evlilik. bu kararı vermiş insanların geçeceği aşamaları gereksizce zorlaştırdığı gibi ya da evlenmek istemeyen insanların zorla evlenmesine sebep olan bir kutsallık mevcut.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uyuyor mışıl mışıl...
devamını gör...

milliyetçiyim diye ahkam kesenlerin bir gün olsun bu ülkenin katledilen ormanları, kirletilen ırmakları, kurutulan gölleri için bir söz söylediklerine, bir eylem yaptıklarına hiç tanık olabiliyor musunuz? hayır! çünkü onlar sadece devlet putuna tapan putperestlerdir.
devamını gör...

ortamdaki en sinir olduğum kişi. biz konuşup tartışırken telefonda gördüğü bir şeye gülünce bi sessizlik oluşuyor. bi de tam sohbetin ortasında " ne olmuş? " diye araya giriyor ya elinden telefonu alıp kafasında parçalayasın gelir.
devamını gör...

-duştan sonra bornozla oturup soda içmek.
-tavşanımın uykuya dalmasını seyretmek.
-özleyince daha çok keyif veren yeterince soğuk bira.
-sert orgazm.
devamını gör...

sevdiğim insanlara doya doya sarılmak.
devamını gör...

şikayet edenlerin de kusurları var, farkında bile değiller. babannelerimizin o güzide sözü gibi:

millet kendi yanlışını çuvala basar seninkini duvara asar.

benim de gözüme batan şeyler var. lüzumsuz başlık açma diyenler kendi arkadaşları ile ilgili daha dün başlık açtılar mesela. “x kişisinin şunu bunu yapması/yapamaması” tarzında. isim verip demotive etmeyeceğim. belirtmek istediğim:
herkes kendi önünden yesin.
devamını gör...

alışık olduğumuz türk dizilerinden biraz farklı bi dizi. maalesef süresinin uzunluğu nedeniyle bir süre sonra bozacağını ve tekrara düşeceğini düşünüyor olsam da ilk bölümleri gayet güzel ve merak uyandırıcı.
oyuncular hakkında yorum yapmam ne kadar doğru olur bilmiyorum ama kaan urgancıoğlu'nun aşırı kasıntı oynaması beni rahatsız etti. pınar deniz'in oyunculuğunu da bir türlü sevemedim gitti. yine de, üstteki yazar arkadaşların da dediği gibi hiç beklentisiz izlemeye başlayıp beni içine çekti bu dizi.

ikinci bölüm itibariyle katilin kesinlikle engin olduğunu düşünüyordum. özellikle inci'nin cenaze sahnesinde, inci'nin yeğeninin giydiği hırkanın inci'ye ait olduğunu bilmesi şüphelerimi iyice artırmıştı. fakat son bölümde dikkatin yekta'ya çekilmesiyle engin ve yekta ihtimalinden de uzaklaşmış bulundum. şu an düşüncelerim katilin eren çıkacağı yönünde nedense. yani az polisiye roman okumadık. eğer senaristler katili özellikle dikkat çektikleri birinden çıkarırlarsa bir anlamı kalmamış olur diye düşünüyorum. bekleyip göreceğiz.
edit: katil enginmiş cidden. hakkını yedim eren, sen çok iyi bi' insansın.
devamını gör...

her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
bir cami eşiğine yatıversem diyorum

-rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
bu akşam, artık seni anmayan istanbulun
bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.

sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık,
sana az daha yakın yaşamak için artık,
rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.


ziya osman saba / her akşamki yolumda
devamını gör...

asla bana gelmeyen istek. zira gerçek köy hayatının, instagramda gördüğünüzden çok farklı olduğunu gayet iyi biliyorum. köy dediğiniz şey (bkz: şirince) ya da (bkz: cumalıkızık) gibi gidip gözleme yiyip,şarap tadacağınız, kot şort ve koskocaman hasır şapkalarla poz verebileceğiniz yer değil. köy dediğiniz yere girmeden en az 10 metre önce burnunuzu bırakmanız gerekiyor.

küçükken yazları okul tatillerinde giderdik köye anneannemin yanına. cincük( ne demek bilmiyorum, küçük demek olabilir) kızım gelmiş diye kapıda karşılar, sarılırdı anneannem, o zamanlar o sarılma bir an önce bitsin isterdim. tereyağı kokardı sanki ve ben tereyağını sevmezdim. dünyada görebileceğiniz en mızmız, en huysuz çocukmuşum annemin anlattığına göre. köye giderken her sene bahaneler uydururmuşum. 'köy yağı yemem'diye başlamış maceramız. annem valize margarin de koymuş. sonra 'köy makarnası yemem' demişim, hop makarna koymuş. en son olay 'ben köy tüpünde pişen yemeği yemem'e kadar gelince, annem beni tüple dövdü. bu -miş'li zaman değil, bunu net hatırlıyorum.

20li yaşlarımın sonuna geldiğimde, yine köye gittiğimde anneannem bizi kapıda karşılamadı, kimse bana cincük kızım gelmiş demedi, ballar, reçeller, yumurtalar yiyeyim diye yalvaran olmadı, elimden tutup, zorla bahçeye,ahıra sokmaya çalışmadı, kimse küçük ineklere benim adımı koymadı ve ben o zaman anladım tüm bunların kıymetini. anneannemi, dedemi ardarda defnettik. köy bomboş kaldı. kokmuyor ev artık. bunu da durup dururken neden anlatıp duygulandım bilmiyorum.

köyde yaşamak zor. benim gibiler için imkansız diyecektim sadece konu nerelere geldi...
devamını gör...

pandemi yüzünden yaşayamadığım cumadır. 1-2 yıl oldu hâlâ içime dert... çok güzel planlarımız vardı ya..
devamını gör...

tess gerritsen'ın rizzoli&ısles roman serisinden uyarlanan polisiye türünde televizyon dizisi. roman serisindeki cerrah ve çırak dışındaki olaylar dizide işlenmemiş. dr. maura ısles adlî tıp uzmanı, jane rizzoli ise dedektiftir. bazı karakterlerin dış görünüşü kitapta tasvir edilen gibi değil mesela maura kitapta küt siyah saçlı olarak tasvir edilmiş ama dizide öyle değil. dizi 7 sezon ve 2010-2016 yılları arasında tnt'de yayınlanmış.
devamını gör...

"gözlerin, dudakların alev alev çağırıyor yangınlara. öyle bir şey var ki sende çözemediğim, insanı çılgınlıklara sürüklüyor."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#1222261 taliban sever yazar artığının insanları terörist ilan ettiği başlık..
devamını gör...

maalesef sahip olduğum özelliktir. aslında kullanmak ve işlerimi belli bir plan doğrultusunda yapmak isterim ama maalesef yaptığım her planı bazen uygulayamıyorum.
devamını gör...

dostoyevski'nin ölüm döşeğindeyken eşine söyledikleri:

"annâ, en üzüntülü ve sevinçli anılarımı seninle bölüştüm. tek başıma aşamayacağım zorlukları seninle aştım. ve şunu unutma ki seni büyük bir tutkuyla sevdim. bir kere bile aldatmadım. düşüncede bile."

fyodor dostoyevski
devamını gör...

aynı beden aynı marka tişört giyen bu iki erkek arasındaki fark nedir sizce?
biri spor yapan, kas oranı yüksek erkek...
diğeri ise spor yapmayan, yağ oranı yüksek ve göbekli erkek...
halen göbekli erkek güzellemesine devam mı?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ruh adam (hüseyin nihal atsız)

roman kamlançu ülkesinde yüzbaşı burkay ile başlıyor, sonra ayşe pusat (edebiyat öğretmeni) ve selim pusat (ihraç yüzbaşı) ile devam ediyor. selim pusat, kurmay olmak için geldiği eğitim sırasında fikirleri yüzünden (birinci sınıf askerler kralcılardan çıkar diyordu) tutuklanmış, yargılanmıştı. bu sırada eşi ayşe de, tedbir gereği bakanlık emrine atanıyor (bir nevi kızağa çekilme durumu) ardından ayşe pusat uzun süre sonra eski görev yerine iade edildiği, göreve geldiği okulun müdiresi tarafından mobbinge maruz bırakılıyor (yani batı cephesinde yeni bir şey yok); sonra selim pusat birlikte yargılandığı arkadaşı şeref in mezarına gittiği bir gece leyla mutlak (hanzade) ile tanışıyor, leyla yi takip eden bir kişi (yek) yüzünden onun evine kadar referat ediyor.
selim pusat'ın eşi ayşe nin dersine girdiği fen sınıfında ki güntüli, aydolu ve nurkan isimli öğrencilerin edebiyatla ilgili beklenen den fazla bilgili olması. selim pusat'ın, güntüli ve leyla mutlak arasında çelişkili bir durum (aşk-sevgi) içinde kalması, bu durum karşısında yaşadığı yoğun çelişki.
güntüli ile tanrıkut metehan dönemi emir dinlemeyip, oklamayan yüzbaşılardan olması ihtimali [reanikasyon (?!)] güntüli ninde oklanmayan prenses olması. (hikâye odur ki; metehan (oğuz kağan) türk tarihinde ilk defa düzenli orduyu kurduğu, 10 luk, 100 lük, 1000 lik, sistemi getiren, orduyu farklı at renkleri ile bölüklere bölen, (ıslıklı ok denilen farklı bir ok sistemini de bulan) ordunun disiplini ile ilgili de verdiği emri dinlemeyen askerini oklatacak kadar keskin bir komutan dır. burada anlatılan da emri dinlemeyen yüzbaşı hikâyesi buraya atıfta bulunuyor.)
selim in arkadaşı şeref in ölümü ile yaşadığı vicdan azabı.
leyla mutlak in sultan süleyman (kanunî) in idam edilen oğlu şehzade mustafa nin oğlu süleyman ın 20 inci dereceden torunu olması (klasik kayıp şehzade hikâyesi, benzeri durum iskender pala nın "katre-i matem" romanında de işlenmişti. yine cehennemden gelen (from hell) isimli filmde de (john depp in oynadığı) ingiliz kraliyet ailesi mensubu prensin ilişkisi olan kadının akıl hastalığı teşhisi ile kafasına elektrik verilmesi ve başına çekiçle vurulması sureti ile delirtilmesi olgusu; gözden kaçan ise, prensin bu kadından olma çocuğunun kaçırılıp, kayıp prens olarak yaşamaya devam etmesi. birde ilginç bir türk romanı olan "sol inviktus" ta (giftos leo), (kitap 1453 sayfadan başlıyor, sultan fatih sultan mehmet tarafından kurulan istihbarat örgütünün hikâyesi, bu hikâyede de yine kayıp şehzade konusu işlemekte idi.)
selim pusat'ın sultan 2. abdülhamid ile ilgili ilginç yorumu; eğer tahttan indirilmese balkan savaşlarının çıkmayacağı ve hatta birbirine düşeceği, balkan savaşı çıkmayınca da onun tetikleyicisi olduğu 1. dünya savaşının çıkmayacağı tespiti.
selim pusat'ın, tarihi evrak komisyonunda göreve başlaması, orada yek isimli kişiye çok benzeyen osman fişer (alman yahudisi, türkiye ye hitler den kaçan birisi, önceki ismi oskar soyadı yine fişer; işin ilginci gerçekte de böyle bir kişinin bulunmuş olması, yani böyle bir komisyon ve böyle yahudi dönmesi (mürted) bir kişinin bulunması; yani yazar döneminde yaşanan gerçek durumlara atıfta bulunmuş) osman fişer in birlikte görev yaptıkları diğer kişilerin tasavvufa olan ilgisi nedeni ile onları eleştirmesi, selim pusat'ın hayatında ilk defa askerlik dışında bir konuyu merak edip, eşi ayşe den bu konudan (tasavvuf) bilgi almaya çalışması.
selim in iki arada bir derede kalıp hastalanması ve eve gelen doktor "selim key'in" onu muayene etmesi, (key- yek ile anagram denemesi), selim pusat'ın gelen doktoru yek isimli kişiye benzetip ondan şüphelenmesi durumu, sonra aynı gün eve askeri doktor cezmi oğuz un gelmesi (cezmi ile, namık kemal 'in ilk tarihi romanına bir saygı duruşu ve gönderme söz konusu) selim i muayene etmesi, ona istirahat raporu vermesi, ve ilginçtir selim in geldiğini düşündüğü doktor "selim key" ile benzer bir teşhiste bulunması.
selim pusat'ı ziyarete arkadaşı şeref in gelmesi, şeref in selim e "kendine gel bu aşk meşk mevzusu nedir" diye sitem etmesi, kurşun sıktığı kalbinin üstüne elini basan şeref in kalbinin kanaması, ardından selim ile tokalaşarak vedalaşması ve evin kapısından kapı tokmağını tutarak çıkıp gitmesi; ardından yeni uyanan ayşe'nin kapı tokmağında ki ve selim in elindeki pıhtılaşmış kanı görmesi nedeni ile eşinin silâhını bulunduğu yerde kontrol etmesi, selim in hayatından endişe etmesi.
selim in hayalinde yek isimli kiyi tarafından gece yarısı büyük mahkemeye götürülüşü, orada yüce yargıç "allah" tarafından yargılanması; tanık olarak cebrail, mikail, israfil isimli büyük meleklerin dinlenmesi, hepsininde selim pusat'ı suçlayan beyanları. zerdüşt ün dinlenmesi, buda'nın ikinci peygamber (?) olarak dinlenmesi, selim 'in buda nın sözlerine karşı direkt karşı atağa geçerek bir nevi aşağılayarak savunma yapması. ardından peygamber efendimiz hz muhammed 'in tanık olarak dinlenmesi mizanseli, onunda selim in bir kadının esiri olması nedeni ile putperest olduğunu söylemesi; selim'in buna karşı oryantalist bir biçimde savunma geliştirmesi "küçük kızı sevmek günahsa, son peygamber neden ayşe yi neden sevdi" demesi.
alp er tunga, tanrıkut mete, atila, istemi kağan, alp arslan, temüçin cengiz han, aksak temür (ve de çolak), yıldırım beyazıt, şakruh (aksak timur un oğlu, osmanlı nın 1440 lara kadar vergi verdiği sultan), çiçi yabgu, kür şad, kül tegin, çağrı bey, oruç reis (barbaros- tek kollu) tanık olarak dinlenmesi, ve ceza olarak cengiz han'ın ordusunda görev yapan yüzbaşı kubulak ile vuruşmasına karar verilmesi. bu yargılama mizanseli bir nevi oğuz atay'ın "tutunamayanlar" romanı/kitabında ki, tarihi şahısların konuşturulması sahnesine benziyor.

kitapta ki en çarpıcı cümle;
yargılanmak üzere elleri kelepçeli götürülen selim pusat'ın kendisinden saygı bekleyen genarale karşı
"askerlik öldü genaral! sinsi siyasetçilere sırf üniformalı oldukları için asker diyemem!"(syf 44).
devamını gör...

bu konuyla ilgili kallavi bir tanım yazacağım ama şu an üşeniyorum, şimdilik şunu söyleyim, kimsenin kadın/erkek farketmez daha önce yaşadığı ilişkileri, kabul edilmesi gereken birşey değildir, bu bir suç değildir, insanların kendi isteğiyle yaşadıklarıdır, zaten olması gerekeni, böyle lütfediyormuş gibi söyleyince fedakarlık yapmış gibi düşündüğünüzü anlıyorum, hatada değildir, erkeğe açıklanması gereken bir kusur yada eksiklik de değildir...

kadınlar hayatın içindeki yükler söz konusu olunca, evde, okulda işte herşeyden payını/yükünü alıyorda, hayatın içinde heryerde mesaisini yapıyorda, hayatı yaşamaya gelince neden aynı "hakları" erkekler gibi, beğendiği sevdiği insanla, istediği şekilde, istediği kadar, istediği ilişkiyi yaşama "hakkı"nı alamıyor..
kadın hayata emeğini veriyor, ama hayattan yaşama hakkını alamıyor, yani evlenmeden alamıyor güya, yok ya...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim