neden bu kadar akıllıyım
bir friedrich wilhelm nietzsche kitabıdır.
can yayınlarının kısa klasikler dizisinin kırk ikinci kitabı olarak yayınlanan bu hacimsiz kitap okunması hem kolay hem de keyifli bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
eğer benim gibi felsefi kitaplar okurken beyninizin yetersiz kaldığını düşünüyorsanız ideal bir başlangıç eseri olabilir bu kitap zira oldukça kısa ve anlaşılır bir anlatımı olduğu için kendinizi tıpkı benim gibi felsefi eserleri anlıyormuş yanılsamasına kaptırabilirsiniz.
neden bu kadar akıllıyım sorusu yukarıda yazdığım yetersiz bir beyine sahip olduğum gerçeğini bir kenara bırakırsak benim de kendime çokça sorduğum bir sorudur.
neden bu kadar iyi kitaplar yazıyorum sorusunu ise henüz soramıyorum ama ölmeden önce -ki ölmeyi düşünmüyorum- bu soruyu da kendime soracak duruma geleceğimi umuyorum.
neden bu kadar bilgeyim sorusu ise cevaplamayı en sevdiğim soru. aynanın karşısına geçip friedrich wilhelm nietzsche kadar olmasa da dev bir egoyla bu soruyu da kendime soruyorum.
bu soruları kendime sorup durduktan sonra o muhteşem ses tonumla aynada hafif bir buğu bırakarak şu cevabı veriyorum ve bu benim derin felsefemin de bir göstergesi oluyor:
- değilsin!
can yayınlarının kısa klasikler dizisinin kırk ikinci kitabı olarak yayınlanan bu hacimsiz kitap okunması hem kolay hem de keyifli bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
eğer benim gibi felsefi kitaplar okurken beyninizin yetersiz kaldığını düşünüyorsanız ideal bir başlangıç eseri olabilir bu kitap zira oldukça kısa ve anlaşılır bir anlatımı olduğu için kendinizi tıpkı benim gibi felsefi eserleri anlıyormuş yanılsamasına kaptırabilirsiniz.
neden bu kadar akıllıyım sorusu yukarıda yazdığım yetersiz bir beyine sahip olduğum gerçeğini bir kenara bırakırsak benim de kendime çokça sorduğum bir sorudur.
neden bu kadar iyi kitaplar yazıyorum sorusunu ise henüz soramıyorum ama ölmeden önce -ki ölmeyi düşünmüyorum- bu soruyu da kendime soracak duruma geleceğimi umuyorum.
neden bu kadar bilgeyim sorusu ise cevaplamayı en sevdiğim soru. aynanın karşısına geçip friedrich wilhelm nietzsche kadar olmasa da dev bir egoyla bu soruyu da kendime soruyorum.
bu soruları kendime sorup durduktan sonra o muhteşem ses tonumla aynada hafif bir buğu bırakarak şu cevabı veriyorum ve bu benim derin felsefemin de bir göstergesi oluyor:
- değilsin!
devamını gör...
snell yasası
ışığın geldiği ortamın kırılma indisi ve gelme açısı ile girdiği ortamın kırılma indisi ve kırılma açısı arasındaki ilişki.

yani:
geldiği ortamın kırılma indisinin, girdiği ortamın kırılma indisine oranı = kırılma açısının sinüsünün gelme açısının sinüsüne oranı

yani:
geldiği ortamın kırılma indisinin, girdiği ortamın kırılma indisine oranı = kırılma açısının sinüsünün gelme açısının sinüsüne oranı
devamını gör...
üzerinize su sıçratan araba
senin ben tekerinin sibobunu diyerek allah allah nidaları ile sürücüye saldırmaya sebebiyet verecek üzünçlü durum.
gitti caanım elbise.
gitti caanım elbise.
devamını gör...
adana adliyesi
cumhuriyet başsavcılığının ,sulh ceza hakimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin, kolluk görevlilerinin ve cmk kapsamında müdafii olarak avukatların oldukça hareketli çalıştığını bildiğim adalet bakanlığına bağlı adliyelerden biri. soruşturma bürolarının olduğu katta, pişman olmayıp aklı hâlâ yapamadıklarında olan kertenkelelerden bolca bulunur.
devamını gör...
meme açan kızlar için baklava açan kızları üzdünüz
meme açan kızlar da bizim baklava açan kızlar da aynı şekilde. ulan gece gece cinsiyetçi başlıklar açmayın yakarım gemileri ona göre.
devamını gör...
pilates
öncelikle bir spor türü olmadığını belirtelim. bu konuda fazlaca tartışma dönmekte. spor dediğiniz şey kitabi bilgi olarak yarışılabilen bir şey demektir. pilates yarışı duydunuz mu ömrünüzde? bir egzersiz türü olduğunu söylemek daha doğru. son zamanlarda spor tanımı genişletilip değiştirilse de ben bu tür normlar olması gerektiği düşüncesindeyim.
skolyoz, boyun düzleşmesi, boyun ve bel fıtığı, boyun ve belinde bir fazla diski olan biri olarak yıllardır çeşitli spor ve egzersizleri yapmaktayım. ömrümün 3 yılında her gün bir saat yüzdüm, hayatımda bu kadar sağlıklı olduğum bir dönem var mı bilmiyorum ama her yerim deli gibi kas olmuştu. bu çirkinleşmeye dayanamayan ben pilates yapmaya karar verdim. tam 5-6 yıldır haftada 3 gün 1 saat olmak üzere pilates yapıyorum. öncelikle pilates yapmadan önce bilmeniz gerekenler:
-pilatese gideceğiniz salon ve eğitimi alacağınız hoca çok önemli. bu konunun şakası yok. yüzerken kolunuza kramp girince geçer ama pilateste yanlış bir hareket yapmanız günlerce boynunuzun tutulmasına ya da dönüşü olmayan kas, kemik dokusu hasarına sebep olabilir.
-gittiğiniz hocanın çeşitli eğitim belgesi olmalı. bu belgeleri göstermelerini isteyin ve iyi bir eğitim alıp almadığını anlamaya çalışın. trip atıyorsa kesinlikle eğitim için başkasına gidin. girdiğiniz an seni zayıflatırım diyorsa hoca bir kere daha düşünün. size yalan söylüyor çünkü. her türlü esnetirim diyorsa bir daha düşünün. size yalan söylüyor. 3-5 ay içinde şöyle olursun gibi sözler veriyorsa size yalan söylüyordur. herkesin esneme süreci farklıdır, aynıymış gibi konuşması cahilliğini gösterir.
-pilatese eğer ben zayıflayayım diye başlıyorsanız başlamayın. pilates sizi sıkılaştıran bir egzersizdir. sıkılaştığınızda zayıfladığınızı sanırsanız ve niteliksiz hocalar da evet zayıfladın der. ancak o süreçte diyet yaparsanız zayıflarsınız.
-hocanız eğer internette gördüğünüz abidik gubidik bir dolu pilates hareketi yaptırıyorsa -tavandan asılmalı bir dolu saçma şekil- sizi sadece reklam amacıyla kullanmak için çalıştırıyordur hatta vücudunuzu haddiden fazla zorluyor bile olabilir. tüm insanların kas ve kemik yapısı farklıdır. 5-6 yıldır pilates yapan biri olarak epey esneğim ama asla tavandan sarkayım, bacağımı duvardan duvara açayım demedim. bedenimin sınırları var ve deli gibi esnemem için çok acı çekmem gerekecek. sporcu da olmadığıma göre neden oyun hamuru gibi esneyeceğim diye çile çekeyim ki?
-pilates diğer egzersizlerden farklı olarak dayak yemişten beter bir şekilde çıkacağınız bir egzersizdir. ilk başlarda kesinlikle çok fazla kas ağrınız olacağı gibi titreye titreye çıkacaksınız derslerden. psikolojik olarak bunu kaldıramam derseniz (çoğu kişi pes edip bırakıyor) başka bir egzersiz ya da spora yönelmenizi tavsiye ederim. yıllar geçti dersten çıkınca hala arabayı sürmek için şüpheye düştüğüm anlar oluyor.
-derslerinize en az 2 saat aç gelmeniz gerekmekte. genelde bu konuda uyarırlar ama toplu dersler gibi çalışmalarda üyeye söylenmediği, unutulduğu olur. kas gevşetme ve germe çalışmaları yapıldığı için bir anda ortalık yerde kusarken bulursunuz kendinizi.
-sabır gerektiren bir egzersiz türüdür. 3 ay yüzüp dipçik gibi olabilirsiniz ama 3 ay pilates yapıp en fazla daha az yoruluyorum da diyebilirsiniz. amacı sıkılaşmanızı, çalışmayan kasları çalıştırmanızı, dinç kalmanızı sağlamak olduğu için değişimleri yavaş yavaş gerçekleşir.
-size vereceğim en iyi tavsiye ise birebir ders almanız. benim tüm bel-boyun filmlerim hocama götürüp gösterdiğim şeyler. iyi olayım derken toplu derste boyundaki fıtığınızı patlatabilirsiniz. rahatsızlığınız varsa her daim toplu dersler bir risktir sizin için.
pilates aynı zamanda bir disiplin gerektirir. şu an çalıştığım hocam geçerli bir mazeretim olmadığı sürece ders iptalime izin vermiyor. kendisini çok haklı buluyorum. keyfe keder gidip geldiğiniz bir çalışma size fayda sağlayamayacağı gibi hocanızın zamanını da boşa harcamış olacaksınız. stüdyosuna gelenlere baştan disiplinli olmayacaklarsa gelmemelerini ve zamanını çalmamalarını söylüyor. bu kurala uymayanı da parasını iade edip bir daha salona almıyor. aynı zamanda belli bir yerde bir çeşit yaşam biçimi de diyebiliriz.
skolyoz, boyun düzleşmesi, boyun ve bel fıtığı, boyun ve belinde bir fazla diski olan biri olarak yıllardır çeşitli spor ve egzersizleri yapmaktayım. ömrümün 3 yılında her gün bir saat yüzdüm, hayatımda bu kadar sağlıklı olduğum bir dönem var mı bilmiyorum ama her yerim deli gibi kas olmuştu. bu çirkinleşmeye dayanamayan ben pilates yapmaya karar verdim. tam 5-6 yıldır haftada 3 gün 1 saat olmak üzere pilates yapıyorum. öncelikle pilates yapmadan önce bilmeniz gerekenler:
-pilatese gideceğiniz salon ve eğitimi alacağınız hoca çok önemli. bu konunun şakası yok. yüzerken kolunuza kramp girince geçer ama pilateste yanlış bir hareket yapmanız günlerce boynunuzun tutulmasına ya da dönüşü olmayan kas, kemik dokusu hasarına sebep olabilir.
-gittiğiniz hocanın çeşitli eğitim belgesi olmalı. bu belgeleri göstermelerini isteyin ve iyi bir eğitim alıp almadığını anlamaya çalışın. trip atıyorsa kesinlikle eğitim için başkasına gidin. girdiğiniz an seni zayıflatırım diyorsa hoca bir kere daha düşünün. size yalan söylüyor çünkü. her türlü esnetirim diyorsa bir daha düşünün. size yalan söylüyor. 3-5 ay içinde şöyle olursun gibi sözler veriyorsa size yalan söylüyordur. herkesin esneme süreci farklıdır, aynıymış gibi konuşması cahilliğini gösterir.
-pilatese eğer ben zayıflayayım diye başlıyorsanız başlamayın. pilates sizi sıkılaştıran bir egzersizdir. sıkılaştığınızda zayıfladığınızı sanırsanız ve niteliksiz hocalar da evet zayıfladın der. ancak o süreçte diyet yaparsanız zayıflarsınız.
-hocanız eğer internette gördüğünüz abidik gubidik bir dolu pilates hareketi yaptırıyorsa -tavandan asılmalı bir dolu saçma şekil- sizi sadece reklam amacıyla kullanmak için çalıştırıyordur hatta vücudunuzu haddiden fazla zorluyor bile olabilir. tüm insanların kas ve kemik yapısı farklıdır. 5-6 yıldır pilates yapan biri olarak epey esneğim ama asla tavandan sarkayım, bacağımı duvardan duvara açayım demedim. bedenimin sınırları var ve deli gibi esnemem için çok acı çekmem gerekecek. sporcu da olmadığıma göre neden oyun hamuru gibi esneyeceğim diye çile çekeyim ki?
-pilates diğer egzersizlerden farklı olarak dayak yemişten beter bir şekilde çıkacağınız bir egzersizdir. ilk başlarda kesinlikle çok fazla kas ağrınız olacağı gibi titreye titreye çıkacaksınız derslerden. psikolojik olarak bunu kaldıramam derseniz (çoğu kişi pes edip bırakıyor) başka bir egzersiz ya da spora yönelmenizi tavsiye ederim. yıllar geçti dersten çıkınca hala arabayı sürmek için şüpheye düştüğüm anlar oluyor.
-derslerinize en az 2 saat aç gelmeniz gerekmekte. genelde bu konuda uyarırlar ama toplu dersler gibi çalışmalarda üyeye söylenmediği, unutulduğu olur. kas gevşetme ve germe çalışmaları yapıldığı için bir anda ortalık yerde kusarken bulursunuz kendinizi.
-sabır gerektiren bir egzersiz türüdür. 3 ay yüzüp dipçik gibi olabilirsiniz ama 3 ay pilates yapıp en fazla daha az yoruluyorum da diyebilirsiniz. amacı sıkılaşmanızı, çalışmayan kasları çalıştırmanızı, dinç kalmanızı sağlamak olduğu için değişimleri yavaş yavaş gerçekleşir.
-size vereceğim en iyi tavsiye ise birebir ders almanız. benim tüm bel-boyun filmlerim hocama götürüp gösterdiğim şeyler. iyi olayım derken toplu derste boyundaki fıtığınızı patlatabilirsiniz. rahatsızlığınız varsa her daim toplu dersler bir risktir sizin için.
pilates aynı zamanda bir disiplin gerektirir. şu an çalıştığım hocam geçerli bir mazeretim olmadığı sürece ders iptalime izin vermiyor. kendisini çok haklı buluyorum. keyfe keder gidip geldiğiniz bir çalışma size fayda sağlayamayacağı gibi hocanızın zamanını da boşa harcamış olacaksınız. stüdyosuna gelenlere baştan disiplinli olmayacaklarsa gelmemelerini ve zamanını çalmamalarını söylüyor. bu kurala uymayanı da parasını iade edip bir daha salona almıyor. aynı zamanda belli bir yerde bir çeşit yaşam biçimi de diyebiliriz.
devamını gör...
podcast
yakın zamanda yapmaya kalkışacağım şeylerden bir tanesi.
sanat tarihi dedikoduları, antik çağ ve orta çağ gizemleri, tabloları yorumlamalar, filmlerdeki mitoloji ayrıntıları gibi oluşumları ele alacağım.
kimse dinlemese de ben açar açar dinlerim kendimi lksdmflkmsdf
sanat tarihi dedikoduları, antik çağ ve orta çağ gizemleri, tabloları yorumlamalar, filmlerdeki mitoloji ayrıntıları gibi oluşumları ele alacağım.
kimse dinlemese de ben açar açar dinlerim kendimi lksdmflkmsdf
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.

bu saatte ne kadar güzel oluyor buralar.
çok az insan çok çok kedi...
sakin bir deniz havası, çiçekler böcekler.
doğa uyanıyor hadi doğa uyanıyor uyanmış ben niye telaş etmişim de erkenden yollara düşmüşüm.
çok sıcak çok acayip sıcak.
bugün yine çok işim var şaşılmayacak bir durum bunların hiç birini yapasım yok.
ölü mölü toprağı mı serpilmiş acep üzerime?
bu ara gereksiz bir durgunluk var üzerimde.
'bu durgun halin mi?' dediğinizi duyar gibiyim.
evet, bayağı hem de.
neyse gidemde az daha yatam.
güzel günlere...

bu saatte ne kadar güzel oluyor buralar.
çok az insan çok çok kedi...
sakin bir deniz havası, çiçekler böcekler.
doğa uyanıyor hadi doğa uyanıyor uyanmış ben niye telaş etmişim de erkenden yollara düşmüşüm.
çok sıcak çok acayip sıcak.
bugün yine çok işim var şaşılmayacak bir durum bunların hiç birini yapasım yok.
ölü mölü toprağı mı serpilmiş acep üzerime?
bu ara gereksiz bir durgunluk var üzerimde.
'bu durgun halin mi?' dediğinizi duyar gibiyim.
evet, bayağı hem de.
neyse gidemde az daha yatam.
güzel günlere...
devamını gör...
benim adım feridun
mahir ünsal eriş tarafından yazılan, murat başol tarafından yapılan çizimlerle zenginleştirilerek iletişim yayınlarının 2016 yılında basmış olduğu bir öykü kitabı.
aşk acısı çeken bir adamın ayrılığın on sekizinci gününde kendisini dışarıya atıp bir otobüse binerek kendisini erdek'te bir düğünde bulmasını, düğündeki insanların onu başka biriyle karıştırması sonucu kahramanımızın artık feridun olmasını anlatıyor kitap.
kahramanımız çektiği aşk acısı yüzünden ölesiye yalnız ve mutsuz. buradaki insanların onu feridun adında biriyle karıştırıp aralarına almaları, sorular sorup onunla ilgilenmeleri öyle iyi geliyor ki birkaç saatliğine feridun olmak yaşadığı acıdan uzaklaştırıyor onu. hatta öyle ki düğünde sahip olduğu akrabalarından ayrılma zamanı gelince üzülüyor bile.
kitaba genel olarak baktığımda kafa dağıtmalık, boş zaman degerlendirmelik bir kitap olduğunu söyleyebilirim. toplamda 40 sayfa ancak yarısı çizimlerden oluşuyor bu nedenle okuma ve resimleri inceleme süresi maksimum 1 saatinizi alır.
boş bir zamanınızda ayrılık acısını bir erkeğin gözünden okumak, hem hüzünlenip hem de gülümsemek isterseniz okuyabilirsiniz.
ha bir de kitap sinemaya da uyarlanmış hatta başrolünde halil sezai de varmış ancak kitabı okuyanlar filmini çok da başarılı bulmamışlar araştırdığım kadarıyla. bir ara ben de izleyip karşılaştırmayı düşünüyorum, bakalım.
aşk acısı çeken bir adamın ayrılığın on sekizinci gününde kendisini dışarıya atıp bir otobüse binerek kendisini erdek'te bir düğünde bulmasını, düğündeki insanların onu başka biriyle karıştırması sonucu kahramanımızın artık feridun olmasını anlatıyor kitap.
kahramanımız çektiği aşk acısı yüzünden ölesiye yalnız ve mutsuz. buradaki insanların onu feridun adında biriyle karıştırıp aralarına almaları, sorular sorup onunla ilgilenmeleri öyle iyi geliyor ki birkaç saatliğine feridun olmak yaşadığı acıdan uzaklaştırıyor onu. hatta öyle ki düğünde sahip olduğu akrabalarından ayrılma zamanı gelince üzülüyor bile.
kitaba genel olarak baktığımda kafa dağıtmalık, boş zaman degerlendirmelik bir kitap olduğunu söyleyebilirim. toplamda 40 sayfa ancak yarısı çizimlerden oluşuyor bu nedenle okuma ve resimleri inceleme süresi maksimum 1 saatinizi alır.
boş bir zamanınızda ayrılık acısını bir erkeğin gözünden okumak, hem hüzünlenip hem de gülümsemek isterseniz okuyabilirsiniz.
ha bir de kitap sinemaya da uyarlanmış hatta başrolünde halil sezai de varmış ancak kitabı okuyanlar filmini çok da başarılı bulmamışlar araştırdığım kadarıyla. bir ara ben de izleyip karşılaştırmayı düşünüyorum, bakalım.
devamını gör...
intihar
herman hesse’nin bozkırkurdu isimli burjuvanın bazı çıkmazlarını/ikilemlerini/iki yüzlülüklerini anlattığı kitabında karakterimiz mevzunun hemen başlarında intihara ilişkin uzunca bir bölümün de yer aldığı bir broşür okur. bence orda intihara ilişkin en çarpıcı sayılabilecek yer şurasıdır:
“...
burada intihar eden kişilere ilişkin bütün söylediklerimiz doğal olarak yüzeysel şeylerdir, psikolojidir, dolayısıyla biraz fiziktir. metafizik açıdan bakıldığında ise daha değişik bir durumla karşılaşılır, daha bir açık seçiklik kazanır sorun, çünkü söz konusu açıdan bakıldı mı ‘intihar edenler’, bireyselleşmeden kaynaklanan suçluluk duygusuna yakalanmış kişiler olarak kendilerini geliştirip mükemmelleştirmeyi yaşamlarının bir amacı saymayan, tersine kendi kendilerini çözüp dağıtmayı, anneye dönmeyi, tanrı’ya dönmeyi, evrene dönmeyi amaç edinen varlıklar olarak karşımıza çıkarlar. bu kişilerden pek çoğu gerçekten canına kıyacak güçten düpedüz yoksundur çünkü böyle bir eylemde saklı günahı tüm derinliğiyle kavramışlardır. ama bizim için yine de ‘canına kıyan’ kişilerdir hepsi, çünkü yaşamın değil ölümün onları esenliğe kavuşturacağına inanırlar hep; kendilerinden el çekmeye, kendilerini kaldırıp atmaya, kendilerini gözden çıkarıp yok etmeye hazır durumdadırlar.”
bunu okuduktan sonra karakterimizin tepkisi ise şu şekilde olacaktır.
“intihar aptalca, ödlekçe ve sefil bir eylemmiş, övülmeyecek, yüz kızartıcı bir çıkış yoluymuş, varsın olsun; bu acılar değirmeninde öğütülmekten insanı kurtaracak en aşağılık çare bile yürekten özenmeye değerdi, büyüklük ve kahramanlık oyununa yer yoktu bu konuda; geçici, küçük bir acı ile akıl almayacak kadar yakıp kavurucu, sonsuz acı arasında kısaca bir seçme yapmam gerekiyordu. öylesine eziyetli, öylesine kaçık yaşamımda sık sık o soylu don kişot gibi davrandım, onuru rahatlığa, kahramanlığı mantığa üstün tuttum. yeter artık, bitsin bu.”
dipnot: yazdıklarım spoiler gibi görünse de karakterimizin intiharı en baştan bellidir. en azından ben henüz kitabın yarısındayım ve öyle yazıyordu, belki bir sürpriz olur, göreceğiz.
“...
burada intihar eden kişilere ilişkin bütün söylediklerimiz doğal olarak yüzeysel şeylerdir, psikolojidir, dolayısıyla biraz fiziktir. metafizik açıdan bakıldığında ise daha değişik bir durumla karşılaşılır, daha bir açık seçiklik kazanır sorun, çünkü söz konusu açıdan bakıldı mı ‘intihar edenler’, bireyselleşmeden kaynaklanan suçluluk duygusuna yakalanmış kişiler olarak kendilerini geliştirip mükemmelleştirmeyi yaşamlarının bir amacı saymayan, tersine kendi kendilerini çözüp dağıtmayı, anneye dönmeyi, tanrı’ya dönmeyi, evrene dönmeyi amaç edinen varlıklar olarak karşımıza çıkarlar. bu kişilerden pek çoğu gerçekten canına kıyacak güçten düpedüz yoksundur çünkü böyle bir eylemde saklı günahı tüm derinliğiyle kavramışlardır. ama bizim için yine de ‘canına kıyan’ kişilerdir hepsi, çünkü yaşamın değil ölümün onları esenliğe kavuşturacağına inanırlar hep; kendilerinden el çekmeye, kendilerini kaldırıp atmaya, kendilerini gözden çıkarıp yok etmeye hazır durumdadırlar.”
bunu okuduktan sonra karakterimizin tepkisi ise şu şekilde olacaktır.
“intihar aptalca, ödlekçe ve sefil bir eylemmiş, övülmeyecek, yüz kızartıcı bir çıkış yoluymuş, varsın olsun; bu acılar değirmeninde öğütülmekten insanı kurtaracak en aşağılık çare bile yürekten özenmeye değerdi, büyüklük ve kahramanlık oyununa yer yoktu bu konuda; geçici, küçük bir acı ile akıl almayacak kadar yakıp kavurucu, sonsuz acı arasında kısaca bir seçme yapmam gerekiyordu. öylesine eziyetli, öylesine kaçık yaşamımda sık sık o soylu don kişot gibi davrandım, onuru rahatlığa, kahramanlığı mantığa üstün tuttum. yeter artık, bitsin bu.”
dipnot: yazdıklarım spoiler gibi görünse de karakterimizin intiharı en baştan bellidir. en azından ben henüz kitabın yarısındayım ve öyle yazıyordu, belki bir sürpriz olur, göreceğiz.
devamını gör...
tarım bakanı'nın vekillere 499 liralık kravat göndermesi
tarım bakanı bekir pakdemirli'nin , tbmm'de doğum günü gelen erkek vekillere, 499 lira değerinde kravat gönderdiği ortaya çıktı.
meclisteki hanım vekiller için bu uygulamanın fular olarak gerçekleştiği veya gerçekleşeceği söyleniyor.
çiftçinin neredeyse her şeyini kaybedip, hacizlerle boğuştuğu bir dönemde, sayın bakanın bu uygulaması, kişi vicdanında gerçekten ciddi yara açacak bir durum. buradan
meclisteki hanım vekiller için bu uygulamanın fular olarak gerçekleştiği veya gerçekleşeceği söyleniyor.
çiftçinin neredeyse her şeyini kaybedip, hacizlerle boğuştuğu bir dönemde, sayın bakanın bu uygulaması, kişi vicdanında gerçekten ciddi yara açacak bir durum. buradan
devamını gör...
kız çocuk vs erkek çocuk
ismini unuttuğum şairin biri erkek çocuktan sonra kız çocuğu oluyor ve ben bu zamana kadar odun sevmişim diyor. sanırım cevabı vermiş.
devamını gör...
durduk yere gelen baba olma isteği
bana durduk yere sadece çikolata yeme isteği geliyor durduk yere gelen baba olma isteği nedir diye düşündüren başlık.
mesela ben kahve içiyorum canım cikolata istiyor, yemek yiyorum sonrasında canım cikolata istiyor, sabah gözümü açıyorum canım yine cikolata istiyor ya da durduk yere "dur bir çikolata yiyeyim canım istedi" diyorum ve yiyorum.* bunlar bana çikolata konusunda gelen istekler.
peki durduk yere baba olma isteği nasıl geliyor yani simdi durup düşünüyorum kendi içimde. "mavi gözlü sarışın tombik bebek gördüm dur baba olayım ya da bebek sevesim geldi hemen yapayım bi tane ya da şimdi yemeğin üstüne bir bebek ne güzel giderdi olsa da sevsek ya da sabah sabah yanımda uyuyan bir minnoş olsa fena mı olurdu dur iki dakika yapayım." gibi mi?
yooo olmuyor oturtamadım kafamda. baba olma isteğini anlayabiliyorum ama durduk yere gelen baba olma isteğini anlayamıyorum yahu.*
mesela şu görsellere bakınca canım bebek değil nutella istiyor.*

mesela ben kahve içiyorum canım cikolata istiyor, yemek yiyorum sonrasında canım cikolata istiyor, sabah gözümü açıyorum canım yine cikolata istiyor ya da durduk yere "dur bir çikolata yiyeyim canım istedi" diyorum ve yiyorum.* bunlar bana çikolata konusunda gelen istekler.
peki durduk yere baba olma isteği nasıl geliyor yani simdi durup düşünüyorum kendi içimde. "mavi gözlü sarışın tombik bebek gördüm dur baba olayım ya da bebek sevesim geldi hemen yapayım bi tane ya da şimdi yemeğin üstüne bir bebek ne güzel giderdi olsa da sevsek ya da sabah sabah yanımda uyuyan bir minnoş olsa fena mı olurdu dur iki dakika yapayım." gibi mi?
yooo olmuyor oturtamadım kafamda. baba olma isteğini anlayabiliyorum ama durduk yere gelen baba olma isteğini anlayamıyorum yahu.*
mesela şu görsellere bakınca canım bebek değil nutella istiyor.*

devamını gör...
peygamberden sonra sünni şii bölünmesinin epik hikayesi

ingiltere doğumlu, amerika'lı yazar lesley hazleton'ın kaleme aldığı çok güzel bir eserdir.
yazar, agnostik olduğunu dile getirmiştir. bu nedenle kaleme aldığı eser, objektif olma noktasında bağlayıcıdır. aklı başında her müslüman için; islam tarihini, müslüman olmayan bir entelektüelden dinlemek ilgi çekicidir.
kitap, roman tarzı yazılmıştır. yazar; okuyucuyu sıkmadan, mantıklı çıkarımlarla islam tarihinde vuku bulan olayları yorumlamıştır.
kitabın kaynakçası, şii ve sünni müslümanlar nezdinde ortak kabul görmüş, muhammed ibn cerir taberi'nin kaleme aldığı tarih-i taberi eseridir.
bana göre kitabın özgün olduğu en önemli nokta; kitapta adı geçen sahabelerin karakteristik özellikleri ile ilgili verdiği bilgilerdir. yani yazar hz. ali' yi anlatırken, hz. ali'nin karakteristik yapısını anlayabilir, bulunulan duruma göre herhangi bir olay karşısında takınacağı tavır hakkında, nasıl bir yaklaşım sergileyeceği konusunda fikir sahibi olabilirsiniz. ya da hz. aişe'nin karakteristik yapısı ile ilgili, sosyolojik konumu ile ilgili müthiş çıkarımlar yaptığını gözlemleyebilirsiniz.
değindiğimiz nokta çok önemlidir. bazen tanıdığımız insanlar ile ilgili bir iddia söz konusu olunca; "falanca bunu yapar" veya "falanca bunu yapmaz" deriz. çünkü; tanıdğımız kişi ile ilgili bir duruşumuz söz konusudur. işte bu kitap, bu duruşu okuyucusuna öğretir.
unutmadan söyleyelim; kitap, ödüllü bir eserdir.
devamını gör...
çaylakların aşırı ezik olduğu gerçeği
eline azıcık güç geçince insanlığı bir kenara kaldırabileceğini gösteren yazarın başlığıdır.
devamını gör...
ankara
denizi olmamasına rağmen güzel olmayı başaran bir şehrimizdir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
fırtınayı görmeden nereden bileceksin ne kadar dayanıklısın?
bırak bi sarssın seni,
yere düş, hatta savrul,
köklerini oynatsın yerinden,
gör bi bakalım ne kadar sağlam kalacaksın?
sonra toparlanırsın yeniden.
ama baştan teslim olursan alır istediği yere götürür seni,
tam da yapmak istediği gibi...
izin verecek misin sahi?
bırak bi sarssın seni,
yere düş, hatta savrul,
köklerini oynatsın yerinden,
gör bi bakalım ne kadar sağlam kalacaksın?
sonra toparlanırsın yeniden.
ama baştan teslim olursan alır istediği yere götürür seni,
tam da yapmak istediği gibi...
izin verecek misin sahi?
devamını gör...
anneyle babanın aşkının tiksindirici olması
o yaşta halen aşk varsa bence tebrik edilmesi gereken durumdur.
halen iletişim kurabiliyorlarsa, birbirlerine vakit ayırabiliyorlarsa ne mutlu onlara. keşke benim ailemde de aşk olsaydı diye de kıskançlığımı belirtmek isterim. sonuçta çocuklarına örnek teşkil eder anne ve babanın iletişimi...
halen iletişim kurabiliyorlarsa, birbirlerine vakit ayırabiliyorlarsa ne mutlu onlara. keşke benim ailemde de aşk olsaydı diye de kıskançlığımı belirtmek isterim. sonuçta çocuklarına örnek teşkil eder anne ve babanın iletişimi...
devamını gör...

