yazarların kendilerini tanımlama şekli
dengesiz.
bir gün aşırı mutlu, umutlu, heyecanlıyım;
bir gün aşırı karamsar, öz güvensiz, paranoyak.
ama çoğunlukla hep iyiye odaklanırım ve kendime kurduğum hayal dünyasında yaşarım.
bir gün aşırı mutlu, umutlu, heyecanlıyım;
bir gün aşırı karamsar, öz güvensiz, paranoyak.
ama çoğunlukla hep iyiye odaklanırım ve kendime kurduğum hayal dünyasında yaşarım.
devamını gör...
erkeklerin regl olması durumunda yaşanabilecekler
"aga her yerim şiş şiş."
devamını gör...
aşırı açık giyinen kadınların erkekleri tahrik etmesi
tamamen erkeklerin problemidir. biz kadınları ilgilendirmez.
...erkeklerin de nefsi olduğunu unutman...
ne ala memleket... "nefis" diye bir şey uydurmuşlar (evet, bence uydurma), onun arkasına saklanarak aslında kendilerine hak gördükleri her türlü taciz, tecavüz suçunu işliyorlar ve suçu da mağdur olan kadına atmaya çalışıyorlar. yemiyoruz biz bunu. en basit örneğini söyleyeyim; ben birden fazla kere tacize uğradım, hepsinde de istisnasız üzerimde pantolon ve tişört/gömlek vardı, boldu bunlar, hatlarım belli olmuyordu. açıkta bir yerim yoktu. dans falan da etmiyordum, işimi yapıyordum. bu mantığa göre benim tacize uğramamam lazımdı. demek ki o sözde nefsinize hakim olamamanız için bizim bir yerlerimizi teşhir etmemize gerek yokmuş.
ayrıca o nefsiniz size kuyumcu da soydurmalı bu mantığa göre. kuyumcu dizmiş bütün altınlarını ve takılarını vitrine, sergiliyor. neden girip çalmıyorsunuz? nefsinize nasıl hakim oluyorsunuz? ben söyleyeyim. kuyumcuyu soysan hapse gireceksin, bunu biliyorsun. o yüzden yemiyor hırsızlık yapmak. ama bir kadını taciz ettiğinde ceza almayacağını çok iyi biliyorsun. bu yüzden de kendine bunu hak görüyor, toplumsal bir tepki almanın önüne geçmek için de kendini nefsine hakim olamayan, aciz bir yaratık gibi lanse etmeye çalışıyorsun.
acizsin, evet. nefsin olduğu için değil, karakterin noksan olduğu için.
...erkeklerin de nefsi olduğunu unutman...
ne ala memleket... "nefis" diye bir şey uydurmuşlar (evet, bence uydurma), onun arkasına saklanarak aslında kendilerine hak gördükleri her türlü taciz, tecavüz suçunu işliyorlar ve suçu da mağdur olan kadına atmaya çalışıyorlar. yemiyoruz biz bunu. en basit örneğini söyleyeyim; ben birden fazla kere tacize uğradım, hepsinde de istisnasız üzerimde pantolon ve tişört/gömlek vardı, boldu bunlar, hatlarım belli olmuyordu. açıkta bir yerim yoktu. dans falan da etmiyordum, işimi yapıyordum. bu mantığa göre benim tacize uğramamam lazımdı. demek ki o sözde nefsinize hakim olamamanız için bizim bir yerlerimizi teşhir etmemize gerek yokmuş.
ayrıca o nefsiniz size kuyumcu da soydurmalı bu mantığa göre. kuyumcu dizmiş bütün altınlarını ve takılarını vitrine, sergiliyor. neden girip çalmıyorsunuz? nefsinize nasıl hakim oluyorsunuz? ben söyleyeyim. kuyumcuyu soysan hapse gireceksin, bunu biliyorsun. o yüzden yemiyor hırsızlık yapmak. ama bir kadını taciz ettiğinde ceza almayacağını çok iyi biliyorsun. bu yüzden de kendine bunu hak görüyor, toplumsal bir tepki almanın önüne geçmek için de kendini nefsine hakim olamayan, aciz bir yaratık gibi lanse etmeye çalışıyorsun.
acizsin, evet. nefsin olduğu için değil, karakterin noksan olduğu için.
devamını gör...
benim adım cafer
boyum 1 10
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
devamını gör...
kimono
geleneksel japon giysisidir. modern hayatta japon toplumu da kot pantolon, t-shirt, ceket gibi batılı kıyafetler giyseler de geleneksel kıyafetleri olan kimonoyu japonlar halen düğün ve seromonilerde, geleneksel japon tiyatrosu olan kabuki gösterilerinde, tapınaklarda giymeye devam ediyorlar.
ki - giymek ve mono - şey şeklinde açılabilir. tam türkçe karşılığı "giyecek, giysi, kıyafet, giyilecek şey" anlamındadır. hem kadın hem erkek hem de çocuklar için olan geleneksel japon giysilerin hepsine kimono denir. yüzlerce çeşiti vardır. düğün için olanı başka, yazlık olanı başka, iç giyim olanı başka, dış giyim ceket olanı başka...
asya tarihi dizilerinde görmüşsünüzdür kat kat ipek kumaşlar giyerler ve obi denilen bir dokuma kemerle belden sıkıca bağlarlar. kimono'nun yazlık olanına yukata denir. obi her zaman arkadan bağlanır. sadece fuhuş yapan geyşalar obilerini önden bağlarlar. bir geyşanın anıları filminde göze çarpan gösterişli kemerlere tsuke obi denir. bunlar giyime her daim hazır olan pratik aksesuarlardır. buradaki videoda obi dokuma tezgahını ve obi üzerindeki desenlerin anlamlarını anlatan japonca içeriği izleyebilirsiniz.
kimono kumaşındaki desenler, renkler, işçilik ve obi bağlama stili bir japonun toplum içerisindeki statüsünü gösterir. kimono giymek bir sanattı ve bu sanat aileden öğrenilirdi. aynı zamanda çocuğa ailesinden kalan pahalı bir mirastı. saf ipekten dokuma kumaşı astar rengi için kök boyasına daldırırlardı. puantiyeli bir kimono için kumaşa yüzlerce düğüm atılır ve sonra boya dolu fıçıya daldırılırdı. daha sonra da kaynar su buharında boya fikslenirdi. edo döneminden beri en popüler renk japon mavisi (ai) olarak bilinen koyu çivit mavi renkti. yüzlerce düğüm atılan saf ipek kumaş japon mavisi boyaya daldırıldıktan sonra kurutulup düğümler açıldığında kumaş yıldızlı bir geceyi betimleyen sanat eserine dönüşüyordu. bu tekniğe shibori denmektedir. şurada güzel bir uygulama videosu var.
bugün kot pantolonlarda kanıksadığımız çivit mavi renk aslında japon mavisidir. bir japon giyim markası kot pantolonları bu mavi renkte boyayıp satmaya başlayınca bütün dünya'da ideal kot pantolon rengi oluverdi. ayrıca japon mavisi seramiklerde de çok yaygın kullanılan bir renktir.
buradan japon kültüründe hangi renkler popülerdi bakabilirsiniz.
daha gösterişli bir kimono istiyorsanız kimono ressamlarına sipariş vermeliydiniz. gerçek altın folyoyla ve altın ipliklerle nakşedilen desenler japon toplumundaki statünüz yansıtacaktır şu ve bi de şu.
edit: daleksaldırısı 'nın verdiği bilgilere göre ekleme ve yorum yapıyorum;
kimono ipek kumaştan üretilir iken yukata pamuktan üretilir. erkek yukatasını giymek kadınlara kıyasla daha az zahmetli olur.
geyşalar kesinlikle fuhuş yapmazlar. obi kemerlerini arkadan bağlayabilmek için bir yardımcıya ihtiyaç vardır. geyşa evlerinin maddi durumu yetersiz olduğunda maiko ve geyşalar obi kemerini önden bağlarlar.
maiko, çırak geyşa veya yarım-mücevher demektir. maikoların kimonolarının yakaları kırmızı, geyşalarınki beyazdır. yaka değişimi için maiko'nun genç kızlıktan kadınlığa adım atmış olması gerekmekteydi. bu uygulamaya mizuage deniliyordu ve teorik olarak maiko'nun bekaretinin açık arttırma yoluyla en yüksek fiyat veren kişiye satılması ile gerçekleşiyordu. (yani biz batılılara göre fuhuş)
geyşaların müşteriler ile yatmaya izinleri yoktu. ancak danna-sama bu ayrıcalığa sahipti. bir geyşa meslek hayatı boyunca en fazla 1-2 danna alır, daha fazlası ile şöhretine leke düşürmezdi. danna, geyşasının bütün masraflarını, pahalı hediyelerini ödemekle üstlenirdi. kontrat 5 yıllığına yapılırdı. danna için bu gurur verici bir şeydir. danna'nın karısı bile geyşayla yalnızca cinsel ilişkisi olan kocasıyla gurur duyardı. geyşalar ise asla evlenmezlerdi. evlenirse geyşalık yapamazdı. bu sistemde aşk ve tutku gibi japon toplumu için küçük düşürücü, utandırıcı, zayıflık olarak görülen duygulara yer yoktur.
yani medeni hukuka'a göre geyşalar sözleşmeli fahişelerdir. ama fuhuş yapmak modern ceza yasalarında suç olarak yer almaz.
fuhuş: para karşılığı cinsel ilişkiye girmek
evet, japon toplumunda cinselliğe ve fahişeliğe farklı bakılıyor. o toplum için geyşalar zengin burjuva danna'larına sanatıyla, kültürüyle, güzelliğiyle en iyi hizmeti vermekle görevli fahişelerdir. bizim kültürümüzde geyşalık yok ama tam türkçesi 'kapatma' fahişeler vardır, yani metres.
şimdi social justice warrior'lar gelmeden, politik doğrucular burayı basmadan bu sistemi yorumlamaya devam edelim;
görüldüğü gibi erkeklerin cinsel isteklerinin sürekli diri tutulması, ateşlenmesi için ataerkil toplumlarda metres, geyşa gibi ataerkil baskı altındaki kadınlar kullanılıyor. bir erkeğin cinsel gücünü kanıtlaması en ilkel davranış şeklidir. ne yazık ki ülkemizde hala böyle ilkel dırzolar var. cinsel gücünü kaybedene ne deriz? iktidarsız diyoruz değil mi?
toplumda kadın ikiye ayrılır; kitonyen eğlenilecek kadın ve piru-pak, masum, cennetten düşen çiğ damlası gibi, bakire meryem misali evlenilecek kadın. cinsellik ayıp, tü kaka, püüü rezil kadın seni. peki erkekler kimi s*kecek? ideal kadın meryem ana gibiyse, cinsel ilişkiye girmeden hamile kalıyorsa (oha yani oha, isa tüp bebek herhalde) bu motif nedir?
ister kıta avrupası'na, ister asya toplumlarına isterseniz ortadoğu toplumlarına bakın. bu kurumun adı tapınak fahişeliğidir.
"geyşalar fuhuş yapmaz" ne yapar canım kardeşim? senin de bütün maddi isteklerin 5 yıl karşılansa sen bile geyşa olursun. zaten günümüzde bazı siyasetçilerin yaptığı da bu değil mi: devlete geyşa olmak.
geyşalar, fuhuş yapmaz demek iki yüzlülüktür. geyşa'lık kurumu öyle hadi halka bir hizmet götürelim diyerek ortaya çıkan bir meslek değil. zaten bütün meslekler bir ihtiyaçtan ortaya çıkar.
ki - giymek ve mono - şey şeklinde açılabilir. tam türkçe karşılığı "giyecek, giysi, kıyafet, giyilecek şey" anlamındadır. hem kadın hem erkek hem de çocuklar için olan geleneksel japon giysilerin hepsine kimono denir. yüzlerce çeşiti vardır. düğün için olanı başka, yazlık olanı başka, iç giyim olanı başka, dış giyim ceket olanı başka...
asya tarihi dizilerinde görmüşsünüzdür kat kat ipek kumaşlar giyerler ve obi denilen bir dokuma kemerle belden sıkıca bağlarlar. kimono'nun yazlık olanına yukata denir. obi her zaman arkadan bağlanır. sadece fuhuş yapan geyşalar obilerini önden bağlarlar. bir geyşanın anıları filminde göze çarpan gösterişli kemerlere tsuke obi denir. bunlar giyime her daim hazır olan pratik aksesuarlardır. buradaki videoda obi dokuma tezgahını ve obi üzerindeki desenlerin anlamlarını anlatan japonca içeriği izleyebilirsiniz.
kimono kumaşındaki desenler, renkler, işçilik ve obi bağlama stili bir japonun toplum içerisindeki statüsünü gösterir. kimono giymek bir sanattı ve bu sanat aileden öğrenilirdi. aynı zamanda çocuğa ailesinden kalan pahalı bir mirastı. saf ipekten dokuma kumaşı astar rengi için kök boyasına daldırırlardı. puantiyeli bir kimono için kumaşa yüzlerce düğüm atılır ve sonra boya dolu fıçıya daldırılırdı. daha sonra da kaynar su buharında boya fikslenirdi. edo döneminden beri en popüler renk japon mavisi (ai) olarak bilinen koyu çivit mavi renkti. yüzlerce düğüm atılan saf ipek kumaş japon mavisi boyaya daldırıldıktan sonra kurutulup düğümler açıldığında kumaş yıldızlı bir geceyi betimleyen sanat eserine dönüşüyordu. bu tekniğe shibori denmektedir. şurada güzel bir uygulama videosu var.
bugün kot pantolonlarda kanıksadığımız çivit mavi renk aslında japon mavisidir. bir japon giyim markası kot pantolonları bu mavi renkte boyayıp satmaya başlayınca bütün dünya'da ideal kot pantolon rengi oluverdi. ayrıca japon mavisi seramiklerde de çok yaygın kullanılan bir renktir.
buradan japon kültüründe hangi renkler popülerdi bakabilirsiniz.
daha gösterişli bir kimono istiyorsanız kimono ressamlarına sipariş vermeliydiniz. gerçek altın folyoyla ve altın ipliklerle nakşedilen desenler japon toplumundaki statünüz yansıtacaktır şu ve bi de şu.
edit: daleksaldırısı 'nın verdiği bilgilere göre ekleme ve yorum yapıyorum;
kimono ipek kumaştan üretilir iken yukata pamuktan üretilir. erkek yukatasını giymek kadınlara kıyasla daha az zahmetli olur.
geyşalar kesinlikle fuhuş yapmazlar. obi kemerlerini arkadan bağlayabilmek için bir yardımcıya ihtiyaç vardır. geyşa evlerinin maddi durumu yetersiz olduğunda maiko ve geyşalar obi kemerini önden bağlarlar.
maiko, çırak geyşa veya yarım-mücevher demektir. maikoların kimonolarının yakaları kırmızı, geyşalarınki beyazdır. yaka değişimi için maiko'nun genç kızlıktan kadınlığa adım atmış olması gerekmekteydi. bu uygulamaya mizuage deniliyordu ve teorik olarak maiko'nun bekaretinin açık arttırma yoluyla en yüksek fiyat veren kişiye satılması ile gerçekleşiyordu. (yani biz batılılara göre fuhuş)
geyşaların müşteriler ile yatmaya izinleri yoktu. ancak danna-sama bu ayrıcalığa sahipti. bir geyşa meslek hayatı boyunca en fazla 1-2 danna alır, daha fazlası ile şöhretine leke düşürmezdi. danna, geyşasının bütün masraflarını, pahalı hediyelerini ödemekle üstlenirdi. kontrat 5 yıllığına yapılırdı. danna için bu gurur verici bir şeydir. danna'nın karısı bile geyşayla yalnızca cinsel ilişkisi olan kocasıyla gurur duyardı. geyşalar ise asla evlenmezlerdi. evlenirse geyşalık yapamazdı. bu sistemde aşk ve tutku gibi japon toplumu için küçük düşürücü, utandırıcı, zayıflık olarak görülen duygulara yer yoktur.
yani medeni hukuka'a göre geyşalar sözleşmeli fahişelerdir. ama fuhuş yapmak modern ceza yasalarında suç olarak yer almaz.
fuhuş: para karşılığı cinsel ilişkiye girmek
evet, japon toplumunda cinselliğe ve fahişeliğe farklı bakılıyor. o toplum için geyşalar zengin burjuva danna'larına sanatıyla, kültürüyle, güzelliğiyle en iyi hizmeti vermekle görevli fahişelerdir. bizim kültürümüzde geyşalık yok ama tam türkçesi 'kapatma' fahişeler vardır, yani metres.
şimdi social justice warrior'lar gelmeden, politik doğrucular burayı basmadan bu sistemi yorumlamaya devam edelim;
görüldüğü gibi erkeklerin cinsel isteklerinin sürekli diri tutulması, ateşlenmesi için ataerkil toplumlarda metres, geyşa gibi ataerkil baskı altındaki kadınlar kullanılıyor. bir erkeğin cinsel gücünü kanıtlaması en ilkel davranış şeklidir. ne yazık ki ülkemizde hala böyle ilkel dırzolar var. cinsel gücünü kaybedene ne deriz? iktidarsız diyoruz değil mi?
toplumda kadın ikiye ayrılır; kitonyen eğlenilecek kadın ve piru-pak, masum, cennetten düşen çiğ damlası gibi, bakire meryem misali evlenilecek kadın. cinsellik ayıp, tü kaka, püüü rezil kadın seni. peki erkekler kimi s*kecek? ideal kadın meryem ana gibiyse, cinsel ilişkiye girmeden hamile kalıyorsa (oha yani oha, isa tüp bebek herhalde) bu motif nedir?
ister kıta avrupası'na, ister asya toplumlarına isterseniz ortadoğu toplumlarına bakın. bu kurumun adı tapınak fahişeliğidir.
"geyşalar fuhuş yapmaz" ne yapar canım kardeşim? senin de bütün maddi isteklerin 5 yıl karşılansa sen bile geyşa olursun. zaten günümüzde bazı siyasetçilerin yaptığı da bu değil mi: devlete geyşa olmak.
geyşalar, fuhuş yapmaz demek iki yüzlülüktür. geyşa'lık kurumu öyle hadi halka bir hizmet götürelim diyerek ortaya çıkan bir meslek değil. zaten bütün meslekler bir ihtiyaçtan ortaya çıkar.
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
harry potter ve pudra şekeri
devamını gör...
koku hassasiyeti yüksek olan insan
en ufak bir nahoş kokuyu, yemekteki en ufak ağır ya da sası kokuyu alan ya da "ne kadar güzel poğaça/pasta koktu..." dediğinde, çevresindekilerin "ne pastası ya?" diye bakındığı insandır.
bendeniz, bu gruba dahilim.
bendeniz, bu gruba dahilim.
devamını gör...
çocuklar duymasın
mutfak
ba ba ba ba ba
light selamı
dominant teyze
personel müdürü bik bik bik gibi saçma sapan repliklerin geçtiği dizi.
halen televizyonda maruz kalmak olası. dizi bitti tekrarı devam ediyor.
ba ba ba ba ba
light selamı
dominant teyze
personel müdürü bik bik bik gibi saçma sapan repliklerin geçtiği dizi.
halen televizyonda maruz kalmak olası. dizi bitti tekrarı devam ediyor.
devamını gör...
lambayı dinlendirmek
bir edep timsali olarak, lambayı söndürmenin olumsuz bir anlam taşıdığı düşünülerek bunun yerine kullanılan, ‘kimsenin ışığı sönmesin, allah kimsenin ışığını söndürmesin’ temennisini içeren, incelik dolu bir ifadedir.aynı şekilde mum için de kullanılır.
peki,ışık sönerse ne olur? göz görmez, bitki yeşermez,ısınma olmaz kısacası hayat olmaz.
bu şekilde düşününce aslında çok daha derin manalar geliyor insan aklına.
ayrıca ısınan lamba da belki de biraz olsun dinlenmeyi hak ediyordur*
bu arada lambayı yakmak yerine de lambayı uyandırmak olarak kullanılırmış.
*
peki,ışık sönerse ne olur? göz görmez, bitki yeşermez,ısınma olmaz kısacası hayat olmaz.
bu şekilde düşününce aslında çok daha derin manalar geliyor insan aklına.
ayrıca ısınan lamba da belki de biraz olsun dinlenmeyi hak ediyordur*
bu arada lambayı yakmak yerine de lambayı uyandırmak olarak kullanılırmış.
*
devamını gör...
çirkin kadını güzel gösterecek şeyler
güzel bakan bir çift göz yeter de artar bile.
devamını gör...
tarihte yaşanmamış olaylar
bir ülkü tamer kitabıdır.
şairliğine hayran olduğum ülkü tamer’in bir öykü kitabını okumak fikri ilk başta beni ürkütmüştü ama şairinin kalemine güvenim sonsuz olduğu için ilk andaki tereddütüm yerini yeni bir şey karşısında duyulan heyecana bıraktı. iyi ki de öyle olmuş ve iyi ki de okumuşum.
tarihte anlatılan bütün başarılar, bütün ilerlemeler, bütün medeniyet adımları bana hep uydurma gelmiştir. sanki anlatıldığı gibi olmamıştır o olaylar. kazananlar yazmasa belki tarih bambaşka bir okumaya açık olabilirdi.
ülkü tamer de benim gibi düşünmüş, yani aslında ben onun gibi düşünmüşüm. ama o oturmuş bir de yazmış bunları. tarihte hiç yaşanmamış olayları anlatmış. ivan rubinoviç’in yükselişini de anlatmış dördüncü piramitin tarihini de, hatta yetinmemiş brütüs’ü de anlatmış. çin seddinde yapılan büyük koşunun tarihi bile var bu kitapta.
daha ne olsun! tarihi uydurmalarla okuyup bir ders çıkarmadan hayatlarımıza devam ederken aynı yalanların tekerrür etmesini bekleme safdilliği içindeyiz. yazarı tarafından uydurma olduğu açıkça beyan edilen bir tarih kitabı ise bizi bu aymazlıktan kurtarabilir.
tarihte hiç yaşanmamış olayları öğrenmek için ideal bir başvuru kitabı bu kitap.
şairliğine hayran olduğum ülkü tamer’in bir öykü kitabını okumak fikri ilk başta beni ürkütmüştü ama şairinin kalemine güvenim sonsuz olduğu için ilk andaki tereddütüm yerini yeni bir şey karşısında duyulan heyecana bıraktı. iyi ki de öyle olmuş ve iyi ki de okumuşum.
tarihte anlatılan bütün başarılar, bütün ilerlemeler, bütün medeniyet adımları bana hep uydurma gelmiştir. sanki anlatıldığı gibi olmamıştır o olaylar. kazananlar yazmasa belki tarih bambaşka bir okumaya açık olabilirdi.
ülkü tamer de benim gibi düşünmüş, yani aslında ben onun gibi düşünmüşüm. ama o oturmuş bir de yazmış bunları. tarihte hiç yaşanmamış olayları anlatmış. ivan rubinoviç’in yükselişini de anlatmış dördüncü piramitin tarihini de, hatta yetinmemiş brütüs’ü de anlatmış. çin seddinde yapılan büyük koşunun tarihi bile var bu kitapta.
daha ne olsun! tarihi uydurmalarla okuyup bir ders çıkarmadan hayatlarımıza devam ederken aynı yalanların tekerrür etmesini bekleme safdilliği içindeyiz. yazarı tarafından uydurma olduğu açıkça beyan edilen bir tarih kitabı ise bizi bu aymazlıktan kurtarabilir.
tarihte hiç yaşanmamış olayları öğrenmek için ideal bir başvuru kitabı bu kitap.
devamını gör...
varlığım türk varlığına armağan olsun
özlediğim yemin.
devamını gör...
20 aralık 2021 ani kur ve altın düşüşü
1-yine birileri çok güzel para kazandı.
2-benzin,motorin ve yapılan zamlar da düşecek mi?bir indirim bekliyoruz marketlerde ve benzin istasyonlarında bu gece itibari ile.
2-benzin,motorin ve yapılan zamlar da düşecek mi?bir indirim bekliyoruz marketlerde ve benzin istasyonlarında bu gece itibari ile.
devamını gör...
uyku kalitesini yükselten şeyler
yatmadan önce kitap okumak.direkt gözler düşüyor hem dertlerini düşünmeye fırsatın olmuyor bir güzel de yatıyorsun.
devamını gör...




