sevgililer günündeki instagram hikayelerinin samimiyetsizliği
sosyal medyada ilişki yaşamak kavramının yansımalarıdır.
devamını gör...
hala oruç tutup teravihe giderek cennete gideceğine inanan insanların olması
inanmayabilirsiniz siz ama inananlara da laf söylemek haddinize değil. bir öğrenemedik inananlara da inanmayanlara da saygı duymayı.
devamını gör...
agâh makamı
ondan gelen son şey, en azından bugün için.
bir şarkı, şiir, haluk bilginer sesi, tuhaf.
şahsiyet dizisine aitmiş, ölümden korkmama sebep oldu, o yolladı.
sözler hakan günday, düzenleme rubato.
bülbül yok
ve de gül yalan
ızdırap benim iptilam.
kalmadı hiç nefesim,
lütfen öldür beni sevgilim.
kalmadı hiç tâkatim,
lütfen öldür beni sevgilim.
ah ile
vah ile
agâh ile
geçti bu ömür, öl keyfini sür.
geçti bu ömür, gel keyfini sür.
gel beyoğlu'na gel,
katliam var beyoğlu'nda
öldük aşkına ah pera,
sarhoş ola ola.
öldük aşkına aman pera,
kudura kudura.
"bak, şarkı? "
bir şarkı, şiir, haluk bilginer sesi, tuhaf.
şahsiyet dizisine aitmiş, ölümden korkmama sebep oldu, o yolladı.
sözler hakan günday, düzenleme rubato.
bülbül yok
ve de gül yalan
ızdırap benim iptilam.
kalmadı hiç nefesim,
lütfen öldür beni sevgilim.
kalmadı hiç tâkatim,
lütfen öldür beni sevgilim.
ah ile
vah ile
agâh ile
geçti bu ömür, öl keyfini sür.
geçti bu ömür, gel keyfini sür.
gel beyoğlu'na gel,
katliam var beyoğlu'nda
öldük aşkına ah pera,
sarhoş ola ola.
öldük aşkına aman pera,
kudura kudura.
"bak, şarkı? "
devamını gör...
peyk
ananemin vakti zamanında meteor, kuyrukluyıldız ufo tarzı şeylerin geneli için kullandığı tabirdir.
düdüt: 9 yaşındaki ufo geeki yolgezer roswell'i duyar ve bir heves ananesine koşa koşa anlatır. ananesi ise ''peyktir peyk'' der forum modu gibi kapatır konuyu falan... allah'tan pentagon okeyledi de artık varlar biliyoruz.
düdüt: 9 yaşındaki ufo geeki yolgezer roswell'i duyar ve bir heves ananesine koşa koşa anlatır. ananesi ise ''peyktir peyk'' der forum modu gibi kapatır konuyu falan... allah'tan pentagon okeyledi de artık varlar biliyoruz.
devamını gör...
berserk_gloria
takip edip beğendiğim legolas yazarımız.* kendisi erkektir lütfen karıştırmayınız.
teşekkür ederiz katkılarınız için efendim.*
teşekkür ederiz katkılarınız için efendim.*
devamını gör...
aseksüel
sanıldığının aksine aşık olabilirler. sadece cinsellikle ilgileri yoktur.
devamını gör...
yabancı uyruklu biriyle evlenmek
evlilik iki insanın hayatlarını birlikte yaşamak için attıkları adımdır bunu kiminle yapacağınız sizi ilgilendirir. yabancı ya da tanıdık farketmez.
devamını gör...
panait ıstrati
panait ısrati
(1884-1935)
rumen yazar,kendi ülkesinden tüm balkanlar’a, oradan akdeniz ülkelerine ve istanbul’a kadar uzanan yirmi yıl kadar süren yolculuklarıyla edindiği görgüyü bilgiyi, insanların hayatlarını en çok da yoksulluklarını, onların maruz kaldığı adaletsizlikleri; acı ve sevinçle yoğrulmuş yaşamları akıcı bir anlatımla sunar.
kitaplarını fransızca yazmıştır.hayranı olduğu romain roland, ıstrati’nin maceralı yaşamına ilgi duymuş, onu yazması konusunda cesaretlendirmiştir.
eserleri dilimize ilk olarak yaşar nabi nayır kazandırmıştır.son derece yalın,içten ve sürükleyici anlatım ilk kitabını okuduktan sonra diğerleriyle buluşmak için sabırsızlanmanıza yol açar.
kitapları iç burkar evet ama, o kadar tatlı hoş sohbet bir yanı vardır ki, hiç tanımadığınız insanların dünyasına yolculuk yapmak, bilinmez yönleriyle onları bilmek değişik bir tat verir.kodin’de görebiliriz bunu : kodin, kaba ve herkesin çekindiği bir adamdır ama küçük adrian’la dost olur ona yüreğini açar.
ilk kitabı kira kiralina’da stavro’nun acıklı hikayesini dinleriz.kahraman,annesini ve kızkardeşini bulmak üzere yola çıkar ama bin türlü dertle boğuşmak zorunda kalır,yaşadıkları onun bugün kim olduğunu belirleyecektir.
minka abla da koca yürekli bir kadındır,yoksulların dostudur, bir lokma ekmeği varsa onu da paylaşır.
dostluk,onun için bütün sevgilerin üstündedir. annesini çok sevdiği halde bir gemiye atlayıp arkadaşının peşinden gidebilir.ardında kalanların üzüleceğini bilse de, düşüncelerini paylaşabileceği, onları dinleyeceği kimselerin yanında olmaktan kendini alamaz.
hikayelerinde insanların iç dünyasına derinlemesine yolculuk olanağı verir. zaman değil daha çok kişi olgusu ön plandadır.
keyifli okumalar dilerim.
*kira kiralina 1927, 1993 ve 2014 yıllarında ; codine de fransız rumen ortak yapımı olarak 1962’de sinemaya uyarlanmıştır.
(1884-1935)
rumen yazar,kendi ülkesinden tüm balkanlar’a, oradan akdeniz ülkelerine ve istanbul’a kadar uzanan yirmi yıl kadar süren yolculuklarıyla edindiği görgüyü bilgiyi, insanların hayatlarını en çok da yoksulluklarını, onların maruz kaldığı adaletsizlikleri; acı ve sevinçle yoğrulmuş yaşamları akıcı bir anlatımla sunar.
kitaplarını fransızca yazmıştır.hayranı olduğu romain roland, ıstrati’nin maceralı yaşamına ilgi duymuş, onu yazması konusunda cesaretlendirmiştir.
eserleri dilimize ilk olarak yaşar nabi nayır kazandırmıştır.son derece yalın,içten ve sürükleyici anlatım ilk kitabını okuduktan sonra diğerleriyle buluşmak için sabırsızlanmanıza yol açar.
kitapları iç burkar evet ama, o kadar tatlı hoş sohbet bir yanı vardır ki, hiç tanımadığınız insanların dünyasına yolculuk yapmak, bilinmez yönleriyle onları bilmek değişik bir tat verir.kodin’de görebiliriz bunu : kodin, kaba ve herkesin çekindiği bir adamdır ama küçük adrian’la dost olur ona yüreğini açar.
ilk kitabı kira kiralina’da stavro’nun acıklı hikayesini dinleriz.kahraman,annesini ve kızkardeşini bulmak üzere yola çıkar ama bin türlü dertle boğuşmak zorunda kalır,yaşadıkları onun bugün kim olduğunu belirleyecektir.
minka abla da koca yürekli bir kadındır,yoksulların dostudur, bir lokma ekmeği varsa onu da paylaşır.
dostluk,onun için bütün sevgilerin üstündedir. annesini çok sevdiği halde bir gemiye atlayıp arkadaşının peşinden gidebilir.ardında kalanların üzüleceğini bilse de, düşüncelerini paylaşabileceği, onları dinleyeceği kimselerin yanında olmaktan kendini alamaz.
hikayelerinde insanların iç dünyasına derinlemesine yolculuk olanağı verir. zaman değil daha çok kişi olgusu ön plandadır.
keyifli okumalar dilerim.
*kira kiralina 1927, 1993 ve 2014 yıllarında ; codine de fransız rumen ortak yapımı olarak 1962’de sinemaya uyarlanmıştır.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
ne kadar severim o insaları!
o insanlar ki renkli, silik
dünyasında çıkartmaların
tavuklar, tavşanlar ve köpeklerle beraber
yaşayan insanlara benzer.
orhan veli kanık - insanlar.
o insanlar ki renkli, silik
dünyasında çıkartmaların
tavuklar, tavşanlar ve köpeklerle beraber
yaşayan insanlara benzer.
orhan veli kanık - insanlar.
devamını gör...
demokrasinin aslında iyi bir sistem olmaması
merhabalar,şimdi biliyorsunuz çocukluktan beri yani ta ilkokuldan beri bizlere demokrasinin diğer sistemlerden daha iyi olduğunu hatta mükemmel bir sistem olduğunu öğrettiler.fakat gerçek şu ki sanılanın aksine hiçbir zaman iyi bir sistem olmamıştır neden ? çünkü çok açığı bulunan bir sistem.mesela monarşide kral-padişah gibi yöneticiler çok ağır eğitimlerden geçerdi ve yönetici olduğunda vasıfsız biri olmayarak lider olurdu.demokrasilerde ise ilkokul mezunu olan biri bile yönetici olabiliyor ve sonuçları ağır oluyor.cahil ve geri kalmış toplumlar kendini idare edemez.monarşilerin sıkıntısı tek adam yönetimi olduğu için yanlış biri lider olursa yada taht kavgası olursa ülke bölünebilir.en iyi sistem aristo'nun dediği elit ve entellektüel kişilerin(aydın-düşünür-felsefeci) oluşturduğu bir meclis ile ülkenin kaderini gerçekten okumuş ve işin ehli insanlar tarafından yönetilmesidir.tam veya ileri demokrasi denilen bu sistem fazlasıyla açık ve hatalıdır.yüzde 51 lik bir kesim yüzde 49 un istemediği bir hayatı dayatıyor.bunun diktatörlükten farkı nedir sizce ?şöyle düşünün bir gemidesiniz ve gemi kaptanı kalp krizi geçirip ölür ve gemi rotadan çıkar.iki kişi bu işe aday olur.biri ikinci kaptandır,diğeri sıradan bir denizci.fakat tayfa ikinci kaptandan haz etmediği için oy birliği ile sıradan denizciyi kaptan yaparlar.bu gemi ne kadar nereye gider sizce ?
devamını gör...
kaderin cilvesi
rus aşısından sonra kafa sözlük yazarları
devamını gör...
28 şubat normal sözlük darbesi
dış minnaklar gene başaramadı.* yolumuzdayız yine beraberiz a dostlar!
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
mahlasıma yakışık olarak sevdiğim bir sahne:
ballade no. 1 in g minor, op. 23:
ballade no. 1 in g minor, op. 23:
devamını gör...
porfiria kutanea tarda
üroporfirinojen dekarboksilaz eksikliği sonucu oluşan, en sık görülen porfiria hastalığıdır.
ışığa hassasiyet vardır.
hastalarda üroporfirin düzeyleri yüksektir.
ışığa hassasiyet vardır.
hastalarda üroporfirin düzeyleri yüksektir.
devamını gör...
kemalistlerin yunanistan'a gitmeme sorunsalı
onları bırak da senin kafa bir yerlere gitmiş dediğim yazar beyanı.
devamını gör...
19 nisan 2021 metropoll seçim anketi
31.3 büyük oran bu millet den bir bok olmaz.
devamını gör...
fallout 2
efsane fallout serisinin ikinci oyunu. ilk oyuna göre çok daha geniş bir haritaya sahiptir. ilk fallout oyunu san fransisco çevresinde geçerken ikinci oyun tüm batı amerika üzerinde geçmektedir.
oyuna bir kabile içerisinde başlarız. bulunduğumuz kabile ilk oyunda oynadığımız karakter tarafından kurulmuştur, ancak kendisi daha sonra kaybolmuştur. bu kabile ise açlık, hastalık gibi tehlikeler çıkmıştır. bu yüzden "geck" adında bir cihazı aramak için içlerinden seçilmiş birini önce bir sınava sokup öyle seçerler. seçilmiş kişiye kabileyi kuran kişinin kıyafeti verilir ve karakterimiz geck denen aleti bulmak için yola koyulur.
oyun dediğim gibi ilk oyuna göre daha büyük oyunda kumarhaneler, mafyalar, reaktör yöneten ghoul'lar, köle kullanan gelişmiş şehirler, amerikan derin devleti, fuhuş, genç bir cumhuriyet ve daha birçok şey barındırıyor.
oyun ilk oyun gibi düşman ile savaşırken tur bazlı ilerliyor. başta insanı çok yorsa bile bir süre sonra insan alışıyor.
oyunun diğer güzel şeyi ise oyun içinde görevleri yapmak için tek bir yol yok. örneğin oyunun başında karakterimizi bir tapınak içinde sınava sokarlar demiştik, tapınağın son kısmında biri ile yumruk yumruğa kavga etmemiz gerek. bunu normal bir şekilde dövüşebiliriz, yumruk yumruğa dövüşmek yerine kuralı çiğneyip direkt olarak saldırabilirsiniz, karşınızda bulunan adamın anahtarlarını çaktırmadan çalıp dövüşmeden kapıyı açıp gidebilirsiniz, onunla dövüşmeden ikna yolu ile geçebilirsiniz. ancak tüm bunlar belli şartlar çerçevesinde oluyor eğer aptal bir karakter yaratırsanız bu adamı ikna edemezsiniz ya da kuralı çiğneyip ona elinizdeki silah ile saldırırsanız dışarı çıktığınızda kabileniz size saldıracaktır.
kısacası hala oynanabilecek bir oyun. ancak oyunda bazen uzun süre oynamayıp yan görevlerde kaybolursanız, yeniden oynamaya başlayınca ne yaptığınızı unutabiliyorsunuz. ayrıca sıkıntılı kontrollerini eklemek lazım. ancak youtube'da oyunun detaylıca anlatıldığı video'lar var oradan rahatça izlenebilir.
oyuna bir kabile içerisinde başlarız. bulunduğumuz kabile ilk oyunda oynadığımız karakter tarafından kurulmuştur, ancak kendisi daha sonra kaybolmuştur. bu kabile ise açlık, hastalık gibi tehlikeler çıkmıştır. bu yüzden "geck" adında bir cihazı aramak için içlerinden seçilmiş birini önce bir sınava sokup öyle seçerler. seçilmiş kişiye kabileyi kuran kişinin kıyafeti verilir ve karakterimiz geck denen aleti bulmak için yola koyulur.
oyun dediğim gibi ilk oyuna göre daha büyük oyunda kumarhaneler, mafyalar, reaktör yöneten ghoul'lar, köle kullanan gelişmiş şehirler, amerikan derin devleti, fuhuş, genç bir cumhuriyet ve daha birçok şey barındırıyor.
oyun ilk oyun gibi düşman ile savaşırken tur bazlı ilerliyor. başta insanı çok yorsa bile bir süre sonra insan alışıyor.
oyunun diğer güzel şeyi ise oyun içinde görevleri yapmak için tek bir yol yok. örneğin oyunun başında karakterimizi bir tapınak içinde sınava sokarlar demiştik, tapınağın son kısmında biri ile yumruk yumruğa kavga etmemiz gerek. bunu normal bir şekilde dövüşebiliriz, yumruk yumruğa dövüşmek yerine kuralı çiğneyip direkt olarak saldırabilirsiniz, karşınızda bulunan adamın anahtarlarını çaktırmadan çalıp dövüşmeden kapıyı açıp gidebilirsiniz, onunla dövüşmeden ikna yolu ile geçebilirsiniz. ancak tüm bunlar belli şartlar çerçevesinde oluyor eğer aptal bir karakter yaratırsanız bu adamı ikna edemezsiniz ya da kuralı çiğneyip ona elinizdeki silah ile saldırırsanız dışarı çıktığınızda kabileniz size saldıracaktır.
kısacası hala oynanabilecek bir oyun. ancak oyunda bazen uzun süre oynamayıp yan görevlerde kaybolursanız, yeniden oynamaya başlayınca ne yaptığınızı unutabiliyorsunuz. ayrıca sıkıntılı kontrollerini eklemek lazım. ancak youtube'da oyunun detaylıca anlatıldığı video'lar var oradan rahatça izlenebilir.
devamını gör...
vasıfsız olup kadınların aldığı nefese kadar eleştiren erkek
hazımsız erkek modeli.hemcinsim olurlar ama söylerim affetmem.uzanamadığı ciğere pis demek karaktersiz insanlara göre bir olay.sus çeneni kapat işte yaşa kendi b**tan asosyal hayatını, sana karışan yok. ama olur mu hiç? eleştirecek illa ki.
devamını gör...
omletli pilav
turist dilinde omurice olarak geçen, bir yakın asya ve dahi uzak doğu uyarlaması, pirinç pilavı ile omletten oluşan, karma bir lezzettir.
tarifi ve uyarlama stili, ustadan ustaya değiştiği gibi ve ülkeden ülkeye de değişkenlik gösterir.
misal: japonya'da, tavuk, bezelye, soğan, soya sosu kullanılıp, omlet cilbir tarzında hazırlanırken;
güney kore'de pirinç, beyaz pişirilir, omlet daha katıdır ve üzerine ketçap sıkılır;
tayland, tayvan ve çin'de deniz ürünlerine ek soyalı ve soyasız olarak hazırlanır ve genellikle ketçap kullanılmaz*;
ve tabii hindistan'da,
pakistan ve afganistan'da (kısmi yakın asya da olsa) biraz daha baharatlı ve daha az soslu olarak hazırlanır. ve bu onlar için vazgeçilmez bir sokak lezzetidir.
japonya ve güney kore hariç diğer ülkelerde omlet, pilavla içiçe yedirilmiş, karıştırılmış vaziyette servis edilirken; kore ve japonya'da pilav alta, omlet üste konur. çeşitli stillerinde pilav, kuru omletin arasına sarılır...
şimdi eyyh hincime, o kadar anlattın da, sen hangisini tercih ediyorsun? derseniz, bana japonya'nınki bi'tık el sallamadı değil. fakat temizliğine güvensem hindistan'daki de bağırıyor. amma ve lakin her birini, gidip yerinde test etmeliyim. dedim ve bunu da yapılacaklar listeme tevcih ediverdim.
haa bir de, bu değişik lezzetin asıl sahibi, membağı kim? derseniz, işte asıl sorun da orada çıkıyor. kore ve japonya her zamanki gibi sen benden çaldın, sen benden çaldın tartışmasında birbirini yiyedursun, arap chefler bu tartışmaya hiç karışmıyor asıl bizden çıktı demeye tenezzül dahi etmiyor. her iki asya cenahının chefleri de, durumu kotarmayı bilmiş ve bundan nemalanmayı ve turistler aracılığıyla voleyi vurmayı başarmış mı evet hem nasıl başarmış.. .
bakınız efendim şu japon ustanın şaheserine. insanın canı nasıl çekmesin..
tarifi ve uyarlama stili, ustadan ustaya değiştiği gibi ve ülkeden ülkeye de değişkenlik gösterir.
misal: japonya'da, tavuk, bezelye, soğan, soya sosu kullanılıp, omlet cilbir tarzında hazırlanırken;
güney kore'de pirinç, beyaz pişirilir, omlet daha katıdır ve üzerine ketçap sıkılır;
tayland, tayvan ve çin'de deniz ürünlerine ek soyalı ve soyasız olarak hazırlanır ve genellikle ketçap kullanılmaz*;
ve tabii hindistan'da,
pakistan ve afganistan'da (kısmi yakın asya da olsa) biraz daha baharatlı ve daha az soslu olarak hazırlanır. ve bu onlar için vazgeçilmez bir sokak lezzetidir.
japonya ve güney kore hariç diğer ülkelerde omlet, pilavla içiçe yedirilmiş, karıştırılmış vaziyette servis edilirken; kore ve japonya'da pilav alta, omlet üste konur. çeşitli stillerinde pilav, kuru omletin arasına sarılır...
şimdi eyyh hincime, o kadar anlattın da, sen hangisini tercih ediyorsun? derseniz, bana japonya'nınki bi'tık el sallamadı değil. fakat temizliğine güvensem hindistan'daki de bağırıyor. amma ve lakin her birini, gidip yerinde test etmeliyim. dedim ve bunu da yapılacaklar listeme tevcih ediverdim.
haa bir de, bu değişik lezzetin asıl sahibi, membağı kim? derseniz, işte asıl sorun da orada çıkıyor. kore ve japonya her zamanki gibi sen benden çaldın, sen benden çaldın tartışmasında birbirini yiyedursun, arap chefler bu tartışmaya hiç karışmıyor asıl bizden çıktı demeye tenezzül dahi etmiyor. her iki asya cenahının chefleri de, durumu kotarmayı bilmiş ve bundan nemalanmayı ve turistler aracılığıyla voleyi vurmayı başarmış mı evet hem nasıl başarmış.. .
bakınız efendim şu japon ustanın şaheserine. insanın canı nasıl çekmesin..
devamını gör...
