yavaş konuşan insan
pili azalmış oyuncaklara benzettiğim insandır. yavaş konuşan bir insanı dinlerken; konuşmasının sonuna doğru 'cızzzttt' diye bir ses çıkartıp, bir anda yere yığılacakmış gibi bir hisse kapılırım.
devamını gör...
17 mayıs itibarıyla vaka sayıları 5 binin altına inecek
fahrettin eğrisi ile gayet mümkün.
devamını gör...
sabah kedi olarak uyanılsa yapılacak ilk şey
mırlardım; kediler mırlarken nasıl hissediyorlar, o mırrr sesi tam olarak nerelerinden çıkıyor merak ediyorum.
devamını gör...
nijerya
güney afrika cumhuriyeti'nde uyuşturucu ticareti, kadın ticareti, sanal yoldan dolandırma gibi işleri yapanlar genelde nijerya'lıdır.
güney afrika'nın siyahları, nijerya'lıların yanında çocuk gibi kalabilir. nijerya'lılar uzun, iri yapılı oluyorlar.
güney afrika'nın siyahları, nijerya'lıların yanında çocuk gibi kalabilir. nijerya'lılar uzun, iri yapılı oluyorlar.
devamını gör...
danser encore
başarılı müzisyenimiz olan teoman'ın çoban yıldızı adlı parçasının orijinal halidir.
fransız müzisyen (bkz: calogero) tarafından seslendirilmiştir.
ikisi de birbirinden güzeldir.
fransız müzisyen (bkz: calogero) tarafından seslendirilmiştir.
ikisi de birbirinden güzeldir.
devamını gör...
normal sözlük'ü tek cümle ile anlat
sahil kasabası gibi huzurlu.
devamını gör...
fantastik edebiyat
istisnalar dışında, bilimsel olayları masalsı ve hayali bir şekilde açıklama işlevine sahiptir.
bunu açıklamadan evvel fantazya ve sihirli gerçeklik arasındaki farka değinmek isterim. sebebi ise türkiye'de bu konudaki algı yanılmasıdır. fantastik edebiyat her anlamda farklı evrenleri, farklı isimleri ve farklı bir sürü unsuru içinde barındırır. sihirli gerçeklik ise gerçek olan bir dünyada yaşanan spiritüel ve mistik olayları konu alır. fakat ülkemizde bu eserler fantazya tarzı altında okura sunulmaktadır.
buradaki sorun ülkemizde fantazyanın ne kadar şeffaf ve geniş bir tür olduğunun perdelenmesinden kaynaklanıyor. tamam... sihirli gerçeklik gerçekten çok güzel bir tür, benimde sevdiğim eserleri olmuştur ama yayınevleri ülkemizde büyük bir yanlışa doğru koşuyor... edebiyatı endüstriyelleştiriyoruz.
bu endüstriyel edebiyatın yegane ürünleri ise illüstrasyonlu, renkli ve soyut çizgilerle çizilmiş kitapları bir köşeye kaldırıp, fotoğraf kapaklı kitaplara yönelmiş olmamız. kaslı erkekler, büyük memeli kadınlar... bütün bunlar bizi o hayal aleminden alıp, modern dünyanın aslında bize dayattığı güzellik, çirkinlik anlayışına itmiyor mu?
fakat esasında fantazya da böyle değildir. endüstriyelleşme ülkemizde fantazyanın üzerinde bir perde. belli başlı fantazya eserlerinin en önemli karakterlerinin bazılarını ele alalım.
tolkien'ın yarattığı evrendeki tom bombadil, radagast, gimli gibi karakterler pek çekici değildir. asoiaf serisinde tyrion gibi çirkin bir cüce, brandon gibi sakat bir çocuk ana karakter olabilmektedir. zaman çarkı -ki en sevdiğim fantazya eseridir- gibi bir eserde ana karakterin eli kesik olabilir, bir diğer ana karakterin gözü kör olabilir. yani imajinasyon aslında çok önemli olsa da kişilere ve benliklere olan değil. dünya ve barındırdığı düşüncelere karşı bir imajinasyon vardır. bizi roman boyunca karanlık düşüncelere düşürür, yeri geldiğinde güldürür, yeri geldiğinde bir ozan ile, bir hanın sandalyesinde şarkı söyler, şarap içeriz. ama roman boyunca karanlık düşünceler içerisinde, bir aydınlığa doğru yol alma çabasında oluruz hep.
hayatta böyledir, fantazya dünyasının bu konuda neden bu kadar elverişli olduğunu bir türlü anlatamayız ama ben dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmak istiyorum.
ilk cümlede dediğim gibi aslında fantazya dünyası tamamen hayal gücü ve düşünceler üzerine kurulur. sihirli gerçekliğin barındırdığı, "a sokağının, 567 numaralı evinin, 5.dairesi"ne bağımlı değiliz. dünya düzenini değiştiremeyebiliriz, bizim anlatacağımız fikir o kadar büyük olabilir ki, bu insanlığın dünya üzerindeki doğasına tamamen aykırı olabilir.
işte burada fantazyanın bir diğer en önemli unsuru ortaya çıkıyor; şehadet unsuru... daha açık bir dille amaç. ama sıradan bir amaç değil, ilahi ve sonu belirleyen esas amaç. bir romansın, bir polisiyenin ve bir kişinin hayatını anlatan küçük bir novellanın yapamayacağı bir tarzda. bireye yönelik değil, topluma, hatta evrene yönelik. bu yeri geldiğinde melkor'a, yeri geldiğinde sauron'a, yeri geldiğinde karanlık varlık "shai'tan" a karşı verilen savaş oldu...
...ve imajine edilebilecek her şey, bu şehadet unsuru doğrultusunda, onlara uyumlu, o unsuru güçlendirecek ve daha fazla hissettirecek bir şekilde tasarlandı. işte fantazya budur. dünyadaki her unsurun eriyip, sadece sizin görüşlerinize ve anlatmak istediğiniz, yegane, "tek" amaç doğrultusunda tekrar oluşup, canlanması. kimi zamanda bilimin anlatılamayan, anlaşılamayan ve keşfedilmemiş, varsayımlarda kalmış yönü sihirli ve masalsı bir şekilde fantazyalarda anlatılır.
işte bu nedenle fantazya diğer edebiyat türlerinden farklı bir yolda ilerlemekte. birden fazla görüşün bir şekilde girift bir örgüyü oluşturabilme gücünü barındırdığı belki de yegane ortam olmakta.
tek cümlelik özeti; anlatmak ve öğretmek arasındaki farkı gösteren bir edinim, bir nimet…
bunu açıklamadan evvel fantazya ve sihirli gerçeklik arasındaki farka değinmek isterim. sebebi ise türkiye'de bu konudaki algı yanılmasıdır. fantastik edebiyat her anlamda farklı evrenleri, farklı isimleri ve farklı bir sürü unsuru içinde barındırır. sihirli gerçeklik ise gerçek olan bir dünyada yaşanan spiritüel ve mistik olayları konu alır. fakat ülkemizde bu eserler fantazya tarzı altında okura sunulmaktadır.
buradaki sorun ülkemizde fantazyanın ne kadar şeffaf ve geniş bir tür olduğunun perdelenmesinden kaynaklanıyor. tamam... sihirli gerçeklik gerçekten çok güzel bir tür, benimde sevdiğim eserleri olmuştur ama yayınevleri ülkemizde büyük bir yanlışa doğru koşuyor... edebiyatı endüstriyelleştiriyoruz.
bu endüstriyel edebiyatın yegane ürünleri ise illüstrasyonlu, renkli ve soyut çizgilerle çizilmiş kitapları bir köşeye kaldırıp, fotoğraf kapaklı kitaplara yönelmiş olmamız. kaslı erkekler, büyük memeli kadınlar... bütün bunlar bizi o hayal aleminden alıp, modern dünyanın aslında bize dayattığı güzellik, çirkinlik anlayışına itmiyor mu?
fakat esasında fantazya da böyle değildir. endüstriyelleşme ülkemizde fantazyanın üzerinde bir perde. belli başlı fantazya eserlerinin en önemli karakterlerinin bazılarını ele alalım.
tolkien'ın yarattığı evrendeki tom bombadil, radagast, gimli gibi karakterler pek çekici değildir. asoiaf serisinde tyrion gibi çirkin bir cüce, brandon gibi sakat bir çocuk ana karakter olabilmektedir. zaman çarkı -ki en sevdiğim fantazya eseridir- gibi bir eserde ana karakterin eli kesik olabilir, bir diğer ana karakterin gözü kör olabilir. yani imajinasyon aslında çok önemli olsa da kişilere ve benliklere olan değil. dünya ve barındırdığı düşüncelere karşı bir imajinasyon vardır. bizi roman boyunca karanlık düşüncelere düşürür, yeri geldiğinde güldürür, yeri geldiğinde bir ozan ile, bir hanın sandalyesinde şarkı söyler, şarap içeriz. ama roman boyunca karanlık düşünceler içerisinde, bir aydınlığa doğru yol alma çabasında oluruz hep.
hayatta böyledir, fantazya dünyasının bu konuda neden bu kadar elverişli olduğunu bir türlü anlatamayız ama ben dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmak istiyorum.
ilk cümlede dediğim gibi aslında fantazya dünyası tamamen hayal gücü ve düşünceler üzerine kurulur. sihirli gerçekliğin barındırdığı, "a sokağının, 567 numaralı evinin, 5.dairesi"ne bağımlı değiliz. dünya düzenini değiştiremeyebiliriz, bizim anlatacağımız fikir o kadar büyük olabilir ki, bu insanlığın dünya üzerindeki doğasına tamamen aykırı olabilir.
işte burada fantazyanın bir diğer en önemli unsuru ortaya çıkıyor; şehadet unsuru... daha açık bir dille amaç. ama sıradan bir amaç değil, ilahi ve sonu belirleyen esas amaç. bir romansın, bir polisiyenin ve bir kişinin hayatını anlatan küçük bir novellanın yapamayacağı bir tarzda. bireye yönelik değil, topluma, hatta evrene yönelik. bu yeri geldiğinde melkor'a, yeri geldiğinde sauron'a, yeri geldiğinde karanlık varlık "shai'tan" a karşı verilen savaş oldu...
...ve imajine edilebilecek her şey, bu şehadet unsuru doğrultusunda, onlara uyumlu, o unsuru güçlendirecek ve daha fazla hissettirecek bir şekilde tasarlandı. işte fantazya budur. dünyadaki her unsurun eriyip, sadece sizin görüşlerinize ve anlatmak istediğiniz, yegane, "tek" amaç doğrultusunda tekrar oluşup, canlanması. kimi zamanda bilimin anlatılamayan, anlaşılamayan ve keşfedilmemiş, varsayımlarda kalmış yönü sihirli ve masalsı bir şekilde fantazyalarda anlatılır.
işte bu nedenle fantazya diğer edebiyat türlerinden farklı bir yolda ilerlemekte. birden fazla görüşün bir şekilde girift bir örgüyü oluşturabilme gücünü barındırdığı belki de yegane ortam olmakta.
tek cümlelik özeti; anlatmak ve öğretmek arasındaki farkı gösteren bir edinim, bir nimet…
devamını gör...
mutlu evliliğin sırları
isimlerini karıştırmayın.
gerisi kolay.
gerisi kolay.
devamını gör...
hobi sahibi olmak
mevcut ekonomik koşullarda ve öğrenci iseniz, imkansıza yakındır.
devamını gör...
the lord of the portakals
o kadar güzel olmuş ki gülerken sahne kaçıracağım korkusunda kahkalarımı* biriktirip videonun sonunda patlatıyorum *
devamı kesinlikle gelmesi gereken bir montaj olmuş* kafasına kalp atarım ki ben bunun*
devamı kesinlikle gelmesi gereken bir montaj olmuş* kafasına kalp atarım ki ben bunun*
devamını gör...
sol frame'in aniden anket başlığı ile dolması
(bkz: forum olmuş gidiyorsun)
devamını gör...
sizi beğenmeyen yazarları tehdit etmek
diğer yazarların beğenisini uyuşturucu bellemiş, ve gittikçe de dozunu arttıran yazar eylemi. eğer bu kişilere istediklerini vermezseniz, size birazcık kızabilirler. genelde en kötü sözlüğü bırakıyorlar yavaştan, bir anda maddeden kesilmemek için. ya da sizi beğeni vermeye zorluyor işte, muhtemelen kafa sözlük'teki mafya organizasyonu'na mensup, o yüzden arkası da pek sağlam tabii. gücüne ve çevresine güveniyor.
artık, dünya kadar araştırma yapıp, o kadar özene bezene yazdığınız bilgi tanımlarınızı kimsenin okumaması için üzülmeyeceksiniz. çünkü sevgili roman dostunuz onu da düşündü. tek yapmanız gereken; girdiğiniz bilgi tanımlarında bu organizasyona baş koyduğunuzu göstermek için birkaç belirteç yerleştirmek. bu organizasyona mensup olmak için yapılması gereken bazı şartlar da var ama:
1) organizasyondaki diğer dostlarınızı da elinizden geldiğince beğenmek.
2) organizasyon dışındaki diğer dostlarımızı da beğenmek. böylece muhtemel katılımcı sayısının artmasına yardımcı olmak.
3) sadece kankalarınızı beğenmemek. hatta mümkünse birbirinizden ziyade, ortaklaşa diğer yazarların tanımları beğenmek.
4) benim başını çektiğim kafa sözlük nickaltı mafyası için olabildiğince yeni yazar yakalamak.
5) eğer sözlükte çaylak veya yeniyseniz, sizi beğenmeyen yazarları bize şikayet etmek, ve bizim tabii ki gidip racon kesmemiz.
bu organizasyonun beş şartı budur. bu davaya sadece baş koyanlar katılabilir, ama ihanet durumunu da beklemiyor değiliz tabii ki. önlemlerimizi şimdiden aldık.
bilhassa yeni gelen madalya özelliği, ve tabii ki de karma için yapamayacağım şeyler epey azdır. o iron maiden rozetini alacağım uleyn!
join us...*
artık, dünya kadar araştırma yapıp, o kadar özene bezene yazdığınız bilgi tanımlarınızı kimsenin okumaması için üzülmeyeceksiniz. çünkü sevgili roman dostunuz onu da düşündü. tek yapmanız gereken; girdiğiniz bilgi tanımlarında bu organizasyona baş koyduğunuzu göstermek için birkaç belirteç yerleştirmek. bu organizasyona mensup olmak için yapılması gereken bazı şartlar da var ama:
1) organizasyondaki diğer dostlarınızı da elinizden geldiğince beğenmek.
2) organizasyon dışındaki diğer dostlarımızı da beğenmek. böylece muhtemel katılımcı sayısının artmasına yardımcı olmak.
3) sadece kankalarınızı beğenmemek. hatta mümkünse birbirinizden ziyade, ortaklaşa diğer yazarların tanımları beğenmek.
4) benim başını çektiğim kafa sözlük nickaltı mafyası için olabildiğince yeni yazar yakalamak.
5) eğer sözlükte çaylak veya yeniyseniz, sizi beğenmeyen yazarları bize şikayet etmek, ve bizim tabii ki gidip racon kesmemiz.
bu organizasyonun beş şartı budur. bu davaya sadece baş koyanlar katılabilir, ama ihanet durumunu da beklemiyor değiliz tabii ki. önlemlerimizi şimdiden aldık.
bilhassa yeni gelen madalya özelliği, ve tabii ki de karma için yapamayacağım şeyler epey azdır. o iron maiden rozetini alacağım uleyn!
join us...*
devamını gör...
ilk erotik film deneyimi deportivo valencia maçı
24 haziran 1993 tarihinde geceye doğru yaşadığım deneyimdir.
o gece babam nedense erkenden uyumuş, küçük kardeşim biraz ortalıkta dolanıp yatmıştı, en küçük kardeşimse henüz bu dünyaya geleceğinden habersizdi, gelmesine daha bir sene vardı.
annem sinirli sinirli örgü örüyordu dolaplı çekyatta. sanırım attığı her ilmekte bir de ilenme vardı. ama bu ilenmelerini adresi belirsizdi. ben de yatakta oturmuş televizyona bakıyordum. tatilde olduğum için, çok iyi bir öğrenci olduğum için ve abi olduğum için biraz daha geç yatabilirdim ya da o gün annemin eşref saatine denk gelmiştim. belki de benden haberdar bile değildi.
ben kaybolmuş, görmezden gelinmiş bir ruh olmanın verdiği huzurla elimde bir kemalettin tuğcu kitabıyla bir televizyona bir kitaba bakarak günümü gün ederken televizyonda bir maç başladı. deportivo-valencia maçı. kral kupası. o zamanlar futbol benim için her şey demekti. ağzım açık izlemeye başladım.
maç gayet iyi devam ederken ve ben kemalettin tuğcu’ya çoktan ihanet etmişken devre arası oldu ve annem yatmaya gitmeye karar verdi. ben annemin gözlerine yaprağı bitmiş dana gibi bakınca annem de maçın devamını izlememe izin verdi.
ikinci yarı başlayana kadar biraz kitap okudum. ah kemalettin tuğcu ya! yine acı yine keder. ikinci yarı başlayınca yazarın üzerime boca ettiği hüzünden arınmış, yepyeni biri olmuştum.
ama yetmişinci dakikaya doğru müthiş bir yağış başladı ispanya’da. 9 dakika içinde de hayatımda hiç görmediğim büyüklükte bir dolu yağışı. o dakikada maç ertelendi ve ben hayatımda ilk kez bir gece yalnız başıma maç izleme keyfimin yerle bir olmasını kemalettin tuğcu’ya ihale ettim.
maç bitince show tv’nin o zamanlar efsane olan logosu ve dık dıgıdık dık dıgıdık dık jingle’ını duydum. show tv logosundaki o’nun içi ise kıpkırmızı kızarınca şaşırdım çünkü daha önce o logoyu hiç bu kadar utanmış görmemiştim. daha sonra ise neden bu kadar utanç içinde olduğunu anladım.
ilk erotik film deneyimim de böylelikle başlamış oldu. eleven days eleven nights. film başladığında tam olarak ne olduğunu ve olacağını anlamadım ama daha sonra adam kadın tarafından eve hapsedilip bağlandığında işler benim için daha aydınlık bir hal aldı. ilk defa gördüğüm bu sahneler libido diye bir şey olduğunu ve bende bundan bolca bulunduğunu öğretti bana.
kadının adam üzerinde uyguladığı yöntemler, özellikle bal dök yala hijyeni aklımı karıştırdı. zira daha yarım saat kadar önce ben dilenci baba ile meşguldüm.
yaşım daha küçük olduğu için henüz nolan’dan habersizdim, zaten filmlerini de henüz çekmemişti. o yüzden dark night rises gibi bir durum hissetmedim bedenimde. ama zihinsel bir ereksiyon yaşadım elbette.
o gece yatağa girdiğimde yepyeni bir insandım. resmî olarak ilk erotik deneyimimi yaşamıştım. ertesi gün mahalle arkadaşlarıma anlatacağım harika bir hikayem vardı ve emindim ki yarın mahallenin yıldızı ben olacaktım. öyle de oldu zaten. bakir zihinli çocukların arasında tecrübeli bir womanizer’dım ben.
maç üç gün sonra kaldığı yerden devam etti ve deportivo kral kupasını kazandı. hala ispanya ligi izlemek benim için o cinsel deneyimi anımsatır. hele deportivo-valencia maçı varsa onbir gün onbir gece sürer etkisi.
o gece babam nedense erkenden uyumuş, küçük kardeşim biraz ortalıkta dolanıp yatmıştı, en küçük kardeşimse henüz bu dünyaya geleceğinden habersizdi, gelmesine daha bir sene vardı.
annem sinirli sinirli örgü örüyordu dolaplı çekyatta. sanırım attığı her ilmekte bir de ilenme vardı. ama bu ilenmelerini adresi belirsizdi. ben de yatakta oturmuş televizyona bakıyordum. tatilde olduğum için, çok iyi bir öğrenci olduğum için ve abi olduğum için biraz daha geç yatabilirdim ya da o gün annemin eşref saatine denk gelmiştim. belki de benden haberdar bile değildi.
ben kaybolmuş, görmezden gelinmiş bir ruh olmanın verdiği huzurla elimde bir kemalettin tuğcu kitabıyla bir televizyona bir kitaba bakarak günümü gün ederken televizyonda bir maç başladı. deportivo-valencia maçı. kral kupası. o zamanlar futbol benim için her şey demekti. ağzım açık izlemeye başladım.
maç gayet iyi devam ederken ve ben kemalettin tuğcu’ya çoktan ihanet etmişken devre arası oldu ve annem yatmaya gitmeye karar verdi. ben annemin gözlerine yaprağı bitmiş dana gibi bakınca annem de maçın devamını izlememe izin verdi.
ikinci yarı başlayana kadar biraz kitap okudum. ah kemalettin tuğcu ya! yine acı yine keder. ikinci yarı başlayınca yazarın üzerime boca ettiği hüzünden arınmış, yepyeni biri olmuştum.
ama yetmişinci dakikaya doğru müthiş bir yağış başladı ispanya’da. 9 dakika içinde de hayatımda hiç görmediğim büyüklükte bir dolu yağışı. o dakikada maç ertelendi ve ben hayatımda ilk kez bir gece yalnız başıma maç izleme keyfimin yerle bir olmasını kemalettin tuğcu’ya ihale ettim.
maç bitince show tv’nin o zamanlar efsane olan logosu ve dık dıgıdık dık dıgıdık dık jingle’ını duydum. show tv logosundaki o’nun içi ise kıpkırmızı kızarınca şaşırdım çünkü daha önce o logoyu hiç bu kadar utanmış görmemiştim. daha sonra ise neden bu kadar utanç içinde olduğunu anladım.
ilk erotik film deneyimim de böylelikle başlamış oldu. eleven days eleven nights. film başladığında tam olarak ne olduğunu ve olacağını anlamadım ama daha sonra adam kadın tarafından eve hapsedilip bağlandığında işler benim için daha aydınlık bir hal aldı. ilk defa gördüğüm bu sahneler libido diye bir şey olduğunu ve bende bundan bolca bulunduğunu öğretti bana.
kadının adam üzerinde uyguladığı yöntemler, özellikle bal dök yala hijyeni aklımı karıştırdı. zira daha yarım saat kadar önce ben dilenci baba ile meşguldüm.
yaşım daha küçük olduğu için henüz nolan’dan habersizdim, zaten filmlerini de henüz çekmemişti. o yüzden dark night rises gibi bir durum hissetmedim bedenimde. ama zihinsel bir ereksiyon yaşadım elbette.
o gece yatağa girdiğimde yepyeni bir insandım. resmî olarak ilk erotik deneyimimi yaşamıştım. ertesi gün mahalle arkadaşlarıma anlatacağım harika bir hikayem vardı ve emindim ki yarın mahallenin yıldızı ben olacaktım. öyle de oldu zaten. bakir zihinli çocukların arasında tecrübeli bir womanizer’dım ben.
maç üç gün sonra kaldığı yerden devam etti ve deportivo kral kupasını kazandı. hala ispanya ligi izlemek benim için o cinsel deneyimi anımsatır. hele deportivo-valencia maçı varsa onbir gün onbir gece sürer etkisi.
devamını gör...
venezuela
enflasyon çok yüksek, yaşam şartları çok kötü ama yine de amerika'nın darbecilere her imkanı vermesine, avrupa birliğinin bile desteğini almalarına rağmen hükümeti düşürüp darbe yapamadığı ülkedir.
devamını gör...
gurup
güneş'in ufkun altına inmesi sonucu oluşan alacakaranlık aşamasıdır.
devamını gör...
sinister six
marvel evreninde spıder-man'in düşmanları tarafından kurulan bir oluşum. spıder-man'in ancak birlik halinde durdurulabileceğine inanmış ve içinde vulture, kraven ,sand man ,electro ,hobgoblin ve doctor octopus yer almıştır. iptal edilen spıder-man 4 filminde de bu ekipten bazı karakterlere yer verilecekti.
devamını gör...
mimi wo sumaseba
ingilizceye 'whisper of the heart', türkçeye ise 'yüreğinin sesi' olarak çevrilen 1995, studio ghibli yapımı animasyon filmi.
studio ghibli denince akla ilk olarak hayao miyazaki gelir lakin mimi wo sumaseba'nın yönetmenliğini yoshifumi kondo yapmıştır.
kendimizi ve hayallerimizi bulma yolculuğumuz yorucudur, çoğu zaman acı verir. bir de üzerine gizemler ve beklenmediklerle doludur. peki bu arayışa çocukların saf duyguları eşlik ederse ne olur?
mimi wo sumaseba, yaşıtları lise sınavına hazırlanırken tek yaptığı kitaplarına gömülmek olan bir kız çocuğu olan shizuku'yu konu alıyor. shizuku okumayı sevdiğinden kütüphaneden ödünç kitap alıyor fakat aldığı kitapların daha öncesinde hep aynı kişi tarafından alınıp okunduğunu fark ediyor. merak ediyor o kişiyi, hatta nasıl biri olduğu ile ilgili türlü hayaller kuruyor ve bir gün bu kişi ile yolları kesişiyor. bu kişi sayesinde shizuku ne olmak istediğini bilmeyen biri olduğunu fark ediyor. yüreği acıyor. o acıya yol gösterecek biriyle daha tanışıyor. yüreğinin sesini dinleyerek hayallerinin peşinden koşmaya çalışan shizuku ve arkadaşına ne oluyor?
oradan oraya savrulmaya devam mı ediyor yoksa yüreğinin sesine kulak astığından bir şeyler mi değişiyor?

görsel için kaynak.
studio ghibli denince akla ilk olarak hayao miyazaki gelir lakin mimi wo sumaseba'nın yönetmenliğini yoshifumi kondo yapmıştır.
kendimizi ve hayallerimizi bulma yolculuğumuz yorucudur, çoğu zaman acı verir. bir de üzerine gizemler ve beklenmediklerle doludur. peki bu arayışa çocukların saf duyguları eşlik ederse ne olur?
mimi wo sumaseba, yaşıtları lise sınavına hazırlanırken tek yaptığı kitaplarına gömülmek olan bir kız çocuğu olan shizuku'yu konu alıyor. shizuku okumayı sevdiğinden kütüphaneden ödünç kitap alıyor fakat aldığı kitapların daha öncesinde hep aynı kişi tarafından alınıp okunduğunu fark ediyor. merak ediyor o kişiyi, hatta nasıl biri olduğu ile ilgili türlü hayaller kuruyor ve bir gün bu kişi ile yolları kesişiyor. bu kişi sayesinde shizuku ne olmak istediğini bilmeyen biri olduğunu fark ediyor. yüreği acıyor. o acıya yol gösterecek biriyle daha tanışıyor. yüreğinin sesini dinleyerek hayallerinin peşinden koşmaya çalışan shizuku ve arkadaşına ne oluyor?
oradan oraya savrulmaya devam mı ediyor yoksa yüreğinin sesine kulak astığından bir şeyler mi değişiyor?

görsel için kaynak.
devamını gör...
mutlu bir ilişkinin sırrı
robnaja'nin su taniminda #360674 bahsettigi gibi mutlu iliskiye ilk etken mutlu bireylerdir. sonrasindaki etken ise, karsilikli uyum ve denkliktir yani bence...
iliskileri olusturan temel dinamiklerin bireylerin sahip oldugu karsilikli sevgi ve saygi oldugunu dusunuruz hep. hatta hadi buna karsilikli cinsel cekimi de ekleyelim. ciftler birbirini seviyorsa, karsilik saygi ve guven de varsa her sey sut liman olur diye biliriz hep oyle degil mi? peki oyle mi? aslinda o is hic oyle degil...
iliskinin gorunmeyen aslinda zaman gectikce gorunen en temel gizli dinamigi uyumdur. hatta denkliktir. yasam tarziniz da, dusunceleriniz de, sahip oldugunuz imkanlariniz da, hatta ve hatta zevkleriniz, ilgi alanlariniz da uyum yoksa olmaz. "sevgi her seyin ustundedir, karsilik bir orta yol her daim bulunur" demeyin. surekli bir orta yol bulma cabasi da iliskiyi yorar. evde takilmayi seven biriyle disarida aktivite yapmak zordur yada gezmeyi seven birini evde tutmak zordur. kitap okumayi seven biriyle film izlemek de zordur yada film izlemeyi seven birinin eline kitap tutusturup kitap okutmak da zor. bakin muzik zevkinden hic bahsetmiyorum bile. klasik muzik seven birine metal muzik dinletmek tamamiyla is ken ce!.. lafin kisasi uyum guzeldir, uyum iyidir. uyum ayni pencereden bakip, ayni manzarayi gormenizi dolayisiyla ayni lezzeti almanizi saglar. lezzetlerden de ortak haz alinirsa ciftler mutlu olur hatta ve hatta baglari kuvvetlenir. uyumun olmadigi yerde iliskiler genellikle tek tarafli yasanir. ortak baglari olmaz. ıki taraftan biri kendi tarzina illaki yonelir. biri disariya tek basina cikmaya baslar, oteki kendini odasina kapatip kitabini okur. biri de en sevdigi metal parcalarini, kulakligini takarak dinler. uzgunum ama gidisat hep boyledir hic sasmaz.
iliskileri olusturan temel dinamiklerin bireylerin sahip oldugu karsilikli sevgi ve saygi oldugunu dusunuruz hep. hatta hadi buna karsilikli cinsel cekimi de ekleyelim. ciftler birbirini seviyorsa, karsilik saygi ve guven de varsa her sey sut liman olur diye biliriz hep oyle degil mi? peki oyle mi? aslinda o is hic oyle degil...
iliskinin gorunmeyen aslinda zaman gectikce gorunen en temel gizli dinamigi uyumdur. hatta denkliktir. yasam tarziniz da, dusunceleriniz de, sahip oldugunuz imkanlariniz da, hatta ve hatta zevkleriniz, ilgi alanlariniz da uyum yoksa olmaz. "sevgi her seyin ustundedir, karsilik bir orta yol her daim bulunur" demeyin. surekli bir orta yol bulma cabasi da iliskiyi yorar. evde takilmayi seven biriyle disarida aktivite yapmak zordur yada gezmeyi seven birini evde tutmak zordur. kitap okumayi seven biriyle film izlemek de zordur yada film izlemeyi seven birinin eline kitap tutusturup kitap okutmak da zor. bakin muzik zevkinden hic bahsetmiyorum bile. klasik muzik seven birine metal muzik dinletmek tamamiyla is ken ce!.. lafin kisasi uyum guzeldir, uyum iyidir. uyum ayni pencereden bakip, ayni manzarayi gormenizi dolayisiyla ayni lezzeti almanizi saglar. lezzetlerden de ortak haz alinirsa ciftler mutlu olur hatta ve hatta baglari kuvvetlenir. uyumun olmadigi yerde iliskiler genellikle tek tarafli yasanir. ortak baglari olmaz. ıki taraftan biri kendi tarzina illaki yonelir. biri disariya tek basina cikmaya baslar, oteki kendini odasina kapatip kitabini okur. biri de en sevdigi metal parcalarini, kulakligini takarak dinler. uzgunum ama gidisat hep boyledir hic sasmaz.
devamını gör...
çirkin bir kadın olmak
ben de bekarken çirkindim ne yalan söyleyeyim. kaş almayı bilmiyordum, saç yapmayı bilmiyordum, kocaman kırmızı çerçeveli gözlüklerim vardı, şık giyinmeyi bile bilmiyordum. eşim o halimle sevdi beni. üstelik kendisi çok dikkat çeken yakışıklılığa sahipti. evlenmek istediğimizi söylediğinde ailesi bile "oğlum daha güzel kızlar var seni isteyen, bu kızı napcan" dedi. ben evlendikten sonra lens kullanmaya başladım. kaşlarıma, saçlarıma bakım yaptım(gerçi sonra tesettüre girdim ama evde saçlarıma bakıyorum) efendim giyimimi şık tesettüre çevirdim. e eşim de babasının ölümü vs derken biraz çöktü daha bu yaşta (30) şimdi bana diyorlar sen çok güzelsin bu adam sana yakışmıyor. yahu biz birbirimize bakınca kalplerimizi görüyoruz. ağız burun değil ki. çıkın şu algıdan
devamını gör...
sonsuzluk yolcusu
yazdıklarının okunacağı bilincinde olan ve bu bağlamda özenli bir yazma stili geliştirmiş saygıdeğer yazardır. yazılarını pek keyifle okuyup, beğenirim. gönülden tebrik eder ve daim olmasını dilerim. *
devamını gör...