san sebastian cheesecake
son dönemlerin favori tatlılarından biridir. seven ve sevmeyen kesim oranı baya yüksek olmakla beraber en güzel nerede yenir tartışmaları var sormayın gitsin. hiç ilgilenmiyorum. evde yapabileceğiniz aşırı basit bir tatlı kendisi. ben seven taraftan olsam dahi dışarıda yediklerimle evde kendi yaptığım arasında farklar olduğundan kendi yaptığımı tercih ederim. hafif bir tatlı olarak tercih edilebilir. yaptığım tarifi vermeyeceğim ama içine 6/7 tane yumurta doldurmanıza gerek olmadığını belirtmek isterim.
devamını gör...
çaylaklar oy kullanamaz
devamını gör...
beğeni bildirimlerini kapatan yazar
öyle bir özellik olduğunu bile bilmiyorum. ama niye kapatayım canım? zaten kafa sözlüğe girince mutlu olma sebeplerimin basında geliyor. beğeni olmayınca da bir üzüntü geliyor. öyle işte.
devamını gör...
yoldaş'ın yetkisini kötüye kullanması
başına güneş geçmiş olabilir.
devamını gör...
uzak durulması gereken üniversite bölümleri
herhangi bir bölümü tercih etmeden önce tercih edeceğiniz üniversitedeki bölümün akademik kadrosunu incelemek de faydalı olabilir. köklü bir üniversitede tercih etmeyi düşündüğünüz bölüm yeni açıldıysa kadro oturmamış, hatta bölümünüzün hocası sizin bölümünüzden mezun olmamış olabilir. tüm derslerinizi iki üç hoca paylaşmak zorunda kalıyor olabilir.
devamını gör...
fransız ihtilali
diğer adı ile fransız ihtilali. 1789 yılında yapılan monarşinin devrilip devrin en otoriter gücü olan katolik kilisesinin gücünü azaltan, reform yapmasına sebep olan devrimdir. batı dünyasında bir dönüm noktası olarak kabul edilir.
devamını gör...
değersizlik hissi
etrafınızdaki insanların teker teker eksildiğini görmek bu hissi yaşamanıza sebep olabilir. bu kimine bir fırsattır kimine göre de çöküştür.
devamını gör...
insan iyi midir kötü müdür sorunsalı
"insanların size karşı olmaları diye bir şey yoktur, onlar kendilerinden yanadır hepsi bu." sözünü hatırlatan soru başlığı.
insanları " iyi" ve" kötü" olarak ayırt etmeyi bırakalı çok oluyor. gençlikte size verecekleri fayda zarar oranına göre iyi ya da kötü diye ayırtetmek zorunda kalıyorsunuz. bir çeşit savunma iç güdüsü sanırım. dünyevi imkanlarınız artmaya, kendi ayaklarınız üstünde durmaya, kişilik olarak kendinizi gerçekleştirmeye başladıkça insanların size zarar vermesi ile ilgili korkularınız da azalmaya belki de kendinize güveniniz artmaya başlıyor. tabi ki bu noktaya gelene kadar bir çok insandan zarar görmeye, iyi sandığınız insanların aslında o kadar iyi olmadığını, hatta kötü olarak sınıflandırmanız gerekip hata ettiğinizi tecrübe etmeye başlıyorsunuz. tam tersi durum da bir o kadar çok oluyor. sizin kötü sandığınız, uzak durmaya uğraştığınız insanların aslında sadece sizin gibi kendi dertlerinden müzdarip olduğunu görüyorsunuz.
şahsen geriye dönüp baktığımda ne kadar çok kişiyi iyiler ve kötüler diye yanlış bölmelere yerleştridiğimi görüp üzüldüğüm çok olmuştur. daha da acınılası durum kaç kişinin kötüler bölmesinde yer aldığımı farketmem. şimdi geldiğim noktada hiç kimse benim için iyi ve ya kötü değil. herkes nefsine ne kadar yakın ne kadar uzak ve benden ne bekliyor ben onu ne kadar karşılarım onun muhasebesini yapıp karar vermeye çalışıyorum. birisi ile ilgili ilk izlenimim çoğu zaman beni yanıltmıyor. keşke hiç bulaşmasaydım, keşke hiç bu kadar taviz vermeseydim dediğim çok olmuştur. çoğu zaman yanlış kararlar verdiğim hissi peşimi bırakmıyor ama bu insanların kötü olduğunu göstermez. herşeye rağmen ;
“allah’ın rahmeti sebebiyledir ki sen onlara yumuşak davrandın. eğer kaba, katı kalpli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. öyleyse sen onları affet, onların bağışlanmalarını dile. iş konusunda onlara danış. karar verdin mi de allah’a dayan. çünkü allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.”al-i ımran suresi:159.
insanları " iyi" ve" kötü" olarak ayırt etmeyi bırakalı çok oluyor. gençlikte size verecekleri fayda zarar oranına göre iyi ya da kötü diye ayırtetmek zorunda kalıyorsunuz. bir çeşit savunma iç güdüsü sanırım. dünyevi imkanlarınız artmaya, kendi ayaklarınız üstünde durmaya, kişilik olarak kendinizi gerçekleştirmeye başladıkça insanların size zarar vermesi ile ilgili korkularınız da azalmaya belki de kendinize güveniniz artmaya başlıyor. tabi ki bu noktaya gelene kadar bir çok insandan zarar görmeye, iyi sandığınız insanların aslında o kadar iyi olmadığını, hatta kötü olarak sınıflandırmanız gerekip hata ettiğinizi tecrübe etmeye başlıyorsunuz. tam tersi durum da bir o kadar çok oluyor. sizin kötü sandığınız, uzak durmaya uğraştığınız insanların aslında sadece sizin gibi kendi dertlerinden müzdarip olduğunu görüyorsunuz.
şahsen geriye dönüp baktığımda ne kadar çok kişiyi iyiler ve kötüler diye yanlış bölmelere yerleştridiğimi görüp üzüldüğüm çok olmuştur. daha da acınılası durum kaç kişinin kötüler bölmesinde yer aldığımı farketmem. şimdi geldiğim noktada hiç kimse benim için iyi ve ya kötü değil. herkes nefsine ne kadar yakın ne kadar uzak ve benden ne bekliyor ben onu ne kadar karşılarım onun muhasebesini yapıp karar vermeye çalışıyorum. birisi ile ilgili ilk izlenimim çoğu zaman beni yanıltmıyor. keşke hiç bulaşmasaydım, keşke hiç bu kadar taviz vermeseydim dediğim çok olmuştur. çoğu zaman yanlış kararlar verdiğim hissi peşimi bırakmıyor ama bu insanların kötü olduğunu göstermez. herşeye rağmen ;
“allah’ın rahmeti sebebiyledir ki sen onlara yumuşak davrandın. eğer kaba, katı kalpli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. öyleyse sen onları affet, onların bağışlanmalarını dile. iş konusunda onlara danış. karar verdin mi de allah’a dayan. çünkü allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.”al-i ımran suresi:159.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının bilim için yaptıkları şeyler
makaleleri okuyor, bilgiler kazanıyor ve beynimi olası bir teknoloji savaşında ülkemi temsil etmek adına her gün egzersizlerle güçlendiriyorum.
adam olana bu yeter. *
adam olana bu yeter. *
devamını gör...
bir insanın zeki olduğunu gösteren detaylar
ince esprili karikatürü anlaması.. basit bişey gibi gelebilir size ama değil.
devamını gör...
profilinde cinsiyetini belirten yazarın amacı
kadın olabileceğime zerre ihtimal verilmiyor çünkü!
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
hâlâ - hayla
mide - miğde
bazı - bağzı
çare - çağre.
hayla ne demek? konuşurken de mi hayla diyorsunuz?
mide - miğde
bazı - bağzı
çare - çağre.
hayla ne demek? konuşurken de mi hayla diyorsunuz?
devamını gör...
cezerye
her yiyeceği yerinde yeme taraftarı biri olarak evde de alternatiflerinin üretilebileceğini düşünmüşümdür hep. bunda biraz da hayat felsefesi haline getirdiğim “yıkıcı olma, yapıcı ol ya da en karanlık noktalar için de biçilmiş bir aydınlık olduğu” düşüncesi vardır. konu buraya nasıl geldi bilmiyorum ama canımız çektiğinde evde de yapabileceğimiz bir tarif bırakacağım buraya. mersinli arkadaşlarımıza ayıp olmasın diye adını da “yalancı cezerye” koyacağım. * *
yaptığımda tadına bakan insanlar “ımmmmm dur bi tane daha yiyeyim” der. bir tane bir tane derken hepsi bitmiştir. hatta arkadaşlarla toplaşacaksak * illa canınızın istediği bir şey var mı diye sorduğumda çok sevdiğim arkadaşım “leylimley cezerye yapar mısın?” der. benim için büyük zevktir tabii ki.
neyse bu kadar ön tanımlama, methetmeden sonra gelelim cezeryemizin yapımına.
malzemeler
* 2 paket pötibör bisküvi
* 1 kilo havuç
* 1 su bardağı şeker
* yarım bardak su
* 1 paket vanilya
* 25 gr. tereyağı
* göz kararı kakao. (2 - 3 kaşık koyuyorum sanırım)
* portakal kabuğu rendesi. ( cezeryenin tadını arşı alâya çıkaran detaydır.)
* ceviz, fındık
* hindistan cevizi
yapılışı:
öncelikle havuçlarımızı bir güzel yıkayalım. sebze soyacağı yardımıyla havuçları kabuklarından arındıralım. takıntılı ruh halim her defasında “soyduktan sonra bir kez daha yoka leylimley” der. ben de hiç üzmem yıkarım. soyma, yakana aşamasından sonra sırada bileklere kuvvet rendeleme aşamasına gelelim. rendenin iri tarafını kullanmamızda bir sakınca yoktur.
rendeleme aşaması bitince havuçları ya bir tencereye ya da bir tavaya alalım. (tencereye almanızda yarar var, havuçlar sünene kadar karıştırması biraz zor oluyor. )
havuçların üzerine şekeri ve suyu ekleyelim. harı normal bir ateş üzerinde havuçlar yumuşayana, özündeki suyunu salıp tekrar çekene kadar ara ara karıştırarak pişirelim.
havuçlar pişerken bir yandan bisküvileri rondodan geçirelim. bisküvileri derin bir kaba alalım. vanilyayı, kakaoyu, portakal kabuğu rendesini, tereyağı da bisküvilerin olduğu kaba alalım.
.annemle cevizli bir şey yaparken annem hep “leylimley dişe gelsin, çok ince olmasın” der. bu öğretiyi de düşün dünyama kattığı için cevizleri bıçakla doğrayalım. iri iri olsun. göze, dişe, mideye hitap etsin. *
havuçlar pişince havuçların ilk sıcağı çıkınca havuçları diğer tüm malzemelerin olduğu kaba aktaralım. bundan sonrası bilek gücü. iyice yoğuralım. birazcık elimiz yanacak. ona da güzel cezeryeler aşkına dayanalım.
malzemeler birbiriyle özdeşleştikten sonra cevizden küçük fındıktan büyük yuvarlaklar yapalım ve hindistan cevizine bulayalım.
cezeryeler dinlendikten sonra bir taneyle başlayıp sayamayacağımız kadar çok olacak sayıda yiyelim. deneyeceklere afiyet olsun. bir ara görselle destekleyeceğim. canı çekene sözüm olsun. *
not: telefondan yazdığım için yazım kontrollerini net yapamıyorum. sıkıntılı gördüğüm yerleri düzelteceğim.
yaptığımda tadına bakan insanlar “ımmmmm dur bi tane daha yiyeyim” der. bir tane bir tane derken hepsi bitmiştir. hatta arkadaşlarla toplaşacaksak * illa canınızın istediği bir şey var mı diye sorduğumda çok sevdiğim arkadaşım “leylimley cezerye yapar mısın?” der. benim için büyük zevktir tabii ki.
neyse bu kadar ön tanımlama, methetmeden sonra gelelim cezeryemizin yapımına.
malzemeler
* 2 paket pötibör bisküvi
* 1 kilo havuç
* 1 su bardağı şeker
* yarım bardak su
* 1 paket vanilya
* 25 gr. tereyağı
* göz kararı kakao. (2 - 3 kaşık koyuyorum sanırım)
* portakal kabuğu rendesi. ( cezeryenin tadını arşı alâya çıkaran detaydır.)
* ceviz, fındık
* hindistan cevizi
yapılışı:
öncelikle havuçlarımızı bir güzel yıkayalım. sebze soyacağı yardımıyla havuçları kabuklarından arındıralım. takıntılı ruh halim her defasında “soyduktan sonra bir kez daha yoka leylimley” der. ben de hiç üzmem yıkarım. soyma, yakana aşamasından sonra sırada bileklere kuvvet rendeleme aşamasına gelelim. rendenin iri tarafını kullanmamızda bir sakınca yoktur.
rendeleme aşaması bitince havuçları ya bir tencereye ya da bir tavaya alalım. (tencereye almanızda yarar var, havuçlar sünene kadar karıştırması biraz zor oluyor. )
havuçların üzerine şekeri ve suyu ekleyelim. harı normal bir ateş üzerinde havuçlar yumuşayana, özündeki suyunu salıp tekrar çekene kadar ara ara karıştırarak pişirelim.
havuçlar pişerken bir yandan bisküvileri rondodan geçirelim. bisküvileri derin bir kaba alalım. vanilyayı, kakaoyu, portakal kabuğu rendesini, tereyağı da bisküvilerin olduğu kaba alalım.
.annemle cevizli bir şey yaparken annem hep “leylimley dişe gelsin, çok ince olmasın” der. bu öğretiyi de düşün dünyama kattığı için cevizleri bıçakla doğrayalım. iri iri olsun. göze, dişe, mideye hitap etsin. *
havuçlar pişince havuçların ilk sıcağı çıkınca havuçları diğer tüm malzemelerin olduğu kaba aktaralım. bundan sonrası bilek gücü. iyice yoğuralım. birazcık elimiz yanacak. ona da güzel cezeryeler aşkına dayanalım.
malzemeler birbiriyle özdeşleştikten sonra cevizden küçük fındıktan büyük yuvarlaklar yapalım ve hindistan cevizine bulayalım.
cezeryeler dinlendikten sonra bir taneyle başlayıp sayamayacağımız kadar çok olacak sayıda yiyelim. deneyeceklere afiyet olsun. bir ara görselle destekleyeceğim. canı çekene sözüm olsun. *
not: telefondan yazdığım için yazım kontrollerini net yapamıyorum. sıkıntılı gördüğüm yerleri düzelteceğim.
devamını gör...
yalnız yaşama sanatı
yalnızlık kültürü her yerde ve her sektörde kendini gösteriyor. tek kişilik bölmeler ayıran sinemalar ve restoranlardan, oyun parklarında yalnızların sıra beklemeden alınmasına kadar eğlence sektöründeki birçok işletme artık insanların yalnız şekilde vakit geçirebilecekleri imkanlar sunuyor. seyahat acentaları da yalnız gezmek isteyenlere yönelik rotalar hazırlıyor. özellikle japonya’da başlayan akımla birlikte karaoke odaları yapılmış ve insanlar tek başına 90 dakikaya kadar şarkı söyleyebiliyor. darısı türkiye’nin başına.
link için tık
link için tık
devamını gör...
kaşığın sadece çorba içerken kullanılması
there is no spoon!
devamını gör...
namazda gülmek
ben çocukken... (evet ne yapayım yahu ben de aynı ülkede çocuk oldum.)
bizde kafası takılan ben değil ablam olurdu. ben güler, kahkaha atardım, dayağı komşunun ufak oğlu yerdi. hah teyzeler delirirdi.
neden çocuk gülüşüne tahammül edemez insanlar? neyse olayın ucu başka yerlere dayanmadan ben konuyu kapatayım.
bizde kafası takılan ben değil ablam olurdu. ben güler, kahkaha atardım, dayağı komşunun ufak oğlu yerdi. hah teyzeler delirirdi.
neden çocuk gülüşüne tahammül edemez insanlar? neyse olayın ucu başka yerlere dayanmadan ben konuyu kapatayım.
devamını gör...
yazarların küçükken yapmak istediği meslekler
bilim adamı.
ne biliiim adamı oldum büyüyünce.
ne biliiim adamı oldum büyüyünce.
devamını gör...
islam'ı bilmeyen yazarların islam'ı kötüleyici başlıklar açması
iyi ki tek sayfasını okumadım. yoksa ataist törör örgütükurardım.*
devamını gör...

