kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benden önce mutfakta olan kişinin bulaşıkları lavabonun içinde bırakması ve lavabonun öyle ağzına kadar dolu bir vaziyette durması. tezgahın üstüne bari bırak da lavabonun altında akıtıp makineye koyması kolay olsun be insan! yazmak bile sinirlendirdi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

beklenmedik yerde gelen nasılsın mesajı.
devamını gör...

gözlüğümmmm
aşk yaşıyorum, çok seviyorum, dünyamı berraklaştırıyor, bir tanem, onsuz yapamam.
kulaklığım
kitaplarım
kalem, kağıt.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mesaj vermek zorundayız.
devamını gör...

2004 yil çıkışlı, seslendirilmesi gülay sezer tarafindan yapilmis sarki. oldukca anlamli, deyim yerindeyse sarap misali eskimeyecek, zaman gectikce guzellesecek bir parca. gulay'in yorumlamasini bir kenara, sarkinin sozleri cok derin, cok manali gelir bana.


takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
bana küsmüş, yüzüme gülmez
zalim aynalar

kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar

vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman

hani nerde beklenenler
medet umdum senelerce
anılar hep dolu dizgin
bana hayır yok gecelerden

kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar

vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman

takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar
bana küsmüş, yüzüme gülmez
zalim aynalar

kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar

vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman

hani nerde beklenenler
medet umdum senelerce
anılar hep dolu dizgin
bana hayır yok gecelerden

kimimiz yorgun, kimimiz vurgun
kimi isyankar
acı gerçek bu, ömrümüz bir su
geçiyor yıllar

vakit geç olmuş, dönülmez yolmuş
yürek bin pişman
bundan böyle bana meyler dost
geceler düşman

takvimlerden haberin yok mu?
geçiyor yıllar



devamını gör...

1979 yılında doğan ve 2008 yılında intihar ederek aramızdan ayrılan avustralyalı aktör.bazıları intihar değil reçeteli ilaçları yanlış kullandığından vefat ettiğini belirtmektedir.joker rolünü oynayarak efsane olmuştur kendileri.oyunculuğa henüz 10 yaşında okulda peter pan oynayarak başlamıştır.büyük bir satranç tutkunudur,batı avustralyanın küçükler satranç şampiyonluğu kazanmıştır.eğer yaşasaydı queens gambitin sinema uyarlamasını yapmak istediği biliniyordu.toprağı bol olsun.
devamını gör...

eleştiri oklarını muhakkak üzerinde bulunduran, neden mutsuz olduğuyla değil genelde neden mutsuz göründüğüyle sorgulanan insandır.

suçludur galiba.

dün zor bir gün geçirdim. değer verdiğim bir insanla garip bir konuşmam oldu. saatlerdir bu konuşmayı düşünüyorum.

x: ne zamandır dikkat ediyorum, senin için xxx yaptım, xxx bile yaptım neden hala mutsuz görünüyorsun?
ben: mutsuzum çünkü, istemiyordum.
x: daha ne yapabilirim senin için, tüm bunlara rağmen nasıl hala mutsuz olabilirsin?
ben: haklısın. düşüneceğim.

o an konuşmayı sonlandırdım çünkü suçlayıcı bakışları kaldıramıyorum. aslında kafamdan daha afilli cümleler geçiyordu. çok içimden geldi aslında "yaptığın hiçbir şeyi ben istemedim, kimse bana fikrimi sormadı, bunlardan ötürü mutlu olacağımı düşündün diye mutlu olmam mı gerekiyordu? esas sorun edilen şey mutsuz olmam mı yoksa mutsuz görünmem mi?" demek.

birşey söylemedim. düşündükçe anlıyorum aslında sorun mutsuz olmanız değil, çevrenize rol yapabilme yeteneğiniz. mutsuz olduğum için suçlandığımı düşündüm ilk birkaç saat, sonrasında idrak ettim aslında sorun mutsuz görünüyor oluşumdu. yeteri kadar kahkaha atsam bu konuşma gerçekleşmeyecekti. yeteri kadar neşeli görünüp mutsuz suratımı yatağıma saklasam tüm sorunlar ortadan kalkardı.

mutsuz olun ama mutsuz görünmeyin. bu, mutsuz olmanızdan daha büyük bir sorun.
devamını gör...

aspiratör.
devamını gör...

"herkes sadece beyaz olsaydı, beyazın bir değeri olmazdı. herkes siyah olsaydı siyahın bir anlamı olmazdı. oysa ki beyazı en güzel gösteren siyah değil midir? beni değerli yapan benden olmayandır."

hükümet kadını.

tanım: film repliklerini paylaştığımız başlık.
devamını gör...

başlık ve altına yazılanlar nasıl bir kafanın ürünüyse artık, başkalarının özel hayatı için "yapmayın" falan diyor...

normalde böyle başlıklara yazmamak prensibimdir ama artık cidden şunu yaoan erkek bunu yapan kadın başlıklarından gına geldi. suç teşkil etmediği müddetçe kim ne isterse yapar bu kadar basit. kaldı ki bu, özel hayat.
bizim millet de bayılıyor ya özel hayat konusunda tavsiye vermeye. ikili ilişkiler hakkında bu kadar konuşup da bu konuda bu kadar başarısız olan başka bir millet yoktur bence.

ayrıca hanım ne alüminyum? şu, eşleri tanımlamak için kullanılan "hanım, bey, karı, koca" kelimelerini toptan yok etmek lazım aslında da malum, dil zihniyetin sebebi olmaktan ziyade; sonucu.

tanım: saçma sapan bir başlık.
devamını gör...

şiir ve yazı.

kelimelerime ve kelimelere çok güveniyorum. bazen bir dize geliyor, sanki onu ben yazmamışım gibi, sanki yazarak halledemeyeceğim hiçbir şey yokmuş gibi...

t/ yazarların kendilerine en çok güvendikleri konuları paylaştığı başlık.
devamını gör...

haklı beyan. tabi haklı canım abd'li nereden bulsun günde 100-150 hasta bakan doktoru?
devamını gör...

hala oynanmakta olan en eski akıl oyunudur. en az 2500 yıl önce çin'de ortaya çıkan go, bir efsaneye göre kral yao tarafından oğluna astrolojiyi öğretmek için tasarlanmıştır. bugün çin, güney kore ve japonya başta olmak üzere doğu asya ülkelerinde yaygın olarak oynanmaktadır.

19 yatay ve 19 dikey çizgiden oluşan bir tahtada oynanır. kuralları çok basittir. oyunculardan biri siyah biri beyaz taşlarla oynar ve oyuna siyah başlar. benzeri birçok oyunun aksine go'da tüm taşlar birbiriyle eşittir ve yine diğer birçok tahta oyununun aksine oyuncular tahtadaki taşları yok etmeye çalışmaz, boş bir tahtaya koydukları taşlarla rakipten daha fazla alana sahip olmaya çalışırlar.
devamını gör...

aşırı duygusal olduğum söylenir.

allah kimseye aşırı vermesin..
devamını gör...

güzellik ve sanat algısı üzerine mükemmel bir deneydir. joshua david bell, amerikalı kemancı ve orkestra şefidir. bell bir gün, washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik parça çalar. çoğu insanın işe gitmek için koşturduğu o saatlerde önünden tam 1100 kişi geçer. bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir.

kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. kimse alkışlamaz yada tanımaz.

kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden joshua bell olduğunun farkına varmaz.

konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
devamını gör...

bu ülkede başlangıçtan itibaren direkt dram tadında başlıyor yeğenn!
devamını gör...

bryan stevenson'ın gerçek hayattaki mahkûmları anlattığı kitabıdır. her şey 1989 yılında avukat bryan'ın, ağır ceza almış, müebbet hapis cezası yemiş, haksız yere hapise atılmış, çocuk suçlular ve adil yargılanma hakkı elinden alınmış mahkûmları savunmak amacıyla; eji (eşit adalet insiyatifi) isminde kâr amacı gütmeyen kuruluşu kurmasıyla başlamıştır. bu kuruluşu kurmaya stajyerliğinde baktığı bir davayla karar veren bryan; kendisini en çok etkileyen davaları merhamet adlı kitabında anlatmıştır.

kendisi de bir siyahi olan bryan, o zamanlarda yaşanan ırkçılığın da fazla olmasından dolayı genelde siyahi mahkûmlara yardım etmiştir. ama eji her ırktan ve cinsiyetten insanlara yardım etmektedir.

bryan'ı en çok yoran davası haksız yere hüküm giyen walter mcmillian'ın davasıdır. hem bryan'ın kariyerine yeni başlamasından dolayı, hem de walter'ın dosyasında ki delil eksikliklerinden dolayı bryan idam cezasını, müebbet hapis cezasına çevirmek için çok çabalamıştır. tabi bunda walter'ın siyahi olmasınında büyük payı vardır. çünkü o dönemdeki ırkçılıktan dolayı, siyahi mahkûmların davasında sonuç değişikliği görülmüş şey değildir. ama bryan'ın da pes etmeye niyeti yoktur. kitap çoğunlukla walter üzerinde dönse de başka davalara da yer verilmektedir.

bir çocuk mahkûmun davasını okurken iş yerindeydim ve çocuk öyle bir söz söyledi ki ben göz yaşlarımı tutamadım.

kitapta yapılan her şey tüm gerçekleğiyle gözler önüne serildiği için bir çırpıda okuyabilirsiniz. çok fazla terimsel kelime kullanılmadığı için anlaması da gayet kolay. ayrıca kitabı okurken sizde temyiz sonuçlarını heyecanla bekliyor, 'acaba ne oldu?' diye merak ederek, kendinizi sayfaları çevirirken buluyorsunuz. gerçek hayat hikayelerini seviyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

son olarak kitabın son sayfasında eji'nin internet adresi bulunmakta. insanlara yardım eden bu kuruluşun hâlâ devam etmesi de mutluluk verici. ben bu tanımı yazarken, belki eji şu anda bir mahkûma yardım ediyordur. sizce de merhamet en güzel duygu değil mi?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim