gözünden anlarsın. okuyanı da okumayanı da.
devamını gör...

bazı insanlar bi anlamı olmadığını söylüyorlar ama bence öyle değil. tabiki beklediğiniz ve olması gerektiği zamanda gelen özür kadar etkili, affettirici ya da mutluluk verici değildir ama yine de aradan ne kadar zaman geçerse geçsin hatasının farkında olduğunu ve bi şeyleri düzeltmek istediğini gösterir bence karşınızdaki kişi özür dileyerek. ama yine de beni çok üzen bi olayın ardından uzun zaman geçtikten sonra gelen bi özür sayesinde kimseyi affedebileceğimi sanmıyorum. geç de gelse bi özür daha az üzülmeye ve iki taraf için de pişmanlık duymamaya fırsat tanır bana göre sadece.
devamını gör...

bana rus edebiyatına sevdiren bu dünya 'dan geçmiş kafası çok karışık bence değerli bir insan.

poprişçin 'e selam olsun.
devamını gör...

ı wish you're fish in my dish.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir çeşit katı gibi davranan, normal olmayan gaz.

yıldız çekirdekleri gibi aşırı yoğun ortamlarda oluşan dejenere madde, normal gaz gibi davranmaz. bu maddenin oluşumu, sıcaklıktan bağımsızdır. oda sıcaklığında bile bir gaz dejenere olabilir.

bir atom çekirdeğini alıp sıkıştırabildiğinizi farz edin. bu sıkıştırmayı belli bir noktaya kadar yapabilirsiniz ama bu noktadan ötesinde çekirdek ve etrafındaki elektronlar, pauli dışarlama ilkesi nedeniyle belirli bir direnç göstermeye başlar. sıkıştırmaya devam eder ve maddeyi buna zorlarsanız, elektronlar dışarlama ilkesine uygun davranıp, bir araya gelmemek * için bir basınç oluşturur. dejenere madde basıncı dediğimiz bu basınç, maddenin normal şartlarda kaldırabileceğinden çok daha fazla basınca dayanıklı hale gelmesini sağlar. örneğin beyaz cücelerin ya da bir nötron yıldızının aşırı yoğun çekirdeğinin desteklenmesinin nedeni bu basınçtır.

bu basıncın bir sonu yok mu? elbette var. dejenere maddeyi bir miktar daha sıkıştırma şansınız olur. bu da madde içindeki elektronların hızının artması anlamına gelir. fakat sıkıştırma devam ettikçe, elektronların hızı ışık hızına yaklaşır. elektronlar ışıktan hızlı hareket edemeyeceğinden sıkıştırmanın bu noktasında dejenere basınç artık ortadan kalkar ve sıkıştırılan madde çöker. süpernovalarda ortaya çıkan çekirdek çökmesinin nedeni budur.
devamını gör...

nazım, piraye'yi aldatınca piraye bu şiiri yazıp nazım'a göndermiş. nazım da birkaç dizesini değiştirip 1940 yılında* kendi adıyla yayınlamış.

"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...

geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...

karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.

süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?

fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...

sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.

dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.

yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»

lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...

kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.

şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.

altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."

- nazım hikmet
devamını gör...

küçükken çok güzel bir çocuktum. herkes bana çok güzel olduğumu söylerdi. ama öyle böyle değil yani. nasıl abartmalar nasıl abartmalar... büyüyünce dehşet-ül vahşet olacakmışım. çok güzelim çok. neyse herkes beni çok seviyor, çok güzelim çünkü. sevimliyim de böyle sessiz sakin falan. sonra büyüdük ergenliğe girdik. ergenliğin verdiği şişkinlik. e kilolar alındı. burun şişti. kıllar artı. kaşlar çoğaldı. mayın tarlası cildi hiç söylemiyorum bile. çirkinleştik yani. bu sefer insanlar beni görünce " ya bu kız küçükken çok güzeldi." demeye başladılar. evet değişmiştim ama bana göre hala güzeldim. ama artık kimse güzel olduğumu söylemiyordu. ya da türevlerini. tabi ben de üzülmeye başladım. artık güzel değildim. ergenlik aklı işte güzelleşme çabalarına girdim. artık insanlar nasıl etki bıraktıysa üzerimde. çok güzel olmak istedim tekrardan. üzerinden yıllar geçti. artık ergenliğin verdiği çirkinlik yok. evet tekrardan güzelim ama şimdi de kimsenin bana güzel olduğumu söylemesini istemiyorum. bir tiksinçlik geldi. kimsenin dış görünüşüm hakkında yorum yapmasını istemiyorum. ben kendimi seviyor ve güzel buluyorum. gerisi önemli değil benim için. benim kusur olarak görmediğim ama sizin kusur olarak adlandırdığınız her şeye rağmen çok güzelim ve kendimi çok seviyorum. size önerim hiçbir şey için insanların düşüncelerini önemsemeyin. her halinizle kendinizi sevin. siz olduğunuz gibi güzelsiniz. sevgilerle, hoşça kalın.
devamını gör...

18 şubat 1974 lübnan doğumlu yönetmen ve senarist.kefernahum, et maintenant on va où ?, ve sukkar banat filmelerinin yönetmenidir. filmlerinde oyunculuk yapan dünyalar güzeli bir kadın olduğunu hatırlatmakta da fayda var. labaki çok dilli olarak, arapça, fransızca, ingilizce ve italyanca bilmektedir.
2007 yılında sukkar banat filminin müthiş müziklerini de yapan müzisyen ve besteci khaled mouzanar ile evlenmiştir.
devamını gör...

insana pes ettirir. battaniyenin altına girip günün bitmesini beklersiniz.

ıslak banyo terliğine basıp çorabı değiştirdikten sonra boş bulunup aynı terliği giymek.*
devamını gör...

varlığı ilk defa peter higgs tarafından 1960’lı yıllarda öne sürülen ancak spininin 0 olması ve çok kararsız olması, hemen bozunması nedeniyle parçacık dedektörleri tarafından bile direkt olarak gözlemlenemeyen, 2010’lu yıllarda varlığı kanıtlanmış, standart model parçacıklarından birisi. kütlesi protonun kütlesinden 133 kat fazladır. elektrik yükü yoktur.

namıdiğer “tanrı parçacığı”. bu ismin hikayesi ise şöyle; bir bilim insanı bu parçacığı doğrudan gözlemleyememesine sinirlenmiş olacak ki bir dergide bu parçacık hakkında “god damn particule” başlığı atmış ancak sansüre takılmış ve editörler tarafından “god particule” şeklinde düzeltilmiş, bu isim de böylece süregelmiş.

önemi ise, enerjiye kütle kazandırması. yanlış bilinen şeylerden biri de evrenin boş olup olmadığıdır. evren boş değildir, higgs alanıyla doludur. enerjiye kütle kazandırmasını da şöyle hayal edebiliriz. ünlü bir insan sokağa çıktığında çevresini insanlar sarar ve onu yavaşlatır. higgs bozonu da enerjiyi yavaşlatarak enerjinin e=mc^2 formülüne göre kütleye dönüşmesini sağlar.

2013 ylında bu keşif için françois englert ve peter higgs’e nobel ödülü verilmiştir.

edit: parçacıkların kütlesi higgs alanıyla ne kadar etkileştiğiyle doğru orantılıdır. fotonun kütlesinin olmamamasının nedeni de higgs alanından etkilenmemesindendir.
devamını gör...

ismini enes ismine benzettiğim, hikayesi roma imparatoru augustus' un roma'nın ve kendi itibarını yüceltmek için yazar vergillius' a kaleme aldırtılan, 12 ciltlik, antik troya prensi. hikayesi güzel ve okuması keyifli, günümüzde ise avrupa birliği ve edremit ile işbirliği içinde olan projeleri var bu yolculuğun tekrarını canlandıran.

hikaye ise özet olarak roma'nın kuruluş kökeninin troya 'ya dayandırmak ve imparatorların soyunun uda troya prensine dayandırmak. bu roma için onur verici idi, çünkü troya daha görkemli ve köklü idi. daha sonra bunu istanbul içinde göreceğiz. istanbul ilk kez başkent konumuna gelirken ki adı nova roma yani yeni roma'dır. itibar önemlidir, halkı ve şahsı daha onurlu kılar ve öyle yaşatır.

ancak burada daha ilginç olan vergilleus'un kendi yazdığını sandığımız bu kitabın, arkeolojik bulgular sonuncunda aslında gerçekten de troya'nın grekler tarafından yakılmasından sonra buradan çıkan bir grup insanın roma'nın yakınlarına m.ö. 1000 gibi ulaşmış olmasıdır, ki acaba gerçekten bizim şuan ki çanakkaleliler roma'larının atarı mıdır dişe düşündürüyor kimseleri.

roma'nın önemi içinde tüm avrupa ve amerika da kökenleri olaraktan antik yunan ve roma yı baz alıyor. şu anki kanunlardan, devlet sistemine kadar birçok yerde de bu geçerlidir.

hatta camilerimiz bile hala kubbeli olarak aynı mimari ile inşa ediliyor. bizde dile getirmesek de birçok yerde roma'nın mirasını devam ettiriyoruz.
devamını gör...

ileride evlendiğinizde birlikte oturup futbol maçları da seyredebileceğiniz kadındır. "yine mi maç var" diye başınızın etini yemezler, sevmediğiniz bir diziyi izlemeyi dayatmazlar. *
devamını gör...

yalnız yaşayacağı ilk evine taşındığı an.
devamını gör...

kahvaltıda kişi başı verilen birer kilo zeytini yerken devremin birden ağlamaya başlaması.

devremin ailesi çok fakirmiş. kahvaltıda zeytini iki ısırıkta yerlermiş. o zamanlar bir zeytini bütün olarak yemek en büyük isteğiymiş.

bir sabah kahvaltıda, küçük kardeşi en büyük zeytinleri seçip iki ısırıkta yerken, kendisi en küçük zeytini tek lokmada yemiş. "o bütün zeytin, kardeşimin yediği yarım zeytinden küçüktü devrem." diyerek ağlıyordu.

bir bütün zeytini tek lokmada yediğini gören babası yüzüne okkalı bir tokat atmış, dişleri yanağının içini kesmiş. "sen ağa mısın, bey misin?" demiş.

askerde herkese kişi başı kilolarca zeytin düşüyordu ve herkes üçer-beşer zeytin yedikten sonra gerisi çöpe gidiyordu. işte o manzara devremin çok zoruna gitmiş.

askerde en çok gariban askerler yüreğimi yakardı.
devamını gör...

"allah sabredenlerin yanındadır" anlamına gelen arapça ifade.
devamını gör...

noel baba denilmesini istemiyormuş artık noel birey diyecekmişiz, trip atıyor kendince.
devamını gör...

her seçim sırasında kullanılmış dillere pelesenk olmuştur.aklıma hep bu güldürücü tweet geliyor.
-sandıkların başından ayrılalım mı artık 4-d sınıfıyla derse girdim tenefüsteyiz şu an.
devamını gör...

friends dizisindeki favori karakterim. son sezonlara doğru karaktere özen göstermemişler. ilk sezonlardaki hali yok.

i make jokes when i am uncomfortable

resmen kendimi görüyorum burada. bir de oynayan oyuncunun alkol ve uyuşturucu bağımlılığından dolayı erken yaşlanmasını net olarak görmek üzer.
devamını gör...

herkese tekrardan iyi geceler sayın yazarlar,
ben yine kendi başıma dinleyemediğim şarkıları sizlere çalmaya geldim.

saat 00:30'da arabeskin dibine vurmak için sözlük radyosu'nda buluşalım.

isteklerinizi bekliyorum. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim