günaydın mesajı
babam her sabah kardeşime ve bana günaydın mesajı atardı. bana günaydın paşam falan yazardı sadece yeterdi de ama kardeşime uzun uzun güzel şeyler yazardı bi defa ona atacağı mesajı bana atmıştı oradan biliyorum. babalar ve kızları gerçekten ayrı bi dünyaya aitler. kardeşim artık yok babam o günden beri günaydın mesajı atmıyor. ufak ayrıntılar boğazı düğümlüyor.
gününüz güzel olsun herkese günaydın.
gününüz güzel olsun herkese günaydın.
devamını gör...
50 bin liraya alınabilecek en iyi araba
bütçeniz sadece 50 bin tl ise motoru yeni yapılmış albea öneririm . bu kriterlere sahip alacağınız bir otomobilin fiyatı 45 bin tl civarıdır. araba komple ön takım veya şanzımanı dağıtsa bile 5 bin tl'ye çok rahat tamir ettirebilirsiniz ayrıca alacağınız araba 10 yaşında olacak. bu paraya malesef daha iyi bir alternatif yok. eski alman otomobili alırsaniz çok masraf çıkartır. albea dışında g kasa astra'nin kazalı olanlarini bulabilirsiniz. astra'nin parçaları albea gibi ucuz otomobillere nazaran daha pahalı olduğu için olası bir masrafta cebinizden çok masraf çıkarır. bazı arkadaşlar japon arabaları önermiş. evet mantıklı bir seçenek ama 50 bin tl'ye 20-25 yaşında corolla alacağınıza biraz daha yeni fiat almak bence daha mantıklı ama takdir sizin.
devamını gör...
grup vitamin
gökhan semiz'in anısına bir şarkıları vardır. onun vefatı sonrası zaten grup ruhen dağılmıştır.
bizim de yüreğimizin sol kapağı burkuldu...
bizim de yüreğimizin sol kapağı burkuldu...
devamını gör...
gerekirse her dükkana kolluk kuvveti koyarız
oooo x bin yeni bekçi müjdesi is loading....
devamını gör...
havanın tam intiharlık olması
haziran da ölmek zor. kasım dururken kim haziran ' ı seçer?
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
zehra abla vardı bizim. üniversitede, 3. lisansını yapan biriydi. çok severdim, ablam yoktu, abla gibiydi.
üniversite 2. sınıfım o zamanlar. sessiz, ilaç kutusuyla dolaşan, uykusuz, her uykusuz insan gibi yorgun, her yorgun insan gibi de hayattan bezmişim. o gün de benim doğum günümdü. ders arasında kafamı sıraya koymuş uyuklarken amfiye biri girdi. sonra ayakucum yavaş yavaş aydınlandı.
o anı hiç unutmam. kafamı kaldırdığımda karanlıklar içerisinde bir yüz, o yüzün elinde minik bir pasta, üzerinde bir mum, "hancım iyi ki doğdun, iyi ki varsın!" diyip sırıtmakta. ne yapacağımı bilememiştim.
o gün doğum günümü sadece zehra abla kutlamıştı.
üniversite 2. sınıfım o zamanlar. sessiz, ilaç kutusuyla dolaşan, uykusuz, her uykusuz insan gibi yorgun, her yorgun insan gibi de hayattan bezmişim. o gün de benim doğum günümdü. ders arasında kafamı sıraya koymuş uyuklarken amfiye biri girdi. sonra ayakucum yavaş yavaş aydınlandı.
o anı hiç unutmam. kafamı kaldırdığımda karanlıklar içerisinde bir yüz, o yüzün elinde minik bir pasta, üzerinde bir mum, "hancım iyi ki doğdun, iyi ki varsın!" diyip sırıtmakta. ne yapacağımı bilememiştim.
o gün doğum günümü sadece zehra abla kutlamıştı.
devamını gör...
yalnızlığın ilacı
farkındalıktır.
yalnızlığın iyi bir şey olduğu farkındalığı.
yalnızlığın iyi bir şey olduğu farkındalığı.
devamını gör...
jean paul sartre
"insanda varoluş özden önce gelir" diyen nobel ödüllü egzistansiyalist.
devamını gör...
les regles de la methode sociologique
dilimize sosyolojik metodun kuralları olarak çevirilen emile durkheim kitabıdır.bu kitabında;sosyoloji'nin bir bilim olarak incelenmesi için pozitivizm'i inceler.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
itibarıyla mı itibariyle mi sorunsalı
itibarı ile yazılarak kurtulunabilecek sorun. *
devamını gör...
kevin carter'in pulitzer ödüllü fotoğrafı
pulitzer ödülü’nü aldıktan sonra 27 temmuz 1994’te johannesburg’da çalışır vaziyetteki kamyonetinin içine egzoz gazı vererek intihar eden fotoğrafçı kevin carter.
küçük bir de not bırakmıştı:
“çocuğu kurtarabilirdim. onu kucağıma alarak yardım çadırına götürebilirdim. fakat ben, çocuğu değil gazeteciliği düşündüm. halbuki insanlığımı düşünmeliydim...”
malum fotoğrafın iki figüründen biri, sudan’da, 1,5 km uzaklıktaki birleşmiş milletler yardım çadırı’na ulaşmaya çalışan, açlıktan bir deri bir kemik kalmış siyahi bir kız çocuğu, diğeri peşinde dolanan bir akbabadır.
kevin carter'ın çocuğu kurtarmak yerine görüntüyü kadrajlayıp deklanşöre basmayı yeğlemesi çektiği vicdan azabının altında kalmasına neden oldu. fotoğrafla pulitzer ödülü'nü aldı. bu onu meşhur etti ve hatta çok para kazandırdı ama yetememişti vicdani kirliliğini temizlemeye.
küçük bir de not bırakmıştı:
“çocuğu kurtarabilirdim. onu kucağıma alarak yardım çadırına götürebilirdim. fakat ben, çocuğu değil gazeteciliği düşündüm. halbuki insanlığımı düşünmeliydim...”
malum fotoğrafın iki figüründen biri, sudan’da, 1,5 km uzaklıktaki birleşmiş milletler yardım çadırı’na ulaşmaya çalışan, açlıktan bir deri bir kemik kalmış siyahi bir kız çocuğu, diğeri peşinde dolanan bir akbabadır.
kevin carter'ın çocuğu kurtarmak yerine görüntüyü kadrajlayıp deklanşöre basmayı yeğlemesi çektiği vicdan azabının altında kalmasına neden oldu. fotoğrafla pulitzer ödülü'nü aldı. bu onu meşhur etti ve hatta çok para kazandırdı ama yetememişti vicdani kirliliğini temizlemeye.
devamını gör...
evde civciv beslemiş normal sözlük yazarları
ördek yavrusu ucundan kıyısından bir yerinden falan civciv sayılabilirse benim de dahil olduğum başlık.*
iki küçük ördek yavrum vardı. peşimde ördeklerle terasta dolanırdım kjkgjffhhchg.
bir ara biri elimdeki cipsi kapıp kaçmıştı. sonra cipsi ne yaptı bilmiyorum.
taşınırken bu iki şerefsizi aydın müzesine vermiştik. orada da ördekler vardı ve tahmin edebileceğiniz üzere onlar tarafından da kovalandım.* ördekler üzerinde tuhaf etkilerim var sanırım. swh.
elimdeki simit için kovalamıştı onlar da jkjkgjffhhchg.
ördekler kaç yıl yaşıyor bilmiyorum ama umarım simitli çocukları kovalayarak geçirdikleri güzel birer ömürleri olmuştur.*
iki küçük ördek yavrum vardı. peşimde ördeklerle terasta dolanırdım kjkgjffhhchg.
bir ara biri elimdeki cipsi kapıp kaçmıştı. sonra cipsi ne yaptı bilmiyorum.
taşınırken bu iki şerefsizi aydın müzesine vermiştik. orada da ördekler vardı ve tahmin edebileceğiniz üzere onlar tarafından da kovalandım.* ördekler üzerinde tuhaf etkilerim var sanırım. swh.
elimdeki simit için kovalamıştı onlar da jkjkgjffhhchg.
ördekler kaç yıl yaşıyor bilmiyorum ama umarım simitli çocukları kovalayarak geçirdikleri güzel birer ömürleri olmuştur.*
devamını gör...
ön beyin
uç beyin(beyin kabuğu/korteks tabakası) ve ara beyin olarak iki bölgeye ayrılan beynin bir kısmı.
beyin kabuğu; beynin en dışında bulunur ve öğrenme, hafıza, akıl yürütme, istemli hareketler ve hislerin oluşması gibi aktivitelerden sorumlu kısımdır.
ara beyin ise hipotalamus, talamus ve epitalamus olarak üç kısımdan oluşur.
ön beyni oluşturan kısımlar çok fazla ayrıntı içerdiğinden özel başlıklar altında tanımlanması daha doğru olur.
sevgili armysuzy'nin ukdesidir.
beyin kabuğu; beynin en dışında bulunur ve öğrenme, hafıza, akıl yürütme, istemli hareketler ve hislerin oluşması gibi aktivitelerden sorumlu kısımdır.
ara beyin ise hipotalamus, talamus ve epitalamus olarak üç kısımdan oluşur.
ön beyni oluşturan kısımlar çok fazla ayrıntı içerdiğinden özel başlıklar altında tanımlanması daha doğru olur.
sevgili armysuzy'nin ukdesidir.
devamını gör...
içimizdeki çocuk
insanın bazen kırılan, ezilen, haksızlığa uğrayan, azarlanan ve küstürülen tarafına elini uzatası gelir. bir anda olur bu, kısa sürer. fakat ihtiyacı vardır. o küçük elin, şu anki elini tutmasına ihtiyacı vardır.
çoğumuz, yaşanmamış milyonlarca çocukluktan birine sahibiz. fakat içimizdeki bu yaşanmamış çocuk yalnız değil, içimizdeki ana-baba istese de onu yalnız bırakmıyor. yargılıyor, sözünü kesiyor, derinliklere itiyor. bazı zamanlarda söz geçiremiyor ve söz geçiremediği durumlarda birey, yetişkin çocuk oluveriyor. burada yetişkin dış görünüşü, çocuk ise psikolojik gelişim düzeyini simgeliyor.
doğan cüceloğlu'nun 1992 yılında yayımladığı eseri, içimizdeki çocuk, içimizdeki ana-baba, sağlıklı aile ve iletişim, özbenlik, içimizdeki çatışmalar gibi çok önemli konulara değiniyor. içimizdeki çocuk, adı üzerinde çocuk olan tarafımız. saf, tutkulu, meraklı, umutlu ve sabırsız tarafımız. hani bazen hiç düşünmeden anlık hayaller kurarız ya, hadi yazımı okurken şu sorumu cevaplayın, aklınıza ne geliyorsa direkt söyleyin, çekinmeyin.. ''şu an nerede olmak ve ne yapmak isterdin?''
bu soruya verdiğiniz cevap, iç çocuğunuz tarafından verilen bir cevap. cesur, yargılamayan taraf. fakat bu cevabınız hakkında düşünmenizi, yaşamda sorumlu bir insan olarak sizde neler uyandırdığını sorsam cevabınız ne olurdu? hemen mantığınız devreye girer ve sınırlardınız o güzelim hayali. eh, içinizdeki ana-baba ağır başlı ve deneyimli nihayetinde. evet, ikinci cevabınız ise içinizdeki ana-baba tarafından verilen bir cevap.
her şeyde olduğu gibi bu kitapta da yetiştirilme tarzı büyük bir önem taşıyor içimizdeki çocuğun sağlıklı ya da sağlıksız oluşu konusunda. sağlıksız yetişen ebeveynler de istemeden de olsa çocuklarını sağlıksız yetiştirmek için ellerinden geleni yapıyor çoğu zaman. çünkü ancak böyle kendi yanlışları gözlerine ''normal'' gözükebilir.
''bu durumu devam ettirebilmek için sağlıksız aile kendine özgü gelenekler, sağlıksız toplum da topluma özgü kültür değerleri yaratır.
nasıl bir döngüde olduğumuzu ve iç çocuklarımızın nasıl hırpalandığını görüyor musunuz şimdi? sadece aile ortamı değil, çevremiz hatta koca bir ülke içimizdeki o saf umutları yıkmak için büyük bir çaba içerisinde. neden? kendilerini 'normal' olarak adlandırıp içlerini rahat ettirebilmek için. neden? çünkü kendilerini çok değersiz, güvensiz hissediyorlar. bir hiçmiş gibi. çünkü çocukluklarını yaşayamamışlar.
korkmalarına izin verilmemiş mesela, üzülmelerine izin verilmemiş, hatta size bir sır vereyim, mutlu olmalarına bile izin verilmemiş. ''pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun?'' denmiş. ''buna mı üzüldün?'' diyerek dalga geçilmiş belki.
o sokakta suratı asık, hiçbir şeyden memnun olmayan, herkesi yargılayan tipler var ya hani, hani insanları ahlaksızlıkla suçlayarak ahlak timsali olan tipler... bu saydıklarım psikolojik olarak sağlıklı bir bireyde görülmüyor. kişilik yapılarında, özellikle iç çocuklarında bir aksama olan bireylerde görülüyor. belki çocukluklarında mutlu olduklarında eleştirildiler. kendilerini o kadar değersiz hissettiler ki, bu değersiz hissi bastırmak için savunma mekanizması geliştirdiler. işte bu mekanizma, yargılamak!
içimizdeki çocuğun ellerini tutabileceğimiz cesaret ve anlayış diliyorum hepimize. zor, biliyorum. fakat çamura dahi batsanız iç çocuğunuz ona seslenmenizi bekliyor. içimizdeki masum ve güler yüzlü çocukla kavuşabilmemiz dileklerimle.
ufak bir şarkı önerisi: kim taehyung- inner child.
çoğumuz, yaşanmamış milyonlarca çocukluktan birine sahibiz. fakat içimizdeki bu yaşanmamış çocuk yalnız değil, içimizdeki ana-baba istese de onu yalnız bırakmıyor. yargılıyor, sözünü kesiyor, derinliklere itiyor. bazı zamanlarda söz geçiremiyor ve söz geçiremediği durumlarda birey, yetişkin çocuk oluveriyor. burada yetişkin dış görünüşü, çocuk ise psikolojik gelişim düzeyini simgeliyor.
doğan cüceloğlu'nun 1992 yılında yayımladığı eseri, içimizdeki çocuk, içimizdeki ana-baba, sağlıklı aile ve iletişim, özbenlik, içimizdeki çatışmalar gibi çok önemli konulara değiniyor. içimizdeki çocuk, adı üzerinde çocuk olan tarafımız. saf, tutkulu, meraklı, umutlu ve sabırsız tarafımız. hani bazen hiç düşünmeden anlık hayaller kurarız ya, hadi yazımı okurken şu sorumu cevaplayın, aklınıza ne geliyorsa direkt söyleyin, çekinmeyin.. ''şu an nerede olmak ve ne yapmak isterdin?''
bu soruya verdiğiniz cevap, iç çocuğunuz tarafından verilen bir cevap. cesur, yargılamayan taraf. fakat bu cevabınız hakkında düşünmenizi, yaşamda sorumlu bir insan olarak sizde neler uyandırdığını sorsam cevabınız ne olurdu? hemen mantığınız devreye girer ve sınırlardınız o güzelim hayali. eh, içinizdeki ana-baba ağır başlı ve deneyimli nihayetinde. evet, ikinci cevabınız ise içinizdeki ana-baba tarafından verilen bir cevap.
her şeyde olduğu gibi bu kitapta da yetiştirilme tarzı büyük bir önem taşıyor içimizdeki çocuğun sağlıklı ya da sağlıksız oluşu konusunda. sağlıksız yetişen ebeveynler de istemeden de olsa çocuklarını sağlıksız yetiştirmek için ellerinden geleni yapıyor çoğu zaman. çünkü ancak böyle kendi yanlışları gözlerine ''normal'' gözükebilir.
''bu durumu devam ettirebilmek için sağlıksız aile kendine özgü gelenekler, sağlıksız toplum da topluma özgü kültür değerleri yaratır.
nasıl bir döngüde olduğumuzu ve iç çocuklarımızın nasıl hırpalandığını görüyor musunuz şimdi? sadece aile ortamı değil, çevremiz hatta koca bir ülke içimizdeki o saf umutları yıkmak için büyük bir çaba içerisinde. neden? kendilerini 'normal' olarak adlandırıp içlerini rahat ettirebilmek için. neden? çünkü kendilerini çok değersiz, güvensiz hissediyorlar. bir hiçmiş gibi. çünkü çocukluklarını yaşayamamışlar.
korkmalarına izin verilmemiş mesela, üzülmelerine izin verilmemiş, hatta size bir sır vereyim, mutlu olmalarına bile izin verilmemiş. ''pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun?'' denmiş. ''buna mı üzüldün?'' diyerek dalga geçilmiş belki.
o sokakta suratı asık, hiçbir şeyden memnun olmayan, herkesi yargılayan tipler var ya hani, hani insanları ahlaksızlıkla suçlayarak ahlak timsali olan tipler... bu saydıklarım psikolojik olarak sağlıklı bir bireyde görülmüyor. kişilik yapılarında, özellikle iç çocuklarında bir aksama olan bireylerde görülüyor. belki çocukluklarında mutlu olduklarında eleştirildiler. kendilerini o kadar değersiz hissettiler ki, bu değersiz hissi bastırmak için savunma mekanizması geliştirdiler. işte bu mekanizma, yargılamak!
içimizdeki çocuğun ellerini tutabileceğimiz cesaret ve anlayış diliyorum hepimize. zor, biliyorum. fakat çamura dahi batsanız iç çocuğunuz ona seslenmenizi bekliyor. içimizdeki masum ve güler yüzlü çocukla kavuşabilmemiz dileklerimle.
ufak bir şarkı önerisi: kim taehyung- inner child.
devamını gör...
kedi
beslediğiniz zaman siz evinizde kedi besliyormuşsunuz gibi değil de sanki o evinde insan besliyormuş gibi takılan tatlı bir ruh hastası.
devamını gör...
ülke ekonomisinin temmuz'da sıçrama yapacak olması
ra eki fazla olmuş.
devamını gör...



