lahza
yahya kemal çok sever bu sözcüğü.
şiirinin birinde yazdığı gibi :
balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum
her lahza bir alev gibi hasretti yolculuğum.
hele ki ahmet hamdi, ustası yahya kemal gibi daha da çok sever ve eserlerinde kullanır bu sözcüğü.
saatler işkence, günler celladım
ne ben yalnızlığa bir lahza kandım.
"eğer yaşamak kelimesinin manası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülmek bunu nefsinde her lahza duymaksa, bir türlü aşamayacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa, şüphesiz ben de benimkiler de en derin şekilde yaşıyorduk.”
saatleri ayarlama enstitüsü.
şiirinin birinde yazdığı gibi :
balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum
her lahza bir alev gibi hasretti yolculuğum.
hele ki ahmet hamdi, ustası yahya kemal gibi daha da çok sever ve eserlerinde kullanır bu sözcüğü.
saatler işkence, günler celladım
ne ben yalnızlığa bir lahza kandım.
"eğer yaşamak kelimesinin manası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülmek bunu nefsinde her lahza duymaksa, bir türlü aşamayacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa, şüphesiz ben de benimkiler de en derin şekilde yaşıyorduk.”
saatleri ayarlama enstitüsü.
devamını gör...
yapılan şakayı ciddiye alan insan
bazen karşı tarafın şaka yaptığını sanıp laf sokmaya, ezmeye ya da küçük düşürmeye çalıştığının farkına varan insandır.
devamını gör...
sözlük mağazası’ndan karma puanımı taksitlere böldürüp aldığım übersonik rozet
herkeste olamayacak rozettir. çok istiyorsanız karma puan kasabilirsiniz.
yalnız 100 karma puanla kaçırdığım bir rozet var. biraz beğeni atarsanız daha iyisini almayı düşünüyorum. el ele omuz omuza herkesi rozet sahibi yapalım sıradan.
yalnız 100 karma puanla kaçırdığım bir rozet var. biraz beğeni atarsanız daha iyisini almayı düşünüyorum. el ele omuz omuza herkesi rozet sahibi yapalım sıradan.
devamını gör...
evli biriyle sevgili olmak
grup vitaminden bir söz;tercihli yola girme,girer sana elalem..
devamını gör...
fantastik canavarlar nelerdir nerede bulunurlar
j. k. rowling'in aynı adlı kitabından esinlenilerek çekilen filmdir. film 2016 yılında vizyona girmiştir ve harry potter evreninde geçmektedir.
2016 yılında ilk 20 dakikasını izleyip kapatmıştım. beğenmemiştim. sonra şu fantastic beasts: the secrets of dumbledore muhabbeti çıkınca tekrar izlemeye karar verdim. işin içine dumbledore falan girince izlemek şart oldu. abi izledim ve beğendim filmi. yani gerçekten hoşuma gitti. o evrende geçen olayları izlemek büyüler, sihirler, asalar, göndermeler hoşuma gitti.
ha harry potter evreninde filmi veya hikayesi yapılacak başka konu mu kalmadı düşüncesine hala sahibim. o konuda çok kırgınım rowling ablaya.
yahu sen daha iyi bilirsin rowling ama koskoca harry potter evreni ya bir sürü malzeme var neden canavar falan uğraştırıyorsun bizi. hagrid izlesin diye film mi yapıyorsun bize ne lan canavarlardan.
eleman 30 sayfalık canavar hakkında kitap yazmış bir yazar. bunun muhabbetini neden biz çekiyoruz.
bak hogwarts tarihi hakkında film yap okey. lily snape hakkında film yap okey. voldemort ve gençlik yılları hakkında film yap okey. dumbledore nasıl öğretmen oldu veya gençliği hakkında film yap okey. bu yaptığın bence saçmalık. zaten saçmalık olduğunu anladın ama geç oldu. *
neyse bütün bu saçmalık olarak düşündüğüm şeylerden sonra filmi izledim ve beğendim. bir serinin ilk filmiydi ve ilk film için gayet iyiydi. 5 film olacakmış ve güzel başladı. yarın ikinci filmi izleyeceğim ve ilk film bittikten sonra ikinci filmi izleme arzusu oluştu içimde. ikinci film bittikten sonra artık nisan 2022 tarihinde sinemaya gidip 3. filmi izleyeceğim.
fragman ve yeni grindewald ilgimi çekti. zaten işin içine dumbledore girdiği için mecbur izleyeceğiz.
filmi tavsiye ederim. beklenti içinde olmadığım için mi bilmiyorum beğendim. 10 üzerinden 7 veririm. karakterlere ısındım. evreni zaten seviyorum. kostümler, mekanlar falan gayet mutlu etti.
en sevdiğim karakter jacob karakteri oldu. onun o yanaklarını sıktırırım. izlerken bu istek oluştu içimde.
2016 yılında ilk 20 dakikasını izleyip kapatmıştım. beğenmemiştim. sonra şu fantastic beasts: the secrets of dumbledore muhabbeti çıkınca tekrar izlemeye karar verdim. işin içine dumbledore falan girince izlemek şart oldu. abi izledim ve beğendim filmi. yani gerçekten hoşuma gitti. o evrende geçen olayları izlemek büyüler, sihirler, asalar, göndermeler hoşuma gitti.
ha harry potter evreninde filmi veya hikayesi yapılacak başka konu mu kalmadı düşüncesine hala sahibim. o konuda çok kırgınım rowling ablaya.
yahu sen daha iyi bilirsin rowling ama koskoca harry potter evreni ya bir sürü malzeme var neden canavar falan uğraştırıyorsun bizi. hagrid izlesin diye film mi yapıyorsun bize ne lan canavarlardan.
eleman 30 sayfalık canavar hakkında kitap yazmış bir yazar. bunun muhabbetini neden biz çekiyoruz.
bak hogwarts tarihi hakkında film yap okey. lily snape hakkında film yap okey. voldemort ve gençlik yılları hakkında film yap okey. dumbledore nasıl öğretmen oldu veya gençliği hakkında film yap okey. bu yaptığın bence saçmalık. zaten saçmalık olduğunu anladın ama geç oldu. *
neyse bütün bu saçmalık olarak düşündüğüm şeylerden sonra filmi izledim ve beğendim. bir serinin ilk filmiydi ve ilk film için gayet iyiydi. 5 film olacakmış ve güzel başladı. yarın ikinci filmi izleyeceğim ve ilk film bittikten sonra ikinci filmi izleme arzusu oluştu içimde. ikinci film bittikten sonra artık nisan 2022 tarihinde sinemaya gidip 3. filmi izleyeceğim.
fragman ve yeni grindewald ilgimi çekti. zaten işin içine dumbledore girdiği için mecbur izleyeceğiz.
filmi tavsiye ederim. beklenti içinde olmadığım için mi bilmiyorum beğendim. 10 üzerinden 7 veririm. karakterlere ısındım. evreni zaten seviyorum. kostümler, mekanlar falan gayet mutlu etti.
en sevdiğim karakter jacob karakteri oldu. onun o yanaklarını sıktırırım. izlerken bu istek oluştu içimde.
devamını gör...
aşık olmak
bazen acı bazen tatlı olsa da insan bir kere aşık oldu mu vazgeçmiyor vazgeçemiyor. gerçekten de dünya birinin sizi sevdiğini bildiğinizde daha da bir güzelleşiyor. mutlu olduğunuzda, üzgün ya da en umutsuz olduğunuzda birinin hep orada olduğunu ve sizinle olduğunu bilmek insanı rahatlatıyor. bir kere iki ayrı bedende tek olmak aynı zamanda. birini hep kalbinizde taşımak. nereye giderseniz gidin onun da sizinle gelmesi aslında. böyle filmlerde, kitaplarda görürdüm de hep merak ederdim o gerçek aşkı ve gerçekten birine aşık olmayı. şimdi anlıyorum aşık olmak öyle bir şey ki sabah güneşinin sizi ısıtması gibi. bir treni kaçıracakken son anda yetişmek gibi. en çok da seviyoruz ve yaşıyoruz çok şükür der gibi...
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
devamını gör...
sınavda iyi şanslar
sınavdan mutlu çıkın inşallah.
devamını gör...
karbon salınımı
karbon salınımı, karbon salımı ya da karbon emisyonu, günümüzde bilim insanlarının üzerinde harıl harıl çalıştığı bir doğa, atmosfer, ekoloji problemidir. karbon salınımını en aza indirmek için bir çok formül üretilmekte ve uygulanmaktadır. karbondioksit ve sera gazı gibi ekolojik sistemler açısından zararlı olan gazlar; doğalgaz, kömür ve petrol gibi fosil yakıtların tüketimleri ile havaya salınmakta ve kirletmektedir. atmosferi kirleten havanın, oksijeni azaltması, ozon tabakasını delmesi vs. durumları hepimizin malumu...
peki esasında nedir karbon salınımı ? elle tutulur bir örnekle gayet basit bir şekilde açıklayayım;
diyelim ki orta segment bir arabaya biniyorsunuz. arabanızın 100 kilometrede 7-8 litre civarında bir benzin tüketimi söz konusu. deponuzu full ettiğinizde ortalama 55 litre civarında yakıt almış oluyorsunuz. 55 litre benzinin ağırlığına gelince; benzin, sudan hafif olduğu için 55 litre benzin aldığınızda ortalama 40 kilogramlık bir yakıt almış oluyorsunuz.
aracı çalıştırıp, motor vasıtasıyla benzini yakmaya başlıyorsunuz. benzin yandığı zaman ne oluyor ? benzindeki karbon, havada bulunan oksijenle birleşiyor. her bir karbon atomuna 2 oksijen atomu yapışıyor. ve bu şekilde co2 molekülü oluşuyor. oksijen atomu ağır olduğundan, karbon atomu ile birleştiği zaman, saf karbonun kendisine göre ortalama 3,6 kat daha ağır bir molekül oluşturmuş oluyor. yani benzinin yanması sonucu ortaya çıkan co2'nin ağırlığı; yanan benzinden çok daha fazla oluyor. kabaca karşılaştıracak olursak eğer; 1 kilogram ağırlığındaki benzine karşılık, ortalama 3,6 kilogram karbondioksit açığa çıkmış oluyor.
deposunu her doldurduğunuzda arabanız, aşağı yukarı 150-170 kg. civarında karbondioksit üretmiş oluyor. depoyu 9 kere doldurduğunuzda neredeyse arabanın ağırlığına eşit miktarda karbondioksit üretmiş oluyorsunuz. bir arabayla bir yılda ortalama 12.000 kilometre yol gittiğinizi varsayarsanız, bu demektir ki her yıl karbondioksitten yapılmış (ağırlık bazında) iki araba tüketmiş oluyorsunuz.
toplum olarak bir çoğumuz belki de bunun farkında değiliz. belki karbondioksiti göremiyoruz ancak bu yazıyı okuduktan sonra artık biliyorsunuz...
peki esasında nedir karbon salınımı ? elle tutulur bir örnekle gayet basit bir şekilde açıklayayım;
diyelim ki orta segment bir arabaya biniyorsunuz. arabanızın 100 kilometrede 7-8 litre civarında bir benzin tüketimi söz konusu. deponuzu full ettiğinizde ortalama 55 litre civarında yakıt almış oluyorsunuz. 55 litre benzinin ağırlığına gelince; benzin, sudan hafif olduğu için 55 litre benzin aldığınızda ortalama 40 kilogramlık bir yakıt almış oluyorsunuz.
aracı çalıştırıp, motor vasıtasıyla benzini yakmaya başlıyorsunuz. benzin yandığı zaman ne oluyor ? benzindeki karbon, havada bulunan oksijenle birleşiyor. her bir karbon atomuna 2 oksijen atomu yapışıyor. ve bu şekilde co2 molekülü oluşuyor. oksijen atomu ağır olduğundan, karbon atomu ile birleştiği zaman, saf karbonun kendisine göre ortalama 3,6 kat daha ağır bir molekül oluşturmuş oluyor. yani benzinin yanması sonucu ortaya çıkan co2'nin ağırlığı; yanan benzinden çok daha fazla oluyor. kabaca karşılaştıracak olursak eğer; 1 kilogram ağırlığındaki benzine karşılık, ortalama 3,6 kilogram karbondioksit açığa çıkmış oluyor.
deposunu her doldurduğunuzda arabanız, aşağı yukarı 150-170 kg. civarında karbondioksit üretmiş oluyor. depoyu 9 kere doldurduğunuzda neredeyse arabanın ağırlığına eşit miktarda karbondioksit üretmiş oluyorsunuz. bir arabayla bir yılda ortalama 12.000 kilometre yol gittiğinizi varsayarsanız, bu demektir ki her yıl karbondioksitten yapılmış (ağırlık bazında) iki araba tüketmiş oluyorsunuz.
toplum olarak bir çoğumuz belki de bunun farkında değiliz. belki karbondioksiti göremiyoruz ancak bu yazıyı okuduktan sonra artık biliyorsunuz...
devamını gör...
forumsal yazılar
bir yazının ya da tanımın değerini ne belirliyor. bugun internetten kopyala yapıştır bir metni " bilgi içeren entry" olarak sunmak, sunan kişiye ve sözlüğe ne katıyor. tanım sayısı artsın diye düşünenler için sözüm yok ama ben şahsen bir sözlüğe okumaya girdiğimde yazılanlara baktığımda önce samimiyet sonra iyi niyet en son da zeka arıyorum.
herkesin algısı elbette farklıdır, isteyen istediğini bulduğu yerden beslenir ama okunmak için varlığını sürdürecekse bir sözlük, forumsal veya değil önce kendini okutmak zorunda.
subjektif şeyler yazmanın bir zararı yok bence. esas mesele konuyu çok daraltıp yazmak.
gece acıkmak da başlık, 10 kasım 2020 gece karnımın acıkması da başlık. şimdi adam demez mi bana ne senin karnın acıkmış bilmem ne ama gece oturanlar bilir, sabaha karşı ayakta olup dolabı açıp yiyecek bir şey yokken insan bir yutkunur. aç yatamayıp kalkıp makarna yaptığımı bilirim.
diyeceğim asıl olan ne yazdığınız değil nasıl yazdığınız.
herkesin algısı elbette farklıdır, isteyen istediğini bulduğu yerden beslenir ama okunmak için varlığını sürdürecekse bir sözlük, forumsal veya değil önce kendini okutmak zorunda.
subjektif şeyler yazmanın bir zararı yok bence. esas mesele konuyu çok daraltıp yazmak.
gece acıkmak da başlık, 10 kasım 2020 gece karnımın acıkması da başlık. şimdi adam demez mi bana ne senin karnın acıkmış bilmem ne ama gece oturanlar bilir, sabaha karşı ayakta olup dolabı açıp yiyecek bir şey yokken insan bir yutkunur. aç yatamayıp kalkıp makarna yaptığımı bilirim.
diyeceğim asıl olan ne yazdığınız değil nasıl yazdığınız.
devamını gör...
suç olmadığı halde yaparken öyle hissettiren durumlar
dilencilere para vermemek. yaklaşık 2 dakika vicdan azabı çekip daha sonra "onlar senden benden zengin" diyerek kendimi avutuyorum.
devamını gör...
hayattan soğutan durumlar
metroya binenlerin metrodan inenlere öncelik vermediğini gördüğüm an
yürüyen merdiven sırasına girmeden soldan gelip öne geçildiği an
kitabın ıslanması, baskısında hata olması, sayfasının kıvrılması
teşekkürler, kolay gelsin, iyi akşamlar, günaydın dediğimde cevap alamadığım an
yürüyen merdivenlerde solda bekleme yapılması
şu an aklıma gelmeyen bir çok şeyle beraber genel olarak yazılı olmayan toplumsal kurallara uyulmadığı herhangi bir an
yürüyen merdiven sırasına girmeden soldan gelip öne geçildiği an
kitabın ıslanması, baskısında hata olması, sayfasının kıvrılması
teşekkürler, kolay gelsin, iyi akşamlar, günaydın dediğimde cevap alamadığım an
yürüyen merdivenlerde solda bekleme yapılması
şu an aklıma gelmeyen bir çok şeyle beraber genel olarak yazılı olmayan toplumsal kurallara uyulmadığı herhangi bir an
devamını gör...
kütüphanede ders çalışmak
pandemi döneminde açık ara en özlediğim aktivitedir. ortaokulun başından beri yaşadığım şehirlerde evimden sonra en çok kütüphanede vakit geçirmişimdir. bu sebeple edindiğim tecrübeleri ve analizlerimi aşağı bırakıyorum:
fakültem, yurdum ve üniversite kütüphanesi 3-4-5 üçgeni gibi bir arada olduğundan dersler hariç vaktimin çoğu kütüphanede geçer. genel olarak süreç şöyle işler:
kütüphaneye girersiniz, girişte gözler kısılır ve salon taranır. isteğinize en uygun masa seçilir ve tehlike analizi* yapılır. uygun görülmüşse hedef masaya gidilir; görülmemişse uygun bir masa bulana kadar döngü işler. hedef masaya varıldığında önce yayılmacı politika* uygulanır. sonra etraf dikizlenir. öyle bir ortamdır ki bura, normalde asla bağlantınızın olmayacağı tipler ön ya da yan masanızda oturacağından çok eğlenceli olur ve değişik analizler yapabilirsiniz. farklı düşünce tarzındaki kişilere saygı duymayı öğrenebileceğiniz en güzel ortamlardan biri burası bence. neyse, analizleri de yaptıktan sonraki süreç artık çalışayım* süreci. bu aşama en kritik aşamadır. eğer derhal defter, kitap açıp çalışmaya başlarsanız fiziki bir ihtiyacınız ya da uyaranlarınız* olmadığı sürece let's study* modunda olursunuz ve bu enfes bir durumdur. amaaa o kritik anda çalışmaya başlamayıp, çaprazdaki değişik giyimli kişiye gözünüz çarptığı an geçmiş olsun kardeş moduna bağlamış olursunuz ve artık ders çalışmak sizin için ankaragücü'nün şampiyon olması gibi bir şey olur. yani imkansız değildir ama çok çalışmanız gerekir.
-tehlike analizi: çalışmak için oturacağınız masanın etrafındaki insanlara ve çevre şartlarına dair yapılan analizdir. mesela kulaklığı takılı olan kişilere dikkat edin. kalitesiz kulaklıkta çok yüksek seste dinleyenlerin sayısı oldukça çoktur ve o ses olduğu gibi dışarı çıkar. diğer taraftan, grup şeklinde oturan kişilerden saat 11 yönünde kaçın. her türlü ses, küfür, gereksiz kahkahalar çok fazla olur. ders çalışmasanız bile bu sesler irite etmeye yeterli olur. fiziki koşul olarak da, masanın ve sandalyenin ayakları çok önemli. eğer sallanıyorsa çin işkencesi gibi bi şey olur. bir de ortamın sıcaklığına göre peteğe ya da cama yakın masayı seçmeniz çok önemli. son olarak ihtiyacınız dahilinde kullanmanız için prizlere yakın olmak ya da en azından konumlarını bilmek işinize yarayabilir.
- yayılmacı politika: burası önemli arkadaşlar. defteriniz, kitabınız masanın üstünde öyle bi duracak ki “vay be, ne de güzel çalışıyor” desinler. şaka tabi. bize ne başkası bizim hakkımızda ne demiş. işimize bakalım. çantanızı sandalyeye, montunuzu ya katlayıp sıranın altına ya da askılıklara asıyorsunuz. çok da bi mevzusu yok. kimi dağınık çalışır, kimi derli toplu. ama molaya çıkarken masanızı toplamayı tavsiye ederim. aksi takdirde eşyalarınızdan bazılarını* yerinde bulamayabilirsiniz.
-artık çalışayım: öncelikle sorumluluklarınızı bilip neye çalışmanız gerektiğini bilmelisiniz. “ya bi gideyim de, çalışacak bir şeyler bulurum” düşüncesinin sonu elde kağıt bardakla kapı önünde ya sohbetle ya da telefona bakmakla biter. düzgünce çalışma planınızı oluşturup kütüphaneye öyle giderseniz bahsi geçen evreyi daha rahat geçersiniz. psikolojide de bu “hedefi olan kişilerin yürüdükleri yoldan çıkma ihtimali daha azdır” şeklinde geçer. tabi özeti bu, merak eden araştırabilir.
-fiziki ihtiyaç ya da uyaranlar: vücut sağlığınız için ortalama 35-40 dakikada bir kalkın turlayın. ama hemen geri gelin. mola dediysek cılkını çıkartmayın. beyin ve zihin sağlığınız içinse 15-20 dakikada bir 1-2 dakika gözlerini kapatın, 1-2 dakika bakabildiğiniz en uzak mesafeye bakın. dikkatinizi toplamada yardımcı olacaktır. uyaranlar ise, üstte bahsettiğim tehlike analizindeki yanına yaklaşmamanız gereken durumlar ve telefondur. zırt pırt gelen bildirimler yüzünden odak noktanız devamlı değişir. kapatma şansınız yoksa en azından “rahatsız etme” moduna alın. faydasını görürsünüz.
buraya kadar okuyan sayın yazarım, teşekkür ederim. hepimize sevdiğimiz alanlarda emek verebileceğimiz güzel günler dilerim.
fakültem, yurdum ve üniversite kütüphanesi 3-4-5 üçgeni gibi bir arada olduğundan dersler hariç vaktimin çoğu kütüphanede geçer. genel olarak süreç şöyle işler:
kütüphaneye girersiniz, girişte gözler kısılır ve salon taranır. isteğinize en uygun masa seçilir ve tehlike analizi* yapılır. uygun görülmüşse hedef masaya gidilir; görülmemişse uygun bir masa bulana kadar döngü işler. hedef masaya varıldığında önce yayılmacı politika* uygulanır. sonra etraf dikizlenir. öyle bir ortamdır ki bura, normalde asla bağlantınızın olmayacağı tipler ön ya da yan masanızda oturacağından çok eğlenceli olur ve değişik analizler yapabilirsiniz. farklı düşünce tarzındaki kişilere saygı duymayı öğrenebileceğiniz en güzel ortamlardan biri burası bence. neyse, analizleri de yaptıktan sonraki süreç artık çalışayım* süreci. bu aşama en kritik aşamadır. eğer derhal defter, kitap açıp çalışmaya başlarsanız fiziki bir ihtiyacınız ya da uyaranlarınız* olmadığı sürece let's study* modunda olursunuz ve bu enfes bir durumdur. amaaa o kritik anda çalışmaya başlamayıp, çaprazdaki değişik giyimli kişiye gözünüz çarptığı an geçmiş olsun kardeş moduna bağlamış olursunuz ve artık ders çalışmak sizin için ankaragücü'nün şampiyon olması gibi bir şey olur. yani imkansız değildir ama çok çalışmanız gerekir.
-tehlike analizi: çalışmak için oturacağınız masanın etrafındaki insanlara ve çevre şartlarına dair yapılan analizdir. mesela kulaklığı takılı olan kişilere dikkat edin. kalitesiz kulaklıkta çok yüksek seste dinleyenlerin sayısı oldukça çoktur ve o ses olduğu gibi dışarı çıkar. diğer taraftan, grup şeklinde oturan kişilerden saat 11 yönünde kaçın. her türlü ses, küfür, gereksiz kahkahalar çok fazla olur. ders çalışmasanız bile bu sesler irite etmeye yeterli olur. fiziki koşul olarak da, masanın ve sandalyenin ayakları çok önemli. eğer sallanıyorsa çin işkencesi gibi bi şey olur. bir de ortamın sıcaklığına göre peteğe ya da cama yakın masayı seçmeniz çok önemli. son olarak ihtiyacınız dahilinde kullanmanız için prizlere yakın olmak ya da en azından konumlarını bilmek işinize yarayabilir.
- yayılmacı politika: burası önemli arkadaşlar. defteriniz, kitabınız masanın üstünde öyle bi duracak ki “vay be, ne de güzel çalışıyor” desinler. şaka tabi. bize ne başkası bizim hakkımızda ne demiş. işimize bakalım. çantanızı sandalyeye, montunuzu ya katlayıp sıranın altına ya da askılıklara asıyorsunuz. çok da bi mevzusu yok. kimi dağınık çalışır, kimi derli toplu. ama molaya çıkarken masanızı toplamayı tavsiye ederim. aksi takdirde eşyalarınızdan bazılarını* yerinde bulamayabilirsiniz.
-artık çalışayım: öncelikle sorumluluklarınızı bilip neye çalışmanız gerektiğini bilmelisiniz. “ya bi gideyim de, çalışacak bir şeyler bulurum” düşüncesinin sonu elde kağıt bardakla kapı önünde ya sohbetle ya da telefona bakmakla biter. düzgünce çalışma planınızı oluşturup kütüphaneye öyle giderseniz bahsi geçen evreyi daha rahat geçersiniz. psikolojide de bu “hedefi olan kişilerin yürüdükleri yoldan çıkma ihtimali daha azdır” şeklinde geçer. tabi özeti bu, merak eden araştırabilir.
-fiziki ihtiyaç ya da uyaranlar: vücut sağlığınız için ortalama 35-40 dakikada bir kalkın turlayın. ama hemen geri gelin. mola dediysek cılkını çıkartmayın. beyin ve zihin sağlığınız içinse 15-20 dakikada bir 1-2 dakika gözlerini kapatın, 1-2 dakika bakabildiğiniz en uzak mesafeye bakın. dikkatinizi toplamada yardımcı olacaktır. uyaranlar ise, üstte bahsettiğim tehlike analizindeki yanına yaklaşmamanız gereken durumlar ve telefondur. zırt pırt gelen bildirimler yüzünden odak noktanız devamlı değişir. kapatma şansınız yoksa en azından “rahatsız etme” moduna alın. faydasını görürsünüz.
buraya kadar okuyan sayın yazarım, teşekkür ederim. hepimize sevdiğimiz alanlarda emek verebileceğimiz güzel günler dilerim.
devamını gör...
çift monitör kullanmak
hem evde hem de ofiste yaptığım şey. gözlere eziyet, ben yaptım siz yapmayın.
devamını gör...
kadın
kimi anne, kimi sevgili, kimi eş, kimi kardeş, kimi çocukların anası, kimi arkadaş, kimi hizmetçi, kimi temizlikçi, kimi aşçı, kimi bakıcı, kimi cinsel ihtiyaç giderici, kimi işçi, kimi köle, kimi şeytan, kimi cennet, kimi devlet, kimi medeniyet, kimi sevgi, kimi şefkat, kimi merhamet...
herkesin kadın algısı başka, kafalarında çeşitli kadın şablonları bulunuyor. dinlerin, toplumların, kültürlerin kendilerine göre kadın tanımları var. doğrusu kadın her şeydir ve kadın eşsiz bir varlıktır.
herkesin kadın algısı başka, kafalarında çeşitli kadın şablonları bulunuyor. dinlerin, toplumların, kültürlerin kendilerine göre kadın tanımları var. doğrusu kadın her şeydir ve kadın eşsiz bir varlıktır.
devamını gör...
yazarların olmak istediği şiir
bize kâfir demiş müftî efendi,
tutayım ben ana diyem müselmân,
vardıkda yarın rûz-i cezâ’ya,
ikimiz de çıkarız anda yalan!”
devamını gör...
benevolent sexism
türkçesi, iyiliksever/ korumacı cinsiyetçiliktir. hostile sexism'e göre daha tehlikelidir çünkü bu sözler ve davranışlar, söyleyen kişiye göre olumlu gözükse de (hatta feminist bir yaklaşım gibi gözükür) cinsiyet eşitliğine zarar veren değerlendirmelerdir.
örnek olarak; kadınlar erkekler tarafından korunmalı demek kadınlara zayıf bir imaj yüklemektir. ya da , ''kadınlar çiçektir'' demek kadınlara zarif, güçsüz imajı verir fakat kadınlar zarif, kırılgan olmak zorunda değildir.
bir cinsiyetin diğer cinsiyete göre ayrıcalık görmesi iki cinsiyete de zarar verir. fakat bunlar kibarlıkla karıştırılmamalıdır. birine kapıyı açmak bence kibarlıktır ve iki cinsiyete de gösterilebilir. yine sadece tek bir cinsiyete gösterilmesi ve o ayrıcalık gören cinsiyetin de karşı cinsiyetin (ayrıcalık gösteren) zaten bunu yapması zorunluluk gibi algılaması da kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden ve cinsiyetçilikten biridir (örnek: kadının karşıdaki erkekten kapıyı açmasını -her seferinde- beklemesi).
kadınların ''özel bir muameleye'' ihtiyacı yoktur. işte sırf bu yüzden iyiliksever cinsiyetçilik açıkça gösterilen düşmanca cinsiyetçilik'e (hostile sexism) göre daha tehlikelidir.
birçok örneğini buradan da bulabilirsiniz.
örnek olarak; kadınlar erkekler tarafından korunmalı demek kadınlara zayıf bir imaj yüklemektir. ya da , ''kadınlar çiçektir'' demek kadınlara zarif, güçsüz imajı verir fakat kadınlar zarif, kırılgan olmak zorunda değildir.
bir cinsiyetin diğer cinsiyete göre ayrıcalık görmesi iki cinsiyete de zarar verir. fakat bunlar kibarlıkla karıştırılmamalıdır. birine kapıyı açmak bence kibarlıktır ve iki cinsiyete de gösterilebilir. yine sadece tek bir cinsiyete gösterilmesi ve o ayrıcalık gören cinsiyetin de karşı cinsiyetin (ayrıcalık gösteren) zaten bunu yapması zorunluluk gibi algılaması da kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden ve cinsiyetçilikten biridir (örnek: kadının karşıdaki erkekten kapıyı açmasını -her seferinde- beklemesi).
kadınların ''özel bir muameleye'' ihtiyacı yoktur. işte sırf bu yüzden iyiliksever cinsiyetçilik açıkça gösterilen düşmanca cinsiyetçilik'e (hostile sexism) göre daha tehlikelidir.
birçok örneğini buradan da bulabilirsiniz.
devamını gör...


