evlenecek erkekler için öneriler
evli bir yazar olarak yazmak istiyorum.
1-aşık olun.
2-başlığı açan yazarın tavsiyelerini sakın ciddiye almayın.
aşık olduğunuz birisi ile evlenirseniz, ne aldığı maaşı dert edersiniz, ne ailesini.
1-aşık olun.
2-başlığı açan yazarın tavsiyelerini sakın ciddiye almayın.
aşık olduğunuz birisi ile evlenirseniz, ne aldığı maaşı dert edersiniz, ne ailesini.
devamını gör...
tenis sporunun ülkemizde tutmaması
golf neden tutmadıysa tenis'de aynı sebepten tutmadı. çünkü zengin sporu.
devamını gör...
ingilizce öğretmenlerinin genel özellikleri
bot giyerler.
yıl ortasında hamile kalır ve giderler.
koyu ruj sürerler .
yıl ortasında hamile kalır ve giderler.
koyu ruj sürerler .
devamını gör...
5 vakit namaz kılmak
islam inancına göre yapılması gereken bir eylemdir. genelde nefse ağır gelir ancak ince düşünüldüğünde rabbin seni huzuruna çağırdığı için şukredersin. fiziksel olarak da faydası olan bir ibadet biçimidir. aynı zamanda namaz sonrası edilen dua insanı hafifletir, kalbindeki kaygıyı sıkılganlıgı hafifletir. her vakit abdest alıyor olmak insanı temiz tutar. yani düşünüldüğünde gerçekten büyük bir nimet. niye kıymetini bilmiyoruz, üzücü
devamını gör...
azer bülbül
asıl adı sübutay kesgin'dir.
devamını gör...
dünyanın en eski yalanı
ben hayatım boyunca hiç yalan söylemedim.
devamını gör...
liseli olmak
bu gün itibariyle, kızımın sahip olduğu hal.
baya baya duygulandım.
aklıma kendimin liseli olduğu zaman geldi.
tam olarak şöyle demek istiyorum,
aman da benim kızım liseli mi olmuş?
şu videoda ki gibi de olmuş olabilirim.
www.instagram.com/p/CTeT6NY...
baya baya duygulandım.
aklıma kendimin liseli olduğu zaman geldi.
tam olarak şöyle demek istiyorum,
aman da benim kızım liseli mi olmuş?
şu videoda ki gibi de olmuş olabilirim.
www.instagram.com/p/CTeT6NY...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sabah uyanma nedenleri
(bkz: regl ağrısı) at doğururdum bu ağrıyla. öyle bir ağrı.
her sabah uyanma sebebimizi mi paylaşıyorduk? sorry. alışkanlık benimkisi. ölmediğimden mecbur uyanıyorum.
her sabah uyanma sebebimizi mi paylaşıyorduk? sorry. alışkanlık benimkisi. ölmediğimden mecbur uyanıyorum.
devamını gör...
isem yayıncılık
güzel bi yayın evi. internet satış siteleri de var ve birçok siteden daha uygun fiyatlı. fakat kargolama çok yavaş. hatta yok galiba...
tam iki kere sipariş verdim. ilkinde kargo ben uyarmadan neredeyse 1 ayda geldi.
belli bir ücret limitinden sonra indirim de alabiliyorsunuz. benim ilk indirim siteye işlemememiş, mesaj attım, hesabıma geri yüklediler. ben de kanıp yeniden sipariş verdim... aferin bana....
hadi ilk siparişi verdin, ikinciyi niçin veriyorsun? benim salaklığım.
..ikinci siparişimde ise; haftalardır sipariş hazırlanıyor yazısı asılı durdu, en son mesaj yazdım siparişim ne zaman hazır olur? diye... . gönderdiler fakat asıl istediğim kitabı göndermemişler. bir de hızla kargolarken eksik falan olmasın aman dikkat edin lütfen demiştim, etmemişler. e tabi ben de tekrar mesaj yazdım. hemen geri döndüler: sipariş kodunuzu yazarsanız yardımcı oluruz diye... oldular mı dersiniz?.. hayır. nezaket edip geri dönüş de yapmadılar. bu sabah sinirle nazik bi geri dönüş yaptım ve soluğu burada aldım. şayet kitaplar, sınava girmeden önce lazımsa, fiyatlarına kanıp da bu siteden kesinlikle sipariş vermeyin. yanarsınız. benim için kaldı 3 ay. hala ortada kitap yok... teşekkürler. umarım batarlar .
tam iki kere sipariş verdim. ilkinde kargo ben uyarmadan neredeyse 1 ayda geldi.
belli bir ücret limitinden sonra indirim de alabiliyorsunuz. benim ilk indirim siteye işlemememiş, mesaj attım, hesabıma geri yüklediler. ben de kanıp yeniden sipariş verdim... aferin bana....
hadi ilk siparişi verdin, ikinciyi niçin veriyorsun? benim salaklığım.
..ikinci siparişimde ise; haftalardır sipariş hazırlanıyor yazısı asılı durdu, en son mesaj yazdım siparişim ne zaman hazır olur? diye... . gönderdiler fakat asıl istediğim kitabı göndermemişler. bir de hızla kargolarken eksik falan olmasın aman dikkat edin lütfen demiştim, etmemişler. e tabi ben de tekrar mesaj yazdım. hemen geri döndüler: sipariş kodunuzu yazarsanız yardımcı oluruz diye... oldular mı dersiniz?.. hayır. nezaket edip geri dönüş de yapmadılar. bu sabah sinirle nazik bi geri dönüş yaptım ve soluğu burada aldım. şayet kitaplar, sınava girmeden önce lazımsa, fiyatlarına kanıp da bu siteden kesinlikle sipariş vermeyin. yanarsınız. benim için kaldı 3 ay. hala ortada kitap yok... teşekkürler. umarım batarlar .
devamını gör...
ruh adam
bir nihal atsız romanıdır.
hüseyin nihal atsız’ın “ruh adam” romanı, şüphesiz sembolik karakterler bakımından gerçeği dolaylı yoldan aktarabilen en başarılı romanlardan biridir. karakterlerin handiyse gerçek duyguları vardır ve gerçek acılar çekiyorlardır. ana karakter olan selim pusat'sa sahiden tüm insan duygularının çıkmazlarını “sembolik” olarak belirtecek biçimde yaratılmıştır. o ne duygusuz bir subaydır ne de yasak aşka tutulmuş esriktir. o insan duygularının çıkmazıdır ve kanaatimce pusat’ı incelemek bize duygularımızı sembolikleştirme konusunda yardımcı olacaktır.
öncelikle roman, bir bakıma nihal atsız’ın otobiyografisi olma özelliğini taşır. elbette her yazarın eseri kendi otobiyografisi olma özelliğini taşır çünkü yazar, tüm izlenimlerini kendi yaşadıklarından çıkarmak mecburiyetindedir. fakat “ruh adam” biraz daha spesifik örneklerle otobiyografikleştirilmiştir. mesela bedriye atsız hanım, romanda ayşe pusat olarak ele alınmıştır. ikisi de lisede edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. ayrıca atsız’ın da askeri tıbbiye’de arap asıllı olduğundan teğmen mesut süreyya efendi’ye selam vermediği gerekçesiyle tıbbiyeden atıldığını biliyoruz. aynı şekilde kitapta da selim pusat, kralcı olduğu gerekçesiyle askeriyeden atılır, apoletleri sökülür. kitapta şaşılacak bir örnek vardır, nihal atsız henüz altı-yedi yaşlarındayken kadıköy’deki bir fransız okulunda ilk mektep tahsili görürken, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir rum çocuğuyla kapışır. rum çocuk atsız’ın kafasını duvara vurmuştur ve atsız’ın yaralı kafasından kan fışkırmıştır. ruh adam romanında yüzbaşı şeref’in başından daima kan sızıyor olmasının arka planında işte atsız’ın çok küçükken yaşadığı bu kanlı hatıra vardır.
belirtmek isterim ki tutunamayanlardan selim ışık, aylak adamdan c. gibi selim pusat da bir antikahramandır. “ruh adam” kitabındaki selim pusat karakterine bakacak olursak, kendisinin aslında bölünmüş kişiliklerin sentezi olduğunu iyi anlarız. roman her ne kadar iki tema (aşk, çekilecek ceza) üzerine kurulu olsa da, pusat’ın iç çekişmeleriyle doludur ve bu çekişmeler; pusat’ta nevrozlara sebep olmaktadır.
bu nevrozları incelemeden önce romanın akışına göre pusat’ın ruh halini bölümlere ayırmalıyız. pusat’ın üç farklı aşamadan geçtiği (ilk önce güzellik, aşkı vs. önemsemeyen ve sadece askeri olgulara önem veren biri; sonrasında güntülü, leyla, ayşe çizgisinde dolanan âşık biri – atsız, pusat’ın bu davranışıyla askeri ve vatanî meseleler varken kendini aşk ve sevgi gibi geçici heveslere adayan dönemin türk gençliğini tasvir etmiştir- ve son olarak bu iki zıt durumun karşılaştığı son bölüm) açıkça sezilebilir. diyalektik açıdan bakıldığında hegel’in “tez-antitez-sentez” fikrini andırıyor bu durum ve atsız’ın, pusat’ın ilk durumu(tez) ve ikinci durumu (antitez) için ikisine de 12 bölüm ayırması tesadüf olamaz. burada değinmek istenen şey, kişinin öz çatışmasıdır. selim pusat’ın bu iki özelliğinin çatışması o denli büyümüştür ki mahşer sahnesinde israfil, pusat'a "selim pusat’ın gönlünün içindeki feryatlar o kadar acı ve gürültülü idi ki insanlar duysa hep ölür, benim sûrumu öttürmeme lüzum kalmazdı." der. bu çatışma elbette bir uzvî rahatsızlığa sebep olmalıdır ki oluyor zaten. pusat ateşler içerisindeyken yek’ in ayrı bir arketipi olan doktor key ona hastalığının “aşk” olduğunu söyler. bu anlattıklarım bir kişilik bölünmesinden çok zamana bağlı olarak psikolojinin değişimini gösterir bize.
pusat’ın içinde aslında iki farklı “ben” i daha vardır ve bu “öteki benler” akıllara başarılı psikanalist (gbzk: sigmund freud)'ü getiriyor. romanın ilk bölümüne bakarsak, burada kaderi bedbahtlaştıran bir aşk masalı anlatılır. yüzbaşı burkay’ın açığma-kün’ e aşkı… -aslında atsız’ın değindiği noktalardan biri de aşk ile kaderin birbirlerine girişik ve bir o kadar da girift olmalarıdır- bu uygur masalı’nda burkay’ın içindeki od’ un sönmesi için onu şeytanlar başı madar’a götürürler fakat aşk burkay’ın gözünü bürüdüğü için o, madar’ a uyarak açığma kün'e olan aşkı için ev arkadaşını tereddüt etmeden kurban eder. evdeşinin bedduasıyla da lanetlenmiştir üstelik. yüzbaşı rütbesini beş paralık etmiştir. esasta, buradan sıkı bir psikastenik kuramı çıkarabiliriz. “id-ego-süperego” çatışması… ego dediğimiz tabii ki selim pusat ve burkay’ın (şüphesiz ikisi de aynı “ruhun adamları” dır.) ana kişiliğidir. hikayedeki id –kişinin hayvani dürtüleri- madar ve yek’ tir. (yek’in diğer arketipleri de dahildir buna: doktor key ve osman fişer) bu karakterler, insanların içlerindeki kötülüğün ne kadar güçlü ve engellenemez olduğunun delilidir. son olarak, toplum ahlakının kişi bireyselliğini etkileyerek oluşturduğu “süperego” ise burada şeref’tir. şeref, kendini orduya verip evlenmeyen ve selim ile birlikte hareket ettiği için tek amacı olan ordudan atılan, en sonda da kendi “şeref” i ile intihar eden bir “subay süperegosu” dur. (bilindiği gibi mete hikayesinde selim ile aynı ruhu paylaşan yüzbaşı sevdiği kadını oklamamıştır ve mete’nin emrine karşı çıkmıştır. bu sebepten ”aşk” a romanda yasak gözüyle bakar karakterler. tıpkı kafka’nın “dava” sındaki gibi). bu kavramların tek bir vücutta dengesizce çatışması ise bir tür nevroza sebep olmaktadır. bu nevrozu pusat’ın yüzbaşı kubudak ile vuruşmasından kavrayabiliriz zira pusat kubudakla vuruşurken tek kişi olan kubudak birden beş kişiye dönüşür. bunlar kubudak, yek, leylâ’nın nişanlısı, şeref ve nihayet kendi gençlik halidir. kişiliğiyle çatışan bütün karakterler, pusat’a savaş açmıştır âdeta. zaten pusat’ın bu savaşın yeniği olduğunu kitabın sonunda duvardaki gençlik fotoğrafının mistik bir şekilde kayboluşundan anlayabiliyoruz.
kitaptaki aşk bile belirli sembollerle, arketiplerle açıklanmıştır. bunlar ayşe, leyla ve güntülü’dür. güntülü, gençlik ve güzelliği; ayşe, merhameti; leyla ise soyluluğu temsil eder.
kitaptaki metafiziksel ögeleri bağladığım nokta ise bilinçdışıdır. tıpkı dostoyevski’nin “öteki” sindeki gibi “ruh adam” da da geçen tüm mecazi ögeler pusat’ın zihnindeki birkaç emareden ibarettir. zaten kitap da silik bir sonla biter.
türk edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olan “ruh adam”, aslında bir aşk ya da bir ordu romanından ibaret olmadığını ve atsız, psikolojik gelgitlerini romandaki karakterlere yansıtıp bilindiğinin aksine “ruh adam” ın sembolist bir eser olduğunu tüm edebiyat âlemine kanıtlamıştır.
(bkz: sembolizm)
hüseyin nihal atsız’ın “ruh adam” romanı, şüphesiz sembolik karakterler bakımından gerçeği dolaylı yoldan aktarabilen en başarılı romanlardan biridir. karakterlerin handiyse gerçek duyguları vardır ve gerçek acılar çekiyorlardır. ana karakter olan selim pusat'sa sahiden tüm insan duygularının çıkmazlarını “sembolik” olarak belirtecek biçimde yaratılmıştır. o ne duygusuz bir subaydır ne de yasak aşka tutulmuş esriktir. o insan duygularının çıkmazıdır ve kanaatimce pusat’ı incelemek bize duygularımızı sembolikleştirme konusunda yardımcı olacaktır.
öncelikle roman, bir bakıma nihal atsız’ın otobiyografisi olma özelliğini taşır. elbette her yazarın eseri kendi otobiyografisi olma özelliğini taşır çünkü yazar, tüm izlenimlerini kendi yaşadıklarından çıkarmak mecburiyetindedir. fakat “ruh adam” biraz daha spesifik örneklerle otobiyografikleştirilmiştir. mesela bedriye atsız hanım, romanda ayşe pusat olarak ele alınmıştır. ikisi de lisede edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. ayrıca atsız’ın da askeri tıbbiye’de arap asıllı olduğundan teğmen mesut süreyya efendi’ye selam vermediği gerekçesiyle tıbbiyeden atıldığını biliyoruz. aynı şekilde kitapta da selim pusat, kralcı olduğu gerekçesiyle askeriyeden atılır, apoletleri sökülür. kitapta şaşılacak bir örnek vardır, nihal atsız henüz altı-yedi yaşlarındayken kadıköy’deki bir fransız okulunda ilk mektep tahsili görürken, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir rum çocuğuyla kapışır. rum çocuk atsız’ın kafasını duvara vurmuştur ve atsız’ın yaralı kafasından kan fışkırmıştır. ruh adam romanında yüzbaşı şeref’in başından daima kan sızıyor olmasının arka planında işte atsız’ın çok küçükken yaşadığı bu kanlı hatıra vardır.
belirtmek isterim ki tutunamayanlardan selim ışık, aylak adamdan c. gibi selim pusat da bir antikahramandır. “ruh adam” kitabındaki selim pusat karakterine bakacak olursak, kendisinin aslında bölünmüş kişiliklerin sentezi olduğunu iyi anlarız. roman her ne kadar iki tema (aşk, çekilecek ceza) üzerine kurulu olsa da, pusat’ın iç çekişmeleriyle doludur ve bu çekişmeler; pusat’ta nevrozlara sebep olmaktadır.
bu nevrozları incelemeden önce romanın akışına göre pusat’ın ruh halini bölümlere ayırmalıyız. pusat’ın üç farklı aşamadan geçtiği (ilk önce güzellik, aşkı vs. önemsemeyen ve sadece askeri olgulara önem veren biri; sonrasında güntülü, leyla, ayşe çizgisinde dolanan âşık biri – atsız, pusat’ın bu davranışıyla askeri ve vatanî meseleler varken kendini aşk ve sevgi gibi geçici heveslere adayan dönemin türk gençliğini tasvir etmiştir- ve son olarak bu iki zıt durumun karşılaştığı son bölüm) açıkça sezilebilir. diyalektik açıdan bakıldığında hegel’in “tez-antitez-sentez” fikrini andırıyor bu durum ve atsız’ın, pusat’ın ilk durumu(tez) ve ikinci durumu (antitez) için ikisine de 12 bölüm ayırması tesadüf olamaz. burada değinmek istenen şey, kişinin öz çatışmasıdır. selim pusat’ın bu iki özelliğinin çatışması o denli büyümüştür ki mahşer sahnesinde israfil, pusat'a "selim pusat’ın gönlünün içindeki feryatlar o kadar acı ve gürültülü idi ki insanlar duysa hep ölür, benim sûrumu öttürmeme lüzum kalmazdı." der. bu çatışma elbette bir uzvî rahatsızlığa sebep olmalıdır ki oluyor zaten. pusat ateşler içerisindeyken yek’ in ayrı bir arketipi olan doktor key ona hastalığının “aşk” olduğunu söyler. bu anlattıklarım bir kişilik bölünmesinden çok zamana bağlı olarak psikolojinin değişimini gösterir bize.
pusat’ın içinde aslında iki farklı “ben” i daha vardır ve bu “öteki benler” akıllara başarılı psikanalist (gbzk: sigmund freud)'ü getiriyor. romanın ilk bölümüne bakarsak, burada kaderi bedbahtlaştıran bir aşk masalı anlatılır. yüzbaşı burkay’ın açığma-kün’ e aşkı… -aslında atsız’ın değindiği noktalardan biri de aşk ile kaderin birbirlerine girişik ve bir o kadar da girift olmalarıdır- bu uygur masalı’nda burkay’ın içindeki od’ un sönmesi için onu şeytanlar başı madar’a götürürler fakat aşk burkay’ın gözünü bürüdüğü için o, madar’ a uyarak açığma kün'e olan aşkı için ev arkadaşını tereddüt etmeden kurban eder. evdeşinin bedduasıyla da lanetlenmiştir üstelik. yüzbaşı rütbesini beş paralık etmiştir. esasta, buradan sıkı bir psikastenik kuramı çıkarabiliriz. “id-ego-süperego” çatışması… ego dediğimiz tabii ki selim pusat ve burkay’ın (şüphesiz ikisi de aynı “ruhun adamları” dır.) ana kişiliğidir. hikayedeki id –kişinin hayvani dürtüleri- madar ve yek’ tir. (yek’in diğer arketipleri de dahildir buna: doktor key ve osman fişer) bu karakterler, insanların içlerindeki kötülüğün ne kadar güçlü ve engellenemez olduğunun delilidir. son olarak, toplum ahlakının kişi bireyselliğini etkileyerek oluşturduğu “süperego” ise burada şeref’tir. şeref, kendini orduya verip evlenmeyen ve selim ile birlikte hareket ettiği için tek amacı olan ordudan atılan, en sonda da kendi “şeref” i ile intihar eden bir “subay süperegosu” dur. (bilindiği gibi mete hikayesinde selim ile aynı ruhu paylaşan yüzbaşı sevdiği kadını oklamamıştır ve mete’nin emrine karşı çıkmıştır. bu sebepten ”aşk” a romanda yasak gözüyle bakar karakterler. tıpkı kafka’nın “dava” sındaki gibi). bu kavramların tek bir vücutta dengesizce çatışması ise bir tür nevroza sebep olmaktadır. bu nevrozu pusat’ın yüzbaşı kubudak ile vuruşmasından kavrayabiliriz zira pusat kubudakla vuruşurken tek kişi olan kubudak birden beş kişiye dönüşür. bunlar kubudak, yek, leylâ’nın nişanlısı, şeref ve nihayet kendi gençlik halidir. kişiliğiyle çatışan bütün karakterler, pusat’a savaş açmıştır âdeta. zaten pusat’ın bu savaşın yeniği olduğunu kitabın sonunda duvardaki gençlik fotoğrafının mistik bir şekilde kayboluşundan anlayabiliyoruz.
kitaptaki aşk bile belirli sembollerle, arketiplerle açıklanmıştır. bunlar ayşe, leyla ve güntülü’dür. güntülü, gençlik ve güzelliği; ayşe, merhameti; leyla ise soyluluğu temsil eder.
kitaptaki metafiziksel ögeleri bağladığım nokta ise bilinçdışıdır. tıpkı dostoyevski’nin “öteki” sindeki gibi “ruh adam” da da geçen tüm mecazi ögeler pusat’ın zihnindeki birkaç emareden ibarettir. zaten kitap da silik bir sonla biter.
türk edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olan “ruh adam”, aslında bir aşk ya da bir ordu romanından ibaret olmadığını ve atsız, psikolojik gelgitlerini romandaki karakterlere yansıtıp bilindiğinin aksine “ruh adam” ın sembolist bir eser olduğunu tüm edebiyat âlemine kanıtlamıştır.
(bkz: sembolizm)
devamını gör...
ilişkide yapılan yanlışlar
aramayanı aramak, sormayanı sormak, sürekli buluşalım diyen taraf olmak. sevdiğini belli etmek. canınıza okurlar sonra. hiç gerek yok. herkese geldiği kadar gitmek lazım.
devamını gör...
oğuz yılmaz
ben doksanlarda ankara sokaklarında büyüdüm. o dönemler neredeyse tüm ankara'nın fon müziği oğuz yılmaz'dı. üzüldüm.
devamını gör...
yavru antilop için artık çok geç
çaylaklıktan çıkarak yazarlığa terfi etmiş arkadaşımız. aslında ben ona aslana kafa atan antilop rumuzunu uygun görmüştüm ama kendisi bu rumuzda karar kıldı. tanımları bol olsun.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
ne kadar yoğun talep gelirse gelsin çıplak pozlarını kimseyle paylaşmayacağım yoldaş.
devamını gör...
kendini yetersiz hissetmek
bazı insanların başına dönem dönem musallat olabilen karanlık his. her ne kadar kendini geliştirmeye teşvik etse de insanı üzdüğü için karanlık diyorum.
bilim konusunda çok ama çok yetersiz hissediyorum kendimi. dünyadaki her bilgiyi -bu imkansız da olsa- bilmeyi, bildiklerimi herkesin anlayabileceği şekilde, son derece basite indirgeyerek ifade edebilmeyi ve bu konularda sürekli keşifler, icatlar yapabilmeyi çok isterdim.
bunları yapamadığım için sözlükte yazıyorum harıl harıl. 1 kişi bile benden bir şey öğrense kendimi harika hissediyor, diğer yazarlardan 1 tane yeni bir şey öğrensem "yaşasın!" diyorum.
keşke ortalama ömrümüz 500 yıl falan olsaydı da daha çok şey öğrenebilseydik şu hayatta, ölmeden önce.
bilim konusunda çok ama çok yetersiz hissediyorum kendimi. dünyadaki her bilgiyi -bu imkansız da olsa- bilmeyi, bildiklerimi herkesin anlayabileceği şekilde, son derece basite indirgeyerek ifade edebilmeyi ve bu konularda sürekli keşifler, icatlar yapabilmeyi çok isterdim.
bunları yapamadığım için sözlükte yazıyorum harıl harıl. 1 kişi bile benden bir şey öğrense kendimi harika hissediyor, diğer yazarlardan 1 tane yeni bir şey öğrensem "yaşasın!" diyorum.
keşke ortalama ömrümüz 500 yıl falan olsaydı da daha çok şey öğrenebilseydik şu hayatta, ölmeden önce.
devamını gör...
armullah
bana bu saatte "sen bana aşık mısın?" diye mesaj atmış yazar. namusumu beş paralık etti. manevi tazminat davası açmayı düşünüyorum. sözlükte avukat varsa benimle iletişime geçsin.
devamını gör...
yazdıklarınızın en az bir kişiye dokunduğunu hissettiğiniz an
tek kişi de olabilir. ama hazzı paha biçilemez. insanların ayrıştığı, farklılaştırıldığı, ötekileştirildiği bir dünyada, bilgisayar başında söylem kasmanız ve yazdığınızla ilgili mesaj atılması, okunduğunuzu hissetmek, farklı görüşte olsanız bile paha biçilemez.
ben işte o en az bir kişiye yazıyorum buradan. belki o sensindir. seni seviyorum. iyi ki varsın.
ben işte o en az bir kişiye yazıyorum buradan. belki o sensindir. seni seviyorum. iyi ki varsın.
devamını gör...
system of a down
ırkçı, faşist pis köpeklerden oluşan bir ermeni müzik gurubudur.
devamını gör...
olvido
“hoyrattır bu akşamüstüler daima.
gün saltanatıyla gitti mi bir defa
yalnızlığımızla doldurup her yeri
bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
lavanta çiçeği kokan kederleri;
hoyrattır bu akşamüstüler daima.
dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
unutuşun o tunç kapısını zorlar
ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
işte, doğduğun eski evdesin birden
yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar...
söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
insan, yağmur kokan bir sabaha karşı
hatırlar bir gün bir camı açtığını,
duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
halay çeken kızlar misali kolkola.
ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
ihtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden
ayışığı gibi sürüklenip giden;
geceye bırakıp yorgun erkekleri
salınan etekler fısıltıyla, nazla.
ebedi âşığın dönüşünü bekler
yalan yeminlerin tanığı çiçekler
artık olmayacak baharlar içinde.
ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;
her garipsi ayak izi kar içinde
dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.
ya sen! ey sen! esen dallar arasından
bir parıltı gibi görünüp kaybolan
ne istersin benden akşam saatinde?
bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
hatıraların bu uyanma vaktinde
sensin hep, sen, esen dallar arasından.
ey unutuş! kapat artık pencereni,
çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
çıkmaz artık sular altından o dünya.
bir duman yükselir gibidir kederden
macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
amansız gecenle yayıl dört yanıma
ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.”
ahmet muhip dranas şiiri.
gün saltanatıyla gitti mi bir defa
yalnızlığımızla doldurup her yeri
bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
lavanta çiçeği kokan kederleri;
hoyrattır bu akşamüstüler daima.
dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
unutuşun o tunç kapısını zorlar
ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
işte, doğduğun eski evdesin birden
yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar...
söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
insan, yağmur kokan bir sabaha karşı
hatırlar bir gün bir camı açtığını,
duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
halay çeken kızlar misali kolkola.
ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
ihtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden
ayışığı gibi sürüklenip giden;
geceye bırakıp yorgun erkekleri
salınan etekler fısıltıyla, nazla.
ebedi âşığın dönüşünü bekler
yalan yeminlerin tanığı çiçekler
artık olmayacak baharlar içinde.
ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;
her garipsi ayak izi kar içinde
dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.
ya sen! ey sen! esen dallar arasından
bir parıltı gibi görünüp kaybolan
ne istersin benden akşam saatinde?
bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
hatıraların bu uyanma vaktinde
sensin hep, sen, esen dallar arasından.
ey unutuş! kapat artık pencereni,
çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
çıkmaz artık sular altından o dünya.
bir duman yükselir gibidir kederden
macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
amansız gecenle yayıl dört yanıma
ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.”
ahmet muhip dranas şiiri.
devamını gör...
yüzyıl savaşları
ingiltere kralı iii. edward'ın (aynı zamanda fransa'da bir bölge olan akitanya lordu olduğu için), fransa kralı iv. charles'ın ölümünden sonra yerine geçmek isterken, onu kabul etmeyen fransız baronlarının vi. philippe'i geçirmelerini istemesinden dolayı çıkan ve 116 yıl süren savaştır.
ingiltere'ye bağımlı bir ticari sisteme sahip olduğu için fransa baronlarının işgüzarlık ettiğini düşünen edward, allah ne verdiyse tepelerine çullanmıştır.
fransa şaraptı üzümdü derken önce bir sarsılmış ve noluyor lan demesi 70 yıla yakın sürmüştür.
ilk başlarda ingilizler atak oynayarak fransa kalelerine gözü kara ilerlemiş, fakat enerjisini dengeli kullanamadığı için savaşı sonlandıramamıştır.
fransa, klasik anadolu takımı mantığıyla oyunu geride kabul etmiş, arada bulduğu boşluklarda ani ataklar yapmış ve kaybettiği toprakları geri almıştır.
savaşın sonlarına doğru ortaya çıkan en ilginç karakter olan jeanne d'arc (milla jokovich oynamıştı filminde) fransa ordusunda fazladan motivasyon etkisi yaratmış ve orleans'u da almasını sağlamıştır.
daha sonra burgonyalı kansızlar tarafından ingilizlere teslim edilen jeanne d'arc 1431'de diri diri yakılmıştır.
1453 yılında bizler istanbul'un fethiyle meşgulken, ingiltere'nin fransa'da neredeyse hiç toprağı kalmamışken yüzyıl savaşları 116. yılında sona ermiştir.
dünyada savaşmadan duramadıkları pek bir zaman dilimi olmayan ingilizler, komşularına bulaşamadıkları için kendi iç taht kavgalarına girişmiş ve güller savaşı diye adlandırılan iç savaş başlamıştır.
öte yandan ingilizler savaştan sonra da fransa tahtında hak iddiasına devam ettiler. fransa kralları da eşek değiller ya, red ettiler. arada onca savaşmışlık var sonuçta.
ingiltere'ye bağımlı bir ticari sisteme sahip olduğu için fransa baronlarının işgüzarlık ettiğini düşünen edward, allah ne verdiyse tepelerine çullanmıştır.
fransa şaraptı üzümdü derken önce bir sarsılmış ve noluyor lan demesi 70 yıla yakın sürmüştür.
ilk başlarda ingilizler atak oynayarak fransa kalelerine gözü kara ilerlemiş, fakat enerjisini dengeli kullanamadığı için savaşı sonlandıramamıştır.
fransa, klasik anadolu takımı mantığıyla oyunu geride kabul etmiş, arada bulduğu boşluklarda ani ataklar yapmış ve kaybettiği toprakları geri almıştır.
savaşın sonlarına doğru ortaya çıkan en ilginç karakter olan jeanne d'arc (milla jokovich oynamıştı filminde) fransa ordusunda fazladan motivasyon etkisi yaratmış ve orleans'u da almasını sağlamıştır.
daha sonra burgonyalı kansızlar tarafından ingilizlere teslim edilen jeanne d'arc 1431'de diri diri yakılmıştır.
1453 yılında bizler istanbul'un fethiyle meşgulken, ingiltere'nin fransa'da neredeyse hiç toprağı kalmamışken yüzyıl savaşları 116. yılında sona ermiştir.
dünyada savaşmadan duramadıkları pek bir zaman dilimi olmayan ingilizler, komşularına bulaşamadıkları için kendi iç taht kavgalarına girişmiş ve güller savaşı diye adlandırılan iç savaş başlamıştır.
öte yandan ingilizler savaştan sonra da fransa tahtında hak iddiasına devam ettiler. fransa kralları da eşek değiller ya, red ettiler. arada onca savaşmışlık var sonuçta.
devamını gör...