her şey sensin
yalın ne yapıyorsun yalın?
koydum sevinçlerimi önüme
baktım hepsi sensin
yazdığım şiirlerin her hecesi
üzüldüğüm tüm filmler
yıpranmamış hayatlar
büyük hüzünler bekler
her işte bir hayır
bu işte hepsi sensin
yıpranmamış hayatlar
büyük hüzünler bekler
her işte bir hayır
bu işte hepsi sensin
şimdi senden vaz mı geçmeli
masal olup yola devam mı etmeli
ben kalpten sorumlu
aşka sorumluydum
anladım her şey sensin
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının içini ısıtan şeyler
hasretle gozlerinden öperim.. iç ısıtıyor..
devamını gör...
bayan eleman arama çılgınlığı
6000 tl maaşla prezantabl özel bayan asistan aranıyor ilanıyla kapışır.
devamını gör...
oblomovluk
ahmet özcan'ın açık mektuplar kitabında da yazdığı gibi:
oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir.
insanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. duygusal ve saftır. inançlı ve ahlaklıdır. her şeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek "sorumsuzluğun" ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek "son"ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. yalnızlık, "sigara külü kadar yanlızlık"tır, oblomov. içe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. "gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir". ölümü, "yaşayan ölü" haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır.
- oblomov olunuz.
oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir.
insanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. duygusal ve saftır. inançlı ve ahlaklıdır. her şeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek "sorumsuzluğun" ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek "son"ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. yalnızlık, "sigara külü kadar yanlızlık"tır, oblomov. içe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. "gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir". ölümü, "yaşayan ölü" haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır.
- oblomov olunuz.
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
asla olmak istemediğiniz bir yerde olmak zorunda kalmak.
beden hareketlerinin yorumlandığını bilirsiniz. böyle anlarda bedeniniz bile dile gelir, ruhunuz uçup gökyüzünde sallanmak ister ama siz ne yaparsınız? mecburen kalırsınız. biraz mecburiyet, biraz sorumluluk sizden kimliğinizi çalar. asla terkedemezsiniz istemediğiniz o yeri.
zaman durur akmaz ve siz izafiyet teorisine küfredersiniz. sonunda o saatler de geçer ki her şey sona ermeye mahkumdur. o kalmak istemediğiniz yerden ayrılırken dünyanın en mutlu heidi'si gibi koşarak uzaklaşırsınız.
beden hareketlerinin yorumlandığını bilirsiniz. böyle anlarda bedeniniz bile dile gelir, ruhunuz uçup gökyüzünde sallanmak ister ama siz ne yaparsınız? mecburen kalırsınız. biraz mecburiyet, biraz sorumluluk sizden kimliğinizi çalar. asla terkedemezsiniz istemediğiniz o yeri.
zaman durur akmaz ve siz izafiyet teorisine küfredersiniz. sonunda o saatler de geçer ki her şey sona ermeye mahkumdur. o kalmak istemediğiniz yerden ayrılırken dünyanın en mutlu heidi'si gibi koşarak uzaklaşırsınız.
devamını gör...
sözlüğün 1.yılının gelip çatması
öncelikle ilk yaşı kutlu olsun sözlüğümüzün. nur topu gibi bir bebeğimiz oldu. yürüyor, koşuyor ve dahi gülüp neşe saçıyor.
sonralıkla ise yüzde 50 indirim nedir sayın cimri yönetim. bari bize el altından yüzde 70 falan yapsaydınız. neyse ne diyorduk? birlikte nice senelere!*
edit: 1500 karmalık harcama yaptım geriye kalan 12836... elim ayağım titriyor.
sonralıkla ise yüzde 50 indirim nedir sayın cimri yönetim. bari bize el altından yüzde 70 falan yapsaydınız. neyse ne diyorduk? birlikte nice senelere!*
edit: 1500 karmalık harcama yaptım geriye kalan 12836... elim ayağım titriyor.
devamını gör...
eric garner
17 temmuz 2014 yılında kaçak sigara sattığı gerekçesiyle gözaltına alınmaya çalışılırken öldürüldü. ölümüne neden olan polis aklandı. son sözleri i can't breath* oldu. bu sözleri daha sonra george floyd ile maalesef yeniden duyduk.
devamını gör...
hayal kırıklığı
bir türlü bağışıklık kazanamadığım duygu durumdur.
bazen insan yükünü hafifletmek istiyor. birilerine güvenmek istiyor. bu çok doğal bir şey değil mi yahu? hayatta hep güçlü kalmam gerektiği söylendi. hep. hep kaldım. her şeyi sakladım. yaşadığım kötü şeyleri de iyi şeyleri de içimde yaşadım. bazen çok azını anlattım. taşıveriyor çünkü. ama istiyor ki insan, yükü azalsın; güveneceği birileri olsun. fakat bunun imkansız olduğunu kavramaya başladım. yani öyle ki, şehirde başıma yıldırım çarpması daha olası.
bazen insan yükünü hafifletmek istiyor. birilerine güvenmek istiyor. bu çok doğal bir şey değil mi yahu? hayatta hep güçlü kalmam gerektiği söylendi. hep. hep kaldım. her şeyi sakladım. yaşadığım kötü şeyleri de iyi şeyleri de içimde yaşadım. bazen çok azını anlattım. taşıveriyor çünkü. ama istiyor ki insan, yükü azalsın; güveneceği birileri olsun. fakat bunun imkansız olduğunu kavramaya başladım. yani öyle ki, şehirde başıma yıldırım çarpması daha olası.
devamını gör...
precognition
kelime anlamıyla durugörü. bir şekilde zihne gelen* düşüncelerin, yakın bir zamanda gerçek hayatta gerçekleşmesidir. insanı bazen korkutabilir. gerçekten de bunu şu an bilimsel olarak açıklayamıyoruz ama her şeyin bir açıklaması olduğu gibi bunun da açıklamasını bir gün bulabiliriz belki.
devamını gör...
hükümran
''egemen olmak'' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
kadavra
anatomi derslerinde kullanılmak üzere bağışlanan ölü bedendir. maket, resim üzerinden görmekle kadavra üzerinden görmek kesinlikle çok farklıdır. saklanabilmesi için kullanılan formaldehit sebebiyle çok keskin, ağır bir kokusu vardır. uzun süre soluduğunuzda baş ağrısı yapar. ilk kadavra görme anı da çok gariptir. daha önce yaşamış bir insanın bedenine bakmak oldukça tuhaf hissettirir. ben ilk zamanlar istemsiz o kadavranın kime ait olduğunu, öncesinde nasıl bir hayatı olduğunu, nasıl öldüğünü falan merak ediyordum. ama böyle şeyleri bilmemek çok daha iyi. tıp eğitimi için şart ama kokusundan mütevellit fazla da maruz kalınmamalı. zaten bildiğim kadarıyla formaldehit kanserojen ve bazı ülkelerde kadavralarda kullanılması yasak ama bizim ülkemizde hala kullanılıyor. ben kadavra meselesini dramatize ederken sınıf arkadaşlarım yanımda yaprak dönere benzediğini tartışıyordu mesela. herkes için ilginç bir deneyim.
devamını gör...
otobüse bineceksem neden evleneyim
tanıma rağmen alaka kuramadigim beyandir.eşinin para ağacı mı var
devamını gör...
o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız
deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'ın idamlarının ardından attila ilhan tarafından yazılmış bir şiirdir. müjganın buradaki anlamı kirpiktir. ayrıca şiir ahmet kaya tarafından büyük bir ustalıkla seslendirilmiştir.
şiirin ortaya çıkış hikayesini ise attila ilhan şöyle anlatır:
“12 mart sonrasının kahır günleriydi. bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: deniz’lere kıymışlardı. karşıyaka’dan izmir’e geçmek için vapura bindim. deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm."
şenlik dağıldı, bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o, mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız
gitti dostlar, şölen bitti, ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
bir yangın ormanından püskürmüş, genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan, ortalık karardı
şiirin ortaya çıkış hikayesini ise attila ilhan şöyle anlatır:
“12 mart sonrasının kahır günleriydi. bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: deniz’lere kıymışlardı. karşıyaka’dan izmir’e geçmek için vapura bindim. deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm."
şenlik dağıldı, bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o, mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız
gitti dostlar, şölen bitti, ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
bir yangın ormanından püskürmüş, genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri, aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan, ortalık karardı
devamını gör...
yazarların yalan söyleme nedenleri
yalanına inanmış gibi yaparak bir yalanı büyüttüm.
çünkü yalnız kalmaktan korktum.
çünkü yalnız kalmaktan korktum.
devamını gör...
bir yazarla samimi olmadığın halde onu sevmek
sıklıkla başıma gelen durum oluyor. ulan yazarla hiçbir şekilde muhabbetim yok lakin böyle entrylerini okuyunca onun yanaklarını mıncırasım geliyor adeta. hakikaten birini sevmek için illa samimi olmaya gerek olmuyormuş. var burada kendilerini uzaktan uzağa sevdiğim insanlar. ya neyse, şerefsizim ağlamamak için zor tutuyorum kendimi.
gece vakti bu ne duygusallık kardeşim kendime anlam veremedim an itibariyle.
gece vakti bu ne duygusallık kardeşim kendime anlam veremedim an itibariyle.
devamını gör...
günlerin birbirini tekrar etmesi
görüyorum ve arttırıyorum; günlerin birbirini tekrar etmesi ve her tekrarın yalnızca 15 dakika sürmesi... 14 dakika boyunca da kendimi motive etmekle, hayata tutunmakla uğraşıyorum.
devamını gör...
hayvan mezarlığı
baştan peşin olarak söyleyeyim. stephen king romanları filmlerinden kesinlikle daha iyi. bir istisna dışında ölüm kitabı burada kitabı sıkıcı bulup filmi daha çok beğenmiştim. zaten kadın oyuncu
kathy bates, buradaki performansıyla oscar ödülü almıştır.
korku filmi çekmek isteyenler king'in kapısını aşındırmış. belli ki yapımcılar bütün kitaplarını değerlendirmişler. üstüne yetmemiş iki,üç versiyon daha çekmişler. bu filmin 89 yılında çekileni de mevcut. anlayacağınız çekmelere doyamamışlar.
2019 yapımı hayvan mezarlığı filmine gelecek olursak:
gerilim-gizem-korku kategorisinde yer alır. türü açısından değerlendireceksek bence hakkını vermişler. filmi izlemeden önce yorumlara göz atayım dedim.
-hiç gerilmedim -bu mu korku filmi? basit masit yazmışlar, bir şeyler. bende düşük tuttum beklentiyi. ama tutmadı. yani gayet korktum. çok güzel korktum. hatta bazı yerlerini elimle kapattım efendim. bir ara tavanla da bakıştık. her şey olması gerektiği gibiydi.
kızın dirilip eve geldiği sahnedeki tıkırtılar, rolün değişimi oldukça başarılı.
anne'nin kardeşinin görüntüsü ürkütücüydü. yemek asansörüyle direkt aşağı inmesi oldukça gergin bir sahneydi.
tır sahnelerindeki hızlı geçişler bir anlık yerinden zıplatıyor.
korku filmlerinde çok yaratıcılık bekleyemiyorum. klişeleride haklı buluyorum. orman içinde ev, evin tuhaf kızı, karanlık, kasvet, olağanüstü haller şekiller şukullar ne yapalım olay bu. korkular benzer, dönüp dolaşıp gelinen aynı yerler. ve stephen bu işin king'i.
hem genel hem de film nazarında bir değerlendirme yapayım dedim. korku filmi seviyorsunuz bence bu filme bir şans verin.
sonra ben hiç korkmadım demeyin ama koktuğunuzu belli etmemezlik yapmayın. *
kathy bates, buradaki performansıyla oscar ödülü almıştır.
korku filmi çekmek isteyenler king'in kapısını aşındırmış. belli ki yapımcılar bütün kitaplarını değerlendirmişler. üstüne yetmemiş iki,üç versiyon daha çekmişler. bu filmin 89 yılında çekileni de mevcut. anlayacağınız çekmelere doyamamışlar.
2019 yapımı hayvan mezarlığı filmine gelecek olursak:
gerilim-gizem-korku kategorisinde yer alır. türü açısından değerlendireceksek bence hakkını vermişler. filmi izlemeden önce yorumlara göz atayım dedim.
-hiç gerilmedim -bu mu korku filmi? basit masit yazmışlar, bir şeyler. bende düşük tuttum beklentiyi. ama tutmadı. yani gayet korktum. çok güzel korktum. hatta bazı yerlerini elimle kapattım efendim. bir ara tavanla da bakıştık. her şey olması gerektiği gibiydi.
kızın dirilip eve geldiği sahnedeki tıkırtılar, rolün değişimi oldukça başarılı.
anne'nin kardeşinin görüntüsü ürkütücüydü. yemek asansörüyle direkt aşağı inmesi oldukça gergin bir sahneydi.
tır sahnelerindeki hızlı geçişler bir anlık yerinden zıplatıyor.
korku filmlerinde çok yaratıcılık bekleyemiyorum. klişeleride haklı buluyorum. orman içinde ev, evin tuhaf kızı, karanlık, kasvet, olağanüstü haller şekiller şukullar ne yapalım olay bu. korkular benzer, dönüp dolaşıp gelinen aynı yerler. ve stephen bu işin king'i.
hem genel hem de film nazarında bir değerlendirme yapayım dedim. korku filmi seviyorsunuz bence bu filme bir şans verin.
sonra ben hiç korkmadım demeyin ama koktuğunuzu belli etmemezlik yapmayın. *
devamını gör...
kızların berkay öyle biri değildir ısrarı
tunç beril ile çocukluk arkadaşı öyle bir şeyi hayatta düşünmez.
(bkz: umut sarıkaya)
(bkz: umut sarıkaya)
devamını gör...
içimdeki kişi
bir sam shephard romanıdır.
sam shephard pulitzer ve altın palmiye ödüllerinin sahibi bir yönetmen, senarist ve oyuncudur. bu romanını da ölmeden çok kısa bir zaman önce yazmıştır.
sam shephard gördüğünü, bildiğini pat diye söylemekten hiç çekinmeyen bir yazardır. bu romanında da aynen böyle yapmıştır. daha önce paris, texas isimli kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. okur okumaz da wim wenders’in romandan uyarlama filmini izlemiş onu da çok beğenmiştim. çünkü sam shephard bana hep çok gerçek gelmiştir.
bu roman sanki otobiyografik öğelerle dopdolu bir roman gibi geliyor bana. ömrünün sonuna geldiğini hisseden shephard’ın kendine miras bıraktığı bir muhasebe defteri sanki.
babasının öldüğü yaşa geldiğinde hayatının dökümünü yapan, geçmiş ve şimdi arasında zihinsel bir mekik dokuyan kahraman sam shephard’ın ya kendisi sanki.
ben romanı okurken kendi iç hesaplaşmalarımı düşündüm hep. belli bir yaşa ulaşınca insan içindeki kişi ile tartışmaya, çatışmaya, dertleşmeye ve helalleşmeye başlıyor sanki.
geride kalan zamanınızın önünüzde uzanan zamandan daha uzun olduğunu düşünmeye başladığınızda ise içinizdeki kişi ile uzlaşmanın bir yolunu arıyorsunuz.
yolumuz açık olsun!
sam shephard pulitzer ve altın palmiye ödüllerinin sahibi bir yönetmen, senarist ve oyuncudur. bu romanını da ölmeden çok kısa bir zaman önce yazmıştır.
sam shephard gördüğünü, bildiğini pat diye söylemekten hiç çekinmeyen bir yazardır. bu romanında da aynen böyle yapmıştır. daha önce paris, texas isimli kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. okur okumaz da wim wenders’in romandan uyarlama filmini izlemiş onu da çok beğenmiştim. çünkü sam shephard bana hep çok gerçek gelmiştir.
bu roman sanki otobiyografik öğelerle dopdolu bir roman gibi geliyor bana. ömrünün sonuna geldiğini hisseden shephard’ın kendine miras bıraktığı bir muhasebe defteri sanki.
babasının öldüğü yaşa geldiğinde hayatının dökümünü yapan, geçmiş ve şimdi arasında zihinsel bir mekik dokuyan kahraman sam shephard’ın ya kendisi sanki.
ben romanı okurken kendi iç hesaplaşmalarımı düşündüm hep. belli bir yaşa ulaşınca insan içindeki kişi ile tartışmaya, çatışmaya, dertleşmeye ve helalleşmeye başlıyor sanki.
geride kalan zamanınızın önünüzde uzanan zamandan daha uzun olduğunu düşünmeye başladığınızda ise içinizdeki kişi ile uzlaşmanın bir yolunu arıyorsunuz.
yolumuz açık olsun!
devamını gör...
