henüz yeni kaybettiğim minik oğlumun cinsi.
bu bebeğimden önce de kuş bakmıştım ama en çok cinoş'umla yakınlaşmıştık,tahmin edersiniz ki bu yüzden en çok onun kaybı zor geldi.ağladım,ağladım,ağladım.o kadar tatlı ve o kadar sevgi dolu bir kuştu ki üzülmemek elde deģil.dahası hayatımızın o kadar içine girmişti ki her şeyde aklıma geliyor.salonda ailemle sohbet ederken gidecekken dönüp kafese bakıyorum,gitmeden seveyim diye ama minik oğlum artık orada yok.yemek yerken "şimdi burada olsaydı her şeyden yemeye çalışırdı,biz de zararlı deyip onu uzak tutmaya çalışırdık,"diye düşünüyorum;boğazıma bir yumru oturuyor.aklıma ilk kelimesini söylediği,ilk üzerime konduğu an geliyor;o günleri özlüyorum.muhabbet kuşlarına has ama onun olan o ses tonunu hatırlıyorum;bir daha o sesi duyamayacağımı fark ediyorum ve bunu nasıl kabul edebildiğimi bilmiyorum.masanın üzerinde en mutlu olduğu zamanlarda yaptığı hoplayıp zıplama hareketini hatırlıyorum ve başka bir kuşum olsa dahi niyeyse o kuştan bu hareketi göremeyecekmiş gibi hissediyorum.o sevgi kelebeģi halini,hiç tanımadığı insanlara bile anında ısınmasını,onları dahi hiç çekinmeden öpmesini hatırlıyorum ve onun kadar sevgi dolu,güven dolu,neşe dolu bir başka kuş var mıdır merak ediyorum.son zamanlarında kendine has o neşesini,saf mutluluğunu kaybettiğini hatırlayıp kötü oluyorum;içimde bir şeyler acıyor.elimde kalan birkaç tane fotoğrafına bakıyorum;daha çok olmadığı için üzülüyorum.vicdan azabı çekiyorum.ama her şeye rağmen bir başka kuş edinmek için araştırma yapıyorum;onun da ömrünün biz insanlara göre çok uzun olmayacağını ve o öldüğünde de canımın yanacağını bile bile.çünkü sevgisi,acısından büyük.yokluğu,aynı acıyı yaşama ihtimalini kabul ettirecek kadar güçlü.minik oğluma,biricik cinoş'uma fiziksel olarak çok benzeyen bir kuş buldum;bunun evimize ve ailemize yeni katılacak o kuşa haksızlık olacağını bilsem de bu fiziksel benzerliğin o kuşa garip bir sevgi hissetmeme neden olduğunu saklayacak değilim.fiziksel olarak benzese de cino olmayacak.belki cino'nun neşesini,saf mutluluğunu,sevgi dolu hallerini o kuşta hiç göremeyeceğim.bu düşünce bile içimi acıtıyor ama gerçek bu.bu düşünceye alışmak ve o kuşu cino'dan bağımsız olarak sevmek lazım;umarım bunu başarabilirim.birkaç gün içinde büyük ihtimalle yeni kuşumuz evine gelecek,dilerim o da cino gibi mutlu ve sevgi dolu bir kuş olur.
cinoş'um;canım bebeğim,minik oğlum,dünyanın en tatlı,en mutlu kuşu.senin ölümün henüz yeniyken başka bir kuş edinme çabalarına girdigim,büyük ihtimalle birkaç gün içinde o kuşu evimize,senin evine getireceğim için kızma bana.seni sevmediğim için değil;asla değil.ben kısa süreli baktigim kedimden ayrılırken bile bu kadar kötü olmamıştım be minik aşkım;sen bizi bırakıp gittin diye ağlamalara doyamadım.şu cümleleri yazarken bile göğsüme binen ağırlıģı hissediyorum,seni düşünmek çok zor.ama düşünmemek de imkansız.dedim ya;öyle girmişsin ki hayatımıza,şimdi her köşede senin eksikliğin hissediliyor.bu eksikliğe,yokluğuna;evimize kattığın neşeden,mutluluktan,sevgiden mahrum kalmaya dayanamadığım için bir başka arkadaşına sığınmaya çalışıyorum.evet;o sen olmayacak.bunu garip bir şekilde çok iyi biliyorum.dıştan sana çok benziyor;bir görsen,bir ton koyun sadece.ama o sen olmayacak.bunu hissediyorum.ama yine de onu da seveceğimizi,onun da bizi seveceğini ve evimize bir parça bile olsa sevgi katacağını ümit ediyorum.onun da kendine has bir karakteri olacak;senin kendine has bir karakterin olduğu gibi ve o da kendi karakterine uygun biçimde bizi sevecek,evimize aydınlık katacak diye umut ediyorum.seni sevdiğimiz gibi değil-çünkü diyorum ya;o sen olmayacak.o başka bir kuş.-ama bizim de onu seveceğimizi ümit ediyorum.sen her zaman benim en sevdiğim muhabbet kuşum olarak kalacaksın;hatta sadece benim değil,tüm ev halkının.ama şimdi sana vermek isteyip de veremediğimiz sevgiyi,şefkati ve merhameti bir başka arkadaşına aktarmak bence bize iyi gelecek;o arkadaşının da sevgimiz sayesinde mutlu bir hayat süreceğini,yani bunun ona da iyi geleceğini ümit ediyorum.seni çoook seviyorum benim minik sevgi kelebeğim;senin deyiminle "aşk kuş."boğazımdaki yumruyu yine geri ittim az önce,hissettin mi?henüz çok yeni sen gideli,özlemimin ve acımın beni ele geçirmesine izin vermeden seni düşünemiyorum ama daha şimdiden aynı-ya da benzer-bir acıyı yaşama ihtimalini kabul etmeyi yokluğundan daha katlanılır bulan ben; günü geldiğinde seni en çok ama en çok sevginle,neşenle düşüneceğimden eminim.seni çok çok çok ama çok çok seviyorum;cino.
devamını gör...

1979 yapımı andrey tarkovski filmidir. filmin bazı sahneleri siyah-beyazken bazı sahneler (bölge) renkli olarak çekilmiştir. bilim-kurgu kategorisine dahil edilebilir, inanç-inançsızlık üzerine sahip olduğu felsefeyle gerçekten de adı gibi yol göstericidir. tek başınıza izlemeniz tavsiye edilir.
devamını gör...

şu an yapacağım aktivitedir.

arkada müzik çalıyor yanımda şarap var köpek öldüren dedikleri şaraptan. saat 02.52 falan. kendimi şiirleri satmayan şairler gibi hissediyorum. bir barda kimsenin dinlemediği boktan sanatçılar gibiyim.
sarhoşum sözlüğe kusuyorum şu an sözlük.
kendimi çok kötü yıpranmış hissediyorum vallahi.
yorgunum uykum var ama uyuyasım yok.
depresyon denen deyyusla mı uğraşıyorum acaba.
2 dakikada yazabileceğim yazıyı 12 dakikada falan yazdım herhalde.

insanın meramını anlatmak isteyip anlatamaması çok kötü bir olay. anlatacağın şey her ne olursa olsun insanlar seni anlamayacak gibi geliyor. anlayacaklarsa bile anlamayacaklarmış hissi insanı mahvediyor.
neyse.
devamını gör...

dev-lis tam adıyla, devrimci liseliler. ilk olarak 1969 yılında dev-gençli devrimcilerin kurduğu lise örgütüdür.
1974 yılında dernekleşmişmiş ve akabinde kurtuluş hareketine dahil olmuştur. ve neredeyse 50 yıllık geleneğiyle türkiyeli pek çok devrimcinin ilk örgütlendiği yerdir.

temel paradigması;
cinsiyetçi, tektipçi, ücretli, militarist, şoven, bilimden uzak eğitime karşı mücadeledir. ayrıca 18 yaş altı için dernekleşme hakkını, meslek liselerindeki emek sömürüsünün sonlanmasını ve anadilde eğitimi de savunan dev-lis'in logosu da kitap, yumruk ve yıldızlı ilk logodur.
50 yıllık tarihlerinde pek çok dergi ve yayın çıkarmışlardır. bunlardan benim de yazdıklarım, dev-lis isimli gazeteleri ve içlerinden bir kısmın liseli kıvılcım ve bir grup bağımsız grupla birleşerek kurdukları devrimci lise koordinasyonları'nın yayını olan devrimci lise postasıdır.

1977 yılında kanlı bir mayıs'ta yitirilen jale yeşinil ve 1980 darbesinin ilk idamı olan necdet adalı gibi devrimciler de dev-lis'lidir. ve bu geleneğin devamcıları onları anmayı hep sürdürürler.

velhasıl kelam dev-lis, türkiye sosyalist hareketi için oldukça kıymetli bir tarihsel manaya sahiptir. ve gençlik mücadelesinin en kıymetli uğraklarından birisidir.

evet, eski bir dev-lis'li olarak içinde bulunmuş olmaktan hep gurur duyacağım!
ve izninizle meşhur sloganıyla tanımımı sonlandırayım. *

"kitap, yumruk, yıldız! vardık! varız! var olacağız!"
devamını gör...

öncelikle burçlara inanmıyorum ki zaten inanmak kelimesi ile ilgili bir sıkıntım var. yani hayatta hiçbir şey stabil değilken illa inanç sisteminden bahsedeceksek herhalde değişime inanıyorum ben. neyse konu bu değildi. oğlak burcu kadını çok emin olmamakla beraber ocak ayında bir leylek tarafından yeryüzüne bırakılmış, bir cinsiyetteki tüm bireyler. şimdi meselem şu başlıktaki son tanımları okudum-neden okumayayım, inanmadığım birçok şey hakkında insanların fikirlerini merak etmekten kendimi alamayan bir bireyim - sürekli şöyledirler, böyledirler şeklinde kesinlik bildiren cümleler kurmuşlar. dünyadaki birçok insanı bırakın kendi örneklemimden yola çıkarak bir bütün için değerlendirme yapasım geldi, onu bile başaramadım. o zaman merkeze robnaja'yı alarak şöyle diyorum. kesin bilgi olmayan şeylere inanmazlar ve mutlak bilgi olmadığı için de sanırım inançsızdırlar.*
devamını gör...

tercih ettiğim kola markasıdır. coca coladan daha çok seviyorum tadını asidini rengini her şeyini. pepsi sapığıyım. ayrıca limonlu olanı çok güzel.
devamını gör...

insan solunumu için oksijen önemli bir gaz olsa da atmosferin çoğunluğu azot gazından oluşur.
devamını gör...

bir kabullenme aşamasından sonra gerçekleşen uzaklaşma eylemi.
bu uzaklaşma bir şeyden veya bir kimseden olabilir. genelde amaç daha fazla zarar görmemektir. bir nevi kendini korumak için alınması gereken sorumluluk olarak da düşünülebilir.
devamını gör...

hem hastalarından, hem hastalarıyla ilgili yazdığı kitaplardan, hem bu kitapların diziye dönüştürülmesinden kazanan, işini pazarlamayı çok iyi bilen bir insan bana göre...*
bu kadını eleştirenlerin ne kadar haklı olduklarını henüz anlıyorum**. böyle bir topluma bu kadar ağır diziler sunup, insanlara ders niteliğinde olsun diye yapıyoruz diyemez kimse. bu toplum gördüklerini örnek alıyor çünkü gördüklerinden ders çıkartmak yerine... ve bu diziler insanların psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor...
devamını gör...

25 yıl yaşadım. hukuk okudum, liseli bir ergenin tepkisel olarak yaptığı bir seçimdi. bölüm şu anda umrumda değil. ruhsatı 1-2 aya alacağım ve hala ne yapacağımı bilmiyorum. kendi hayatımı kendi ellerimle mahvettiğimi düşünür dövünürüm hala, geç büyüdüm biraz. hatrı sayılır güzellikte bir ömrüm olmadı, absürt çelişkiler-engeller-angaryalar arasında sıkışmışlık ve dağınıklık içinde stres dolu bir hayat. huzurla nefes aldığım günler sayılıdır.
çok sonradan farkına vardığım şey ise huzurlu hissettiğim her anın hep bazı katı gerçeklere sırtımı döndüğümde gerçekleşmesiydi. küçümsemeyin, çünkü bu gerçekleri yadsıma meselesi melankolik ve genel olarak depresif bir ruh haline sahip insanlar için paha biçilmez bir psikolojik terapidir. ya da kişisel gelişimci gibi konuşmayı bırakıp şöyle söyleyelim bu çarpıtmanın kendisi bir köle ahlakıdır.
ben, 2 senelik inişli-çıkışlı karşılıklı olarak da çeşitli fedakarlıklarla geçen ilişkimde hiç ummadığım bir anda aldatıldım.
zor bir hazım sürecinden sonra -buraya üç harfle hemencecik yazılan zor kelimesi çok fazla şey taşımaktadır- karşımdaki kişiye kendi zihnimdeki ideal insanı giydirdiğimi, bunun ilişki içerisindeyken karşı tarafı gerçekten tanımayı imkansızlaştırdığını, sürecin benim için kör ve mutlu olarak geçtiğini gördüm. ilişki içerisindeyken görmezden geldiğim veya yüzleşmediğim bir çok şeyi işin dışına çıkıp rasyonel bir şekilde düşündüğümde karşımdaki kişinin karakterine ve mizacına dair onlarca ipucuyla yüzleşmediğimi ve onları görmezden geldiğimi farkettim. manipüle olmuştum ancak bunun farkına, manipüle olduğum sürecin dışına çıkmadan varamazdım. burada sorun ilk baştaydı, yani manipüle olmanın kendisiydi sorun. hatta en son aldatılmama bu kadar şaşırmama şaşırır bir halde buldum kendimi.
bu bireysel ve insan-insana edinilen tecrübeler bir çok teorik aydınlanmadan güçlüdür. doğrudan öznesinin siz olduğu bir süreç sonu gelinen duygu durum değişimlerine kitaplarla gelinmez. bunu eskiler hakk-ul-yakîn/ ayn-ül-yakîn/ilm-ül-yakîn diye ayırmışlar.
bu ayrım kısaca şunu ifade eder; size denizde yüzmenin nasıl olduğunu anlatırım ve yüzmek hakkında bir takım teorik bilgilere sahip olursunuz, sonrasında gelir yüzen insanları kendiniz izler ve bilginizi güçlendirirsiniz. ancak hakk-ul yakin olmak için o denize girmeniz şarttır. girmezseniz, suyun teninize değmesinin nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman öğrenemezsiniz. yani gerçek anlamıyla yüzmek nedir bunu bilmek için teorilerle yetinemezsiniz. bundan dolayı insanı asıl dönüştüren şey tecrübeleridir, düşünceler sonradan gelir.
kişi yapıp ettiklerinin çoğunu düşünceleri ile değil, duyguları -veya buraya güdüleri de yazabilirdim aynı şey- ile yapar. ki bilindiği gibi 2500 senedir sanılanın aksine insan irrasyonel bir varlıktır. bu gerçeklerin farkında olduğum için saç-baş yolmadım tabiki. ilk başta kendime kızsam da bunun yersiz olduğunu anlamam için insan doğası üzerine biraz kafa yormam yeterli oldu. çünkü kadın-erkek ilişkilerinde belirleyici olan şey güdüler ve duygulardır. karşı cins işin içine girdiğinde denklemde hep fazladan bir bilinmeyen daha olur. bu tür doğal güdülerin ve duyguların işlerlik kazandığı her türlü ilişkide akıl karardığı için kişi manipüle olmaya açık hale gelir. gördüğünüz gibi çok zor bir denklem değil bu. tabiki denklem dıştan bakarken zor değil, ilişkinin içindeyken denklemi dahi göremezsiniz ki bir de çözeceksiniz. imkansızdır. tüm bunlardan dolayı da; süreç sonunda "bunların nasıl farkına varamadım", "ne salakmışım" tarzı gereksiz yakınmaların hiçbir anlamı yoktur. çünkü ilişki içerisinde iken burada anlattığım gibi teorik ve rasyonel süreçler yoktur. benim birçok şeyi gözardı etmem bilinçli olarak yaptığım bir şey değildi. orada schopenhaur'ın "irade" dediği ve kör bir bilinci oturttuğu güç hakimdi. aklı kapatan duygu durumlarının içerisindeyken hiçbir zaman rasyonel olarak kendinizi çözümleyemezsiniz. o yüzdendir ki vaizler her zaman felsefecileri yenerler. duyguya oynayan her zaman kazanır. kimse heidegger'in teorik-soyut-anlaşılmaz dilini cübbeli ahmet hoca'nın esprilerine tercih etmez. çünkü insan esas itibariyle doğal bir varlıktır ve onu bükerek-çarpıtarak yani düşünerek kültürü inşa etmiştir. bu sahte yapıntılar içinde insan sadece duygulara-inançlara ihtiyaç duyar. hiçbir zaman "düşünce" bir ihtiyaç olmamıştır. çünkü düşünce yalnızlaştırır, belirli ortak gelenek-inanç ve duygulara dayalı olarak oluşan toplum, bunların tümünü düşünerek yadsıyan tek başına bir adamdan doğal olarak nefret edecektir.
aciz bir varlık olan insanın aklının kusurlu yapısı rasyonel olarak çalışmaz. hayatta kalmak için ötelerden gelen bir anlama- amaca ihtiyacı vardır. bu amacın etrafında kümelenenler işbirliği içinde yaşayabilir, düzen kurabilir, gelenekler icat edebilir ve birbirlerine güvenebilirler. bu sahteliklerin kurulmasının yegane amacı budur. hayatta kalmak için doğayı gerek teorik gerekse pratik bunca çarpıtmaya karşın gerçekliğin kendisi dolaysız olarak romantize edilecek veya anlamlandırabilecek bir şey değildir. gerçeği çarpıtmanın benim yaşadıklarım gibi ağır bedelleri vardır, ilk başta düşünmek yalnızlaştırsa da, kişi kendi hayatının öznesi olmayı ve nasıl olduğunu bilmediğimiz ve fırlatıldığımız bu varoluşu en gerçekçi kavrayışı düşünerek kazanır.
insan bilmediği şeye arzu duyamaz. hiç somon füme yemeyen birinin canı balık çekemez. düşünmek de böyledir, düşünmenin ve sağduyuyu yıkmanın hazzı onu tatmadan, başlangıçta birçok bedeli göze alarak yola çıkıp düşünmeden bilinemez. gerçeği olana indirgeyen ve kavramı tanımayan hiçkimse kendi hayatının öznesi olamaz. edilgenleşir ve içinde bulunduğu popülist akışın müşterisi olarak kalır. müşteri olarak kalmak bütün içerisinde birey olarak erimek demektir ve bu anlamsız ve yaşanmaya değmeyen bir varoluş tecrübesidir. neyi niçin yaptığını düşünsel olarak temellendiren kişi, önceden ona verili ve kurulmuş hiçbir hakikati ve kültürü kabullenmediği kendi ahlakını ve dünya görüşünü kendisi düşünerek inşa ettiği için "kendisi için varlık" olabilir. bütün bunlardan dolayı düşünmek ilk başta yıkıcı bir faaliyettir ve yıkmak gerçek anlamda özne olmanın tek şartıdır. işte bu tecrübe gerçekle temas etme şansını doğurur.
dil, görüntü veya yazı ile kurulan anlatıların hepsi gerçeği, öyle veya böyle indirger, gerçeği kendisi imal eder ve bu sahtedir. çoğu psikolojik-sosyolojik krizin de muhtemel sebepleri bu anlatıların gereğinden fazla topluma mal olması ve gerçekle ilişkinin imal edilmiş-üretilmiş şeyler üzerinden kurulmaya çalışılmasıdır. bu durum tüm topluma sirayet ettikçe hastalık da kolektif bir salgına dönüşmektedir. bu salgının dışında kalmak yukarıda dediğim düşünsel bir süreçle mümkündür.
bu süreçte edinilenlerin doğru-yanlış olması önemli değildir. önemli olan sağduyudan kaçınabilmek, yanlış da olsa öznenin ve kurucu ögenin insan olmasıdır. aristo'da yanıldı. biz bugün yerçekimini biliyoruz yani aristo'nun iddia ettiği gibi maddenin hareketinde bir erek yok, mesele kütleçekim. ama öyle güzel yanılmıştır ki aristo, o yanlışlardan bugün medeniyet dediğimiz şey doğmuştur.
leyla ile mecnun hiç yaşamadı. yaşadılarsa bile leyla şu an akp'li bir müteahhitle evli. rant konuşulan yemeklerde eşinin yanında gururla boy gösteriyor, instagrama yeni boyattığı evini atıp çevresine nispet yapıyor. lost dizisindeki gibi bir ada yok. hiçbir zaman da olmadı. insanlık hiçbir zaman doğa kanunlarının öyle veya böyle kesintiye uğradığına şahit olmadı. zamanda yolculuk diye bir şey yok. şehir ve medeniyet dediğimiz şeyin temelleri savaş ve sömürüye dayalı. hayat koca bir lars von trier filmi gibi. hiçbir zaman adil bir dünya kurmak mümkün olmadı. ötelerden insanlığa haber getiren, uçan kaçan herkes sahtekar, deli veya hasta. bilimin katı yasaları ve felsefenin teorik kavramlarıyla kurulu bir kültür ve medeniyet var. ve bu medeniyet tamamen sahte. doğal değil, ancak çok güzel. insan ne kadar çarpıtmaya ihtiyaç duysa da gerçek, hiçbir zaman bizim içimizdeki çocuğu, sevgi kelebeğini, filmlerde etkilendiğimiz hikayeleri onaylamayacak. gerçek tüm ihtişamıyla ortada. tek otorite doğa. öyleki onunla veya ona rağmen her şeyi kuruyor ve yapıyoruz.
insan olmanın en temel şartı özgürlüktür. kölelik kalkalı 150 sene oluyor daha. biz insanlık tarihinin çok çok ilkel bir aşamasındayız. bundan böyle her şey hızla gelişecek, değişecek ve mekanize olacak. bu kulağa hoş gelmiyor, ancak böyle. tüm bunlara rağmen bir şekilde evimizi arıyoruz. bir anlam olsun, varlığımız anlam kazansın istiyoruz. otorite ve büyük anlatılar uyduruyoruz. en temel insani ihtiyacımız ironik bir şekilde özgürlüğü devrecek bir otorite bulmak. ama yok. hala arıyoruz.
devamı gelecek.
devamını gör...

içim güzel
devamını gör...

evrim teorisini bilim camiasında tartışmaya açan ülkeler ile bunu uzan zaman önce bilim dünyasında tartışma unsuru olmaktan çıkaran ülkelerin refah seviyesi arasındaki farka bakılınca durum biraz olsun netlik kazanacaktır.
devamını gör...

türklerde toprağa verilen önemin ne kadar fazla olduğu hepimiz tarafından bilinen bir şey. metehan'ın, milletini savaştan korumak için atını ve karısını isteyen çinlilere ses etmemesi, ama olay toprak istemeye gelince * "ey gün görmüş ihtiyarlar! şimdiye kadar düşman tarafından istenen şeyler nefsime aitti. şimdi istedikleri toprak parçası ise milletimize aittir ve vatanımızın bir parçasıdır. söyler misiniz, kimin malını kime veriyoruz? artık savaş kaçınılmaz olmuştur. herkes bunu böylece bilsin ve hazırlığını yapsın!" şeklinde açıklama yapması toprağa verilen kutsiyete ufak bir örnektir.

türk mitolojisinde yer ve yeraltı da çok ayrı bir araştırma konusu. oraya girmeden toprak ile bağdaştırıp bitireceğim mevzuyu.* "yer, maddî yönü ile bir topraktır". yani halk deyimi ile “kara toprak”. doğuran, besleyen, yine en sonunda bizi saracak olan toprak. bu yüzden de ölüm ile özdeşleşmiştir daha çok.

siz "kısa kes be özözüdanışır, ne konuştun" demeden önce hemen başlıktaki muhteşem sözümüzün anlamına geçeyim. orta asya'da türkler vedalaşırken bu sözü kullanırlarmış. örneğin "buluşalım tekrar" derseniz, "topraktan dışarı olursak" cevabını alıyorsunuz. anadolu'da da kullanıldığı söyleniyor fakat ben hiç duymadım, duyanlarınız olmuştur muhakkak. ölmez de kalırsak anlamına geldiğinden direkt bu şekilde kullanılıyor daha çok. ölüm kelimesini duyunca rahatsız olan arkadaşlar için güzel bir alternatif.*
devamını gör...

ıssız adam filmi yayınlandığında ertesi gün merak edip yaptığım ilk kek. ıssız adam da alper ada’ya yapıp dükkanına götürüyordu. çok da romantikdi bence. sonuçta bize hiç böyle kek yapan olmadı heyhat...
denedim oldu ve sonrasında hep bu keki yaptım başka da kek yapmayı bilmiyorum zaten. ıssız adam alper havuçlu tarçınlı kek tarifini aşağıya bırakıyorum. sevgilisini veya kız arkadaşını etkilemek isteyen erkeklere de sevgililer günü için bir tüyo olsun bende:) şeker yoğunluğunu kendi zevkinize göre biraz azaltıp- çoğaltabilirsiniz.

malzemeler:

3 yumurta
1 su bardağı şeker
3 su bardağı un
2 tane rendelenmiş havuç
1 yemek kaşığı tarçın
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı kırılmış ceviz

hazırlanışı: yumurtalar ve şeker çırpılır. ardından vanilya, rendelenmiş havuç, yağ, kabartma tozu ve un konulur. en son tarçın ve ceviz. kek kalıbını yağlayıp- unlarsınız ve içine karışımı boşaltırsınız.. 180 derecede 35 dk pişiriyorum ben ce tam kıvamında oluyor. afiyet olsun efendim.
devamını gör...

akp'li belediyelerdeki/kurumlardaki "makam sahibi" şahıslar da neden bana y marka araba yolladınız ancak x marka araba benim totoma layık olabilir diye ortalığı ayağa kaldırıyor. aradaki fark işte görüldüğü üzere. anlatmaya gerek yok.
devamını gör...

hayatımdan 8 dakika çaldı
devamını gör...

iyi bayramlaar.
kurbanınız kaçmasın, kasabınız acemi çıkmasın.
bol kavurmalı günler.
devamını gör...

severiz, arada yaparız.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
“o kadar meze hazırlamışsın, eşlik edeyim” der cancağzım.
devamını gör...

ali desidero permatik reklamı

+öhö öhö, reklam aslında bize ters iş. dediler!
-abi konu bıçak, sana uyar
+dedim hop bıçak bize uymaz
-yanlış anladın abi traş bıçağı, derby
+peki dedim fiyatı kaça bu derbinin?
+dediler
-nerdeyse fifti fifti
+nassı yani dedim, aynı paraya başka markadan bitane alıyorum!
-derby den iki tane
+peki dedim pat atladım fabrikaya gittim

tırının tırının tırının

+gezdim gördüm mühendisleri var heepsi okumuş çocuklar, sonra kendim şahsen denedim çocuklarada denettim, dediler!
-abi kalite okeydir
+dedim bizzat denediniz mi
-yeeees
+ e o zaman dedim vatandaşı uyandıralım onlarda derby kullansın, paralar aynen cepte kalsın.
+böylece ali desidero'nunda bi nevi bir hizmeti olmuş olsun vatandaşa.
-kalite kallavi fiyat cuzzi sapına kadar derby.
devamını gör...

bence vazgeçtiği andır. vazgeçen kadını geri kazanmak çok zordur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim