bakış açısına göre değişir. ücra bir köyde, muhtar dolu dolu bir hayat yaşıyordur ahaliye göre. her hafta 2 kez kasabaya iniyor, şehire bile gittiği oluyordur hatta.

discovery chanel'da, "bu bataklıkta dünyanın en zehirli yılan türlerinden 6'sı popülasyonunu sürdürüyor" diyerek dağda bayırda şortla gezen manyağa göre, hobi olarak trakcking yapan tipler çok sıkıcıdır. belli bir kıstası olmamalı bu işin. öldükten sonra geride bıraktığın eserlerle doğru orantılı olması da klişeden ibaret. kime göre neye göre. einstein tırnaklarını kesmeye üşenirdi geyiği malum. gününü evinde, inandığı ve zevk aldığı şeyleri deneyerek tamamlardı. sayesinde dünya eskisi gibi değil.

ekstrem işlerle uğraşmak veya seyyahlık bu işin kriteri değil demek ki. senden sonraki kuşaklara bilim, sanat adına güzel eserler bırakmakta değil. bunların adı, güzel bir hayat yaşamak, başarılı bir hayat geçirmek, doğru bir hayat yaşamak olabilir ama dolu dolu yaşamak deyince sanki biraz haksızlık ediyormuşum gibi geliyor diğerlerine. sokaktaki tinerci de kendi çapında dolu dolu yaşıyordur. o gün 4 cüzdan yürütmüştür. sanatçının biri onun başını okşayıp 100 tl vermiştir. teoman habire sallanarak bardan çıktığı için teoman olabilir bak o.

"sabah 8 akşam 5, 2 çocuk, çocukları da evlendirdik, bir de ayvalıkta yazlık."

bu hayata da boş diyemez kimse.
başarısız olmuş, başarısızlığını kendi yaratmış insanların hayatına da boş veya dolu diyemem. acayip derecede bakış açısıyla alakalı bu. karışık işler velhasıl.
devamını gör...

adamsınız adam!
heykelinizi yapalım desek beton yetmez,
gömelim gel seni desek sözlüğe sığmaz,
yağmur yağsa ıslanmaz,
kamyon çarpsa yıkılmaz.

neyse asıl konumuza gelelim, bi madalya versenize abi ( dilenci değilim ).
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

barselona'da hotel colon'un çatısında sırtındaki m1916 ispanyol mavzeriyle -ilk ve son kez silah tutmuştur- çekilen fotoğrafıyla ispanya devrimi'nin ruhunu ölümsüzleştirmiş; iç savaşın sembolü haline gelmiş 17'lik devrimci, milis, gazeteci ve tercüman.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(1936 barselona - juan guzmán)

marina, 19 ocak 1919'da fransa'nın toulouse şehrinde sol görüşlü bir ailede dünyaya geldi. henüz 11 yaşındayken ailesiyle birlikte barselona'ya taşındı. takip eden yıllarda katalonya birleşik sosyalist partisi'ne katıldı (partido socialista unificado de cataluña). iç savaş başladığında sovyet gazetesi pravda'da muhabirlik yapan mikhail koltsov'un yanında muhabirlik ve çevirmenlik yaptı. pravda'ya yeni katılmasına karşın sovyet politikalarında yanlış giden bir şeyler olduğunu anlamıştı ve daha sonraları fikirleri birleşik marksist işçi partisi'ne (partido obrero de unificacion marxista) yaklaştı. savaş bitmeden yaralanınca montpellier'e gönderildi. fransa nazilerce işgal edildikten sonra dominik cumhuriyeti'ne gitmek zorunda kaldı. 1946'da diktatör rafael trujillo'nun baskılarından kaçarak venezuela'ya göç etti. 1952'de barselona'ya, 1978'de de paris'e taşındı. marina ginestà, ocak 2014'te paris'teyken; savaşı kaybetmiş olsa da temiz bir ruh ve mazlumlar için savaşmış olmanın verdiği onurla son nefesini verdi.


şimdi, marina'nın pravda için çalışırken pek de yanılmadığını gösteren, daha sonraları faşist franco'nun ilerlemesini kolaylaştıran ve sonrasında da zaferini pekiştiren dünya ölçekli komünist basının devrimi nasıl haince katlettiğine bakalım. yeterli kaynakların olmaması barselona çarpışmaları hakkında kesin ve tarafsız konuşmayı imkansızlaştırıyor, çarpışmaların gerçek öyküsünü maskeliyor.
fakat yine de genel bir portre çizebilmek adına fraksiyonlardan ve komünist basından bahsedelim.

3 mayıs tarihli hükümet kararı ve telefon santrali baskını:
barselona çarpışmalarının başlangıcı olarak hükümetin özel silahların toplanması ve siyaset üstü bir polis gücü kurulmasına yönelik aldığı 3 mayıs 1937 tarihli kararı kabul edebiliriz. 3 mayıs'ta hükümet c.n.t.'li işçilerin çalıştığı telefon santralini ele geçirmeye karar verdi. gerekçeleri kötü yönetim, resmi konuşmaların dinlenmesi ve görüşmelerin banda alındığı iddialarıydı. polis şefi salas -polisler caddeleri kontrol altına alırken- üç kamyon dolusu güvenlik askerini santrale gönderdi. santralin yanı sıra çeşitli stratejik binalar da ele geçirildi. genel kanı bu eylemin c.n.t.'ye karşı güvenlik askerleri ve p.s.u.c. tarafından yapılacak bir saldırının işareti olduğuydu. caddelerde ve sokaklarda silahlı anarşistler devriye atmaya başladı, dükkanlar kapandı; hemen ardından çatışmalar patlak verdi. o günün gecesi ve ertesi gün barikatlar kurulmuştu, çatışmalar 6 mayıs sabahına kadar sürdü. 7 mayıs'ta şartlar normalde döndü.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(barikatların lokasyonlarına dair bir harita)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(bir c.n.t. barikatı)

komünist basında barselona çarpışmalarının sorumluluğu p.o.u.m.'un üzerine yıkılmıştır. bütünüyle p.o.u.m. tarafından organize edilmiş bir isyan, hatta daha da ileri giderek; faşist çıkarlar için düzenlenmiş, bir iç savaş başlatarak hükümeti devre dışı bırakma amacını amaçlayan bir dümen idi. bu iddiaların devamında p.o.u.m. "franco'nun beşinci kolu" olmak ve ihanetle suçlanıyordu.

11 mayıs tarihli (ingiliz komünist partisi'nin yayın organı) daily worker'a göre:
"dördüncü enternasyonal kongresini" "hazırlamak" için barselona'ya akın eden alman ve italyan ajanların büyük bir görevi vardı. bu görev şuydu:
yerel troçkistlerle işbirliği yaparak kargaşalı ve kanlı bir ortam hazırlayacaklar, alman ve italyanlar da barselona'da hüküm süren karışıklıklar yüzünden "katalonya kıyılarını deniz egemenliği altında tutmaya olanakları kalmadığını ve bu yüzden barselona'ya asker çıkartmaktan başka çareleri olmadığını" ilan edivereceklerdi.
başka bir ifadeyle, alman ve italyan hükümetlerin katalonya kıyılarına açıktan açığa kuvvet çıkarabileceği ve bunu "düzeni korumak için yaptığını" ilan edebileceği bir ortam hazırlanıyordu.
...
bütün dalaverenin aracı, troçkist bir örgüt görünümündeki p.o.u.m. olarak alman ve italyanlar için hazırdı.
meşhur sabıkalı unsurlarla ve anarşist örgütlerdeki belli diğer yanlış yola sürüklenmiş kişilerle işbirliği içinde hareket eden p.o.u.m., cephe gerisinde ve cephede bilbao'ya yapılan hücumla aynı zamanda getirilen bir saldırı planlamış ve örgütlemiştir...


yazının sonlarına doğru barselona çarpışması "p.o.u.m. saldırısı" haline gelir ve aynı sayıdaki bir başka yazıda katalonya'da kan dökülmesenin sorumluluğunun p.o.u.m.'a ait olduğu belirtilir.

yine 11 mayıs tarihli daily worker'a göre:
solcu katalan kamu güvenliği bakanı aiguade ve birleşik sosyalist kamu düzeni genel komiseri rodrique salas, çoğunluğu c.n.t. sendikaları üyesi olan görevlilerin silahlarını almak üzere, telefonica binasına silahlı devlet polisi gönderdiler.

29 mayıs tarihli inprecor:
öğleden sonra saat 3'te kamu güvenliği komiseri yoldaş salas, bir gece önce p.o.u.m.'un elli üyesi ve birkaç ipini koparmış kimse tarafından işgal edilen telefon santraline gitti.

yazılanların birbirleriyle nasıl çeliştiği ortadadır. p.o.u.m.'un elli milisine dair başka bir kayıt yoktur -dikkate değer bir hadise olmasına rağmen-.

peki p.o.u.m. gerçekte ne yaptı ve 7 mayıs'tan sonra ne oldu?
4 mayıs'ta küçük bir troçkist grup tarafından dağıtılan bildiride söylenenler kabaca şöyleydi: "herkes barikatlara gitsin -savaş sanayi dışındaki bütün sanayi kollarında genel grev yapılsın".
fakat p.o.u.m. önderleri tereddüt içerisindeydiler. franco'ya karşı savaşları bitmeden ve savaş kazanılmadan önce ayaklanmaya karşılardı. yine de emekçiler sokağa döküldü ve p.o.u.m. emekçilerin yanında yer almak zorunda kaldı. herhangi bir binaya saldırı emrini asla vermediler, eylemlerini savunma ile sınırlamak için gayret ettiler. la battala ayrıca barikatların terk edilmemesi gerektiğini yayımladı. p.o.u.m.'un sorumluluğu, herkesi biraz daha ayakta tutmaktan ibarettir. daha sonra p.o.u.m. önderleriyle kişisel ilişkileri olanlar: "onların bu durumdan rahatsız olduğunu fakat yine de katılmak zorunda kaldıklarını" söylediler.

birbiri ardına eklenen tonla dezenformasyon souncunda p.o.u.m. 15-16 haziran'da lağvedildi, p.o.u.m.'la ilişkisi olan herkes tutuklandı.
sonuç olarak zaten fraksiyonlara ayrılmış olan devrim: sürekli olarak hükümet değişikliğini deneyimlerken p.o.u.m.'u ihanetle suçlamış ve yine sol, kendi uzuvlarından birini koparıp atmıştır. franco'nun başarısında p.o.u.m.'un kurban edilmesinin payının olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

sahtekarlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.
devamını gör...

nasıl 20 yıl geçmiş olabilir bu şarkının üzerinden ya ve ben neler hissettim, neler yaşadım o arada diye kendimi sorguya çektiğim, işin içinden bir şekilde çıktığım* ama duygusundan çıkamadığım 10 şarkılık şebnem ferah albümü ve aynı ismi taşıyan şarkısı.
kadın albümüne daha sonra değineceğim.
şimdi dinleyelim.



sözleri de es geçmeyelim.

bir yanımda dopdolu yaşanmış sayfalar
bir yanımda üst üste okunmamış kitaplar
dünüm yarınım hep burda küçüçük adamda
susadım yoruldum ama aklım hayatta

bir yanda yorgun düşmüş yaşlanmış insanlar
bir yanımda ümitle aşkla uyananlar
dünyanın her hali burda dağınık odamda
çok düştüm yaralandım ama sarıldım hayata

ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan
her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler

bir yanımda durmadan çalışan saatler
bir yanda ağır ağır dipten gelen sesler
düşündüm buldum sandığım yüzyıllık gerçekler
hepsiyle giyindim durdum bazen büyük geldiler

bir yanda hiç susmadan konuşan dudaklar
bir yanda küsüp susmuş sessiz akıllar
dibe vurduysak ne olmuş elbet çıkarız
bir gün var bir gün yokuz kiralıkmış hayatlar

ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan
her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler

ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan

her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler
devamını gör...

ihanet edeni, iyi etmesin diyedir.
ama, ilacı yoksa pekala ah okunabilir.
kelin ilacı olsa ne olmasa ne?
ihanete uğrayan da kurtardı diyedir.
ya boşver, bak önündeki maçlara.
devamını gör...

'darısı başımıza' yazarı.
'hee nereden belli bikerem hiç kıskanmadım' yazarı.

büyüyünce benimde olacak ünvanım vuracam kırbacı vuracam kırbacı.

vatana, millete, sözlük halkına ve tüm insanlığa hayırlı, uğurlu olsun demeye geldim çok eyleşmeden gideceğim.

canım yazar gönlünün güzelliğinin karşılığını hep bulasın emi.
seviliyorsun. *
devamını gör...

bitti!
devamını gör...

leyla'dır. gecedir. karadır.
devamını gör...

yorgo dalaras & pix lax şarkısı.

hayatınızın bazı kısımlarını bazı şarkılarla özdeşleştirir misiniz siz de? hani bir şarkı duyduğunuzda o şarkı size koku, anı, renk, hayal olarak geri döner mi? benim dönüyor, hem de o kadar çok ki anlatamam. hayatımı son zamanlarda kediler ve şarkılar ele geçirdi geçireli iyice arttı bir de bu hal. şikayetçi miyim? gerçek hayattan soyutlanma kısmı hariç hayır, hatta o hal bazen en güzel terapiden bile daha çok işime yarıyor / geliyor doğruya doğru.

daha başka versiyonları da var ama yorgo dalaras & pix lax hali bambaşka, bana bunları yazdıran esas sebep bu hali.

bu şarkıyı açtığımda içinden çıkamıyorum, çıkmak nasip olmasın şükür; de o ayrı. ama bu şarkı her seferinde bir sürü imge, renk, koku ile üşüşüyor beynime ve etkisi kolay kolay da geçmiyor, şarkı başlıyor mesela ben eski günlerdeki eski ben gibi 6.50 lik bi sandalın başüstündeki yerimi alıyorum, yekede bi dost var ama sallayın şimdi, onu başka zaman anlatırım, tekne başıboş değil yani. mevsim yaz, zaman aralığı ise hava kararmış, gökyüzü koyu, koskoyu lacivert amma velakin siyah değil, böyle arafta tuhaf bi renk. kara üzerinde yaşayamayan, anca deniz üzerinde görünüp içinde durulacak bir renk işte, anlayın. hava mazot kokuyor, şaka yav şaka egzostu yeni yamattım bi gram pis kokmuyor ortalık, duyulan koku denizin üstünde olmamıza rağmen hanımeli, manolya, yasemin, yeni kurulmuş rakı sofrası, 3 aylık bebek ayağı, annenizin size uzattığı o bir dilim kızarmış ekmeğin kokularının karışımı gibi, beğenmediğinizi aradan çıkarın olmazsa böyle yazınca da bi tuhaf oldu evet.

toparlayacağım inşallah, az kaldı sevgili okur,biraz daha sabret ve kadim diller dahil 12 dilde akıcı şekilde küfür edebildiğimi de sakın unutma.

ne diyordum, ordan biz gökbel tarafına geldik kıyı kıyı.... yok bu diildi, bu ayrı bi muhabbet, hem ulu orta anlatılmaz çok ayıp!

neyse, sallayın.
bu şarkı var ya bu şarkı, güzel şarkıdır.
sözlerini anlamasanız bile içinde az ümit, az hayal kırıklığı, az şikayet, az vazgeçmişlik taşır ki zaten biz buna hali hazırda hayat diyoruz. ama sağolsun adının gizli kalmasını isteyen biri çevirisini yaptı ve benim kırık dökük yunancamdan bin kat yukarı taşıdı bu şarkının anlamını.

şöyle diyormuş efendim;

sevincim bir damla....

sana tekrar anlatayım geçip giden yılları - şikayetlerle dolu sevdiğim o şarkıyı (ve şikayetlerle dolu sevdiğim o şarkıyı)
sadece bir damla benim sevincim -- ama yine de, eğer ansızın gelirsen -- o damlayı sana vereceğim --- ki, yeniden doğmuş hissedebilesin..
yeniden sorayım - ne zaman getirecek güneş ve bana tuzak kuran o şimşek..

böyleymiş işte, hadi güzel hayaller ve daha da güzel hayatlar.

telos.

spotify
devamını gör...

bu ülkede emekçi kadınlar, ezilen kadınlar dururken danla gibi gereksiz ve popülist bir figür ile trübinlere oynamak imamoğlu'nun gerizekalı danışmanlara sahip olduğunu göstermektedir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu düzen değişecek!.
devamını gör...

okuyunca videodaki gibi hissettiğim başlıktır.
devamını gör...

soylemekten en cok gurur duydugum soz.
devamını gör...

buna uğramak ölünü gömemiyormuş gibi bir his veriyor. her şey bitmiş hiç umut yok ama kabulleneceğin bir sonu yaşamadığın için bir gözün hep arkada kalıyor. o yüzden size kalıyor o son bir avuç toprağı mezara atmak. en güç olan kısım ama siz bitti demeden bitmiyor. fatih terim'liği bırakın o yüzden. önünüzdeki yola bakın.
devamını gör...

geçen ay ulaştığım, bir whatsapp grubu kurduğumuz üniversite arkadaşlarımdan birinin kitabımı alıp resmini gurupta paylaşması.
diğerlerinin hoş mesajları...
dört yıllık muhabbetin, 22 sene sonra da devam etmesi.
hem vefa hem kıymet.
kitap bir yana yaşanmışlıkların iyi ki yaşanmış olması hissi tarif edilemez.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

maddi gücünüz varsa hiçbir şeyinize bakmazlar, kafadan bol artılı olurusunuz, kızı vermek için adeta 40 takla atmadıkları kalacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim