normal sözlük'ün 40 yaş üstü yazar kaynaması
30 lu yaşlarda birisi olarak destekledigim oluşum. ayrıca sözlük formatının zamanla gençlikten ziyade 30 yaş ve üstüne hitap edeceğini düşünüyorum. sözlük bana hep durağan gelmiştir. sanırım böyle düşünmenin sebebi bu.
devamını gör...
burada yaşarsam çok huzurlu olurum denilen yerler
(bkz: antalya - alanya)
(bkz: antalya - kemer)
(bkz: antalya - kaş)
(bkz: antalya - göynük)
(bkz: antalya - belek)
(bkz: antalya - merkez)
(bkz: antalya - gazipaşa)
kısacası antalya, antalya, antalya.
(bkz: antalya - kemer)
(bkz: antalya - kaş)
(bkz: antalya - göynük)
(bkz: antalya - belek)
(bkz: antalya - merkez)
(bkz: antalya - gazipaşa)
kısacası antalya, antalya, antalya.
devamını gör...
taşa yazılmış yaşım 12 tecavüz ediliyorum yazısının gerçek çıkması
yandim. yandım. şu haber doğru ya yandım ben. topunuzun allah belasını versin.
devamını gör...
nisan hakan özkan
şahsını çok samimi bulduğum, dergiden ziyade kendisini instagram hikayeleriyle tanıtan, takipçilerini çok memnun eden karikatürist, ressam.
devamını gör...
nickaltına yazılınca mutlu olan yazar
ben panik oldum ya.
durduk yere gün içinde dört tane nickaltı gelince dedim beni anma günü mü, tövbeler olsun ifşam mı çıktı noldu.
durduk yere gün içinde dört tane nickaltı gelince dedim beni anma günü mü, tövbeler olsun ifşam mı çıktı noldu.
devamını gör...
mark eliyahu
mükemmel kemane çalan beydir.
devamını gör...
özgür demirtaş'ın günde 3 uyuması
saat olması elzem açıklama. ama gün de olabilir şu cevapta sonra...
dipçe: başta başlık yanlış zannedip düzeltmek üzere geldim ama bastım kahkahayı.
dipçe: başta başlık yanlış zannedip düzeltmek üzere geldim ama bastım kahkahayı.
devamını gör...
uluslararası uzay sempozyumu'nda yuri gagarin'in sansürlenmesi
saçma sansür.
çocuk gibi ya da kan davasına döndürür gibi davranmak bana komik geliyor. yuri gagarin dediğin adam nereli olursa olsun tüm dünya, yani insanlık adına çıktı uzaya biraz da. böyle savaşlardan, kavgalardan bilim insanlarını biraz ayrı tutmak gerektiğini düşünüyorum. bilimsel gelişmelerin sağladığı faydalardan herkes yararlanıyor sonuçta. sadece onu yapan ülke değil.
yahut hıncını sıradan vatandaşı tedavi etmeyerek almak falan bana çok çirkin görünüyor. derdiniz hükümetler ve üst düzey bürokratlar ile sizin. dolayısıyla adam yerine koymamanız gerekenler de sadece onlar olmalı ama işte savaşta mantık aramak da anlamsız maalesef.
yaptırım uygularsın, olan halklara olur. sanki onlar diyor birbirimizi öldürelim diye. sanki senin yaptırımından ülkenin başındaki adam çok etkileniyor. onlar yine çoğu insana kıyasla ballı kaymaklı hayatlarına devam ediyorlar. tek sürünen halk oluyor. süründükçe baskı yapıp savaşı onlar durduracak sanıyorlar galiba ama halkının sözünü dinleyen kaç yönetici var ki dünyada?
gâvura kızıp oruç bozmak bunlarınki.
çocuk gibi ya da kan davasına döndürür gibi davranmak bana komik geliyor. yuri gagarin dediğin adam nereli olursa olsun tüm dünya, yani insanlık adına çıktı uzaya biraz da. böyle savaşlardan, kavgalardan bilim insanlarını biraz ayrı tutmak gerektiğini düşünüyorum. bilimsel gelişmelerin sağladığı faydalardan herkes yararlanıyor sonuçta. sadece onu yapan ülke değil.
yahut hıncını sıradan vatandaşı tedavi etmeyerek almak falan bana çok çirkin görünüyor. derdiniz hükümetler ve üst düzey bürokratlar ile sizin. dolayısıyla adam yerine koymamanız gerekenler de sadece onlar olmalı ama işte savaşta mantık aramak da anlamsız maalesef.
yaptırım uygularsın, olan halklara olur. sanki onlar diyor birbirimizi öldürelim diye. sanki senin yaptırımından ülkenin başındaki adam çok etkileniyor. onlar yine çoğu insana kıyasla ballı kaymaklı hayatlarına devam ediyorlar. tek sürünen halk oluyor. süründükçe baskı yapıp savaşı onlar durduracak sanıyorlar galiba ama halkının sözünü dinleyen kaç yönetici var ki dünyada?
gâvura kızıp oruç bozmak bunlarınki.
devamını gör...
abdullah quilliam
1856'da liverpool'da doğan william henry quilliam, islam'a ilgi duymaya fas'a yaptığı seyahatlerde başlamıştır. 1887 yılında abdullah quilliam adını alarak islam dinine geçmiştir. elizabeth cates ile birlikte liverpool müslüman enstitüsü'nü kurmuştur.
iki yıl içinde liverpool'da bulunan evlerinin içine küçük bir cami inşa ettiler. böylece 1891 yılında liverpool camii ve müslüman enstitüsü resmi olarak kuruldu.
1893 yılında aylık olarak çıkartılan the islamic world (islam dünyası) dergisini desteklemek için, binalarının bodrum katında kendi çabalarıyla geliştirdikleri matbaa sistemi sayesinde haftalık olarak the crescent (hilal) dergisini yayınlamaya başladılar. bu dergiyle birlikte uluslararası bir okuyucu kitlesine (yaklaşık 20 ülke) sahip oldular.
1900'lü yılların başında, çoğu ingiliz olan 150 kişiye yakın bir cemaatleri vardı. etraflarındaki binalara yerleşerek birbirlerine yakın yaşamayı tercih eden bu cemaat kısa bir süre içerisinde bir okul inşaa etmeyi de başardı. ayrıca bir kütüphane, okuma odası, müze ve bilim laboratuvarı geliştirdiler ve hem müslümanlar hem de gayrimüslimler için akşam dersleri verdiler.
quilliam liverpool'dan ayrıldıktan sonra oğlu cami ve islam merkezi olarak kullanılan mülkü elden çıkardı ve liverpool'daki müslüman cemaat dağıldı.
iki yıl içinde liverpool'da bulunan evlerinin içine küçük bir cami inşa ettiler. böylece 1891 yılında liverpool camii ve müslüman enstitüsü resmi olarak kuruldu.
1893 yılında aylık olarak çıkartılan the islamic world (islam dünyası) dergisini desteklemek için, binalarının bodrum katında kendi çabalarıyla geliştirdikleri matbaa sistemi sayesinde haftalık olarak the crescent (hilal) dergisini yayınlamaya başladılar. bu dergiyle birlikte uluslararası bir okuyucu kitlesine (yaklaşık 20 ülke) sahip oldular.
1900'lü yılların başında, çoğu ingiliz olan 150 kişiye yakın bir cemaatleri vardı. etraflarındaki binalara yerleşerek birbirlerine yakın yaşamayı tercih eden bu cemaat kısa bir süre içerisinde bir okul inşaa etmeyi de başardı. ayrıca bir kütüphane, okuma odası, müze ve bilim laboratuvarı geliştirdiler ve hem müslümanlar hem de gayrimüslimler için akşam dersleri verdiler.
quilliam liverpool'dan ayrıldıktan sonra oğlu cami ve islam merkezi olarak kullanılan mülkü elden çıkardı ve liverpool'daki müslüman cemaat dağıldı.
devamını gör...
muhsin yazıcıoğlu
ruhu şad, makamı âlâ olsun.
90’larda uğur mumcu’yu öldüren el, 2000’li yıllara gelince muhsin yazıcıoğlu’nu öldürmüştür. iki suikast, iki faili meçhul. gerçekten faili meçhul mü? hadi canım sen de.
şu dünyanın adaletsizliğine katlanabilmek ancak ahirete inanmakla mümkün. o gün geldiğinde, mizan kurulduğunda bedel ödetecek allah’a hamd olsun.
90’larda uğur mumcu’yu öldüren el, 2000’li yıllara gelince muhsin yazıcıoğlu’nu öldürmüştür. iki suikast, iki faili meçhul. gerçekten faili meçhul mü? hadi canım sen de.
şu dünyanın adaletsizliğine katlanabilmek ancak ahirete inanmakla mümkün. o gün geldiğinde, mizan kurulduğunda bedel ödetecek allah’a hamd olsun.
devamını gör...
how to train your dragon
kitaptan uyarlanıp anismayonu çekilmiş bir film.
bir dreamworks harikası daha.
2010 yılında chris sanders, dean deblois yönetmenliğinde çekilmiş fantastik, 3d animasyon filmi.
hikaye cresside cowell tarafından oluşturulmuş bir serinin ilk filmi.
sadece çocukları değil animasyon ve macera seven yetişkinleri de seyircileri arasına dahil etmiş bir film.
berk adasında geçen hikaye vikinglerin zorlu hayatlarını konu alır. sürekli köylerine saldıran ejderhaları durdurmaya çalışan vikingler çocuklarını da bu yönde eğitir ve yetiştirir. ejderha yakalayıp öldürmek onlarda bir vikingli emaresidir ve bunun için ellerinden geleni yaparlar. bir kişi hariç.
berk adasının lideri kayıtsız zebellah'ın oğlu hıçkıdık. babası ne yaparsa yapsın onun inadını ve değişik yanlarını törpüleyemez. baba oğul çekişmesi işlenmiş. kimi zaman hüzünlendirip kimi zaman güldürmüştür bu ilişki.
filmin asıl konusu hıçkıdık ve gecenin öfkesinin dostluğu. bu dostluk çeşit çeşit sorunlar açar hıçkıdık'ın başına da yine arkadaşından vazgeçmez. gecenin öfkesi de öyle ölümlere bile atılır arkadaşı için. peki ya hıçkıdık'ın halkı bunu anlar mı? izleyip göreceğiz.
açıkçası bazı yerlerde çocuk filmi olarak lanse edilmiş fakat bir animasyon sever olarak ben kendilerini pek sevdim. güldüm, eğlendim, düşümdüm. evet evet yine düşündüm. mesajlı bir animasyon filmi kendileri. ön yargılarımızı ve gereksiz öfkemizi bir kenara bıraktığımızda bize hayatın bazı sırlar verebileceğini gösteriyor. hiç beklenmedik yakınlaşmalar hiç olmadık dostluklar olabileceğini işaret ediyor. bu bana da bir tebessüm veriyor. bu aralar normalde burun kıvırıp hıh diyeceğim bir kişiyle tanıdıkça yakınlaşmamı yakınlaştıkça sevememi hatırlatıyor.
hayat bize sırlarını her türlü fısıldıyor tabi biz duymak istersek. o bende hayat, ben aldım ve kabul ettim. çok thaks cınım. *
sizlerin de bol hayat dersi çıkarmacalı seyri olsun. iyi seyirler dostlar...
seslendirme kadrosu,
hıçkıdık (harun can)
kayıtsız zebella (hakan vanlı)
geğirik (fatih özacun)
astrid (serenay sarıkaya)
südüklü (ahmet taşar)
sertceviz (mustafa oral)
tersceviz (suzan avcı)
balıkayak (ümit erdim)
bir dreamworks harikası daha.
2010 yılında chris sanders, dean deblois yönetmenliğinde çekilmiş fantastik, 3d animasyon filmi.
hikaye cresside cowell tarafından oluşturulmuş bir serinin ilk filmi.
sadece çocukları değil animasyon ve macera seven yetişkinleri de seyircileri arasına dahil etmiş bir film.
berk adasında geçen hikaye vikinglerin zorlu hayatlarını konu alır. sürekli köylerine saldıran ejderhaları durdurmaya çalışan vikingler çocuklarını da bu yönde eğitir ve yetiştirir. ejderha yakalayıp öldürmek onlarda bir vikingli emaresidir ve bunun için ellerinden geleni yaparlar. bir kişi hariç.
berk adasının lideri kayıtsız zebellah'ın oğlu hıçkıdık. babası ne yaparsa yapsın onun inadını ve değişik yanlarını törpüleyemez. baba oğul çekişmesi işlenmiş. kimi zaman hüzünlendirip kimi zaman güldürmüştür bu ilişki.
filmin asıl konusu hıçkıdık ve gecenin öfkesinin dostluğu. bu dostluk çeşit çeşit sorunlar açar hıçkıdık'ın başına da yine arkadaşından vazgeçmez. gecenin öfkesi de öyle ölümlere bile atılır arkadaşı için. peki ya hıçkıdık'ın halkı bunu anlar mı? izleyip göreceğiz.
açıkçası bazı yerlerde çocuk filmi olarak lanse edilmiş fakat bir animasyon sever olarak ben kendilerini pek sevdim. güldüm, eğlendim, düşümdüm. evet evet yine düşündüm. mesajlı bir animasyon filmi kendileri. ön yargılarımızı ve gereksiz öfkemizi bir kenara bıraktığımızda bize hayatın bazı sırlar verebileceğini gösteriyor. hiç beklenmedik yakınlaşmalar hiç olmadık dostluklar olabileceğini işaret ediyor. bu bana da bir tebessüm veriyor. bu aralar normalde burun kıvırıp hıh diyeceğim bir kişiyle tanıdıkça yakınlaşmamı yakınlaştıkça sevememi hatırlatıyor.
hayat bize sırlarını her türlü fısıldıyor tabi biz duymak istersek. o bende hayat, ben aldım ve kabul ettim. çok thaks cınım. *
sizlerin de bol hayat dersi çıkarmacalı seyri olsun. iyi seyirler dostlar...
seslendirme kadrosu,
hıçkıdık (harun can)
kayıtsız zebella (hakan vanlı)
geğirik (fatih özacun)
astrid (serenay sarıkaya)
südüklü (ahmet taşar)
sertceviz (mustafa oral)
tersceviz (suzan avcı)
balıkayak (ümit erdim)
devamını gör...
temizlikçi teyze temizlik yaparken merdivenlerden inmek
karşılaştıktan sonra birkaç saniye hareketsiz kalıyoruz da teyze yüzümüze "yürü git hadi devam edeyim" der gibi bakıyor ya? o an tekrar hareket etmek çok zor. mümkün olsa merdiven trabzanlarından kayarak zemin kata kadar ineceğim ama olmuyor işte.
devamını gör...
mustafa kemal'e sevgi duymama özgürlüğü
salak olmayı seçme özgürlüğü olarak da bilinir.
devamını gör...
2021 yılı illere göre evlenme sayısı ve akraba evliliği
yine doğu ve güneydoğu illerinin çıtayı arşa taşıdığı ve bilinç düzeyinde en ufak ilerlemenin olmadığını gösteren tablodur.

ek: aşağıda bir arkadaş verilerin doğru olmadığını tüik sitesindeki verilere bakılması gerektiğini, nasıl olur da istanbul'un sıralamada olmadığını , dolayısıyla bu verilerin yanlış olduğunu iddia etmiş sanırım.
buyur kardeşim. tüik'in resmi sitesindeki veriler de yukarıdaki tabloyla birebir örtüşüyor. doğu ve güneydoğu halen cahilliğin ve ilkelliğin koynunda kavruluyor. istanbul gibi bir metropol bile 50.sırada bu çağdışılığın yanında.

ek: aşağıda bir arkadaş verilerin doğru olmadığını tüik sitesindeki verilere bakılması gerektiğini, nasıl olur da istanbul'un sıralamada olmadığını , dolayısıyla bu verilerin yanlış olduğunu iddia etmiş sanırım.
buyur kardeşim. tüik'in resmi sitesindeki veriler de yukarıdaki tabloyla birebir örtüşüyor. doğu ve güneydoğu halen cahilliğin ve ilkelliğin koynunda kavruluyor. istanbul gibi bir metropol bile 50.sırada bu çağdışılığın yanında.
devamını gör...
logline
logline için yapılacak en güzel tanım,senaryonun tohumu olmasıdır. tohum ne kadar kaliteli olursa,ortaya çıkacak olan üründe o denli kaliteli olur şüphesiz.
devamını gör...
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
keşke insanların kutsallarıyla dalga geçilmese. her din için geçerli bu dediğim. müslümanın inancıyla da dalga geçmeyin, ineğe ibadet eden hindistanlı ile de. insanlar yaşamını bunun üzerine dizayn ediyor, bir çoğu psikolojisini dayandığı maneviyat üzerinden sağlam tutuyor benim çok okumuş çok entelektüel her şeyin en doğrusunu bilen arkadaşım geliyor burada bu kutsalları sözlüğe gülmek için meze yapıyor. ifade özgürlüğü falan değil düpedüz saygısızlık bu yapmayın arkadaşlar. gerçekten inanmamanıza saygı duyarım ama dalga geçilmesi çok çirkin ve kimseye bir şey kazandırmıyor gram faydası yok ne geçiyor elinize mutlu mu oluyorsunuz rahatsız etmekten.
devamını gör...
feminizm neden türkiye'de tutmadı sorunsalı
feminizmin çıkış noktasını incelediğimizde, kapitalist sömürünün eleştirisi olarak başlayan bir mücadeledir. kadınların kurtuluşu için, bireyselleşmesi için, insan gibi yaşaması için sürmüştür.
siz şimdi bir de feminizmin 1980'lerden sonra başladığınıda düşünüyorsunuzdur allah bilir. osmanlı'da feminizm hareketinden habersizsinizdir. slyvia plath örneği verene kadar, aziz haydar,hayganuş mark,fatma nesibe hanım örneklerini kullanmış olsaydınız, farklı düşünebilirdim. hadi osmanlı'yı silmiş tamamen cumhuriyet gençliği olduğumuzu düşünelim. aksu bora, narin bağdatlı selin çağatay isimlerini okumadan feminizmi hele bir de türkiye'de mücadelesi verilen feminizme dair eleştiri yapamazsınız, üzgünüm.
şimdi arkadaşım slyvia plath okumuş, feminizmi yalamış yutmuş ve türkiye'de tutmamasından dem vurmaktadır. e haklı mıdır evet haklıdır.*
haklıdır çünkü onun gibi düşünen insanlar çoktur. bu düşünceye sarılırken toplumda cereyan eden olayları atlamaktadırlar. mesela, kadın cinayetlerinin davalarında, hakimlerin dahi o saatte orada ne işi vardı? sorusu ile karşılaşılmıştır.
mesela bizim yöneticilerimiz kadınların gülüşüne, giyimine dil uzatabiliyorlar, muhtemelen başlık sahibi yazar arkadaşımız bunlardan habersiz, yoksa slyvia plath okumuş bir insan bunlara isyan eder.
bu ülkede etek giyindiği için bir kadına tecavüz reva görülüyorsa kardeşim, feminizm neden tutmadı sorusunu sormaya hakkın yok. bizler hala daha kadınların çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekiyor aşamasına gelemedik!
tahmin edersiniz ki bizim hala kılık kıyafetlerimiz gündemi meşgul eden konulardan biridir.
elbette ki feminizm etek boyu tartışması değildir. küreselleşen dünyanın en büyük getirisi örgütlenememek oldu, stk yetersiz kalıyor.türkiye'de ve dünya'da feminizm sözde türk solu misali bilmem kaça ayrılmış durumda. çeşit çeşit akımları var ve temel amaç belki de gözden kaçıyordur. fakat size göre türkiye'de tutmamasının sebebi kesinlikle etek boyu tartışmasına indirgenemeyecek kadar sığ değildir*.
önerdiğiniz iki isimden türkiye'de mücadelesi verilmeye çalışılan feminizm öğrenilmez. ben, size daha güzel bir tavsiyede bulunayım.
iletişim yayınlarının modern türkiye'de siyasi düşünce ansiklopedisinin 10. cildi: feminizm, feminizmin kaça ayrıldığını değil de feministlerin problem ettikleri konuları işlemişler. okuyun-okutun efendim.
bizde, ''toplumsal cinsiyet kimliğine'' indirgenmiş bir feminizmin var olduğunun ve feminizm mücadelesinin eksik verildiğinin farkındayız fakat ne derler bilirsiniz ''coğrafya kaderdir''.
dün pek akıllı bir arkadaşımız 8 mart, bütün dünyada kadınlar günüyken neden sözlükte emekçi kadınlar günü olarak yazılmış gibi bir sitemde bulunmuştu)*. sırtınız vikipedi'ye dayayarak, bilgi sahibii olamıyorsunuz. en tehlikeli durum olan eksik bilgiye sahip oluyorsunuz. bir konuda yorum yapmadan önce lütfen iyice araştırın, zor değil.
(bkz: dans edemeyecekseniz bu sizin devriminiz değildir)
siz şimdi bir de feminizmin 1980'lerden sonra başladığınıda düşünüyorsunuzdur allah bilir. osmanlı'da feminizm hareketinden habersizsinizdir. slyvia plath örneği verene kadar, aziz haydar,hayganuş mark,fatma nesibe hanım örneklerini kullanmış olsaydınız, farklı düşünebilirdim. hadi osmanlı'yı silmiş tamamen cumhuriyet gençliği olduğumuzu düşünelim. aksu bora, narin bağdatlı selin çağatay isimlerini okumadan feminizmi hele bir de türkiye'de mücadelesi verilen feminizme dair eleştiri yapamazsınız, üzgünüm.
şimdi arkadaşım slyvia plath okumuş, feminizmi yalamış yutmuş ve türkiye'de tutmamasından dem vurmaktadır. e haklı mıdır evet haklıdır.*
haklıdır çünkü onun gibi düşünen insanlar çoktur. bu düşünceye sarılırken toplumda cereyan eden olayları atlamaktadırlar. mesela, kadın cinayetlerinin davalarında, hakimlerin dahi o saatte orada ne işi vardı? sorusu ile karşılaşılmıştır.
mesela bizim yöneticilerimiz kadınların gülüşüne, giyimine dil uzatabiliyorlar, muhtemelen başlık sahibi yazar arkadaşımız bunlardan habersiz, yoksa slyvia plath okumuş bir insan bunlara isyan eder.
bu ülkede etek giyindiği için bir kadına tecavüz reva görülüyorsa kardeşim, feminizm neden tutmadı sorusunu sormaya hakkın yok. bizler hala daha kadınların çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekiyor aşamasına gelemedik!
tahmin edersiniz ki bizim hala kılık kıyafetlerimiz gündemi meşgul eden konulardan biridir.
elbette ki feminizm etek boyu tartışması değildir. küreselleşen dünyanın en büyük getirisi örgütlenememek oldu, stk yetersiz kalıyor.türkiye'de ve dünya'da feminizm sözde türk solu misali bilmem kaça ayrılmış durumda. çeşit çeşit akımları var ve temel amaç belki de gözden kaçıyordur. fakat size göre türkiye'de tutmamasının sebebi kesinlikle etek boyu tartışmasına indirgenemeyecek kadar sığ değildir*.
önerdiğiniz iki isimden türkiye'de mücadelesi verilmeye çalışılan feminizm öğrenilmez. ben, size daha güzel bir tavsiyede bulunayım.
iletişim yayınlarının modern türkiye'de siyasi düşünce ansiklopedisinin 10. cildi: feminizm, feminizmin kaça ayrıldığını değil de feministlerin problem ettikleri konuları işlemişler. okuyun-okutun efendim.
bizde, ''toplumsal cinsiyet kimliğine'' indirgenmiş bir feminizmin var olduğunun ve feminizm mücadelesinin eksik verildiğinin farkındayız fakat ne derler bilirsiniz ''coğrafya kaderdir''.
dün pek akıllı bir arkadaşımız 8 mart, bütün dünyada kadınlar günüyken neden sözlükte emekçi kadınlar günü olarak yazılmış gibi bir sitemde bulunmuştu)*. sırtınız vikipedi'ye dayayarak, bilgi sahibii olamıyorsunuz. en tehlikeli durum olan eksik bilgiye sahip oluyorsunuz. bir konuda yorum yapmadan önce lütfen iyice araştırın, zor değil.
(bkz: dans edemeyecekseniz bu sizin devriminiz değildir)
devamını gör...
rehberde konuşacak insan aramak
pişman eder yapma! eylemidir. soğuk samimiyetsiz bir iki temenni ve kapanış ile sonuçlanacaktır.
devamını gör...

