sözlük kulüpleri
normal sözlük bünyesinde kurulan fakat ne yazık ki bazı bireysel discord grupları ile karıştırılan kulüplerdir.
dilerseniz bazı arkadaşlarda oluşan yanlış algıya kendimce bir açıklık getireyim. sözlük bünyesinde kurulan kulüplerde herhangi bir yazar hakkında dedikodu, kötü söz söyleme, arkadan konuşma vb. yapılamaz. yasaktır ve görüldüğü an mesajlar başkanlar tarafından silinip ilgili üye uyarılır hatta kulüpten atılabilir. henüz böyle bir şey başımıza gelmedi. evet bir ara bir yazar arkadaşın isteği ile gıybet kulübü kurulmuş olsa dahi yine aynı kişinin isteği ile kulüp kapatıldı.
aynı şekilde linçletme gibi bir girişimde de bulunulamaz. bu olay bir ara sözlükte olay olmuştu lakin ilgili discord grubunun normal sözlük kulüpleri ile hiçbir ilgisi ve bağlantısı yoktu. bunun altını çizmek isterim. her kulübün iki eş başkanı olduğundan böyle şeyler itina ile kontrol edilmekte.
kulüpler sözlükten bağımsız düşünülemez. örneğin normal sözlük kitap edebiyat kulübü'nde toplantısı gerçekleştirilen kitapların sözlükte tanımı girilmekte, tüm kulüplerin etkinlikleri sözlükte duyurulmakta. zaten kulüp üyeleri sözlüğümüzün yazarlarından oluşuyor. yani bir satranç turnuvasına katıldığınızda sözlük yazarları ile katılmış oluyorsunuz. sanat-bilim, sağlıklı yaşam, müzik, felsefe, moda, dizi-film hakkında konuştuğunuz konular, yapılan toplantılar, oynadığınız oyunlar vb. sözlük yazarlarıyla gerçekleşiyor. bunu tanımlarınızla sözlüğe taşımak da size kalıyor*.
dilerseniz bazı arkadaşlarda oluşan yanlış algıya kendimce bir açıklık getireyim. sözlük bünyesinde kurulan kulüplerde herhangi bir yazar hakkında dedikodu, kötü söz söyleme, arkadan konuşma vb. yapılamaz. yasaktır ve görüldüğü an mesajlar başkanlar tarafından silinip ilgili üye uyarılır hatta kulüpten atılabilir. henüz böyle bir şey başımıza gelmedi. evet bir ara bir yazar arkadaşın isteği ile gıybet kulübü kurulmuş olsa dahi yine aynı kişinin isteği ile kulüp kapatıldı.
aynı şekilde linçletme gibi bir girişimde de bulunulamaz. bu olay bir ara sözlükte olay olmuştu lakin ilgili discord grubunun normal sözlük kulüpleri ile hiçbir ilgisi ve bağlantısı yoktu. bunun altını çizmek isterim. her kulübün iki eş başkanı olduğundan böyle şeyler itina ile kontrol edilmekte.
kulüpler sözlükten bağımsız düşünülemez. örneğin normal sözlük kitap edebiyat kulübü'nde toplantısı gerçekleştirilen kitapların sözlükte tanımı girilmekte, tüm kulüplerin etkinlikleri sözlükte duyurulmakta. zaten kulüp üyeleri sözlüğümüzün yazarlarından oluşuyor. yani bir satranç turnuvasına katıldığınızda sözlük yazarları ile katılmış oluyorsunuz. sanat-bilim, sağlıklı yaşam, müzik, felsefe, moda, dizi-film hakkında konuştuğunuz konular, yapılan toplantılar, oynadığınız oyunlar vb. sözlük yazarlarıyla gerçekleşiyor. bunu tanımlarınızla sözlüğe taşımak da size kalıyor*.
devamını gör...
kapatılmayan parantezin verdiği tamamlanmamışlık duygusu
nitelikli, düzenli ve benim gibi takıntılı okurların baş etmekte zorlandığı duygudur. belki bu parantez takıntısı yüzünden hayatı da yarım yamalak yaşamak zorunda kalıyorum, küçük aliterasyonlar yardımıyla.
anlatmak istediğim şu; büyük öykücü anton çehov’un da söylediği gibi “eğer bir paragrafta parantez açılmışsa paragraf bitmeden önce o parantez mutlaka kapatılmalıdır.” tamam, haklısınız doktor çehov böyle bir şey söylemedi ama söyleyebilirdi, hatta söylemeliydi.
tam hevesle, büyük bir keyifle, bir şehvetle bir kitabı okumaya başladığımda yazar cümlenin orta yerinde bir parantez açar. diyelim ki bu parantez kitabın onuncu sayfasındadır ve yine diyelim ki kitap da üç yüz on dört sayfadır. başlarda, bir iki cümle boyunca yani, parantezin varlığı bir gerginlik yaratmaz bende. parantezdir sonuçta kendisiyle ne gibi bir ideolojik sorunum olabilir?
ama yazar kapatmaz parantezi. bir paragraf biter, parantez hala açık. sayfa biter, hala açık bir parantez. yavaş yavaş kendimi açık bir kapı ve açık bir pencere arasında cereyanda kalmış gibi hissetmeye başlarım. sayfalar devam eder ama parantez hala açıktır. bu andan itibaren yazarın ne anlatmaya çalıştığı ya da bunu nasıl yaptığı umrumda bile olmaz.
artık derdim gücüm o arsız parantezin bir yerde kapanmasıdır. kalan üç yüz dört sayfa boyunca parantezin bir yerde kapanacağı umuduyla bekler dururum. sanki aşti’de sevgilimi getirecek otobüsü bekler gibi. öyle bir heyecanla, otobüs gara girdiğinde duyduğum o mutluluk bu parantezin kapanmasının vereceği mutluluğun yanında hiçbir şeydir aslında.
ama kapanmaz parantez, kitap heba olur gider. ben savaştan çıkmış bir asker gibi halsiz. üç yüz sayfa boyunca bir parantezin peşinden koşmuş olmanın verdiği ruhsal çöküntü. ve asıl sorun; kapatılmayan parantezin hayatıma kattığı yeni eksiklik hissi, o lanet tamamlanmamışlık duygusu.
işte hayatımı da böyle yaşadığımı hissediyorum bazen. eksik, tamamlanmamış ve sanki ölüm bile tamamlamaya yetmeyecekmiş gibi. hayatım densiz bir yazarın açtığı ve kapatmayı unuttuğu bir parantezin içinde ( içinde de denmez aslında ama o kadar eksiğim işte.
anlatmak istediğim şu; büyük öykücü anton çehov’un da söylediği gibi “eğer bir paragrafta parantez açılmışsa paragraf bitmeden önce o parantez mutlaka kapatılmalıdır.” tamam, haklısınız doktor çehov böyle bir şey söylemedi ama söyleyebilirdi, hatta söylemeliydi.
tam hevesle, büyük bir keyifle, bir şehvetle bir kitabı okumaya başladığımda yazar cümlenin orta yerinde bir parantez açar. diyelim ki bu parantez kitabın onuncu sayfasındadır ve yine diyelim ki kitap da üç yüz on dört sayfadır. başlarda, bir iki cümle boyunca yani, parantezin varlığı bir gerginlik yaratmaz bende. parantezdir sonuçta kendisiyle ne gibi bir ideolojik sorunum olabilir?
ama yazar kapatmaz parantezi. bir paragraf biter, parantez hala açık. sayfa biter, hala açık bir parantez. yavaş yavaş kendimi açık bir kapı ve açık bir pencere arasında cereyanda kalmış gibi hissetmeye başlarım. sayfalar devam eder ama parantez hala açıktır. bu andan itibaren yazarın ne anlatmaya çalıştığı ya da bunu nasıl yaptığı umrumda bile olmaz.
artık derdim gücüm o arsız parantezin bir yerde kapanmasıdır. kalan üç yüz dört sayfa boyunca parantezin bir yerde kapanacağı umuduyla bekler dururum. sanki aşti’de sevgilimi getirecek otobüsü bekler gibi. öyle bir heyecanla, otobüs gara girdiğinde duyduğum o mutluluk bu parantezin kapanmasının vereceği mutluluğun yanında hiçbir şeydir aslında.
ama kapanmaz parantez, kitap heba olur gider. ben savaştan çıkmış bir asker gibi halsiz. üç yüz sayfa boyunca bir parantezin peşinden koşmuş olmanın verdiği ruhsal çöküntü. ve asıl sorun; kapatılmayan parantezin hayatıma kattığı yeni eksiklik hissi, o lanet tamamlanmamışlık duygusu.
işte hayatımı da böyle yaşadığımı hissediyorum bazen. eksik, tamamlanmamış ve sanki ölüm bile tamamlamaya yetmeyecekmiş gibi. hayatım densiz bir yazarın açtığı ve kapatmayı unuttuğu bir parantezin içinde ( içinde de denmez aslında ama o kadar eksiğim işte.
devamını gör...
çocuk yapmanın anlamsız olması
gelecek görenler için mucize.. görmeyenler içinse bir o kadar gereksiz eylem..
devamını gör...
james franco
11.22.63 gibi harika bir mini dizide başrol oynayan başarılı aktördür kendileri. izlerken çokça duygulandırmıştır.
devamını gör...
retro
vintage ile karıştırılan bir tarzdır. bir eşyanın antika sayılabilmesi için en az 100 yaşında olması gerekir. eğer eşya yeterince eskiyse ama o eskilik 100 yıllık değilse bu eşya antika değil, vintage sınıfına girer. yani bir eşya 50 yıllıksa bizim ona antika değil, vintage dememiz gerekiyor.
burada kafa karıştıran şey ise yaşı eski olan eşyaların genellikle retro olarak tanımlanması. retro, bu tanımda belirtildiği gibi yakın geçmişin akım ve modalarını taklit eder. 80-90'lardan kalma bir eşya retro olarak tanımlandırabilir fakat retro eşyaların eski olması gerekmez. yepyeni olabilir ancak kopyalamaya çalıştıkları zamanın veya öğenin tarzında yapılması gerekir. eğer vintage modasının görünüşüne sahip bir eşya fabrikadan yeni çıkmışsa ona retro demeliyiz.
özetle vintage ürünün yaş bakımından eski olması gerekmektedir. retro, vintage gibi yaş bakımından eski olabilir ama fabrikadan yeni çıkma olup görünüş bakımından eskilerden kalma da olabilir. antika ise bu üçlü arasında en yaşlısıdır, nesnenin en az 100 seneyi devirmesi şarttır.
burada kafa karıştıran şey ise yaşı eski olan eşyaların genellikle retro olarak tanımlanması. retro, bu tanımda belirtildiği gibi yakın geçmişin akım ve modalarını taklit eder. 80-90'lardan kalma bir eşya retro olarak tanımlandırabilir fakat retro eşyaların eski olması gerekmez. yepyeni olabilir ancak kopyalamaya çalıştıkları zamanın veya öğenin tarzında yapılması gerekir. eğer vintage modasının görünüşüne sahip bir eşya fabrikadan yeni çıkmışsa ona retro demeliyiz.
özetle vintage ürünün yaş bakımından eski olması gerekmektedir. retro, vintage gibi yaş bakımından eski olabilir ama fabrikadan yeni çıkma olup görünüş bakımından eskilerden kalma da olabilir. antika ise bu üçlü arasında en yaşlısıdır, nesnenin en az 100 seneyi devirmesi şarttır.
devamını gör...
altı kaval üstü şeşhâne
şeşhâne, namlusunda altı adet yiv bulunan tüfek ve toplara denir. yivler mermiye bir ivme kazandırdığı için ateşli silahların gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. evvelce kaval gibi içi düz bir boru biçiminde imal edilen namlular, yiv ve set tertibatının icadıyla birlikte fazla kullanılmaz olmuş ve gerek topçuluk gerekse tüfek, tabanca vb. ateşli silahlarda yivli namlular tercih edilmiştir. merminin kendi ekseni etrafında dönmesini ve dolayısıyla daha uzağa gitmesini sağlayan yivler bir namluda genellikle altı adet olup spiral şeklinde namlu içini dolanırlar. altı adet yiv demek, namlunun da altı bölüme (şeş-hâne = altı dilim) ayrılması demektir ki halk dilinde şeşâne şeklinde kullanılır.
bir zamanlar bir avcının, yivlerin icadından sonra çifte (çift namlulu) tüfeğinin kaval tipi namlularının üst kısımlarını teknolojiye uydurmak için şeşhâne yivli namlu ile takviye ettiğine dair bir hikâye anlatılır. hatta bu uydurma tüfek öyle acayip ve gülünç bir görünüm almış ki diğer avcılar uzunca müddet kendisiyle alay etmişler ve “altı kaval üstü şeşhâne. bu ne biçim tüfek böyle” diyerek kafiyelendirmişler. o günden sonra halk arasında bu hadiseye telmihen birbirine zıt durumlar için altı kaval üstü şeşhâne demek yaygınlaşmış ve giderek deyimleşerek dilimize yerleşmiştir. kaynak
devamını gör...
okuyucu
başrol oyuncusu olarak titanic'den tanımış olduğumuz kate winslet ablamızın harikalar yarattığı film'dir.
sayın editörümüz evernevergreen, the reader başlığına film hakkında enfes bir tanım girmiş olmasına karşın, türkçe'ye çevrilen isminde de tanımı olmalı ve türkçe aranıldığında da bulunmalı diye düşünmüşümdür.
film michael isimli genç bir erkek karakter ile, hanna (kate winslet) isimli ve kendisinden yaşça büyük bir kadının aşklarını anlatır.
kitap okumayı çok seven michael'in bu özelliği, hanna'nın çok hoşuna gitmiştir. michael kitap okur, michael kitap okur...
hanna, michael'dan hep kitap okumasını istemektedir. michael' da bu durumdan hoşnut değildir dersek, yanılırız.
sebebini her ne kadar merak etse de kitap dinleme isteğinin kadının, ona karşı olan sıcacık hisleri aksine merak duygusunu bastırır, okuma eylemini severek, içinden gelerek yapmasını sağlar genç adamın. hem bu eyleminin getirileri olacaktır ona...
kimi zaman hanna ile görüşür görüşmez çantasından kendisi çıkarıverir birazdan ona okuyacağı kitabı.
iki insanın aralarındaki yaş farkının büyük bir aşk yaşamalarına engel olamayacağı gerçeği, sevginin her ne olursa olsun bir insanın kalbinde birden alevlenip, bazen kendisinden yaşça büyük bir diğer insana sıçrayabileceği konusu güzel işlenmiştir filmde.
güzel olan her şeyin bir gün son bulacağı gerçeği, sahnelerden birinde sakince karşılar izleyiciyi.
hanna bir gün aniden yok olur, yer yarılmış da yerin dibine girmiştir sanki. genç adam, kadından uzun yıllar boyunca haber alamayacaktır.
bernhard schlink'in aynı isimli romanından uyarlanmıştır.
sayın editörümüz evernevergreen, the reader başlığına film hakkında enfes bir tanım girmiş olmasına karşın, türkçe'ye çevrilen isminde de tanımı olmalı ve türkçe aranıldığında da bulunmalı diye düşünmüşümdür.
film michael isimli genç bir erkek karakter ile, hanna (kate winslet) isimli ve kendisinden yaşça büyük bir kadının aşklarını anlatır.
kitap okumayı çok seven michael'in bu özelliği, hanna'nın çok hoşuna gitmiştir. michael kitap okur, michael kitap okur...
hanna, michael'dan hep kitap okumasını istemektedir. michael' da bu durumdan hoşnut değildir dersek, yanılırız.
sebebini her ne kadar merak etse de kitap dinleme isteğinin kadının, ona karşı olan sıcacık hisleri aksine merak duygusunu bastırır, okuma eylemini severek, içinden gelerek yapmasını sağlar genç adamın. hem bu eyleminin getirileri olacaktır ona...
kimi zaman hanna ile görüşür görüşmez çantasından kendisi çıkarıverir birazdan ona okuyacağı kitabı.
iki insanın aralarındaki yaş farkının büyük bir aşk yaşamalarına engel olamayacağı gerçeği, sevginin her ne olursa olsun bir insanın kalbinde birden alevlenip, bazen kendisinden yaşça büyük bir diğer insana sıçrayabileceği konusu güzel işlenmiştir filmde.
güzel olan her şeyin bir gün son bulacağı gerçeği, sahnelerden birinde sakince karşılar izleyiciyi.
hanna bir gün aniden yok olur, yer yarılmış da yerin dibine girmiştir sanki. genç adam, kadından uzun yıllar boyunca haber alamayacaktır.
bernhard schlink'in aynı isimli romanından uyarlanmıştır.
devamını gör...
delirmemek için yapılanlar
delirmeye çalışmak, delirmemek için yapılması gereken en ideal şeydir.
devamını gör...
konuşma şansım olsaydı denilen kitap karakteri
mardin eden.
bugüne kadar okuyup da beğenmeyeni görmediğim, beğenmeyeni görürsem bir tuhaflık sezeceğim kitap ve kitaba ismini veren karakter. babacım sen nasıl bir kafa yaşıyorsun öyle dedirten, dışı seni içi beni yakan abimiz.
bugüne kadar okuyup da beğenmeyeni görmediğim, beğenmeyeni görürsem bir tuhaflık sezeceğim kitap ve kitaba ismini veren karakter. babacım sen nasıl bir kafa yaşıyorsun öyle dedirten, dışı seni içi beni yakan abimiz.
devamını gör...
dizi tarihinin en iyi karakteri ve repliği
ismail abi (leyla ve mecnun)
-bu acı geçiyor mu?
-bu acı geçiyor mu?
devamını gör...
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
pandemi nedeniyle çoğalmıştır. evden çıkmaz, heyecanı yoktur, enerjisi yoktur ve hayattan beklentisini minimuma indirmiştir. emekli olma hayali ile yanıp tutuşma ihtimali çok yüksek. *
devamını gör...
empati diye bir şey yoktur
başka bireylere karşı farkındalığımızın olmadığını, olamayacağını iddia eden başlık.
başlığa en uygun karikatür budur. beni ilgilendirmiyor 'bende yok' demek ki yok diyor.

bazılarının yaptığı budur. seni anlıyorum ah canım vah vah deyip ardından 'allah yardımcın olsun' diyenler. sende ol arkadaşım niye hemen allaha yıkıyorsun tüm işi. empati bu değildir.

bu hiç hiç değildir. bu kendin gibi olana kendinden olana asıl en iyi anlaması gereken senken kulaklarını tıkayıp hatta ve hatta tam aksi gibi davranmaktır.

olaylara kendi açımızdan bakmamaktır empati. farkındalıktır. karşındakinin durumuna göre tavsiyede bulunmak, yönlendirmek ya da tavır sergilemektir. olgunluktur.

illa anamıza bacımıza dil atılmasına gerek yok. milletin anasına bacısına dil atmamaktır. yani bazı arkadaşların dediği gibi aynı şeyi yaşamayan bilmez diye bir şey yoktur. ne yani zor durumda olan birini anlamak için illa benimde aynı zorluklardan mı geçmiş olmam gerekir? ya da karikatürün diliyle başkasının anasına bacısına dil atmıyorsam bu daha önce benim anama bacıma dil atıldığından mıdır? püff bir empati bile kurdurtmadınız insana kafam yandı.*

bu bonustur. empatiyle alakası yok. oynayasım gelmiştir içim kıpır kıpırdır. kaşığı kapan gelsindir. herkeslere bol kaşıklı, kıpır kıpır günler efem.*
başlığa en uygun karikatür budur. beni ilgilendirmiyor 'bende yok' demek ki yok diyor.

bazılarının yaptığı budur. seni anlıyorum ah canım vah vah deyip ardından 'allah yardımcın olsun' diyenler. sende ol arkadaşım niye hemen allaha yıkıyorsun tüm işi. empati bu değildir.

bu hiç hiç değildir. bu kendin gibi olana kendinden olana asıl en iyi anlaması gereken senken kulaklarını tıkayıp hatta ve hatta tam aksi gibi davranmaktır.

olaylara kendi açımızdan bakmamaktır empati. farkındalıktır. karşındakinin durumuna göre tavsiyede bulunmak, yönlendirmek ya da tavır sergilemektir. olgunluktur.

illa anamıza bacımıza dil atılmasına gerek yok. milletin anasına bacısına dil atmamaktır. yani bazı arkadaşların dediği gibi aynı şeyi yaşamayan bilmez diye bir şey yoktur. ne yani zor durumda olan birini anlamak için illa benimde aynı zorluklardan mı geçmiş olmam gerekir? ya da karikatürün diliyle başkasının anasına bacısına dil atmıyorsam bu daha önce benim anama bacıma dil atıldığından mıdır? püff bir empati bile kurdurtmadınız insana kafam yandı.*

bu bonustur. empatiyle alakası yok. oynayasım gelmiştir içim kıpır kıpırdır. kaşığı kapan gelsindir. herkeslere bol kaşıklı, kıpır kıpır günler efem.*
devamını gör...
kızını ters çevirip kafasını yere vuran cani baba
allah böyle ebeveynlerin belasını versin başka söylenebilecek bir şey yok bu duruma. tabi bunlara ebeveyn denebilirse (!). annelik, babalık kutsal bir şey anneler babalar değil.
şimdi bu adamın baba olması neyin kutsalı? daha kendilerine bir faydası olmayanların çocuk sahibi olması ve o elmas değerindeki çocukların bu beş para etmezlerin elinde heba olması gerçekten içler acısı.
kendi canından kanından olan yavruna bir düşmana yapmayacağı şeyleri yapan bu canileri hiçbir zaman anlamış değilim ve istemsizce anlama çabasını da reddediyorum sanırım. bu bir çocuk ya çocuk! gerçekten dayanılacak bir durum değil. allah bu adamın ıslahı varsa ıslah etsin, eğer yoksa o masum çocuğa vuran elleri taş etsin, tekrar tekrar belasını versin. amin.
şimdi bu adamın baba olması neyin kutsalı? daha kendilerine bir faydası olmayanların çocuk sahibi olması ve o elmas değerindeki çocukların bu beş para etmezlerin elinde heba olması gerçekten içler acısı.
kendi canından kanından olan yavruna bir düşmana yapmayacağı şeyleri yapan bu canileri hiçbir zaman anlamış değilim ve istemsizce anlama çabasını da reddediyorum sanırım. bu bir çocuk ya çocuk! gerçekten dayanılacak bir durum değil. allah bu adamın ıslahı varsa ıslah etsin, eğer yoksa o masum çocuğa vuran elleri taş etsin, tekrar tekrar belasını versin. amin.
devamını gör...
turistin görebileceği herkesi aşılayacağız
eee biz de karşılaşıyoruz turistle, bizi de aşılayın o zaman diye düşündürten haberdir. şaka bir yana canımız turistten değersiz, tekrardan gördük bunu.
dışişleri bakanı mevlüt çavuşoğlu, almanya’da mevkidaşı heiko maas ile bir görüşme gerçekleştirdi. ikili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
libya’da duruma ilişkin değerlendirmeler yapan mevlüt çavuşoğlu, “iki gün önce ben de libya'daydım. libya'da yeni kurulan hükümete destek vermemiz lazım. ülkede bulunan çok sayıda yabancı ve paralı askerin çekilmesi konusunda hem fikiriz. libya'ya verilen desteğin geri çekilmesi doğru değil. yabancı savaşçı ile meşru mevcudiyet karıştırılmamalı” dedi.
bakan çavuşoğlu, koronavirüs aşısını geliştiren türkiye kökenli bilim insanlarına da değinerek, “özlem türeci ve uğur şahin'in başarıları ile türkiye ve almanya olarak gurur duyduk” ifadelerini kullandı.
çavuşoğlu, almanya ile kurulan ilişkilerle ilgili, “ikili ticaretimiz hızlı şekilde artıyor. bu sene 40 milyar doların üzerine çıkabileceğini görebiliyoruz” açıklamasını yaptı.
türkiye’de aşılama süreciyle ilgili vaatlerde bulunan çavuşoğlu, “turizm sezonuna güvenli bir şekilde girebilmek ve vatandaşlarımızın güvenliği için bazı tedbirler aldık, turistin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacağız” dedi.
buradan
dışişleri bakanı mevlüt çavuşoğlu, almanya’da mevkidaşı heiko maas ile bir görüşme gerçekleştirdi. ikili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
libya’da duruma ilişkin değerlendirmeler yapan mevlüt çavuşoğlu, “iki gün önce ben de libya'daydım. libya'da yeni kurulan hükümete destek vermemiz lazım. ülkede bulunan çok sayıda yabancı ve paralı askerin çekilmesi konusunda hem fikiriz. libya'ya verilen desteğin geri çekilmesi doğru değil. yabancı savaşçı ile meşru mevcudiyet karıştırılmamalı” dedi.
bakan çavuşoğlu, koronavirüs aşısını geliştiren türkiye kökenli bilim insanlarına da değinerek, “özlem türeci ve uğur şahin'in başarıları ile türkiye ve almanya olarak gurur duyduk” ifadelerini kullandı.
çavuşoğlu, almanya ile kurulan ilişkilerle ilgili, “ikili ticaretimiz hızlı şekilde artıyor. bu sene 40 milyar doların üzerine çıkabileceğini görebiliyoruz” açıklamasını yaptı.
türkiye’de aşılama süreciyle ilgili vaatlerde bulunan çavuşoğlu, “turizm sezonuna güvenli bir şekilde girebilmek ve vatandaşlarımızın güvenliği için bazı tedbirler aldık, turistin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacağız” dedi.
buradan
devamını gör...
deniz manzaralı ev vs orman manzaralı ev
abant'ta oda satarken sorulan sorunun bir değişiği.
dağ manzaralı oda mı olsun, göl manzaralı mı?
bu soruyu duyunca, gölü tercih edin, gölde dağda var gölde var.
aklıma abant'ı getiren başlık.
demek ne dağı ne denizi henüz özlemedim ama abant'ı özlemişim.
dağ manzaralı oda mı olsun, göl manzaralı mı?
bu soruyu duyunca, gölü tercih edin, gölde dağda var gölde var.
aklıma abant'ı getiren başlık.
demek ne dağı ne denizi henüz özlemedim ama abant'ı özlemişim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
evet 3 adet fotoğraf bırakıyorum buraya;
1)sabah 7 suları. bir kaç ayarıyla oynansa da , ortaya çıkan enfes bir fotoğraf. bayılıyorum buna

2) sabaha karşı 5-6 suları. muhteşem bir güneşin doğuşuna şahitlik ettiğim gündür.

3) bu da akşamüzeri saatleri, güneşin batışı birçok renk cümbüşü katıyor hayatımıza.
1)sabah 7 suları. bir kaç ayarıyla oynansa da , ortaya çıkan enfes bir fotoğraf. bayılıyorum buna

2) sabaha karşı 5-6 suları. muhteşem bir güneşin doğuşuna şahitlik ettiğim gündür.

3) bu da akşamüzeri saatleri, güneşin batışı birçok renk cümbüşü katıyor hayatımıza.
devamını gör...
günün sözü
insanlığa olan inancını yitirmemelisin. insanlık bir okyanustur. bazı damlalar kirli diye okyanus kirlenir mi hiç.
mahatma gandhi
yeni seneye yeni umutlarla girelim. başka napalım?
mahatma gandhi
yeni seneye yeni umutlarla girelim. başka napalım?
devamını gör...
hz. ali'den hikmetler
"sözün dikildiği yer, gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir; bedeni harflerdir, canıysa anlamı; süsü, düzenli söylenmesidir; düzgünlüğü ise doğru oluşudur."
imam ali
imam ali
devamını gör...


