başka bir cisimle çarpışmış olabileceği tahmin ediliyor.
uranüs güneş'ten oldukça uzak olduğundan, onun etrafındaki dönüşünü de 84 dünya yılında tamamlar. bu nedenle uranüs'te herhangi bir mevsim 21 yıl sürer.
uranüs sistemdeki gaz devlerinden biridir. dünya gibi kayalık bir gezegen değildir. tıpkı satürn'ün halkaları gibi halkalara sahiptir. ancak bu halkaların ışığı yansıtma oranı satürn halkaları kadar yüksek olmadığından, doğrudan gözlemek zordur.
uranüs'ün, çapları 1600 km'den 20 km'ye kadar değişen bir aralıkta bulunan 27 uydusu bulunur. bunların isimleri william shakespeare'in oyunlarındaki karakterlerden seçilerek verilmiştir. bu uyduların varlığının nedeni de, yukarıda söylediğim muhtemel çarpışma olabilir.
gezegene ilişkin bilgilerimizin çoğunu voyager uzay araçlarından biri olan voyager 2 sayesinde elde ettik. insan yaşamı için uygun bir gezegen olmadığından, gezegen araştırmaları konusunda mars kadar gözde bir gezegen değil. bu nedenle onu incelemek için uzay aracı göndermek gibi bir bir gündem, şimdilik nasa'nın planları arasında değil.

görselin kaynağı
devamını gör...
çalınmış hasat küresel gıda soygunu
tam adı, çalınmış hayat-küresel gıda soygunu olan, çevre ve ekoloji aktivisti vandana shiva tarafından küresel tarım ve gıda sektörü üzerine yazılmış, bgst yayınları tarafından basılmış kitaptır.
bir facebook uyarısı değil ama durum ciddi!
vandana shiva, gıda sektörünün büyük şirketler nezdinde tekelleşmesi, kırsal üreticilerin ürünlerinin değersizleştirilmesi, yoksullaşması, kadın sorunları gibi faaliyet alanlarına düşünce ve yazılarıyla kafa yoran hintli bir ablamızdır.
henüz 90'lı yıllarda, hindistan'daki bitki ve tohum çeşitliliğini korumak için yerel derneklerle navdanya ulusal hareketini'nin öncüsü olmuştur.
endüstriyel ekonominin "büyüme" olarak tanımladığı her durumun, aslında doğadan ve insanlıktan araklanmış büyük çaplı hırsızlıklar olduğunu düşünüyor.
sözde gıda kriziyle mücadele adı altında büyük ölçekli arazi ve tarım faaliyetleriyle hem toprak gaspı ve sömürüsü arttırılıp biyoçeşitlilik azaltılmakta hem de insanların gıda ürünlerine erişimi yüksek parasal koşullarla ölçeklendirilmektedir.
ablamızın cıngar görünümü, sizi tedirgin etmesin. onun diş ve tırnak gücü, gen mühendisliği adı altında yapılan biyoyıkımlara, genetiği değiştirilmiş gıdalara, açgözlü büyük gıda holdinglerinedir. yoksa özünde, tüm mazlum halklara, doğaya ve yaşam döngüsüne olduğu kadar bizlere karşı da şefkatli ve korumacıdır. nitekim 1943'te bengal'deki kıtlıkta yaşamını yiriren 4 milyona yakın insanın yasını tutmaktadır hala. bu yüzden gevşeklikten, yüksek sesli kahkahalardan hiç hazzetmez.
kitapta, son yüzyıl içerisindeki - başta avrupa olmak üzere- tarımsal sömürü hamlelerini, küresel ölçekte savaş ve kriz anlarındaki gıda stokçuluğunu ve fırsatçılıkları, somut rakamlarla belgelemektedir.
küçük üreticilerin yok olmasıyla tarımsal çeşitlilik azalmakta, büyük şirketlerin de yalnızca kar değeri yüksek ürünlere yoğunlaşmasıyla bazı türler hızla yok olmaktadır. bizi bekleyen asıl tehdit, insan kaynaklı bu durumlar neticesinde ortaya çıkmış olan açlık ve gıda krizidir.
örneğin abd'li ricetek gibi bazı şirketler, basmati pirinci üzerinde patent hakkı iddia etmektedir. doğu asya'da evrimleşmiş bir ürün olan soya fasulyesi, calgene adlı bir şirket tarafından çoktan patentlenmiştir.
bunun anlamı şu, bu türlerin bahçenizde kendiliğinden yetişen ürünler olduğunu düşünürsek bu şirketlerin bilgisi dışında, bu ürünlerle ilgili hiçbir ticari faaaliyet gerçekleştiremezsiniz.
olay sadece ticari bir gasp değil, ayrıca bu bitkisel kültürlerin monokültür haline getirilmesiyle, bu bitkilerin içinde bulunduğu ekosistem ve besin zinciri de baltalanıp birden çok canlı türü zarar görmektedir. sadece kar uğruna.
üstüne büyük bir riyakarlıkla adına "yeşil devrim" dedikleri sözde atılım hamleleriyle tüm geniş tarım sahaları, daha karlı olduğu için kısa saplı, çok taneli bitki türleriyle donatılmakta, bu bitkiler aşırı gübre tüketimleriyle ayakta tutulmaktadır. bir ekosistem, olası herhangi bir biyolojik savaşta bundan daha çok tahrip edilemez.
tüm dünya, sıkışmış kapitalist düzenlerin enerji ve kaynak arayışlarıyla görünen savaşlarına odaklanmışken gözardı edilen perdenin arkasındaki tarım ve gıda hırsızlıkları, doğa ve ürün katliamlarına dikkat çeken bir kitap.
bir facebook uyarısı değil ama durum ciddi!
vandana shiva, gıda sektörünün büyük şirketler nezdinde tekelleşmesi, kırsal üreticilerin ürünlerinin değersizleştirilmesi, yoksullaşması, kadın sorunları gibi faaliyet alanlarına düşünce ve yazılarıyla kafa yoran hintli bir ablamızdır.
henüz 90'lı yıllarda, hindistan'daki bitki ve tohum çeşitliliğini korumak için yerel derneklerle navdanya ulusal hareketini'nin öncüsü olmuştur.
endüstriyel ekonominin "büyüme" olarak tanımladığı her durumun, aslında doğadan ve insanlıktan araklanmış büyük çaplı hırsızlıklar olduğunu düşünüyor.
sözde gıda kriziyle mücadele adı altında büyük ölçekli arazi ve tarım faaliyetleriyle hem toprak gaspı ve sömürüsü arttırılıp biyoçeşitlilik azaltılmakta hem de insanların gıda ürünlerine erişimi yüksek parasal koşullarla ölçeklendirilmektedir.
ablamızın cıngar görünümü, sizi tedirgin etmesin. onun diş ve tırnak gücü, gen mühendisliği adı altında yapılan biyoyıkımlara, genetiği değiştirilmiş gıdalara, açgözlü büyük gıda holdinglerinedir. yoksa özünde, tüm mazlum halklara, doğaya ve yaşam döngüsüne olduğu kadar bizlere karşı da şefkatli ve korumacıdır. nitekim 1943'te bengal'deki kıtlıkta yaşamını yiriren 4 milyona yakın insanın yasını tutmaktadır hala. bu yüzden gevşeklikten, yüksek sesli kahkahalardan hiç hazzetmez.
kitapta, son yüzyıl içerisindeki - başta avrupa olmak üzere- tarımsal sömürü hamlelerini, küresel ölçekte savaş ve kriz anlarındaki gıda stokçuluğunu ve fırsatçılıkları, somut rakamlarla belgelemektedir.
küçük üreticilerin yok olmasıyla tarımsal çeşitlilik azalmakta, büyük şirketlerin de yalnızca kar değeri yüksek ürünlere yoğunlaşmasıyla bazı türler hızla yok olmaktadır. bizi bekleyen asıl tehdit, insan kaynaklı bu durumlar neticesinde ortaya çıkmış olan açlık ve gıda krizidir.
örneğin abd'li ricetek gibi bazı şirketler, basmati pirinci üzerinde patent hakkı iddia etmektedir. doğu asya'da evrimleşmiş bir ürün olan soya fasulyesi, calgene adlı bir şirket tarafından çoktan patentlenmiştir.
bunun anlamı şu, bu türlerin bahçenizde kendiliğinden yetişen ürünler olduğunu düşünürsek bu şirketlerin bilgisi dışında, bu ürünlerle ilgili hiçbir ticari faaaliyet gerçekleştiremezsiniz.
olay sadece ticari bir gasp değil, ayrıca bu bitkisel kültürlerin monokültür haline getirilmesiyle, bu bitkilerin içinde bulunduğu ekosistem ve besin zinciri de baltalanıp birden çok canlı türü zarar görmektedir. sadece kar uğruna.
üstüne büyük bir riyakarlıkla adına "yeşil devrim" dedikleri sözde atılım hamleleriyle tüm geniş tarım sahaları, daha karlı olduğu için kısa saplı, çok taneli bitki türleriyle donatılmakta, bu bitkiler aşırı gübre tüketimleriyle ayakta tutulmaktadır. bir ekosistem, olası herhangi bir biyolojik savaşta bundan daha çok tahrip edilemez.
tüm dünya, sıkışmış kapitalist düzenlerin enerji ve kaynak arayışlarıyla görünen savaşlarına odaklanmışken gözardı edilen perdenin arkasındaki tarım ve gıda hırsızlıkları, doğa ve ürün katliamlarına dikkat çeken bir kitap.
devamını gör...
hayatından boş arkadaşları çıkarta çıkarta hiçbir arkadaşının kalmaması
yapılan bir araştırmaya göre insanların haftada 1-2 defa bir araya gelip geyik muhabbeti dediğimiz boş muhabbeti yapacağı sosyal ortamı olması insanın ömrünü uzatıyormış.
ben uzun yaşamaya kafayı takmış değilim sadece bazen günlük rutin konuları boş boş konuşmak için de insanın insana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
bu nedenle daha bu akşam merve boluğur'un murat dalkılıç ile ayrılması sonucu nasıl kendini dağıttığını tartıştım. yetmedi büyüdüğün ev kaderindir dizisinde neden mehdi karakterini şişlemiş olabileceklerini tartıştım.
ne diziyi izlerim ne de merve boluğur'un hayatı umrumda ama bazen kalabalığa karışmak ihtiyacı hissediyorum.
ben uzun yaşamaya kafayı takmış değilim sadece bazen günlük rutin konuları boş boş konuşmak için de insanın insana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
bu nedenle daha bu akşam merve boluğur'un murat dalkılıç ile ayrılması sonucu nasıl kendini dağıttığını tartıştım. yetmedi büyüdüğün ev kaderindir dizisinde neden mehdi karakterini şişlemiş olabileceklerini tartıştım.
ne diziyi izlerim ne de merve boluğur'un hayatı umrumda ama bazen kalabalığa karışmak ihtiyacı hissediyorum.
devamını gör...
çoluğunun çocuğunun rızkını kafa store'da yiyen yazar
asla yapmam, yakışmaz bir kere.

bakmayın arada kaynayan beş bine, domestic hıyar "ben harcıyorsam sen de harcayacaksın!" diye bağırmasaydı kullanmazdım hiç. yoldaş hem benim hem hıyar'cığımın ocağını söndürdü. canı sağ olsundu, o boss'tı nasıl olsa.

bakmayın arada kaynayan beş bine, domestic hıyar "ben harcıyorsam sen de harcayacaksın!" diye bağırmasaydı kullanmazdım hiç. yoldaş hem benim hem hıyar'cığımın ocağını söndürdü. canı sağ olsundu, o boss'tı nasıl olsa.
devamını gör...
uyumadan önce yapılanlar
abdest almak, yatsı namazını kılmak.
devamını gör...
tanrının insana verdiği en büyük ceza
varoluş.
devamını gör...
son singapur vapuru (yazar)
nice yıllara larktwain_123_… her şey gönlünce olsun, iyilik seninle olsun.
kızıyorlar nickaltında doğum günü kutlamalarına ama çok da fifi der geçeriz no problem. sen canını sıkma. ukde doldurmaya ve akışı akıtmaya devam. *
kızıyorlar nickaltında doğum günü kutlamalarına ama çok da fifi der geçeriz no problem. sen canını sıkma. ukde doldurmaya ve akışı akıtmaya devam. *
devamını gör...
yere düşen cemreyi elinden tutup üstünü başını silkelemek
baharın habercisi olan cemrenin çocuk gibi ağlamaması için yapılması gerekendir. bişeyciğin yok diye de telkin verirseniz kesinlikle ağlamayacaktır.
devamını gör...
çocuklara iki isim verme modası
3 çocuğa 6 isim vererek, benim de zamanında takip ettiğim moda.
dahaden çocuklarımın bundan muzdarip olduğunu görmedim. soyadı kısa olan herkes verebilir, uzun soyadlarında handikap yaratabilir.
dahaden çocuklarımın bundan muzdarip olduğunu görmedim. soyadı kısa olan herkes verebilir, uzun soyadlarında handikap yaratabilir.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
#1101458
her başlığa maydonozsun
en azından burada kalalım senden yoksun
bir hafta geçen arkadaşlık süresi için
bunca kin niçin?
sal beni gideyim nalan
söylediğin her şey yalan
hala var mı sana inanan?
kullan kendi kelimelerini özgün ol, iyi gelir inan.
her başlığa maydonozsun
en azından burada kalalım senden yoksun
bir hafta geçen arkadaşlık süresi için
bunca kin niçin?
sal beni gideyim nalan
söylediğin her şey yalan
hala var mı sana inanan?
kullan kendi kelimelerini özgün ol, iyi gelir inan.
devamını gör...
karşı cinste çekici gelen özellikler
kibarlik, alçak gönüllük ve şairanelik.
devamını gör...
eş cinsellerin eş cinselliğini belirtmese ölecek olmaları
illa ki eşcinselliklerini dile getirmek, belirtmek zorunda hissetmeleri durumu. sanki ölecekler söylemeseler.
ya kiminle düzüşürseniz düzüşün abicim bize ne? neden senin cinsel yönelimini bilmek zorundayız. efendi efendi takılıyoruz işte.
ya kiminle düzüşürseniz düzüşün abicim bize ne? neden senin cinsel yönelimini bilmek zorundayız. efendi efendi takılıyoruz işte.
devamını gör...
ceyda düvenci'nin kızının regl olmasını sosyal medyadan duyurması
bir bu kalmıştı dedirten paylaşım.
buradan

edit: ceyda düvenci'den yanıt gelmiş, hoşgelmiş.*
--- alıntı ---
ceyda düvenci’den eleştrilere yanıt geldi
kutlama yapacağım!
kızının regl olduğunu duyurduğu için eleştiri alan ceyda düvenci: “? haftaya kızım için anadolu'dan günümüze ulaşan kıymetli ritüellerle kutlama yapacağım. çünkü artık bir genç kız. artık çocuk değil. bedenini doğru anlaması ve sahip çıkabilmesi için, kendine kıymet vermesi için yapacağım bu ritüeli..." ?genç kızlığının kıymetini teslim ettiğim kızım, kendi kıymetini ne olursa olsun unutmayacak. ve en önemlisi utanmayacak. tüm çocuklar onurlandırılmayı hak eder. utanmayın, onurlandırın. ? her evlat değişir, dönüşür... regl olur, sünnet olur, mezun olur, aşık olur, evlenir gelin-damat olur, anne-baba olur...? tüm bu dönüşüm anları kıymetli ve kutlanasıdır. tüm bu kutlama ritüelleri atalarımızdan bize mirastır.? melisa yıllar sonra büyüdüğünde, ilk regl olduğu bu özel günü hatırladığında, yanağı sızlamayacak, kalbi çiçek açacak.? genç kızlığa ilk adım attığı günün ne kadar kıymetli olduğuna bir kez daha emin olduğu bir gün olacak zihninde... genç kızlığının kıymetini teslim ettiğim? bunları neden paylaştığım sorularınıza gelince... çünkü ben okuyan ve kendini sürekli geliştirme gayretinde olan ve tüm öğrendiğim güzellikleri sizlerle paylaşmayı seven bir anneyim...? ve evlatlarım adına attığım her adım için onlardan izin alan bir anneyim. unuttuklarınızı hatırlatmak, ezberlerinizi bozmak, evlatlarınıza haklarını teslim etmeniz için paylaştıklarımı önemsiyorum. tüm çocuklar onurlandırılmayı hak eder."
--- alıntı ---
buradan

edit: ceyda düvenci'den yanıt gelmiş, hoşgelmiş.*
--- alıntı ---
ceyda düvenci’den eleştrilere yanıt geldi
kutlama yapacağım!
kızının regl olduğunu duyurduğu için eleştiri alan ceyda düvenci: “? haftaya kızım için anadolu'dan günümüze ulaşan kıymetli ritüellerle kutlama yapacağım. çünkü artık bir genç kız. artık çocuk değil. bedenini doğru anlaması ve sahip çıkabilmesi için, kendine kıymet vermesi için yapacağım bu ritüeli..." ?genç kızlığının kıymetini teslim ettiğim kızım, kendi kıymetini ne olursa olsun unutmayacak. ve en önemlisi utanmayacak. tüm çocuklar onurlandırılmayı hak eder. utanmayın, onurlandırın. ? her evlat değişir, dönüşür... regl olur, sünnet olur, mezun olur, aşık olur, evlenir gelin-damat olur, anne-baba olur...? tüm bu dönüşüm anları kıymetli ve kutlanasıdır. tüm bu kutlama ritüelleri atalarımızdan bize mirastır.? melisa yıllar sonra büyüdüğünde, ilk regl olduğu bu özel günü hatırladığında, yanağı sızlamayacak, kalbi çiçek açacak.? genç kızlığa ilk adım attığı günün ne kadar kıymetli olduğuna bir kez daha emin olduğu bir gün olacak zihninde... genç kızlığının kıymetini teslim ettiğim? bunları neden paylaştığım sorularınıza gelince... çünkü ben okuyan ve kendini sürekli geliştirme gayretinde olan ve tüm öğrendiğim güzellikleri sizlerle paylaşmayı seven bir anneyim...? ve evlatlarım adına attığım her adım için onlardan izin alan bir anneyim. unuttuklarınızı hatırlatmak, ezberlerinizi bozmak, evlatlarınıza haklarını teslim etmeniz için paylaştıklarımı önemsiyorum. tüm çocuklar onurlandırılmayı hak eder."
--- alıntı ---
devamını gör...
biyoloji felsefesi
bilim felsefesinin bir alt bölümü olarak biyoloji felsefesi… kategorik olarak, bilim felsefesinin bütün alt bölümlerinden farklıdır.
‘evrim ve evrimin ürünü olarak insan’ disiplinin ilk konusudur. darwin’den bu yana bi çığ gibi büyüyen evrim dosyası, geniş kavramsal çerçevesiyle tartışılmaya henüz açılmış çok geniş bi alana haiz. kuramın kendisinden türler arası benzerliğe, seçilimin birimlerinden uyarlanımcılığa, sosyobiyolojiden evrimsel psikolojiye kadar çok geniş bir yelpaze…
en göze çarpan tartışmalardan biri, biyolojide genelgeçer yasalardan söz edilip edilemeyeceğidir. biyologlar buna williston yasasıyla* cevap vermeye çalışsalar da, felsefeciler bu yasanın bir ceteris paribus olduğunu söylerler. (bkz: ceteris paribus) aslında bilim adamlarıyla felsefeciler arasındaki en büyük farklardan biri burada ortaya çıkar. bilim adamları cateris paribus’a fazla bi önem atfetmezlerken, felsefeciler ceteris paribus yasaların, yasa olarak adlandırılamayacağını söyler. bu anlayış farkı, iki disiplinin temelindeki farktan kaynaklanır.
yeni teşekkül eden bu disiplin, yapay zeka konularıyla birlikte geleceğin felseferi arasında yerini almış vaziyette…
‘evrim ve evrimin ürünü olarak insan’ disiplinin ilk konusudur. darwin’den bu yana bi çığ gibi büyüyen evrim dosyası, geniş kavramsal çerçevesiyle tartışılmaya henüz açılmış çok geniş bi alana haiz. kuramın kendisinden türler arası benzerliğe, seçilimin birimlerinden uyarlanımcılığa, sosyobiyolojiden evrimsel psikolojiye kadar çok geniş bir yelpaze…
en göze çarpan tartışmalardan biri, biyolojide genelgeçer yasalardan söz edilip edilemeyeceğidir. biyologlar buna williston yasasıyla* cevap vermeye çalışsalar da, felsefeciler bu yasanın bir ceteris paribus olduğunu söylerler. (bkz: ceteris paribus) aslında bilim adamlarıyla felsefeciler arasındaki en büyük farklardan biri burada ortaya çıkar. bilim adamları cateris paribus’a fazla bi önem atfetmezlerken, felsefeciler ceteris paribus yasaların, yasa olarak adlandırılamayacağını söyler. bu anlayış farkı, iki disiplinin temelindeki farktan kaynaklanır.
yeni teşekkül eden bu disiplin, yapay zeka konularıyla birlikte geleceğin felseferi arasında yerini almış vaziyette…
devamını gör...
her sınıfta mutlaka bulunan tipler
hocom odov vordo.
bu tipler mutlaka her sınıfta vardır.
bu tipler mutlaka her sınıfta vardır.
devamını gör...



