eser miktarda
her insanın hayat süresi içinde gerçekten mutlu olduğu zamanları gösteren etikette yazan fiyat.
devamını gör...
z kuşağı
kendilerine fazla güvendikleri, saygı eksikliğinden muzdarip oldukları ara sıra tartışma konusu olan bir kuşak.
ben 27 yaşındayım, öyle "ya hu yaşlandık, artık okuduklarımı kafam almıyor, neyse o" diyecek kadar yaşlı değilim ama benim daha bir sene önce okuyup, tanıyıp zevkten dört köşe olduğum bir yazarı, bugün 18 yaşında bir genç okumuş, üzerine çat pat da olsa analiz yazabiliyor oluyor. bunların zamanı daha gelmedi, çok daha bilgiye sahip olacaklar, bilgiye bu denli ulaşım kolaylığı sayesinde olacak bu. ancak bu konuşulmaya değer kesimin büyük bir kısmı fazlasıyla bireyseller, benciller, müthiş bir megalomani gelişiyor bu arkadaşlarda. o yüzden başlığı açan arkadaşa hak veriyorum, bunların da sebepleri var.
bu arkadaşlar, bizim x kuşağından hiçbir şekilde görmediğimiz bir tür aşağılanmaya maruz kaldılar. iletişim çağında, sözgelimi kendisinden bilmem kaç bin kilometre ötedeki bir vasıfsız orta yaşlı öğretmenin, bozuk türkçeyle "z kuşağı,
lanet olsun böyle kuşak mı olur, tüm kötülükler bunlarda birikmiş" minvalinde cümlelerine maruz kalıyorlar. bizde böyle şeyler yoktu, biz on altı yaşındayken bu tip saldırılara maruz kalmıyorduk ve bu yüzden de büyüklerimize saygılıydık, bir eksikliğimiz olduğunda dinlemesini bilirdik, çünkü saygı gösterilecek insanlarla muhataptık. saygı gösterilmeyecek insanlarla muhatap olanlar da zıvanadan çıkmışlardı, bunun seçimi bize aitti; oysa şimdi kendisini yetiştirmeye gayret eden bir genç, ikinci gruptaki yetersiz zorbalarla muhatap olmak zorunda kalıyor.
bu muhataplığın, arkadaşlarımızda oluşturacağı karşılık öncelikle reddetme ve bu pozisyonu savunmaktır. yıl olmuş iki bin yirmi, dört tane partinin liderleri bile birbirlerini dinlemeden konuşuyor, kimse kimseyi takmıyor, herkes kendi gerçekliğini oluşturmuş, whatboutism, ad hominem her yeri esir almış, herhangi bir konuda derinlemesine tartışmak imkansız hale gelmiş, toksik insanlar her tarafa yayılmış, arkasına yüz tane beğeni takanın kendini peygamber sandığı bir dönemde bu arkadaşların da kendilerini sabırla savunacaklarını düşünmek biraz haksızlık olurdu.
öyle de olmadı neticede. kime ne anlatsınlar, baktılar z kuşağına sallamak bir popülerite, bir beğeni aracına, bir kendi cehaletini ve zorbalığını aklama aracına dönüştü; onlar da "bizimle sorunu olan varsa ağlayarak günlüğüne yazabilir" moduna girdiler, evet tam olarak böyle oldu. bunun tarifsiz rahatlığıyla da artık bir eleştiri mekanizması, bir denetleme, kıyas mekanizması devre dışı kalmaya başladı. çünkü bu gençleri hedef alıp adamakıllı yaklaşan x ve y kuşağı kişi sayısı çok az. y kuşağı, oldu olası zengin olma hayaliyle yanıp tutuştu, entelektüeli dahi bilgiyi paraya çevirme kaygısıyla yatıp kalktı. bu da doğaldır ve başka bir zaman üzerine konuşulabilir. bu gençlerin bugün bu yaklaşımının sebebi biziz, 40 yaşına gelmiş boktan bir çakma aydının niteliğini sorguladıkları için ve bu cenah çok kalabalık olduğu için (en basitinden twitter'da görebilirsiniz) aklın yaşta değil başta olduğunu anladılar. bu cümlenin arkasına, asalak z kuşağı mensupları da takıldılar doğal olarak. bu, biçimsiz bir vücuda giyilmiş ipek bir elbise gibi, onlarda eğreti durdu ve bu onlarda bizim hiç rastlamadığımız bir tür cahil cesaretine ve hadsizliğe sebep oldu. gerçekten rahatsız ediyor ve bir gün başka bir konuda adamakıllı kendilerini gömmek gerekiyor.
baby boomer, boomer, x, y, z fark etmez; hangi kuşaktan olursa olsun, nitelikli insanların peşinde dolaşmamız lazım. bir aptala bakıp da ne kadar mantıklı olduğumuzu kendimize anlattığımız dönemleri geçmiş olmamız lazım. artık önemli olan, kimden ne alabileceğimizi bilme olgunluğuna erişmiş olmaktır. söz gelimi, eşinden ayrılmış, iyi kötü özellikleriyle tanıdığımız bir ilkokul mezunu abimizden boşanma sürecini dinlerken, orada bir estetik aramamamız lazım. neyi seçeceğimizi ve kendimize katacağımızı bilmeliyiz. sonra, duyguları, düşünceleri mantıklı bir şekilde ele alan birini gördüğümüz zaman, okumalıyız, ona zaman ayırmalıyız. aptal, aptal olduğu kadar popüler olan ve bu yüzden düşünceleri bir şekilde önümüze gelen insanları görmezden gelmeliyiz. post truth dönemi artık iyice anlayıp, kimseye bir gerçeği dikte etmeye çalışmamalıyız ki enerjimiz boşa gitmesin.
akıl, yaştan da kuşaklardan da bağımsızdır. hangi kuşağa, hangi yaşa mensup olursak olalım kendi ayaklarımızın yere bastığı bir yerdeysek, üstad luis ferdinand celine'in dediği gibi "henüz şiirimizi tüketmediysek" yani hala söylendiğinde dinlenmeye değer bir şeylerimiz varsa, hiçbir kuşağın asalağıyla, aptalıyla, megalomaniye teslim olmuşuyla muhatap olmayız.
subjektif konularda tartışmalarını da ben yine her zamanki gibi tartışma kültürüne, post truth dönemin adeta bizi esir almasına bağlıyorum. herkes kendi gerçekliğinde ve insanların her konuya yorumu, onlar için gerçek olandan daha gerçek. z kuşağı bunları görerek büyüdüler. özellikle y kuşağının aptal kesiminin ya da bir özelliğinden dolayı popüler olmuş, yarı cahil kesimin yanlış bakış açıları, her konuyla dalga geçen güruhun fazlasıyla beğeni toplamasıyla yönlendiler. sonuçta daha fazlasını beklemek anlamsız olur.
bir kuşaktan bahsediyoruz neticede, gerçekten kapsamlı bir çalışma ister ama z kuşağının benim açımdan en güzel yönü, bize sosyolojiyle ilgili müthiş malzemeler veriyor olması.
ben 27 yaşındayım, öyle "ya hu yaşlandık, artık okuduklarımı kafam almıyor, neyse o" diyecek kadar yaşlı değilim ama benim daha bir sene önce okuyup, tanıyıp zevkten dört köşe olduğum bir yazarı, bugün 18 yaşında bir genç okumuş, üzerine çat pat da olsa analiz yazabiliyor oluyor. bunların zamanı daha gelmedi, çok daha bilgiye sahip olacaklar, bilgiye bu denli ulaşım kolaylığı sayesinde olacak bu. ancak bu konuşulmaya değer kesimin büyük bir kısmı fazlasıyla bireyseller, benciller, müthiş bir megalomani gelişiyor bu arkadaşlarda. o yüzden başlığı açan arkadaşa hak veriyorum, bunların da sebepleri var.
bu arkadaşlar, bizim x kuşağından hiçbir şekilde görmediğimiz bir tür aşağılanmaya maruz kaldılar. iletişim çağında, sözgelimi kendisinden bilmem kaç bin kilometre ötedeki bir vasıfsız orta yaşlı öğretmenin, bozuk türkçeyle "z kuşağı,
lanet olsun böyle kuşak mı olur, tüm kötülükler bunlarda birikmiş" minvalinde cümlelerine maruz kalıyorlar. bizde böyle şeyler yoktu, biz on altı yaşındayken bu tip saldırılara maruz kalmıyorduk ve bu yüzden de büyüklerimize saygılıydık, bir eksikliğimiz olduğunda dinlemesini bilirdik, çünkü saygı gösterilecek insanlarla muhataptık. saygı gösterilmeyecek insanlarla muhatap olanlar da zıvanadan çıkmışlardı, bunun seçimi bize aitti; oysa şimdi kendisini yetiştirmeye gayret eden bir genç, ikinci gruptaki yetersiz zorbalarla muhatap olmak zorunda kalıyor.
bu muhataplığın, arkadaşlarımızda oluşturacağı karşılık öncelikle reddetme ve bu pozisyonu savunmaktır. yıl olmuş iki bin yirmi, dört tane partinin liderleri bile birbirlerini dinlemeden konuşuyor, kimse kimseyi takmıyor, herkes kendi gerçekliğini oluşturmuş, whatboutism, ad hominem her yeri esir almış, herhangi bir konuda derinlemesine tartışmak imkansız hale gelmiş, toksik insanlar her tarafa yayılmış, arkasına yüz tane beğeni takanın kendini peygamber sandığı bir dönemde bu arkadaşların da kendilerini sabırla savunacaklarını düşünmek biraz haksızlık olurdu.
öyle de olmadı neticede. kime ne anlatsınlar, baktılar z kuşağına sallamak bir popülerite, bir beğeni aracına, bir kendi cehaletini ve zorbalığını aklama aracına dönüştü; onlar da "bizimle sorunu olan varsa ağlayarak günlüğüne yazabilir" moduna girdiler, evet tam olarak böyle oldu. bunun tarifsiz rahatlığıyla da artık bir eleştiri mekanizması, bir denetleme, kıyas mekanizması devre dışı kalmaya başladı. çünkü bu gençleri hedef alıp adamakıllı yaklaşan x ve y kuşağı kişi sayısı çok az. y kuşağı, oldu olası zengin olma hayaliyle yanıp tutuştu, entelektüeli dahi bilgiyi paraya çevirme kaygısıyla yatıp kalktı. bu da doğaldır ve başka bir zaman üzerine konuşulabilir. bu gençlerin bugün bu yaklaşımının sebebi biziz, 40 yaşına gelmiş boktan bir çakma aydının niteliğini sorguladıkları için ve bu cenah çok kalabalık olduğu için (en basitinden twitter'da görebilirsiniz) aklın yaşta değil başta olduğunu anladılar. bu cümlenin arkasına, asalak z kuşağı mensupları da takıldılar doğal olarak. bu, biçimsiz bir vücuda giyilmiş ipek bir elbise gibi, onlarda eğreti durdu ve bu onlarda bizim hiç rastlamadığımız bir tür cahil cesaretine ve hadsizliğe sebep oldu. gerçekten rahatsız ediyor ve bir gün başka bir konuda adamakıllı kendilerini gömmek gerekiyor.
baby boomer, boomer, x, y, z fark etmez; hangi kuşaktan olursa olsun, nitelikli insanların peşinde dolaşmamız lazım. bir aptala bakıp da ne kadar mantıklı olduğumuzu kendimize anlattığımız dönemleri geçmiş olmamız lazım. artık önemli olan, kimden ne alabileceğimizi bilme olgunluğuna erişmiş olmaktır. söz gelimi, eşinden ayrılmış, iyi kötü özellikleriyle tanıdığımız bir ilkokul mezunu abimizden boşanma sürecini dinlerken, orada bir estetik aramamamız lazım. neyi seçeceğimizi ve kendimize katacağımızı bilmeliyiz. sonra, duyguları, düşünceleri mantıklı bir şekilde ele alan birini gördüğümüz zaman, okumalıyız, ona zaman ayırmalıyız. aptal, aptal olduğu kadar popüler olan ve bu yüzden düşünceleri bir şekilde önümüze gelen insanları görmezden gelmeliyiz. post truth dönemi artık iyice anlayıp, kimseye bir gerçeği dikte etmeye çalışmamalıyız ki enerjimiz boşa gitmesin.
akıl, yaştan da kuşaklardan da bağımsızdır. hangi kuşağa, hangi yaşa mensup olursak olalım kendi ayaklarımızın yere bastığı bir yerdeysek, üstad luis ferdinand celine'in dediği gibi "henüz şiirimizi tüketmediysek" yani hala söylendiğinde dinlenmeye değer bir şeylerimiz varsa, hiçbir kuşağın asalağıyla, aptalıyla, megalomaniye teslim olmuşuyla muhatap olmayız.
subjektif konularda tartışmalarını da ben yine her zamanki gibi tartışma kültürüne, post truth dönemin adeta bizi esir almasına bağlıyorum. herkes kendi gerçekliğinde ve insanların her konuya yorumu, onlar için gerçek olandan daha gerçek. z kuşağı bunları görerek büyüdüler. özellikle y kuşağının aptal kesiminin ya da bir özelliğinden dolayı popüler olmuş, yarı cahil kesimin yanlış bakış açıları, her konuyla dalga geçen güruhun fazlasıyla beğeni toplamasıyla yönlendiler. sonuçta daha fazlasını beklemek anlamsız olur.
bir kuşaktan bahsediyoruz neticede, gerçekten kapsamlı bir çalışma ister ama z kuşağının benim açımdan en güzel yönü, bize sosyolojiyle ilgili müthiş malzemeler veriyor olması.
devamını gör...
yayla
içine edilmeyen bir oralar kalmıştı, şimdi tam içine ediliyor, özelikle bu hes projeleri ile , taş ocakları ile yapılan barajlar ile yayla diye bir şey bırakılmadı.
artvin borçka da yapılan baraj ile oradaki iklimin bile değiştiğinden haberiniz varmı?
ekim ayında kar yağışının başladığı o bölgede son iki yıldır doğru düzgün kar bile yağmıyor artık, nem oranı çok yüksek.
kısacası artık yayla diye yerler yok, olanda katarlı lara peşkeş çekildi .
artvin borçka da yapılan baraj ile oradaki iklimin bile değiştiğinden haberiniz varmı?
ekim ayında kar yağışının başladığı o bölgede son iki yıldır doğru düzgün kar bile yağmıyor artık, nem oranı çok yüksek.
kısacası artık yayla diye yerler yok, olanda katarlı lara peşkeş çekildi .
devamını gör...
öğretim görevlisi
sık sık öğretim üyesi ile karıştırılan akademik ünvandır.
devamını gör...
ilkokulda statü göstergesi olan şeyler
kokusu uzun süre giden ama yine de kimseye koklatılmak istenmeyen kokulu silgiler.
devamını gör...
the prestige
christopher nolan'ın en çok beğendiğim ve üzerinde en çok kafa patlattığım filmi. harika detaylara sahip olan bu filmin mühendisi nolan abimiz bu mükemmel senaryoyu harika oyuncular seçerek ve onları gayet iyi yöneterek kült olmaya aday bir film çıkarmış.
ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.
--! spoiler !--
dikkatli bakıyor musunuz?
her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.
-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.
-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.
-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".
--! spoiler !--
ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.
--! spoiler !--
dikkatli bakıyor musunuz?
her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.
-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.
-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.
-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".
--! spoiler !--
devamını gör...
güzel bir kadını çirkin gösteren detaylar
samimiyetsiz davranması
kaba olması
bedenine uygun kıyafet seçimi yapamaması
kibirli davranışı
ben çok güzelim havalarında olması
kaba olması
bedenine uygun kıyafet seçimi yapamaması
kibirli davranışı
ben çok güzelim havalarında olması
devamını gör...
sürü psikolojisi
ingilizcesi bandwagon effect olan en yalın hali ile sırf insanların çoğu doğru olduğunu düşünüyor diye bir şeyin doğru olduğuna inanmak demektir. temelde “herkes böyle davranıyorsa bende böyle davranmalıyım” şeklindedir. başarılı ve popüler insanların alışkanlıklarını, davranışlarını, inançlarını izlemek insanın doğasında vardır. çünkü bunu yapmışta başarılı olmuş şeklinde düşünmenizi sağlar. başarılı bir insanın popülerliği ve güvenilirliğinden etkilenmiş bir insan, aynı hipnotze olmuş gibi muhakeme yeteneğini kaybeder. politikada sürü psikolojisi ise bir siyasi hareketi sadece popülerliğinden dolayı takip eden seçmenlerde görülmektedir. bu gibi sebeplerle seçmenler kazanması muhtemel görülen adayları desteklerler. (bir yerlerden size tanıdık geliyor mu, epey yakınınızdaki bir yer)
ingilizce adı ise bandwagon yani üzerinde bando olan bir at arabasından gelir. ilk kez amerikalı palyaço dan rice tarafından 1845 yılında kullanılır. o yılın başkanlık kampanyası boyunca rice, “herkesin olduğu yere gelin” gibi bir manaya gelecek şekilde “sürüye katılın” "to jump on the bandwagon" ifadesini kullanır. böylece başkan zachary taylor’ın zaferi elde etmesini sağlar.
ayrıca (bkz: asch deneyi)
ingilizce adı ise bandwagon yani üzerinde bando olan bir at arabasından gelir. ilk kez amerikalı palyaço dan rice tarafından 1845 yılında kullanılır. o yılın başkanlık kampanyası boyunca rice, “herkesin olduğu yere gelin” gibi bir manaya gelecek şekilde “sürüye katılın” "to jump on the bandwagon" ifadesini kullanır. böylece başkan zachary taylor’ın zaferi elde etmesini sağlar.
ayrıca (bkz: asch deneyi)
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
ben oralet içerek dinlemeyi düşünüyorum, zira çay ve kahve çok sevmem.
edit: radyo programında mahlasımın söylenmesi hafiften bir mutlu etti beni. teşekkürler thekirpiks, o kivi içilecek.
edit: radyo programında mahlasımın söylenmesi hafiften bir mutlu etti beni. teşekkürler thekirpiks, o kivi içilecek.
devamını gör...
normal sözlük'ün yan etkileri
günlük konuşmalarımda da tanım yapıyorum.
devamını gör...
ıslak maydanoz
adından da anlaşılıyor. ıslak olan maydanoz demektir. lakin ki öyle değildir. gelin anlatayım.
elimizden ısrarla silkelememize rağmen düşmeyen bu maydanoz, hayatımıza yapışmış insanlar vardır ya, çökelek falan da deriz onlara, bizi maddi manevi sömürmeye odaklı, neden, ne ara, nasıl soktuk hayatımıza bilmeyiz falan insanları yani, onları tanımlamak için kullandığımız bir metafor efendim. kurtulana kadar kılı kırk yardığımız. illet. aç suyu gitsin, karışsın yer altı sularına şerefsiz.
canım nevermore ukdesi.
bugün de sinirlendik şükür.
elimizden ısrarla silkelememize rağmen düşmeyen bu maydanoz, hayatımıza yapışmış insanlar vardır ya, çökelek falan da deriz onlara, bizi maddi manevi sömürmeye odaklı, neden, ne ara, nasıl soktuk hayatımıza bilmeyiz falan insanları yani, onları tanımlamak için kullandığımız bir metafor efendim. kurtulana kadar kılı kırk yardığımız. illet. aç suyu gitsin, karışsın yer altı sularına şerefsiz.
canım nevermore ukdesi.
bugün de sinirlendik şükür.
devamını gör...
bager
kendi kendine girmiş olduğu tanımı okuduğumda hasetlendiğim yazardır.
#383511 ne güzel ifade etmiş.
bu kadar geç keşfettiğim için hayıflanmışımdır üstelik. her türlü canımı sıkmış moralimi sinirlendirmiştir.
halbu ki ilk okumaya başladığımda güzeldi niye böyle oldu hiç bilmiyorum.
hadi gidiyorum artık belki geri gelirim emin değilim.

devam olsun efem, bolca çokça keyifle yazınız.
#383511 ne güzel ifade etmiş.
bu kadar geç keşfettiğim için hayıflanmışımdır üstelik. her türlü canımı sıkmış moralimi sinirlendirmiştir.
halbu ki ilk okumaya başladığımda güzeldi niye böyle oldu hiç bilmiyorum.
hadi gidiyorum artık belki geri gelirim emin değilim.

devam olsun efem, bolca çokça keyifle yazınız.
devamını gör...
deklanşör
"fotoğraf makinesinde, fotoğraf çekilirken basılınca objektifin açılmasını sağlayan düğme." anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
17 mart 2021 hdp'nin kapatılması için aym'de dava açılması
anlamsız dava. türkiye dünyada hiç olmadığı kadar yalnızken, bir muhalefet partisinin kapatılacağını zannetmem. milliyetçi tabanın gazını almak için hdp’ye ihtiyaçları var daha.
devamını gör...
sanki hiç leğende yıkanmamış gibi mocha içmek
mevzuyu bilmem ama başlık, 7 senelik ekşi başlığı ile yeni mecralarda prim arama başlığıdır. uğraşmadan direk link verilebilirdi. gerçi copy-paste de uğraşmak sayılır mı bilemedim şimdi...
edit: başlık başa kalmış. şimdiden mi başladınız entr silip kaçmaya. ekran görüntüsü almak zorunda bırakmaya (almamıştım) yapmayın.
edit: başlık başa kalmış. şimdiden mi başladınız entr silip kaçmaya. ekran görüntüsü almak zorunda bırakmaya (almamıştım) yapmayın.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaptığı mesleğin en zor yanı
atanamamış olmak şimdilik. vallahi çok üzülüyorum sözlük, biraz da burada üzüleyim.
devamını gör...
leğen gibi poposuyla dar pantolon giyen kadın
dışarıda milletin gtüne bakarak dolaşan yazar beyanıdır.
(ben bakmam hiç. leğenmiş, kovaymış farketmez. farketmez derken banane anlamında. bakmam ya hani o açıdan.)
(ben bakmam hiç. leğenmiş, kovaymış farketmez. farketmez derken banane anlamında. bakmam ya hani o açıdan.)
devamını gör...
tanışmak istenen ölmüş yazarlar
oğuz atay
devamını gör...
morpheus
1988 ile 1996 yılları arasında neil gaiman tarafından yazılan sandman çizgi roman serisinin baş kahramanıdır. evrendeki yedi sonsuzdan biri olan morpheus'un sonsuzlar arasındaki adı rüya'dır. bir sonsuz olarak evrenin başlangıcından beri var olan rüyanın sayısız ismi olmasına rağmen en çok kullanılan ismi yunan mitolojisinden gelen morpheus'tur. morpheus, rüya yahut size kendini hangi adla tanıtmışsa genellikle uzun boylu, simsiyah saçlarının tam zıttı bembeyaz teni, kemikli yüz hatları ve en az sonsuzluk kadar derin bakan kara gözleriyle karşımıza dikilir. diğer sonsuz kardeşleri gibi kendisine ait bir alemi olan rüya, bu alemden insanların rüyalarını yönetir. ölümsüzlüğü elde etmek için morpheus'un ablası ve yedi sonsuzdan biri olan death'i tutsak etmek isteyen gizli bir tarikatın ayini sonucunda ablası yerine tutsak edilen morpheus, yıllarca dünyada tutsak kalır. sonsuz bir hayatı olduğu için kendisini tutsak eden insanların yavaş yavaş ihtiyarlayıp ölmelerini izleyen rüya prensi, sonunda kendisini tutsak eden büyüden kurtulur ve krallığına geri döner. tabii ki kralsız bir krallıktan bekleneceği gibi rüyalar alemini bıraktığı gibi bulamaz. dünyada esir olduğu yıllar boyunca kabuslar hapislerinden kurtulup insanlara musallat olmaya başlamıştır. bazı insanlar uyur ve bir daha uyanamaz, yıllarca rüya aleminde bir oraya bir buraya gezinir. bütün bu karmaşayı düzeltmek isteyen morpheus, kolları sıvar ve böylece efsanevi maceralarımız başlar. rüya, kimi zaman dünyadaki tanrılarla cehennemin anahtarı için kavga eder, kimi zamansa shakespeare'in kral lear'ında bulur kendini. o kadar sürükleyici ve farklı hikayeler anlatır ki kendimizi bunların gerçek olup olmadığını sorgularken buluruz okurlar olarak.
devamını gör...
balthazar
indie pop- indie rock tarzında müzik yapan belçikalı grup.
devamını gör...