türkiye covid 19 aşılama hızı
devamını gör...
yazarların kendi yazdığı enfes sözler
şanssızlıktan yakınarak yürüdüğün yolda dünyanın son yağmuru yağdı, sen o akşam şemsiye açtın.
devamını gör...
sözlükçülerin gördüğü film tadında rüyalar
yıllar geçse de unutamazsınız. benim birkaç tane var böyle. birini anlatayım.
mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)
10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)
10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
o gün öldüm ben!
gözlerimi kapadım,
kalbimi susturdum...
bilmiyorum bu bana benzeyen kim?
kim bu her gün kendini iyi olduğuna inandırmaya çalışıp da o günlerin sonunda hep ağlayan?
bu kim?
acısı ile vedalaşamayıp içinde onu büyütmeye çalışan,
saklayan,
candan öte can bildiğiyle bir anda kırk kat yabancı olmayı kabul edemeyen,
bana çok benziyor;
feri kaçmış gözleri,
umutsuz bakışları,
solgun hali,
hatta olur olmaz ıslanan kirpikleri,
bana benziyor...
ama ben öldüm o gün!
o ben olamam.
olsa olsa benim kadar kırılmış bir kadındır o da,
kırılmışlığının tarifi de telafisi de mümkün *olmayan bir başka kadındır.
gözlerimi kapadım,
kalbimi susturdum...
bilmiyorum bu bana benzeyen kim?
kim bu her gün kendini iyi olduğuna inandırmaya çalışıp da o günlerin sonunda hep ağlayan?
bu kim?
acısı ile vedalaşamayıp içinde onu büyütmeye çalışan,
saklayan,
candan öte can bildiğiyle bir anda kırk kat yabancı olmayı kabul edemeyen,
bana çok benziyor;
feri kaçmış gözleri,
umutsuz bakışları,
solgun hali,
hatta olur olmaz ıslanan kirpikleri,
bana benziyor...
ama ben öldüm o gün!
o ben olamam.
olsa olsa benim kadar kırılmış bir kadındır o da,
kırılmışlığının tarifi de telafisi de mümkün *olmayan bir başka kadındır.
devamını gör...
1000 liralık kitap alışverişi yapan booktuberlar
devamını gör...
iyi ki varsın eren
trt'nin 2021'de yayınlayacağını duyurduğu yeni sinema filmi.
milletimize bazı şeyleri unutturmayacak olması açısından güzel bir girişim... dua edelim ki bu film şehitlik gibi hassas konular üzerinden prim yapılan 2 saatlik gözyaşı pornosuna dönüştürülmesin.
milletimize bazı şeyleri unutturmayacak olması açısından güzel bir girişim... dua edelim ki bu film şehitlik gibi hassas konular üzerinden prim yapılan 2 saatlik gözyaşı pornosuna dönüştürülmesin.
devamını gör...
vişneizm
bir vişne kolay mı yetişiyor sanıyorsunuz. hele ki kuzguncukta. her türlü ranta, her türlü iktidara karşı direnip meyve vermeye devam ediyor.
siz ne yapıyorsunuz?
taşlıyorsunuz bu nadide meyveyi. yapmayın etmeyin.
burası sözlük. troll yuvası değil.
burası sözlük. forum mekanı değil.
burası sözlük. insanlara sataşma yeri hiç değil.
burası sözlük. kendilerini komik sanan ama espri yeteneğinden uzak kişilerin yeri de değil.
kuzguncuktaki vişne yine güzel tanımlarını yazmaya devam edecektir.
ya siz bu sözlük ne için ne yapacaksınız?
işte tüm sorun bu.
ayrıca lütfen sorunu olan kişiler sorunlarını o kişinin mesaj kutusuyla çözsünler. bunun için nick6 ya da tanım kullanmak iyi niyetten çok uzak bir davranış.
siz ne yapıyorsunuz?
taşlıyorsunuz bu nadide meyveyi. yapmayın etmeyin.
burası sözlük. troll yuvası değil.
burası sözlük. forum mekanı değil.
burası sözlük. insanlara sataşma yeri hiç değil.
burası sözlük. kendilerini komik sanan ama espri yeteneğinden uzak kişilerin yeri de değil.
kuzguncuktaki vişne yine güzel tanımlarını yazmaya devam edecektir.
ya siz bu sözlük ne için ne yapacaksınız?
işte tüm sorun bu.
ayrıca lütfen sorunu olan kişiler sorunlarını o kişinin mesaj kutusuyla çözsünler. bunun için nick6 ya da tanım kullanmak iyi niyetten çok uzak bir davranış.
devamını gör...
muhammed 4. ayet
ya ayet arasak google'a yazarız arkadaş dediğim başlık. herkesin dini kendine ve özgür bir seçim! bu çeşitliliğin olduğu bu ortamda, sözlükte ayet aratanın olacağını sanmıyorum. gidin bin tane site var orada oynayın.
devamını gör...
alternative math
bir david maddox kısa filmidir. filmin senaryosunu david maddox, malcolm morrison ile birlikte yazmıştır.

türkiyede en revaçta olan ve en kolay yapılan şeylerden biri öğretmenleri eleştirmektir. haklı yanları da yok değildir bu eleştirilerin. bence de çok sayıda yeteneksiz, yetersiz, mesleğini severek yapmayan, hiçbir şey olamadığı için öğretmen olan insan var. ama sanırım bu her meslek grubunda eşit oranda mevcut.
peki yukarıda anlattığım gibi olmayan öğretmenler ne yapıyor? neden idareci olduğu bilinmeyen, anlam verilemeyen idarecilerle uğraşıyorlar mesela. şöyle bir eleştiri aldığınızı düşünsenize bir okul müdüründen:
“ hocam öğrenciler sizi çok sevdikleri için ingilizce öğretmeni olmak istiyorlar, onları hukuka yönlendirin.”
ben böyle bir eleştiri aldım. komik miydi? evet. peki can yakar mı? hem de çok.
peki velilerle uğraşmak. bir veli bana “ hocam bizim çocuk ingilizceyi çözemiyor, acaba kelimeleri bölerek mi anlatsanız?” diye bir öneri getirmişti.
sen bir öğretmen olarak mesleğin onurunu kurtarmak için ne kadar çabalarsan çabala ya mesleğin içinden ya da dışından bir cahilin müdahalesi ile karşılaşıyorsun. gish gallop senin bilimsel yöntemlerini manasız kılıyor.
george orwell 1984 romanında “ özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.” demişti. bu film onun ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gösterecek bize.
insanların kişisel çıkarları, kendi bildikleri doğrular, birilerine yaranma çabası alternatif bir matematik bile yaratabilir. ama unutmayın tıpkı adalet gibi matematik de bir gün herkese lazım olur.
alternative math

türkiyede en revaçta olan ve en kolay yapılan şeylerden biri öğretmenleri eleştirmektir. haklı yanları da yok değildir bu eleştirilerin. bence de çok sayıda yeteneksiz, yetersiz, mesleğini severek yapmayan, hiçbir şey olamadığı için öğretmen olan insan var. ama sanırım bu her meslek grubunda eşit oranda mevcut.
peki yukarıda anlattığım gibi olmayan öğretmenler ne yapıyor? neden idareci olduğu bilinmeyen, anlam verilemeyen idarecilerle uğraşıyorlar mesela. şöyle bir eleştiri aldığınızı düşünsenize bir okul müdüründen:
“ hocam öğrenciler sizi çok sevdikleri için ingilizce öğretmeni olmak istiyorlar, onları hukuka yönlendirin.”
ben böyle bir eleştiri aldım. komik miydi? evet. peki can yakar mı? hem de çok.
peki velilerle uğraşmak. bir veli bana “ hocam bizim çocuk ingilizceyi çözemiyor, acaba kelimeleri bölerek mi anlatsanız?” diye bir öneri getirmişti.
sen bir öğretmen olarak mesleğin onurunu kurtarmak için ne kadar çabalarsan çabala ya mesleğin içinden ya da dışından bir cahilin müdahalesi ile karşılaşıyorsun. gish gallop senin bilimsel yöntemlerini manasız kılıyor.
george orwell 1984 romanında “ özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.” demişti. bu film onun ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gösterecek bize.
insanların kişisel çıkarları, kendi bildikleri doğrular, birilerine yaranma çabası alternatif bir matematik bile yaratabilir. ama unutmayın tıpkı adalet gibi matematik de bir gün herkese lazım olur.
alternative math
devamını gör...
yazarların gördüğü son absürt düş
biraz uzun bir yazı olacak, çünkü çok katmanlı bir rüyaydı. okuyacaklar için şimdiden özür dilerim...
ilkokul arkadaşlarımla beraber 6. sınıfa tekrar başlıyorum. yanımda olan arkadaşlarım da durumun farkında, hepimiz aslında rüyada olduğumuzun farkındayız. dikkat ederseniz hepimiz diyorum, çünkü arkadaşlarımın gerçekten orada olduğunu sanıyorum. aslında bir rüya şirketinin deneyinin parçası olduğumuzu düşünüyoruz.
başlarda her şey güzel gidiyor, ortama ayak uyduruyoruz. okulda normal davranıyoruz, normal tarih akışını bozmamaya çalışıyoruz. fakat bir gün tarihin akışını yanlışlıkla değiştirdiğimizi fark ediyoruz ufak bir hareketle. bu noktadan sonra işler biraz sarpa sarıyor ve etrafta anomaliler oluşmaya başlıyor. bir gün 23 nisan törenini kutlarken rüyada olduklarını bilen diğer arkadaşlarımla konuyu tartışıyoruz ve rüyadan artık ayrılmak istediğimize karar veriyoruz. biz konuşmayı yaparken bir anda etrafta herkesin bizi dinlediğini fark ediyoruz, tüm tören durmuş, öğrenciler ve öğretmenler garip bakışlarla bizleri izliyor. hemen normal davranmaya başlıyoruz ve ortalık normale dönüyor. bir yandan da plan yapıyoruz ve törenin en gürültülü anında okuldan kaçıyoruz. okuldaki yüzlerce öğrenci ve öğretmen peşimizden koşuyor bizi yakalamak için. arkadaşlarımın tek tek yakalandığını görüyorum. ben tek başıma okuldan uzaklaşmayı başarıyorum ve derin bir nefes alıyorum.
tam o anda kollarımdan sıkıca tutuluyorum, meğer sokaktaki insanlar da peşimden gelmişler. beni zor kullanan polisler gibi yere yatırıyorlar ve o esnada yanıma üniformalı sarışın bir hanımefendi yaklaşıyor. "rüya sınırlarını ihlal ettiniz. zor kullanmaya mecburduk." diyor. ben arkadaşlarımı soruyorum hemen. kadın onların hiç varolmadığını ve hepsinin "arttırılmış rüya gerçekliği yansıması" olduğunu söylüyor. ben başlangıçta inanmayı reddediyorum fakat kafamı arkadaşlarımın olduğu tarafa çevirince onların birer birer yok olduğunu görüyorum.
"peki o zaman, ben de rüyadan ayrılmak istiyorum" diyorum. "şirketinizden bıktım" diye de ekliyorum.
kadın "hangi şirket?" diyor gülerek. gülüşünde benim bilmediğim bir şeyleri biliyor olduğu hazzı var. o an birdenbire farkına varıyorum, şirket aslında yok, hepsi benim rüyam ve benim uydurduğum gerçeklikler. kadın zihnimi okumuş gibi "bravo, sonunda başardınız" diyor. o an uyanıyorum.
uyandığımda annem sesleniyor. kanada'dan bir arkadaşım beni ziyarete gelmiş. onunla yemek için abur cubur dolu bir kase hazırlıyorum ve salona geçiyoruz. salonda atıştırmalıkları yerken arkadaşıma biraz önce gördüğüm garip rüyayı anlatıyorum, onun da çok ilgisini çekiyor. sonra birden aklıma bir soru takılıyor: "kanada'dan arkadaşım sadece beni ziyaret etmek için o kadar yolu niye tepsin?" anlıyorum ki yine rüyadayım, arkadaşıma çaktırmadan gofretimi yemeye devam ediyorum.
uyanıyorum. umarım bu sefer asıl gerçeklikteyimdir.
ilkokul arkadaşlarımla beraber 6. sınıfa tekrar başlıyorum. yanımda olan arkadaşlarım da durumun farkında, hepimiz aslında rüyada olduğumuzun farkındayız. dikkat ederseniz hepimiz diyorum, çünkü arkadaşlarımın gerçekten orada olduğunu sanıyorum. aslında bir rüya şirketinin deneyinin parçası olduğumuzu düşünüyoruz.
başlarda her şey güzel gidiyor, ortama ayak uyduruyoruz. okulda normal davranıyoruz, normal tarih akışını bozmamaya çalışıyoruz. fakat bir gün tarihin akışını yanlışlıkla değiştirdiğimizi fark ediyoruz ufak bir hareketle. bu noktadan sonra işler biraz sarpa sarıyor ve etrafta anomaliler oluşmaya başlıyor. bir gün 23 nisan törenini kutlarken rüyada olduklarını bilen diğer arkadaşlarımla konuyu tartışıyoruz ve rüyadan artık ayrılmak istediğimize karar veriyoruz. biz konuşmayı yaparken bir anda etrafta herkesin bizi dinlediğini fark ediyoruz, tüm tören durmuş, öğrenciler ve öğretmenler garip bakışlarla bizleri izliyor. hemen normal davranmaya başlıyoruz ve ortalık normale dönüyor. bir yandan da plan yapıyoruz ve törenin en gürültülü anında okuldan kaçıyoruz. okuldaki yüzlerce öğrenci ve öğretmen peşimizden koşuyor bizi yakalamak için. arkadaşlarımın tek tek yakalandığını görüyorum. ben tek başıma okuldan uzaklaşmayı başarıyorum ve derin bir nefes alıyorum.
tam o anda kollarımdan sıkıca tutuluyorum, meğer sokaktaki insanlar da peşimden gelmişler. beni zor kullanan polisler gibi yere yatırıyorlar ve o esnada yanıma üniformalı sarışın bir hanımefendi yaklaşıyor. "rüya sınırlarını ihlal ettiniz. zor kullanmaya mecburduk." diyor. ben arkadaşlarımı soruyorum hemen. kadın onların hiç varolmadığını ve hepsinin "arttırılmış rüya gerçekliği yansıması" olduğunu söylüyor. ben başlangıçta inanmayı reddediyorum fakat kafamı arkadaşlarımın olduğu tarafa çevirince onların birer birer yok olduğunu görüyorum.
"peki o zaman, ben de rüyadan ayrılmak istiyorum" diyorum. "şirketinizden bıktım" diye de ekliyorum.
kadın "hangi şirket?" diyor gülerek. gülüşünde benim bilmediğim bir şeyleri biliyor olduğu hazzı var. o an birdenbire farkına varıyorum, şirket aslında yok, hepsi benim rüyam ve benim uydurduğum gerçeklikler. kadın zihnimi okumuş gibi "bravo, sonunda başardınız" diyor. o an uyanıyorum.
uyandığımda annem sesleniyor. kanada'dan bir arkadaşım beni ziyarete gelmiş. onunla yemek için abur cubur dolu bir kase hazırlıyorum ve salona geçiyoruz. salonda atıştırmalıkları yerken arkadaşıma biraz önce gördüğüm garip rüyayı anlatıyorum, onun da çok ilgisini çekiyor. sonra birden aklıma bir soru takılıyor: "kanada'dan arkadaşım sadece beni ziyaret etmek için o kadar yolu niye tepsin?" anlıyorum ki yine rüyadayım, arkadaşıma çaktırmadan gofretimi yemeye devam ediyorum.
uyanıyorum. umarım bu sefer asıl gerçeklikteyimdir.
devamını gör...
arap hayranları uçurulsun kampanyası
poponuzdan kampanya uydurmayın demek istediğim başlıktır. yarın bir gün biz arap hayranıyız arap hayranı olmayanları uçuralım kampanyası açarlar. kısır döngüye girer. sözlük çöp olur. sevmediğiniz tanımı görmezden gelin. isterse tahinli helva hayranı olsun insanlar sizi ilgilendirmez.
devamını gör...
metafor
tdk'ye göre; eğretileme, benzetme amaçlı mecaz anlamına gelir. yani, gibi benzetme edatını kullanmadan -mış gibi yapmak havası katar.
ayrıca bana hep bu repliği hatırlatır:
"bir tane bile yakmadım.*
bu bir metafor tamam mı? öldürücü şeyi dudaklarının arasına kadar sokuyorsun ama ona öldürücü olabilecek gücü vermiyorsun."
ayrıca bana hep bu repliği hatırlatır:
"bir tane bile yakmadım.*
bu bir metafor tamam mı? öldürücü şeyi dudaklarının arasına kadar sokuyorsun ama ona öldürücü olabilecek gücü vermiyorsun."
devamını gör...
yasak elma
bir caner çelebi özlü sözü der ki: "arkadan kuyu kazmak çok saçma, geriye doğru mu yürüyorsun ki? sen gittikten sonra arkanda hendek olmuş ne fayda?" ve yine başka bir vecizesinde ablasına hitaben, "abla sana laf anlatmak koşu bandında koşmak gibi, koşuyorsun koşuyorsun ama bir yere varamıyorsun." der. kısaca caner hatrına izlediğim, aksi takdirde çöp olan dizi.
devamını gör...
noble m600
noble isimli ingiltere menşeili butik spor otomobil firmasının 2011 yılından beri ürettiği el üretimi güncel modelidir..
b8444s kodlu 4.4 litrelik v8 yamaha üretimi bir volvo xc90 motoruna sahiptir.. bu motor garret marka twinturbo denilen ikiz turbo ile güçlendirilmiştir ve maksimum 650 hp güç üretir.. araç kullanımında 3 farklı mod vardır ve bunlara göre gücü 450-550-650 hp olacak şekilde sürücü tarafından ayarlanabilir.. şasesi alüminyum ve paslanmaz çeliktendir kaportası ise karbon fiberdir.. sadece 1250 kg olan bu aracın güç/ağırlık oranı bugatti veyron'dan daha fazladır..


aracın bu kadar özel olmasının sebeplerinden biri noble'ın leicester city şehrindeki fabrikasında 20 kişilik bir ekip tarafından el yapımı olarak üretilmesidir.. dolayısıyla nadir, egzotik bir araçtır..
yine bu kadar özel olmasının sebeplerinden en önemlisi araçta "bulunmayan" donanımlardır.. bu araçta esp denilen güvenlik donanımları, hava yastığı, abs, denge kontrolü, otomatik vites bulunmamaktadır.. güvenlik olarak sadece açıp kapatabildiğiniz azıcık çekiş kontrolü (traction control) ve emniyet kemeri bulunmaktadır.. bunun dışında pedallar, direksiyon, 6 vitesli manuel şanzıman, arkadan çekiş ve 650 beygir ile araba ve siz varsınız..
frenlerde genelde spor araçlarda karbon ve seramik alaşımları kullanılırken bu araçta eski tip çelik fren diskleri kullanılmaktadır.. önler 6 pistonlu, arkalar ise 4 pistonlu kalipere sahiptir..

araçla aranıza girecek hiç bir şey yok.. bu da saf bir sürüş zevkini size vaad ediyor.. diğer ünlü spor otomobillerdeki güvenlik sağlayan ve sürüşünüze yardımcı olan elektronik donanımlar bazı petrolhead'lere göre sürüş zevkini baltalamakta, otomobili limitlerde kullanmayı engelleyen ve bazen yapmak istediğiniz şeyi veya yeteneklerinizi göstermenizi engelleyen unsurlar olmaktadır.. bu araç da böyle düşünen kişiler için üretilmektedir.. saf bir otomobildir, aranıza fitne fesat sokmayan, sizi olduğunuz gibi gösteren, über süper ultimate driving machine'dir..

aracın içinde bol miktarda karbon fiber detaylar mevcut.. çok detay yok.. vites kolunun arkasında savaş uçaklarında bulunan kapaklı bir düğme var, zaten azıcık olan çekiş kontrol sistemini bu düğme yardımıyla tamamen kapatabiliyorsunuz.. yine vitesin ön tarafındaki kırmızı renkli çevirmeli anahtar ile de 3 tane olan sürüş modları arasında geçiş yapabiliyorsunuz..

aracın teknik verilerine gelirsek:
0-100'ü 3 saniye
son hızı üretici firma tahmini olarak 362 km/h beyan etmekte ancak bilinmiyor.. resmi olarak 346 km/h hıza çıkılmış bu zamana kadar..
0-200 9 saniye
0-300'ü ise 30 saniye sürmektedir..
fiyatı yaklaşık 330 bin dolardır..
üstü açık modeli de vardır.. speedster diye geçer..
gönlümde yeri ayrı olan bir otomobildir..
b8444s kodlu 4.4 litrelik v8 yamaha üretimi bir volvo xc90 motoruna sahiptir.. bu motor garret marka twinturbo denilen ikiz turbo ile güçlendirilmiştir ve maksimum 650 hp güç üretir.. araç kullanımında 3 farklı mod vardır ve bunlara göre gücü 450-550-650 hp olacak şekilde sürücü tarafından ayarlanabilir.. şasesi alüminyum ve paslanmaz çeliktendir kaportası ise karbon fiberdir.. sadece 1250 kg olan bu aracın güç/ağırlık oranı bugatti veyron'dan daha fazladır..


aracın bu kadar özel olmasının sebeplerinden biri noble'ın leicester city şehrindeki fabrikasında 20 kişilik bir ekip tarafından el yapımı olarak üretilmesidir.. dolayısıyla nadir, egzotik bir araçtır..
yine bu kadar özel olmasının sebeplerinden en önemlisi araçta "bulunmayan" donanımlardır.. bu araçta esp denilen güvenlik donanımları, hava yastığı, abs, denge kontrolü, otomatik vites bulunmamaktadır.. güvenlik olarak sadece açıp kapatabildiğiniz azıcık çekiş kontrolü (traction control) ve emniyet kemeri bulunmaktadır.. bunun dışında pedallar, direksiyon, 6 vitesli manuel şanzıman, arkadan çekiş ve 650 beygir ile araba ve siz varsınız..
frenlerde genelde spor araçlarda karbon ve seramik alaşımları kullanılırken bu araçta eski tip çelik fren diskleri kullanılmaktadır.. önler 6 pistonlu, arkalar ise 4 pistonlu kalipere sahiptir..

araçla aranıza girecek hiç bir şey yok.. bu da saf bir sürüş zevkini size vaad ediyor.. diğer ünlü spor otomobillerdeki güvenlik sağlayan ve sürüşünüze yardımcı olan elektronik donanımlar bazı petrolhead'lere göre sürüş zevkini baltalamakta, otomobili limitlerde kullanmayı engelleyen ve bazen yapmak istediğiniz şeyi veya yeteneklerinizi göstermenizi engelleyen unsurlar olmaktadır.. bu araç da böyle düşünen kişiler için üretilmektedir.. saf bir otomobildir, aranıza fitne fesat sokmayan, sizi olduğunuz gibi gösteren, über süper ultimate driving machine'dir..

aracın içinde bol miktarda karbon fiber detaylar mevcut.. çok detay yok.. vites kolunun arkasında savaş uçaklarında bulunan kapaklı bir düğme var, zaten azıcık olan çekiş kontrol sistemini bu düğme yardımıyla tamamen kapatabiliyorsunuz.. yine vitesin ön tarafındaki kırmızı renkli çevirmeli anahtar ile de 3 tane olan sürüş modları arasında geçiş yapabiliyorsunuz..

aracın teknik verilerine gelirsek:
0-100'ü 3 saniye
son hızı üretici firma tahmini olarak 362 km/h beyan etmekte ancak bilinmiyor.. resmi olarak 346 km/h hıza çıkılmış bu zamana kadar..
0-200 9 saniye
0-300'ü ise 30 saniye sürmektedir..
fiyatı yaklaşık 330 bin dolardır..
üstü açık modeli de vardır.. speedster diye geçer..
gönlümde yeri ayrı olan bir otomobildir..
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
benim bütün eşyalarım bana böyle küçük küçük sürprizler yapmaya bayılırlar, şakacı şeyler kendi kendine yer değiştirebiliyor;
mesela en şakacı olan telefonum, acil telefon açmam gerekliyse hemen bir koltuk kenarına saklanır veya o gün hiç gitmediğim bir odayı özlemiştir, akıllı ya kendileri sağ olsun yapıyor durduramıyoruz.
dışarı yürümeye çıkacaksam ya da kulaklıkla telefonda konuşacaksam sevgili kulaklığım bu fırsatı asla kaçırmaz ve mutlaka hiç akla gelmeyen, her seferinde takdir toplayacağı bir yer bulur kendine. alkışlarla yaşıyor...
ama asıl elimde alışveriş poşetleri ile kapıda can çekişiyorsam en büyük oyunu evin anahtarı yapıyor bana. onunla epey hararetli tartışmalar yaşadık, yaşıyoruz ama asi gençlik laf dinlemiyor, kendi kendine canı nasıl isterse öyle takılıyor.
allah'ım sabır ver yarabbim.
ben mi? ben asla unutkan değilim...
mesela en şakacı olan telefonum, acil telefon açmam gerekliyse hemen bir koltuk kenarına saklanır veya o gün hiç gitmediğim bir odayı özlemiştir, akıllı ya kendileri sağ olsun yapıyor durduramıyoruz.
dışarı yürümeye çıkacaksam ya da kulaklıkla telefonda konuşacaksam sevgili kulaklığım bu fırsatı asla kaçırmaz ve mutlaka hiç akla gelmeyen, her seferinde takdir toplayacağı bir yer bulur kendine. alkışlarla yaşıyor...
ama asıl elimde alışveriş poşetleri ile kapıda can çekişiyorsam en büyük oyunu evin anahtarı yapıyor bana. onunla epey hararetli tartışmalar yaşadık, yaşıyoruz ama asi gençlik laf dinlemiyor, kendi kendine canı nasıl isterse öyle takılıyor.
allah'ım sabır ver yarabbim.
ben mi? ben asla unutkan değilim...
devamını gör...
yoldaş'tan 1 mayıs'ta rozet affı isteyelim kampanyası
bu aralar moralim yerle 1. böyle bir kıyak iyi gelebilir. dolunay sebebi ile böğrüme oturan öküzlerin sancısını bi nebze unutabilirim. öte yandan maşallahlı tanımlar yazıp queen rozetine beş bin harcamış bireylerin canı sıkılabilir. bilemiğiciğim.
devamını gör...
yazarların bir defadan fazla okuduğu kitaplar
tutunamayanlar
devamını gör...
deliliğin tarihi
michel foucault'un tarih, felsefe alanında kaleme aldığı eseridir. bu eser tarihin salt bir kral inceleme bilimi olmadığını anlamanızı sağlıyor. delilik gibi veya deliler gibi önemsiz aktörlerin başta olduğu bir bakış açısı var bu eserde. benim tavsiyem bir şeyi ezberlemekten ziyade o konuyla ilgili bir bakış açısı geliştirmektir. işte bu noktada bu eser size yardımcı olacaktır.
devamını gör...

