kürtlerin ana dilde eğitim hakkı
türklerin almanya'da türkçe eğitim istemesi ile kürtlerin türkiye'de kürtçe eğitim istemesi aynı şeyler değildir kürtler bu ülkeye sonradan gelmemişlerdir zira.
devamını gör...
çocuklara iki isim verme modası
sevmediğim durumdur.
tek ismim var mutluyum. çocuğum olursa şayet ona da tek isim vereceğim. teşekkürler.
tek ismim var mutluyum. çocuğum olursa şayet ona da tek isim vereceğim. teşekkürler.
devamını gör...
sivas katliamı
şimdi birileri kalkmış fikir hürriyetinden dem vuruyor. ifade özgürlüğü falan diyorlar. komik! hayret verici şekilde söylenenleri aklayıp, sıçanı incelikle yemeye çalışıyorlar ki; bu arkadaşlar hiç kusura bakmasınlar ama yaptıkları şey en basit tabiri ile, o talihsiz yazıyı yazan arkadaşın arkasına saklanıp, kendi karanlık zihin altlarındaki düşünceleri, nahifçe(!) dile getirmeye çalışmaktan başka bir şey değil.
neymiş olayın öncesine bakılacakmış. bakılsın. hay hay! türkiye barolar birliğinin hazırladığı kapı gibi rapor var misal! işe onu okumakla başlayabilirsiniz! ha pardon, şurada iki satır yazı okuyamıyorsunuz, 900 küsur sayfa rapor ve muhalefet şerhleri falan bozabilir sizi değil mi? ama durun bir dakika! o sadece birinci cildinin sayfa sayısı, özür dilerim bir de onun ikinci cildi var! o da 500 küsur sayfa. kim okuyacak değil mi bunları? okumaya durumunuz olmaz/olmamıştır kesin. bunu yapana kadar, iftiralar atıp, olmayanı olmuş gibi gösterip, yakılarak hayatını kaybetmiş insanlara nefret kusmak daha kolay değil mi?
bakın misal olayların iki gün öncesinde dağıtılan bildiriler de okunmaz/yazılmaz değil mi? aaa! yine unutmadan bir de onun artçısı olan ikinci bir bildiri var, 1 temmuz gecesi evlere dağıtılmış olan. ama yoook, gerek yok! okuyup ne yapacaksınız değil mi?
şuraya bir karar bırakalım. belki o kadarını okursunuz; okursanız anlar mısınız peki? o kısım inanın beyninizle ilgili değil aslında. tamamen vicdanınızla alakalı. vicdanlar kararınca beyin felci olabiliyor insanlar. ondan sonra da düşünce yetilerini kaybediyorlar. allah şimdiden acil şifalar versin bu durumda olanlara;
“…somut olayda 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak hükümet konağı’nın önünde bulunan güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümet’in ilde temsilcisi olan vali’ye “şerefsiz vali” “vali istifa” şeklinde yürüyüşler ve toplanmalar sırasında cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde “şeriat gelecek, zulüm bitecek”, “cumhuriyeti burada kurduk burada yıkacağız”, “yaşasın şeriat”, “kahrolsun laiklik”, “şeriat isteriz”, “dinsiz laikler” sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması, “yak”, “yak” sloganları altında, güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle aşılıp, otel’in yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet türk inkilabı’nın temel taşlarından birisi olan sivas kongresi’nin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki atatürk heykeli’nin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebri, bir kısım icra hareketlerinin tck’nın 146. maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliliğini ve aziz nesin’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle anayasal düzen’in en öneli ilkelerinden olan “cumhuriyetçilik” ve “laiklik” ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır.”
(yargıtay 9. ceza dairesi, 30.9.1996 tarih ve 1996/688- 4716)
şimdi burada uzun uzadıya yargı süreçlerini yazmayacağım. gerek yok. merak eden açar okur. vicdanı olan adam/kadın olaylar ne şekilde gelişmiş görebilir. altın günü dedikodularını değil de, belgelerle kayıt altına alınmış ifadeleri okuyabilir. ama bunları yapmak için evvela kişinin ülkesinde 35 insanın yakılarak öldürülmüş olmasından rahatsız olması gerekir.
bazı arkadaşların yazdıklarına cidden acı acı tebessüm ettim. fikir özgürlüğü vesaire demişler. anayasa hükümleri falan yazılmış. tepki gösterenlere ders veriyorlar birde. aferim size! m ile... bakın, ''insan hakları evrensel beyannamesi'' diye bir metin var bildiniz mi? hah normalde onun tüm maddelerini bilmeniz lazım ama bilmiyorsanız da sorun değil. misal onun 30. maddesi var. biz bu maddeyi ''özgürlük düşmanları için özgürlük yoktur.'' kalıbı ile ifade ederiz. yani oradaki hak ve özgürlükler, bu hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması için kullanılamaz! siz neyin duyarını yapıp da, tatlı su demokratlığına imza attığınızın bile farkında değilsiniz. şu iğneyi kendinize bir batırsanız da aklınız başınıza gelse keşke. sonra çuvaldız işine bakarsınız.
bu tarz olaylar ve bu olaylar hakkında yapılan yorumlar turnusol vazifesi görür. buradan bir iki serzenişte daha bulunayım; şu sahte demokratlara canım cicimler çekip, övgüler düzüp, onları havalara sokan güzel arkadaşlar, bakın bakalım bunlardan bir tanesini bile ortada görebiliyor musunuz ? göremezsiniz beyler/bayanlar, çünkü içleri yanmıyor. çünkü içten içe hoşlarına gidiyor. çünkü siz en hafif tabiri ile saftiriksiniz. ve bu kafa yapısı ile giderseniz daha çok ağıtlar yakılır ve sizde ağıtçı kontenjanından mevzuya dahil olursunuz. bu da tanımın dost acı söyler bölümü olsun!
ülkesinde 35 canın, 35 insanın yanmasına/yakılmasına yüreği sızlamayanlar, sizler kendinizi bilirsiniz. size söylenecek tek bir söz var; ama yazmayacağım. ar ederim!!!
neymiş olayın öncesine bakılacakmış. bakılsın. hay hay! türkiye barolar birliğinin hazırladığı kapı gibi rapor var misal! işe onu okumakla başlayabilirsiniz! ha pardon, şurada iki satır yazı okuyamıyorsunuz, 900 küsur sayfa rapor ve muhalefet şerhleri falan bozabilir sizi değil mi? ama durun bir dakika! o sadece birinci cildinin sayfa sayısı, özür dilerim bir de onun ikinci cildi var! o da 500 küsur sayfa. kim okuyacak değil mi bunları? okumaya durumunuz olmaz/olmamıştır kesin. bunu yapana kadar, iftiralar atıp, olmayanı olmuş gibi gösterip, yakılarak hayatını kaybetmiş insanlara nefret kusmak daha kolay değil mi?
bakın misal olayların iki gün öncesinde dağıtılan bildiriler de okunmaz/yazılmaz değil mi? aaa! yine unutmadan bir de onun artçısı olan ikinci bir bildiri var, 1 temmuz gecesi evlere dağıtılmış olan. ama yoook, gerek yok! okuyup ne yapacaksınız değil mi?
şuraya bir karar bırakalım. belki o kadarını okursunuz; okursanız anlar mısınız peki? o kısım inanın beyninizle ilgili değil aslında. tamamen vicdanınızla alakalı. vicdanlar kararınca beyin felci olabiliyor insanlar. ondan sonra da düşünce yetilerini kaybediyorlar. allah şimdiden acil şifalar versin bu durumda olanlara;
“…somut olayda 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak hükümet konağı’nın önünde bulunan güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümet’in ilde temsilcisi olan vali’ye “şerefsiz vali” “vali istifa” şeklinde yürüyüşler ve toplanmalar sırasında cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde “şeriat gelecek, zulüm bitecek”, “cumhuriyeti burada kurduk burada yıkacağız”, “yaşasın şeriat”, “kahrolsun laiklik”, “şeriat isteriz”, “dinsiz laikler” sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması, “yak”, “yak” sloganları altında, güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle aşılıp, otel’in yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet türk inkilabı’nın temel taşlarından birisi olan sivas kongresi’nin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki atatürk heykeli’nin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebri, bir kısım icra hareketlerinin tck’nın 146. maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliliğini ve aziz nesin’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle anayasal düzen’in en öneli ilkelerinden olan “cumhuriyetçilik” ve “laiklik” ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır.”
(yargıtay 9. ceza dairesi, 30.9.1996 tarih ve 1996/688- 4716)
şimdi burada uzun uzadıya yargı süreçlerini yazmayacağım. gerek yok. merak eden açar okur. vicdanı olan adam/kadın olaylar ne şekilde gelişmiş görebilir. altın günü dedikodularını değil de, belgelerle kayıt altına alınmış ifadeleri okuyabilir. ama bunları yapmak için evvela kişinin ülkesinde 35 insanın yakılarak öldürülmüş olmasından rahatsız olması gerekir.
bazı arkadaşların yazdıklarına cidden acı acı tebessüm ettim. fikir özgürlüğü vesaire demişler. anayasa hükümleri falan yazılmış. tepki gösterenlere ders veriyorlar birde. aferim size! m ile... bakın, ''insan hakları evrensel beyannamesi'' diye bir metin var bildiniz mi? hah normalde onun tüm maddelerini bilmeniz lazım ama bilmiyorsanız da sorun değil. misal onun 30. maddesi var. biz bu maddeyi ''özgürlük düşmanları için özgürlük yoktur.'' kalıbı ile ifade ederiz. yani oradaki hak ve özgürlükler, bu hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması için kullanılamaz! siz neyin duyarını yapıp da, tatlı su demokratlığına imza attığınızın bile farkında değilsiniz. şu iğneyi kendinize bir batırsanız da aklınız başınıza gelse keşke. sonra çuvaldız işine bakarsınız.
bu tarz olaylar ve bu olaylar hakkında yapılan yorumlar turnusol vazifesi görür. buradan bir iki serzenişte daha bulunayım; şu sahte demokratlara canım cicimler çekip, övgüler düzüp, onları havalara sokan güzel arkadaşlar, bakın bakalım bunlardan bir tanesini bile ortada görebiliyor musunuz ? göremezsiniz beyler/bayanlar, çünkü içleri yanmıyor. çünkü içten içe hoşlarına gidiyor. çünkü siz en hafif tabiri ile saftiriksiniz. ve bu kafa yapısı ile giderseniz daha çok ağıtlar yakılır ve sizde ağıtçı kontenjanından mevzuya dahil olursunuz. bu da tanımın dost acı söyler bölümü olsun!
ülkesinde 35 canın, 35 insanın yanmasına/yakılmasına yüreği sızlamayanlar, sizler kendinizi bilirsiniz. size söylenecek tek bir söz var; ama yazmayacağım. ar ederim!!!
devamını gör...
öğrencilerin öğretmenlere söylediği klasik yalanlar
yaptım ama evde kaldı.
devamını gör...
yakın temas türleri
"yakın temas*" ufolojide bir kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları ile kurduğu teması belirtmek için kullanılır. bu terminoloji ve sistemi ortaya ilk atan kişi astronom ve ufolog j. allen hynek dir.
hynek in orjinal sınıflandırmasında 3 tür vardır. 4. ve 5. tür başka kişiler tarafından ortaya atılmıştır ve evrensel olarak kabul görmez.
ve yine hynek e göre görülen şeyin bir yakın temas olduğundan emin olmak için 500 fitden daha yakında olması gerekir, böylece görülen şeyin başka bir hava aracı ve atmosferik fenomen olmadığından emin olunur. ayrıca 500 fitden uzak görsel temas sağlanamayan ve sadece radar ile tespit edilen ufolar yakın temas sayılmaz çünkü bazı atmosferik fenomenlerden ötürü radarlar zaman zaman yanılabiliyor.
hynek ufo gözlemlerini mesafelere göre 6 sınıfa ayırmıştır. 500 fit ve üzeri için gece görülmüşse "gece ışıkları" gündüz görülmüş ise "günışığı diskleri" radarda görülmüş ise "radar görselleri" olarak tanımlıyor.
500 fitin altına gelince yakın temas türlerine geçiyoruz.
1. türden yakınlaşmalar: 500 fitden daha yakın bir mesafede bir ufo görmek bu kategoriye giriyor, en sık yaşanan yakın temas türü budur.
2. türden yakınlaşmalar: fiziksel bir kanıt veya etki olan durumlar. örneğin 1. türde bir yakınlaşma sırasında gözlemciler üzerinde tuhaf etkiler olursa bu artık 2. türe yükseliyor. veya etraftaki hayvanlarda garip davranışlar ortaya çıkarsa ya da bir ekin çemberi, ufo enkazı, elektronik cihazlarda bozulma, kimyasal ve radyoaktif izler gibi şeyler görülürse kısacası fiziksel bir bulgu olursa bu 2. türden yakınlaşma sayılıyor.
3. türden yakınlaşmalar: bizzat hareketli bir varlığı görme durumudur, bu bir uzaylı olabilir, bir robot veya hologram olabilir. en az karşılaşılan ve sanırım henüz bir kaydı olmayan tek yakınlaşma türüdür.
ufolog ted bloecher hynek in "3. türden yakınlaşmalar" sınıflandırmasının 6 alt başlığı olduğunu ileri sürüyor bunlar:
a (aboard) : varlığın yalnızca ufonun içerisinde gözlemlenmesi durumu.
b (both) : varlığın ufonun hem içinde hem de dışında gözlemlenmesi durumu.
c (close) : varlığın ufonun yakınında gözlemlendiği ama içeri veya uzağa gitmediği durumu.
d (direct) : bir varlık görüldüğü halde bir ufo görülmemesi fakat eş zamanlı olarak bölgede ufo aktivitesi rapor edilmesi durumu.
e (excluded) : bir varlık görülmesi fakat bölgede hiçbir ufo aktivitesi rapor edilmemesi durumu.
f (frequence) : hiçbir ufo veya varlık görülmemesi fakat kişinin "akıllı iletişim" yaşaması durumu.
hynek in orjinal sınıflandırmasında bulunmayan fakat bazı çevrelerce kabul edilen diğer iki yakın temas türü:
4. türden yakınlaşmalar: kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları tarafından kaçırıldığı (alıkonduğu) durumlardır. bunun evrensel olarak kabul görmeme nedeni bazı kişiler bu durumları bir kaçırılma vakası olarak görmemekte ve kişilerin kendi rızası ile olduğunu savunmaktadır ve bu yüzden 3. türe dahil edilmesi gerektiğini savunurlar. bazı kişiler ise tamamen kaçırılma olaylarının varlığını reddeder.
5. türden yakınlaşmalar: insan kaynaklı ve öncülüğünde dünya dışı akıllı yaşam formları ile iletişim başlatılması durumudur. ilk olarak steven greer tarafından ortaya atılmıştır. detaylı bilgi için (bkz: ce-5)
hynek in orjinal sınıflandırmasında 3 tür vardır. 4. ve 5. tür başka kişiler tarafından ortaya atılmıştır ve evrensel olarak kabul görmez.
ve yine hynek e göre görülen şeyin bir yakın temas olduğundan emin olmak için 500 fitden daha yakında olması gerekir, böylece görülen şeyin başka bir hava aracı ve atmosferik fenomen olmadığından emin olunur. ayrıca 500 fitden uzak görsel temas sağlanamayan ve sadece radar ile tespit edilen ufolar yakın temas sayılmaz çünkü bazı atmosferik fenomenlerden ötürü radarlar zaman zaman yanılabiliyor.
hynek ufo gözlemlerini mesafelere göre 6 sınıfa ayırmıştır. 500 fit ve üzeri için gece görülmüşse "gece ışıkları" gündüz görülmüş ise "günışığı diskleri" radarda görülmüş ise "radar görselleri" olarak tanımlıyor.
500 fitin altına gelince yakın temas türlerine geçiyoruz.
1. türden yakınlaşmalar: 500 fitden daha yakın bir mesafede bir ufo görmek bu kategoriye giriyor, en sık yaşanan yakın temas türü budur.
2. türden yakınlaşmalar: fiziksel bir kanıt veya etki olan durumlar. örneğin 1. türde bir yakınlaşma sırasında gözlemciler üzerinde tuhaf etkiler olursa bu artık 2. türe yükseliyor. veya etraftaki hayvanlarda garip davranışlar ortaya çıkarsa ya da bir ekin çemberi, ufo enkazı, elektronik cihazlarda bozulma, kimyasal ve radyoaktif izler gibi şeyler görülürse kısacası fiziksel bir bulgu olursa bu 2. türden yakınlaşma sayılıyor.
3. türden yakınlaşmalar: bizzat hareketli bir varlığı görme durumudur, bu bir uzaylı olabilir, bir robot veya hologram olabilir. en az karşılaşılan ve sanırım henüz bir kaydı olmayan tek yakınlaşma türüdür.
ufolog ted bloecher hynek in "3. türden yakınlaşmalar" sınıflandırmasının 6 alt başlığı olduğunu ileri sürüyor bunlar:
a (aboard) : varlığın yalnızca ufonun içerisinde gözlemlenmesi durumu.
b (both) : varlığın ufonun hem içinde hem de dışında gözlemlenmesi durumu.
c (close) : varlığın ufonun yakınında gözlemlendiği ama içeri veya uzağa gitmediği durumu.
d (direct) : bir varlık görüldüğü halde bir ufo görülmemesi fakat eş zamanlı olarak bölgede ufo aktivitesi rapor edilmesi durumu.
e (excluded) : bir varlık görülmesi fakat bölgede hiçbir ufo aktivitesi rapor edilmemesi durumu.
f (frequence) : hiçbir ufo veya varlık görülmemesi fakat kişinin "akıllı iletişim" yaşaması durumu.
hynek in orjinal sınıflandırmasında bulunmayan fakat bazı çevrelerce kabul edilen diğer iki yakın temas türü:
4. türden yakınlaşmalar: kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları tarafından kaçırıldığı (alıkonduğu) durumlardır. bunun evrensel olarak kabul görmeme nedeni bazı kişiler bu durumları bir kaçırılma vakası olarak görmemekte ve kişilerin kendi rızası ile olduğunu savunmaktadır ve bu yüzden 3. türe dahil edilmesi gerektiğini savunurlar. bazı kişiler ise tamamen kaçırılma olaylarının varlığını reddeder.
5. türden yakınlaşmalar: insan kaynaklı ve öncülüğünde dünya dışı akıllı yaşam formları ile iletişim başlatılması durumudur. ilk olarak steven greer tarafından ortaya atılmıştır. detaylı bilgi için (bkz: ce-5)
devamını gör...
burning heart
rock iv filmininde olan survivor grubunun şarkısı, her rocky soundtrackinde olan şarkı gibi gazdır ve güzeldir.
devamını gör...
saçını toplarken tokasını ağzında ısırarak tutan kadın
kazağına,hırkana veya tişörtüne takarsın tokayı ve bir an unutur kaybetmiş gibi hissedersin.ağıza almak daha doğru seçim.
yoksa ara dur tokayı.
yoksa ara dur tokayı.
devamını gör...
şeker portakalı kitabından alıntılar
biliyor musun, insanları öldürüyorum portuga.
bunu nasıl yapıyorsun zeze?
onları unutarak.
bunu nasıl yapıyorsun zeze?
onları unutarak.
devamını gör...
25 yaşından sonra kimseye aşık olamayacağım hissi
şu an 27 yaşında olmama rağmen iki sene önce anladığım durumdur, hissedebildiğin insan karşına çıkmamıştır da söylenebilir.
devamını gör...
stockholm sendromu
stockholm sendromu, ilk kez 1973 yılında yaşanan bir olaydan ismini almaktadır. isveç'in başkenti stockholm' da yaşanan olayda, banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın duygusal olarak suçluya bağlanır. hastalık ilk defa psikiyatr bejerot tarafından tanımlanmıştır.
olay 23 ağustos 1973 günü stockholm'de soyguncular bir bankayı soymak için basarlar, bankada 4 banka görevlisini 6 gün boyunca 131 saat rehin tutarlar. soyguncular, rehinelere iyi davranır aralarında iyi ilişkiler oluşur. polisin bankaya operasyon düzenleyeceğini fark eden rehineler, soyguncuları uyarırlar. rehineler olay sonrasında yakalanan rehineler aleyhine ifade vermekten kaçındıkları gibi, soyguncuların avukatlık ve savunma giderlerini karşılamak için aralarında para toplarlar. günün gazeteleri bu olay üzerine ' soyguncular bankadan para çalamadılar, ama bazı insanların kalbini çaldılar' diye manşet atar. rehinelerden stockholm sendromuna yakalanan bir görevli serbest kaldıktan sonra nişanlısını terk ederek, banka ilgi duyduğu banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler ve onunla evlenir.
bu olaydan sonra 1974 yılında patty heartst adında bir kadın terörist bir grup tarafından kaçırılır. milyoner olan kadın, 2 ay sonra kendisini kaçıran teröristlerle birlikte bir banka soygununda yakalanır. avukatları stockholm sendromu'nu savunmada mahkemeye sunarlar, ancak mahkeme bu savunmayı yeterli bulmayarak hapis cezasına çarptırılmistir.
devamını gör...
bu sıcakta başörtüsünü niye takıyorsun
ben bu sıcakta başörtüsü ve pardesü ile sokağa çıkan biri olarak boğuluyorum. daha giyinmeye başlarken fenalık geçiriyorum salonda klimanın karşısında giyiniyorum o derece. sanki kara kış var ve ben soğuğa karşı atkı bere ile karşı koyuyor gibiyim. eve gelir gelmez kıyafetlerimi makineye doldurup soğuk duş almadan kan basıncını normale döndüremiyorum. bir yere gideceğim zaman daha pardesümü ütülerken ütüle ütüle bitmeyen bu çadır benzeri şeyle cebelleşirken sinirlerim zıplıyor. ıki metrelik şalı da dolayınca alttan da kalın opak çoraplar. offfff!
yazarken fenalık geldi.
eskiden inanclıydım buna katlanıyordum. bu derece zor gelmiyordu. şimdi dinsiz olunca hepten zulüm haline geldi.
ya bir tanrı varsa bu sizi bu kadar sarıp sarmalamaz. ne olur az düşünün. erkek hür diz kapağı ve göbeği arasını kapatsa kâfi, bize gelince lahana gibi kat kat. külotlu çorap, etek ve eteğin astarı, üstüne pardesü ile 4 kat kıyafet. bone eşarp, gömlek üstüne pardesü offff! bu insanî değil.
koyu renk pardesü ve lahana gibi kat kat giyip sokağa çıkınca hava 30° ise o 45° hissediyor. nereden mi biliyorum? halihazırda dinsiz olmama rağmen ailemin zoru ile kapalıyım da ondan. bir hayal edin yazın en sıcak günlerinde, hatta tüm yil atkı bere ile sokağa çıktığınızı. ekşi sözlük'te bahsedilen "türbanlı kokusu" konusu tam da bunun ile alakalı... kapalı kadınlar giydikleri pardesüyu günlük olarak yıkamak zorunda olduklarının farkında değiller. bu yüzden kokuyorlar. ayrıca bu zamanın ürettiği süslüman pantolonlu kapalıların islam ile uzaktan yakından alakası yok. "erkeğe benzeyen kadina ,kadına benzeyen erkeğe lanet olsun" ve "basını deve hörgücüne benzeten kadına lanet olsun" hadislerine binaen tesettürlü degil kendileri "giyinik çıplak" yani munafiklardir. hiiiic öyle" ben bu kadarini yapiyorum" demesinler kurallar net!
aişe türk çadırı ile tavafta görülmüş özetle kendine bol içinde fiziksel özelliklerin gizli olarak bulunmak zorundasın.
yine de kimse kimseye karışamaz! o onun bedeni onun yahut çevresinin seçimi!
hac veya umre sırasında, kâbe'yi kadınla erkeklerin birlikte tavaf etmesi uygun mudur?
soran : anonim
tarih: 26.01.2007 - 23:12 | güncelleme: 09.08.2016 - 02:44
soru detayı
hacdan dönenleri ziyaret ettiğimizde, bize, kabe'nin etrafında tavaf yapılırken mahşeri andıran kalabalıkta, kadın erkek karışık bir şekilde, kimi bayan kimi erkeğe kimi erkek kimi bayana ister istemez sürtünüyor, değiyor diye anlattılar. peki bu durum uygun mudur? ya da kâbe için allah (c.c) tarafından bir istisna var mı?
cevap
değerli kardeşimiz,
- ibnu cüreyc anlatıyor:
"ata, bana ibnu hişâm'ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki:
"o bunu nasıl yasaklar, resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" ben atâ'ya sordum:
"onların beraber haccları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?"
"(evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!" diye cevap verdi. ben tekrar sordum:
"pekâlâ erkeklere nasıl karışırlardı?" şu cevabı verdi:
"erkeklere karışmazlardı, hz. aişe (radıyallahu anhâ) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." hatta bir kadın kendisine:
"ey mü'minlerin annesi, yürü (hacerü'l-esved'e elimizi değerek) istilâm edelim!" demişti de hz. aişe ona:
"sen dilediğin şekilde git!.." deyip kendisi gitmekten imtina etmişti.onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.)
beytullah'a girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi. (atâ devamla):
"ben (mekke kadısı) ubeyd ibnu umeyr'le birlikte, müzdelife'deki sebir dağında mücâvir (yani ikamet eder) olan hz. aişe (radıyallahu anhâ)'nin yanına giderdim." dedi. ben hemen sordum:
"pekâlâ, hz. aişe'nin örtüsü ne idi?"
"keçeden yapılmış küçük bir türk çadırının içindeydi. çadırın bir perdesi vardı. aişe (radıyallahu anhâ) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. ben hz. aişe'nin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm." (buhârî, hacc 64)
kadınlarla erkeklerin beraber tavaf etmeleri caizdir. ancak kadınlarla erkeklerin birbirlerine değmemeleri için, kadınların seyrek olan yerlerde tavaf etmeleri gerekir.
(prof. dr. ibrahim canan, kütüb-ü sitte)
selam ve dua ile...
sorularla islamiyet
kaynak:!! geçersiz url !!
yazarken fenalık geldi.
eskiden inanclıydım buna katlanıyordum. bu derece zor gelmiyordu. şimdi dinsiz olunca hepten zulüm haline geldi.
ya bir tanrı varsa bu sizi bu kadar sarıp sarmalamaz. ne olur az düşünün. erkek hür diz kapağı ve göbeği arasını kapatsa kâfi, bize gelince lahana gibi kat kat. külotlu çorap, etek ve eteğin astarı, üstüne pardesü ile 4 kat kıyafet. bone eşarp, gömlek üstüne pardesü offff! bu insanî değil.
koyu renk pardesü ve lahana gibi kat kat giyip sokağa çıkınca hava 30° ise o 45° hissediyor. nereden mi biliyorum? halihazırda dinsiz olmama rağmen ailemin zoru ile kapalıyım da ondan. bir hayal edin yazın en sıcak günlerinde, hatta tüm yil atkı bere ile sokağa çıktığınızı. ekşi sözlük'te bahsedilen "türbanlı kokusu" konusu tam da bunun ile alakalı... kapalı kadınlar giydikleri pardesüyu günlük olarak yıkamak zorunda olduklarının farkında değiller. bu yüzden kokuyorlar. ayrıca bu zamanın ürettiği süslüman pantolonlu kapalıların islam ile uzaktan yakından alakası yok. "erkeğe benzeyen kadina ,kadına benzeyen erkeğe lanet olsun" ve "basını deve hörgücüne benzeten kadına lanet olsun" hadislerine binaen tesettürlü degil kendileri "giyinik çıplak" yani munafiklardir. hiiiic öyle" ben bu kadarini yapiyorum" demesinler kurallar net!
aişe türk çadırı ile tavafta görülmüş özetle kendine bol içinde fiziksel özelliklerin gizli olarak bulunmak zorundasın.
yine de kimse kimseye karışamaz! o onun bedeni onun yahut çevresinin seçimi!
hac veya umre sırasında, kâbe'yi kadınla erkeklerin birlikte tavaf etmesi uygun mudur?
soran : anonim
tarih: 26.01.2007 - 23:12 | güncelleme: 09.08.2016 - 02:44
soru detayı
hacdan dönenleri ziyaret ettiğimizde, bize, kabe'nin etrafında tavaf yapılırken mahşeri andıran kalabalıkta, kadın erkek karışık bir şekilde, kimi bayan kimi erkeğe kimi erkek kimi bayana ister istemez sürtünüyor, değiyor diye anlattılar. peki bu durum uygun mudur? ya da kâbe için allah (c.c) tarafından bir istisna var mı?
cevap
değerli kardeşimiz,
- ibnu cüreyc anlatıyor:
"ata, bana ibnu hişâm'ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki:
"o bunu nasıl yasaklar, resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" ben atâ'ya sordum:
"onların beraber haccları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?"
"(evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!" diye cevap verdi. ben tekrar sordum:
"pekâlâ erkeklere nasıl karışırlardı?" şu cevabı verdi:
"erkeklere karışmazlardı, hz. aişe (radıyallahu anhâ) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." hatta bir kadın kendisine:
"ey mü'minlerin annesi, yürü (hacerü'l-esved'e elimizi değerek) istilâm edelim!" demişti de hz. aişe ona:
"sen dilediğin şekilde git!.." deyip kendisi gitmekten imtina etmişti.onlar geceleyin kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.)
beytullah'a girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi. (atâ devamla):
"ben (mekke kadısı) ubeyd ibnu umeyr'le birlikte, müzdelife'deki sebir dağında mücâvir (yani ikamet eder) olan hz. aişe (radıyallahu anhâ)'nin yanına giderdim." dedi. ben hemen sordum:
"pekâlâ, hz. aişe'nin örtüsü ne idi?"
"keçeden yapılmış küçük bir türk çadırının içindeydi. çadırın bir perdesi vardı. aişe (radıyallahu anhâ) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. ben hz. aişe'nin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm." (buhârî, hacc 64)
kadınlarla erkeklerin beraber tavaf etmeleri caizdir. ancak kadınlarla erkeklerin birbirlerine değmemeleri için, kadınların seyrek olan yerlerde tavaf etmeleri gerekir.
(prof. dr. ibrahim canan, kütüb-ü sitte)
selam ve dua ile...
sorularla islamiyet
kaynak:!! geçersiz url !!
devamını gör...
türklerin birinci olduğu konular
fanatizm, her türlü konuda
devamını gör...
can yücel
"o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…"
şiiriyle tanıdığım ve sevdiğim bir şairdir.
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…"
şiiriyle tanıdığım ve sevdiğim bir şairdir.
devamını gör...
türkiye'de vasfı olmayanların bile ünlü olması
toplumun görmemişliğinden, ezikliğinden kaynaklanan bir durumdur.
çok değil daha 30 sene önce, sinema salonlarında cüneyt arkın'ın bir tekmeyle yere serdiği 8 kişiyi ayakta alkışlayan bir millettik biz, o günden bu güne değişen çok da birşey olmadı.
bu halk, bir türlü kendine yakışır, insana yakışır, insan onuruna gururuna yakışır bir hayat modelini öğrenemedi, benimseyemedi .
2021 yılında daha önceki gün, elazığ'da kafasına atılan 180 gr.lik çay paketini kapmak için birbirini ezen bir halk bu halk.
eğitimsizlik de, cahillik de, fakirlik de, ne dersen de, bu halk atatürk'ün bıraktığı 100 yıl önceki o 7 düvele kafa tutan halk değil, asalak, ezik, silik bir hslk artık. maalesef acı ama gerçek bu...
çok değil daha 30 sene önce, sinema salonlarında cüneyt arkın'ın bir tekmeyle yere serdiği 8 kişiyi ayakta alkışlayan bir millettik biz, o günden bu güne değişen çok da birşey olmadı.
bu halk, bir türlü kendine yakışır, insana yakışır, insan onuruna gururuna yakışır bir hayat modelini öğrenemedi, benimseyemedi .
2021 yılında daha önceki gün, elazığ'da kafasına atılan 180 gr.lik çay paketini kapmak için birbirini ezen bir halk bu halk.
eğitimsizlik de, cahillik de, fakirlik de, ne dersen de, bu halk atatürk'ün bıraktığı 100 yıl önceki o 7 düvele kafa tutan halk değil, asalak, ezik, silik bir hslk artık. maalesef acı ama gerçek bu...
devamını gör...
sabahattin ali
sabahattin ali, türk edebiyatı’nda özel bir yer edinmiş o güzel adamlardan biridir. toplumcu gerçekçi yazarlardan biri olarak kabul görmüş. kürk mantolu madonna’yı, sonra içimizdeki şeytan’ı kuyucaklı yusuf’u yazdı ve hepsi türk edebiyatının önemli yapı taşlarından biri oldu.
kuyucaklı yusuf, 100 temel eser’den biridir.
kuyucaklı yusuf, 100 temel eser’den biridir.
devamını gör...
sözlükte herkesin birbiri ile senli benli konuşması
çok şaşırdığım bir başlık oldu. mesajlaştığım kişiler her zaman nezaket sınırları içinde "siz" hitabını kullandılar, tıpkı benim kullandığım gibi.
devamını gör...
ramazan bayramı
bu yıl da covid belası yüzünden anamızın ,babamızın, kardeşimizin yanına gidemeden,büyük bir özlem ve buruklukla eve hapsolduğumuz bir bayram olucak.uzaktan bayramlaşıcaz artık,bu günlerde geçecek inşallah.
devamını gör...
eski türkçe kelimeler
bu başlıktan ne anlıyoruz öz türkçe kelimelerden çok (bkz: arapça ve farsça kökenli türkçe kelimeler) seviliyor.
devamını gör...
ayna karşısında tıraş olurken bıyığı komple kesmeden önce hitler bıyığı yapmak
1999 depremi sırasında dönemin sakarya valisi, yanına gelen ve sert eleştirilerde bulunup isyan eden depremzede bir kıza tepki göstermiş, hatta tokatlamaya kalkmıştı. vali bu hareketiyle kamuoyunda epey tepki toplamıştı. o olaydan sonra vali, ne tesadüfse bıyığını kesmişti. dikkat çeken bu imaj değişikliği karşısında gazeteci fatih altaylı, valiye bıyığını kesmesinin sebebini sordu. vali de tıraş olurken kazara jileti bıyığına kaçırdığını, mecburen kestiğini söyledi. cevaptan tatmin olmayan altaylı aynı soruda ısrar edince dayanamayan vali :
sayın altaylı, tıraş olurken yanlışlıkla kestim dedim ya, ne yapsaydım, yarım bıyıkla mı dolaşsaydım? demişti.
sayın altaylı, tıraş olurken yanlışlıkla kestim dedim ya, ne yapsaydım, yarım bıyıkla mı dolaşsaydım? demişti.
devamını gör...
