atatürkçülük
dogmaları bırakıp ilerleyin ters düşersem bilimi seçin diyen bir fikirdir ancak ağır gelenler kaldıramayıp çamur atabilir. aldığı iki lirasından biriyle kitap alan atatürk'ün oda dolusu kitaplarını gördükten sonra dahi örnek alınması gerektiğine karar verip nutuk'unu okudum ve onun kadar başarı elde edememişlerin kinlerine nefret söylemlerine rağmen yaptığı hamlelerin bilime, milletin hürriyetine, kadın haklarına, çocuklara verdiği değer, bıraktığı cumhuriyet, ülkesini dert edip sil baştan tarih açması azminden sonra bile izinden gidilmesi gerektiğini gördüm.
devamını gör...
seni asla bırakmayacağım
içi boş bir söz.
devamını gör...
dandik entrylerin fazla sayıda beğenilmesi
katılmadığım önerme. bahsettiğiniz tanımların daha çok oylanması yazarın takipçisinin çok olmasından sebep. sadece takip ettiği yazarları okuyan yazarlar var. ben de önce takip ettiğim yazarların o gün paylaştıklarını okurum, beğendiklerimi oylar daha çok beğendiklerimi favorilerime alırım. akış veya bilgi bölümünde de tanım gireceksem o başlıktaki tüm tanımları okur beğendiklerimi oylarım. bazen sadece ilgimi çeken başlığa girer okur, oylarım. insanların ilgi alanları farklı. geyik muhabbeti bilgi içerikli bir tanımdan daha çok oy alabilir. bu çok normal. bilgi bilgi nereye kadar. bu da kafa sonuçta.(swh)
sadece oylayarak en beğenilen tanım oluyor demek o yazarın emeğine ve yazdıklarına haksızlık olur. sen beğenmezsin o beğenmez ama başkası beğenir. tü kaka demek yersiz.
sadece oylayarak en beğenilen tanım oluyor demek o yazarın emeğine ve yazdıklarına haksızlık olur. sen beğenmezsin o beğenmez ama başkası beğenir. tü kaka demek yersiz.
devamını gör...
kalp kırıcı sözler
sözlerden ziyade söyleme şekli kalp kırıklığına sebep olanlardır. "aptal şey" diyerek sana sevgisini hissettiren de var, "gitmeni istemiyorum" derken sana yol açan insanlar da var. ne söylediğin değil de nasıl söylediğindir kalbi kıran.
devamını gör...
siyah bez örtülü küp şeklinde binaya tapmak
aklımı karıştırdı diyeceğim başlık..
devamını gör...
kot şort
kot şort alınmaz, eğer bi pantolon artık paçalardan kullanılmaz hale geldiyse terzide istenilen boyda kestirilip şort yapılır efenim. kısa olması tercihimiz çünkü yazın o sıcağında pantolon vs dayanılmaz oluyo. sonra bütün yaz totodan çıkmaz *
devamını gör...
elfida
omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın, elfida, hep aklımda kalacaksın dizeleriyle özdeşleşen haluk levent şarkısıdır.
devamını gör...
hititler
#506883 numaralı tanımda bahsedilen pankuş'un ortadan kalkmasının müsebbibi telipinus'dur. yalnız adam bir yerde de haklıdır. kurt marek'in anlattıklarına göre; meclis özellikle taht entrikalarında doğrudan rol oynamış. özellikle meclisteki soyluların rahiplerle iş birliği yapıp, hitit sarayını ''game of thrones'' dizi setine çevirdikleri gibi bir rivayet var. artı pankuş meclisi soylulardan oluştuğu için hükümdar açısından her daim ciddi anlamda riskli bir yapıydı. hepsi soyunun sopunun en nihayetinde hükümdar olabilecek, asil kanı taşıdığına inanan sivri zekalarmış, yani tabi ben hiç birini tanımıyorum. söyleyenlerin yalancısıyım. yalnız meclisin tamamen kaldırıldığı mevzusu konusunda bir netlik yok. misal yine marek bu konuda meclisin tamamen ortadan kaldırılmadığını, diğer alanlardaki yetkiler elinden alınmasına rağmen yargı yetkisini devam ettirdiğini anlatır. aslında o yetkide az buz bir yetki değildir. hükümdar'ın cinayet suçundan yargılamasını yapma hakkına sahiplerdir. diyelim ki, kral birini öldürdü ya da bir cinayetin azmettiricisi oldu. aman ki aman, eğer soylular meclisi, bu durumu kanıtlayabilecek delilleri ortaya koyarsa, kralı ölüm cezasına bile çarptırabiliyordu. yani telpinus bile bu adamların elinden ciddi anlamda yetkilerini almış olsa dahi kellesini bunlara emanet etmek zorunda kalmıştır. hititlerin aynı dönemlerdeki krallık uygulamalarından farklı bir nitelik arz ettiğini görürüz. tanrı kral falan muhabbeti yoktur. kral insandır * bu yönüyle de, aklı selim bir uygarlık olduklarını söylenebilir.
tabi bir de kral anittas mevzusu var. adam öyle bir lanet okumuş ki, bir türlü kuyruğu doğrultamamış garipler. zamanım olunca o lanetle ilgili de krala ayrı bir başlık açıp, yazarım.
tabi bir de kral anittas mevzusu var. adam öyle bir lanet okumuş ki, bir türlü kuyruğu doğrultamamış garipler. zamanım olunca o lanetle ilgili de krala ayrı bir başlık açıp, yazarım.
devamını gör...
cin diye bir şeyin olmadığı gerçeği
hakkında konuşuyoruz diyen arkadaşa dünyanın bir çok antik toplumuna ait mitolojiler hakkında da konuşuyoruz, onlar gerçek mi sizce? 3 başlı köpek falan? saçları yılan olan kadın?
devamını gör...
evli çiftlerin aynı yatakta uyuma saçmalığı
yatak odasını ayırmak ya boşanmanın ya yaşlanmanın göstergesidir.
devamını gör...
sırt tutulması
bölgesine göre insanın hayat kalitesini düşüren hadise. ağır fiziksel iş, belli bir bölgeye yel girmesi, ani veya ters hareket..1.5 haftadır durup durup sonra geri geliyor. mont giyerken iki büklüm kalıp yere yapışmak nedir.
devamını gör...
aile tarafından üzülmek
kalbinin söküldüğünü hissettiğin andır. kısa da sürse ara ara hatırlanır bazen de unutulur gider.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
devamını gör...
günün karikatürü
bugünün karikatürü sözlüğün göz bebeği, küçük kız kardeşi, sevgi pıtırcığı sevgili bal yerine reçel yapan arı'ya gelsin.
doğum günün kutlu olsun boncuk, musmutlu, sağlıklı, hayallerinin gerçekleştiği bir yaş olsun umarım. nice güzel senelere.*
bu vesileyle, sözlüğümüzün ablası sevgili köylü yazardan ironiler'in de resmiyetteki doğum günü kutlu olsun, iyi ki doğmuş da sözlüğün ablası olmuş.*
doğum günün kutlu olsun boncuk, musmutlu, sağlıklı, hayallerinin gerçekleştiği bir yaş olsun umarım. nice güzel senelere.*
bu vesileyle, sözlüğümüzün ablası sevgili köylü yazardan ironiler'in de resmiyetteki doğum günü kutlu olsun, iyi ki doğmuş da sözlüğün ablası olmuş.*
devamını gör...
gülseren budayıcıoğlu
doktor hasta gizliliğini hiçe sayarak tüm hastalarının problemlerini hikayeleştirerek kitaba dökmüş olan yazar.
hipokrat'ın kemikleri sızlıyor.
hipokrat'ın kemikleri sızlıyor.
devamını gör...
iran denince akla gelenler
sinema….
women without men !
izleyin izlettirin zira bence iran’ı anlamaya giriş 101 dersi gibidir.
ferhadi’nin filmleri ile başlarsanız duvara toslamış gibi hissedersiniz ve altyapınız yetersiz ise muhtemelen anlayamazsınız.
bir de iran hikayeleri yani behlülllll. behlül bir gün diye başlayan efsaneleri okuyarak geçti yıllarımız.
women without men !
izleyin izlettirin zira bence iran’ı anlamaya giriş 101 dersi gibidir.
ferhadi’nin filmleri ile başlarsanız duvara toslamış gibi hissedersiniz ve altyapınız yetersiz ise muhtemelen anlayamazsınız.
bir de iran hikayeleri yani behlülllll. behlül bir gün diye başlayan efsaneleri okuyarak geçti yıllarımız.
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
nedense aklıma direkt devlet geldi. benim nickim devlet olurdu.
devlet en büyük mafyadır. hatta bu konu hakkında charles tilly'nin
war making and state making as organized crime adlı bir makalesi var.
buradan türkçe çevirisini okuyabilirsiniz.
devlet en büyük mafyadır. hatta bu konu hakkında charles tilly'nin
war making and state making as organized crime adlı bir makalesi var.
buradan türkçe çevirisini okuyabilirsiniz.
devamını gör...
kaostan kozmosa
kaos (chaos): evrenin düzenden önceki karmaşık, şekilsiz, ayrışmamış, anlaşılmayan ve kontrol edilemeyen hali.
kozmos (cosmos): canlı, iyi ve düzenli bir bütün olarak evren.
büyük patlamadan önce ve hemen sonrasında evren kaos halindeydi. zamanla düzensizlikler düzene doğru dönüşerek kozmosun oluştuğu bilinmektedir.
fizikçilerin söylemine göre evren sürekli olarak düzenini yitirip milyarca yıllık zaman ölçeğinde kaosa doğru gidiyor.
evren sürekli olarak düzensizliğe doğru giderken insanın düzende kalması mümkün müdür ?
derler ki kaos da düzen de bir saatin altında sallanan sarkaç gibi aynı kavramın iki uç noktasıdır. unutulmaması gereken kalıcı bir kaos ve bir düzen yoktur. çünkü her şey yaşar ve her şey değişir. her kaosta evren, bütün düzensizliklerde gizli bir düzen, bütün değişkenlerde sabit bir yasa vardır.
yaşamlarımıza baktığımızda bazı dönemlerinin daha düzenli, mutlu ve huzurlu geçtiğini bazı dönemlerinin de daha düzensiz, mutsuz ve huzursuz geçtiğini görürüz.
görünen o ki düzensizlikten kaçış yok. peki düzene tekrar nasıl dönebiliriz. ne kadar çabuk dönebilirsek o kadar iyi değil midir ?
farkındalık seviyemizi artırıp bir düzensizlik dönemine girdiğimizi anladığımızda kendimizi yönetebilmeyi tekrar başarabildiğimizde yeniden düzene doğru gittiğimizi göreceğimiz açıktır. insanın kendini kontrol etmesi ne demektir ? kişinin sahip olduğu duygu ve düşünceleri kontrol altına alıp, onları olumlu amaçlara yönledirebilmektir.
kozmos (cosmos): canlı, iyi ve düzenli bir bütün olarak evren.
büyük patlamadan önce ve hemen sonrasında evren kaos halindeydi. zamanla düzensizlikler düzene doğru dönüşerek kozmosun oluştuğu bilinmektedir.
fizikçilerin söylemine göre evren sürekli olarak düzenini yitirip milyarca yıllık zaman ölçeğinde kaosa doğru gidiyor.
evren sürekli olarak düzensizliğe doğru giderken insanın düzende kalması mümkün müdür ?
derler ki kaos da düzen de bir saatin altında sallanan sarkaç gibi aynı kavramın iki uç noktasıdır. unutulmaması gereken kalıcı bir kaos ve bir düzen yoktur. çünkü her şey yaşar ve her şey değişir. her kaosta evren, bütün düzensizliklerde gizli bir düzen, bütün değişkenlerde sabit bir yasa vardır.
yaşamlarımıza baktığımızda bazı dönemlerinin daha düzenli, mutlu ve huzurlu geçtiğini bazı dönemlerinin de daha düzensiz, mutsuz ve huzursuz geçtiğini görürüz.
görünen o ki düzensizlikten kaçış yok. peki düzene tekrar nasıl dönebiliriz. ne kadar çabuk dönebilirsek o kadar iyi değil midir ?
farkındalık seviyemizi artırıp bir düzensizlik dönemine girdiğimizi anladığımızda kendimizi yönetebilmeyi tekrar başarabildiğimizde yeniden düzene doğru gittiğimizi göreceğimiz açıktır. insanın kendini kontrol etmesi ne demektir ? kişinin sahip olduğu duygu ve düşünceleri kontrol altına alıp, onları olumlu amaçlara yönledirebilmektir.
devamını gör...
cadı hikayeleri

hayatımda karşılaştığım ilk cadı bir kelt cadısıydı. o zamanlar ankarada öğrenciydim, avukatlık bir işim vardı sakarya caddesinde, baya eski, büyük bir bina vardı adını hatırlayamıyorum iş hanı gibi bir şeydi, ama öyle betonarme ve ruhsuz cansız kasvetli bir yapı inşaa etmişlerki daha içeri girer girmez insanı boğuyor. dışarısı baya canlı ve kalabalıkken binaya girince simülasyondan gerçek hayata geçmişsiniz gibi tuaf bir his uyandırıyordu. işin garip tarafı bende, ustalıkla, ciddiyetle yapılmış mimari yapıların ve el yapımı objelerin eskidikçe ve diğer insanların yaşantılarına şahit oldukça onların enerjisini biriktirip kendine yeni bir kişilik oluşturduklarına dair garip bir inançta var. öyle yapılarla ve objelerle karşılaşınca enerjilerini hissedebiliyorum. bu bina da uğursuz ve kötü bir enerji yayıyordu.
asansör ilk 3 kata çıkmıyordu sonraki katlara çalışıyordu sadece, tek başıma bindim ve 5. kata çıktım, ucuz yollu iş çözen bir avukat için şaşılacak bir yazıhane olmamalı diye düşündüm. asansörden çıkınca koridordaki temizlikçi veya çaycıdan birisine 49 nolu yazıhaneyi sormak istedim fakat ikiside aynı yöne doğru hızlıca gittikleri için yetişemedim. arkama baktığımda yönlendirici bir tablo gördüm koridorun solundan tekrar sola dönmem gerekiyordu. odayı buldum ve kapının dışındaki zile kısa aralıklarla iki defa bastım. yüzlerce yazıhane olmasına rağmen pek az insan vardı binada, boğuk sesler ve duvarlarda oynayan gölgeler dışında birine denk gelmek güçtü. herkes terkedilmiş metruk bir binada saklambaç oynuyor gibiydi.
kapıyı orta yaşlı bir teyze açtı, avukat beyle görüşeceğimi söyledim, içeri aldı beni, bekleme odasına geçtim, avukatın görüştüğü bir müvekkili varmış. binadaki atmosfere uygun bir şekilde, bekleme odasındaki her şey en az 20 yıllık belki daha eski şeylerdi. binanın iç kısmındaki havalandırma alanına bakan küçük bir pencere vardı odada, diğer yazıhanelerin pencerelerini görebiliyordum oturduğum yerden ama çoğuna perde çekilmiş yada hareketsizlerdi. sekreterin, beklerken bir şey içmek ister misiniz? sorusuyla irkildim,
-orta şekerli kahve mümkünse.
masadaki gazete ve dergilerden avukatın politik duruşu rahatça anlaşılabilirdi. içeriden zaman zaman kahkaha sesleri geliyordu. avukat müvekkiliyle iyi vakit geçiriyor gibiydi. umarım işi erken hallederimde çıkışta yağmura yakalanmam diye düşünüyordum. hava kapalıydı yanımda şemsiye yoktu kıyafetlerim mahvolurdu. birden zilin çaldığını duydum, uzunca ve tek sefer basıldı zile. sekreterin giydiği topukludan çıkan tak tak sesler kapıyı açmasıyla son buldu. ağlamaklı bir kadın sesi işittim avukat beyi soruyordu sekreter onuda içeri, bekleme odasına aldı. en az 1.80 boyunda beyaz tenli, siyah saçlarını topuz yapmış vatkalı uzun lacivert bir elbise giymiş ay tanrıçası gibi bir kadın. kahretsin ki bende venüstrafobi var güzel bir kadın görünce anlamsız bir şekilde tedirgin oluyorum. kadını görür görmez oturduğum yerde daha bi toparlanma ihtiyacı hissettim. bana bakıp nazikçe merhabalar dedikten sonra, kolundaki çantasını kucağına koyup karşımdaki koltuğa yerleşti. görgülü bir hanımefendi gibi bacaklarını birleştirip ikisini de yana doğru yatırarak oturup, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
güzel kadınlar beni çok rahatsız eder, aynı ortamda durmak bile işkence gibi gelir. kan basıncım yükselir, elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemem...sekreter, beklerken ikram olarak ne arzu ettiğini sordu. kadın, eğer varsa bir fincan karadut çayı, yoksa bir bardak su kafi, dedi. kapıdan girdiği sıra hariç, kadına tekrar bakmaya çekindim, göz göze gelmemek için dergilerden birini alıp karıştırmaya ve rahatlamaya çalıştım. aşırı güzel kadınlardan korktuğum kadar o ürkütücü güzelliğin cazibenin beni çekmesinede dayanamam, içimi kemiren bir merakla daha iyi görmek bakmak isterim. gizlice gayet doğal refleksleri taklit ederek, çok kısa bir anlığına tekrar kadını süzdüm. kocaman göğüsler ve gayet cüretkar bir degaje ortasında, ucunda haç olan bir kolyesi vardı. bu farklı bir haçtı katolik haçı yada malta haçı değil, bu ortasında küçük bir daire olan kelt haçıydı.
***********
ankara, keltlerin yani galatyalıların kurduğu bir şehir, belkide buranın en soylu ailelerindendir, gibi saçma bir düşünce geçti kafamdan, binlerce yıl sonra hala burda kalan keltler olabilir mi? kelt haçı paganların haçı olarakta bilinir, hristiyanlıktan çok iskandinav paganlarıyla ilişkili hatta mısırlıların ankh haçıyla çok benzer bir sembol. sıradan bir hristiyan neden kelt haçı taksın ki? bu dini bir sembolden çok paganik bir haç, hiç bir hristiyan mezhep bu haçı kullanmaz. belki de kullanır bilemiyordum. sekreter elinde tepsiyle içeri girdi ve herkesin dikkatinin dağıldığı bu anda kadına tekrar bir anlığına bakma şansım oldu.
-orta şekerli kahveniz.
-teşekkür ederim.
çayını alırken bir kaç defa daha baktım, dolgun bir yüzü, düzgün ve biçimli hatları var, neredeyse kusursuz diye içimden geçirdim. elimde oyalanıp durduğum dergiyi kahvemi içmek için kenara bıraktım. bu kadar güzel bir kadınla aynı odada kalmak beni çok geriyordu. ruhum sıkışıyor, bedenim eziliyordu sanki. rujunu kırmızının öyle bir tonundan seçmişki teniyle dudakları arasında, düşünmeden ölüme atlamak isteyeceğiniz derin bir uçurum varmış gibiydi.
-siz, ne kadar oldu bekleyeli?
kısa bir anlığına, hiç üzerime alınmadım benimle konuştuğu aklımın ucundan bile geçmedi. kiminle konuştuğuna şaşırdım hatta. biraz afalladıktan sonra,
-yoo, sizden bir kaç dakika önce geldim bende.
birden kafasını dış kapıya doğru çevirip, yüksek ve tehditkar bir ses tonuyla,
-pardon, burda sigara içebiliyor muyuz? diye seslenmesiyle sekreterin kapıya gelmesi çok sürmedi,
-tabi, size küllük getireyim.
sekreterin onayını aldıktan sonra bana dönüp,
-rahatsız olmazsınız değil mi?
-aslında bende kullanıyorum. dedim, şimdi beklediğim şey sigarasından bana da ikram etmesiydi sonuçta ortamın kontrolünü hak talep ederek ele geçirmişti. şimdi adalet dağıtması gereken kısım başlıyordu. yalandan hesabı ödemeye çalışan ama pekte hevesli olmayan tipler gibi ceplerimi yoklamaya başladım.
-buyrun, burdan için.
normalde başkasının uzattığı sigarayı reddederim ama bu kadar güzel bir kadının ikram ettiği sigarayı içmemeye kesinlikle karşı koyamazdım. ademin kendisine uzatılan yasak elmayı neden reddedemediğini o an büyük bir aydınlanma yaşıyormuşçasına idrak ettim. yinede tuaf bir şey vardı, sigaralar elle sarılmış ve bir tabakanın içindeydi. bir defa almak için uzanmış bulundum ne olursa olsun içecektim, üstelik içinde kenevir falan varsa pekte yabancı olduğum bir şey değildi.
-teşekkürler, sarma sigara mı bu? yinede sorguladım ama tamamen normal davranmak için kendimi zorladığım için sordum.
-evet, özel bir harman tütünü bazı bitkilerle aromalandırdım.
ne? tütünü neyle aromalandırabilir ki yaban mersini suyuna batırıp marine mi etti? inanılmaz zevkleri olan gizemli bir kadın.
-ne tür bitkiler? bu soruyu ancak sigaramı yakıyorken sorabilirdim, yakmadan sormak güvensizlik yaratırdı.
-atropa belladona ve pelin otuyla karıştırdım. pelin otu güzel bir tat bırakıyor, diğeride biraz gevşemeni sağlıyor.
-ilginç, daha önce hiç böyle bir karışım duymadım, dedim. sigaradan çektiğim ilk nefes biraz sertti farklı bir tadı vardı, sigaranın içinde başka bir şeyler olduğu kesindi. artık kadına daha rahat bakabiliyordum, degajesi öyle bir girdap yaratıp beni içine çekiyordu ki gözlerimin kaymasına engel olamıyordum. göğüslerinin arasındaki kelt haçına tutunup kendimi boğulmaktan kurtarıyordum her seferinde. kadınla iletişim kurdukça daha çok rahatsız olsamda kendimi alıkoyamıyordum. şu kelt haçını neden takmıştı acaba.
masada ki gazetenin tarihi gözüme takıldı 31 ekim, kenarda, üzerine korkutucu bir gülen surat kazınmış bal kabağı fotoğrafı duruyordu. 31 ekim, 1 kasım... bu gece samhain bayramı yani cadılar bayramı diye bildiğimiz aslında kelt halkına ait olan kutsal bir gün. kendiliğinden kaşlarım çatılmaya başladı. arkama yaslandım, sigaradan daha derin ve daha hızlı nefesler alıyordum, elimde olmadan zihnim bir şeyleri birleştirmek istiyordu...
**********
buraya ne için gelmiştim? kadın resmen aklımı başımdan aldı. hava kararmak üzere, avukat hala içerdeki müvekkili ile görüşüyor. bende burda venüstrafobi atakları geçiriyorum. çıplak gözle güneşe bakmaya ne kadar dayanabiliyorsam, bu kadına bakmaya da o kadarcık dayanabiliyordum. karbeyaz teninin ne kadar yumuşak ve pürüzsüz olabileceğini hayal ettim. yüzüne nispeten ayaklarına bakmaya cesaret edebiliyordum, bu havalarda çorapsız, bilekten sarmalı topuklu ayakkabı giyilir mi üstelik tertemiz, dış kapıya kadar arabayla gelmiş olmalı. sadece ayak bilekleri bile bir kadının güzelliğini tek başına anlatabilecek kadar bilgi verir insana. bilekten sarmalı topuklu, ayağı kitap gibi gösteren en hoş kadın ayakkabısı, kadın çok zevkli kıyafeti, çantası sigara içerken ki yüz ifadesi, jestler dumanı üfleyişi, o dumanın odanın içinde yayılıp soluduğum havayla ciğerlerime dolması, her şey fevkalade...
-öğrenci misiniz?
duyduğu sesle irkilip, uykudan uyanan bir çocuk gibi ayıldım daldığım yerden.
-evet öğreniyoruz. yani evet öğrenciyim.
öğreniyoruz mu dedim ben? ağzım mı gevşedi acaba, kendimi tuaf hissediyordum.
-hangi bölüm?
-türk ana halk dilimi bölü, nele oluyor konujamıogn. (öksürüp boğazımı temizlemeye çalışıyorum) kahvemden bir yudum aldım, dilim kütük gibi ağır, oynatamıyordum.
-ahhaahaa iyi misiniz?
bu sinsi gülüş, tam bir cadı kahkahası.
-ana veriğin sıgara işinde ne ardı?
öyle küçümseyici bakışlarla, bana bir kuklaymışım gibi bakıp gülümsüyordu.
-biraz atropa belladonna yağı ve pelin otu vardı sadece, hoşuna gitmedi mi?
atropa belladonna bella güzel donna kadın demek italyancada, ne yani güzel avrat otundan mı bahsediyor, bu tam cadı işi işte beni zehirledi mi şimdi?
-seeen irrr jadızınn.
ağzım yüzüm yamulmuş gibi hissediyordum çenemi dilimi dudağımı zorla kımıldatabiliyordum. daha önce güzelliğinden korktuğum kadının şimdide şerrinden korkmaya başladım psikoz geçirmeme ramak kalmıştı. tüm uzuvlarıma ağırlıklar çökmüş vucudumda bir karıncalanma başlamıştı kıpırdayamıyordum ve odadaki her şey büyüyordu. kadın bana sinsice baktı ve,
-beni farkedeceğini biliyordum bu yüzden seni seçtim.
-he sejmesi?
-auranı görebiliyorum, seni içeri girerken gördüm ve takip ettim, bu gece birini baştan çıkarmam lazımdı malum ritüeller, sende bunun için çok uygun görünüyordun. aahhhahhhaa.
-gkonyen, zeen ir helt jadısızın.
-ahhhaaahhhha yok artık bunu nasıl anladın, seni hafife almışım sanırım. söylemek istediğin başka bir şey varsa şimdi tam zamanı çünkü birazdan uçmaya başlayacaksın ve uyanınca benimle karşılaştığın için çok sevineceksin.
-zehnde aynı sıgaradn içjdin ama benib givi olmadın neden??
-ahhhahhhaa çok sevdim seni, bundan sonra yediğine içtiğine dikkat edersin...
bunu söylerken karadut çayı içtiği fincanı elinde sallıyordu cümlesini bitirip fincandaki son yudumuda içerken bana göz kırptı. karadut çayı pan zehir olmalıydı. tanrım dünyanın en güzel kadını karşımda ve ben çarpılmış gibi hissediyordum. cadı veya uzaylı daha önce bu levelde bir güzellik görmemiştim şiddeti giderek artan bir zarafet... onu istiyordum, yürekten istiyordum, her zerrem onu arzuluyormuşçasına dilim damağım kurumaya başladı. kilitlenen vucudum hafiflemeye başladı, kasıklarımda soğuk ve ferahltıcı bir esinti başladı, testislerimin içindeki 4 silindirli turbo motorun pistonları vızırvızır çalışmaya başladı. aletim, paladyum nikel karışımı tank zırhı delen kalibresi 1500 bir mermi gibi ateşlenmeye hazır hale geldi.
sertleştim, kilitlendim, öfkeliydim, şehvet doluydum, eğer bana verdiği zehirli bitki beni öldürmezse çok kötü bir trip yaşayacaktım. önce bakışım bulandı daha sonra renkler hiç olmadıkları kadar parlamaya başladılar. kafam kafatasımdan sızıyordu, istediğim her şeyi görebiliyordum, kadının bacaklarını hayal etmeye başladığımda elbisesi yok oluyordu. hemen göğüslerini görmek istedim kadın çırılçıplaktı, uzanmak istiyordum, bedenim koltuğa yapışık olduğu halde hayaletimin kadına doğru uzanmasını hissettim. bedenimden çıkabiliyordum kadın çıplaktı, göğüslerini tutmak için elimi uzatıp dokunduğumda parmağıma bir diken battığını hissettim, dokunduğum yerden yani göğsünden bir anda çiçekler yeşillenmeye başladı hızlıca büyüyen sarmaşık çiçeği kadının bütün vucudunu sardı ve daha sonra koltuktaki bedenimi de ayaklarından yakalayıp sarmaya başladı o sarmaşık.
yavaşça farklı bir şekilde nefes aldığımı hissettim hayalet gibiydim silüetim vardı ama cismim yoktu duvarlardan geçebilirdim. sarmaşık yavaş yavaş kaybolmaya başladı ve tarifi imkansız bir huzur kaplamaya başladı içimi. her şey mavinin ve beyazın boşluğuna dönüşmeye başladı, her hangi bir zemine basmıyordum yerde yada havada değildim ama istediğim yöne süzülebiliyordum. var olmanın dayanılmaz hafifliği böyle bir şey olmalıydı galiba. zihnim giderek bulanıklaşmaya başladı sanki hep buradaymışım gibi hissetmeye başladım. gözlerimi kapatsamda görmeye devam ediyordum. artık başka bir şey olduğumu düşünmeye çalışırken tam orada film koptu ve gerisini hatırlayamıyorum malesef...
gözümü açtığımda acilde kolumda serumlaydım, hemşireyi yıllardır tanıyormuşum gibi o kadın nerde diye sordum hala bilincim yerinde değildi. daha sonra acil çalışanlarından öğrendiğim kadarıyla avukatın sekreteri beni baygınlık sebebi ile hastahaneye getirmiş tam 4 saattir kendimde değilmişim.
bir daha o cadıyla hiç karşılaşmadım, beni bir kurban olarak seçmişti beni bir oyuncak gibi kullanmıştı, bir daha asla böyle bir şeye izin vermemek için cadılara karşı yöntemler geliştirmeye karar verdim.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
sofrayı kendim kurdum diye boburlenir
iki tek atınca uçan kuşa kuruluverir
sen iflah olmazsın paşam..
bir yetmişlik bir ömür boyu gider sana..
iki tek atınca uçan kuşa kuruluverir
sen iflah olmazsın paşam..
bir yetmişlik bir ömür boyu gider sana..
devamını gör...
