ülkede herkesin her konuda uzman olması
bülent ortaçgil'in aşk var adlı şarkısında değindiği konu, eylem, profil.
işin acı ve de trajikomik yanı, bu kategoride olan insanların üstündeki ciddiyettir.
en iyi örnekleri eskiden; reality showlarda ve toplu taşıma araçlarındayken, şimdi ise çeşitli/muhtelif instagram ve youtube kanallarında çeşitli/muhtelif konular üzerine ahkam kesme ve böbür atma dallarında izlenebilir.
işin acı ve de trajikomik yanı, bu kategoride olan insanların üstündeki ciddiyettir.
en iyi örnekleri eskiden; reality showlarda ve toplu taşıma araçlarındayken, şimdi ise çeşitli/muhtelif instagram ve youtube kanallarında çeşitli/muhtelif konular üzerine ahkam kesme ve böbür atma dallarında izlenebilir.
devamını gör...
pandemiden sonra ayarların bozulması
sadece benim başıma gelmiş olamaz.
önce pandemi sonra kriz derken eski alışkanlıklarımı kaybettim.
iki yıl eve kapandıktan sonra artık dışarı çıkmak için hevesim kalmadı.
sadece spor için çıkıyor ve eve geliyorum.
evde de türlü hobiyle uğraşıyorum.
ekonomik olarak desen, orta halli bir yerde dört kişi yemek yesen en az 300-400 tl.
alışveriş için çıkayım desen en dandik pantolon olmuş 300 tl.
bir kahve zaten 50 tl.
hastalıktı, pandemiydi derken bütün melekelerimi yitirdim.
inşallah yalnız değilimdir ve bunlar geçici durumlardır.
önce pandemi sonra kriz derken eski alışkanlıklarımı kaybettim.
iki yıl eve kapandıktan sonra artık dışarı çıkmak için hevesim kalmadı.
sadece spor için çıkıyor ve eve geliyorum.
evde de türlü hobiyle uğraşıyorum.
ekonomik olarak desen, orta halli bir yerde dört kişi yemek yesen en az 300-400 tl.
alışveriş için çıkayım desen en dandik pantolon olmuş 300 tl.
bir kahve zaten 50 tl.
hastalıktı, pandemiydi derken bütün melekelerimi yitirdim.
inşallah yalnız değilimdir ve bunlar geçici durumlardır.
devamını gör...
murat soner
murat soner'in ağzından
''koskoca 7 sanatçının bir araya gelip çocuk gelinlerden bahsettiği ve buna dikkat çekmeye çalıştığı bir şarkı, klibinde bir çocuk oyuncağı bulunan şarkı kadar dinlenmedi bu memlekette.''
bahsettiği şarkı:
(murat soner sayesinde bu şarkının izlenmesi 110 000'den 498 000'e çıktı.)
''koskoca 7 sanatçının bir araya gelip çocuk gelinlerden bahsettiği ve buna dikkat çekmeye çalıştığı bir şarkı, klibinde bir çocuk oyuncağı bulunan şarkı kadar dinlenmedi bu memlekette.''
bahsettiği şarkı:
(murat soner sayesinde bu şarkının izlenmesi 110 000'den 498 000'e çıktı.)
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
bu ülkede hiçbir canlının yaşam güvencesi yok. ülke başındakiler boş laf yapmaya devam ederken her gün birçok can ölüyor öldürülüyor. bu normal değil. gereksiz konulara ayrılan zamanın birazını bu konulara kullansalar ne olur çok merak ediyorum. bunlar sadece görünen kısım.
devamını gör...
edi
trt'de bir dönem yayinlanan susam sokağı isimli çocuk programında büdü ile birlikte yaşayan neşeli ve olaylara farklı bir bakış açısı ile bakan karakter.
(bkz: ego)
(bkz: ego)
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
arada anons girilen sekanslar trt radyoda birden fazla lig maçının yayınlandığı yıllara götürdü beni. aniden ankaraya bağlanıp gençlerbirliği'nin gol haberini verip oradan sivas-konya maçına geçiş yapıyormuş gibi girişler oluyor.
devamını gör...
yüze çarpan top
yüze çarpması fenadır ama özellikle erkekler için öyle bir bölge vardır ki, aşk acısından beterdir. futbolcular neden serbest vuruş sırasında baraj kurarken yüzlerini değil, bermuda şeytan üçgenlerini korurlar sanıyorsunuz?
aman ha.
(bkz: vay ki ne vay of ki ne of)
aman ha.
(bkz: vay ki ne vay of ki ne of)
devamını gör...
mansur yavaş’ın tüm makam araçlarını satma kararı
mansur yavaş o kadar içten o kadar samimi projelere imza atıyor ki.boyle bir siyasetçi beni mutlu ediyor.bu eyleminden dolayı yine fetöcü diyecekler mansur yavaş'ın tırnağı bile olamayan siyasetçiler .
devamını gör...
m – eine stadt sucht einen mörder
özgün adı m olan, fritz lang'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, 1931 yılında berlin'de vizyona girmiş, türkiye'de "m - bir şehir katilini arıyor" olarak gösterilen, siyah beyaz bir film.
bu film, kara film dediğimiz film-noir akımının da öncülerinden diyebileceğimiz bir atmosfere-senaryoya sahiptir.
senaryosunu fritz lang, sevgili eşi eşi thea von harbou ile birlikte kaleme almıştır. senaryo kısmı ile döneminin yapıtlarından şıp diye sıyrılan bir filmdir, zira o dönemin analizini de öylesine güzel yapmamıza sebebiyet verir ki,yıllar sonra naziler bile böylesine bir yapıt yapan adam olan sevgili fritz lang'a devlet sinema müdürlüğü önermişlerdir, düşünün artık.
her neyse, nerede kaldık? bu filmi biraz spoiler vermeden senaryosundan bahsedelim bakalım.
filmde küçük kızları öldüren ve gazetelere mektup yazarak ünlü olmayı amaçlayan bir seri katilimiz var, bu seri katilimiz her geçen gün bir kız çocuğunu daha öldürür iken, polisin tek yapabildiği şey mesaiye kalmak oluyor. halk ayaklanıyor, polise hakaretler savurmaya başlıyor ve polis şeflerinin tam da zekalarına göre bir fikir çıkıyor ortaya; daha çok baskı, daha çok kimlik kontrolü ve her yer baskın!
e tabi, bir de şöyle düşünelim, savaştan çıkmış ve neredeyse açlıktan yok olmak üzere olan bir ülke var ortada.. bir ortam daima neye gebe oluyor? çetelere, yasa dışı işlere elbette...
yasa dışı işlerle ilgilenen bir çete bu polis baskısından oldukça hoşnutsuz olur ve polisin bu seri katili yakalayamayacağını fark eder ve bu işi kendileri bitirmek adına bir operasyona başlarlar, korkmayın spoiler değil zaten en başları bu kısımları.
sonrası mı? adeta oyunculuk kısmıyla almış götürmüş, diyalogları ile insanı yerine çivileyen ve birinci dünya savaşı sonrası insanların açlıktan ölürken birbirlerine olan nefretinden kaynaklanan linç girişimlerini öylesine güzel izliyorsunuz ki, bu film aklınızda bambaşka bir yerde aklanıyor.
bu film, kara film dediğimiz film-noir akımının da öncülerinden diyebileceğimiz bir atmosfere-senaryoya sahiptir.
senaryosunu fritz lang, sevgili eşi eşi thea von harbou ile birlikte kaleme almıştır. senaryo kısmı ile döneminin yapıtlarından şıp diye sıyrılan bir filmdir, zira o dönemin analizini de öylesine güzel yapmamıza sebebiyet verir ki,yıllar sonra naziler bile böylesine bir yapıt yapan adam olan sevgili fritz lang'a devlet sinema müdürlüğü önermişlerdir, düşünün artık.
her neyse, nerede kaldık? bu filmi biraz spoiler vermeden senaryosundan bahsedelim bakalım.
filmde küçük kızları öldüren ve gazetelere mektup yazarak ünlü olmayı amaçlayan bir seri katilimiz var, bu seri katilimiz her geçen gün bir kız çocuğunu daha öldürür iken, polisin tek yapabildiği şey mesaiye kalmak oluyor. halk ayaklanıyor, polise hakaretler savurmaya başlıyor ve polis şeflerinin tam da zekalarına göre bir fikir çıkıyor ortaya; daha çok baskı, daha çok kimlik kontrolü ve her yer baskın!
e tabi, bir de şöyle düşünelim, savaştan çıkmış ve neredeyse açlıktan yok olmak üzere olan bir ülke var ortada.. bir ortam daima neye gebe oluyor? çetelere, yasa dışı işlere elbette...
yasa dışı işlerle ilgilenen bir çete bu polis baskısından oldukça hoşnutsuz olur ve polisin bu seri katili yakalayamayacağını fark eder ve bu işi kendileri bitirmek adına bir operasyona başlarlar, korkmayın spoiler değil zaten en başları bu kısımları.
sonrası mı? adeta oyunculuk kısmıyla almış götürmüş, diyalogları ile insanı yerine çivileyen ve birinci dünya savaşı sonrası insanların açlıktan ölürken birbirlerine olan nefretinden kaynaklanan linç girişimlerini öylesine güzel izliyorsunuz ki, bu film aklınızda bambaşka bir yerde aklanıyor.
devamını gör...
don juan
stefan zweig'in don juan ve casanova karakterlerini amaliz ettiği adını şimdi hatırlayamadığım harika bir kitabı vardı. orada:
"casanova baştan çikardığı tüm kadınlardan öte evrensel kadına aşıktı, don juan ise evrensel kadına düşman" der.
ben de tercihimi zweig gibi casanova'dan yana yapıyorum.
"casanova baştan çikardığı tüm kadınlardan öte evrensel kadına aşıktı, don juan ise evrensel kadına düşman" der.
ben de tercihimi zweig gibi casanova'dan yana yapıyorum.
devamını gör...
bu imtidâd-ı cevre-ki bahtın şitâbı var
güftesi nedîm'e , bestesi ise hâlid lem'i atlı'ya ait olan uşşak şarkıdır.
hikayesi ise çok tuhaftır. rivayet odur ki atatürk, 1926 yılında istiklâl mahkemelerinde idam cezasına çarptırılan doktor nâzım bey'in son sözlerini sormuş ve son sözlerinin bu dizeler olduğunu öğrenmiştir. doktor nâzım bey, sözlerinin sonunda da "gidin paşaya da söyleyin bunu" diyerek arzusunu iletmiştir. atatürk'ün bunu duyduktan sonra etkilendiği ve elindeki kalemi düşürdüğü söylenir. atatürk'ün şarkıyı yasaklattığı ve belli bir süre okunmadığı bilinmektedir. alâeddin yavaşça'nın anlattığına göre ise atatürk, bu kişilerin idam edilmelerini onaylayan belgeyi imzalar iken böyle bir soru sormuştur ve aldığı bu cevap karşısında elindeki kalemi düşürmüş ve duraklamıştır. ismet inönü ise "paşam zaaf göstermeyiniz" diye telkin etmiş ve imzalamasını sağlamıştır. şarkı, demokrat parti döneminde yeniden serbest edilmiştir. internette gördüğüm kadarıyla da adnan menderes'i bu konuda öven yazılar dahi mevcuttur. adnan menderes, bu şarkının okunmasını alâeddin yavaşça'dan rica etmiştir. yavaşça'nın atatürk ile ilgili anlattığı hikaye de kendisine anne tarafından akrabası olan refik koraltan tarafından anlatılmıştır.
dinlemek için
sözleri;
"bu imtidâd-ı cevre-ki bahtın şitâbı var
mihnet medâr olan feleğe intisâbı var
eyler nesim-i subhu bize gird-bâd-ı gam
bu rüzgâr-ı bî mededin inkılâbı var "
hikayesi ise çok tuhaftır. rivayet odur ki atatürk, 1926 yılında istiklâl mahkemelerinde idam cezasına çarptırılan doktor nâzım bey'in son sözlerini sormuş ve son sözlerinin bu dizeler olduğunu öğrenmiştir. doktor nâzım bey, sözlerinin sonunda da "gidin paşaya da söyleyin bunu" diyerek arzusunu iletmiştir. atatürk'ün bunu duyduktan sonra etkilendiği ve elindeki kalemi düşürdüğü söylenir. atatürk'ün şarkıyı yasaklattığı ve belli bir süre okunmadığı bilinmektedir. alâeddin yavaşça'nın anlattığına göre ise atatürk, bu kişilerin idam edilmelerini onaylayan belgeyi imzalar iken böyle bir soru sormuştur ve aldığı bu cevap karşısında elindeki kalemi düşürmüş ve duraklamıştır. ismet inönü ise "paşam zaaf göstermeyiniz" diye telkin etmiş ve imzalamasını sağlamıştır. şarkı, demokrat parti döneminde yeniden serbest edilmiştir. internette gördüğüm kadarıyla da adnan menderes'i bu konuda öven yazılar dahi mevcuttur. adnan menderes, bu şarkının okunmasını alâeddin yavaşça'dan rica etmiştir. yavaşça'nın atatürk ile ilgili anlattığı hikaye de kendisine anne tarafından akrabası olan refik koraltan tarafından anlatılmıştır.
dinlemek için
sözleri;
"bu imtidâd-ı cevre-ki bahtın şitâbı var
mihnet medâr olan feleğe intisâbı var
eyler nesim-i subhu bize gird-bâd-ı gam
bu rüzgâr-ı bî mededin inkılâbı var "
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'e soru sor
kafa sözlüğün marka tescili hangi aşamada? tescil başvurusuna karşı bir itiraz söz konusu mu?
devamını gör...
geceye ingilizce bir söz bırak
to be or not to be.
devamını gör...
köfteci yusuf
soya moya neyse artik lezzeti iyi tutturan burdan koseyi donen kofteci. sagliksiz degilse ve hijyenik ise cok da sey etmemek lazim lezzet olarak yemekten keyif verdigi surece. su an yurtdisinda kofteci yusufun kofte olmadigi iddia edilen 1 porsiyon koftesi icin 10 dolar acimam verirdim.
devamını gör...
hayatın sevgilisiz daha güzel olduğu gerçeği
(bkz: bütün saplar toplandık toplandık)
(bkz: sorduk neden yıprandık yıııprandık yıprandık)
(bkz: biz onlardan hoşlandık hoşlandık)
(bkz: şimdi niye zorlandık zooorlandık zorlandık)
(bkz: sorduk neden yıprandık yıııprandık yıprandık)
(bkz: biz onlardan hoşlandık hoşlandık)
(bkz: şimdi niye zorlandık zooorlandık zorlandık)
devamını gör...
pandemi döneminde kaybedilen özellikler
uyku düzeni.
devamını gör...



