ginny and georgia
24 şubat 2021'de netflix'te ilk sezonu yayınlanmış dizidir. baş rolünde antonia gentry ve brianne howey yer almakta.
konusu, iki çocuk annesi georgia'nın, kocası ölünce başka bir şehre taşınması ve orada gelişen olaylardır. üstelik o adam georgia'nın hayatına giren ne ilk erkektir ne de iki çocuğundan birinin babası. ginny ise georgia'nın tek kızıdır. bir de erkek kardeşi vardır. ginny, sürekli taşınmaktan yorulmuş, beş kere okul değiştirdiği için hiç arkadaş bulamamıştır. georgia, bu seferkinin farklı olacağını söyler. bir süre olur da. ginny yeni evine, okuluna alışır, arkadaş edinir ve hayatında ilk kez sevgilisi olur. georgia başkanın yanında güzel bir işe başlar, ailesi oldukça mutludur. tabii hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmez. iyiyi kötü yapmakta ve her şeyi mahvetmekte georgia'nın üstüne yoktur çünkü. dizinin 10 bölümlük ilk sezonunu iki günde bitirdim. aşk, arkadaşlık, anne-kız çatışması, hayata tutunmaya çalışmak gibi temaları işleyen bu dizi netflix'te de oldukça rağbet görmüş. e bu kadar rağbet görünce de ikinci sezonun geleceği kesinleşti.*))
konusu, iki çocuk annesi georgia'nın, kocası ölünce başka bir şehre taşınması ve orada gelişen olaylardır. üstelik o adam georgia'nın hayatına giren ne ilk erkektir ne de iki çocuğundan birinin babası. ginny ise georgia'nın tek kızıdır. bir de erkek kardeşi vardır. ginny, sürekli taşınmaktan yorulmuş, beş kere okul değiştirdiği için hiç arkadaş bulamamıştır. georgia, bu seferkinin farklı olacağını söyler. bir süre olur da. ginny yeni evine, okuluna alışır, arkadaş edinir ve hayatında ilk kez sevgilisi olur. georgia başkanın yanında güzel bir işe başlar, ailesi oldukça mutludur. tabii hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmez. iyiyi kötü yapmakta ve her şeyi mahvetmekte georgia'nın üstüne yoktur çünkü. dizinin 10 bölümlük ilk sezonunu iki günde bitirdim. aşk, arkadaşlık, anne-kız çatışması, hayata tutunmaya çalışmak gibi temaları işleyen bu dizi netflix'te de oldukça rağbet görmüş. e bu kadar rağbet görünce de ikinci sezonun geleceği kesinleşti.*))
devamını gör...
radyonun yerinde duramaması
hayırlı geceler olsun güzel insanlar.
sizden ricam, şu rebeka'yı söyleyen akın'ın ateş ve su albümü repertuarınızda var mıdır? eğer varsa o albümde yeter isimli şarkısını çalmanızı istiyorum. yoksa da bırakın dönsün dünya şarkısı olsun.
sizden ricam, şu rebeka'yı söyleyen akın'ın ateş ve su albümü repertuarınızda var mıdır? eğer varsa o albümde yeter isimli şarkısını çalmanızı istiyorum. yoksa da bırakın dönsün dünya şarkısı olsun.
devamını gör...
yazarların yazar engelleme kriterleri
kadınları aşağılayanı affetmem.
atatürk’e dil uzatanın dilini koparırım.
meczupluk, yobazlık yapanı tepelerim.
atatürk’e dil uzatanın dilini koparırım.
meczupluk, yobazlık yapanı tepelerim.
devamını gör...
çocukluğumuzda meşhur olan şarkılar
tarkan - kıl oldum abi
devamını gör...
burger king'de çalışmak
gençliğimde yapmış olduğum çok zevkli eylemdi. hamburger hazırlamak keyif verici. malzemeyi eksiksiz, doğru ve tam koyardım. şimdi ara sıra sipariş veriyorum gelen hamburgere bakıyorum olmaması gereken malzemeyi koymuş, olması gerekeni koymamış, marulu minik bir yaprak koymuş, sanki parası kendi cebinden çıkıyor gibi, fazla koysun demiyorum, olması gereken bir standart vardır gramaj olarak, ona bile uymamış. yazık.
devamını gör...
cleo de 5 a 7
fransızca öğrenildikten sonra izlenilmesi gereken filmlerden biri. bazı yerlerde o kadar fazla çeviri hatası var ki türkçeye insanı soğutuyor izlemekten. örneğin bir sahnede angèle adlı karakter bir hikaye anlatıyor. hikaye şöyle başlıyor:
"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "
hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *
sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...
film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.
lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."
bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *
şimdi spoiler.
kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.
hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.
film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.
insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)
"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."
"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."
"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."
"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "
hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *
sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...
film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.
lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."
bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *
şimdi spoiler.
kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.
hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.
film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.
insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)
"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."
"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."
"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."
devamını gör...
toxic
toxic, z kuşağı ve online oyunlar ile birlikte hayatımızda yer etmiş bir kelime.
çabuk pes eden, o anki düzeni bozan, sizi olumsuza sürükleyen kişilere söyleniyor.
örnek olarak, league of legends oynuyorsunuz diyelim, ilk kanı rakibe vermenizin ardından sohbete 15 ff yazan kişi tam olarak toxic olmuş oluyor.
oyun sonu raporlayın geçin.
oyun içerisinde de muhatap olmak ile uğraşmayın. toxiclere laf anlatamazsınız.
tek olayı sizi baltamak, modunuzu kendi moduna düşürmektir.
çabuk pes eden, o anki düzeni bozan, sizi olumsuza sürükleyen kişilere söyleniyor.
örnek olarak, league of legends oynuyorsunuz diyelim, ilk kanı rakibe vermenizin ardından sohbete 15 ff yazan kişi tam olarak toxic olmuş oluyor.
oyun sonu raporlayın geçin.
oyun içerisinde de muhatap olmak ile uğraşmayın. toxiclere laf anlatamazsınız.
tek olayı sizi baltamak, modunuzu kendi moduna düşürmektir.
devamını gör...
sığla ağacı
diğer adıyla günlük ağacı. jeolojik dönemlerden günümüze kalan miras. bir tür aramızdaki dinozor ağaçlar. çok büyük oranda muğla il sınırlarında yaşıyor ve ormanı da bulunuyor. endemik olan bu ağaç, türkiye haricinde rodos adası'nda bulunuyor. bu eşsiz ağacın orman vasfını kazandığı yer ise köyceğiz kavakarası sığla ormanı. ağacın kozalağı gürz denilen dikensi bir yapıdadır. dikkatle bakınca sanki covid-19 virüsünün mikroskobik şeklini andırıyor.
halk arasında şifa bitkisi olarak da kabul edilen sığla yağı, ağacın gövdesinden çıkarıldığı için son derece ilgi uyandırıcı ve kültürel açıdan da değerli. sindirim sistemi hastalıklarında, reflü, ülser ve başka mide rahatsızlıklarına tedavi edici etkisinden dolayı kavanozlarda satılan bir ürün. kıvam olarak yapışkan bir yapıya sahip olan yağın kokusu ayakkabı boyası ve mazot kokusu gibi de ağır bir kokuya sahip. bu yağdan antiseptik özelliğinden dolayı sabun da elde ediliyor. batı anadolu bölgesinde kabukları yakılarak, güzel koku amaçlı tütsü elde ediliyor ve kristal yapıdaki reçinesi şifa amaçlı kullanılıyor.
halk arasında şifa bitkisi olarak da kabul edilen sığla yağı, ağacın gövdesinden çıkarıldığı için son derece ilgi uyandırıcı ve kültürel açıdan da değerli. sindirim sistemi hastalıklarında, reflü, ülser ve başka mide rahatsızlıklarına tedavi edici etkisinden dolayı kavanozlarda satılan bir ürün. kıvam olarak yapışkan bir yapıya sahip olan yağın kokusu ayakkabı boyası ve mazot kokusu gibi de ağır bir kokuya sahip. bu yağdan antiseptik özelliğinden dolayı sabun da elde ediliyor. batı anadolu bölgesinde kabukları yakılarak, güzel koku amaçlı tütsü elde ediliyor ve kristal yapıdaki reçinesi şifa amaçlı kullanılıyor.
devamını gör...
kendime saygım var davranışları
kimsenin tribini nazını çekmemektir.
aman hiç uğraşamam dedikten sonra yol vermek en iyisidir.
aman hiç uğraşamam dedikten sonra yol vermek en iyisidir.
devamını gör...
günlük hayatta en çok kullandığınız kelime
olabiliiir.
devamını gör...
internette sürekli ağaç fotoğrafı paylaşmamıza rağmen ağaçların bir kez olsun telif atmamış olması
az önce fark ettiğim gerçektir.
işten geldim, içeri girer girmez hemen duşa girdim. duştan çıktıktan sonra kendime hafif aperatif bir şeyler hazırladım, peynir, reçel gibi gece gece midemi üzmeyecek şeyler işte bilirsiniz.. sonra içeride oturmuşum pc'de takılıyorum. bir yandan illuminati deşifre videoları izleyip insanların halen daha bu küresel sermayenin bir kuklası olduğuna şaşırıp emperyalizmi kınıyorum, diğer yandan da kekik aromalı kızılcık çayımı içiyorum. sonra dedim kız arkadaşımın instagram hesabını stalklayalım bakalım neler paylaşmış, kimler takip ediyor. bir baktım hep çayır çimen fotoğrafı. sonra bir süre bakıştık.
esra:
ben:
esra:
ben:
esra: yhaa beni düşünüyorsun değil miii <3
ben: tabii ki bir tanem <3
aslında o anda hani boşluğa dalar kalırız ya hindiler gibi. öyle bakakalmıştım, kafamda da "alarko kombii gerçek kombi gerçek konforr" reklam sözü çalıyor anasını satim.
ben: tatlım?
esra: evet bebeyim
ben: hiç düşündün mü?
esra: neyi bebeyim?
ben: nasıl desem... hani biz doğa fotoğrafları çekiyoruz ya.
esra: evet??
ben: ağaçlara neden telif ücreti vermiyoruz? onlardan izinsiz fotoğraflarını çekip kullanıyoruz çünkü.
esra: hahah sen delirdin galiba
ben: hayır merak ediyorum. mesela benim blogum var ya biliyorsun. adsense hesabım da açık.
esra: ee?
ben: bu google'dan reklam alıp para kazandığım anlamına gelir.
o sırada youtube'tan bir video açıldı "saddam hüseyin ölmedi! duyunca şok olacaksınız, youtube silmeden mutlaka izleyin" videosunu açmışım birden oynatmaya başladı, kapattım.
ben: bu sebeple onların fotoğrafını sitemde paylaşıp gelir kazanıyorum etik midir?
esra: haha neden etik değilmiş?
ben: bak mesela geçenlerde bir karikatürist telif atıp atıp duruyordu. yarın bir gün hayvan hakları gibi ağaç haklarını da konuşursak?
esra: ne olur?
ben: o zaman zor duruma düşeriz. bir çam ağacı tarafından mahkemeye verilmek kim ister ki? üstelik bir fotoğraf karesinde binlerce ağaç çıkabiliyor. bu da binlerce dava anlamına gelir. uğraş uğraşabilirsen.
esra: tatlım tamam da kendin diyorsun bak herhangi bir hakları yok.
ben: bu olmayacağı anlamına gelmez ki.
esra: yaa tunçç! sus artık boş yaptın yet-her!
ben: ağaç haklarını savunmak suç mu oldu şimdi? sen twitter'da duyar yapıyorsun iyi, ben burada ağaç hakları kutsaldır deyince auuvv. ne auvv??
esra: bak geliyor terlik!
ben: bu maskenin altında etten fazlası var. bu maskenin altında bir fikir varr!! ve fikirlere terlik işlemez bayan!
o sırada terliğini bir fırlattı arkadaşlar. diş etime geldi ve bir parça kanadı. baya korktu saftirik, sonra opiyim geçsin dedi kapattık konuyu. kadınların hiç ayarı yok vesselam.
neyse bu konuyu ben yakında kafa gazetesinde yazacağım arkadaşlar. özel sayı olacak bir sonraki sayımız. hayvan hakları var da, ağaç hakları neden yok. bugün kimse kimse hakkında izin almadan konuşamıyorken, birbirinin fotoğrafını sapıklık olduğu için çekemiyorken ağaçlarda neden serbest oluyor? bu ikili standarta son vereceğim ben. yazımı okumanızı tavsiye ederim.
işten geldim, içeri girer girmez hemen duşa girdim. duştan çıktıktan sonra kendime hafif aperatif bir şeyler hazırladım, peynir, reçel gibi gece gece midemi üzmeyecek şeyler işte bilirsiniz.. sonra içeride oturmuşum pc'de takılıyorum. bir yandan illuminati deşifre videoları izleyip insanların halen daha bu küresel sermayenin bir kuklası olduğuna şaşırıp emperyalizmi kınıyorum, diğer yandan da kekik aromalı kızılcık çayımı içiyorum. sonra dedim kız arkadaşımın instagram hesabını stalklayalım bakalım neler paylaşmış, kimler takip ediyor. bir baktım hep çayır çimen fotoğrafı. sonra bir süre bakıştık.
esra:
ben:
esra:
ben:
esra: yhaa beni düşünüyorsun değil miii <3
ben: tabii ki bir tanem <3
aslında o anda hani boşluğa dalar kalırız ya hindiler gibi. öyle bakakalmıştım, kafamda da "alarko kombii gerçek kombi gerçek konforr" reklam sözü çalıyor anasını satim.
ben: tatlım?
esra: evet bebeyim
ben: hiç düşündün mü?
esra: neyi bebeyim?
ben: nasıl desem... hani biz doğa fotoğrafları çekiyoruz ya.
esra: evet??
ben: ağaçlara neden telif ücreti vermiyoruz? onlardan izinsiz fotoğraflarını çekip kullanıyoruz çünkü.
esra: hahah sen delirdin galiba
ben: hayır merak ediyorum. mesela benim blogum var ya biliyorsun. adsense hesabım da açık.
esra: ee?
ben: bu google'dan reklam alıp para kazandığım anlamına gelir.
o sırada youtube'tan bir video açıldı "saddam hüseyin ölmedi! duyunca şok olacaksınız, youtube silmeden mutlaka izleyin" videosunu açmışım birden oynatmaya başladı, kapattım.
ben: bu sebeple onların fotoğrafını sitemde paylaşıp gelir kazanıyorum etik midir?
esra: haha neden etik değilmiş?
ben: bak mesela geçenlerde bir karikatürist telif atıp atıp duruyordu. yarın bir gün hayvan hakları gibi ağaç haklarını da konuşursak?
esra: ne olur?
ben: o zaman zor duruma düşeriz. bir çam ağacı tarafından mahkemeye verilmek kim ister ki? üstelik bir fotoğraf karesinde binlerce ağaç çıkabiliyor. bu da binlerce dava anlamına gelir. uğraş uğraşabilirsen.
esra: tatlım tamam da kendin diyorsun bak herhangi bir hakları yok.
ben: bu olmayacağı anlamına gelmez ki.
esra: yaa tunçç! sus artık boş yaptın yet-her!
ben: ağaç haklarını savunmak suç mu oldu şimdi? sen twitter'da duyar yapıyorsun iyi, ben burada ağaç hakları kutsaldır deyince auuvv. ne auvv??
esra: bak geliyor terlik!
ben: bu maskenin altında etten fazlası var. bu maskenin altında bir fikir varr!! ve fikirlere terlik işlemez bayan!
o sırada terliğini bir fırlattı arkadaşlar. diş etime geldi ve bir parça kanadı. baya korktu saftirik, sonra opiyim geçsin dedi kapattık konuyu. kadınların hiç ayarı yok vesselam.
neyse bu konuyu ben yakında kafa gazetesinde yazacağım arkadaşlar. özel sayı olacak bir sonraki sayımız. hayvan hakları var da, ağaç hakları neden yok. bugün kimse kimse hakkında izin almadan konuşamıyorken, birbirinin fotoğrafını sapıklık olduğu için çekemiyorken ağaçlarda neden serbest oluyor? bu ikili standarta son vereceğim ben. yazımı okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...
köpek korkusu olan yazarlara tavsiyeler
sürü halinde köpek ile tek başına köpek farklıdır. tek başına köpekleri rahatça sevebilirsiniz. sürü halindeki köpeklerin alfa arkadaşa dikkat ederseniz gerisi sorun yaratmaz. birbirlerinden güç alarak çılgınlık yapabilirler, doğaları böyle. dikkatli olmakta fayda var ama şurası kesin ki korkunun hiçbir şeye faydası yok.
devamını gör...
yazarların kendine itirafları
hep mi arızalar bulur seni birader . neden sıkıntılı , ne istediğini bilmeyen, karakterleri yarı oturmuşları seni bulmak zorunda bu dünyada.
devamını gör...
ekmek arasına en çok yakışan yiyecek
kokoreç, balık.
devamını gör...
the platform
filmi izlemek pek zevkli değildi. ancak filmde verilmek istenilen mesaj değerliydi. film, izleyiciye toplumsal sınıflandırmanın neden olduğu kötü* sonuçları izletiyor. ayrıca filmin sonundaki o belirsizlik de güzel bence, kendi hayal gücünle sen bitiriyorsun filmi.
devamını gör...
alyssa carson
10 mart 2001 doğumlu, belli ki mars'a ayak basacak ilk insan olmak üzere eğitilen nasa astronotu. yıllardan beri nasa'nın her uzay kampına katılmış. yetinmemiş, çeşitli akademilerde yine uzay üzerine eğitim görmüş. 2019'dan bu yana da florida institute of technology*'de astrobiyoloji okuyor imiş.
her şey yolunda giderse, 2033'te yapılacak olan insanlı mars görevi ile uzaya çıkacak ve neil armstrong'tan sonra bir diğer efsane olacak.
medyanın da etkisiyle şimdiden popüler oldu bile. böylece hem amerikan genç kızlarına "ülkenize uzay üzerine çalışarak hizmet edin" mesajı verilmiş oldu, hem de abd'nin uzaydaki üstünlüğünü kanıtlamak için yaptığı propagandaya yeni malzeme bulunmuş oldu. bir taşla iki kuş. şahane!
şöyle de çıtı pıtı bir kız bu arada kendisi:

ayrıca,
"ya tamam da, millet mars'a gidecek insanları bile belirlemiş. bizim ülke ne yapıyor bu konuda?" diyenlere geliyor: #351524
her şey yolunda giderse, 2033'te yapılacak olan insanlı mars görevi ile uzaya çıkacak ve neil armstrong'tan sonra bir diğer efsane olacak.
medyanın da etkisiyle şimdiden popüler oldu bile. böylece hem amerikan genç kızlarına "ülkenize uzay üzerine çalışarak hizmet edin" mesajı verilmiş oldu, hem de abd'nin uzaydaki üstünlüğünü kanıtlamak için yaptığı propagandaya yeni malzeme bulunmuş oldu. bir taşla iki kuş. şahane!
şöyle de çıtı pıtı bir kız bu arada kendisi:

ayrıca,
"ya tamam da, millet mars'a gidecek insanları bile belirlemiş. bizim ülke ne yapıyor bu konuda?" diyenlere geliyor: #351524
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
akışta edip cansever de görünce aklıma gelen, bir mendilin niye kanadığını soran o uzun, o muazzam, o güzelim şiir. sahi neden kanar bir mendil?
mendilimde kan sesleri
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı işsizliktir
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
cıgara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenberi
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da simdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
edip cansever
mendilimde kan sesleri
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı işsizliktir
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
cıgara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenberi
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da simdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
edip cansever
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
" mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. hakiki düşüncem şudur: ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir. "
(1923, adana) (atatürk’ün söylev ve demeçleri, atatürk araştırma merkezi, c. ıı, ankara, 1997, s. 128)
şartlar gerektiğinde ve harp zarurî olduğunda vatan toprağını müdafaa etmek, kudretli bir vazifeyi ifa etmektir lakin istila etmek için atılan her kurşun bir cinayettir. sanıyorum ki, bugün savaş çığırtkanlığı yapanlar, savaşın ne olduğunu ve neye mâl olduğunu idrak edememiş şuursuz kimselerdir.
(1923, adana) (atatürk’ün söylev ve demeçleri, atatürk araştırma merkezi, c. ıı, ankara, 1997, s. 128)
şartlar gerektiğinde ve harp zarurî olduğunda vatan toprağını müdafaa etmek, kudretli bir vazifeyi ifa etmektir lakin istila etmek için atılan her kurşun bir cinayettir. sanıyorum ki, bugün savaş çığırtkanlığı yapanlar, savaşın ne olduğunu ve neye mâl olduğunu idrak edememiş şuursuz kimselerdir.
devamını gör...
dildo için alternatif türkçe isimler
çükübik.
devamını gör...
