bohem hayatı
açık tenli çingene olan bohemyalılar, avrupa - çingene melezi bir halktır. ortaçağ kaynaklarında bohemien diye geçer. bu yüzden çok gezen, sefa içinde, dertten tasadan uzak, parayı hayatının merkezine almadan yaşayan kişiler için bohem hayatı sürmek tabiri kullanılır.
devamını gör...
merdumgiriz_
bazen yaşlanıyorum* bunu bugün farkettim.
böyle tatlı, böyle samimi bir yazara, ben kaç zamandır ona özel bir şeyler yazmamışsam bunun başka bir açıklaması olamaz.
anlamlı samimi yazılarınla, yaşa varol yazar kız kardeş seviliyorsun.
böyle tatlı, böyle samimi bir yazara, ben kaç zamandır ona özel bir şeyler yazmamışsam bunun başka bir açıklaması olamaz.
anlamlı samimi yazılarınla, yaşa varol yazar kız kardeş seviliyorsun.
devamını gör...
sarılınca geçecek şeyler
istediğin kişiye sarılabiliyorsan,her şey geçer.*
devamını gör...
hatır çeki
sosyal ilişkileri kuvvetli bir toplum olmamızdan mütevellit ticaret hayatında da dayanışmamız eksik değildir.
bir mal veya hizmet aldığımızda karşılığında para, senet veya çek veririz. işte bizde ki bu ilişkilerden dolayı mal veya hizmet almamamıza rağmen hatırı olan bir müşterimize, arkadaşımıza, komşumuza sıkıntısını halletmesi için çek düzenler veririz. işte bu çek hatır çekidir. genelde vadesi geldiğinde ödenmesi yada iade edilmesi gerekmektedir. fakat ülkemizde bu asla olmamaktadır ve çek aynı gün bozdurulur, para bir güzel ezilir vadesi geldiği gün hayırlısı allahtan..
bir mal veya hizmet aldığımızda karşılığında para, senet veya çek veririz. işte bizde ki bu ilişkilerden dolayı mal veya hizmet almamamıza rağmen hatırı olan bir müşterimize, arkadaşımıza, komşumuza sıkıntısını halletmesi için çek düzenler veririz. işte bu çek hatır çekidir. genelde vadesi geldiğinde ödenmesi yada iade edilmesi gerekmektedir. fakat ülkemizde bu asla olmamaktadır ve çek aynı gün bozdurulur, para bir güzel ezilir vadesi geldiği gün hayırlısı allahtan..
devamını gör...
her işi son güne bırakmak
klasik türk insanı huyudur. heleki sınavları sınavdan bir gün önce çalışan bir tek ben değilimdir herhalde.
devamını gör...
başkası adına utanmak
bile bile bir yanlışı savunan. bir de üstüne bunu marifetmiş gibi anlatan kişilere karşı duyduğum histir.
devamını gör...
atatürk'e hiç kara mizah yapılmaması
peygamberden üstün adamları tarih boyunca siz icat ettiniz, en son tayyip erdoğan'a peygamberde olmayan, tanrının vasıflarını siz sıraladınız, onu ilah yaptınız. sizden daha kötü kara mizah mı olur ? sizden daha kötü kalp mi olur ?
devamını gör...
üvercinka
cemal süreya'nın yayımlanan ilk şiir kitabı.
üvercinka'nın anlamı için söylediği sözler: "üvercinka anılması güvercinle karışık bir ad. bir kadın adı. barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram: kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var: birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. o adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum galiba. işin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşamama ilişkin bir şey."
böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil
burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajı'nda akşam üstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil
üvercinka'nın anlamı için söylediği sözler: "üvercinka anılması güvercinle karışık bir ad. bir kadın adı. barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram: kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var: birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. o adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum galiba. işin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşamama ilişkin bir şey."
böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil
burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajı'nda akşam üstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil
devamını gör...
çocuklar duymasın
2002 ve 2019 yılları arasında yayınlanan durum komedisi dizisidir.
dizi türk televizyonları için ve türk seyircisi için efsane olmuş bir dizidir. dizide birbirine katlanamayan karı koca ele alınır. bu karı kocanın yani haluk ile meltem karakterinin ev içinde yaşadıkları, çocuklarıyla olan tutumları, arkadaş çevreleri mizahi bir dille seyirciye aktarılır.
dizi 16 ocak 2002 de tgrt de yayın hayatına başladı. 13 bölüm yayınlandıktan sonra atvye geçti.
dizi yayın hayatı boyunca sürekli kanal değiştirdi ve sürekli ekranlara veda edip yeniden çekildi. şu an ne durumda bilmiyorum.
dizinin senaryosunda birçok isim bulundu. bunlar birol güven, metin açıkgöz, nilüfer yenidoğan, özlem aybek, müfit can saçıntı ve caner gülerdir.
dizinin yönetmenliğini bora tekay, raşit çelikezer, günay köker yaptı.
başrol oyuncuları ise tamer karadağlı, pınar altuğ, mehmet baran erdoğan, buse sinem iren, zeyno günenç, volkan severcan, melek şahin, öykü güven, alp eren khamis, alparslan özmoldur.
dizinin yapımcısı birol güvendir. birol güven türk televizyon tarihinde sitcom denilince akla gelen ilk isimlerden ve çocuklar duymasın gibi efsane bir yapımı yaptığı için buradan teşekkür ederim. okuyorsan artıya bas birol abi.
dizi toplam 9 sezon ve 464 bölüm olarak yayınlandı.
çocukken izleyip keyif aldığım ve sürekli izlediğim bir diziydi. ailemle beraber açıp izlediğim tebessüm ettiğim bir diziydi. özellikle haluk karakteri çok iyiydi. tam olarak gözlem ürünü olan haluk karakteri türk babasını çok iyi yansıtıyordu.
meltem ile sürekli tartışmaları yemeğe olan düşkünlüğü futbol sevmesi gibi konular çok başarılıydı. çocuklarına karşı sert görünmesi ama aslında onları çok sevmesi gibi olaylar haluk'un başarılı bir türk baba karakteri olduğunun göstergesiydi.
meltem karakterini hiç sevmezdim ve itici bulurdum hala öyle bulurum.
çocuklardan havuç karakterini çok severdim. emine ve kocası hüseyin karakteri de öyleydi.
yani dizinin karakterleri çok iyiydi. klasik türk aile yapısını yansıtıyorlardı.
genelde bizim seyirciler bazı yapımlar için şöyle şeyler söylerler "ilk zamanlar iyiydi ama sonradan bozdu ya" bu söylem bu dizi için çok uygun bir söylem.
evet ilk zamanlar çok çok iyiydi ve sonradan bozdu. sürekli yeni karakterlerin eklenmesi sürekli yeniden çekilmesi derken o eski tadı asla bir daha alamadım.
tamam izleniyordu komikti ama eski hali çok güzeldi.
çocuklar duymasın dizisi durum komedisi ve aile kavramının güzel bir örneğiydi. arada sırada eski bölümlerini tekrar açıp izlemelik bir yapım.
dizi türk televizyonları için ve türk seyircisi için efsane olmuş bir dizidir. dizide birbirine katlanamayan karı koca ele alınır. bu karı kocanın yani haluk ile meltem karakterinin ev içinde yaşadıkları, çocuklarıyla olan tutumları, arkadaş çevreleri mizahi bir dille seyirciye aktarılır.
dizi 16 ocak 2002 de tgrt de yayın hayatına başladı. 13 bölüm yayınlandıktan sonra atvye geçti.
dizi yayın hayatı boyunca sürekli kanal değiştirdi ve sürekli ekranlara veda edip yeniden çekildi. şu an ne durumda bilmiyorum.
dizinin senaryosunda birçok isim bulundu. bunlar birol güven, metin açıkgöz, nilüfer yenidoğan, özlem aybek, müfit can saçıntı ve caner gülerdir.
dizinin yönetmenliğini bora tekay, raşit çelikezer, günay köker yaptı.
başrol oyuncuları ise tamer karadağlı, pınar altuğ, mehmet baran erdoğan, buse sinem iren, zeyno günenç, volkan severcan, melek şahin, öykü güven, alp eren khamis, alparslan özmoldur.
dizinin yapımcısı birol güvendir. birol güven türk televizyon tarihinde sitcom denilince akla gelen ilk isimlerden ve çocuklar duymasın gibi efsane bir yapımı yaptığı için buradan teşekkür ederim. okuyorsan artıya bas birol abi.
dizi toplam 9 sezon ve 464 bölüm olarak yayınlandı.
çocukken izleyip keyif aldığım ve sürekli izlediğim bir diziydi. ailemle beraber açıp izlediğim tebessüm ettiğim bir diziydi. özellikle haluk karakteri çok iyiydi. tam olarak gözlem ürünü olan haluk karakteri türk babasını çok iyi yansıtıyordu.
meltem ile sürekli tartışmaları yemeğe olan düşkünlüğü futbol sevmesi gibi konular çok başarılıydı. çocuklarına karşı sert görünmesi ama aslında onları çok sevmesi gibi olaylar haluk'un başarılı bir türk baba karakteri olduğunun göstergesiydi.
meltem karakterini hiç sevmezdim ve itici bulurdum hala öyle bulurum.
çocuklardan havuç karakterini çok severdim. emine ve kocası hüseyin karakteri de öyleydi.
yani dizinin karakterleri çok iyiydi. klasik türk aile yapısını yansıtıyorlardı.
genelde bizim seyirciler bazı yapımlar için şöyle şeyler söylerler "ilk zamanlar iyiydi ama sonradan bozdu ya" bu söylem bu dizi için çok uygun bir söylem.
evet ilk zamanlar çok çok iyiydi ve sonradan bozdu. sürekli yeni karakterlerin eklenmesi sürekli yeniden çekilmesi derken o eski tadı asla bir daha alamadım.
tamam izleniyordu komikti ama eski hali çok güzeldi.
çocuklar duymasın dizisi durum komedisi ve aile kavramının güzel bir örneğiydi. arada sırada eski bölümlerini tekrar açıp izlemelik bir yapım.
devamını gör...
mrna aşısı mucidinin verdiği çok korkunç haber
clickbait haber gibi başlık.
okumam valla, sinir oluyorum. mucit gelip kulağıma fısıldarsa belki dinlerim, o da belki?
okumam valla, sinir oluyorum. mucit gelip kulağıma fısıldarsa belki dinlerim, o da belki?
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
sevgili olayı.. herkesin bi sevgilisi olmalı mecburmuş gibi hissettirmek zorunda değilsiniz ki
devamını gör...
ayrıldıktan hemen sonra başkasını bulan kişi
sen dua et ayrıldıktan sonra bulmuş,ayrılmadanda bulabilirdi.
devamını gör...
kimkardashian
sevgili romalı kardeşlerim .konu yaşıma geldiği için cevap vermek istiyorum 25 yaşındayım *
turist rehberi arkadaşla ufak bir ikonografi sohbetimiz oldu , teveccüh etmiş .
turist rehberi arkadaşla ufak bir ikonografi sohbetimiz oldu , teveccüh etmiş .
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
rogier van der weyden'in isa'nın çarmıhtan indirildiği anı betimlediği ünlü tablosu.

ve bu da

sanat aşığı gençlerimizin kendi olanaklarıyla eseri yeniden canlandırmasıdır.*
bunu niye paylaştım çünkü bazı şeylerin akılda kalması için daha eğlenceli metotlar ile denenmesi gerektiğine inananlardanım.
şaka maka bir yana sanat bir şekilde devam etmeli. gelecek nesillere aktarılan en değerli şey.*

ve bu da

sanat aşığı gençlerimizin kendi olanaklarıyla eseri yeniden canlandırmasıdır.*
bunu niye paylaştım çünkü bazı şeylerin akılda kalması için daha eğlenceli metotlar ile denenmesi gerektiğine inananlardanım.
şaka maka bir yana sanat bir şekilde devam etmeli. gelecek nesillere aktarılan en değerli şey.*
devamını gör...
kontrabas
“müzik öyle yücedir ki hiçbir akıl sırrına eremez; müzikten her şeye egemen olan ve kimsenin hesabını tutamayacağı bir etki yayılır.”
goethe
koku romanıyla tanıdığımız patrick suskind’in bir oyunu kontrbas.
diyalog havası verilmiş bir monolog ve bu monologun sahibi bir kontrbasçı. babasına karşı durmak için sanatçılığı seçen kahramanımız, devlet sektörünüde işe girince orkestranın kontrbasçısı olur ama bir devlet memurudur.
memuriyet onun kendini sanatçı hissetmesine büyük bir engeldir. zira memursanız yaratıcılığınız yoktur. kendinizi geliştirmeniz mümkün değildir ve böyle bir şeye ihtiyaç da duymazsınız, o yüzden sanatkarlıktan sıyrılıp zanaatkar olmaya doğru yüzersiniz. hele bir de başkontrbasçı değilseniz kimse sizi fark etmez bile. kahramanımız kontrbasın sadece bir enstrüman değil hayata dair birçok şey olduğunu anlatır bize.
kontrbas diğer müzik aletlerinden farklıdır, hantaldır bir kere, her yere taşıyamazsın. evinde devasa hacmiyle büyük bir yer tutar ki bir hanımla kendi evinizde yalnız kalmanız bile kabil değildir. her konunun içindedir, onun dahil olmadığı bir konuşma mümkün olmaz, dikkatleri hemen üzerine toplar. ama onu çalan insan neredeyse görünmez olur. kahramanımız aşıktır öte yandan ama aşık olduğu sopranonun ilgisini çekmesi mümkün değildir, çünkü sopranonun seslendireceği ve kontrbasçının çalacağı bir eser yoktur. ama kontrbasını bu güzel kadına benzettiğ olur.
ona sarılarak, parmaklarından yayların geçişini hissederek…
patrick suskind bu oyunda mozart’tan brahms’a , beethevon’dan schubert’e herkese değinmiş ufaktan kimini yermiş, yetersiz bulmuş kiminiyse hafiften kayırmış. brahms’ın ikinci senfonisiyle başlayan oyun schubert’in alabalık beşlisi, 1. bölümle son bulmuş.tabii bu yazdıklarım antrparantez…
bir saat gibi bir süre içinde okuyabileceğiniz bu esere bir klasik müzik eseriyle fon oluşturursanız okuma zevki birkaç kat artacaktır.
devamını gör...
yaran yazım yanlışları
hastanın trambolini yükselmiş.
devamını gör...
pavyona düşsem daha kolay kurtulurdum denilen bağımlılıklar
football manager bağımlılığıdır.
rüyamda yetiştirdiğim oyuncularla sohbet ediyorum. oyuncularıma kararlı olun cesur olun diye bağırıyorum. 30 şut atıp 0-1 kaybedince kafamı duvarlara vuruyorum.
rüyamda yetiştirdiğim oyuncularla sohbet ediyorum. oyuncularıma kararlı olun cesur olun diye bağırıyorum. 30 şut atıp 0-1 kaybedince kafamı duvarlara vuruyorum.
devamını gör...
türkiye'deki ahlaki çöküşün nedenleri
kamu ihalelerinde şeffaflığın olmaması önemli nedenlerden biridir. burada tartışılması gereken iki önemli husus vardır:
(1) ihale işlerinin nasıl olduğu ve olması gerektiğidir. ihaleler "açık maliyet" (open cost) (açık maliyet en basit tabirle, "firmaların kullandıkları girdilere yaptıkları ödemelerden kaynaklanan maliyeti ifade eder.") şeklinde yapılırsa her şey şeffaf olacağı için aslında tartışma da olmayacaktır.
(2) nihai hedefi ab'ne tam üye olmak olan bir ülkenin kamuya ilişkin alım ve/veya ihale süreçlerinin ab müktesebatı ile uyumlu olmaması ve her yıl yayımlanan ilerleme raporlarında bu hususta eleştiriler almasına rağmen hiçbir şey yapmamasıdır.
dünya ticaret örgütü (dtö) metinlerinde “government procurement”, ab düzenlemelerinde “public procurement”, anglo-american literatüründe çoğunlukla “government contracts”, “public purchasing” ya da “government purchasing”, bazı ülke düzenlemelerinde “public tender” ya da “state tender” kavramlarıyla ifade edilmek istenen “kamu alımı”, kamunun ihtiyaç duyduğu mal, hizmet ve yapım işlerinin ihale yoluyla tedarik sürecidir.
kamu alım süreci sadece ihaleye indirgenemeyecek bir süreçtir. burada açıklanması gereken nokta “kamu alımı” ve “kamu ihalesi” arasındaki ayrımın ne olduğudur. zira hemen her ülkede; kamunun ihtiyaç duyduğu mal, hizmet ve yapım işlerinin, uygulanacak belli usuller sonrasında belirlenecek bir bedel karşılığında özel kişilerden satın alınması işlemi, kamu alımları (public/government procurement) olarak nitelendirilmekte ve belli kurallara tâbi tutulmaktadır. kamu ihalesi ise, idarenin sözleşme iradesini oluşturmada uymak zorunda olduğu bir idarî usuldür.
nitekim kamu alımları ab müzakere sürecinde müstakil bir dosya olarak incelenmekte ve değerlendirilmektedir. başka ülkelerle yapılan müzakerelerde sermayenin serbest dolaşımı dosyası içinde ele alınan kamu alımları konusu, türkiye ile müzakere sürecinde ayrılmış ve başlı başına bir dosya haline getirilmiştir. açılan bu dosyalar üzerinden yürütülen türkiye’nin müzakere süreci, hazırlanan ilerleme raporları ile izlenmektedir. bir anlamda türkiye’nin bir önceki yıla göre yapılan ve/veya yapıl(a)mayan reformlarının bilançosunu bu raporlardan çıkartmak mümkündür.
ilerleme raporları incelendiğinde, türkiye’nin kamu alımları alanında yapmış olduğu düzenlemelerin, komisyon tarafından genel itibariyle yeterli görülmediği söylenebilir. örneğin 2001 raporu genel değerlendirmesinde “kamu ihaleleri ile ilgili mevcut mevzuat, müktesebat ile uyumlu değildir” denilmektedir. 2002 ilerleme raporundan 2003 yılına kadar kaydedilen gelişmelerin değerlendirildiği 2003 ilerleme raporunda ise, “kamu alımları konusunda, kamu ihale yasasında yapılan değişiklikle müktesebata uyum konusunda geriye gitmiştir” sonucuna ulaşılmıştır. ayrıca aynı raporda “kamu ihale yasasındaki değişiklikler türkiye’nin ab müktesebatına uyumunu azaltmıştır” iddiası yer almıştır. 2004 raporunda yer alan türkiye kamu ihaleleri değerlendirmesi ise kısaca şöyledir: “türkiye'nin kamu ihale yasası, ab'den ihalelere katılacaklara ayırımcılık yapılmamasını sağlayacak şekilde müktesebat ile uyumlaştırılmalıdır. mevzuatta yapılması gerekli bazı değişiklikler, uygulama alanının genişletilmesi, çok sayıda muafiyetin kaldırılması, ab mallarına ve üreticilerine karşı ayırımcılığın ortadan kaldırılması, rekabet ve tam şeffaflığa yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını içerir.”
9 kasım 2005 tarihinde yayınlanan sekizinci ilerleme raporu, yayınlanan diğer yedi rapora göre oldukça farklı bir rapor olarak değerlendirilmiştir, çünkü rapor, 3 ekim 2005 tarihinde müzakere çerçeve belgesi’nin kabul edilmesiyle, türkiye’nin ab’ye tam üyelik katılım müzakerelerine başlaması sonrası yayınlanan ilk rapor olmuştur. 2005 ilerleme raporuna baktığımızda, kamu ihaleleri 5 numaralı fasılda değerlendirilmeye alınmıştır. raporda; “kamu ihaleleriyle ilgili müktesebat şeffaflık, eşit muamele, serbest rekabet ve ayrımcılık yapılmamasına ilişkin genel ilkeleri kapsamaktadır” vurgusu yapılmış ve türkiye’de “genel ilkeler konusunda ilerleme olmamıştır. aksine, türk kamu ihale kanununda bir dizi istisnalar yürürlüğe konmuştur” denilmiştir. ayrıca sonuç kısmında son ilerleme raporundan bu yana “kayda değer bir ilerleme meydana gelmemiştir. aksine, kamu ihale kanununda bir dizi istisna mevcuttur ve ihale kanununa yapılan ilavelerle türk ihale mevzuatı müktesebattan daha da uzaklaşmıştır. türkiye müktesebatla çelişen yeni istisnalar kabul etmekten kaçınmalıdır. şeffaf olmayan ve ayrımcı kamu ihale uygulamalarına son verilmesi ve kamu ihale kanununun müktesebata uyumlaştırılması için harekete geçilmesi gerekmektedir” değerlendirmesinin yapıldığını görmekteyiz.
2006 ilerleme raporu da bir önceki ve daha sonraki raporlar gibi, genel ilkeler alanında bir gelişme bulunmadığı yönünde tespitte bulunmuştur. şeffaflık ilkesi kapsamında ele alınabilecek olumsuz bir saptama ise şöyledir: “kamu ihale kurumunun güncellediği kamu ihale eşikleri ve mali limitleri, ab seviyesinin üstünde kalmaya devam etmektedir. bu durum, teklif veren yabancıların şansını azaltmaktadır. buna ilaveten, karmaşık ve pahalı nitelik usulleri de, kamu ihalelerine geniş çaplı katılım için bürokratik engel oluşturmaya devam etmektedir.” ayrıca 2006 raporunun işletme ve sanayi politikası başlığını taşıyan 20 numaralı faslında, şeffaflıkla ilgili önemli bir eleştiri yer almaktadır: “ihalelerde, kamuya duyurma şartları her zaman tam olarak yerine getirilmemiştir.”
2007 yılında açıklanan ilerleme raporunda da bir önceki raporlardan farksız olarak, “genel ilkeler alanında hiçbir ilerlemeden bahsedilemez” cümlesi yer almıştır. ancak bununla birlikte, şeffaflık adına olumlu bir değerlendirmeden söz edebileceğimiz açıklamaları da aynı raporda okumak mümkün: “idari kapasite konusunda ilerleme kaydedildiği söylenebilir. kamu ihale kurumu artan biçimde etkin ve verimli bir çalışma yürütmektedir. 2007 itibariyle, ihale bültenleri yalnızca elektronik formatta yayımlanmaktadır ve ücretsiz olarak internet üzerinden erişime açık bulunmaktadır.” özetle söz konusu 2007 raporunda kamu alımları faslı için, sınırlı bir ilerlemeden bahsedilmektedir.
ilerleme raporlarında da her yıl bir önceki yıla göre artan şikayetlere dikkat çekilerek türkiye uyarılmaya çalışılmıştır. 2008 ilerleme raporu’nda bu durum şu şekilde özetlenmiştir: “ihtilaf direktifine uyumda herhangi bir ilerleme sağlanmamıştır. memnun olmayanlarca yapılan şikayetlerin sayısı, verilen ihalelerin tümünün sadece % 3’ünü temsil edecek şekilde, 2003’te yaklaşık 900’den 2007’de 4000’in üzerine çıkarak son yıllarda artmıştır. gözden geçirme prosedürü uzun sürmekte ve davaların yığılmasıyla sonuçlanmaktadır.” şikâyetlerin sayısı başvuru ve şikayete ilişkin yapılan birtakım düzenleme ve değişikliklerden sonra, 2008’e kıyasla 2009’da % 47 oranında azalmıştır. memnun olmayan isteklilerce yapılan şikayet sayısı 2009 yılında 2954 iken, bu sayı 2010 yılında % 45'lik bir artış göstererek 4281'e ulaşmıştır. ilginç bir şekilde, 2009 yılında görülen şikayet başvuru sayısındaki düşüşe rağmen, 2010 yılında sanki hiç düşüş olmamış gibi 2008 yılı şikayet başvuru sayısı yeniden görülmüştür. 2012 yılında, bir önceki yılla karşılaştırıldığında, memnun olmayan isteklilerce yapılan şikâyet sayısı % 9'luk bir artış göstererek, 4281’den 4670’e çıkarken, toplam ihale sayısı % 23 oranında artmıştır. şikâyet sayısının ihale sayısına oranı % 3 olarak gerçekleşmiş olup, bu durum türkiye’deki kamu alımları sisteminin istikrarlı hale gelmekte olduğuna işaret etmektedir. ancak, türkiye’nin şikâyet inceleme mekanizmalarına ilişkin mevzuatını, ab müktesebatıyla daha fazla uyumlu hale getirmesi gerekmektedir.
2010, 2011 ve 2012 yılları ilerleme raporları birlikte incelendiğinde öne çıkan ortak değerlendirmeler şöyledir:
- genel ilkeler bakımından ilerleme kaydedilmemiş,
- yerli istekliler lehine fiyat avantajı uygulaması devam etmekte,
- eşik değer rakamları yüksek tutulmakta,
- istisna alımların kapsamının devamlı genişletilmesi,
- altyapı sektörlerine ilişkin kamu alımlarını düzenleyen birlik direktifi türk ihale mevzuatında bulunmamaktadır,
- şikayetlerin incelenmesi direktifine uyum ile ilgili olarak ilerleme kaydedilmemiştir.
tüm bu ilerleme raporlarını bütün olarak değerlendirdiğimizde, genel ilkeler konusunda ab komisyonu’nun tatmin olmadığı açıkça görülmektedir. özellikle de komisyon, kik’in yerli istekli lehine fiyat avantajı sunan 63 üncü maddesini, rekabet ilkesi kapsamında büyük bir engel görerek, raporlarında sıklıkla eleştirmiştir. eşik değerler, nerdeyse ab eşik değerlerinin iki katı seviyesinde her yıl artarak devam etmektedir. kamu idareleri eşik değerin altındaki ihalelerinde yerli isteklilerin katılımına müsaade ettiği için, yabancı istekliler eşik altındaki ihalelere katılamamaktadır. bu durum da komisyon tarafından bugüne kadar hazırlanmış hemen hemen her raporda eleştirilmiştir.
(1) ihale işlerinin nasıl olduğu ve olması gerektiğidir. ihaleler "açık maliyet" (open cost) (açık maliyet en basit tabirle, "firmaların kullandıkları girdilere yaptıkları ödemelerden kaynaklanan maliyeti ifade eder.") şeklinde yapılırsa her şey şeffaf olacağı için aslında tartışma da olmayacaktır.
(2) nihai hedefi ab'ne tam üye olmak olan bir ülkenin kamuya ilişkin alım ve/veya ihale süreçlerinin ab müktesebatı ile uyumlu olmaması ve her yıl yayımlanan ilerleme raporlarında bu hususta eleştiriler almasına rağmen hiçbir şey yapmamasıdır.
dünya ticaret örgütü (dtö) metinlerinde “government procurement”, ab düzenlemelerinde “public procurement”, anglo-american literatüründe çoğunlukla “government contracts”, “public purchasing” ya da “government purchasing”, bazı ülke düzenlemelerinde “public tender” ya da “state tender” kavramlarıyla ifade edilmek istenen “kamu alımı”, kamunun ihtiyaç duyduğu mal, hizmet ve yapım işlerinin ihale yoluyla tedarik sürecidir.
kamu alım süreci sadece ihaleye indirgenemeyecek bir süreçtir. burada açıklanması gereken nokta “kamu alımı” ve “kamu ihalesi” arasındaki ayrımın ne olduğudur. zira hemen her ülkede; kamunun ihtiyaç duyduğu mal, hizmet ve yapım işlerinin, uygulanacak belli usuller sonrasında belirlenecek bir bedel karşılığında özel kişilerden satın alınması işlemi, kamu alımları (public/government procurement) olarak nitelendirilmekte ve belli kurallara tâbi tutulmaktadır. kamu ihalesi ise, idarenin sözleşme iradesini oluşturmada uymak zorunda olduğu bir idarî usuldür.
nitekim kamu alımları ab müzakere sürecinde müstakil bir dosya olarak incelenmekte ve değerlendirilmektedir. başka ülkelerle yapılan müzakerelerde sermayenin serbest dolaşımı dosyası içinde ele alınan kamu alımları konusu, türkiye ile müzakere sürecinde ayrılmış ve başlı başına bir dosya haline getirilmiştir. açılan bu dosyalar üzerinden yürütülen türkiye’nin müzakere süreci, hazırlanan ilerleme raporları ile izlenmektedir. bir anlamda türkiye’nin bir önceki yıla göre yapılan ve/veya yapıl(a)mayan reformlarının bilançosunu bu raporlardan çıkartmak mümkündür.
ilerleme raporları incelendiğinde, türkiye’nin kamu alımları alanında yapmış olduğu düzenlemelerin, komisyon tarafından genel itibariyle yeterli görülmediği söylenebilir. örneğin 2001 raporu genel değerlendirmesinde “kamu ihaleleri ile ilgili mevcut mevzuat, müktesebat ile uyumlu değildir” denilmektedir. 2002 ilerleme raporundan 2003 yılına kadar kaydedilen gelişmelerin değerlendirildiği 2003 ilerleme raporunda ise, “kamu alımları konusunda, kamu ihale yasasında yapılan değişiklikle müktesebata uyum konusunda geriye gitmiştir” sonucuna ulaşılmıştır. ayrıca aynı raporda “kamu ihale yasasındaki değişiklikler türkiye’nin ab müktesebatına uyumunu azaltmıştır” iddiası yer almıştır. 2004 raporunda yer alan türkiye kamu ihaleleri değerlendirmesi ise kısaca şöyledir: “türkiye'nin kamu ihale yasası, ab'den ihalelere katılacaklara ayırımcılık yapılmamasını sağlayacak şekilde müktesebat ile uyumlaştırılmalıdır. mevzuatta yapılması gerekli bazı değişiklikler, uygulama alanının genişletilmesi, çok sayıda muafiyetin kaldırılması, ab mallarına ve üreticilerine karşı ayırımcılığın ortadan kaldırılması, rekabet ve tam şeffaflığa yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını içerir.”
9 kasım 2005 tarihinde yayınlanan sekizinci ilerleme raporu, yayınlanan diğer yedi rapora göre oldukça farklı bir rapor olarak değerlendirilmiştir, çünkü rapor, 3 ekim 2005 tarihinde müzakere çerçeve belgesi’nin kabul edilmesiyle, türkiye’nin ab’ye tam üyelik katılım müzakerelerine başlaması sonrası yayınlanan ilk rapor olmuştur. 2005 ilerleme raporuna baktığımızda, kamu ihaleleri 5 numaralı fasılda değerlendirilmeye alınmıştır. raporda; “kamu ihaleleriyle ilgili müktesebat şeffaflık, eşit muamele, serbest rekabet ve ayrımcılık yapılmamasına ilişkin genel ilkeleri kapsamaktadır” vurgusu yapılmış ve türkiye’de “genel ilkeler konusunda ilerleme olmamıştır. aksine, türk kamu ihale kanununda bir dizi istisnalar yürürlüğe konmuştur” denilmiştir. ayrıca sonuç kısmında son ilerleme raporundan bu yana “kayda değer bir ilerleme meydana gelmemiştir. aksine, kamu ihale kanununda bir dizi istisna mevcuttur ve ihale kanununa yapılan ilavelerle türk ihale mevzuatı müktesebattan daha da uzaklaşmıştır. türkiye müktesebatla çelişen yeni istisnalar kabul etmekten kaçınmalıdır. şeffaf olmayan ve ayrımcı kamu ihale uygulamalarına son verilmesi ve kamu ihale kanununun müktesebata uyumlaştırılması için harekete geçilmesi gerekmektedir” değerlendirmesinin yapıldığını görmekteyiz.
2006 ilerleme raporu da bir önceki ve daha sonraki raporlar gibi, genel ilkeler alanında bir gelişme bulunmadığı yönünde tespitte bulunmuştur. şeffaflık ilkesi kapsamında ele alınabilecek olumsuz bir saptama ise şöyledir: “kamu ihale kurumunun güncellediği kamu ihale eşikleri ve mali limitleri, ab seviyesinin üstünde kalmaya devam etmektedir. bu durum, teklif veren yabancıların şansını azaltmaktadır. buna ilaveten, karmaşık ve pahalı nitelik usulleri de, kamu ihalelerine geniş çaplı katılım için bürokratik engel oluşturmaya devam etmektedir.” ayrıca 2006 raporunun işletme ve sanayi politikası başlığını taşıyan 20 numaralı faslında, şeffaflıkla ilgili önemli bir eleştiri yer almaktadır: “ihalelerde, kamuya duyurma şartları her zaman tam olarak yerine getirilmemiştir.”
2007 yılında açıklanan ilerleme raporunda da bir önceki raporlardan farksız olarak, “genel ilkeler alanında hiçbir ilerlemeden bahsedilemez” cümlesi yer almıştır. ancak bununla birlikte, şeffaflık adına olumlu bir değerlendirmeden söz edebileceğimiz açıklamaları da aynı raporda okumak mümkün: “idari kapasite konusunda ilerleme kaydedildiği söylenebilir. kamu ihale kurumu artan biçimde etkin ve verimli bir çalışma yürütmektedir. 2007 itibariyle, ihale bültenleri yalnızca elektronik formatta yayımlanmaktadır ve ücretsiz olarak internet üzerinden erişime açık bulunmaktadır.” özetle söz konusu 2007 raporunda kamu alımları faslı için, sınırlı bir ilerlemeden bahsedilmektedir.
ilerleme raporlarında da her yıl bir önceki yıla göre artan şikayetlere dikkat çekilerek türkiye uyarılmaya çalışılmıştır. 2008 ilerleme raporu’nda bu durum şu şekilde özetlenmiştir: “ihtilaf direktifine uyumda herhangi bir ilerleme sağlanmamıştır. memnun olmayanlarca yapılan şikayetlerin sayısı, verilen ihalelerin tümünün sadece % 3’ünü temsil edecek şekilde, 2003’te yaklaşık 900’den 2007’de 4000’in üzerine çıkarak son yıllarda artmıştır. gözden geçirme prosedürü uzun sürmekte ve davaların yığılmasıyla sonuçlanmaktadır.” şikâyetlerin sayısı başvuru ve şikayete ilişkin yapılan birtakım düzenleme ve değişikliklerden sonra, 2008’e kıyasla 2009’da % 47 oranında azalmıştır. memnun olmayan isteklilerce yapılan şikayet sayısı 2009 yılında 2954 iken, bu sayı 2010 yılında % 45'lik bir artış göstererek 4281'e ulaşmıştır. ilginç bir şekilde, 2009 yılında görülen şikayet başvuru sayısındaki düşüşe rağmen, 2010 yılında sanki hiç düşüş olmamış gibi 2008 yılı şikayet başvuru sayısı yeniden görülmüştür. 2012 yılında, bir önceki yılla karşılaştırıldığında, memnun olmayan isteklilerce yapılan şikâyet sayısı % 9'luk bir artış göstererek, 4281’den 4670’e çıkarken, toplam ihale sayısı % 23 oranında artmıştır. şikâyet sayısının ihale sayısına oranı % 3 olarak gerçekleşmiş olup, bu durum türkiye’deki kamu alımları sisteminin istikrarlı hale gelmekte olduğuna işaret etmektedir. ancak, türkiye’nin şikâyet inceleme mekanizmalarına ilişkin mevzuatını, ab müktesebatıyla daha fazla uyumlu hale getirmesi gerekmektedir.
2010, 2011 ve 2012 yılları ilerleme raporları birlikte incelendiğinde öne çıkan ortak değerlendirmeler şöyledir:
- genel ilkeler bakımından ilerleme kaydedilmemiş,
- yerli istekliler lehine fiyat avantajı uygulaması devam etmekte,
- eşik değer rakamları yüksek tutulmakta,
- istisna alımların kapsamının devamlı genişletilmesi,
- altyapı sektörlerine ilişkin kamu alımlarını düzenleyen birlik direktifi türk ihale mevzuatında bulunmamaktadır,
- şikayetlerin incelenmesi direktifine uyum ile ilgili olarak ilerleme kaydedilmemiştir.
tüm bu ilerleme raporlarını bütün olarak değerlendirdiğimizde, genel ilkeler konusunda ab komisyonu’nun tatmin olmadığı açıkça görülmektedir. özellikle de komisyon, kik’in yerli istekli lehine fiyat avantajı sunan 63 üncü maddesini, rekabet ilkesi kapsamında büyük bir engel görerek, raporlarında sıklıkla eleştirmiştir. eşik değerler, nerdeyse ab eşik değerlerinin iki katı seviyesinde her yıl artarak devam etmektedir. kamu idareleri eşik değerin altındaki ihalelerinde yerli isteklilerin katılımına müsaade ettiği için, yabancı istekliler eşik altındaki ihalelere katılamamaktadır. bu durum da komisyon tarafından bugüne kadar hazırlanmış hemen hemen her raporda eleştirilmiştir.
devamını gör...
her şeye ve herkese rağmen yalnız hissetmek
'dertler derya olmuş kimin umrunda' diye özetlenebilecek duygu durumudur.
devamını gör...
sözlükte kim kadın kim erkek anlayamama sorunsalı
regl ağrısı gibi kadın turnusolu başlıklarda dolaşıldığı takdirde kendi kendini yok ederek toz bulutuna karışacak olan sorunsaldır.
ağrıların şiddeti, kendini gösteriş şekli ve sıklığından bahseden kadınlarımız ile onlara sen palevera bırah diyerek kontra atak yapan erkeklerimiz arasındaki amansız söz dalaşını okuyarak siz de "aaa bu kadınmış, anaaa buna naber prenses yazmıştım e bu erkekmiş" tarzı aydınlanmalar yaşayabilirsiniz. üzmeyin tatlı canınızı.
ağrıların şiddeti, kendini gösteriş şekli ve sıklığından bahseden kadınlarımız ile onlara sen palevera bırah diyerek kontra atak yapan erkeklerimiz arasındaki amansız söz dalaşını okuyarak siz de "aaa bu kadınmış, anaaa buna naber prenses yazmıştım e bu erkekmiş" tarzı aydınlanmalar yaşayabilirsiniz. üzmeyin tatlı canınızı.
devamını gör...