sırtlan saldırısında yapılacaklar
ileride sırtlan saldırısına uğrayabileceklere tavsiye vermemizi isteyen başlıktır.
hayvanı sırtlanıp gezintiye çıkmak. hem sırtlan saldırısına uğrayan kişi hem de sırtlan için bir değişiklik olur. kanınız kasavetiniz dağılır.
hayvanı sırtlanıp gezintiye çıkmak. hem sırtlan saldırısına uğrayan kişi hem de sırtlan için bir değişiklik olur. kanınız kasavetiniz dağılır.
devamını gör...
yazarların telefonda en uzun konuşma süresi
4.5 saat.uzun zaman önceydi.
şimdi bir kaç dakikayı geçmez.
şimdi bir kaç dakikayı geçmez.
devamını gör...
yalnızlık
"hepimiz yalnızız. birileri gelir, yanımızda durur sonra çekip gider. bunu hiç unutma. kendine tutunmak en iyisi."
bir serra yılmaz repliğidir.
bir serra yılmaz repliğidir.
devamını gör...
intihar edeceğim sorumlusu devlettir
asgari ücret alan vatandaşın haklı isyanıdır. isyan ederken gözyaşlarını tutamamış. ekonomi şahane, şahlanıyoruz falan filan dimi erdoğan? yatacak yerin yok valla. neyse…
yol tv'nin gerçekleştirdiği sokak röportajında asgari ücretle geçinmeye çalışan bir yurttaşın isyanı sosyal medyada gündem oldu.
ayda 100 lirayla geçinmeye çalıştığını dile getiren yurttaş, "geceleri ağlayarak uyuyorum. yaşım 35, bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim artık" dedi.
"bunun sorumlusu devlettir"
yurttaş şunları söyledi:
“annem şu an kanser hastası. başımda babam yok tek başıma hayatla mücadele ediyorum. asgari ücret alıyorum. hamallık yapıyorum. bu kadar yorulup emek sarf edip aldığımız para ihtiyacımızı karşılamıyorsa biz ölelim. zengin çocukları gibi hayat yaşamak isterdim. 1500 lira kira veriyorum. çocuğum okula gidiyor. aylık 100 tl ile geçiniyorum. başımı yastığa koyunca gözyaşlarımla yatıyorum. kanser hastası annemi görmeye gidemiyorum. en son intihar edeceğim bunun sorumlusu devlettir. çocuğun canı bir şey istiyor alamıyorsun. o kadar çaldılar çırptılar sonra da allah diyorlar. daha yaşım 35 bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim.”
kaynak; www.cumhuriyet.com.tr/turki...
edit: alttaki şahıs ne saçmalıyor lan? manyak mıdır nedir ya. sanki vatandaşı intihara ben sürüklüyorum dediğine bak hele!
edit 2: tanımını silmiş tipitip… kaçmasaydın iyiydi ya.
yol tv'nin gerçekleştirdiği sokak röportajında asgari ücretle geçinmeye çalışan bir yurttaşın isyanı sosyal medyada gündem oldu.
ayda 100 lirayla geçinmeye çalıştığını dile getiren yurttaş, "geceleri ağlayarak uyuyorum. yaşım 35, bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim artık" dedi.
"bunun sorumlusu devlettir"
yurttaş şunları söyledi:
“annem şu an kanser hastası. başımda babam yok tek başıma hayatla mücadele ediyorum. asgari ücret alıyorum. hamallık yapıyorum. bu kadar yorulup emek sarf edip aldığımız para ihtiyacımızı karşılamıyorsa biz ölelim. zengin çocukları gibi hayat yaşamak isterdim. 1500 lira kira veriyorum. çocuğum okula gidiyor. aylık 100 tl ile geçiniyorum. başımı yastığa koyunca gözyaşlarımla yatıyorum. kanser hastası annemi görmeye gidemiyorum. en son intihar edeceğim bunun sorumlusu devlettir. çocuğun canı bir şey istiyor alamıyorsun. o kadar çaldılar çırptılar sonra da allah diyorlar. daha yaşım 35 bu ülkede yaşadığım için canımdan vazgeçtim.”
kaynak; www.cumhuriyet.com.tr/turki...
edit: alttaki şahıs ne saçmalıyor lan? manyak mıdır nedir ya. sanki vatandaşı intihara ben sürüklüyorum dediğine bak hele!
edit 2: tanımını silmiş tipitip… kaçmasaydın iyiydi ya.
devamını gör...
seni anlayan kimsenin olmaması
üst edit: tanımı yazarken radyo programının konusu olduğunu bilmiyordum, dolayısıyla formata pek uygun bir tanım olmayabilir.
bu bizim çok karmaşık ruh halimizden mi kaynaklanıyor? çevremizdeki insanların vurdumduymazlığından mı? anlaşılmasını istediğimiz meselelerin çetrefilliğinden mi? şahsen insanların beni anlamadıklarına ilişkin sarsıntılar hissettiğim bir leveli anımsamıyorum kendi hayatımda.
anlatmak istemediğim çok oldu. anlaşılmak istemediğim de çok oldu. ama böylesini pek tecrübe etmedim. hep orda bir yerde anlayan birisi vardı, bir mevzuyu biri anlardı ötekini diğeri. bazen orada öyle durmasıyla ortada anlaşılması gereken mevzular bırakmayan insanlar da girdi hayatıma.*
insanın çevresinin insanın aynası olduğu, arkadaşını söylediğinde sana kim olduğunu söyleyecek öğretileri bir yana bırakarak düşünüyorum. bizle benzer hislere, benzer bilinç düzeyine, benzer önceliklere, benzer hassasiyetlere sahip insanlarla iletişim kuruyoruz çoğunlukla. yahut en yakınımızda bulunan insanlar çoğunlukla bir şekilde belirli ortak noktalara sahip olduğumuz kimseler.* aslında ister istemez bizi en çok anlayacak insanları toplayıp getiriyoruz kıyımıza köşemize ve onlara yakın çevremiz falan diyoruz. peki insan buna rağmen neden anlaşılmadığını hisseder? bence bu insanın kendini beğenmemesi, kimsenin kendisini sevmediğini düşünmesi gibi zaman zaman gelen bir his. veya bazen hiçbir şey yapmak istemediğimiz, hiçbir şeyin bize keyif vermediği anlar gibi ansızın kafamıza çöreklenen bir düşünce.
burada kendi tercihi veya farklı sebeplerle sınırlı bir çevreye sahip olan insanları hariç tutuyorum. sahiden çevresinde böyle bir insana sahip olmayan kimseler olabilir. kaldı ki belki bu meselenin çevremizde sahip olduğumuz insanlarla da bir alakası olmayabilir ve ben yine tamamen üfürüyor olabilirim. ancak anlatılamayan/anlatılması mümkün olmayan hisler olduğu gibi bazen anlaşılması güç hisler de yaşayabiliriz. bence bu kimsenin bizi anlamadığı anlamına gelmemeli.
bu bizim çok karmaşık ruh halimizden mi kaynaklanıyor? çevremizdeki insanların vurdumduymazlığından mı? anlaşılmasını istediğimiz meselelerin çetrefilliğinden mi? şahsen insanların beni anlamadıklarına ilişkin sarsıntılar hissettiğim bir leveli anımsamıyorum kendi hayatımda.
anlatmak istemediğim çok oldu. anlaşılmak istemediğim de çok oldu. ama böylesini pek tecrübe etmedim. hep orda bir yerde anlayan birisi vardı, bir mevzuyu biri anlardı ötekini diğeri. bazen orada öyle durmasıyla ortada anlaşılması gereken mevzular bırakmayan insanlar da girdi hayatıma.*
insanın çevresinin insanın aynası olduğu, arkadaşını söylediğinde sana kim olduğunu söyleyecek öğretileri bir yana bırakarak düşünüyorum. bizle benzer hislere, benzer bilinç düzeyine, benzer önceliklere, benzer hassasiyetlere sahip insanlarla iletişim kuruyoruz çoğunlukla. yahut en yakınımızda bulunan insanlar çoğunlukla bir şekilde belirli ortak noktalara sahip olduğumuz kimseler.* aslında ister istemez bizi en çok anlayacak insanları toplayıp getiriyoruz kıyımıza köşemize ve onlara yakın çevremiz falan diyoruz. peki insan buna rağmen neden anlaşılmadığını hisseder? bence bu insanın kendini beğenmemesi, kimsenin kendisini sevmediğini düşünmesi gibi zaman zaman gelen bir his. veya bazen hiçbir şey yapmak istemediğimiz, hiçbir şeyin bize keyif vermediği anlar gibi ansızın kafamıza çöreklenen bir düşünce.
burada kendi tercihi veya farklı sebeplerle sınırlı bir çevreye sahip olan insanları hariç tutuyorum. sahiden çevresinde böyle bir insana sahip olmayan kimseler olabilir. kaldı ki belki bu meselenin çevremizde sahip olduğumuz insanlarla da bir alakası olmayabilir ve ben yine tamamen üfürüyor olabilirim. ancak anlatılamayan/anlatılması mümkün olmayan hisler olduğu gibi bazen anlaşılması güç hisler de yaşayabiliriz. bence bu kimsenin bizi anlamadığı anlamına gelmemeli.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
gian lorenzo bernini ’nin öğrencisi olan giuliano finelli tarafından yapılan papa 8. urban'ın ölen yeğeni olan maria duglioli barberini 'nin büstü, 1626. louvre müzesi


1601 yılında italya - torrano di carrara'da doğan finelli aldığı heykeltıraşlık eğitiminden sonra taşındığı roma 'da bernini’nin dikkatini çekerek öğrencisi olmuştur. bernini'nin yanında ünlenen finelli ince detaylardaki ustalığı ile kendi tarzını oluşturmuştur.


1601 yılında italya - torrano di carrara'da doğan finelli aldığı heykeltıraşlık eğitiminden sonra taşındığı roma 'da bernini’nin dikkatini çekerek öğrencisi olmuştur. bernini'nin yanında ünlenen finelli ince detaylardaki ustalığı ile kendi tarzını oluşturmuştur.
devamını gör...
teoman şarkılarından bir kuple
vura vura dip oldum
ona buna dert oldum
yana yana söndüm
çelindi gönlüm
yaşamadan öldüm
ona buna dert oldum
yana yana söndüm
çelindi gönlüm
yaşamadan öldüm
devamını gör...
sadece geyik yapan kullanıcıların cahil sanılması
kafa sözlük'te sadece eğlenmek ve eğlendirmek için zaman geçirmek isteyen insanların bilir kişiler tarafından cahil diye nitelendirilmesi.
devamını gör...
hata yapmayı kazanım olarak görmek
hata yapmadan doğruya ulaşılmaz. bütün başarılı insanların yaptığı bir çok hata vardır. kendimden örnek vermek gerekirse yapmadığım şeyler için pişman oldum, hiçbir zaman yaptığım şey için pişman olmadım çünkü o hatalar doğruyu bulmamı sağladı. en azından hiçbir şey yapmamaktan iyidir o yüzden hata yapmaktan korkmamak lazım.
devamını gör...
kulüp
netflix'in pr'ı son derece iyi yapılmış bir yerli dönem dizisi.
ilk sezonu az önce bitirdim. öncelikle sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. dizi çok durağan.
ilk defa 1.25 hız ile izlemenin faydasını gördüm. bazı sahnelerde hatta 1.50 hız ile izledim. tamam dönem dizisi ve bazı sahnelerin ağır işlemesi, psikolojik tahlillerin getirdiği bazı sekanslar durağanlık yaratabilir ama burda komple bir akıcılığın olmadığı hal söz konusu.
konusu ilgi çekici. zaten insan bu yüzden izliyor bu diziyi. ancak işleniş biçimi çok yavan geldi bana. daha doğru ifade ile “daha iyisi olabilirdi” diyeyim. spoiler olmaması için içeriğe pek girmiyorum. ancak az biraz 50li dönemler hakkında fikir sahibi olan kişi dizide işlenen konudaki birçok alt metindeki temaların havada asılı kaldığını çok rahatlıkla gözlemleyebilir. misal; (bkz: varlık vergisi)'nin bahsi geçiyor bir bölümde, ancak bu vergi nedir, ne amaçla çıkarılmıştır hiçbir perspektif yok, sadece karakterlerin bakış açısıyla öyle yarım yamalak ele alınıverilip geçiştirilivermiş. normal bir dizi olsa bu kabul edilebilir ancak dönem dizisi iddiası varsa bu boşlukları doldurmak gerekir.
dizi şu an 6 bölüm olarak sahada. 5 bölüm de yakında geleceği konuşuluyor. muhtemeldir ki bu kısımda da 6-7 olayları işlenecektir.
oyunculuklar, mekan seçimi, kostümlerden bahsetmek gerekirse; burası diziyi kurtaran kısım sanırım. salih bademci, fırat tanış, metin akdülger efsane oynamışlar. gökçe bahadır eskiden beri pek beğendiğim bir oyuncu değil ancak bu dizide fena iş çıkarmamış, mathilda karakterinin ruhunu iyi yansıtabilmiş. yine de insan mathilda karakterini demet evgar oynasaydı neler olurdu acaba diye de hayal kurmadan edemiyor diziyi izlerken. tam oynayacağı tarzda bir karakter çünkü.
fragmana ve pr çalışmalarının ürünü olan sosyal medya mecrasındaki yorumlara bakıp yüksek beklenti içerisinde izlerseniz sizi hayal kırıklığına uğratabilecek bir dizi. onun dışında öyle bir izleyeyim bakalım gözüyle bakarsanız tatmin edebilir.
ilk sezonu az önce bitirdim. öncelikle sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. dizi çok durağan.
ilk defa 1.25 hız ile izlemenin faydasını gördüm. bazı sahnelerde hatta 1.50 hız ile izledim. tamam dönem dizisi ve bazı sahnelerin ağır işlemesi, psikolojik tahlillerin getirdiği bazı sekanslar durağanlık yaratabilir ama burda komple bir akıcılığın olmadığı hal söz konusu.
konusu ilgi çekici. zaten insan bu yüzden izliyor bu diziyi. ancak işleniş biçimi çok yavan geldi bana. daha doğru ifade ile “daha iyisi olabilirdi” diyeyim. spoiler olmaması için içeriğe pek girmiyorum. ancak az biraz 50li dönemler hakkında fikir sahibi olan kişi dizide işlenen konudaki birçok alt metindeki temaların havada asılı kaldığını çok rahatlıkla gözlemleyebilir. misal; (bkz: varlık vergisi)'nin bahsi geçiyor bir bölümde, ancak bu vergi nedir, ne amaçla çıkarılmıştır hiçbir perspektif yok, sadece karakterlerin bakış açısıyla öyle yarım yamalak ele alınıverilip geçiştirilivermiş. normal bir dizi olsa bu kabul edilebilir ancak dönem dizisi iddiası varsa bu boşlukları doldurmak gerekir.
dizi şu an 6 bölüm olarak sahada. 5 bölüm de yakında geleceği konuşuluyor. muhtemeldir ki bu kısımda da 6-7 olayları işlenecektir.
oyunculuklar, mekan seçimi, kostümlerden bahsetmek gerekirse; burası diziyi kurtaran kısım sanırım. salih bademci, fırat tanış, metin akdülger efsane oynamışlar. gökçe bahadır eskiden beri pek beğendiğim bir oyuncu değil ancak bu dizide fena iş çıkarmamış, mathilda karakterinin ruhunu iyi yansıtabilmiş. yine de insan mathilda karakterini demet evgar oynasaydı neler olurdu acaba diye de hayal kurmadan edemiyor diziyi izlerken. tam oynayacağı tarzda bir karakter çünkü.
fragmana ve pr çalışmalarının ürünü olan sosyal medya mecrasındaki yorumlara bakıp yüksek beklenti içerisinde izlerseniz sizi hayal kırıklığına uğratabilecek bir dizi. onun dışında öyle bir izleyeyim bakalım gözüyle bakarsanız tatmin edebilir.
devamını gör...
yazarların olmak istediği şiir
ahmet haşim-merdivenler.
devamını gör...
brezilya'da seks işçilerinin aşılanmada öncelik istemesi
akşama kadar kaç kişiyle muhattap oluyorlar, haklı isyandır.
devamını gör...
annesini satırla parçalayan kadın
insanların ruh sağlığı , zaten iyi değildi; bu kapanma, yasaklar, evde aynı kişiler, aynı yüzler, ve geçmişte yaşananlar ile hesaplaşma için uygun zaman olması, cinnet için uygun koşullar oluşturdu.
bu kadın hasta , hasta olmasa mümkün değil öyle bir cinayeti işlemesi.
allah akıl sağlığımızı korusun, artık normal hayata bir önce dönmemiz lazım.
bu kadın hasta , hasta olmasa mümkün değil öyle bir cinayeti işlemesi.
allah akıl sağlığımızı korusun, artık normal hayata bir önce dönmemiz lazım.
devamını gör...
yazarların uğruna kurşun atıp kurşun yiyeceği lezzetler
zeytinyağlı sarma, tercihen bol ekşili.
devamını gör...
palto (öykü)
nikolay gogol'un çok harika bir öyküsü burada ayrıntı verirsem tadını kaçırmış olurum. bir palto mücadelesiyle hayatı anlatan bir öyküdür.okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
birbiriyle karıştırılan mahlaslar
sanırım benim bir psikolojik sorunum var. sorunun adı nedir bilmem. bilim adamları şu karıştırmalarımı görse gülmekten, durumu inceleyip, teşhis koyamaz.
yine başım iki nickle belada. bir de tatlış bu iki nickin sahipleri. seviyorum denk geldikçe okumayı. ama gel gör ki, karıştırmayı geçtim, ikisini aynı kişi gibi algılıyor beynim. bir beyin tomografisi çektirmem gerekiyor sanırım.
ya da bu iş artık iki nick karıştırması olayından çıkıp, tüm sözlüğü tek kişi sanma olayına gidiyor. korkunç. kendime sağlık diliyorum.
yazacağım bu iki nicki görünce gülmeyin, gülerseniz de bana çaktırmayın lütfen. zaten kendi adıma üzülüyorum.
(bkz: ı am melting lannn melting)
(bkz: honki ponkinin yeni mahlası)
yine başım iki nickle belada. bir de tatlış bu iki nickin sahipleri. seviyorum denk geldikçe okumayı. ama gel gör ki, karıştırmayı geçtim, ikisini aynı kişi gibi algılıyor beynim. bir beyin tomografisi çektirmem gerekiyor sanırım.
ya da bu iş artık iki nick karıştırması olayından çıkıp, tüm sözlüğü tek kişi sanma olayına gidiyor. korkunç. kendime sağlık diliyorum.
yazacağım bu iki nicki görünce gülmeyin, gülerseniz de bana çaktırmayın lütfen. zaten kendi adıma üzülüyorum.
(bkz: ı am melting lannn melting)
(bkz: honki ponkinin yeni mahlası)
devamını gör...
tavşan jojo
absürt komedi gibi , alman faşizmi ve hitlerin her alman çocuğunun kafasında var oluşunu konu edinen bol göndermeli, vicdanlara sığmayan yakın yy'ın dev mesajlarının içerildiği geçtiğimiz yıl oscar adayı bir taika waititi filmi. bir uyarlama filmi olduğunu biliyorum fakat kitabı okumadım, bilmem. film güzeldi izlenir arkadaşlar (+).
ayrıca;
--! spoiler !--
katil uşak.
--! spoiler !--
ayrıca;
--! spoiler !--
katil uşak.
--! spoiler !--
devamını gör...
herkesin kötü insanlardan şikayet etmesi
iyi insan kıtlığından kaynaklanan sorun.
devamını gör...
gece vakti sokakta nara atan kedi
muhtemelen çiftleşme dönemine girmiş kedidir. yazıktır, günahtır. bırak istediği kadar nara atsın, belki gece gece kısmeti açılır.
devamını gör...
