dertleri ne acaba?

şahsen ben gündüz uyuduğum için şimdi uyuyamıyorum.

tanım: herkesin farklı bir sebebi olsa da sabahlaması.
devamını gör...

ikinci dünya savaşı sırasında nazi toplama kamplarında bulunmuş olan üç yazar; tadeusz borowski,janusz nel siedlecki ve krystyn olszewski'nin 14 kısa öyküsünün yer aldığı eser. bu öykülerden yalnızca 4 tanesi borowski'ye ait olsa bile diğer öykülere de katkıda bulunduğu bilinmekte. nazi kamplarının iç yüzünü belgelemek amacı ile yazılmış olan bu eserde en dikkat çekici nokta, aynı anda hem edebi hem otobiyografik hem de belge niteliği taşıması. savaşın dışında da bir vahşet vardı ve hatta savaşın kendisinden bile daha kanlıydı. işte bu eserin bize söylediği budur. insanoğlunun dönüşebileceği canavarın en kesin tanımı bu öykülerde yatıyor. anneler gazdan kaçınmak için çocuklarını geride bırakabildiği, ırkçılığın onları bu şartlara getirdiğini bilmelerine rağmen tutsakların kendi aralarında dahi ırkçılık yaptığı, insanların biraz daha yaşayabilmek için çaldığı, kendini sattığı, değerli eşyaları yağmaladığı kaotik bir atmosfer. geçişler hızlı ve düzensiz olsa bile bu eserin tutsaklıktan hemen sonra aktarılan deneyimler olduğunu bilmek bir nebze bu yazınsal karmaşayı aktarılan olaylar ile kurulmuş hoş bir köprü olarak görmeye sebep oluyor.

eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.


despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
devamını gör...

yoğun geçen günün ardından sözlüğe girebildiğimiz zaman söylenen cümledir. plajda uzanıp denizi seyretmeye benzer.
devamını gör...

evde çocuklara dayanamayan annenin sağa sola salça olması durumu.

öğretmenler aşı nerede diye sesini yükseltiyor da ablacım, senin yalıdan duyulmuyor zaar.
zaten daha da yükseltseler seslerini , biri muhakkak gelir gözünün üstünde kaşın var der.

hem bu durumun muhatabı öğretmen mi yahu? akıllı kadınsın sen(!) canın mı sıkılıyor yoksa?
devamını gör...

minübüste veya otobüste otururken, kalkacakmış gibi toparlanıp başımda bekleyene ümit vermek.
devamını gör...

sözlükten birine yürümeyi düşünen yazarların önüne duvar engeli koyan yoldaş sözü.
devamını gör...

kazası değişeni yok, yürüyeninde hiç bir sıkıntı yok abicim. ekspertiz!e falan niye para vericen bin git arabana garantisi benim diyorum. (iyi aile çocuğu olan galerici yalanı)
devamını gör...

ıt's me, diyorum.
sözlüğe ilk girdiğimde komik bir kuş resmiydi.
sonra baktım mekan samimi
çirkin ördek yavrusu olmaktan vazgeçtim.
şurda bir ay sonra 46 olacam
anonim olmaya ne hacet.
beni bilen bilir zati.
dileyen anonim, dileyen aleni takılsın.
devamını gör...

deniz kokusu ve yasemin kokusudur.
devamını gör...

hoşuma giden harika bir tanım.
yazarı sevgili (bkz: reddedilemeyen teklif)

#368837
devamını gör...

bazen sıradan şeyler insanı hüzünlendirmeye yeter. bir bakış, bir melodi, ağır ağır yürüyen bir kaplumbağa mesela; acaba ne zamandan beri yollardadır?..

sabahattin ali'nin canı aliye'ye ve ruhu, bir tanecik kızı filiz'e yazdığı mektuplar, o sıradan fakat sıcacık mektuplar da insanı hüzünlendirmeye yeter. belki de ali'nin o feci, hak etmediği sonunu bildiğimizdendir bu. onu can yoldaşı aliye'den, ateşi çıksa endişeden dört döndüğü yavrusu filiz'den, sevdiği ilkbahardan ayıran o sonu düşünür hüzünleniriz. ''ihtiyarlığımda çekilmez biri olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. ama bu tahminin doğru çıkmayacak sanırım. çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? hep genç kalacağım.'' sözünün doğru çıkmasına hüzünleniriz.

sıkıntılarla geçmiş bir hayat.. ilkbaharı çok seviyor diye kendisine gül bahçesi vadedilmemiş nihayetinde, mahkemelerde acaba bu sefer kaç ay yatacağım endişesiyle geçmiş günleri. kendi deyimiyle dünyada rahat yaşamak için aptal olmak gerektiğini bildiği halde aptal olmaktansa rahatsız bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. bir kadınla tanışmış, mehtaplı gecelerde benim de bayıldığım ay ışığının altında yürüyüş yaparken kendisine eşlik etmesini isteyecek değerde bir kadınmış bu kişi; aliye.

mektuplaşmışlar, birbirlerine içlerini, düşüncelerini, fikirlerini, duygularını açmışlar. sabahattin ali, yazdığı öykü ve şiirleri göndermiş aliye'ye. nahif benliğini kelimelere dökmüş, biz okuyanlara da bıkmadan o güzel sözlerin hepsinin altını teker teker çizmek düşmüş.

içinde müthiş bir neşe, kibarlık fakat aynı zamanda hüzünlü, belki umutsuz bir yön var. en azından 1935'ten 1948'e kadar yazdığı mektuplardan bunu hissettim. sonlara doğru o felaket sonu bildiğimden dolayı gözlerim dolmadı değil. o son mektubu okumak, ve mektubun fazlaca sıradan olması, veda bile edememesi dokundu belki de. gerçi vedalardan da nefret ederim. fakat ''allahaısmarladık'' bile diyememesi haksızlık gibi geldi.
zaten bakarsanız, hakkında inceleme yazılamayacak bir derleme bu kitap. bu kadar sıradan fakat aynı zamanda çok özel mektuplar hakkında ne yazıp çizebiliriz? adam düşünmüş, hissetmiş, sevmiş, merak etmiş, endişelenmiş, yazmış. bize sadece okuduktan sonraki duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak düşer.
devamını gör...

canım reis yine yapmış yapacağını dediğim başlık.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
size zahmet bana da bir damat bir de teklif hazırlarsanız çok makbule geçer.*
devamını gör...

şu kitabı da bitireyim.
devamını gör...

earl ukdesi

asi bir saç teli. bütün saçlar akıllı uslu olması gerektiği gibi durur ama önden bir tel saç asla diğer arkadaşlarının yanına inmez. çeşitli saç ürünleriyle, yola getirilir belki ama baştan akıllı olsa, sahibini hiç uğraştırmasa hayat daha güzel olabilir.
devamını gör...

ne meyvesi vardır, ne doğru dürüst gölgesi. ama sanki, kar yağsında görün benim güzelliğimi der.
devamını gör...

nefret güçsüz insanların hissettiği bir duygudur.
şöyle açıklayayım; birisinden zarar gördünüz, size karşı bir yanlışı oldu. bu yanlışa bir karşılık verebilecek güçteyseniz yani bu zararı tahsil edecek kuvvetiniz varsa nefret etmezsiniz gider zararınızı tahsil edersiniz. yani nefret etmekle zaman kaybetmezsiniz. ama elinizden bir şey gelmiyorsa tek yapabileceğiniz yatağınıza uzanıp tavana bakıp o kişiden nefret etmek olur.

söz gelimi; hitler elinde bir ordusu yokken yani gücü yokken evet yahudilerden nefret ediyordu. ama bir ordusu varken yahudilere yaptıkları nefretle değildi. o artık güçlüydü ve eyleme geçmişti. şimdi nefret etme sırası yahudilerdeydi. yani güçsüzlük sırası.
devamını gör...

bireyin herhangi bir ortamda veya durumda kendisine gülünmesinden veya dalga geçilmesinden korkması durumudur. bu fobiye sahip olan kişiler genelde bulunduğu ortamda atılan her kahkahanın kendileri hakkında olduğunu düşünür. birçok insan kendisine gülünmesini veya kendisiyle dalga geçilmesini sevmez. ama fobiye sahip olan insanların bu durumu içselleştirdiği ve bu duruma karşı fazla korku duyması dikkat çekici.
devamını gör...

görüntü olarak kanuna benzese de icrası farklılık gösteren iran kökenli bir enstrüman. yamuk bir dikdörtgen şeklinde (her iki kenarı birbiriyle eş uzunluktadır), tel sayıları farklılık gösterebilen santur, çekiç gibi kullanılan çubuklar yardımıyla çalınır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sedat anar ile tanıdım santuru, keyifli bir dinletisi sonrasında hafızama kazınan bir enstrüman oldu. ilk kendisinden dinlediğim, daha doğrusu dinlediğim şeyin ne olduğunu ayırt edebildiğim için mi bilmem ama benim için tasavvufi müzikle özdeşleşmiştir. bir vakit, iran şahı tarafından 500 yıl boyunca kadın sesine benzediği gerekçesiyle yasaklandığına ilişkin gerçeklik payını bilmediğim bir iddia da söz konusu.
devamını gör...

yastığın ıslanan kısmına kafanızı koymamak için belli bir tarafta uyursunuz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim