haberi okuduktan sonra modum ee yani ;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

80'lere kadar doğan çocuklardan, hamama giden babaannesine, anneannesine eşlik etmemiş olan yoktur. eğlenceli bir sosyalleşme yeridir. sıcak ortam, bolca sıcak-soğuk su, görüş mesafesini kısaltan buhar ve sağdan soldan yükselen mırıl mırıl konuşmalara eşlik eden arada ayıp kahkahalar.
içine yedek çamaşır, havlu, şampuan, sabun, kese, lif, peştemal, terlik, krem, temiz poşet konulan çanta önceden hazırlanır. hazırlamazsanız sabun ve şampuanı içeriden sarın alabilir, diğerlerini de oradakilerden kullanabilirsiniz. hamama giriş yapar boş bir soyunma kabinine yerleşir, edep ölçünüzde soyunarak peştemala sarılırsınız. kimisi iç çamaşırını çıkarmaz, kimisi mayo giyer, kimisi sadece külot, kimisi de sadece peştemal. poşetin içine getirdiğiniz banyo malzemelerini, havlunuzu ve odanızın anahtarını koyarsınız.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
nefes ve denge sorununuz varsa yavaş hareket etmelisiniz. sıcak kısıma hemen girilmez. büyük ağır kapıyı açıp önce soğukluğa girilir. burası esas kısımdan daha serindir ama ilk girişte hem çok sıcak hem de buharlı gelir. burada biraz oyalanıp, sıcağa ve buhara alışıp, etrafı net görmeye başlayıp, vücudunuz nemlendiğinde diğer kocaman ağır kapıyı açıp ana bölüme geçebilirsiniz. burada; altında ateş yanan, dolayısıyla çok sıcak olan, mermerden yapılmış kocaman alçak bir yuvarlak masa gibi olan göbek taşını görürsünüz. tabii çok sıcak ve çok buhar*. göbek taşı ortada bulunur, etrafında yıkanmak için kurnalar vardır. bu kısmı salon gibi düşünürsek, girişi buradan olan başka küçük odalar vardır. sadece sauna odasının kapısı olur, diğerleri açıktır. odalardan bir ya da bir kaç tanesinde yine mermerden, tezgah gibi uzanma yerleri bulunur. buraya önce sırt üstü sonra yüz üstü uzanırsınız ve natır*; isteğinize göre size komple sabunlayıp şampuanla yıkar ya da sadece keseleyip lifler. isterseniz masaj bile yapar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
keyfinize ve yer olmasına göre odaya geçer ya da göbek taşının etrafındaki kurnalardan birine konuşlanırsınız*. sıcak suları dökünmeye başlarsınız. arada arkadaşlarınıza tas dolusu soğuk su atar çığlıklar kahkahalara eşlik ederken terlersiniz, kirleriniz kabarır. (bu aşamada şampuan ve duş jeli kullanmamalısınız çünkü vücudunuzu kayganlaştırır, kese kayar ve kir çıkmaz.) natır, arada gelip; elini vücudunuza sürterek kirleriniz yuvarlanıyor mu, diye kontrol eder. kirler* yumuşamışsa sizi güzelce iki tur önlü arkalı keseleyip, köpük köpük lifler. bu bölüm çokomelli; tamamen natırın kontrolünde ellenmedik yeriniz kalmayacak şekilde paklanırsınız. iç çamaşırı natırın işine engel değildir. ayrıca onların keseleri zımpara kağıdına benzer olup bazen hamam sonrası derilerinizin yüzülmüş olduğunu görebilirsiniz*.
kurnanıza geçip saçınızı başınızı yıkama aşamasına geçme vaktidir artık. saçınızı hızlıca bir tur şampuanlar kremlersiniz çünkü çok su kaybetmişsinizdir, içiniz yanar. havluya sarınıp dışarı çıkarsınız. serin hava yüzünüze çarpıp sizi kendinize getirir. soyunma odalarının olduğu bölüm de genelde salon gibi olup küçük soyunma odalarıyla çevrilidir. bu salonun ortasında bir havuz ve onu çevreleyen oturma alanları bulunur. işte oraya oturup pembe vücudunuz, kırmızı yanaklarınızla parlayarak varsa, ekşi soğuk ayran, yoksa gazoz/soda/su içer tekrar hamama girersiniz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu artık son tur yıkanmadır. yavaş yavaş, güzelce tekrar saçınızı yıkar kremler, liflenir, durulanır, havlunuza sarınıp çıkarsınız. odanıza geçip kremlenir, sıkıca giyinirsiniz. hamamda saç kurutma makinesi bulunur. genelde sıra olur, bu esnada yine bir şeyler içerek beklersiniz. hava sıcak da olsa soğuk da olsa kendiniz iyi korumalısınız çünkü hem deriniz inceldi hem de bütün gözenekleriniz açıldı. hamama akşam gitmek, sonrasına bir iş bırakmamak, eve dönüp fazla oyalanmadan misler gibi uyumak en iyisidir. hadi sıhhatler olsun.
devamını gör...

kıtmir cennete giden tek köpekmiş ve bir iddiaya göre kıtmirin selamı var denilince saldıracak olan ya da havlayan köpek sakinleşiyormuş.
(bkz: batıl inanç)
devamını gör...

verilen aklın son damlasına kadar kullanıldığı çok belli .karşılıksız olunca selam bile vermeyen insanlar hiçbir bedel ödemeden ebediyen cennette yaşamak istiyor.
(bkz: adam haklı)
devamını gör...

tom hanks filmleri aslında yabancı sinema severlerin, ülkemizde yabancı filmlere rağbet göstermeye yeni başlamış seyircileri etkisi altına aldığı kanıksanmış bilinen bir gerçektir. tom hanks filmdeki ismi ile forrest olan zeka seviyesi düşük gibi görünen aslında yarı anlaşılmamış bir dehada olduğunu biraz şans birazda insanların ne yaptığını anlayamadık lafı için bir insanı zirveye taşıdığını gözlemleyebiliriz. film aslında tür bakımından epik, dram, romantik bir filmdir. ülkemiz ve dünya çapında geniş seyirci kitlelerine hitap ettiğini varsayarsak., kendi ülkemiz ve yurt dışında kişisel gelişim seminer konferans ve sosyoloji alanında da gönüllerdeki yerini almıştır. romantizm anlamında platonik bir aşkın gerçeğe dönüşmeden evvelki karşılık bulamaması sevdiği insanın uzak durması ve onun karşısına forresttan olma bir çocukla karşısına çıkması tişört markasını oluşturması asker arkadaşının teknesiyle avlaması ve derken mucize dolu bir değişim yakalayarak zengin oluşu büsbütün seyircileri büyüleyici bir etki ile duygu sellerine kavuşturan başyapıt. filmin ana fikri aslında umutsuzluğa hiçbir zaman engellerin engel olamayacağını anlatabilen yegane insanların var olduğu dünyamızda nasıl başarılı işlere yol açan yüreği kendi iyi niyetli insanları bizlere göstermektir. etrafımızda yanımızda bu tür farklı karakterlerin imkan verilmesi ve biraz şans ve tanrı yardımıyla neler yapılabilir, neleri başarabilir bizlere gösterme imkanını gözler önüne seren güzel kalpli insanları bizlere daha güzel gösteren filmi, izlemediyseniz eğer muhakkak izlemeniz kanaatindeyim. türkçedeki “ koş“ ingilizcedeki anlamı “run” olan bir kelimenin hiç bu kadar anlam yüklenip bir insan üzerinde taşıyabileceğini görünce etkilenilmemesi imkansız olacak kanaatindeyim şimdiden iyi seyirler dilerim.
devamını gör...

#618058 1- ses sanatlarını seçerdim ve insan kulağının algılayabileceği en yüksek frekansa ayarlardım. bir süre dinleyince zaman kavramı yavaştan yok oluyor, bununla bağlantılı olarak da fizik bilimini seçerdim.
2- ambiyans müziğinin soft melodileri.
3- afrika örgüsü yapılmış saçlarını geriye savuran elektrogitarlı kadın.
4- gerçek nesneldir, doğruluğun nesnel ya da öznel olabilmesi için düşünce kavramının öznel ve nesnelliğinden bahsetmek gerekir. dinamik düşünceyle bu pek mümkün olmaz.
5- yokluk var olan tek yokluktur.
devamını gör...

insan ilişkilerinde başarılı olmak için çok önemlidir ancak modern dünyanın kucağımıza bıraktığı önyargılar nedeniyle dikkat edilmelidir. peşin hükümlerden kaçınmak gerekir. şimdi bu konuya biraz eğilelim, başlıyoruz.

bizler iyi ve kötü özelliklerimizle bir bütünüz. hiçbir insan salt iyi veya kötü değildir. iyilik ve kötülük kavramları da kişilerin deneyimleri nispetinde değişiklik gösterir ve yoruma açıktır. söz gelimi hayatı boyunca sıkıntılarla boğuşmuş, sokaklarda büyümüş birinin yaşama tutunmak için yaptığı şeylere, hali vakti yerinde bir insan "kurnazlık" der. "bu kurnaz, bundan adam olmaz" denir. halbuki o, her şey gibi sizi de yaşamın ona sunduğu engellerden biri olarak algılamıştır. eğer doğru açıdan bakarsanız, o çocuğun tenhada bir garibana döner ekmek aldığını ve hevesle yiyişini izlerken mutlu olduğunu görebilirsiniz.

insan çok karmaşık bir yapıya sahip. o yüzden, bir yargıya varmak istiyorsak ya da yaklaşımlarımızı şekillendirmek istiyorsak karşımızdaki insanın bir yerinden temellenmek çok ama çok zor olur. o yüzden insan davranışlarımızda kendimizi temel almalıyız ve toplumsal olarak kabul görmüş bazı değerleri geliştirmeye çalışmalıyız. burada en önemli şey, karşımızda kim olursa olsun bu değerlere bağlı kalmamızdır. şu veya bu sebeple, popülerlik, zevk, ego tatmini gibi artık başımızın belası olmuş konular uğruna değerlerimizi eğip bükmemeliyiz.

eğer bizi biz yapan özelliklerimizi ufak tefek hesaplar için sağa sola çekiştirmeye başlarsak, kişiliğimiz oturmaz; ayaklarımız zemine inmez. zaman gelir, yaptıklarımızdan utanır oluruz. hatta öyle zamanlar gelir ki bir eylemi fark etmeden iğrenç bir şekilde gerçekleştirdiğimizi o anda anlarız. betimiz benzimiz atar. kendimizi tanıyamayız. kendisini iyi tanıyan, kişiliğini oturtan insanın kendisiyle bir sıkıntısı olmaz. çünkü yeni bir insana karşı da nesebi, meşrebi, üslubu ne olursa olsun aynı şekilde davranır. kökü derinlerdedir o edimlerin, sağlamdır. bunu bilen kişi, insan ilişkilerinde de karşısındakini gözlemlemek konusunda rahattır. istediği gibi pozisyon alabilir.

bunu kazanan insan, her olayın kendi içerisinde belli bir etik altyapısı olduğunu bilir. söz gelimi sevgilisinden yeni ayrılmış bir arkadaşınıza, yarasını deşecek sorular sormaz; sevgilinizle olan güzel anlarınızdan bahsetmezsiniz. bunun için zamana ihtiyaç olduğu bellidir. yapabilirsiniz ama yapmazsınız. işte burada bir etik altyapı vardır. bu kriterleri kafamızda otomatik kurarız ve insanların bu çizgiyi geçip geçmemesinden karakter analizlerini yapabiliriz. yine çok bildiğimiz, artık evrenselleşmiş olan kişinin kendini övmesi durumunun rahatsız ediciliği daha somut bir örnektir.

insanları kolay tanımak ve stabil ilişkiler kurmak için önce aynada zaaflarımızla, güçlü yönlerimizle kendimizi görmemiz lazım. sonrası kolay.
devamını gör...

eğitim sistemi ve onun kronikleşmiş sorunlarını bir kenara bırakarak başlıyoruz işe koyulmaya. herhangi bir dili öğrenmek için ciddi bir sebebimiz olmalı. söz konusu ingilizce olduğunda herkesin öyle veya böyle sebepleri vardır. benim açımdan öncelikle hayatım boyunca sadece türkçe konuşan insanlarla muhatap olmaya mecbur kalma fikri çok ürkütücüydü. bundan sonra ise ingilizce okuyabilmek, daha fazla kitaba erişebilmek ve dünyaya açılabilmekti. muhtemelen buradaki çoğu insandan daha kötü bir 12 yıllık ingilizce eğitimi görmüşümdür. hiçbir şey öğrenmedim diyebilirim bu süreçte. 3 yıl kadar önce bir kursa yazılmış bir iki kur gittikten sonra hiçbir şey öğrenmeden ayrılmıştım. aslında hep erteliyordum bu geçtiğimiz süreçte, nasıl olsa öğrenirim filan diyerek boşluyordum meseleyi. sonra işin ciddiyetinin farkına vardım ve 2 yıl önce başladım hakikaten çalışmaya. önce murat kurt'tu galiba ismi tam olarak hatırlamıyorum, gramer kitabını edinip ona çalıştım biraz. gramerin önemli olduğunu biliyordum ama açıkçası gramer çalışmak hem çok sıkıcı hem de ağır ilerleyen bir süreçti. sonra benim asıl öğrenme sürecim başladı. bu asıl öğrenme süreci dediğim şey okuyarak oldu. ilkokul seviyesindeki çocuklara yönelik hazırlanan resimli öyküler vardır, onları okuyarak başladım. eş zamanlı olarak da kelime öğrendim. yani okuma sürecinde öğrendiğim kelimelerin haricinde de günlük 5-10 kelimeyi not defterime yazdım. zamanla 40-50 sayfalık kitaplara geçtim, kadıköy'de filan sahaflara gidip 5 liraya kitaplar alıyordum. bu kitapları okuduktan sonra iki tanesini verip aynı sahaftan yeni bir kitap alıyordum. bu şekilde okuyarak ve adım adım seviye yükselterek ilerledim. bu arada ilave olarak tabii ki altyazılı dizi ve film izliyordum. sevdiğim şarkıları bir deftere yazıp bazılarını ezberliyor ve tekrar tekrar dinliyordum. agatha christie, arthur conan doyle, hemingway, truman capote filan derken şimdi david hume gibi filozofları okuyabilecek durumdayım.

edit: benim kişisel öğrenme sürecim konuşabilmek için pek etkili bir yol değil. çokça yazılmış, doğrudur, konuşabilmek için bu dili pratik etmeniz gerekir. birkaç yıla çok spesifik olmayan metinleri çevirebilecek duruma gelebilirim ama o masadan kalkma fırsatı bulamazsam konuşma konusunda hep sıkıntı yaşayacağım. imkânı olan kişinin yapacağı en doğru şey ingilizcenin konuşulduğu bir ülkeye kursa gitmektir.
devamını gör...

o yarattığı sessizliği, dünyayı temiz gösteren beyazlığı sevilmez mi?
devamını gör...

marvel çizgi romanlarından daha dayanaksız bir masala akli melekelerini kazanmış insanların inanmasının acı vericiliği bir yana, başka insanların da bu masalın dayatmalarına göre yaşamalar bekleniyor.

bütün gaipten gelen seslere veya masallara inanan insanlar bütün bunları kendi vicdanlarının içinde yaşayacaklarsa en azından benim için hiçbir sıkıntı yok. herkes istediğine inanmakta özgür. ama çevresindeki dünyayı hezeyanlara ve sanrılara göre şekillendirmek isterlerse bu her zaman tepki görecek.
devamını gör...

pazar akşamı fena gitmeyecek ali lidar şiiridir.

ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
biraz nietzsche biraz kant kafan karışmış belki
parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
iyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
işin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
hepsi ağzıma sıçtı..

ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
içime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
ben seni severim sevmesine de
iş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
devamını gör...

edebiyat kadar sevdiğim başka bir şey kalmadı hayatımda. kulübünüze üye olmaktan onur duyarım.
devamını gör...

ünlü ressam vincent van gogh'un gustave doré tarafından yapılmış gravürünü referans alarak çizdiği yağlı boya tablosudur.
doré'nin gravürü:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
van gogh'un tablosu:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

orkideler hep taç bölgelerinden yeni yaprak ürettiği için bir anlamda ölümsüz canlılardır aslında. yani yeni kat çıkarlar altlardaki katlar zamanla kaybolur. bakın üç hafta sulamayın bu arkadaşları yine yaşarlar. bu orkidelerin istediği basittir. 2 haftada bir sulayacaksınız. havadar bir alanda direkt güneş ışığını almayan bir noktada olacak. yani aydınlık olacak ve arada vasistas usulü pencere açılarak oda havalandırılacak. bunu yaptınız mı öldürmesi imkansız gibidir. dolayısıyla onları sevelim koruyalım.
devamını gör...

frodo
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

o can acır.
devamını gör...

ölüler yaşadıklarını sanıyordu.
devamını gör...

" yeryüzündeki hiçbir şey bir insanın çaresizliğini, kendisinden böyle tamamen vazgeçtiğini, canlı bir ölü haline geldiğini bu hareketsizlik kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemez. "

bir kadının yaşamından yirmi dört saat - stefan zweig
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim