bir lgbt-i savunucusu olarak belirli noktalarına katıldığım tespit.

hiçbir cinsiyetin, cinsel kimliğin veya cinsel yönelimin bir diğerine üstünlüğü bulunmamaktadır. dolayısıyla bu tip bir ötekileştitme hangi grup içerisinde yapılıyor olursa olsun faşizmden farkı yoktur. bilhassa, toplum tarafından aşağılanan bir kesimin böyle bir ötekileştitmenin öznesi olması ise çifte standarttan başka bir şey değildir.

tespite katılmadığım nokta ise; bu durumun biraz da etkiye tepki meselesi olmasıdır. binlerce yıl boyunca sistematik olarak aşağılanan insanların, bu tür bir davranış geliştirmesi her ne kadar doğru olmasa da nispeten doğal bir sonuç olarak görülebilir.
devamını gör...

et, yumurta, bal, süt, deri, ipek, yün vb. hayvansal ürünlerin kullanılmasına ve tüketilmesine karşı çıkmaktadır. veganlık, vejetaryenliğin daha sıkı, katı ve gelişmiş bir beslenme şeklidir.
devamını gör...

islamiyet öncesi arap yarımadası pre-historyasını araştırmaya başladım. arşivi siz değerli yurttaşlara açıyorum.

arap yarımadası’nın güneybatı kesiminde antik saba krallığı bulunuyordu. incil 'de onlardan sheba olarak bahsedilir. ingilizce kaynaklardan okumak isteyenler "sabaeans" olarak araştırabilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

saba halkının kökeni, arap yarımadası’nın kuzey’inden orta kesimlere doğru göç eden sami bir halktı. yemen ’de yapılan kazılar sabaların bölgeye yerleşiminin mö 10uncu - 12inci yüzyıllara kadar dayandığını gösterir. aa’sib ve sirwah kentlerinde inşaat faaliyetlerinin yoğunluğu dikkat çeker. özellikle başkent ma’rib kentinde tarım alanlarının sulanması için bir baraj inşa edilmişti. sabaların bir hidrolik kültür oldukları çok açıktır. su kanallarıyla birlikte arkeolojik kazılarda çeşitli tapınak ve anıtlar da ortaya çıkarıldı. bulunan bronz figürinler, sabaların bakır işçiliğinde ileri düzeyde olduklarını gösteriyor [1].

mö 5inci - 6ncı yüzyıla tarihlenen bronze hawtar'athat heykeli : 140 cm boyunda
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mö 2. yüzyıla tarihlenen bronz kadın kafası
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mö 100 - ms 100 arasındaki döneme tarihlenen bir sığır figürü : sığır tasvirine bakıldığında cidago düşük, sağrı yüksek, kalın-kısa-düz boynuzlu bir boğa olduğu anlaşılıyor. heybetli bir görünüm vermek için cidagosu gerçeği yansıtmayacak şekilde değiştirilmiş. bence anavatanı mısır olan ve nil nehri civarında evcilleştirilen ankole sığırına çok benziyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sabalar ile güney batı arabistan’daki diğer kent devletleri arasında ittifaklar ve savaşlar oluyordu. güney batı arabistan’daki en önemli krallıklar qataban ve hadramawt idi. bir dizi küçük ama bağımsız kent devletleri de vardı. (bkz: hadramut krallığı) (bkz: himyar krallığı) (bkz: kataban krallığı)
mö 7inci - 5inci yüzyıllarda ise sabaların “mukarrib” dediği dini monarşik bir otoriteden söz edebiliriz. mukarrib sözcüğü rahip-kral demektir. ilerleyen tarihlerde arap yarımadası’nda krallara melik denecektir. antik toplumlarda kralların hepsi soyunu tanrılara dayandırarak yönetim toplumları yönetme hakkının onlarda olduklarını iddia ederdi. (bkz: göklerden gelen bir karar vardır)
stuart munro-hay (2002) “ethiopia, the unknown land: a cultural historical guide” adlı kitabında mukarrib ünvanını güney arabistan’da bir ahitle birbirine bağlı farklı etnik grupların siyasi lideri olarak tanımladı. mö 1. bin yılda güney arabistan’da kralların sayısı daha çok olmakla birlikte mukarribler de vardı.
mccorriston (2011), “pilgrimage and household in the ancient near east” adlı kitabında arap yarımadası’nda erken dönemde (mö 800-400) mukarribin, kabile şeflerinin veya meliklerin oluşturduğu bir konseyde seçildiğini yazdı. mukarrib, kabile şeflerinden oluşan konseyin fermanını uygulamakla ve ayrıca kentin genişlemesi ve gelişmesi için yapı-inşaat projelerine, ritüel avlara, ve kurban törenlerine başkanlık etmekle görevliydi.
mukarriblerin fetihlerini kayıt eden yazıtlarda mukarrbilerin düzenledikleri hac ayini ( jabal al-lawdh) aracılığıyla çeşitli kabileleri bir araya getirerek onların aralarında sosyal yakınlaşmayı temin ederek militer kuvvetler oluştururdu. günümüzde yemen’de bulunan jabal al-lawdh (badem dağı) hac ayini için kullanılırdı. incil’deki sina dağı’nın tartışmalı konumu sebebiyle jabal al-lawdh dağı’nın gerçek sina dağı olduğu tartışılmaktadır. james karl hoffmeier (antik yakın doğu tarihiçisi ve arkeolog), bu iddiaları reddeddi.
jabal al-lawdh, deniz seviyesinden 2580 m yükseliktedir. ghazanfar ve fisher (2013) yaptıkları çalışmada 1300 ile 2200 m aralığında finike ardıç ağacı (juniper phoenicea) ormanının altında sarı civanperçemi (achillea santolinoides), artemisia sieberi ve geven (astracantha echinus subsp. arabica) olmak üzere akdeniz ormanı bulunur.
antik dünya’nın en değerli ürünlerin bitkisel kaynakları olan buhur ağacı (boswellia sacra) ve mür ağacı (commiphora sp.) günümüzde yemen ve umman olarak bilinen güney arabistan kıyılarında yetişmektedir. bu bitkilerin ticari değeri günümüzde dahi çok yüksektir. buhur ve mür üretimi üzerinde kontrolleri olan güney arabistan kent devletleri ticaretle zenginleşmişti. güney asya’dan çeşitli baharatlar ve afrika’dan devekuşu tüyü ve fildişi gibi lüks ticari mallar güney arabistan’a geliyordu. dönemin en zengin krallıkları minaean, saba ve himyar (homeritae by the romans) idi. bu üç krallığın yükseliş dönemleri birbiriyle örtüşür, kabaca mö 1200 – ms 525.
baharat ve tarım ürünleri bakımından zengin olan bu coğrafyada sabalar kervanlarla ipek yolu güzergahında ve kızıl deniz yoluyla ticaret yapıyorlardı. özellikle buhur ağacı (boswellia sp.) ve mür ağacı (commiphora sp.) çok kıymetli ticari ürünlerdi. sabalar, yüzyıllar boyunca kızıldeniz’i aden körfezine bağlayan bab el-mendeb boğazını kontrol ettiler ve afrika kıyılarında koloniler kurdular. dilbilim antropolojisi literatüründe habeşistan halkının (etiyopya) güney arabistan’dan geldikleri kabul edilen bir görüştür. ancak sabai dili ile (bkz: etiyopya) dili arasındaki fark o kadar büyüktür ki habeş halkının yabancı etkilere çok uzun yıllar maruz kaldığı ve yüzyıllarca süren ayrılıkların olduğu düşünülür.
(bkz: afrika) kıyılarının bazı kısımları mö 1. yüzyıla kadar saba krallığı’nın egemenliği altındaydı. ms 3. yüzyılın sonlarına doğru shamir yuhar’ish (tesadüfen adı islamik gelenekler içinde günümüze ulaşan ilk gerçek tarihi kişilik) “saba kralı” ünvanını ve hadramawt kralı ve yamanat kralı ünvanlarını üstlendi. bu zamana kadar hadramawt bağımsız bir kent devletiyken saba krallığı’nın egemenliği altına girmişti.
ms 4. yüzyılın ortalarında doğu afrika kıyılarındaki aksum kralı tarafından “saba krallığı ve dhū raydān krallığı” üzerinde hak iddia ettiğinde bir güneş tutulması yaşanmıştı. ms 4. yüzyılın sonunda güney arabistan yeniden saba, dhū raydān, hadramawt ve yamanat kralı altında bağımsız devletlerdi. ancak iki yüzyıl içinde pers maceracılar ve daha sonra müslüman araplar tarafından işgal edilerek saba krallığı tarihten silindi.
ms 1. yüzyılda romalılar kızıl deniz ’e doğru ilerlediler. güney arabistan’daki tüccarlardan lüks malların asıl kaynağını ve muson rüzgarlarını kullanarak kızl deniz’de filoların nasıl hareket ettirileceğini öğrendiler. güney asya ve doğu afrika’daki limanlardan gelen lüks mallar romalıları cezbetti. romalılar bu limanlarda kontrolü ele geçirdiklerinde saba krallığı ticari üstünlüğünü kaybetti. bunun en büyük kanıtı başkent ma’rib ‘deki büyük baraj’ın bakımının yapılamaması sonucunda ms 6. yüzyılda yıkılmasıdır. bu olay yemeni ticaret krallıkları döneminin sembolik sonunu teşkil ediyor.
ms. 6. yüzyıl dolaylarında son himyar kralı dhū nuwās (yūsuf ashʿar) hristiyanlıktan museviliğe dönmüş bir kraldı. krallıktaki hristiyan halkı katletti. hayatta kalan hristiyanlar aksum krallığı ’na sığındı. aksum kralı, musevi tehdidine karşı roma’dan yardım istedi. aksum seferine romalı abraha (islami kaynaklarda ebrehe) liderlik etti. himyar kralı dhū nuwās tahttan indirildikten sonra romalı abraha, himyar’da kaldı. himyar krallığı’ndaki musevi halkı katletti. romalı abraha daha sonra hicaz bölgesi’ne (arap yarımadası’nın batı kıyıları) sefer düzenledi. mekke’yi kuşattı ancak işgal edemedi. romalı abraha’nın mekke’yi kuşatması kuran’da fil suresi’nde anlatılmaktadır.
romalı abraha, arap yarımadası’nda hristiyanlığı yaymak için bir kilisie inşa ettirdi. arapların bu kiliseyi hac merkezi olarak benimsemelerini istiyordu. ancak kabe ayakta kaldığı sürece araplar’ın din değiştirmeyeceğini düşünerek mekke’ye doğru roma ve aksum ordusuyla ilerledi. taif halkından mes’ud bin maatteb romalı abraham’a bağlılığını sundu ve taif’teki lat putuna dokunulmadı. mekke’ye ilerleyen roma ordusu mekke’ye gelen kervanlara el koydu. bu kervanların arasında muhammed’in dedesi abdulmuttalip’in de develeri de vardı. kuran’da anlatılana göre romalı abraham mekke’ye fillerle saldırmak istiyordu ancak filler hareket etmiyordu. en sonunda da mekkelilere ebabil kuşları havadan taş atarak yardım ediyor ve roma ordusunu mağlup ediliyor. inanışa göre muhammed bu savaşın olduğu yıl doğuyor. arap milli tarihi için çok önemli bir olay olan romalı abraham’ın mekkeyi işgali fil vakıası olarak da bilinir.
bu olaya tarihsel gerçeklikle ele alan en makul kaynak hamiduddin ferahi ve emin ahsen ıslahi’nin tefsirlerinde kureyş'in elinde geleni yaptığını, taktiksel olarak dağlara çekilip taşlarla dağdan aşağıdaki orduya saldırdığını bu sırada da bir kum fırtınasının savaştaki dengeyi alt üst ederek ebrehe ordusunun dağılmasına sebep olduğunu belirtmişlerdir. onlar fırtınada dağılan ve yenilen askerlerin vahşi kuşlara yem olduklarını da eklerler [2].
henüz tarihsel bir kanıta rastlanmasa da tevrat, incil ve kuran’da adı geçen bir kadın hükümdar vardır. dördüncü israil kralı hz süleyman ile kraliçe sheba hakkındaki bu hikaye mö 8inci – 5inci yüzyıl arasında asurlu, yunanlı ve romalı yazarlar tarafından çeşitli şekillerde anlatılır. osmanlı divan edebiyatında da hz. süleyman ve saba melikesi olarak bu motif işlenir.
“hz süleyman bir gün emrindeki kuşlardan hüdhüd ’ü etrafında göremeyip hiddetlenmiş ancak birazdan gelen hüdhüd saba ülkesinde bir kraliçenin yaşadığını ve halkının güneşe taptığını söylemiş, bunun üzerine hz. süleyman bu kraliçeyi tek tanrı dinine davet eden bir mektup yazarak kuşla geri yollamıştır (neml 20-29). bu güçlü hükümdardan mektup alan saba melikesi belkıs danışmanları ile görüşerek bu hükümdarla iyi geçinmek gerektiğine inanarak ona kıymetli hediyeler yollar. ancak bunları dünya işi değersiz şeyler olarak gören süleyman, hediyeleri reddederek saba melikesini sarayına davet eder. belkıs davet icabı yola çıkmak üzere iken hz. süleyman, yanındaki bilge bir kişi aracılığı ile belkıs’ın sarayındaki tahtını kendi sarayına getirtir ve melike belkıs, süleyman’ın makamına ulaşınca orada durmakta olan kendi tahtını tanır ve hayretler içinde kalır. belkıs bir şaşkınlık da, cilalanmış camdan yapılmış olan hz. süleyman’ın sarayının yer döşemesi görünce su zannedip ıslanmamak için eteklerini toplarken yaşamış ve bundan böyle süleyman’la birlikte allah’a teslim olduğunu söylemiş (neml s.29- 44).”
“kudüs'e geldi "çok büyük bir maiyeti ile, develer taşıyan baharat ve çok altın ve değerli taşlarla" ( i krallar 10: 2). süleyman'a verdiği baharatlar gibi "bir daha asla bu kadar bol baharat gelmedi" (10:10; ii tarih 9:1–9). süleyman'ın memnuniyetle yanıtladığı "onu zor sorularla kanıtlamaya" geldi. hediye alışverişinde bulundular, ardından ülkesine döndü. ”

musevi inancı kadını adet gördüğü için kirli sayar. hristiyan inancında da kadına çok anlam yüklenmez. bi bakire meryem vardır işte. islam inancında da kadının yeri farklı değildir. dört mevsim için dört kadınla evlenilir falan. saba krallığı o dönemde öyle büyük bir zenginliğe sahipmiş ki koskoca israil kralı süleyman bile "bu bir kadın ben bunla görüşmem" diyememiş.

tevrat, incil ve kuran'da bahsedilen saba kraliçesi tek güçlü kadın imajına sahip tarihi kişiliktir. tarihçilere göre sheba kraliçesi, israil kralı süleyman ile ticari anlaşmalar yapmak için onunla görüştü. bu yolla saba krallığı'nda yahudiler misyonerlik yaparak krallığı içerden oydular. ilerleyen yıllarda romalıların aden körfezinin ve afrika limanlarının stratejik önemini keşfetmesi ve ticaret yollarını ele geçirmesiyle saba krallığı maddi yönden zayıfladı. barajın bakımı için gereken maddi kaynağı temin edemedikleri için tarımsal ekonomi çöktü. fakirleşen halk din değiştirdi. çünkü din değiştirerek hem yeni networkler elde ediyordunuz hem de vergilerden muaf oluyordunuz (bence böyle olabilir, kişisel fikrimdir. yatırım tavsiyesi değildir).

mö 6ıncı – 8inci yüzyıla tarihlenen arap yarımadası’nın 13.000 yıllık tarihine ışık tutan anıtsal yazıtlar ortaya çıkarıldı. bu yazıtların tercüme edilmesiyle arap yarımadası'nda islam öncesi dönemin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. bu bağlamda belki gelecek yüz yılda orta doğu'da ve afrika'da başka bir etnik diriliş olabilir. çünkü saba krallığı'nın halkı afrika kıyılarında koloniler kurmuş. belki evlilik yoluyla asya ve afrikada'ki büyük hanedanlıklarla akrabalıkları dahi olabilir.

notlarım:
taif'in islam öncesi tarihi islam tarihi açısından çok önemlidir. klasik arap şiirinin ünlü şairi imrul kays taiflidir ve kindah sülalesi 'nin veliaht kralıdır ancak bu işleri bırakıp diyar diyar gezmiştir. kindah sülalesi, arap yarımadası'ndaki bütün arap kabilelerini birleştirmek için cihat çağrısı yapan ilk monarşidir. ilerleyen dönemlerde kureyş sülalesi bu misyonu üstlenecek ve islam çağrısıyla tüm arap kabilelerini tek bir sancak altında toplayacaktır.

herkesi müslüman yapmaya kafayı takmış biri vardır ki o da taiflidir. emevi devleti ’nin hicaz valisi haccac bin yusuf es-sekafi 'dir. biz türkler onu talkan ve curcan katliamları olayından biliyoruz. asya seferinde yalnızca türklere değil müslüman olmayan bütün halkların erkeklerini katletmiş kadınları ve çocukları köle yapmıştır. bu yüzden haccac-ı zalim lakabıyla bilinir. ancak araplar için haccac bin yusuf devrimci bir kahramandır. arap dilini nokta ve hareke sistemiyle geliştirmiştir, kuran'ı halkın rahatlıkla anlayabileceği sade bir dille yazdırmıştır. haccac bin yusuf, emevi soyuna öyle hayrandı ki beşinci halife abdülmelik bin mervan ’ın emriyle emevilere isyan eden arapları kılıçtan geçirdi.

sakif kabilesinden abdullah bin zübeyr, hicaz’da halifeliğini ilan edince haccac bin yusuf komutasındaki emevi ordusu isyanı bastırmaya hicaz seferine çıktı. sakif kabilesi taif kentinde çoğunluktu. islam öncesi dönem’de taif kenti lat adındaki bereket, kader tanrıçasına adanmıştı. buradaki dört köşeli beyaz bir taş tanrıça lat'ı sembolize ediyordu. kureyş kabilesi ise mekke’de kırmızı taşla sembolize edilen hubal adındaki ay tanrısına baş tanrıya tapınıyordu. hilal biçiminin islam sancaklarında yer alması boşuna değildir. çünkü ay tanrısı hubal 'ın üç kızı vardır : lat, manat, uzza. tanrı hubal'ın asurlulardaki tanrı baal 'ın dengi olduğu düşünülüyor.
siyah bir taşla (hacer-i esved) sembolize edilen başka bir tanrı daha vardır (bknz. lapis niger).

islam ile birlikte toplumdaki kadınları sembolize eden tanrıçalar kırılıyor ve tek bir eril tanrı'ya tapınma başlıyor. yani araplar 1. semiyosferden 2. semiyosfere geçiyor.

türkler ne zaman ve nasıl müslüman oluyor? onu başka zaman yazacağım, ilginize teşekkür ederim.

kaynaklar:
ingilizce yayınlardan karşılaştırmalı okumalar yaparak çıkardığım kişisel notlarımdır.

[1] ancientimes.blogspot.com/20...
[2] www.indyturk.com/node/32877...
devamını gör...

bu zamana kadar hayatımızda bir kez de olsa yaşamışızdır bu durumu. sevilen kişi, arkadaş, sevgili, flört.. kim olduğu çok da fark etmez aslında, değer verdiğimiz kişi kim olursa olsun bu durum canımızı yakacaktır. insanın zoruna gider ve kendini gerçekten fazlalıkmış, değersizmiş gibi hissedersin.
genelde bu durumla iki farklı şekilde karşılaşırız;
1- sevdiğin kişi konuşmalarında eskisi kadar özenli davranmıyodur ve bu konuda türlü bahanelere sığınıyodur.
2- zorla konuştuğunu sana hissettirmeye çalışıp zoraki ve kısa cevaplar veriyordur.
iki hali de can sıkar ama her zaman dürüstlükten yana olup ikinci şıkkın daha iyi olduğunu söylemeliyim.
biriyle ilgili böyle bir düşüncedeyseniz, sizinle zorla konuştuğunu hissediyorsanız kesinlikle o hissinizde yanılmıyorsunuz. çünkü bu gibi durumlarda genelde yanılma payı yoktur. kendinizi değersiz hissettiğiniz her an size verilmiş bir mesajdır ve öyle bir durumda kalırsanız arkanıza bakmadan kaçın, o kişiden uzaklaşın.
devamını gör...

bayaaa guzel gelişmişim sonucuna vardığım baslik. pandemi herkese bu fırsatı sunmadı sanırım.

evin kredisini bitirdik, arabayı yeniledik, ev eşyalarını neredeyse yarı yarıya azalttım. 3 yıl öncesine göre birikim miktarımızı neredeyse iki katina çıkardık.

en büyük hayalim olan istanbul'a yalnız başıma gittim. ilk kez uçağa bindim. sayfalar dolusu kitap okuyup yüzlerce film izledim. arkadaş çevremi iyice küçülttüm, insanlardan beklentilerimi neredeyse sıfırladım. kendimi olduğum gibi kabul etmeyi ve sevmeyi öğrendim.

evliliğimin içinden hızlı bir tren geçti, ortalik bir süre yangın yeri gibiydi, çocuklar yalpaladı, biz ayrı istasyonlarda birbirimizi bekledik sonra her şey rayına oturdu. şimdi üstadın dediği gibi iki rayı gibiyiz bir tren yolunun... gerçi o neyi değiştirir yakın olması son istasyonun da diyor ama bu konuda kendisi ile aynı fikirde değilim çünkü bir sakız kağıdında okuyup aklıma kazıdığım gibi; aşk birbirinin gözlerine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır.

kendimi beğenmedigim tek yön meslek hayatım oldu sanırım. 3 yıl önceye göre daha fazla,daha hızlı ama daha özensiz çalışıyorum.
milli eğitime bakış acimda öğretmen olarak değil devlet memuru mantığı daha ağır basmaya başladı. yine de halen şu dünyada en mutlu olduğum yerlerin başında sınıfım var.

bir de 3 yıl önce ibadet daha çok cehennemden kurtuluş bileti ve allah korku öğesiydi. şimdi bir anne kucağı,dünyanın en güçlü kalesi, en büyük mutluluk sebebi.

tek gelişemedigim nokta; çevrede gördüğüm benden genç insanlara bakıp halen; galiba gençliği boşa harcadım ben. diye bir iç geçiriyorum.
devamını gör...

kuzey yönünde şov yapan göktaşı. streamable.com/kww89g
devamını gör...

"akp kazanır yea" dayatması yapılan başlık. istanbul ve ankara seçimlerinden önce de aynısı yapılıyordu.* hiçbirimiz adayları ve sonuçları bilemeyiz. biraz duyarınız varsa zaten işlerin bu iktidarla iyi gitmediğini görürsünüz ancak her millet layık olduğu şekilde yönetilir napabilirsin.
devamını gör...


“eğer dünya üzerinde 'iyi' yoksa onu icat etmek gerekir."

der eduardo galeano.
devamını gör...

yeni yayın döneminde mustafa kemal mehmet akif’ten bir adet didem madak şiiri dinleyebilmeyi umuyorum.
devamını gör...

teoman-sus konuşma.
devamını gör...

napolyon demiş ki bana bir aşk mektubu verin, mektuptan bir cümle seçerek mektubu yazanı idam ettireyim. yani bir aşk mektubunda ne yazar canım bebeğim bir tanem vs vs . böyle bir mektupta bile farklı şekilde sunulunca anlamı değişecek bir cümle vardır.

bir anlatım ancak bağlamında anlamlıdır. 15 saniyelik bir cümlenin öncesini ve sonrasını bilmeden sadece birilerinin başlığa çıkardığı anlam üzerine yorum yapmak anlamlı olmaz. ben açtım programın kendisini izleyeyim dedim ama 5 dakika zor dayandım. sayın soylu diyor ki benim görevim vatandaşı uyarmak ben konuşurum.

kendisi bürokrat olsa eyvallah. eski siyasi parti lideri yani seçime girip halktan oy isteyen insan. iki gün sonra tekrar o da görevden affını istese (ne demekse artık) ve istifası kabul edilse ne olacak. ya mhp ye genel başkan olacak ya da parti kurup seçimlere girecek. belki o da başkanlık sisteminin yeni başkanı olmak isteyecek.

sonuç olarak istifa edip parti kurarsa ya da adalet ve kalkınma partisi genel başkanı olursa sabah akşam konuşabilir ama bu şekilde bence olmuyor.
devamını gör...

ayasofya, ''kutsal bilgelik'' anlamına gelir ve isa'nın sıfatlarından biridir .
türkiye'de, hristiyanlık için 3 önemli ayasofya vardır;
1-istanbul ayasofya: 360 yılında ibadete açılmış olan istanbul ayasofya'dır. ki; baba konstantine inşaata başlamış oğlu inşaatı bitirmiştir. tamamlanması 2 kuşak süren bu yapı, mimari bir harikadır.
2-iznik ayasofya: bu mimari olarak başarılı bir yer olmasa da, hristiyanlık tarihi için çok önemlidir. şöyle ki; 787 yılında, 350 psikopos, bir çok papaz, patrik tarasios başkanlığında burada toplanmış ve hristiyanlıkla ilgili bazı prensipler sert bir şekilde tartışılmıştır.
3- trabzon ayasofya: 1204 yılında, bizans'ın başkenti konstantinopolis, latinler tarafından işgal edildi. bu sebeple devletin yeni bir merkeze ihtiyacı hasıl oldu ve trabzon'da, komnenos hanedanlığından aleksios ve david yeni bir devlet kuralım dediler. yeni bir devlet kurdular kurmasına ya, bu devletin istanbul'dan geri kalmasını istemediler. bu sebeple genellikle 13. yy da yapılan eserlerin çoğu istanbulun izlerini görebileceğiniz işçilik ürünleridir. taş süsleme, freskler, mozaikler...
işte, trabzon ayasofya'da harika fresk ve kabartmalarıyla istanbul ayasofya'yı trabzon'da yaşatma isteğinin bir ürünüdür.
öncelikle girişteki kabartmalara bakalım;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


1-doğuya bakan tek başlı kartal, komnenos devlet simgesidir.
2-altındaki kuyrukları birleşik kuşlar ise kutsal ruhun temsilidir. barış ve dostluk temsilidir.
3-mitra kültüründen, ay yıldız ve güneş saati bulunmaktadır. tr.wikipedia.org/wiki/Mitraizm
hemen altında ise; aski ahit hikayesi yer alıyor.
sevgili dostlar; altındaki kabartmaları kapının sağ yanından ve sol yanından okumaya başlamanız gerekiyor. ncelikle kapının sol yanından okumaya başlarsak tanrının cennet bahçelerini görebiliriz. sonrasında yılanın havva'nın yanına gelerek havva'yı kandırdığını, ve cennetten konulduklarını...
kapının sol yanında ise toprağı ekip biçerek geçinmeye çalışan çocuklarından ''ilk cinayet'' olayının anlatıldığını görebiliriz. lmş olan habil, ayakta kalan ise kabildir.
gerçekten sinema filmi izliyormuş gibi değil mi?

yapının ana bölümündeki bir çok fresk yer almaktadır. büyük ölçüde tahribata uğramış olan freskler. isanın doğumu, isanın çarmıha gerilmesi, gibi hikayelere yer verilirken, caminin diğer bölümündeki freskler ise isa'nın mucizelerine değinmektedir.
sadece , isanın 5000 kişiyi doyurmasını anladım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gerisini size bırakıyorum *


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben bir defa ortaokulda gördüm. ilk ve tekti. dedem anlatırdı ona da dedesi anlatmış. dedemin dedesi de görmüş bir defa hatta sevinçten bütün köylü bayram etmiş. kurbanlar filan kesilmiş. ben korktum birilerine anlatmaya ama bugün bu korkumu yeniyorum ve anlatıyorum.
ilk başta tam anlayamadım. anlam veremedim daha doğrusu kendimi buna hazır hissetmiyordum. biranda çıktı geldi. hekes şaşırdı en çokta ben. sonra saygıyla toprağa oturdum. bu anda ne kavga ne hürriyet ne karım. toprak bedenci ve ben bahtiyarım.
devamını gör...

bir şey yazmış mı diye bakmaktan profilini eskittim.
devamını gör...

e devlet te gelsin. bu önemli bakın.
devamını gör...

kütüphaneye sabahın altısında gidip akşama kadar çalışıp akşam da bir yerde oturup rahat rahat yemek yiyip kahve içmek ve vapura binmek.
devamını gör...

görmeyi dört gözle beklediğim saçlardır.
devamını gör...

aayh gotham!

hiçbiri değilim çogşuqur rabbıma.
arkadaşlar, sizin vücudunuz en az 8 saat uykuya ihtiyaç duyuyor ve sabah erken kalkmak için ancak tavuk gibi gün batımıyla uyumanız gerekiyor diye, ben deniz, 4 saatlik uykuyla yetinebilen ve işlerini çoğu kez geceleri bitiren şahane kadın, neden ipsiz, işsiz, berduş oluyormuşum?

şimdi burada mükemmel vücudumdan bahsedeceğim, öyle ki 4 saatlik uykuyla dünyanın en zor matematik problemlerini çözer, üzerine de seni döverim. öyle zihni açık ve çevik oluyorum. buna elbette öldüren cazibem, allah vergisi güzelliğim ve alçakgönüllü mütevazı kişiliğim de dahil. bunu her yere yazıyorum ki unutmayın evet, siz faniler maalesef unutkansınız ve beni kendinizle bir tutmak gafletine düşebiliyorsunuz. sonra gelip buralarda böyle genellemeler yapıyorsunuz. oraya "morticia hariç" yazmayı öğreneceksiniz böyle genellemeler yaparken!
devamını gör...

çükünü kes tecavüz etmekten kurtul.
devamını gör...

17. yüzyıl fransa’sında dönemin aristokrasisini, yönetici sınıfını simgeleyen peruk charles döneminde ingiltere mahkemelerine getirilmiştir, başlangıçta yaşlı ve ciddi kuşak peruktan uzak durmuşsa da bir sonraki kuşağın kürsü ve baro üyeleri tarafından benimsenmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. yargıçlar tarafından tercih edilen geniş peruklar, tabanları geniş olan türdendir ve sadece yargıçlar değil, barrister’lar tarafından da takılmaktadır. peruk esas olarak tıpkı cübbe gibi bağımsızlığı, tarafsızlığı ve eşitliği ifade etmek amacıyla kullanılır, saçlarda dahi bu algının oluşması istenmez.
-zamanla peruklar yargısal ikonografide kırmızı cübbelerin kazandığı statüyü kazanmıştır, yine zamanla ceza ve resmi davalarda olmak üzere kullanım alanı kısıtlanmış ve bu zorunluluk 2007 de tamamen kaldırılmıştır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim