zamanla alışkanlık haline gelen eylem. ancak sevgili güneş'in de dediği gibi, bir adım sonrası insanların konuşmalarını ileri sarma isteği ve evet, mümkün değil bu. maalesef...

bu huy bende var. özellikle bildiğim bir konuyla ilgili bir şeyleri izlerken "şurayı zaten biliyorum, hızlıca geçeyim" ya da türk dizisi izlerken saçma sapan romantizm sahneleri sırasında "gerek yok bu sahnelere. geeeç!.." şeklinde tezahür ediyordu başlarda. sonra baktım ki çok uzun videolarda az da olsa zaman kazancına dönüyor bu hareket, kısacık olanlar dışındaki hemen hemen her videoda uygulamaya başladım.

ancak zamanla gerçekten, karşımda birisi konuşurken, hele de zaten daha önce anlattığı bir şeyi anlatıyorsa ve "bunu anlatmıştın, hatırlıyorum" desem de devam ediyorsa aynı şeyi anlatmaya, onun konuşmalarını da hızlandırma isteğiyle yanıp tutuşmaya başladım. haliyle bunu yapamayınca da sıkıntılar basmaya başladı beni. umuyorum bir adım ilerisi yoktur bu duygunun ve sadece bu kadar sıkmakla kalır bundan sonraki hayatımda da.

adam sandler'ın süper kumanda isimli filmi geldi aklıma, bunları yazarken.


elindeki kumanda ile hayatının işine gelmeyen yahut sıkıcı kısımlarını hızlıca geçer micheal newman ve bir gün aslında o hızlıca geçtiği anların ne kadar değerli olduğunu fark eder.


ben yapıyorum, siz yapmayın. kimse için dilemem ama sonra belki kaybettiklerinizin ardından "keşke burada olsaydı da, biraz daha boş konuşsaydı..." dersiniz.
devamını gör...

neşeli günler-aslan avı.
devamını gör...


batıyoruz kaptan...
devamını gör...

eğer, insanlar tarafından her hareketinizin izlendiği ve herkesin sizin hakkınızda olumlu veya olumsuz düşünceleri olduğunu düşünmek gibi bir paranoyaya kapılırsanız bu fikirden uzaklaşıp bir profesyonelden yardım alın şeklinde vereceğim tavsiyedir.

gerçekte, kimse kimseyi sandığımız kadar umursamıyor.

(bkz: spot ışığı etkisi)
devamını gör...

eski bir yunan tarihçi. ne kadar eski? şu an yaşasa, yaşı 2112 olacak kadar eski. yani m.ö. 91 doğumlu. ne kadar iyi hesaplamışımdır bilemeyeceğim artık. o değil de bu adam, şimdi o dönemde bilebilir miydi, ölümünden 2000+ yıl sonra, birisinin ondan bahsedeceğini. ben de bu soruyu 2011 yılında düşünmüştüm sokakta yürürken. dedim ki, ulan acaba, öldüğümde kimse beni hatırlamasa bile, bir gün mesela 10.000 yıl sonra, biri çıkıp kemiklerimi bulup "aha da 10.000 yıllık insan" diyerekten müzede sergileyecek mi. ya da şimdi artık ne zaman yeni bir insan görsem, diyorum ki olm belki de bu insanın kemikleri 20.000 yıl sonra bir müzede sergilenecek. ya da 2000 yıl sonra kendisinden bahsedilecek. şimdi bu diodorus abinin de başına bu geldi yani. şu an birisi ondan bahsediyor normal adam zaten ünlü bir tarihçi, fakat şuanda kendisinden bahseden kişi yani ben, adama abi çekiyorum. garip.

neyse, diodorus bibliotheke historike denen kitabıyla ünlenmiştir. fakat, bana göre bu kitapla değil eski bir yunan olduğu için ünlendi. çünkü eski yunanlar, bir gün ünlenmeye mahkumdur. bu doğanın kanunudur. hele ki o kişi atinalıysa, demek ki kendisinden binlerce yıl bahsedilecektir. bi ankaralı olmak vardır (iskenderiyeli yunanlar) bir de istanbullu olmak vardır (atinalı yunanlar). iskenderiyeliler pek ünlü değiller fakat atinalılar 7'den 70'e filosoflar. filosof değillerse bile filosoflar. hani günümüzde profesör doktor olmayıp da profesör doktor olanlar var ya, işte bu atinalılar da öyle.

diodorus, bildiği herşeyi mısırdan öğrendiğini yazar. ne var ki, ben yine eski bir yunan tarihçi olan herodot'un da benzer ifadelerini biliyorum. herodot'u bilirsiniz zaten, fenerbahçede mesut özil ne ise, tarihte de herodot odur. bir sitede, 2-3 yıl önce sanırsam herodot'un "ben en zeki insanları mısır'da gördüm" dediğini söyleyen bir ifadeye denk gelmiştim. artık ne kadar doğrudur bilemeyeceğim. doğrusunu söylemek gerekirse, umrumda da değil. banane antik mısır'dan. gerçi benim için bugün en güzel ülke mısır. napsam, ben de mi tarihçi olsam acaba? ama şaka değil cidden öyle. çünkü hiç gündemde mısır'ı görmedim ben. adamların muhteşem tarihi var, ama kendi hallerindeler. arda turan gibiler, salmışlar hayatı. şimdi konumuzla alakası yok ama, babam, anneme balayı için mısır'a gidelim demişti. annem kabul etmeyince babam boşanmak istemişti. ki babam da tarihçi. şaka tarihçi falan değil. ama mısır'a gitmek istediğine göre, olabilir evet.

diodorus, birçok yer gezmiş ve başına gelmeyen kalmamıştır. size doğrusunu söyleyeyim, diodorus hakkında türk kaynaklarda çok az bilgi bulabilirsiniz fakat, yazdığı şeyler arasında ilginç bilgiler var. ve size 2 tane çok güzel bilgi vereyim, kabe'den ve stonehenge'den ilk kez diodorus bahsetmiştir. diodorus, tüm arapların saygı duyduğu çok kutsal olan bir tapınağın kuruluşundan bahseder. bazı tarihçiler (ki aralarında önemliler de var) çıkıp der ki, bu bahsedilen yer kabe'dir. tabii nasıl bu sonuca ulaşmışlar bilmiyorum. arapların saygı duyduğu bir tapınak kabe olmak zorunda mı. bundan ilave, herodot, kabe'den bahsetmediği için bazı çevreler, diodorus, kabe'den bahseden ilk kişi, herodot kabe'den bahsetmez, demek ki kabe m.ö. 90-larda yapıldı bile demişlerdir. sanırsın herodot, her yıl kabe'yi ziyaret eden bir hacı.

stonehenge olayına gelelim. stonehenge'yi bilen vardır, tarih öncesinde yapılmış bir anıt. dikili taşlar. tarih öncesi ne demek, yani yazının bulunmasından önceki dönem (m.ö. 3.000'den önce). işte bu stonehnege de o dönemlerde yapılmış. ve bu anıttan bu dikili taşlardan da ilk diodorus söz etmiştir. ilk önce stonehenge bazı teorilere göre evrenin merkezi bazı teorilere göreyse uzaylıların yapmış olduğu bir yerdir. fakat evrenin merkezi ne yani? evrenin merkezi dikili taşlar mı diye de düşünüyor insan. veya evrenin merkezi dünya gezegeninde mi olma zorunda? bundan ilave uzaylılar yani hep böyle iddialar var, işte bunu uzaylılar yaptı şunu uzaylılar yaptı. ya bakın abiler-ablalar, uzaylılar dünya gezegenine gelebilecek kadar, yani dünyaya gelmelerine yardım edecek araçları bulunabilecek kadar, dünyada bir yaşamın var olduğunu keşfetmiş olabilecek kadar gelişmişlerse, neden dünyaya gelip, taşları alıp bir anıt yapsınlar? veya diyorlar ki bunlar piramitleri yaptı. neden? gelip burda birbirlerine, abi bak taş var gel anıt yapak falan mı dediler. bakın, biz insanlar da uzaylıyız. yani biz başka bir gezegende yaşam bulsak o gezegende farklı canlılar yaşasa, biz o gezegene gitsek onlar bize aa uzaylı diyecekler. madem diğer gezegenlerde yaşam var, onların bizler gibi "acaba uzaylılar var mı? acaba bizi ziyarete gelecekler mi?" gibi düşünmediklerini nerden biliyoruz yani. o yüzden bu iddialar komik. 2 dikili taş görüp aha da gizem aha da korkunç diyerek anında farklı-farklı şeyler düşünmek, teoriler üretmek de komik. bir şeyin sebebini açıklayamıyorsak, tarihini bilmiyorsak, kesin uzaylılar yapmıştır demek de komik. ki bunu bilim adamları da yapıyor. araştırmacılar, uzmanlar da yapıyor. belki de bir uzaylının deneyiyizdir diyen kaç tane araştırmacı, uzman var yani. elon musk bile piramitleri uzaylılara bağladıysa, yani halkı suçlayamayız.

diodorus, tarih öncesinde yapılmış olan bu anıtın, güneş tanrısı apollon için yapıldığını kaydeder. daha sonraları başkaları, sezar için ve bazı diğerleri de augustus için yapıldığını söyler. stonehenge'yi gizemli yapan bir detay da, antik insanlar şu koskocaman taşları nasıl taşımışlar. bu bilinmiyor fakat bazı görüşler ortaya atılmış durumda. şunu da söylemem lazım ki, stonehenge 70 yıl öncesinde bile tekrar-tekrar inşa edilmiş ve hatta tarihin birçok döneminde birçok kez değiştirilmiştir. yani orjinal stonehenge değiştirilmiştir. stonehenge'yi yapan toplum, medeniyet kimlerdi? bu insanlar hakkında hiçbir yazılı kaynak bulunmadığı için bilinmiyor.

ve ilginç bir bilgi daha; diodorus, bir gün mısır'a gezintiye çıkar. orda, bir romalı, yanlışlıkla bir kediyi öldürür. yanlışlıkla kediyi öldürmek nasıl oluyor derseniz, ben de zamanında, öğrencilik dönemimde kalemi gözüme soktum yanlışlıkla. işte bu nasıl olduysa, o da öyle olmuştur. bunu gören mısır halkı, romalı idam edilsin demişlerdir. çünkü, kediler, antik mısır'da kutsal sayılırlardı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

geç de olsa* soruları yanıtlamaya çalışayım.

1- bu sorunun yanıtına ilişkin çok net bir cevabım yok açıkçası. birçok kaynağa baktım daha önce ama tam da aradığım yanıtı bulamadım. yine de kendimce bir yorum yapabilirim sanırım.

kirchhoff yasaları ışığında baktığımızda, arka planda yer alan sıcak bir ışınım kaynağı ve daha önde bulunan, görece olarak daha soğuk bir gaz kütlesinin ya da düşük basınç altındaki yüksek sıcaklıktaki bir gazın, bize yıldızların yapısını iyi kötü anlattığını görüyoruz. kara deliklere gelince... bunların elektromanyetik tayfın hiçbir bölgesinde ışınım yaymadıklarını söylüyoruz. yani ihtiyacımız olan sıcak arka plan cismi koşulunu sağlamıyorlar. hatta bazı kişilerin yanılgısının aksine, kara deliğin kendisi oldukça soğuktur ve sıcaklığı mutlak sıfıra yakındır.

kara deliğin kendisi soğuk olsa da etrafındaki birikim diskinde bulunan gazlar oldukça sıcaktır ve bölgenin sıcaklığı yaklaşık 1 milyon kelvini bulur. bu iki durumu birlikte göz önüne aldığımızda, klasik anlamda bir tayf görüntüsü beklemek pek de mümkün değil. yalnız kuantum spektrumu ya da termal spektrum denilen ve hawking ışınımı olayını yansıtıyor olabileceği tahmin edilen bir tayflarının olduğu kanıtlandı. yani her ne kadar, yukarıda olduğu gibi, tayfın hiçbir bölgesinde ışınım yaymadıklarını söylesek de bu durum %100 doğru değil. tek sorun, sıcak bir ışınım kaynağı olmamaları ve tayf konusunda bize zorluk çıkarmaları.

2- çift yıldızlar da güneş'ten pek farklı değil. sonuçta hepsi birer yıldız ve tayfları da temelde birbirine benziyor. yani bol bol soğurma çizgisi içeriyorlar.

3- içerik olarak tayfı değişen bir cisim duymadım * ama yıldızlarda tayf çizgilerinin yerleri, yıldızın hareketinden kaynaklı doppler kayması nedeniyle değişebilir periyodik olarak. bu özellik sayesinde çift yıldız sistemlerini yakalayabiliyoruz bazen. tayfsal çiftler diyoruz bunlara.

aşağıdaki şekil üzerinden daha iyi anlaşılır bu durum:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı

sisteme tam karşısından baktığımızı düşünün. resimdeki gibi üstten baktığımızı değil. buna göre:

1. şekilde a yıldızı bize doğru gelirken b bizden uzaklaşıyor. bu durum tayf üzerinde a için maviye kayma, b için kırmızıya kayma olarak gözleniyor. bu da tayf üzerinde a çizgisinin maviye yakın, b çizgisinin kırmızıya yakın görünmesine yol açıyor.

2. şekilde yıldızlar yörüngeleri üzerinde, onlara tam karşıdan baktığımızı farz ettiğimiz için, birbirleriyle çakışıyorlar. bu durumda sanki tek bir çizgi varmış gibi görüyoruz tayfta. tabii yaklaşma ya da uzaklaşma durumu olmadığından, çizgi ortalama bir yerde ve toplam bir çizgi gibi davranıyor.

3. şekilde bu kez a uzaklaşırken b yaklaşıyor. ilk şeklin tam tersi olduğundan tayfta da tam ters yerlerde görüyoruz çizgileri.

4. şekilde ikinci şekildeki durumla aynı durumu görüyoruz.

tayfın normal şartlarda değişmesi çok olası olmasa da son soruyu bununla bağlantılı olarak cevaplayayım.

4- tayflar, üçüncü soruya verdiğim cevaptan bağımsız olarak, zaman içerisinde değişir.

kafa karışıklığını gidermek için şunu söyleyeyim; yıldızlar kütleleri ile bağlantılı şekilde evrim geçirirler. evriminin belirli bir aşamasındayken yıldızın tayfının durduk yere, olağanüstü bir durum olmadan değişmesi pek olası değil. örneğin güneş şu an anakol yıldızı ve tayf yapısı genel olarak aynı.

yıldız anakol evresinden çıkıp diğer evrelere geçtikçe kimyasal kompozisyonu da değişebilir. cisim, yıldız rüzgârları ile uzaya madde savurduğu için yıldızın iç bölgeleri ortaya çıktıkça daha önce görmediğimiz elementleri görmeye başlayabiliriz. bu durum tayf çizgilerinin de yerini değiştirebilir. zira o çizgilerin yerleri, elementlerin parmak izi gibidir. hepsinin yeri kesin bir şekilde bellidir ve birbirlerinden farkldır.

genel olarak soğurma çizgileri gördüğümüz bir tayf, süpernova geçiren bir yıldızda salma çizgileri de gösterebilir. özetle tayfın genel görünümü yıldızın evrimine ve kimyasal kompozisyonunun değişip değişmemesine göre farklılık gösterebilir.
devamını gör...

modernim ama param yok.
devamını gör...


kaybedecek bir şeyinin kalmaması, özgürlük galiba.


kaybedenler kulübü
devamını gör...

kitap okumak,
kitap yazmak.
devamını gör...

bu ülkede mümkün mü?
devamını gör...

batı felsefesinin kurucularından sayılan, eski yunan filozofu olan platon tarafından kaleme alınan kısa klasik türündeki eserdir. platon eserinde, zindanda olan ve idam cezası verilen sokrates ile en yakın arkadaşı ve öğrencisi olan kriton'un sokrates'i zindandan kaçırmak ve onu idamdan kurtarmak için gerekli yollları ve ikna çabalarını konu ediniyor. ayrıca kitapta sokrates ve kripton arasında geçen diyaloglarla devlet ve yurttaşlık hakkında da çeşitli noktalara dikkat çekiyor. platon'un kaleme aldığı bu eser sokrates'in sözlü olarak uyguladığı "diyalog" yöntemini yazı biçimine dönüştürdüğü en önemli metinlerden biridir. bazılarına göre sokrates'in savunması'nın devamı niteliğindedir.


insan, hiçbir zaman, bilerek doğruluktan ayrılmamalı mı diyoruz, yoksa kimi durumlarda ayrılabilir de başka durumlarda ayrılamaz mı diyoruz? daha önce birçok kez kabul ettiğimiz ve az önce de söylediğimiz gibi, eğriliğin hiçbir durumda ne iyi ne de güzel olmadığını kabul ediyor muyuz? bir zamanlar bunlar üstünde anlaşırdık da tüm bu ilkeler şu birkaç gün içinde dağılıp gitti mi yoksa?
devamını gör...

dokumacı kuşların adının neden böyle olduğunu biliyor musunuz?
bilmiyorsunuz, efenim bu kuşlar yuvalarını gerçekten dokuyorlar.
çeşitli bitkilerle, bildiğiniz vazo ya da küre gibi şekillerde yuva yapıyorlar.
peki bunu niye yapıyorlar dersiniz?
efenim bunların tek amacı dişi kuşu etkilemek yahuuu.
dişi kuş gelince, yuvayı beğenirse çiftleşmeyi kabul ediyor.
yaaa efendim, demek ki neymiş?
yuvayı her zaman dişi kuş kurmuyormuş.
eyyorlamam bu kadar.
devamını gör...

psikiyatrik problemlerin karizmatik olduğunu düşünen insanların psikiyatrik problemleri vardır kesin yoksa niye böyle düşünsün.
devamını gör...

yol,geçmişin izlerine dönemeyecek kadar katilastığında, yolculuk da bitiyor. pek çokları bu telafi edilmez yenilginin ağırlığından kurtulmak için, kendilerine bir müze kurmaya girişir: çocukluk ve gençlik müzesi. *
devamını gör...

gönlü ve zihni yoran bir ilişkiden ziyade, yalnızlığın azametini tercih ederim. en azından bana zarar verecek tek şey yine ben olurum ve ben'i tutabilirim fakat bile isteye kabullendiğim ilişkinin pişmanlığını nereye sığdıracağım?

hayat; umarım bununla sınanmam. *
devamını gör...

başlığı açan yazara sonuna kadar katıldığım, hatta altına imza mı attığım başlık.

bir kaynana uğruna ya rab! ne yuvalar yıkılıyor.

örneğini 473636 kez gördük çünkü, boşuna yazılmıyor bu tanımlar canlarım.
devamını gör...

normal erkektir..bazıları hayvan kesebilir bazıları kesemez bunda yadırganacak bir şey yoktur..
devamını gör...

aslen 1959 tarihli bir broadway müzikali olup aynı zamanda julie andrews'un başrolünde yer aldığı 1965 yapımı bir müzikal filmdir ve türkçe'ye 'neşeli günler' ismiyle çevrilmiştir. kısaca 'huzurun ve saf sevginin filmi' olmakla beraber çocukluğumuzdan beri kulağımıza çalınmakta olan nice melodinin de kaynağıdır bu film. hem de gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenilmiştir. barones maria von trapp , georges ludwig van trapp ve tüm trapp ailesi çocukları gerçekten yaşamıştır bir zamanlar. hatta the trapp family ve the trapp family in america isimli 1956 ve 1958 tarihli başka müzikal filmler dahi mevcuttur.
öyle pek derin bir senaryosu yoktur ama tüm saf duyguları hissettirir size neşeli günler.

filmin adını aldığı giriş şarkısı 'the sound of music';


bu şarkının ismini söylemeye dahi gerek yoktur;



anlaşıldığı üzere maria'nın yaşı oldukça gençtir ve başladığı rahibelik yoluna devam edecek sabır,sükunet gibi birtakım temel meziyetleri henüz yoktur. bu sebeple manastırdaki en tecrübeli rahibeler,onu bir hayat tecrübesi yaşaması ve böylece olgunlaşmasını sağlamak amacıyla yüzbaşı von trapp isimli bir adamın evine dadılık yapması için göndermeyi kararlaştırırlar.

sister maria rahibelik yolundan vazgeçip mürebbiyelik görevine,daha doğrusu yeni bir hayat amacına yol alırken şöyle der;
''...güç rakamlarda değil,güç zenginlikte değil;
güç, huzurlu uykuyla geçen gecelerde.uyandığında,uyuduğunda sağlıklı olmakta...''


sonra çeşitli olaylar sebebiyle başladığı noktaya,sevgili manastırına geri döner maria. ama bilge başrahibe abbes ona şu sözlerle nasihat verir;
''yaşamak için doğduğun hayatı yaşamalısın,maria...''

devamını gör...

işimiz gücümüz düşürmek. kimsenin ayağa kaldırmak gibi bir niyeti yok.
devamını gör...

türk tiyatro’sunun güldürü geleneğinin sembolü olarak kel hasan efendi ile başlayan ve sırasıyla; ismail dümbüllü, münir özkul, ferhan şensoy, rasim öztekin’den de son olarak şevket çoruh’a devreden, pamuk ipliğinden yapılmış, üzerine sarık sarılan erkek başlığı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim