ateist bir canlı neden yaşar sorusu
yaşamak yani ağır bastığından demiş sayın nazım hikmet...
devamını gör...
hollanda
kalvinizim`in ana vatanıdır. bizden hediye gitme lale soğanlarını önce bildiğin soğan sanıp tadan, sonradan ise çaprazlama bir şekilde çoğaltıp biribirilerine fahiş fiyatlar ile satan, bir ara fiyatları binlerce gulden etmeye başlayan soğanların aslında o kadar da değerli olmadığı anlaşılınca da lale devri çöküşünü yaşayan insanların yaşadığı, dolayısıyla da yeniçağın ilk küresel ekonomik krizine sahne olmuş batı avrupa ülkesidir.
devamını gör...
altıncı his
çoğu zaman beynin ufak bir oynu sonucu gelişen ve "hissediyorum" kelimesini kullandığımız cümleler kurduran bilinçaltı oynu.
çoğu zaman beynin ufak bir oynu sonucu gelişen[...]
şunu şöyle açıklayayım; diyelim ki biri önünüze 6 cisim koydu ve bunlar farklı renkte olan cisimler. size dedi ki; "sence benim seçtiğim hangisiydi?" cisimlere bakarsınız, renklerden biri öyle çarpıcıdır ki, içinizden bir ses size onu seçmeniz gerektiğini söyler. ve bam! sonuçta siz doğru olanı seçmiş olursunuz lakin burada işlemi altıncı his gerçekleştirmez, seçtiğiniz cisim daha renkli/güzel şekilli olduğundan beyniniz uyarıcı vari bir tepki alır. böylece siz altıncı hissinizin kuvvetli olduğunu sanırsınız. halbuki her şey ufak bir beyin oynudur. *)
çoğu zaman beynin ufak bir oynu sonucu gelişen[...]
şunu şöyle açıklayayım; diyelim ki biri önünüze 6 cisim koydu ve bunlar farklı renkte olan cisimler. size dedi ki; "sence benim seçtiğim hangisiydi?" cisimlere bakarsınız, renklerden biri öyle çarpıcıdır ki, içinizden bir ses size onu seçmeniz gerektiğini söyler. ve bam! sonuçta siz doğru olanı seçmiş olursunuz lakin burada işlemi altıncı his gerçekleştirmez, seçtiğiniz cisim daha renkli/güzel şekilli olduğundan beyniniz uyarıcı vari bir tepki alır. böylece siz altıncı hissinizin kuvvetli olduğunu sanırsınız. halbuki her şey ufak bir beyin oynudur. *)
devamını gör...
josip broz tito
josip broz tito (1892-1980), marksist-leninist görüşlere sahip yugoslav devlet ve siyaset adamıdır. yugoslavya komünist partisinin kurucuları arasında yer aldı.
çevresindeki kişilere görev verirken ve iş yaptırırken sık sık "ti-to, ti-to" (sen bunu, sen bunu... yap!) dediği için arkadaşları kendisine esas ismi olan josip broz'un yanına tito lakabını eklediler.
ii.dünya savaşı’nda nazi almanyası'nın saldırması üzerine, yugoslavya komünistleri tito başta olmak üzere bir direniş hareketi başlattı. tito, yugoslavya halkını birlik, beraberlik, kardeşlik ve bağımsızlık çağrısı yapan bir bildiriyle ayaklandırdı. ayaklanmanın hızla yayılması sonucu yugoslavya'nın yarısı bağımsızlığa kavuştu ve nazi saldırıları püskürtüldü.
yugoslavya'nın eşit halklardan meydana gelen federal bir topluluk olduğunu ilan eden tito'ya 1943'te yugoslavya mareşalliği, daha sonra hükûmet başkanlığı ve başkomutanlığı da verildi. aynı yıl seçimlere gidildi ve tito'nun partisi olan halk cephesi seçimlerde galip çıktı. yugoslavya federal cumhuriyeti'ni kuran tito sosyalist bir rejim uygulayınca batı ülkeleri, tito'dan desteğini çekti. tito yugoslavya'nın bağımsız bir devlet olarak kalmasını isteyince stalin ile de arası açıldı.
"kimsenin bir şeyini istemiyoruz, bizim olan hiçbir şeyi de vermiyoruz" felsefesiyle hareket eden tito 1962-70 yılları arasında sık sık asya, afrika ve latin amerika'ya geziler yaparak bağlantısızlar hareketini güçlendirdi. 25 üçüncü dünya ülkesini sscb nüfuzundan kurtardı.
tito, türklerin yugoslavya’dan göç etmesine sebep olduğu ve komünist olduğu gerekçesiyle yurdumuzda pek sevilmese de parçalanan eski yugoslavya’da hala saygıyla anılan, özlenen bir liderdir.
“ülkemiz kristal bir küredir. ben josip broz tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. umarım benim nefesim tükendiğinde birisi bu görevi devralır. yoksa kristal küre yere düşer ve tuz buz olur... işte o zaman dünyanın kaderinin korunması başka bağımsız ülkelere kalır. mısırlı nasır, benim dostumdur ancak ondan önce dünyanın geleceğinin korunması anadolu’ya düşer. anadolu’da kemalistler tarafından kurulan devletin temeli bağımsızlıktır. bu yüzden anadolu, dünyanın kaderini kurtarma görevini omuzlarına alır.”
çevresindeki kişilere görev verirken ve iş yaptırırken sık sık "ti-to, ti-to" (sen bunu, sen bunu... yap!) dediği için arkadaşları kendisine esas ismi olan josip broz'un yanına tito lakabını eklediler.
ii.dünya savaşı’nda nazi almanyası'nın saldırması üzerine, yugoslavya komünistleri tito başta olmak üzere bir direniş hareketi başlattı. tito, yugoslavya halkını birlik, beraberlik, kardeşlik ve bağımsızlık çağrısı yapan bir bildiriyle ayaklandırdı. ayaklanmanın hızla yayılması sonucu yugoslavya'nın yarısı bağımsızlığa kavuştu ve nazi saldırıları püskürtüldü.
yugoslavya'nın eşit halklardan meydana gelen federal bir topluluk olduğunu ilan eden tito'ya 1943'te yugoslavya mareşalliği, daha sonra hükûmet başkanlığı ve başkomutanlığı da verildi. aynı yıl seçimlere gidildi ve tito'nun partisi olan halk cephesi seçimlerde galip çıktı. yugoslavya federal cumhuriyeti'ni kuran tito sosyalist bir rejim uygulayınca batı ülkeleri, tito'dan desteğini çekti. tito yugoslavya'nın bağımsız bir devlet olarak kalmasını isteyince stalin ile de arası açıldı.
"kimsenin bir şeyini istemiyoruz, bizim olan hiçbir şeyi de vermiyoruz" felsefesiyle hareket eden tito 1962-70 yılları arasında sık sık asya, afrika ve latin amerika'ya geziler yaparak bağlantısızlar hareketini güçlendirdi. 25 üçüncü dünya ülkesini sscb nüfuzundan kurtardı.
tito, türklerin yugoslavya’dan göç etmesine sebep olduğu ve komünist olduğu gerekçesiyle yurdumuzda pek sevilmese de parçalanan eski yugoslavya’da hala saygıyla anılan, özlenen bir liderdir.
“ülkemiz kristal bir küredir. ben josip broz tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. umarım benim nefesim tükendiğinde birisi bu görevi devralır. yoksa kristal küre yere düşer ve tuz buz olur... işte o zaman dünyanın kaderinin korunması başka bağımsız ülkelere kalır. mısırlı nasır, benim dostumdur ancak ondan önce dünyanın geleceğinin korunması anadolu’ya düşer. anadolu’da kemalistler tarafından kurulan devletin temeli bağımsızlıktır. bu yüzden anadolu, dünyanın kaderini kurtarma görevini omuzlarına alır.”
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
mânâsız sıkıntıların ülkesi kalbim, bu günlerde sıkıyor canımı epey. hiçbir sebep yokken ruhu karalar bağlar mı insanın? iç sesim bu soruya karşılık : "eğer can yakan sebeplere alıştıysa insan karalar bağlar pek tabii."
az kaldı, geçecek ama bu zaman işlemiyor bu aralar. bir şey var.. bir his var içimde tarif edemiyorum. sanırım bulunduğum yerden çok sıkıldım, ait olduğum yer burası değil galiba.
nereye savurur bu hayat beni bilmem ama çok uzaklara savurmasını diliyorum.
hiç kimsenin bilmediği bir yerler olsa ve orada denizle dans edip, yalnızlığımı koynuma alsam.. pek âlâ mümkün. mümkün de ne zaman? zamana da kırgınım, zamanın kırgın kadını olarak.
belirsizlikten nefret ediyorum, geçmeyen zamandan ve kalbime zift döken sıkıntılardan. dayan kızım dayan ama nereye kadar bilmiyorum..
az kaldı, geçecek ama bu zaman işlemiyor bu aralar. bir şey var.. bir his var içimde tarif edemiyorum. sanırım bulunduğum yerden çok sıkıldım, ait olduğum yer burası değil galiba.
nereye savurur bu hayat beni bilmem ama çok uzaklara savurmasını diliyorum.
hiç kimsenin bilmediği bir yerler olsa ve orada denizle dans edip, yalnızlığımı koynuma alsam.. pek âlâ mümkün. mümkün de ne zaman? zamana da kırgınım, zamanın kırgın kadını olarak.
belirsizlikten nefret ediyorum, geçmeyen zamandan ve kalbime zift döken sıkıntılardan. dayan kızım dayan ama nereye kadar bilmiyorum..
devamını gör...
dalak
kan yapar diyen annemin telkinleri ile her kurban bayramında yediğim organdır.
kalsiyum ve potasyum bakımından zengin olduğu için kemik gelişimine; vitamin ve antioksidan kaynağı olarak bağışıklığın güçlenmesine; protein kaynağı olarak merkezi sinir sistemini koruma amaçlı hafızayı güçlendirmesine; barındırdığı b vitamini sayesinde de göz sağlığının korunmasına yardımcı olan katkılarından dolayı kendisine teşekkürü bir borç biliriz efendim.
kalsiyum ve potasyum bakımından zengin olduğu için kemik gelişimine; vitamin ve antioksidan kaynağı olarak bağışıklığın güçlenmesine; protein kaynağı olarak merkezi sinir sistemini koruma amaçlı hafızayı güçlendirmesine; barındırdığı b vitamini sayesinde de göz sağlığının korunmasına yardımcı olan katkılarından dolayı kendisine teşekkürü bir borç biliriz efendim.
devamını gör...
birçok yazarın siyasi başlıklara değinmemesi
bir tespit.
anladığım kadarıyla insanlar bıktı. düşünsenize; bazı haber kanallarında her akşam siyasi tartışmalar var. haberlerde genellikle benzer konular yer alıyor. okullarımızda, iş yerlerimizde, hatta futbolda bile siyasetin varlığı hissediliyor. kutuplaşma deseniz adım başı... konuşanların, tüm bunların değişmesine katkısı olmuyor, olamıyor... senelerdir laf anlatmaya çalıştığınız eş, dost, akrabanızın hâlâ aynı argümanlarla aynı noktada durduğuna, size aynı kişileri aynı aşkla savunduğuna tanık oluyorsunuz, gücünüz tükeniyor vesaire...
siyasette bir şeyler değiştirmek için konuşma, anlatma eşiği çoktan geçildi bence. icraat olmadıkça isterseniz sabaha kadar konuşun. bu ülkede yıllardır yapılan ve hiçbir çözüm üretmeyen şey de bu zaten. icraat dediğim öyle sokaklarda eylem yapmak falan değil. siyaset bilimleri mezunlarının, yani gençlerin artık siyasete el atması, bu işleri aynı kişilere muhtaçmışız algısıyla devam ettirenlere fırsat vermemesi lazım. ne yazık ki onun önü de "zengin olmayanın siyasette işi ne" türü bir durumla kesilmiş.
bir başka icraat da şu olabilir; insanların tek tek kapısına, ayağına giden, bazı şeyleri anlatıp gözlerini açmaya çalışan partilerden bağımsız bir ekip. bizimki gibi "ben başta olayım", "hayır, lider ben olmalıyım" kavgaları peşinde koşan tiplerin çoğunlukta olduğu ülkelerde öyle bir ekip kurma işi de yaş. yapacağı işe değil, kendi makamına, mevkisine bakıyor herkes.
ne kalıyor geriye? içimizden sövüp sayıp hayatımıza devam etmek, dışarıda denk geldiğimiz insanlara bazı konular hakkında -varsa- bildiklerimizi anlatıp onları uyandırmaya çalışmak. burada yazıp, bir şeylere değinip olan biteni değiştirebilecek olsak bu çoktan başarılmış olurdu diye düşünüyorum. ekşi'de, ulu'da ve başka sözlüklerde de senelerdir yazılıp çiziliyor çünkü. fakat gördüğünüz gibi hâlâ aynı noktadayız. yazan da, okuyan da hep aynı kesim.
bu konuda, başlıkta da yazıldığı gibi, birçok farklı düşünce türü var. hepsine de saygım var. ancak kendi adıma konuşmam gerekirse, siyasetten de, ister bizimkiler, ister yabancılar olsun siyasetçilerden de bıktım usandım. duymak bile istemiyorum artık hiçbirini. elimden bir şey gelmedikçe sinir küpü oluyorum çünkü.
anladığım kadarıyla insanlar bıktı. düşünsenize; bazı haber kanallarında her akşam siyasi tartışmalar var. haberlerde genellikle benzer konular yer alıyor. okullarımızda, iş yerlerimizde, hatta futbolda bile siyasetin varlığı hissediliyor. kutuplaşma deseniz adım başı... konuşanların, tüm bunların değişmesine katkısı olmuyor, olamıyor... senelerdir laf anlatmaya çalıştığınız eş, dost, akrabanızın hâlâ aynı argümanlarla aynı noktada durduğuna, size aynı kişileri aynı aşkla savunduğuna tanık oluyorsunuz, gücünüz tükeniyor vesaire...
siyasette bir şeyler değiştirmek için konuşma, anlatma eşiği çoktan geçildi bence. icraat olmadıkça isterseniz sabaha kadar konuşun. bu ülkede yıllardır yapılan ve hiçbir çözüm üretmeyen şey de bu zaten. icraat dediğim öyle sokaklarda eylem yapmak falan değil. siyaset bilimleri mezunlarının, yani gençlerin artık siyasete el atması, bu işleri aynı kişilere muhtaçmışız algısıyla devam ettirenlere fırsat vermemesi lazım. ne yazık ki onun önü de "zengin olmayanın siyasette işi ne" türü bir durumla kesilmiş.
bir başka icraat da şu olabilir; insanların tek tek kapısına, ayağına giden, bazı şeyleri anlatıp gözlerini açmaya çalışan partilerden bağımsız bir ekip. bizimki gibi "ben başta olayım", "hayır, lider ben olmalıyım" kavgaları peşinde koşan tiplerin çoğunlukta olduğu ülkelerde öyle bir ekip kurma işi de yaş. yapacağı işe değil, kendi makamına, mevkisine bakıyor herkes.
ne kalıyor geriye? içimizden sövüp sayıp hayatımıza devam etmek, dışarıda denk geldiğimiz insanlara bazı konular hakkında -varsa- bildiklerimizi anlatıp onları uyandırmaya çalışmak. burada yazıp, bir şeylere değinip olan biteni değiştirebilecek olsak bu çoktan başarılmış olurdu diye düşünüyorum. ekşi'de, ulu'da ve başka sözlüklerde de senelerdir yazılıp çiziliyor çünkü. fakat gördüğünüz gibi hâlâ aynı noktadayız. yazan da, okuyan da hep aynı kesim.
bu konuda, başlıkta da yazıldığı gibi, birçok farklı düşünce türü var. hepsine de saygım var. ancak kendi adıma konuşmam gerekirse, siyasetten de, ister bizimkiler, ister yabancılar olsun siyasetçilerden de bıktım usandım. duymak bile istemiyorum artık hiçbirini. elimden bir şey gelmedikçe sinir küpü oluyorum çünkü.
devamını gör...
erdoğan’ın katıldığı programda imamın atatürk’e lanet okuması
atatürk gerek yaptıklarıyla gerek düşünceleriyle, gerek ileri görüşlülüğü ve liderliğiyle saygı duyulması gereken bir mucizedir. mucize diyorum çünkü benim için öyle. hiçbir zaman bir şeye körü körüne bağlanmadım ama sevgi ve saygı duyduğum şeyleri hadsizce ağızlarına alan insanlara hep öfke duydum.yeryüzünde birçok liderden önde gelen birine zalim diyemez. yine de söyleyeyim sizin lanetinizin amacı yok o yüzden önemi de yok ama şu da unutulmamalıdır ki bu saygısızlığı yapamazsınız.
devamını gör...
pringles
"pringles" cipsinin mucidi fredric baur'in ölmeden önceki son isteği oldukça ilginç.
abd'de 2008 yılında hayatını kaybeden baur, yakıldıktan sonra küllerinin bir pringles kutusuna konularak gömülmesini vasiyet etmiş. ailesi ise bu vasiyetini yerine getirmiş.
abd'de 2008 yılında hayatını kaybeden baur, yakıldıktan sonra küllerinin bir pringles kutusuna konularak gömülmesini vasiyet etmiş. ailesi ise bu vasiyetini yerine getirmiş.
devamını gör...
seni sen yapan özelliklerin
kalabalık ortamlardan ışık hızıyla uzaklaşabilmem. çok kalabalık ve gürültülü ortamlardan pek hoşlanmayıp evimde battaniye altında çay içmeyi tercih etmem.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
sene, bir sene işte.*. o zaman yolyola.com diye bir yolculuk sitesi vardı. ben de yaz tatilim için yalnız olarak arabamla gidiyordum.
neyse bu siteye yolculuk ilanı verdim. 1 hafta kala verdiğim ilana bir kaç saat sonra 3 kişi başvuruda bulundu.
neyse yolculuk günü geldi gece saat 22:00 civarı buluştuk ve yola çıktık. istanbul'dan kaş'a gidiyorduk. arkadaşları fethiye'de bırakacaktım.
'' en azından biriniz uyanık kalın lütfen '' uyarıma rağmen bursa'yı geçer geçmez hepsi sızdı. *
tabi ben sürüyorum ama bir yandan da işkilleniyorum, '' ya ben de uyursam ''. derken bir şekilde muğla'ya vardık tek parça halinde.
arkadaşların üniversite öğrencisi olduğu belliydi.
güzel bir kahvaltı ısmarladım, çayımızı kahvemizi içtik gökova körfezi manzarası eşliğinde.
sonra tekrar ilerlemeye başladık ve fethiye'de bıraktım arkadaşları. o gün bu gün ara sıra birbirimizi ararız sorarız.
benim için hayatımın en keyifli yolculuğu diyebilirim.
neyse bu siteye yolculuk ilanı verdim. 1 hafta kala verdiğim ilana bir kaç saat sonra 3 kişi başvuruda bulundu.
neyse yolculuk günü geldi gece saat 22:00 civarı buluştuk ve yola çıktık. istanbul'dan kaş'a gidiyorduk. arkadaşları fethiye'de bırakacaktım.
'' en azından biriniz uyanık kalın lütfen '' uyarıma rağmen bursa'yı geçer geçmez hepsi sızdı. *
tabi ben sürüyorum ama bir yandan da işkilleniyorum, '' ya ben de uyursam ''. derken bir şekilde muğla'ya vardık tek parça halinde.
arkadaşların üniversite öğrencisi olduğu belliydi.
güzel bir kahvaltı ısmarladım, çayımızı kahvemizi içtik gökova körfezi manzarası eşliğinde.
sonra tekrar ilerlemeye başladık ve fethiye'de bıraktım arkadaşları. o gün bu gün ara sıra birbirimizi ararız sorarız.
benim için hayatımın en keyifli yolculuğu diyebilirim.
devamını gör...
bi bitmediniz dedirtenler
insanları diline, dinine, ırkına, inancına ve dış görünüşüne göre ayıranlar. ( evladım siz mal mısınız)
iki çeşit insan vardır, iyi insanlar ve kötü insanlar.
bu kıstasın dışında insanları kim kategorize ediyorsa o hayındır, fitnecidir, fetöcüdür.
sinirlendim yine, neyse sakinim.
iki çeşit insan vardır, iyi insanlar ve kötü insanlar.
bu kıstasın dışında insanları kim kategorize ediyorsa o hayındır, fitnecidir, fetöcüdür.
sinirlendim yine, neyse sakinim.
devamını gör...
bulmaca çözmek
alzheimer hastalığının ilerlemesini durdurduğu, bulmaca çözen kişilerin çözmeyenlere oranla daha az bu hastalığa yakalandığı bilimsel araştırmaların konusu olmuştur.
devamını gör...
sevmek
o senden vazgeçse bile ondan vazgeçmemek.
sesini ona duyurmaya çalışmak.
sesini ona duyurmaya çalışmak.
devamını gör...
regl anıları
hiç yemek anısı paylaşılmamış mı, benim mi gözümden kaçtı?
kızkardeşlerim beyaz peynirin üzerine fıstık ezmesi sürdüğümüzü, patates kızartmasını profiterol çikolatasına buladığımızı falan neden anlatmıyorsunuz? tüm "midesiz" eleştirilerini tek başıma mı göğüsleyeyim? peki ne diyeyim... canınız sağ olsun.
ama neyse madem vibe bu değil ben de bir duygusal anı paylaşayım. üniversitenin ilk senesi. sınav haftası. gerginim, o dönem önemsiyorum okulu, tüm dersleri vereyim diye kasıyorum. mesaj attı arkadaşım; "mikooo niyazi hoca not vermiş, 10 sayfa bir şey hem de, tüm sorular buradan demiş. haberin olsun, gel al mutlaka." peki. keşke okula daha çok gitseydim; "ya aldığın notu tarat da bana mail at yaa" diyebileceğim samimiyette arkadaş edinseydim diye söyleniyorum. hayatta gidemem. reglim. hava çok sıcak. sınav günü erken giderim desem mümkün değil adam 8:30'da yapıyor sınavı. zaten yarın gittim gittim, öbür gün sınav. yoksa kaldık. hayat çok zor yaa...
ertesi gün oluyor. tüm lanetliğim üzerimde. gitmeyeceğim not almaya falan. 2 saat otobüsle yol mol çekemem. beylikdüzü'nden laleli'ye mi gidilir zaten ya her gün? böyle saçmalık olamaz. vur kafayı yat diyorum. kalırsan kalırsın. ama önce bi' sevgilimi arayayım. açmıyor telefonu, gıcık oluyorum. yatmaya devam ediyorum. annem geliyor bir ara.
-kalk bir şeyler ye de ilaç iç.
-yok anne ya, bırak yatayım ben.
çıkıyor. bir süre sonra bir daha geliyor;
-mikoo mikoo, uyan kızım.
-ya anne bir sal beni yaa...
-kızım kalk. arkadaşın geldi, kapıda.
-ya tamam söyle gelsin, kim geldi. kalkmıcam ben.
-yavrum şeyma değil, o çocuk geldi, adı neydi?
-hangi çocuk ya? anne ne diyosun ya?
-ya kızım yok mu o çocuk. ya of neydi adı?
sessizlik... bilinçsizlik. kısa bir an sonra gelen oha anı! ya deli mi bu adam? niye geldi kapıya! kalkıyorum hemen. nabzım 130 falan. annem gülerek çıkıyor odadan. ben de peşinden. ay sonra hemen geri dönüyorum. üstüme başıma bir çeki düzen vereyim. saçlarım cadı gibi. annemin beni kaldırma çabası, benim bütün gün uyumuş halimle şişmiş yüzümü haline yoluna koyma çabam, tüm bunların aldığı zaman, temizinden bir 15 dakika beklemiş garibim kapıda. teşrif ediyorum sonunda. gitmiş notu almış. onu verip gidecekmiş. rahatsızlık verdiği için çok üzgünmüş. annem kabardıkça kabarıyor.
-ay oğlum ne rahatsızlığı, hava çok sıcak, geç serinle biraz içerde.
-yok efendim, hiç tutmayayım, benim de işlerim var biraz, onları hallederim, miko da yorulmasın.
-peki nasıl istersen evladım.
baş başa kalıyoruz kısa bir an. uzanıp öpüyor. göz kırpıp açıyor asansörün kapısını. bakakalıyorum arkasından.
geçemedim o sınavdan ertesi gün. çalışmadım nota daha doğrusu. nota hiç bakamayacak kadar mutluydum. pişman da olmadım.
kızkardeşlerim beyaz peynirin üzerine fıstık ezmesi sürdüğümüzü, patates kızartmasını profiterol çikolatasına buladığımızı falan neden anlatmıyorsunuz? tüm "midesiz" eleştirilerini tek başıma mı göğüsleyeyim? peki ne diyeyim... canınız sağ olsun.
ama neyse madem vibe bu değil ben de bir duygusal anı paylaşayım. üniversitenin ilk senesi. sınav haftası. gerginim, o dönem önemsiyorum okulu, tüm dersleri vereyim diye kasıyorum. mesaj attı arkadaşım; "mikooo niyazi hoca not vermiş, 10 sayfa bir şey hem de, tüm sorular buradan demiş. haberin olsun, gel al mutlaka." peki. keşke okula daha çok gitseydim; "ya aldığın notu tarat da bana mail at yaa" diyebileceğim samimiyette arkadaş edinseydim diye söyleniyorum. hayatta gidemem. reglim. hava çok sıcak. sınav günü erken giderim desem mümkün değil adam 8:30'da yapıyor sınavı. zaten yarın gittim gittim, öbür gün sınav. yoksa kaldık. hayat çok zor yaa...
ertesi gün oluyor. tüm lanetliğim üzerimde. gitmeyeceğim not almaya falan. 2 saat otobüsle yol mol çekemem. beylikdüzü'nden laleli'ye mi gidilir zaten ya her gün? böyle saçmalık olamaz. vur kafayı yat diyorum. kalırsan kalırsın. ama önce bi' sevgilimi arayayım. açmıyor telefonu, gıcık oluyorum. yatmaya devam ediyorum. annem geliyor bir ara.
-kalk bir şeyler ye de ilaç iç.
-yok anne ya, bırak yatayım ben.
çıkıyor. bir süre sonra bir daha geliyor;
-mikoo mikoo, uyan kızım.
-ya anne bir sal beni yaa...
-kızım kalk. arkadaşın geldi, kapıda.
-ya tamam söyle gelsin, kim geldi. kalkmıcam ben.
-yavrum şeyma değil, o çocuk geldi, adı neydi?
-hangi çocuk ya? anne ne diyosun ya?
-ya kızım yok mu o çocuk. ya of neydi adı?
sessizlik... bilinçsizlik. kısa bir an sonra gelen oha anı! ya deli mi bu adam? niye geldi kapıya! kalkıyorum hemen. nabzım 130 falan. annem gülerek çıkıyor odadan. ben de peşinden. ay sonra hemen geri dönüyorum. üstüme başıma bir çeki düzen vereyim. saçlarım cadı gibi. annemin beni kaldırma çabası, benim bütün gün uyumuş halimle şişmiş yüzümü haline yoluna koyma çabam, tüm bunların aldığı zaman, temizinden bir 15 dakika beklemiş garibim kapıda. teşrif ediyorum sonunda. gitmiş notu almış. onu verip gidecekmiş. rahatsızlık verdiği için çok üzgünmüş. annem kabardıkça kabarıyor.
-ay oğlum ne rahatsızlığı, hava çok sıcak, geç serinle biraz içerde.
-yok efendim, hiç tutmayayım, benim de işlerim var biraz, onları hallederim, miko da yorulmasın.
-peki nasıl istersen evladım.
baş başa kalıyoruz kısa bir an. uzanıp öpüyor. göz kırpıp açıyor asansörün kapısını. bakakalıyorum arkasından.
geçemedim o sınavdan ertesi gün. çalışmadım nota daha doğrusu. nota hiç bakamayacak kadar mutluydum. pişman da olmadım.
devamını gör...
sözlük dergisi duyuruları
bugün dergimizi teşriflendiren yazarlarımız:
oblomovreis. bir solukta okunacak güzel yazılarına buradaki öne çıkanlardan ulaşabilirsiniz. iyi okumalar diliyoruz.
oblomovreis. bir solukta okunacak güzel yazılarına buradaki öne çıkanlardan ulaşabilirsiniz. iyi okumalar diliyoruz.
devamını gör...
her konuda fikri olan insan
herbokolog
devamını gör...

