mehmet akif ersoy
genellikle ılımlı tavrıyla bilinse de özellikle sevmediği kişilere karşı sivri dille cevap verdiği görülmüştür. örneğin yıldızlarının bir türlü barışmadığı tevfik fikret, mehmet akif'in sakal bıraktığını görünce "ooo akif'ciğim, maymuna dönmüşsünüz." der. bunu üzerine karşısında duran tevfik fikret'e sırtını dönerek "o zaman duvara döneyim bari." şeklinde cevap verir.
devamını gör...
eşyalarından vazgeçemeyen yazarlar
gezdiğim yerlerden topladığım şeyleri atamadığım için katıldığım başlık. insan baktıkça geçmişe gidiyor ve ben geçmişe gitmeyi çok severim.*
devamını gör...
flags
'etiketler' anlamına gelen ve coldplay'in yakın zamanda piyasaya çıkardığı harika bir şarkı. grubun everyday life in japanese albümünde yer alıyor.ritim ve melodi her ne kadar eski parçalarını anımsatıyor olsa da yine de farklı bir hava mevcut flags'ta. sözleri de çok anlamlı, diğer bütün şarkıları gibi elbette ki.
"iskeletler bu sabah konuşuyordu;
sağlık ve ilaçla ilgili her şeyin dışında bir konuda.
yaptığın her şeyi tekrar yapabilseydin, yine de hepsini aynı mı yapardın?
eski haline söyleyeceğin bir şey var mı?
bir müzik kutusunun üzerinde dönmek isteyenler vardı.
hiç deniz görmemiş korsanlar vardı..
ama tekrarlayan konular ve rüyaları
olmak istedikleri şey olacaktı
pyotr chaikovski olmak...
özgür olmak,herkes gibi...
beni sınırlayan etiketler olmayacak, hayır.
çünkü ben sadece kendim olmak istiyorum.
oujia(ruh çağırmada kullanılan tahta) ile telefon edebilirsiniz.
'verebileceğiniz herhangi bir tavsiye var mı?'diye.
onlar gibi olmadığını biliyorsan, la varsovienne'i tanıyor musun?
yaşıyorum, bunu biliyorum ama bana nasıl yaşayacağımı gösterir misin?
ve kutsal roma ordusu
kalbinin herkes gibi attığını söyledi.
seni tanımlayacak etikletlere ihtiyacın yok. öyleyse söyle
ben sadece kendim olmak istiyorum."
"iskeletler bu sabah konuşuyordu;
sağlık ve ilaçla ilgili her şeyin dışında bir konuda.
yaptığın her şeyi tekrar yapabilseydin, yine de hepsini aynı mı yapardın?
eski haline söyleyeceğin bir şey var mı?
bir müzik kutusunun üzerinde dönmek isteyenler vardı.
hiç deniz görmemiş korsanlar vardı..
ama tekrarlayan konular ve rüyaları
olmak istedikleri şey olacaktı
pyotr chaikovski olmak...
özgür olmak,herkes gibi...
beni sınırlayan etiketler olmayacak, hayır.
çünkü ben sadece kendim olmak istiyorum.
oujia(ruh çağırmada kullanılan tahta) ile telefon edebilirsiniz.
'verebileceğiniz herhangi bir tavsiye var mı?'diye.
onlar gibi olmadığını biliyorsan, la varsovienne'i tanıyor musun?
yaşıyorum, bunu biliyorum ama bana nasıl yaşayacağımı gösterir misin?
ve kutsal roma ordusu
kalbinin herkes gibi attığını söyledi.
seni tanımlayacak etikletlere ihtiyacın yok. öyleyse söyle
ben sadece kendim olmak istiyorum."
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
oturmuşlar çok bildiğini sanaraktan bir şeyler karalamışlar türden bazı yorumlar okudum.tarih sahnesinde her şey değişir.değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.bir yer fethedilir,onu layık olan devlet yönetir.neredeyse yeryüzünde hiçbir yer ilk keşfedildiği millette kalmadı ki zaten kudüs sadece yahudilerindir (israel)demek yanlış olur.üstelik işgalci,çete olan bu sömürgeci bencil devletvari insan topluluğu bu şekilde tacizlerle hak iddia edemez.haklı değiller ama yüzde yüz haklı dâhi olsalardı bu tavır ve tutumlarından dolayı hak edene
yani filistin'e bırakmalıdırlar.yönetemiyorlar.kitaplarında hoşgörünün adı yalnızca kendi kanından olanlara karşı var.bırakalım artık kudüs'ü siyonist bencillere yakıştırmayı.dünyanın hiçbir yerinde bir milletin toprağını bu şekilde gasp etmek,o ülkenin namusu sayılan tüm dinin kutsalllarına ev sahipliği yapan yere saldırı düzenlemek kabul edilemez...
yani filistin'e bırakmalıdırlar.yönetemiyorlar.kitaplarında hoşgörünün adı yalnızca kendi kanından olanlara karşı var.bırakalım artık kudüs'ü siyonist bencillere yakıştırmayı.dünyanın hiçbir yerinde bir milletin toprağını bu şekilde gasp etmek,o ülkenin namusu sayılan tüm dinin kutsalllarına ev sahipliği yapan yere saldırı düzenlemek kabul edilemez...
devamını gör...
barış akarsu yaşasaydı survivor'da yarışırdı
ne alâka yahu !
barış akarsu öyle biri değildi.
kazandığının büyük bir kısmını kimsesiz çocuklara harcardı.
ün şan şöhret birinci önceliği olmayan bir sanatçıydı.
barış akarsu öyle biri değildi.
kazandığının büyük bir kısmını kimsesiz çocuklara harcardı.
ün şan şöhret birinci önceliği olmayan bir sanatçıydı.
devamını gör...
yazarları en çok süründüren hastalık
1) kronik burun tıkanıklığı
2) bel fıtığı
3) akp
2) bel fıtığı
3) akp
devamını gör...
pir sultan abdal
pir sultan abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kay- naklarda pek bilgi yoktur. doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatılagelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır.
pir sultan abdal’ın yaşamı gibi ne zaman ve nerede öldüğü de kesin olarak belli değildir. onun ölümü üzerine çok sayıda rivayet bulunmaktadır. pir sultan abdal’ın safevi taraftarlığı ve bu taraftarlığı sebebiyle katılmış olabileceği birtakım kalkışmalar dolayısıyla sivas’ta belli bir süre hapsedildiği ve akabinde de bugün kepçeli olarak bilinen yerde bir zaman kendisinin müridi de olan sivas valisi hızır paşa tarafından astırıldığı rivayet edilmektedir. pertev naili boratav’ın tespit ettiği rivayete göre, sofular köyünde yaşayan hızır, banaz’a gelerek pir sultan abdal’a mürit olur. belli bir zaman sonra pir sultan abdal’a “pirim bana himmet ver de bir makama geçeyim, büyük adam olayım.” der. pir sultan, “ulan hızır, ben dua ederim, sen büyük adam olursun, paşa, vezir olursun, gelir beni asarsın.” der. pir sultan’ın himmetiyle istanbul’a giden hızır, paşa (vali) olarak sivas’a döner. hızır paşa, şeyhi pir sultan’ı bir gün makamına davet eder ve ona ikramlarda bulunur. pir sultan, ikramları haramla elde edilmiş şeyler olduğunu düşündüğü için yemeyi kabul etmez. hatta köpeklerinin bile bu haram şeyleri yemeyeceklerini söyler. gerçekten de köpekler önlerine konan yemekleri yemezler. hızır paşa, bu yapılanları hakaret olarak görür ve pir sultan’ı toprakkale’de hapseder. bir zaman sonra içinde ‘şah’ sözcüğü geçmeyen üç şiir söylerse pir sultan’ı affedeceğini söyler. pir sultan sırasıyla, hızır paşa bizi berdar etmeden / açılın kapılar şah’a gidelim; kul olayım kalem tutan eline / kâtip ahvalimi şah’a böyle yaz ve ala gözlü pirim sen himmet eyle / ben de bu yayladan şah’a giderim ayaklı şiirleri söyler. hızır paşa, bu üç şiiri dinledikten sonra pir sultan’ın asılmasını emreder. pir sultan abdal asıldıktan sonra hırkasının darağacında asılı kaldığı kendisinin ise sivas’ı, dört farklı yönden terk ettiği halk arasında yayılır (boratav ve gölpınarlı 1943: 35-39).
pir sultan abdal, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmak ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır. halk edebiyatımızın yüz aklarındandır.
pir sultan abdal’ın yaşamı gibi ne zaman ve nerede öldüğü de kesin olarak belli değildir. onun ölümü üzerine çok sayıda rivayet bulunmaktadır. pir sultan abdal’ın safevi taraftarlığı ve bu taraftarlığı sebebiyle katılmış olabileceği birtakım kalkışmalar dolayısıyla sivas’ta belli bir süre hapsedildiği ve akabinde de bugün kepçeli olarak bilinen yerde bir zaman kendisinin müridi de olan sivas valisi hızır paşa tarafından astırıldığı rivayet edilmektedir. pertev naili boratav’ın tespit ettiği rivayete göre, sofular köyünde yaşayan hızır, banaz’a gelerek pir sultan abdal’a mürit olur. belli bir zaman sonra pir sultan abdal’a “pirim bana himmet ver de bir makama geçeyim, büyük adam olayım.” der. pir sultan, “ulan hızır, ben dua ederim, sen büyük adam olursun, paşa, vezir olursun, gelir beni asarsın.” der. pir sultan’ın himmetiyle istanbul’a giden hızır, paşa (vali) olarak sivas’a döner. hızır paşa, şeyhi pir sultan’ı bir gün makamına davet eder ve ona ikramlarda bulunur. pir sultan, ikramları haramla elde edilmiş şeyler olduğunu düşündüğü için yemeyi kabul etmez. hatta köpeklerinin bile bu haram şeyleri yemeyeceklerini söyler. gerçekten de köpekler önlerine konan yemekleri yemezler. hızır paşa, bu yapılanları hakaret olarak görür ve pir sultan’ı toprakkale’de hapseder. bir zaman sonra içinde ‘şah’ sözcüğü geçmeyen üç şiir söylerse pir sultan’ı affedeceğini söyler. pir sultan sırasıyla, hızır paşa bizi berdar etmeden / açılın kapılar şah’a gidelim; kul olayım kalem tutan eline / kâtip ahvalimi şah’a böyle yaz ve ala gözlü pirim sen himmet eyle / ben de bu yayladan şah’a giderim ayaklı şiirleri söyler. hızır paşa, bu üç şiiri dinledikten sonra pir sultan’ın asılmasını emreder. pir sultan abdal asıldıktan sonra hırkasının darağacında asılı kaldığı kendisinin ise sivas’ı, dört farklı yönden terk ettiği halk arasında yayılır (boratav ve gölpınarlı 1943: 35-39).
pir sultan abdal, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmak ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır. halk edebiyatımızın yüz aklarındandır.
devamını gör...
arkeoloji
dilimizde kazıbilim diye yanlış bir şekilde tanımlanan sosyal bilim dalıdır. onun yerine eskibilim ya da eskiyi bilmek desek daha açıklayıcı olur.
avrupa burjuvazisinin babası olan ortaçağı reddedip dedesi olan antikçağı kucaklaması ile ortaya çıkmıştır eskiyi bilme arzusu... buna binaen de arkeoloji doğmuştur. 20. yüzyılda biraz seyyahlık, biraz kolleksiyonerlik, biraz da casusluktan türeme bir meslektir.
avrupa burjuvazisinin babası olan ortaçağı reddedip dedesi olan antikçağı kucaklaması ile ortaya çıkmıştır eskiyi bilme arzusu... buna binaen de arkeoloji doğmuştur. 20. yüzyılda biraz seyyahlık, biraz kolleksiyonerlik, biraz da casusluktan türeme bir meslektir.
devamını gör...
hayat kalitesini artıran küçük detaylar
çok cephede savaşan her insan, hayatın kosturmacasından uzaklaşıp hergün en az 2 saat kendine vakit yaratmalı (yürümek,okumak ve düşünmek için)
devamını gör...
mersinli cihangir
izlemekten keyif aldığım bir internet ünlüsüdür.
iyi ki de ünlü olmuştur.
iyi ki de ünlü olmuştur.
devamını gör...
palto (öykü)
müthiş bir gogol öyküsüdür.
rus edebiyatı denince nitelikli okurların aklına hep belli başlı figürler gelir. bu kaçınılmazdır. belki de her edebiyatın bu tür tekrar eden satırları vardır ama sanki bu rus edebiyatında çok daha belirgin. bana öyle geliyor da olabilir ama elime rus bir yazarın kitabını alınca sanki çok iyi bildiğim bir sokakta yürürmüş gibi bir hisse kapılıyorum.
örnek vermek gerekirse; sanki her romanda şeker alacak parası olmadığı için çayı şekersiz için birisi var, ya da çayını mutlaka votka katan birileri. kıyafetleri eskidiği için sürekli bir yerlerine yama yaptıranlar mutlaka var. oda oda kiralanan bir apartmanda çatı katında soğuktan titreyen birileri mutlaka çıkar karşımıza. daha yüksek seviyede bir memur olmak isteyen biri, soylu partilere karışmaya çalışan düşük seviyeli bir memur, bukleli saçları yanaklarına dökülen genç bir soylu, sert bakışımla soğuk ama yakışıklı bir subay...
ama tüm bunların arasında sıyrılıp çıkan tek şey, en yukarıda ışıl ışıl parlayan tek şey : palto... (bkz: dostoyevski) “ hepimiz bir paltodan çıktık” demiş... o palto’ işte bu palto...
rus edebiyatı denince nitelikli okurların aklına hep belli başlı figürler gelir. bu kaçınılmazdır. belki de her edebiyatın bu tür tekrar eden satırları vardır ama sanki bu rus edebiyatında çok daha belirgin. bana öyle geliyor da olabilir ama elime rus bir yazarın kitabını alınca sanki çok iyi bildiğim bir sokakta yürürmüş gibi bir hisse kapılıyorum.
örnek vermek gerekirse; sanki her romanda şeker alacak parası olmadığı için çayı şekersiz için birisi var, ya da çayını mutlaka votka katan birileri. kıyafetleri eskidiği için sürekli bir yerlerine yama yaptıranlar mutlaka var. oda oda kiralanan bir apartmanda çatı katında soğuktan titreyen birileri mutlaka çıkar karşımıza. daha yüksek seviyede bir memur olmak isteyen biri, soylu partilere karışmaya çalışan düşük seviyeli bir memur, bukleli saçları yanaklarına dökülen genç bir soylu, sert bakışımla soğuk ama yakışıklı bir subay...
ama tüm bunların arasında sıyrılıp çıkan tek şey, en yukarıda ışıl ışıl parlayan tek şey : palto... (bkz: dostoyevski) “ hepimiz bir paltodan çıktık” demiş... o palto’ işte bu palto...
devamını gör...
uyuz moderatörler
beyaz futbol'un şuanda ki moderatörü. uyuz adam, o ritme ayak uyduramıyor. ah ulan ertem zamansız çekip gittin.
devamını gör...
tavla vs satranç
tavla şans, satranç ise bilgi ve pratik gerektirdiği için karşılaştırılmalarını doğru bulmadığım versus.
devamını gör...
oruç tutmak
tutan arkadaşlara allah kabul etsin dediğimiz başlıktır.
devamını gör...
babaların kızlarına hitap biçimleri
hitap edecek doğru düzgün bir babanın olmaması. benimkisi yaşayan ölü....
devamını gör...
unutursun mihribanım
abdurrahim karakoç şiiri. mihriban için her seferinde unutursun dediği halde, kendi için hiç unuturum diyemediği şiir. unutamamış ta zaten mihriban adında kızı olunca nasıl unutabilir ki. mihriban unutmuş mudur unutmamış mıdır orasını bilemem fakat biri banamihribanve unutursun mihribanım gibi iki şiir yazsaydı ben ölsem unutamazdım.
yıllar sinene yaslanır;
hâtıraların paslanır.
bu deli gönlün uslanır...
unutursun mihriban'ım.
süt emerdin gündüz-gece,
unuttun ya, büyüyünce...
ha işte tıpkı öylece
unutursun mihriban'ım.
gün geçer, azalır sevgi;
değişir her şeyin rengi.
bugün değil, yarın belki,
unutursun mihriban'ım.
düzen böyle bu gemide;
eskiler yiter yenide.
beni değil, sen seni de,
unutursun mihriban'ım.
yıllar sinene yaslanır;
hâtıraların paslanır.
bu deli gönlün uslanır...
unutursun mihriban'ım.
süt emerdin gündüz-gece,
unuttun ya, büyüyünce...
ha işte tıpkı öylece
unutursun mihriban'ım.
gün geçer, azalır sevgi;
değişir her şeyin rengi.
bugün değil, yarın belki,
unutursun mihriban'ım.
düzen böyle bu gemide;
eskiler yiter yenide.
beni değil, sen seni de,
unutursun mihriban'ım.
devamını gör...
bir dergiye yazı yollamış yazarlar veri tabanı
askerlik yaptığım dönemde mesaiden sonra asteğmen arkadaşlarla dışarı çıkıp bir arkadaşın evinde toplanmıştık. playstation oynayıp efendi efendi alkol alırken bir anda telefonum çaldı.
alay komutanının habercisi komutanın beni acilen birlikte beklediğini söylediğinde saat akşam dokuz civarı idi. hemen bir taksiye atlayıp gittim ve komutana tekmilimi verdim. bana, “sabah ilk iş olarak bu gece yazmak zorunda olduğum harp teknikleri konulu makaleyi okuyacağını söyledi.” emrederdi komutanım, hemen odaya gidip yazmaya başladım.
işin tuhaf yanı ben bir asker değildim, askeri bir eğitimim yoktu ve bilgisayar oyunları konusunda da zırcahildim. yabancı birkaç kaynak buldum, birkaç türkçe kaynak buldum. yabancı olanları çevirdim, türkçe olanlarla harmanlayıp bir makale yazdım. alkolün verdiği özgüven de etkili oldu elbette bu yazının yazılmasında.
yazıyı komutana verdikten bir hafta sonra komutan beni yeniden odasına çağırıp kara kuvvetleri dergisinde çıkan makaleyi gösterdi gururla ancak altında topçu kurmay albay bilmemkim şeklinde kendi ismi yazmaktaydı.
t: askerdeyken ismini vermek istemeyen seyirci olarak yazı gönderen yazarlardan biri olarak dahil olduğum veri tabanıdır.
alay komutanının habercisi komutanın beni acilen birlikte beklediğini söylediğinde saat akşam dokuz civarı idi. hemen bir taksiye atlayıp gittim ve komutana tekmilimi verdim. bana, “sabah ilk iş olarak bu gece yazmak zorunda olduğum harp teknikleri konulu makaleyi okuyacağını söyledi.” emrederdi komutanım, hemen odaya gidip yazmaya başladım.
işin tuhaf yanı ben bir asker değildim, askeri bir eğitimim yoktu ve bilgisayar oyunları konusunda da zırcahildim. yabancı birkaç kaynak buldum, birkaç türkçe kaynak buldum. yabancı olanları çevirdim, türkçe olanlarla harmanlayıp bir makale yazdım. alkolün verdiği özgüven de etkili oldu elbette bu yazının yazılmasında.
yazıyı komutana verdikten bir hafta sonra komutan beni yeniden odasına çağırıp kara kuvvetleri dergisinde çıkan makaleyi gösterdi gururla ancak altında topçu kurmay albay bilmemkim şeklinde kendi ismi yazmaktaydı.
t: askerdeyken ismini vermek istemeyen seyirci olarak yazı gönderen yazarlardan biri olarak dahil olduğum veri tabanıdır.
devamını gör...
sözlüğün en zeki ve güzel kadını
devamını gör...
dom za vesanje
asıl ismi dom za vesanje olan emir kusturica filmi. ederlezi’nin zihninize kazınmasını sağlar film, perhan’ın hayallerinin gerçek dünyanın sert duvarlarına çarpıp katılaştırdığı kalbine inat yumuşacık olur içiniz müzikle.
devamını gör...
la bu islam ne etti size
bu ülkede yaşayıp, bana bir şey yapmadı diyen net iki yüzlüdür. mahallede, evde, okulda şurda burda inançsızlar düşüncelerini bastırmak zorunda kaldı ve bu hala devam ediyor. yalansa yalan diyin
devamını gör...