kedilere selam vermek
istisnasız bütün kedilere tombalak diye selam veriyorum, çok hoş canlılar.
devamını gör...
lagom
isveççe olan bu kelime; ne çok fazla ne de çok az ,tam gerektiği kadar anlamına geliyor. bu anlayış ev dekorasyonunda da kullanılmaktadır.
devamını gör...
coronaya inanmayan insan
bütün bunların amerika'nın dünyayı ele geçirme planı olduğunu söyleyip komplo teorileri üreten enişte modeliyle aynı mantık seviyesine sahip kişidir.
devamını gör...
endülüs'te raks
yahya kemal beyatlı’nın ispanya’dan esinlenerek aruz vezninde yazdığı tablo gibi bir şiirdir.
münir nurettin selçuk’un; şiirin coşkusuna, heyecanına yaraşan bestesiyle de kürdilihicazkâr makamında yüce bir esere dönüşmüştür.
birbirini bu kadar kusursuz tamamlayan beste ve güfte ikilisi bulmak epey zordur. yahya kemal şiiriyle bir resim yaratmış, münir nurettin’in bestesi ise bu resme can katarak, resmi harekete geçirmiştir. nesrin sipahi yorumu da çok hoş olmuştur.
zil, şal ve gül. bu bahçede raksın bütün hızı...
şevk akşamında endülüs üç defa kırmızı...
aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
ispanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.
yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
işveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...
her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
ispanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.
alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,
göğsünde yosma gırnata'nın en güzel gülü...
altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir
ispanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.
raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...
gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli...
gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,
her kalbi dolduran zile, her sineden: "ole!"
münir nurettin yorumu
nesrin sipahi yorumu
münir nurettin selçuk’un; şiirin coşkusuna, heyecanına yaraşan bestesiyle de kürdilihicazkâr makamında yüce bir esere dönüşmüştür.
birbirini bu kadar kusursuz tamamlayan beste ve güfte ikilisi bulmak epey zordur. yahya kemal şiiriyle bir resim yaratmış, münir nurettin’in bestesi ise bu resme can katarak, resmi harekete geçirmiştir. nesrin sipahi yorumu da çok hoş olmuştur.
zil, şal ve gül. bu bahçede raksın bütün hızı...
şevk akşamında endülüs üç defa kırmızı...
aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
ispanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.
yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
işveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...
her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
ispanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.
alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,
göğsünde yosma gırnata'nın en güzel gülü...
altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir
ispanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.
raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...
gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli...
gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,
her kalbi dolduran zile, her sineden: "ole!"
münir nurettin yorumu
nesrin sipahi yorumu
devamını gör...
yazarların kendine yakın hissettiği şirinler karakteri
uykucu şirin.
devamını gör...
bir kadını mutlu etmenin en güzel yolu
uğraşıp mutsuz etmeyin kafi.
kadınlar kendilerini mutlu etmeye becerirler.
kadınlar kendilerini mutlu etmeye becerirler.
devamını gör...
eğitim hayatında alınmış en düşük sınav notu
lise 3ün ikinci döneminde sayısaldan eşit ağırlığa geçeceğim için artık umursamadığım kimya sınavından aldığım nottur. sayısal değeri 7dir efendim. evet 100 üzerinden 7. ama almamın asıl nedeni konuları bilmemem değil (bkz: cristiano ronaldo)yu çok sevmemdir.
devamını gör...
gizli bakınız kullanmak
yeni kurulan sözlükte yeni başlıklar için orta açmaktır.
kullanımı oldukça basittir: gizli bakınız vermek istediğiniz kelimeyi seçip alttaki gbkz kısmına tıklamak. abra kadabra!
kullanımı oldukça basittir: gizli bakınız vermek istediğiniz kelimeyi seçip alttaki gbkz kısmına tıklamak. abra kadabra!
devamını gör...
kendinle sevgili olur musun sorunsalı
ben olurum da o olur mu bilmiyorum. dengesiz biri.
devamını gör...
üç kelimeyle üniversite hayatı
hayaller, hüsran, kabulleniş
devamını gör...
türkiye'nin avrupa birliği üyeliği
düşük bir ihtimal.
avrupa birliğinin türkiye üyeliği daha yüksek bir ihtimaldir.
avrupa birliğinin türkiye üyeliği daha yüksek bir ihtimaldir.
devamını gör...
sözlükte devamlı denk gelinen kişiler
yazmayı ve paylaşmayı seven, sözlüğü benimsemiş sayın yazarlar kendini belli ediyor. söylemeye gerek var mı?
devamını gör...
deniz alakargası
afrika'nın savan bölgelerinde yaşamını devam ettiren, göz alıcı renkleriyle göreni ciddi manada büyüleyen bir kuş türü.
normalde kuşların birçok türünde yuvayı erkek kuşlar yapar. güzelce örülen kamış, taş, ot gibi materyaller, dişisini beklemeye ve yuva olmayı gözlemeye başlar ancak alakargalar için bu durum tam tersidir. dişi kuş yuvayı yapar, daha sonra üreme mevsimi başlar.
yavruları da pek bir nazlıdır. yumurtadan çıkma için anne-babalarının yumurtayı kırmasını beklerler. biraz da saldırgandırlar. *
bu türün bir de mavisi vardır ki sormayın gitsin! o kadar güzeldir ki bakmaya doyamazsınız!
normalde kuşların birçok türünde yuvayı erkek kuşlar yapar. güzelce örülen kamış, taş, ot gibi materyaller, dişisini beklemeye ve yuva olmayı gözlemeye başlar ancak alakargalar için bu durum tam tersidir. dişi kuş yuvayı yapar, daha sonra üreme mevsimi başlar.
yavruları da pek bir nazlıdır. yumurtadan çıkma için anne-babalarının yumurtayı kırmasını beklerler. biraz da saldırgandırlar. *
bu türün bir de mavisi vardır ki sormayın gitsin! o kadar güzeldir ki bakmaya doyamazsınız!
devamını gör...
clubhouse
mantıklı bulmadığım uygulama.
başta yüz yüze konuşuyorduk. üstümüzü başımızı tiril tiril giyinip çıkardık sokağa, birini gördüğümüz an selam verirdik muhabbet başlardı.
sonra hayatımıza telefon girdi, birine selam verebilmek için o kişinin bizim konuşma talebimizi kabul etmesi gerekiyordu artık. konuşma sırasında ise yüz yüze konuşurkenki alışkanlıklarımız aynen devam ediyordu. kıyafetlerimize ihtiyacımız yoktu ama artık. pijamalarımızla bile konuşabiliyorduk.
hemen akabinde "mesajlaşma/chatleşme" girdi hayatımıza. biri ile konuşmak için ondan izin alma fikri diyaloğun iki tarafında bulunan kişileri psikolojik olarak alt-üst ilişkisine sokuyordu. bu rahatsız ediciydi dönem gençleri için. fakat mesajlaşmada böyle bir şey yoktu, direkt gönderiyordun ve karşıdaki istemese de alıyordu bu mesajı. bu yöntemin güzel bir diğer yönü de o anda bir fikir üretip hemen konuşma zorunluluğun olmamasıydı, sabah gelen bir mesaja ne cevap yazacağını akşama kadar düşünebiliyordun.
ardından bu mesajlaşma işi herkesin çok hoşuna gitti, mahalledeki arkadaş ortamlarını neredeyse tamamen buraya taşımıştı artık gençler. fakat sistem toplu mesajlaşmaya/paylaşıma müsait değildi ve ilk toplu paylaşım mecraları ortaya çıkmaya başladı.
tam bu noktada ikiye bölünme oldu: grupça konuşmak ve toplu paylaşım yapmak. konuşma kısmı bugünün whatsapplarına/telegramlarına kadar evrilirken diğer kısım facebook ve instagram olarak kendini öne çıkardı.
bu sırada bir şeyi toplu olarak konuşma fikri gelişti, neden tanımadığın insanlarla da konuşmayasın, mahalledekileri arkadaşlarının da ötesindekilerle? işte bu noktada özellikle twitter gibi mecralar öne çıktı. ana tema fikir paylaşmaktı, o fikir etrafında ülkenin dört tarafındaki insanlarla toplanabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyordun.
iletişimin gelişme aşamalarına bakarak insanın bunlara tepki olarak geliştirdiği birkaç davranışa bakalım.
tahammülsüzlük: her an ulaşılabilir olmanın hoş bir şey olmadığının farkına vardık, bize verilen selamı istediğimiz zaman alma özgürlüğü hoşumuza gitmişti. gerçek zamanlı bir iletişimdense sıra tabanlı bir iletişimi yeğlemiştik.
hızlı tüketim alışkanlığı: iletişimi de diğer her şey gibi hızlı tüketmeye alıştık, bir el hareketi ile dünyadaki yüzlerce fikire erişebiliyor onları çekirdek çitler gibi okuyabiliyorduk. dolayısıyla bir kişi ile iletişmekten ziyade tüm dünya ile iletişmek daha makul oldu. fakat koca bir kase çekirdeği çitlemek gibiydi bu, aralarında illa ki tadı acı olan vardı ve bu yediğimiz onca tatlı çekirdeğin tadını alıp götürüyordu. bu noktada da bize duymak istediğimizi söyleyen topluluklara dahil olmaya başladık. fakat bu topluluklar da kâr etmedi.
beğenilme/takdir edilme/üstün görülme: zaman zaman bir profil fotoğrafının arkasına sığınıp dilediği şeyleri yazan birinin yazdıklarını okuyor ve sinirleniyoruz, ardından belki içimizden belki dışımızdan laf ediyor/küfrediyoruz. bunu neden yapıyoruz? çünkü bir geri dönüşü yok, çünkü o kişiyi o an zihnimizde devasa bir gübre topu olarak hayal ediyoruz, o kişi gerçek bir insan değil. bütün kötü şeyleri ona yakıştırıyor, böylece o profil fotoğrafını* yererken kendimizi de gizliden övmüş oluyoruz.
şimdi bu üç ilkeye bakarak konuşalım, clubhouse neye karşılık geliyor?
hızlı tüketimi kolaylaştırıyor belki bir nebze.
peki tahammül? iletişimi gerçek zamanlı bir eylemden sıra tabanlı bir eyleme çevirmişken clubhouse alıyor bunu gerisin geri gerçek zamanlı bir eyleme çeviriyor. bu ne kadar mantıklı?
peki sizce cidden başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsiyor muyuz? ben söyleyeyim, hayır. önemsediğimiz şey başkalarının fikrini okuyup onların ne kadar aptal olduğuna kanaat getirmek.
ayrıca siz zannediyor musunuz ki içeri giren herkes kültür orgazmı yaşıyor? ülke ne ise clubhouse da o*. kişi sayısı azken bir nebze göze batmıyorken sayı arttıkça toplumun ortalaması orada da karşılığını bulacak, belki de buldu bile. günlük hayatta sokakta-iş yerinde-çarşı pazarda tahammül edemediğiniz insanlar ses dalgasına dönüşüp evinize giriyor*. üstelik gübre topu olarak hayal edebileceğinizden fazla gerçekler. dolayısıyla bu uzun vadede can sıkıcı. üstelik günlük hayatta evinize kaçarak bunlardan kurtulabiliyorken bu uygulamada o da mümkün değil. tek çözüm uygulamayı kapatmak.
clubhouse pandemideki iletişim yoksunluğunun dijital, geçici bir çözümünden ibaret. pandemiden sonra rağbet göreceğini sanmıyorum. ha görürse de %95'i reel tinder, %4'ü birbirine şov yapma peşinde olan herbokolog tayfa*, %1'i de arkadaş grupları olmak üzere varlığını sürdürür.
sosyal medya platformlarının gelişimine bakarak geleceğin nasıl olabileceğini aşağı yukarı kestirebiliriz. insanlar yarattığı sanal karakterler ile alter egolarını dışavurmayı sevdiler. yarattıkları bu personalar da hayallerindeki* mesleğe, tipe, sese, karaktere sahip. onda gerçekten kendilerinden bir parça olmasını isteyeceklerini sanmıyorum, en azından gidişat bunu gösteriyor.
işbu giriyi okuyan kişi: sen, evet evet sen, ordaki, hey görebiliyorum seni. bunlar dümdüz bir internet kullanıcısının yorumu haberin olsun, psikoloji msikoloji hak getire, dümdüz insan yorumu.
başta yüz yüze konuşuyorduk. üstümüzü başımızı tiril tiril giyinip çıkardık sokağa, birini gördüğümüz an selam verirdik muhabbet başlardı.
sonra hayatımıza telefon girdi, birine selam verebilmek için o kişinin bizim konuşma talebimizi kabul etmesi gerekiyordu artık. konuşma sırasında ise yüz yüze konuşurkenki alışkanlıklarımız aynen devam ediyordu. kıyafetlerimize ihtiyacımız yoktu ama artık. pijamalarımızla bile konuşabiliyorduk.
hemen akabinde "mesajlaşma/chatleşme" girdi hayatımıza. biri ile konuşmak için ondan izin alma fikri diyaloğun iki tarafında bulunan kişileri psikolojik olarak alt-üst ilişkisine sokuyordu. bu rahatsız ediciydi dönem gençleri için. fakat mesajlaşmada böyle bir şey yoktu, direkt gönderiyordun ve karşıdaki istemese de alıyordu bu mesajı. bu yöntemin güzel bir diğer yönü de o anda bir fikir üretip hemen konuşma zorunluluğun olmamasıydı, sabah gelen bir mesaja ne cevap yazacağını akşama kadar düşünebiliyordun.
ardından bu mesajlaşma işi herkesin çok hoşuna gitti, mahalledeki arkadaş ortamlarını neredeyse tamamen buraya taşımıştı artık gençler. fakat sistem toplu mesajlaşmaya/paylaşıma müsait değildi ve ilk toplu paylaşım mecraları ortaya çıkmaya başladı.
tam bu noktada ikiye bölünme oldu: grupça konuşmak ve toplu paylaşım yapmak. konuşma kısmı bugünün whatsapplarına/telegramlarına kadar evrilirken diğer kısım facebook ve instagram olarak kendini öne çıkardı.
bu sırada bir şeyi toplu olarak konuşma fikri gelişti, neden tanımadığın insanlarla da konuşmayasın, mahalledekileri arkadaşlarının da ötesindekilerle? işte bu noktada özellikle twitter gibi mecralar öne çıktı. ana tema fikir paylaşmaktı, o fikir etrafında ülkenin dört tarafındaki insanlarla toplanabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyordun.
iletişimin gelişme aşamalarına bakarak insanın bunlara tepki olarak geliştirdiği birkaç davranışa bakalım.
tahammülsüzlük: her an ulaşılabilir olmanın hoş bir şey olmadığının farkına vardık, bize verilen selamı istediğimiz zaman alma özgürlüğü hoşumuza gitmişti. gerçek zamanlı bir iletişimdense sıra tabanlı bir iletişimi yeğlemiştik.
hızlı tüketim alışkanlığı: iletişimi de diğer her şey gibi hızlı tüketmeye alıştık, bir el hareketi ile dünyadaki yüzlerce fikire erişebiliyor onları çekirdek çitler gibi okuyabiliyorduk. dolayısıyla bir kişi ile iletişmekten ziyade tüm dünya ile iletişmek daha makul oldu. fakat koca bir kase çekirdeği çitlemek gibiydi bu, aralarında illa ki tadı acı olan vardı ve bu yediğimiz onca tatlı çekirdeğin tadını alıp götürüyordu. bu noktada da bize duymak istediğimizi söyleyen topluluklara dahil olmaya başladık. fakat bu topluluklar da kâr etmedi.
beğenilme/takdir edilme/üstün görülme: zaman zaman bir profil fotoğrafının arkasına sığınıp dilediği şeyleri yazan birinin yazdıklarını okuyor ve sinirleniyoruz, ardından belki içimizden belki dışımızdan laf ediyor/küfrediyoruz. bunu neden yapıyoruz? çünkü bir geri dönüşü yok, çünkü o kişiyi o an zihnimizde devasa bir gübre topu olarak hayal ediyoruz, o kişi gerçek bir insan değil. bütün kötü şeyleri ona yakıştırıyor, böylece o profil fotoğrafını* yererken kendimizi de gizliden övmüş oluyoruz.
şimdi bu üç ilkeye bakarak konuşalım, clubhouse neye karşılık geliyor?
hızlı tüketimi kolaylaştırıyor belki bir nebze.
peki tahammül? iletişimi gerçek zamanlı bir eylemden sıra tabanlı bir eyleme çevirmişken clubhouse alıyor bunu gerisin geri gerçek zamanlı bir eyleme çeviriyor. bu ne kadar mantıklı?
peki sizce cidden başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsiyor muyuz? ben söyleyeyim, hayır. önemsediğimiz şey başkalarının fikrini okuyup onların ne kadar aptal olduğuna kanaat getirmek.
ayrıca siz zannediyor musunuz ki içeri giren herkes kültür orgazmı yaşıyor? ülke ne ise clubhouse da o*. kişi sayısı azken bir nebze göze batmıyorken sayı arttıkça toplumun ortalaması orada da karşılığını bulacak, belki de buldu bile. günlük hayatta sokakta-iş yerinde-çarşı pazarda tahammül edemediğiniz insanlar ses dalgasına dönüşüp evinize giriyor*. üstelik gübre topu olarak hayal edebileceğinizden fazla gerçekler. dolayısıyla bu uzun vadede can sıkıcı. üstelik günlük hayatta evinize kaçarak bunlardan kurtulabiliyorken bu uygulamada o da mümkün değil. tek çözüm uygulamayı kapatmak.
clubhouse pandemideki iletişim yoksunluğunun dijital, geçici bir çözümünden ibaret. pandemiden sonra rağbet göreceğini sanmıyorum. ha görürse de %95'i reel tinder, %4'ü birbirine şov yapma peşinde olan herbokolog tayfa*, %1'i de arkadaş grupları olmak üzere varlığını sürdürür.
sosyal medya platformlarının gelişimine bakarak geleceğin nasıl olabileceğini aşağı yukarı kestirebiliriz. insanlar yarattığı sanal karakterler ile alter egolarını dışavurmayı sevdiler. yarattıkları bu personalar da hayallerindeki* mesleğe, tipe, sese, karaktere sahip. onda gerçekten kendilerinden bir parça olmasını isteyeceklerini sanmıyorum, en azından gidişat bunu gösteriyor.
işbu giriyi okuyan kişi: sen, evet evet sen, ordaki, hey görebiliyorum seni. bunlar dümdüz bir internet kullanıcısının yorumu haberin olsun, psikoloji msikoloji hak getire, dümdüz insan yorumu.
devamını gör...
simuzer isimli kızların genel özellikleri
simuzer diye birden fazla kız var mı ki genel özellikleri olsun diye eyyorladığım başlık. simuzer ler dm den portakallayın sayınızı bilelim.
devamını gör...
yoldaş bizi pavyona götür
(bkz: yoldaş benjamin franklin'in çevrimiçi yazarlara tantuni ısmarlaması) olayi gerceklestikten sonra atacagimiz slogan.
mart geldi geciyor; haydi yoldas haydii, tam zamani tam zamani simdiii.*
mart geldi geciyor; haydi yoldas haydii, tam zamani tam zamani simdiii.*
devamını gör...
mescid-i aksa
ilk fırsatta görmek istediğim mescit.
devamını gör...


