neden onu susturmaya çalışırsın ki..
bırak içindekileri dışarı çıkarsın, ne olursa olsun hep konuşsun.
asıl susarsa ve kelimlerin gücünün ona bir şey katmadığını, ona söylersen o daha da içine kapanır ve belki de hayatının en büyük hatasını yapar..
içinde karanlıklar ve bitmek bilmeyen çığlıklar biriktir..
kadınlar hep konuşsun asla susamasınlar, sizi seviyorum.
devamını gör...

(bkz: sivas katliamı)
devamını gör...

dünya vatandaşı
çıldırmış sokrates de derlerdi ona.
hocası antisthenes sokrates'in öğrencisidir. sokrates'in toplumun dışına çıkabilen cesur iradesi diyojen'in kinizm felsefesinin temelini oluşturur.

yaşadığı dönemde lüks, zevk arayışı içinde olan kendi mülküne ve bahçesine kapanmış insanlar ortaya çıkmıştır. hatta diyojen birine beddua ettiğinde tanrı senin evlatlarını lüks içinde yaşatsın dermiş. insan ne kadar çok şeye sahipse o kadar köle olurmuş. yaşam şekli köpeksi anlamına gelen kinik yakıştırmasıyla anılmış. bir fıçı içinde yaşar ama ona ait değildir eğer içine bir köpek gelirse ona da aittir. bu yüzden köpeklere rahatsızlık vermezmiş. 'ben büyük iskenderim' diyen iskender'e kendini 'ben de köpek diyojen' diye tanıtmış.

onunla ilgili bir sürü hikaye var bir sürü özlü söz. o insanlara örnek olmaya çalışmış önder filozoftur. yaşam şekli, bakınız bu şekilde de yaşanıyor, doğa bizim evimizdir mesajı içerir. ihtiyaçlarımız tutkudan ibarettir. sokrates'in bir pazara çıktığında ne kadar ihtiyacım olmayan şey var demesi gibidir tası olmadan su içen, tabağı olmadan yemek yiyen çocuğu görüp ben gereksiz mülk edinmişim diyen diyojen'in tasını ve tabağını kırması.

hayattaki tek sahibi olduğun şey iradendir. vatanın her yerdir. bu filozof kendisinin efendisidir. platon dahi kendisini ünlü olmaya çalışan bir kişi olarak görmüş. oysa diyojen'in topluma mesajı vardır. utanma, korkma, köle olma, özgürleş.. sahip olduğun her şey seni köle yapar.

dik duruşlu özgür filozof.
devamını gör...

herkes seks yapabilir. iyi seks diyebileceğimiz şey ise ne duygu ne ten uyumu ne odaklanmış bir zihin ne de aklınıza gelen diğer klişeleri gerektirir. bütün bunlar tabi ki önemli. ama yeterli değil. iyi seksin olmazsa olmazı doğallıktır. doğallık yoksa n'aparsanız yapın mutlu sona yaklaşamazsınız. naçizane öneri.
kendini, bedenini tanıyan, gerektiğinde ne düşünür, nasıl görünürüm diye düşünmeden müdahale ya da yönlendirmeden çekinmeyen biri olmanız gerekiyor arkadaşlar. ne hissediyorsanız onu yansıtın. mış gibi yapmayın. ve yatakta (ya da her nerdeyse işte) karşınızdaki kişi tarafından yadırganmayı kesinlikle kabul etmeyin. bu taraflardan birinin diğerine yapabileceği en büyük terbiyesizliklerden biri.

benim asıl bahsetmek istediğim şeyse şu; onlarca entry girilmiş, muhakkak kadın orgazmının öğrenilen, yöntemleri üzerinde düşünülmesi gereken bir süreç olduğundan bahsedilmiştir. ben daha çok bunun adaletsizliğinden söz etmek istiyorum. kadın orgazmının sadece fiziksel gereklerin gerçekleşmesi parametresine bağlı olmaması kadar seksin kadın için "de" genel geçer olarak bir ihtiyaç olarak düşünülmemesi, kodlanmaması çok büyük bir adaletsizlik. tam olarak bu adaletsizlik birçok kadının ömrü boyunca sadece erkeği "memnun etmek" için sevişmesine sebep oluyor. çılgınlık gerçekten. dünya adil bir yer değil tamam da en azından en primitif dürtümüzün eşit düzlemlere sahip olması gerekmiyor muydu?

erkek dünyası bee...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birinin bunu yapması lazımdı.*
devamını gör...

tolstoy'un büyük eseri. iki cilt halinde iş bankası yayınları tarafından basılmaktadır. okuyun, okutturun.
devamını gör...

bu eğitim sistemiyle normal olan sonuç.

bir arkadaşım mekatronik mühendisliğinde okuyordu. matematik derslerinden birinde hocaya "hocam bu neden böyle oluyor, mantığı nedir bunun?" diye sormuş. gelen cevap "boş ver mantığını, böyle ezberle!" olmuş. bu kafayla gidip sonra "öğrenciler yapamıyor" diye eleştirmek gülünç (başlık sahibi için demiyorum elbette. eğitim camiasındaki bu tip hocalardan bahsediyorum.)

insanlara doğru dürüst bir şey öğrettiğimiz falan yok. hep ezber, hep ezber... ezbere karşı olduğunu söyleyen kurumların hazırladığı ders kitaplarını bir kez okumanız yeterli. mesela liseler için hazırlanmış biyoloji kitaplarını okumanızı tavsiye ediyorum. bakın bakalım o konuları akılda tutmanın ezberden başka yolu var mı.
devamını gör...

t: 1928 tarihinde yazılmış olan bir ali rıza seyfi romanıdır. aynı zamanda 1953 yılında filmi çekilmiş olup ilk türk korku filmi -yanlış hatırlamıyorsam- olma özelliğini taşımaktadır. fakat işbu tanım kitap hakkında olacaktır.

kitap 1997 yılında kamer yayınları tarafından latin harfli olarak giovanni scognamillo önsözüyle basılmıştır. malumunuz kont drakula karakterinin uluslararası tanınması bram stoker'ın meşhur dracula romanından sonra olmuştur. türkçe versiyonunu yazan ali rıza seyfi ise kendi kitabının konusunu, hatta her şeyini dracula kitabından alır. dracula kitabı 400-500 sayfa arası olup ali rıza seyfi'ninki 150-170 sayfa arasındadır. ali rıza seyfi'nin eseri bir nevi aslının özeti gibidir.
ali rıza'nın romanının gerçek adı "kazıklı voyvoda"dır. fakat kitabın latin harfli basımında "drakula istanbul'da" adı daha uygun görülmüş ki bence de isabetli olmuş.

orijinalinde incil, bizimkinde kur'an; orijinalinde sarımsak ve haç gibi nesneler kullanılırken bizimkinde haç yok doğal olarak fakat diğerleri var. mezar-türbe zıtlığı da mevcuttur.
orijinalindeki ana karakterin adı jonathan harker'dır, bu uyarlamada ise karakterimizin adı azmi. jonathon harker'ın sevgilisi olan mina harker, burada güzin olarak karşımıza çıkar. mina'nın arkadaşı lucy westenra ise şadan'dır. meşhur abraham van helsing ise doktor resuhi bey.
devamını gör...

jim carrey’nin kariyerinin dönüm noktası sayılan, platon'un mağara alegorisine atıfta bulunan hiç eskimeyecek filmdir.

etrafı oyuncularla çevrilen, ailesinin bile sahte olduğu, gökyüzünün, kumsalın, denizin, hepsinin dekorlardan ibaret olduğu ve bebekliğinde bir televizyon şirketi tarafından evlatlık edinilip böyle bir kurgunun içerisinde yani tv şovunun (truman show) ortasında kendisini bulan bir insan hayal edin. truman herkesin bebekliğinden beri onu tv'de izlediği ama kendisinin asla bundan haberi olmadığı bir birey.

birçok kişiye göre kusursuz bir hayatı var. fakat gökyüzü ve denizin sahte olması zaten başlı başına bir kusur değil midir? onu sevmeyen kadının seviyormuş gibi davranması, ailesinin aslında gerçek ailesi olmaması ve yaşadığı her şeyin tamamıyla kurgudan ibaret olması? truman en yakın arkadaşı sandığı kişiye bütün hayatının bir şeyler üzerine inşa ediliyor gibi hissedip hissetmediğini sorar. çünkü truman bunu fazlasıyla hissediyordur, bir anda reklamlara girer gibi konuşan eşindeki garipliği hissettiği gibi*.

bundan sonrası spoiler içerebilir, izlemeyenlerin okumaması önerilir: truman özgürlüğüne; dekordan ibaret olan denize açılarak kavuşur. çünkü deniz bittiğinde bir kapı aralanır gerçekliğe açılan.

--- alıntı ---
in case i don't see ya,
good afternoon,
good evening,
and good night!
--- alıntı ---
devamını gör...

serena williams'dan korkuyorum.

sanki yolda giderken omuz atıp, "ne baktın?" diye yüzümde minik minik kareler çıkana kadar tenis raketiyle dövecek gibi geliyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim için 20 yaşında olmaktan çok da farklı olmayandır.

20 iken de çocuk gibiydim 24 iken de. muhtemelen 30 olunca da çocuk gibi olacağım çünkü neden olmasın?*
devamını gör...

"sen kimsin be adaaaağm!"
bir ibo paşa klasiği efenim.
devamını gör...

%25 zam isteyen öğretmenlere "o kadar zam olur mu ya aç kalırsınız" deyip %87 zam vermiş ve okul çıkışı ek iş arayan öğretmenleri refaha erdirmiş refah partisi kurucusu ve genel başkanı.
o iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler

şuradan biraz kendisi hakkında fikir sahibi olabilirsiniz
devamını gör...

çakraları kapanasıca moderatör.

sabah bana "benim çakralarımın anahtarı sende mi?" diye sordu, "arabada unuttum" dedim, 3 saat laf işittim, uyudum uyandım hala işitiyorum.


sardı mı sarıyor! *

edit : tsi ile şu an saat 18:32,hala devam ediyor, artık ne kadar dayanabilirim bilmiyorum, yiyeceğim var ama suyum bitmek üzere, bu yayını duyan, benim gibi kurtulan varsa haberi olsun, dışardan sesler geli...........dıt dıt dıt dııııııııııtttttt...
devamını gör...

filmdeki karakterlerin her birinin hayatın içinden olması, dialogların akıcılığı, sahnelerin görsel ve mana itibariyle bütünleşmesi, ve sürekli surette kulağa çalınan yaprak hışırtıları, yağmur sesi, toprak yolda adeta adım adım zihne kazınan ayak sesleri ve daha bir çok şey, izleyeni ister istemez filmin içine alıyor. belki de oyuncularla rollerin de örtüşmesinden mütevellit, bir film izler gibi değilde, birebir olayın içinde gibi hissettim kendimi. ve 3 saat adeta su gibi akıp gitti.

sinan ve hatice'nin çınar ağacının altındaki sohbetleri, bakışları, sonrasında hatice'nin rüzgarda salınan saçları, uçuşan çınar yaprakları ve aradaki ışık hüzmelerine kadar her bir ayrıntıya hayran oldum mesela! dialog kullanmadan da, bir sahneyle bütün hissin izleyiciye nasıl geçirileceği öyle güzel sergilenmişti ki çoğu yerde...

ip bağlı ağacın altında duran ve yüzü karınca ile dolu saçları ağarmış bebek ile, sinan'ın kuyuda kendini asmış hali ise, filmin olduğu kadar, baba ile oğulun hayatının da kısa bir özeti gibiydi. sadece bu iki sahne için bile, oturup uzun uzadıya konuşup sohbet edesi geliyor insanın. yazıya dökülemeyecek, ama dilin ucunda bekleyen ve akıp gidecek pek çok his uyandırıyor insan zihninde bu iki sahne!

ağacın altında yüzü karıncalı bebeği görünce , shakespear'in “doğarken ölmeye başlıyoruz.” sözü belirirken zihnimde, filmin bitişiyle, nietzsche’nin “insan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna! sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.” sözü döküldü dudaklarımdan.
devamını gör...

düşük zeka ve eğitim göstergesidir. genelde hakarete de başvururlar espri servisi adı altında. çirkin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sonuç

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
elim güzel.
devamını gör...

katıldığım bir piskoloji konferansında, travmanın stres faktörüne bir anda ve yoğun bir şekilde maruz kalınması sonucu ortaya çıktığını öğrenmiştim . örneğin kişi bir yakının, hastalığından dolayı öleceğini biliyor ve kendini mental olarak aslında hazırlamış oluyor. ancak sağlıklı olan yakının, bir kaza sonucu aniden ölmesi kişide travmaya sebep oluyor ve durumu kabullenmesini zorlaştıyor. yıllar önce ölen yakınını bekleyen bir danışanı, terapiler sırasında, travma sonrası yaşayamadığı yas dönemini, yıllar sonra yaşayıp ağlamaya başlıyor. umarım kimsenin başına gelmez dediğim bir durum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim