orak
yarım çember biçiminde olan ve metalden yapılan bir tarım aletidir.
halk ağzında ''ekin biçme zamanı'' olarak da kullanılır.
halk ağzında ''ekin biçme zamanı'' olarak da kullanılır.
devamını gör...
the bookshop
katalan yönetmen ısabel coixet‘in penelope fitzgerald‘ın kitabından uyarlanan 2017 yapımı bir film. tiyatral bir havada geçen filmde emily mortimer‘ın performansı ile diğer oyunculardan bir adım öne çıkıyor.
filmin konusuna gelecek olursak:
cesur olmak, sevmek, iyimserlik ve mücadele ile ilişkilendirebiliriz. hardborough kasabasında yalnız bir kadının kitapçısında kasabaya ve onların fikirlerine verdiği mücadeleyi kitap dükkanında geçen bir hayal dünyası şeklinde aktarıyor . kadının oldukça gizemli bir adam ile gerçekleştirdiği mektuplaşmalar ve görüşmeler filmin ana temasını oluşturmaktadır. filmde özellikle kullanılan pastel renkler filme başka bir boyut kazandırmıştır. ve kullanılan bazı eşyalar fazla imgesellik katmak açısından saçma bir şekilde izleyenin gözüne sokulmaya çalışılmıştır. kapının önünde duran çiçekli kabin ya da mektup sahnelerinde sürekli arkada duran vazo gibi. oyunculuklardan ise bazıları gerçekten çok amatörce ve ruhsuz durmaktadır. müzikler ise belki emily mortimer'den sonra en güzel şey filmin içersinde olan ispanyol gazeteleri tarafından çok poh pohlanmasına rağmen çok sıradan durağan yayvan bir film olmanın ötesine geçememiştir.
şahsi fikrimce film biraz yavaş tempoda ilerliyor ve bu izleyeni çok yoruyor.
filmin konusuna gelecek olursak:
cesur olmak, sevmek, iyimserlik ve mücadele ile ilişkilendirebiliriz. hardborough kasabasında yalnız bir kadının kitapçısında kasabaya ve onların fikirlerine verdiği mücadeleyi kitap dükkanında geçen bir hayal dünyası şeklinde aktarıyor . kadının oldukça gizemli bir adam ile gerçekleştirdiği mektuplaşmalar ve görüşmeler filmin ana temasını oluşturmaktadır. filmde özellikle kullanılan pastel renkler filme başka bir boyut kazandırmıştır. ve kullanılan bazı eşyalar fazla imgesellik katmak açısından saçma bir şekilde izleyenin gözüne sokulmaya çalışılmıştır. kapının önünde duran çiçekli kabin ya da mektup sahnelerinde sürekli arkada duran vazo gibi. oyunculuklardan ise bazıları gerçekten çok amatörce ve ruhsuz durmaktadır. müzikler ise belki emily mortimer'den sonra en güzel şey filmin içersinde olan ispanyol gazeteleri tarafından çok poh pohlanmasına rağmen çok sıradan durağan yayvan bir film olmanın ötesine geçememiştir.
şahsi fikrimce film biraz yavaş tempoda ilerliyor ve bu izleyeni çok yoruyor.
devamını gör...
hamsi artsın diye yunus avı önerenler
bende buradan yetkililere sesleniyorum; ey bizi yöneten kesim. bir balık türünün artması için başka bir balık türü'nün hunharca katladilmesini öneren bir zihniyet bu ülkenin başındaki en büyük sorundur. bence bu zihniyet kısır bırakılması gerekilen bir zihniyettir.
siz hiç uğraşmayınız, tıbbi işlemlerle devletin parasını iç ettirecek değiliz, bizlere teslim edin, kafa sözlük baytarlar derneği olarak biz kendilerini tepikleyerek kısırlaştırmayı teklif ediyoruz. bunu bir imza kampanyası haline getirip change'e taşıyacağım desteklerinizi bekliyorum.*
siz hiç uğraşmayınız, tıbbi işlemlerle devletin parasını iç ettirecek değiliz, bizlere teslim edin, kafa sözlük baytarlar derneği olarak biz kendilerini tepikleyerek kısırlaştırmayı teklif ediyoruz. bunu bir imza kampanyası haline getirip change'e taşıyacağım desteklerinizi bekliyorum.*
devamını gör...
portal
haber portalı, alışveriş portalı olarak karşımıza çıkan, bir web sayfasında kullanıcılara hizmet imkanı sağlayan site. haber portallarında, kullanıcı öğrenmek istediği bilgi ve haberi, bu portal hizmetlerinden karşılar.
devamını gör...
lie to me
lie to me (türkçe: bana yalan söyle), 21 ocak 2009 tarihinde fox broadcasting company'de gösterilmeye başlanan abd televizyon dizisi. dizide dr. cal lightman (tim roth) ve meslektaşları, beden dili ve mikro ifadeler aracılığıyla yerel veya federal soruşturmaları desteklemektedirler.
başrolde tabii ki, dr. cal lightman (tim roth), beden dili ve özellikle mikroifadeler alanında uzmanlaşmış dahi bir psikologdur ve lokal ve federal suçların soruşturmalarını uygulamalı psikoloji yöntemleri ile destekleyen ligthman group şirketinin kurucusudur. çoğunlukla başkaları tarafından şüpheyle karşılansa da, ligthman gerçeğe ulaşmak için gereken her türlü tekniği kullanmaktadır. eşinden boşanmıştır ve kızının velayetini paylaşmaktadır. gillian foster'a karşı derin bir ilgisi vardır. gençliğinde annesinin intihar etmesinin ardından lightman mikroifadeleri keşfetmiş ve araştırmaya başlamıştır.
detaylı bilgi için
tim roth’un akıllara kazınan mükemmel oyunculuğunun yanı sıra, dizi aşırı sürükleyicidir. keşke 3 sezon 48 bölüm değil de 5-10 sezon olsaymış. halen tadı damağımda.
devamını gör...
çaldırıp kapatmak
1 sms in 2 kontör olduğu zamanlarda, sms ve dakika hakkının hemen bitmesi sonucunda aklımdasın anlamında yapılan eylem.
devamını gör...
biriyle aynı kitabı okumak
bitirince o kitap hakkında muhabbet etmek için bile okunması gerekir.
bu kişi sizin için özel biriyse dostunuz arkadaşınız sevgiliniz ise aynı satırların üstünde gözlerinizin dolaşması çok keyiflidir.
kitap bitince o kitap hakkında yorumlarınızı yaparsınız sözlüğe tanım girersiniz olaysız dağılırsınız.
bunları yaparsanız çok fena hazza ulaşırsınız.
işte kitap okumak böyle değerli bir şey.
bu kişi sizin için özel biriyse dostunuz arkadaşınız sevgiliniz ise aynı satırların üstünde gözlerinizin dolaşması çok keyiflidir.
kitap bitince o kitap hakkında yorumlarınızı yaparsınız sözlüğe tanım girersiniz olaysız dağılırsınız.
bunları yaparsanız çok fena hazza ulaşırsınız.
işte kitap okumak böyle değerli bir şey.
devamını gör...
o ölünce asla üzülmem dediğiniz kişiler
bu cümleyi kimse için kurmadım henüz. insan ilişkilerinin diğer her şeyden daha önemli olduğunu düşünüyorum. ne ölümüne üzülürüm, ne dirisine uğrarım.
devamını gör...
abartılmış lezzetler
soda- limon. abartıldığı kadar kötü değil.*
devamını gör...
geceye neşeli bir şarkı bırak
buyurun tarkan'dan.
devamını gör...
iran sineması
a seperation, shahr-e ziba, forushande, darbareye elly gibi son zamanlarda da çok iyi eserler vermiş ışık gibi parlayan bir sinemadır.
devamını gör...
beni öp sonra doğur beni
bir (bkz: cemal süreya) şiiridir.
şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.
ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.
taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.
sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.
ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
dağ: güneş iskeleti.
tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.
kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.
annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.
şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.
ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.
taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.
sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.
ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
dağ: güneş iskeleti.
tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.
kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.
annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.
devamını gör...
susmanın asaleti
asalet doğru zamanda susmak doğru zamanda cevap vermektir. her lafa cevap verilmez her şeye de susulmaz. bunun dozunu ayarlamak hayat tecrübesi ister.
devamını gör...
ilkokulda babanın mesleğini soran öğretmen
daha çok küçükken farketmiyor insan belki de ama birçok kişiye ne kadar da travmatik bir soruymuş. babası olmayanı, terkedeni, vefat edeni mi dersin, toplumda imrenilerek bakılan bir mesleğe sahip olamayanı mı. hala soruyorlar mı acaba?
devamını gör...
kendi saçını kesmek
bir kere denedikten sonra durdurulamayan eylem. önce kendi saçımı kesmekle başladım; boyunu kısalttım, kahkül kestim. sonra oğlum ve eşimin saçlarını kesmeye başladım. acayip zevkli. elimde makineyle bekliyorum saçlar uzasa da kesebilsem diye.
devamını gör...
boğazınızın düğümlendiği anlar
her şeyin bir yumru olup kişinin boğazına yerleştiği, sözcüklerin sese dönüşemediği anlardır.
"babam cennete gitmiş ama gelecek." diyen minik arkadaşımın biraz büyüyünce "ben babalar gününü sevmiyorum, hiç sevmiyorum." demesi.
işe ihtiyacı olan bir babanın sırf seçemediği ırkından dolayı ötekileştirileceğini bildiği için bir işi reddetmek zorunda kalması.
neye ihtiyacınız var sorusunu yöneltme gafletine düştüğünüz birinin her şeye ihtiyacı olduğunu fark edip kendinizden de o sorudan da utanmak.
"babam cennete gitmiş ama gelecek." diyen minik arkadaşımın biraz büyüyünce "ben babalar gününü sevmiyorum, hiç sevmiyorum." demesi.
işe ihtiyacı olan bir babanın sırf seçemediği ırkından dolayı ötekileştirileceğini bildiği için bir işi reddetmek zorunda kalması.
neye ihtiyacınız var sorusunu yöneltme gafletine düştüğünüz birinin her şeye ihtiyacı olduğunu fark edip kendinizden de o sorudan da utanmak.
devamını gör...
smeraldo çiçeği
italyanca'da ''zümrüt'' anlamına gelen efsanevi bir çiçektir, gerçi bazıları bu çiçeğin gerçek olduğunu savunur fakat yine de yetiştirilmesi mümkün olmadığından şu an mevcut değildir. o kadar anlamlı ve yüreklere dokunan bir hikayesi var ki, sözlüğe aktarmamak yazık olur.
bir gün italya'da bir dükün evlilik dışı bir çocuğu olur. bebeğin annesi çiçekçidir ve doğumda ölür. babasıyla bir başına kalan çocuğu üvey annesi öldürmeye çalıştığından dük onu uzak bir yere yollar
söylentilere göre çocuk büyüdüğünde kendini bir kaleye kapatır ve maske takar çünkü kendisini çok çirkin bulur. hem yapayalnız hem de kendini çirkin bulduğundan kalbini kimseye açamaz fakat bahçesinde özenle çiçekler yetiştirir, tıpkı annesi gibi.
bir gün, yoksul bir kız, duvarı aşıp adamın birkaç çiçeğini alıp kaçar. tabii bizim maskeli çocuk buna çok sinirlenir. o, bu kadar özenle çiçek yetiştirirken bu kız da kim oluyordur? bundan sonra çiçeklerinin yanı başında kalıp bekçilik yapmaya karar verir fakat kısacık uykuya daldığı bir anda kız tekrar belirip çiçeklerini çalıp kaçar. adam merak etmeye başlar, kimdir o, neden çiçeklerini çalıyordur? bu düşünceler eşliğinde artık farkında olmadan her gece kızı beklemeye başlar ve yine kızın geldiği bir gece pelerin giyip onu takip etmeye başlar. takibi sonucu kasabaya geldiklerinde anlar ki, kız çok fakir olduğundan adamdan çaldığı çiçekleri satarak geçimini sağlamaya çalışıyordur.
adamın içini suçluluk duygusu kaplar. kıza yardım etmek, nasıl çiçek yetiştirildiğini ona öğretmek ister fakat çirkindir, yapamaz. kızın onu gördüğü anda kaçacağından korkar. sırf o yoksul kız için en nadide ve pahalı çiçeği (smeraldo) yetiştirmeye karar verir. bu, kıza olan içtenliğini, samimiyetini göstereceği en güzel yoldur çünkü. çok zor da olsa çiçeği yetiştirmeyi başarır. şimdi tek yapması gereken kızın gelip çiçeği almasını beklemektir fakat günler, aylar geçer ama kız gelmez. adam endişelenir, korkar ve pelerinini takıp kasabaya ona bakmaya gider. gittiğinde kızın öldüğünü öğrenir. acaba, eğer adamın cesareti olsaydı, kendisini gösterseydi ve hislerini itiraf etseydi her şey değişir miydi?
"o günden bugüne smeraldo'nun anlamı; sunulamamış, açıklanamamış samimiyet ve hisler demektir."
bu çiçeği metafor alarak yazılan çok anlamlı bir de şarkı vardır. merak edenler için
türkçe altyazılı hali burada.
ayrıca kaynak.
bir gün italya'da bir dükün evlilik dışı bir çocuğu olur. bebeğin annesi çiçekçidir ve doğumda ölür. babasıyla bir başına kalan çocuğu üvey annesi öldürmeye çalıştığından dük onu uzak bir yere yollar
söylentilere göre çocuk büyüdüğünde kendini bir kaleye kapatır ve maske takar çünkü kendisini çok çirkin bulur. hem yapayalnız hem de kendini çirkin bulduğundan kalbini kimseye açamaz fakat bahçesinde özenle çiçekler yetiştirir, tıpkı annesi gibi.
bir gün, yoksul bir kız, duvarı aşıp adamın birkaç çiçeğini alıp kaçar. tabii bizim maskeli çocuk buna çok sinirlenir. o, bu kadar özenle çiçek yetiştirirken bu kız da kim oluyordur? bundan sonra çiçeklerinin yanı başında kalıp bekçilik yapmaya karar verir fakat kısacık uykuya daldığı bir anda kız tekrar belirip çiçeklerini çalıp kaçar. adam merak etmeye başlar, kimdir o, neden çiçeklerini çalıyordur? bu düşünceler eşliğinde artık farkında olmadan her gece kızı beklemeye başlar ve yine kızın geldiği bir gece pelerin giyip onu takip etmeye başlar. takibi sonucu kasabaya geldiklerinde anlar ki, kız çok fakir olduğundan adamdan çaldığı çiçekleri satarak geçimini sağlamaya çalışıyordur.
adamın içini suçluluk duygusu kaplar. kıza yardım etmek, nasıl çiçek yetiştirildiğini ona öğretmek ister fakat çirkindir, yapamaz. kızın onu gördüğü anda kaçacağından korkar. sırf o yoksul kız için en nadide ve pahalı çiçeği (smeraldo) yetiştirmeye karar verir. bu, kıza olan içtenliğini, samimiyetini göstereceği en güzel yoldur çünkü. çok zor da olsa çiçeği yetiştirmeyi başarır. şimdi tek yapması gereken kızın gelip çiçeği almasını beklemektir fakat günler, aylar geçer ama kız gelmez. adam endişelenir, korkar ve pelerinini takıp kasabaya ona bakmaya gider. gittiğinde kızın öldüğünü öğrenir. acaba, eğer adamın cesareti olsaydı, kendisini gösterseydi ve hislerini itiraf etseydi her şey değişir miydi?
"o günden bugüne smeraldo'nun anlamı; sunulamamış, açıklanamamış samimiyet ve hisler demektir."
bu çiçeği metafor alarak yazılan çok anlamlı bir de şarkı vardır. merak edenler için
türkçe altyazılı hali burada.
ayrıca kaynak.
devamını gör...
bursa'ya gideceklere tavsiyeler
demirtaşpaşa metro istasyonu yanındaki fırınlardan tahinli pide alıp ördekli kültür merkezinde osmanlı çayı ile yemenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
bim
hisseleri borsa istanbul'da 75 tl'den işlem gören şirket.
devamını gör...
