renklerin yazarlar için anlamı
grinin benim için hayata denk düşen fazlaca uzun biraz gereksiz anlamı:
soluk bir kartpostalın arkasına heyecanla yazılmış birkaç cümleyi düşünmekten kendimi bir türlü kurtaramıyorum. nasıl oluyor da elimizin altında ağır bir tahakkümle hükmettiğimiz onca şey birden grileşerek uzaklaşan bir hatıraya dönüşüveriyor. fotoğraflara, mevsimlere ve ihtiyar yüzlere baktıkça bu hayatın asıl rengi griymiş gibi geliyor bana. insan nerde, nasıl ve kiminle olursa olsun bir yanı her zaman mat ve gri. bana kalırsa hatıra dediğimiz; o bazen naif bazen unutulası, bazen garip ve ince bir tılsıma dönüşen geçmiş zaman vakalarının bir rengi varsa gri olmalı. çünkü ben gri renge ihtiyatla baktığım zaman, çocukluğumun geçtiği sokak gözlerimin önünden uzun uzun ilerleyerek toprak bir top sahasına dönüşüyor. ben yalnız kendim dönüp herhangi bir şeye baktığım zaman neyi geçiriyorsam aklımdan, hayatı ve hatıraları onunla tanımlıyorum. bir renge böyle bir yükü yüklemenin haksızlığı beni ürkütmüyor. çünkü beyaz, yalnız ve sadece beyaz olması ile tüm kirlerin günahını üzerine almışken, griye elbette ne hissettiğini sormayacaklar. fakat bir soruyu yine de tereddütsüz cevaplayamıyorum: kapıdan adımını atar atmaz sokağın pisliğini üstüne yüklenmek mi, artık temiz kalmışlığı hafızalarda dahi hatrı sayılacak kadar tartışılır bir sokağın bizatihi kendisini sırtlamak mı? hangisi, çocukluk arkadaşımızın yere düşmesine artık üzülmeyecek kadar içindekini yitirmek kadar ağır? tam burda; bir gece yarısı aslında modern insanlığın hiç de derdi olmayan bir renk üzerine kafa patlatmanın cevabını buluyorum. bu cevap diğer tüm cevaplarımdan farklı hiçbir yola açılmıyor. insan; bir renk, bir başka insan, bir ağaç, gökyüzü, küfürlü bir duvar, hatta kırık bir şemsiye gördüğünde aynı cevabı bulduğu için duraksıyor: ömrümüz çok çabuk grileşiyor. hıçkırmaktan boğazının yırtılması da sevinç naralarından sesinin kısılması da bir süre sonra gözlerinin önünde aynı eksik, aynı soğuk, aynı soluk renge dönüşüyor. o zaman, yalnızca bir renge değil aslında bir ömre kafa patlattığını nihai netice olarak anlıyor insan. fakat griden ve ömrümden bağımsız olarak ısrarla soruyorum: yalnızca bir rengi yahut yalnızca bir kartpostalı gecelerce düşünüp kafa patlatsaydım ve bu; ne bir ömür yahut daha mühim veya gereksiz herhangi bir şey anlamına gelmeseydi, yani ben sırf modern dünya gündemini hiç meşgul etmeyen çok küçük ve zavallı bir şey için beynimin çeperlerini acımasızca kazımış olsaydım, bundan utanacak mıydım? yani ben kendimi paraladığım her neyse; insanlar nazarında kıymetli olduğunda mı vaktimi ve beynimi boşa harcamamış olacaktım? ben, yalnızca bir rengi bu kadar düşünmüş olmanın, insanlar tarafından hoyratça kınanacağı düşüncesinin verdiği eziklikle mi "aslında bu kendimi paraladığım yalnızca bir renk değildir" diye izaha ihtiyaç duyuyor ve yazıyor ve yazıyorum?
gri, kartpostal veya her neyse. insan düşündükçe çıldıran, çıldırdıkça insana düşman olan bir varlıktan başka şey değil. dönüp dolaşıp insana gelen bu kaçıncı lakırdı. üstelik ömür acımasızca grileşirken.
gri, ömrümüzü fütursuzca tüketirken anılarımızı emanet ettiğimiz güzide renk.
soluk bir kartpostalın arkasına heyecanla yazılmış birkaç cümleyi düşünmekten kendimi bir türlü kurtaramıyorum. nasıl oluyor da elimizin altında ağır bir tahakkümle hükmettiğimiz onca şey birden grileşerek uzaklaşan bir hatıraya dönüşüveriyor. fotoğraflara, mevsimlere ve ihtiyar yüzlere baktıkça bu hayatın asıl rengi griymiş gibi geliyor bana. insan nerde, nasıl ve kiminle olursa olsun bir yanı her zaman mat ve gri. bana kalırsa hatıra dediğimiz; o bazen naif bazen unutulası, bazen garip ve ince bir tılsıma dönüşen geçmiş zaman vakalarının bir rengi varsa gri olmalı. çünkü ben gri renge ihtiyatla baktığım zaman, çocukluğumun geçtiği sokak gözlerimin önünden uzun uzun ilerleyerek toprak bir top sahasına dönüşüyor. ben yalnız kendim dönüp herhangi bir şeye baktığım zaman neyi geçiriyorsam aklımdan, hayatı ve hatıraları onunla tanımlıyorum. bir renge böyle bir yükü yüklemenin haksızlığı beni ürkütmüyor. çünkü beyaz, yalnız ve sadece beyaz olması ile tüm kirlerin günahını üzerine almışken, griye elbette ne hissettiğini sormayacaklar. fakat bir soruyu yine de tereddütsüz cevaplayamıyorum: kapıdan adımını atar atmaz sokağın pisliğini üstüne yüklenmek mi, artık temiz kalmışlığı hafızalarda dahi hatrı sayılacak kadar tartışılır bir sokağın bizatihi kendisini sırtlamak mı? hangisi, çocukluk arkadaşımızın yere düşmesine artık üzülmeyecek kadar içindekini yitirmek kadar ağır? tam burda; bir gece yarısı aslında modern insanlığın hiç de derdi olmayan bir renk üzerine kafa patlatmanın cevabını buluyorum. bu cevap diğer tüm cevaplarımdan farklı hiçbir yola açılmıyor. insan; bir renk, bir başka insan, bir ağaç, gökyüzü, küfürlü bir duvar, hatta kırık bir şemsiye gördüğünde aynı cevabı bulduğu için duraksıyor: ömrümüz çok çabuk grileşiyor. hıçkırmaktan boğazının yırtılması da sevinç naralarından sesinin kısılması da bir süre sonra gözlerinin önünde aynı eksik, aynı soğuk, aynı soluk renge dönüşüyor. o zaman, yalnızca bir renge değil aslında bir ömre kafa patlattığını nihai netice olarak anlıyor insan. fakat griden ve ömrümden bağımsız olarak ısrarla soruyorum: yalnızca bir rengi yahut yalnızca bir kartpostalı gecelerce düşünüp kafa patlatsaydım ve bu; ne bir ömür yahut daha mühim veya gereksiz herhangi bir şey anlamına gelmeseydi, yani ben sırf modern dünya gündemini hiç meşgul etmeyen çok küçük ve zavallı bir şey için beynimin çeperlerini acımasızca kazımış olsaydım, bundan utanacak mıydım? yani ben kendimi paraladığım her neyse; insanlar nazarında kıymetli olduğunda mı vaktimi ve beynimi boşa harcamamış olacaktım? ben, yalnızca bir rengi bu kadar düşünmüş olmanın, insanlar tarafından hoyratça kınanacağı düşüncesinin verdiği eziklikle mi "aslında bu kendimi paraladığım yalnızca bir renk değildir" diye izaha ihtiyaç duyuyor ve yazıyor ve yazıyorum?
gri, kartpostal veya her neyse. insan düşündükçe çıldıran, çıldırdıkça insana düşman olan bir varlıktan başka şey değil. dönüp dolaşıp insana gelen bu kaçıncı lakırdı. üstelik ömür acımasızca grileşirken.
gri, ömrümüzü fütursuzca tüketirken anılarımızı emanet ettiğimiz güzide renk.
devamını gör...
anne kafamda bit var
tarık akan'ın 80 döneminde hapse girişi ve orada yaşadıklarını anlatan kitap. hani kısa bir kitaptır ama insana öyle bir ders verir ki kitap bitince "?!" olursunuz.
100 küsur sayfadır kitap.
100 küsur sayfadır kitap.
devamını gör...
kafa sözlük
içinden ayrıldığı dünya sözlük'ü online yazar sayısı olarak geçmiş ben olsam bunu bi düşünürdüm derviş kasıntısı senin olduğun yerde ot bitmiyor üç beş yağcıya kendini orada pohpohlatıp dur bakalım. kafa sözlük herkese açık olursa zamanla ekşi den bunalan yazarları buraya getirebilir diye düşünüyorum. yolu açık olsun.
devamını gör...
taçsız kral
rahmetli metin oktay'ın lakabı ve aynı zamanda da izmir'den çıkıp istanbul'a gelen başarılı bir futbolcunun hikayesinin anlatıldığı ve kendisinin oynayıp kendi hayat hikayesinden kesitlerin anlatıldığı 1965 yapımı atıf yılmaz imzalı filmin adı.
senaryosunu diğer bir usta olan safa önal tarafından senaryosu kaleme alınan film, futbolun unutulmaz efsane isimlerinden metin oktay'ın kendi hayatını oynadığı bir biyografik yapım. diğer rollerde gönül yazar, ajda pekkan, erol taş gibi oyuncuların da yer aldığı film, efsane futbolcunun izmir'den galatasaray'da gol krallığına ve italya' ya uzanan yolculuğundan bir yeşilçam melodramı ortaya çıkarıyor.
senaryosunu diğer bir usta olan safa önal tarafından senaryosu kaleme alınan film, futbolun unutulmaz efsane isimlerinden metin oktay'ın kendi hayatını oynadığı bir biyografik yapım. diğer rollerde gönül yazar, ajda pekkan, erol taş gibi oyuncuların da yer aldığı film, efsane futbolcunun izmir'den galatasaray'da gol krallığına ve italya' ya uzanan yolculuğundan bir yeşilçam melodramı ortaya çıkarıyor.
devamını gör...
kinizm
ismini yunacada köpek anlamına gelen kinik kelimesinden alan mutluluğa giden yolun köpek gibi hayvanlar gibi sorumsuzca yaşamaktan geçtiğini belirten felsefi görüştür. meşhur temsilcilerinden birisi ise fıçıda yaşayıp büyük iskender’in benden bir dileğin var mı? sözüne karşılık gölge etme başka ihsan istemem diyen diyojen’dir.
devamını gör...
türklerin işgale fetih demesi
a1 ingilizce oğrenmeye başlayan 2 haneli ıq sahibi bir yazar hezeyanı.
istanbul ortadoks bizansın elindeyken; katolik latinler istanbula geldiğinde neler yaptığına baksınlar işte onun adı işgaldir, osmanlılar geldiğinde ne yaptıklarına baksınlar onun adı ise fetihtir.
kudüsün el değiştirmelerine bakın hz. ömer kimsenin canına ve malına dokunmaz kilisleri camiye dahi çevirmez, hatta psikopos kilisemizde namaz kılın, burasıda allah'ın evidir sözüne yönelik "ben burada namaz kılar isem benden sonra gelenler bunu işaret bilip burayı mescide çevirmeye çalışır" deyip reddetmiştir.
haçlılar şehri tekrardan ele geçirdiğinde şehri ve camileri yakıp yıktılar, yağma ve talan ettiler. işte bunun adı işgaldir.
selahaddin eyyubi şehri tekrardan aldığında önceden zulmetmiş hristiyanlar yaptıklarının başına geleceği endişesi ile tir tir titriyordu ama peygamberinin dediği gibi; bugün kınama yoktur malınız ve canınız benim emniyetimdedir dedi ve kıllarına dahi dokunmadı bunun adı ise fetihtir.
mekke 10 bin müslümanca neredeyse hiç silah kullanılmadan müslümanların eline geçti ve inanmayanların hepsi affedildi isyan etmeyenlerin kılına dokunulmadı bunun adı fetihtir.
kelime manalarına gelirsek fetih feth kökünden gelir buda çözünme manasındadır. küfrün direncinin kırılması ve çözülmenin başlaması hasebi ile bazı topraklar ele geçirildiğinde fetih ile nitelendirilir.
işgal görmek isteyen varsa moğollara ve ingilizlere vede bütün sömürgecilere baksın.
fetih görmek isteyen varsa başta islam devletine, selçukilere, osmanlılara, büyük iskenderlere baksın.
yabancı kaynak kontrol edenler ise fethin aynı manada yabancı bir karşılığının olmadığını anlasın.
nedenmi yabancı karşılığı yok? onlar işgalden başka toprağın nasıl zapt edildiğini bilmez. bundan dolayı bu anlamda bir kelime tayinine girişmezler.
istanbul ortadoks bizansın elindeyken; katolik latinler istanbula geldiğinde neler yaptığına baksınlar işte onun adı işgaldir, osmanlılar geldiğinde ne yaptıklarına baksınlar onun adı ise fetihtir.
kudüsün el değiştirmelerine bakın hz. ömer kimsenin canına ve malına dokunmaz kilisleri camiye dahi çevirmez, hatta psikopos kilisemizde namaz kılın, burasıda allah'ın evidir sözüne yönelik "ben burada namaz kılar isem benden sonra gelenler bunu işaret bilip burayı mescide çevirmeye çalışır" deyip reddetmiştir.
haçlılar şehri tekrardan ele geçirdiğinde şehri ve camileri yakıp yıktılar, yağma ve talan ettiler. işte bunun adı işgaldir.
selahaddin eyyubi şehri tekrardan aldığında önceden zulmetmiş hristiyanlar yaptıklarının başına geleceği endişesi ile tir tir titriyordu ama peygamberinin dediği gibi; bugün kınama yoktur malınız ve canınız benim emniyetimdedir dedi ve kıllarına dahi dokunmadı bunun adı ise fetihtir.
mekke 10 bin müslümanca neredeyse hiç silah kullanılmadan müslümanların eline geçti ve inanmayanların hepsi affedildi isyan etmeyenlerin kılına dokunulmadı bunun adı fetihtir.
kelime manalarına gelirsek fetih feth kökünden gelir buda çözünme manasındadır. küfrün direncinin kırılması ve çözülmenin başlaması hasebi ile bazı topraklar ele geçirildiğinde fetih ile nitelendirilir.
işgal görmek isteyen varsa moğollara ve ingilizlere vede bütün sömürgecilere baksın.
fetih görmek isteyen varsa başta islam devletine, selçukilere, osmanlılara, büyük iskenderlere baksın.
yabancı kaynak kontrol edenler ise fethin aynı manada yabancı bir karşılığının olmadığını anlasın.
nedenmi yabancı karşılığı yok? onlar işgalden başka toprağın nasıl zapt edildiğini bilmez. bundan dolayı bu anlamda bir kelime tayinine girişmezler.
devamını gör...
çomarların ortak özellikleri
bir çomarın genel özellikleri:
1) kendi gibi düşünmeyenleri "çomar" diye yaftalar.
2) insanların inancına, değerlerine hakaret etmeyi görev bilinciyle yaşar.
3) belli bir görüşe saplantılı bir şekilde bağlanır ve değişime kapalı olur.
4) ağzı, huyu, mizacı, ahlakı, karakteri bozuk olur.
5) tarihi geçmişleri bir asrı geçmemiştir.
6) mensup olduğu ideolojinin liderini zorla sevdirmeye çalışır.
7) etik değeri zayıf olduğu için otokontrol mekanizması yok denecek kadar azdır.
8) köklü ve tarihi bir geçmişi olmadığı için sağdan soldan toplama kanunlar ile yönetilmek ister.
9) doğum oranları çok düşüktür, üremek yerine kedi köpek besler.
10) siroz olma ihtimali yüksektir.
......................
izmirde yaşayan çomarların gördüğüm özellikleri bunlar.
1) kendi gibi düşünmeyenleri "çomar" diye yaftalar.
2) insanların inancına, değerlerine hakaret etmeyi görev bilinciyle yaşar.
3) belli bir görüşe saplantılı bir şekilde bağlanır ve değişime kapalı olur.
4) ağzı, huyu, mizacı, ahlakı, karakteri bozuk olur.
5) tarihi geçmişleri bir asrı geçmemiştir.
6) mensup olduğu ideolojinin liderini zorla sevdirmeye çalışır.
7) etik değeri zayıf olduğu için otokontrol mekanizması yok denecek kadar azdır.
8) köklü ve tarihi bir geçmişi olmadığı için sağdan soldan toplama kanunlar ile yönetilmek ister.
9) doğum oranları çok düşüktür, üremek yerine kedi köpek besler.
10) siroz olma ihtimali yüksektir.
......................
izmirde yaşayan çomarların gördüğüm özellikleri bunlar.
devamını gör...
astroarkeoloji
antik çağlarda insanların gök cisimlerinden nasıl etkilendikleri ve yeryüzündeki bazı büyük yapıları nasıl gök cisimlerine göre konumlandırdıklarını inceleyen bilim dalı. arkeoastronomi olarak da bilinir.
eski uygarlıklar genellikle gök cisimlerini tanrılar olarak görmüş, doğa olaylarını da "tanrıların duyguları"nı dile getirdiği araçlar olarak düşünmüştür. aynı zamanda gök cisimlerinin hareketlerinin insan hayatı üzerinde etkileri olduğuna inanmış, tarımla ilgili bazı hesaplamalarını doğa olaylarına göre yapmış ve astroloji adlı uğraşla ilgilenmişlerdir. bu tür durumların sonuçları da, bu uygarlıkların inşa ettiği yapılarda kendini göstermiştir. yine bu uygarlıklar gökyüzünde gördükleri süpernova, kuyruklu yıldız gibi normalden farklı görünen olayları kayıt altına almıştır. bu yönüyle bu uygarlıklar, astronomların eskiye dönük incelemeler yaparak yeni bilgileri daha öncekilerle birleştirmesi ve bazı önemli bulgular elde etmesi yolunda önemli bir miras bırakmıştır. bahsettiğim bu nedenlerden ötürü de astronomi ve arkeoloji bilimleri ortak bir paydada kesişmiştir.
mısır ve maya uygarlıklarına ait piramitler, nazca çizgileri, stonehenge, göbeklitepe gibi meşhur antik bölgeler, bu konudaki çalışmaların yapıldığı yerlerin başında gelir.
eski uygarlıklar genellikle gök cisimlerini tanrılar olarak görmüş, doğa olaylarını da "tanrıların duyguları"nı dile getirdiği araçlar olarak düşünmüştür. aynı zamanda gök cisimlerinin hareketlerinin insan hayatı üzerinde etkileri olduğuna inanmış, tarımla ilgili bazı hesaplamalarını doğa olaylarına göre yapmış ve astroloji adlı uğraşla ilgilenmişlerdir. bu tür durumların sonuçları da, bu uygarlıkların inşa ettiği yapılarda kendini göstermiştir. yine bu uygarlıklar gökyüzünde gördükleri süpernova, kuyruklu yıldız gibi normalden farklı görünen olayları kayıt altına almıştır. bu yönüyle bu uygarlıklar, astronomların eskiye dönük incelemeler yaparak yeni bilgileri daha öncekilerle birleştirmesi ve bazı önemli bulgular elde etmesi yolunda önemli bir miras bırakmıştır. bahsettiğim bu nedenlerden ötürü de astronomi ve arkeoloji bilimleri ortak bir paydada kesişmiştir.
mısır ve maya uygarlıklarına ait piramitler, nazca çizgileri, stonehenge, göbeklitepe gibi meşhur antik bölgeler, bu konudaki çalışmaların yapıldığı yerlerin başında gelir.
devamını gör...
tipler silindiri
teorik bir zaman makinesi.
frank tipler tarafından düşünülen alet, sonsuz uzunluk ve yüksek yoğunluklu bir silindir fikrine dayanıyor. bu silindirin tam ortasına dikey bir eksen koyuyoruz ve silindiri bu eksen etrafında döndürüyoruz. tipler'e göre bu, kapalı bir zaman döngüsü elde etmeyi sağlıyor çünkü silindir boyunca ortaya çıkan hareket uzayı büküyor ve bükülmüş bu bölgeye giren kişi bir zaman döngüsü içerisine düşmüş oluyor.
işler teoride mümkünmüş gibi dursa da, sonsuz uzunlukta bir silindir gerektirdiğinden, pratikte tabi ki mümkün değil.
görsel ngxinzhaomonk.blogspot. com'dan alıntı:
frank tipler tarafından düşünülen alet, sonsuz uzunluk ve yüksek yoğunluklu bir silindir fikrine dayanıyor. bu silindirin tam ortasına dikey bir eksen koyuyoruz ve silindiri bu eksen etrafında döndürüyoruz. tipler'e göre bu, kapalı bir zaman döngüsü elde etmeyi sağlıyor çünkü silindir boyunca ortaya çıkan hareket uzayı büküyor ve bükülmüş bu bölgeye giren kişi bir zaman döngüsü içerisine düşmüş oluyor.
işler teoride mümkünmüş gibi dursa da, sonsuz uzunlukta bir silindir gerektirdiğinden, pratikte tabi ki mümkün değil.
görsel ngxinzhaomonk.blogspot. com'dan alıntı:
devamını gör...
estetiğin artık aşırı yaygınlaşması
henüz kendini tanımlama fırsatına ulaşamamış kişilerin dertlerinin sonucu oluşan durumdur. birinci dertleri estetik yaptırarak görüntülerini düzeltmek, ikinci dertleri de, kendilerini sergileyebilecekleri bir üst model iphone almak. bu iki derdin de neden-sonuç ilişkisi döngüsü adeta bir paradoks oluşturuyor. suratının meymeneti kaybolmuş kişi sayısı nüfusu ele geçiriyor. tüketicilik değil bu artık, tabiri caizse, köpeklik.
devamını gör...
ben giderim hes'im kalır dostlar beni hatırlasın
süresiz geçerli olan hes kodu için sarf edilen bir cümle.
ortamımızda günümüz şartlarını konuşurken bir arkadaş süresiz geçerli olan hes kodu ile hava attı. ve birazcık bozmak için onun ölümlü olduğuna dikkat çekmek istedim.
2070'e kadar geçerli olduğunu söyledi -ki buna kesinlikle inanmadım. bence büyük ihtimalle toprak olur.*
ortamımızda günümüz şartlarını konuşurken bir arkadaş süresiz geçerli olan hes kodu ile hava attı. ve birazcık bozmak için onun ölümlü olduğuna dikkat çekmek istedim.
2070'e kadar geçerli olduğunu söyledi -ki buna kesinlikle inanmadım. bence büyük ihtimalle toprak olur.*
devamını gör...
zevk irsaliyesi
nicki ve birçok tanımı ile gülümseten yazar arkadaşımız, takipteyiz.
devamını gör...
eleştirmek
kritik etmek, tenkit etmek ve eleştirmek aynı yerlerde kullanılan farklı niyetteki eylemlerdir.
kritik antik yunan'dan gelen, felsefi düşünce sürecini nitelendiren bir kavram. incelemek, araştırmak, öğrenmek ve geliştirmek amaçlı yapılan düşüncel süreç.
tenkit arapça kökenlidir. gagalamak, eleştirmek, şiddetle iğnelemek anlamlarına gelir. amaç karşıdakinin eksik yönlerini ayyuka çıkarıp hırpalamaktır.
eleştirmek türkçe kökenli al>el>ele>eleştir silsilesiyle türeyen sözcüktür. kritik etmek ve tenkit etmek anlamlarının ikisinde de eleştirmek kullanılabilinir.
önemli olan eleştiren insanın eleştirmekle neyi hedeflediğidir.
-eleştirdiği şey/kişinin gelişmesini istemek
-yapmak için kusur tespitinde bulunmak
-daha doğru ve güzele yöneltmek
-başkasının zayıf yönlerini yüze vurmak
-kendini üstün hissetmek
-kendi eksiklerini başkalarınınkini açarak örtmeye çalışmak
vb
kritik antik yunan'dan gelen, felsefi düşünce sürecini nitelendiren bir kavram. incelemek, araştırmak, öğrenmek ve geliştirmek amaçlı yapılan düşüncel süreç.
tenkit arapça kökenlidir. gagalamak, eleştirmek, şiddetle iğnelemek anlamlarına gelir. amaç karşıdakinin eksik yönlerini ayyuka çıkarıp hırpalamaktır.
eleştirmek türkçe kökenli al>el>ele>eleştir silsilesiyle türeyen sözcüktür. kritik etmek ve tenkit etmek anlamlarının ikisinde de eleştirmek kullanılabilinir.
önemli olan eleştiren insanın eleştirmekle neyi hedeflediğidir.
-eleştirdiği şey/kişinin gelişmesini istemek
-yapmak için kusur tespitinde bulunmak
-daha doğru ve güzele yöneltmek
-başkasının zayıf yönlerini yüze vurmak
-kendini üstün hissetmek
-kendi eksiklerini başkalarınınkini açarak örtmeye çalışmak
vb
devamını gör...
ölmeye verilen isimler
hakk'a yürümek, toprak olmak...
devamını gör...
psikolojinizi bozan insanlar
psikolojisi bozuk bir aile bireyi, bazen tüm aileyi ıskartaya çıkarabiliyor. ve bu baskın özelliğini, başka bir aile bireyine hiç fark ettirmeden devredebiliyor. devralanın siz olduğunu anladığınız an, işte o kapkaranlık.
devamını gör...
kullanılmayan eşyalar veri tabanı
arkadaşlar kullanmadığımız eşyaları (kitap, beyaz eşya, kıyafet vesaire) bu başlığın altına yazıp, ihtiyacı olan arkadaşlarımızla
paylaşabiliriz. ( herhangi bir para alışverişi söz konusu değildir. kafa sözlük format kurallarına aykırıdır.)
paylaşabiliriz. ( herhangi bir para alışverişi söz konusu değildir. kafa sözlük format kurallarına aykırıdır.)
devamını gör...
iko belediyesi
devamını gör...
satırla saldırıya uğrayan kadını izleyen insan müsveddeleri
hala şu olaylarda duyar kasan tipler var. ben görsem bende iplemem. niye kaale alayım ki ??.
1- kadın böylesi sapık, sapkın ve serseri birini seçti ise, sonucuna katlansın.
2- defalarca benzer örnekler gördük. müdahale etsen, kadın çıkar "sana ne ya, karışma" der.
3- yine defalarca örneği var. adam kadını doğrar, ceza almaz. sen gidersin adamı yaralarsın hapse girersin.
4- ve final. adam gelir kafana satırı saplar. sen eşekler cennetine gidersin, satırlı dallamadan kadın şikayetçi olmaz, bir süre sonrada tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalır.
böyle bir ortamda, niye müdahale edeyim. enayi miyim ben, aptal mıyım.
hukuk yok, adalet yok, insanların gözü dönmüş, aptalca seçim yapan kezbanlar cabası.
bunun adı duyarsızlık değil akıldır. zekadır, olması gerekendir.
kimse kusura bakmasın. burası ne almanya ne de isveç.
not: ulan kimi zaman polisler bile elinde silah olana, satır olana korkup, müdahale etmiyor. ben niye edeyim ki aq.
++
asıl insan müsvetteleri ülkeyi, insanları bu hale getirenler. her iki tarafı da.
mesela orada satırlı dallamaya müdahale etmeyenler, orada rakı içilse kıyameti koparır. veya kızı öpse kıyameti koparır. bu da işin ayrı bi iğrenç yönü.
1- kadın böylesi sapık, sapkın ve serseri birini seçti ise, sonucuna katlansın.
2- defalarca benzer örnekler gördük. müdahale etsen, kadın çıkar "sana ne ya, karışma" der.
3- yine defalarca örneği var. adam kadını doğrar, ceza almaz. sen gidersin adamı yaralarsın hapse girersin.
4- ve final. adam gelir kafana satırı saplar. sen eşekler cennetine gidersin, satırlı dallamadan kadın şikayetçi olmaz, bir süre sonrada tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalır.
böyle bir ortamda, niye müdahale edeyim. enayi miyim ben, aptal mıyım.
hukuk yok, adalet yok, insanların gözü dönmüş, aptalca seçim yapan kezbanlar cabası.
bunun adı duyarsızlık değil akıldır. zekadır, olması gerekendir.
kimse kusura bakmasın. burası ne almanya ne de isveç.
not: ulan kimi zaman polisler bile elinde silah olana, satır olana korkup, müdahale etmiyor. ben niye edeyim ki aq.
++
asıl insan müsvetteleri ülkeyi, insanları bu hale getirenler. her iki tarafı da.
mesela orada satırlı dallamaya müdahale etmeyenler, orada rakı içilse kıyameti koparır. veya kızı öpse kıyameti koparır. bu da işin ayrı bi iğrenç yönü.
devamını gör...


