hayatını paylaşabileceği bir yol arkadaşı bulduğunda bu fikrinden vazgeçecek yazar beyanıdır. keza aşk sevgi çok güzel şeylerdir. insana değer katar, insanı hayata bağlar.
devamını gör...

türkiyedeki aktif oyunculuk yapan en iyi oyuncu. her türlü role girebilir(polis romantik siyasetçi amele rockstar joker batman). aslen ünyelidir. çok da güzel tiyatro yapar.
devamını gör...

yayın pek çok hissime tercüme olmuş ancak bu şarkı ile beni feth etmiştir.

ilk aşk acımı bu şarkıyla yaşamış, bağıra bağıra söylemişliğim vardır. aşk geçti gitti üzerine çok daha güzelleri geldi ama bu şarkı hep bir başka oldu. bu kadar güzel denk gelirdi.

gecenin bu saatinde yine bu şarkıya eşlik etmek ama bu sefer keyifle etmek..

teşekkürler bu güzel yayın için. *
devamını gör...

"gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
sevgiler umutlar yok değildir
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
çabuk öfkeleniriz
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
anlamıyoruz da ondan mı yoksa
bir bütün olduğunu mutluluğun
umudun bir bütün olduğunu
seziyor muyuz yalnızca
baktıkca gelincik tarlalarına uzaktan
öyle bir arada güzel
yaşamanın lezzetini
kanımızı tutuşturdukça gün günden
buğusunu saldıkça
bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimiz”
devamını gör...

bayıldım.
ilk işim olacak.
sesimden daha çok özgüvenim iyidir elhamdülillah.
devamını gör...

malum diktatörün çanta taşıyıcılığını o yaşından sonra şerefli(!) bir şekilde yapan devlet bahçeli boğaziçi üniversitesinde ki öğrencileri hedef alarak onlar için: "evlat değil başı ezilmesi gereken zehirli yılanlar" şeklinde akla hayale sığmayan ama kendisine çok yakışan açıklamalarda bulunmuş. ilgili haber
devamını gör...

kendi özerkliğini ilan etme durumudur.
hunniliğe inanır ve boş zamanlarında boşluğa bakar.
devamını gör...

tanıdık ses olmaması...
devamını gör...

herbokolog
devamını gör...

yalnızlık evi

saatine baktı. evet, vakit gelmişti. veda etmeye hazırlandı. çiçeklerini bir güzel sulamıştı, o yokken bir süre idare eder ve solmazlardı. en sevdiği çiçeği, yani orkidesini, aldı karşısına. konuştu onunla son kez. okşadı yapraklarını, sevdi mor çiçeklerini...

kalktı sonra mutfağa yöneldi. bütün bulaşıkları yıkamış ve hepsini yerleştirmişti. her gün olduğu gibi... buzdolabında bozulacak bir yiyecek bırakmamıştı. yalnız bir yemek dışında. asla gelmeyeceğini bilse de belki bu akşam 'o' gelirse aç kalmasın diye o'nun en sevdiği yemeği yapmıştı. patates kızartması bir insanın en sevdiği yemek olabilirdi pekâlâ.

salona geçti. televizyonda en sevdiği dizi yeni başlamıştı. oturdu, bir süre sakince izledi. sonra televizyonda onun adını duydu ansızın, gözleri doldu. 'hayır' dedi kendi kendine 'hayır, ağlamak yok artık.' cansız gözlerle izlemeye devam etti. artık o dizi bile onu güldüremiyordu. her gece olduğu gibi dün gece de yine doğru düzgün uyuyamamıştı. gözleri yavaş yavaş kapanırken aklında güzel bir düş vardı. yarım saat kadar sonra sıçrayarak uyandı. bir an nerede olduğunu hatırlayamadı. sonra anılar bir bir geri geldi ve sıyrıldı o düş bataklığından.

dışarıda çocukların seslerini duydu ve cama gitti. izledi onları. kendi çocukluğu aklına geldi. acı bir tebessüm etti. elini yanağına dayadı ve bir süre de onları seyretti. yakalamaca oynuyorlardı. sonra biri düştü ve ağlamaya başladı. bir diğeri hemen yanına koştu ve teselli etti. dizi yaralanmıştı. hep beraber alıp götürdüler onu. sokak eski sessizliğine bürünmüştü şimdi.

gözleri yeri buldu. bir karınca gördü. vakti boldu nasıl olsa. bu sefer de onu izlemeye başladı. 'yaşam mücadelesi budur' diye düşündü kendi kendine. çalışkan ve bir o kadar da güçlü karıncalar... küçükler belki ama yolları fazla uzun olsa da onlar hiç yılmadan giderlerdi yuvalarına. ama sanki bu karınca yolunu kaybetmişti yoksa niye onun evinde olacaktı ki. burada bir karınca yuvası yoktu bildiği kadarıyla. nitekim karınca da dört dönüp duruyordu. galiba gerçekten de yolunu kaybetmişti. öldürmek istemedi ama evinde de olamazdı. bir kağıdın üstüne aldı karıncayı ve dışarıya bıraktı. artık o karınca koskoca dünyada yalnızdı. tıpkı kendisi gibi. yolunu kaybetmiş, evini kaybetmişti. o karıncanın hislerini çok iyi anladı. ama karınca ondan daha mücadeleciydi. belki de evini bulurdu. ona iyi temennilerde bulundu.

sonra odasına gitti. yatağını bir güzel düzeltmiş, eşyalarını düzenlemişti. evde tek bir şey dışında her şey kusursuzdu: banyodaki musluk sürekli akıtıyordu. bir türlü yaptıramamıştı. ama artık bir önemi de kalmamıştı. kendisini sürekli rahatsız eden bu şıp sesleri bu sefer ona bir ninni gibi geldi. banyonun önüne çöktü, gözlerini kapattı ve dinledi. her bir damla ile ruhu temizlendi. zihni boşaldı. huzurlu hissetti. o su gibi akıp gittiğini hayal etti. sahi, bir su damlası olsaydı, kardeşleriyle beraber yüzseydi o zaman da yalnız hisseder miydi? yalnızlık tek başına olmak değildi de kalabalıklar içinde tek olmak mıydı? tek başına olmayı yalnızlık olarak görmüyordu. ona göre yalnızlık etrafında birçok insan olmasına rağmen yine de kendini oraya ait hissedememekti. kimsenin onu anlamamasıydı. arkadaşlarla gülüp eğlenmek kolaydı. zor olan onlara kendini anlatmaktı. o da çareyi dışarıda aramayı mantıksız buluyordu zaten. insan kendi kendini iyileştirmeliydi. çünkü kendisini en iyi o bilirdi. o zaman çözümü de içeride bulabilirdi. lakin çabaları hep boşa çıkmıştı. kendi içinde hallettiğini düşündüğü sorunlar sadece bir süreliğine yok olmuş gibi görünüp tam iyi olacakken yine ortaya çıkmışlardı. yavaş yavaş yukarı doğru çıktığını düşünse de her seferinde biraz daha dibe batıyordu. tutunacak o el kendi eli de değilse o zaman kimin eliydi? işte bu soru kafasında belki de binlerce kez yankılanmış ama cevapsız kalmış bir soruydu. tıpkı diğer birçok soru gibi. belki de sorular çözülmek için değil de düşünmek içindi...

tekrardan saatine baktı. vakit artık çok geçti. vedasını edemedi. aylardır her gün edemediği gibi. onu buraya bağlayan neydi? neden bir türlü gidemiyordu. neye veda etmeyi unutuyordu. oysaki o güzel sözlerle dolu mektubu bile hazırdı. masanın üstünde 3 sayfalık bir iç döküş duruyordu işte ama olmuyordu. ayağa kalktı başı önünde ve bakışları yerde...

arkasını dönmüştü ki bir ses duydu. adım sesleri... olduğu yerde mıhlanıp kaldı. zilin sesini duydu. başını yavaşça kaldırdı. bu sesler çok tanıdıktı. gerçek olabilir miydi bu? gelmiş olabilir miydi? yalnızlık evini yıkmaya mı gelmişti, yoksa onunla beraber yaşamaya mı? zil tekrar çaldı. bu sefer daha ısrarcı bir şekilde... birisi adını seslendi. bağırdı: "oradasın biliyorum, nolur aç kapıyı."
kapıya doğru dönmüştü şimdi. kalp atışları hızlanmıştı. hızla soluk alıp vermeye başladı. evet, gerçekten de oydu. fakat niye bu kadar geç kalmıştı? niye daha önce gelmemişti? ya bu sefer gerçekten yapsaydı, her gün yapamadığı şeyi. ya bu sefer gerçekten yapsaydı...

zil artık durmadan çalınıyor, bir yandan da kapı, kırılacak gibi delice yumruklanıyordu. bir an soluğu kesilmiş gibi hissetti. belki de aylardan beri ilk defa gerçekten nefes alıyordu. bilemedi. koştu ve kapıyı açtı. ikisi de kısa bir süre şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. o saniyelerde öyle şeyler düşündü ki. bütün o umutsuz anları. bütün o yalnızlıkları. bu dünyadaki tek oluşları... artık bitmişti. 'o' biraz daha gecikse çok geç olabilirdi belki. o kısa anda yalnızlığın bedenini terk ettiğini, en azından artık yalnızlığını paylaştığını, yalnızlık evinde çift kişi olduklarını hissetti. tek değildi. hayır, hayır hiçbir zaman tek değildi. bu yüzden veda edememişti bir türlü. çünkü aslında bunu istememişti. hep onu beklemişti. her gün aynı vedayı etmiş ama bir türlü gidememişti. şimdi anlıyordu. o, dünyaya veda etse de o'na veda edemezdi.

saniyeler sonra atıldılar ikisi de. sarıldılar birbirlerine. gözlerinden yaşlar akıyordu ikisinin de. zor olmuştu onlar için. uzun uzun sarıldılar. öpüştüler, koklaştılar. özleşmişlerdi. bundan sonra ne olur artık bir önemi yoktu. beraberlerdi. işte asıl önemli olan buydu. yaptığı yemek bu sefer boşa gitmemişti. bu sefer birisi de onunla birlikte yiyecekti ve o yemek bitecekti. baktı gözlerine, içinde kendini buldu. kaybettiği benliğini... "hoş geldin" dedi. "aç mısın? en sevdiğin yemeği yaptım. gel oturalım da hasret giderelim. konuşacak çok konu var." bunları söylerken gülümsüyordu. ama gözleri daha çok gülüyordu. 'o' da gülümsedi, elini tuttu ve mutfağa doğru yürümeye başladılar...

edit: herkese merhaba bayramınız güzel geçiyordur umarımm. bu aralar yazdığım kısa hikayeyi paylaşmak istedim. içinde benim hislerimi barındaran ve eminim sizin de kendinizden bir parça bulacağınız bu kısa hikayemi umarım beğenmişsinizdir. şimdilik yeni bir hikayede görüşene kadar kendinize çook iyi bakın efendim*.
devamını gör...

senin benim üzerimde hakkın yok mehmet. hoş olsa da senden helallik istemem.

senin ahlâk, ülke, aile değerlerin beni ilgilendirmiyor. çünkü çarpık ideolojiniz ve laik demokratik cumhuriyete düşmanlığınız yüzünden bu haldeyiz. işiniz gücünüz başkasının ahlakı ve değerleriyle uğraşmak. elinizde tespih, ağzınızda dua var ama yaptıklarınızla bu ülkeye en büyük zararı sen ve senin gibiler veriyor. diye cevap vermek istediğim tweet.
devamını gör...

denis villeneuve imzalı 2013 yapımı psikolojik gerilim filmi. josé saramago'nun o homem duplicado* isimli kitabından uyarlama. ama tam bir uyarlama. sonları dahil kitapla film arasında birçok farklılık mevcut. sadece konsept oturuyor.
yönetmenin filmografisi ve kabiliyetlerini bilmesek pek ala hatalı bir senaryosu olduğunu iddia edebiliriz. defalarca kez izledim, "bellllkiii şöyle olabilir" gibi bir tahminin ötesine geçemedim. filmi izleyenler için;



anladığımdan değil, yazarak çalışmayı sevdiğimden belki anlarım umuduyla yazıyorum.

1- anthony gerçekten kaza yapıyor.
2- adam bell gerçekten var olan bir tarih öğretmeni.
3- annenin düzgün bir işin ve güzel bir dairen var konuşması. 3. sınıf oyunculuk hayallerini bir kenara bırakmalısın demesi.
4- annenin baştaki kötü apartman dairesi vurgusu.
5- anthony'nin yaşadığı apartmanın görevlisi.

şimdi çoklu kişilik bozukluğundan söz etmemiz mümkün değil. çünkü adam da var, anthony de kesin olarak. (apartman görevlisi, gelen posta ve üniversitenin websitesi) iki farklı hayat ve iki farklı insan var ama tıpatıp aynı görünüyorlar. ikiz olmaları da söz konusu değil; yara izlerine kadar aynılar. bu durumda elimizdeki verilerle net olarak hiçbir yere varamıyoruz. annenin konuşmalarını da baz alamıyoruz çünkü ne adıyla hitap ediyor anne ne de işi ile ilgili net bir şey söylüyor.

aklıma tek bir şey geliyor benim; iki kadın da (mary ve helen) adam ve anthony'nin yarattığı gerçekte var olmayan karakterler. bir şekilde bu iki birbirinden bağımsız hasta insan aynı noktada buluşup birbirlerine benzediklerini sanıyorlar. anthony helen ile değil başka bir kadınla evli, parmağında yüzük izi olan biri. adam bell ise gerçekten tarih öğretmeni olan ve güzel apartman dairesinde oturan kişi. bu durumda film şöyle oluyor;

adam tarih öğretmeni. güzel apartman dairesinde oturuyor ve filmde anne olarak gördüğümüz kadının oğlu. annesi hasta olduğunu biliyor, öbür daireyi de tutmuş hastalığından dolayı, önceden birkaç yerel filmde figüranlık yapmış hala oyunculuk hayalleri sürmekte olan biri.
anthony'nin nerede yaşadığını ve kimle evli olduğunu bilmiyoruz. görünüşü adam'dan tamamen farklı.

bu iki kişinin tek ortak yanı hayali birer dünyaları olması. bir şekilde hayat onları karşı karşıya getiriyor ve birbirlerine benzediklerini sanıp savaşmaya başlıyorlar. en nihayetinde anthony adam'ın sevgilisi ile romantik bir gece geçirdiğini sandığını buhranlı bir gecede trafik kazası yapıp ölüyor. çünkü aslında mary gerçek değil.
hayır böyle olmaz (dedim ya yazarak düşünüyorum) olmaz çünkü apartman görevlisinin tanıdığı kişi anthony. posta da anthony adına geliyor. cast ajansına gittiğinde de ona anthony olarak hitap ediliyor. bu durumda anthony güzel apartman dairesinde oturan oyuncu olmak zorunda.
şimdiye kadar yazdıklarımın tersini düşünsek? adam'ın evli olduğunu ve ölenin de adam olduğunu düşünsek? tarih öğretmeni adam. evli, güzel bir apartman dairesinde karısıyla yaşıyor. bir de öbür kötü daireyi tutmuş. annesi de ona laf çakıyor. hakikaten 3. sınıf oyunculuk hayalleri kuran biri olsa? bu durumda...
olmaz yüzük yine işleri karıştırıyor. o zaman hem anthony'de hem de adam'da yüzük izi olmalı. olmuyor olm.
hah ! ne komik. film mi çok kötü yapılmış, ben mi zaman geçtikçe gerizekalılaştım acaba? fight club, memento, matrix çözümlemeleri yaptığımız günler vardı... hey gidin...

şimdiye kadar kaldırıp "olmamış bu film yeaaa" diye bi' köşeye koyamamış olmam dediğim gibi tamamen saygıdan. bende bir sorun olmalı.
anlayan, tüm sorularıma cevap verebileceğini iddia eden beri gelsin, beni de bu dertten kurtarsın.
devamını gör...

(bkz: anksiyete)
devamını gör...

başarılı biri olmaya değil, değerli biri olmaya çalışın. başarı egoya yakındır. sevgi değere yakındır.
albert einstein
devamını gör...

müsaitseniz bağdaş kurun. ayağını sıcak tut başını serin demişler.
devamını gör...

öncelikle bağımlılık ne demek onu irdelemek gerekiyor. bağımlılık bir maddeye eşyaya kişiye bir varlığa veya sözlüğe duyulan önlenemez istektir. sözlüğe kayıt olduğumdan beri ne dizi izleyebiliyorum ne kendime vakit ayırabiliyorum çünkü burada çok eğleniyorum çok öğreniyorum kendimi sözlükten uzak tutamıyorum tutmaya da çalışmıyorum sizde bu durumdaysanız eğer tebrikler kafa sözlük bağımlısı olmuşsunuz. ayrıca kafa sözlüğe duyulan isteğe kafa sözlük bağımlılığı denir. iyi sözlükler efenim.
devamını gör...

zahmet olmazsa geri döndüğünde herkes gibi sıranın en arkasına geçerek beklemesi gereken müşteridir.
devamını gör...

programlama alanında kendini geliştirmek isteyenler için faydalı bir web sitesidir. size matematiksel bir problem sorar programlama dilini size bırakır -python, c#, ruby, js vb- ve bu problemi çözmenizi bekler. kodu yazdığınızda submit code'a bastığınızda 20 tane test verisi gönderir. ve sizin kodun verdiği çıktıyla kendi beklediği çıktıyı(output) karşılaştırır. 20 testten de geçerseniz kodu doğru kabul eder biri bile kalsa fail durumudur. tek kısıtı problemi doğru çözmeniz de değildir. aynı zamanda beklenen sürede de çözmenizdir yani time complexity de önemlidir. örneğin kodunuzda çok fazla koşul veya döngünüz vardır 3 saniyede ancak çıktı veriyordur, beklenense maksimumum yarım saniyedir, bu durumda bu complexity'yi artıran for döngüleri yerine alternatif bulmanız gerekir ki hızı çıktı alabilesiniz. farklı kodlama skill'leri de sunar. az önce anlattığım problem solving skill kısmıydı diğerlerinde de mantık hemen hemen aynıdır dil veya problem tipleri değişir sadece. mesela sadece bir dile odaklanmak isterseniz python skill, iş görüşmesine hazırlanmak için interview preparation kit gibi seçenekleri de vardır. her problem çözdüğünüzde puanınız artar, teşvik te edicidir. linki de bırakayım, hackerrank.
devamını gör...

markus zusak' en iyi kitaplarından biridir. kitapta liesel'in evlatlık verilmesi için çıktığı yolculuktan-evlatlık verilmesi ve ondan sonra yaşadığı olaylar anlatılır. kardeşini yolculukta kaybetmesi ve mezarı kazmak için gelen adamların cebinden düşen siyah kitabı çaktırmadan alması ilk kitap hırsızlığıdır ve bu kitap hırsızlığı devam edecektir. daha sonra yeni ailesine alışma serüveni anlatılır kitapta. zamanla üvey annesine ve babasına alışır. hatta arkadaş bile edinir (rudy) . okula başlayacağı zaman yaşıtlarından çok çok geridedir. üvey babası sayesinde kitap okumayı öğrenir. babası her gece liesel'ın çaldığı kitabı ona okur. 2. kitap hırsızlığı yakılmak için toplanan ve yakılan kitaplarının arasından kimseye çaktırmadan çaldığı "omuz silkiş" kitabıdır. 3. çaldığı kitap ise çamaşır toplamak için gittiği valinin karısına aittir. okumayı günden güne ilerletir. hitler döneminde toplanıp öldürülen,işkenceler edilen yahudi max ile tanışması ,münih'in bombalanması ve daha birçok olay anlatılır kitapta. kitabın aynı zamanda filmi de bulunmaktadır ama filmi yerine kitabı okumanızı tavsiye ederim. çünkü filmde bazı kısımlar üstünkörü geçilmişken, kitapta konulara daha ayrıntılı yer verilmiştir.tavsiye edilir.

--- alıntı ---

caddenin her yerinde insanlar vardı ama boş olsa, yabancı bundan daha yalnız olamazdı.

--- alıntı ---
devamını gör...

aşk bir rüyaymış, uyandık
adı kaldı dilimizde.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim