delia steinberg guzman tarafından yazılmış, felsefe kitabı diyebilirim. felsefeye ilgisi olanların okumasını öneririm ancak biraz karmaşık ve anlaması zor bir kitap. üniversite yıllarımda hoşlandığım bir arkadaşım vermişti diye okuduğum sonra da geri vermeyip kitaplığımda güzel bir yere koyduğum kitaptır. doğu felsefesine göre gerçeklik ve yanılsama üzerine bir kitap diyebilirim genel anlamı ile. hatta kitabın uzunca ismi maya'nın oyunları: yanılsama ve gerçek diye görüyorum bazı yayın evlerinde. mal, mülk, dünyevi zevkler, güzellik, para, aşk, dalet gibi şeylerin birer yanılsama olduğunu, biz öldüğümüzde bu kavramların hepsinin bizle birlikte öleceğini ancak maya'nın bu yanılsamaları bize gerçekmiş gibi sunduğunu ve bizlerin bu kavramları önemsememize yol açtığını anlatmaya çalışıyor açıkçası. kadim doğu felsefelerinde, budizmde bu bahsettiğimiz kavramlar aslında bir "hiçtir" . aydınlanan kişi, sidharta, budha adıan ne dersek artık bu kavramları dünyevi maddi şeyleri hiç olarak görür öyle değil mi? maya burada bir metafor yani. aslında maya'nın oyunlarını anladığımızda ve tecrübe ettiğimizde ve yani özümsediğimizde hayattaki hırslarımızdan vazgeçiyoruz. zaten hem doğu felsefelerinin, hem budizmin, bu kitap özelinde maya'nın istediği şey hırslarımızdan arınmak, anı yaşayabilmek, zihnimize hakim olmak değil mi?
kitapta taşlar, bitkiler, hayvanlar, insan, doğa, dört mevsim, gündüz ve gece, toprak, su, hava, ateş, duygular başlıkları altında bölümler mevcut. tüm bu başlıklar altında yanılsamalar ve gerçeklikleri maya'nın oyunları altında, maya'nın sözleri ve öğretileri ile anlatmaya çalışmış ispanyol yazar.
bence felsefeye ilgisi olanlar, yeni yeni felsefe okumaları yapanlar, doğu felsefesi, budizm ve meditasyon gibi konualra ilgisi olanlar için ilginç olabilecek bir kitap.
devamını gör...

çocuklarının sevgililerinin olmasının normal olmasıdır.
sevgili yapınca kötü bir şey olmuyor.
ayrıca sizin çocuğunuz dünyanın en zeki çocuğu değil olmak zorunda değil lütfen ona öyleymiş gibi yüklenmeyin.
insanların omzuna yük biniyor sonu vahim oluyor.
devamını gör...

tehdit edildiği için beraber olmak zorunda kaldıysa eleştirmeyeceğim kişi.

insanlar bu tiplere her zaman kendi istekleriyle dönmüyor. polise, karakola gidip pek ciddiye alınmadıktan sonra öldürülen çok insan var. bazılarına aileleri de sahip çıkmıyor. koruyan kollayan olmayınca kendilerini mecbur hissediyorlar. korkudan, bana ya da aileme zarar vermesin diye düşünerek döndüklerini ve yine korkudan, pek de sağlıklı düşünemediklerini tahmin ediyorum.

yerinizde olsam fazla atıp tutmam. büyük konuşmak iyi değil.
devamını gör...

benim de 16 kişiymiş. 15 + yoldaş.*
devamını gör...

sesini, müziğini, zor devirlerdeki duruşunu yeni yetmeler anlamaz. arabeske ve tenor yahut yanık seslere alışmış insanımız da bilhassa müziğini pek anlamaz. bilenler tanıyanlar zaten hayrandır tınısına, şarkısına, sanatına...

elbette detone olduğu eserleri de vardır ama kalitesine-tılsımına pek gölge düşürmez.
devamını gör...

gözümün moru zift karası oldu ya…
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
içinceki elmanın, çürüyüp düştüğü buz elma, bir yaratıcı eseri.
devamını gör...

insanı en zaaflı hale getiren şey, sevgi, ilgi, onay bağımlılığıdır. paradoksal olan ise, ne kadar sevgi, ilgi ve onaya muhtaç değilsek, o kadar sevilebilir hale geliyoruz. muhtaçlık enerjisi, insanı itici hale getiriyor. insan kendini sevdiği ve olduğu gibi kabul ettiği zaman, zaten etrafında ya onu olduğu gibi sevenler oluyor ya da kabul edemeyenler, hayatından bir şekilde çıkıyor...
devamını gör...

çok ağır olacaktır. gerçekten artık nefes alamaz durumdayım. bu sabah dışarı çıktığımda vaziyetin farkına vardım. inanılmaz kasvetli bir hava , sapsarı bir gökyüzü ve aşırı sıcaklarla birlikte insanlığın doğaya olan cezasını ödemeye başladığı ortadadır. işin kötü yanı hala doğaya zarar veriyoruz. üzüldüğüm tek şey canlıların da bu durumdan etkilenmesi. kapı önlerine lütfen bir kap su bırakın.
devamını gör...

bu aralar ne yazasım geliyor ne de sözlüğe giresim. eskiden saatlerce girdiğim sözlüğe bu aralar 10 dakika zor giriyorumdur. sevdiğim birkaç yazarın tanımlarını okuyorum, beğeni ya da mesaj gelmişse onlara bakıyorum ve çıkıyorum. yazmaktansa tam tersine sürekli okuyasım ve izleyesim geliyor. filmler okuyup, kitaplar izliyorum. evet evet tam da bunu yapıyorum.

ama nedense bugün ayrı bir neşe vardı içimde. uzun zaman sonra saçımı yaptım, belki biraz da makyaj; oje sürdüm ve hatta profil fotoğrafımı bile değiştirdim. bu benim için büyük bir adım dostlar*. şimdi canım olric'le oturduk sohbet edeceğiz. daha onun olduğu bölümlere gelmedim ama bu akşam buluşuruz diye düşünüyorum. tamam kabul biraz fazla konuştum, bir şarkı ve (bkz: anın fotoğrafı)nı bırakıp gidiyorum.

open.spotify.com/track/2OZM...


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

he bi de kalorifer peteklerini değiştirmedik, masraf çıkmadı.**
devamını gör...

ünlü ressam vincent van gogh'un gustave doré tarafından yapılmış gravürünü referans alarak çizdiği yağlı boya tablosudur.
doré'nin gravürü:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
van gogh'un tablosu:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
devamını gör...

evrensel ozanımız, fütürist şair.

'yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine'
devamını gör...

balkon tabii ki.
arkadaşlarıma çayımla eşlik ederim, onları balkonuma alırım.
ev olmaz, çok kokuyor, kimse kusura bakmasın.
devamını gör...

dünyaya hiçbir (azıcık bile) faydası olmayan iki düşüncenin ne kadar dayanılabileceğini gösteren söz

gerekli edit:
istisnalar kaideyi bozmaz
devamını gör...

güneşe ateş edebilirim.
devamını gör...

başıma gelmeden asla yorum yapamayacağım durumdur.
devamını gör...

19 yaşında, düşlerindeki özgür dünya ümidinden koparılan ve hep 19 yaşında kalacak olan kardeşim.
devamını gör...

yaklaşık 1 hafta önce bir malatya-elazığ gezisi yaptık,5 kişi. ben de bu süreçte yaşadığım tecrübeleri size aktarmak istedim. öncelikle hepimizin ortak noktası izmir olduğu için izmir den uçakla yola çıktık. (bkz: pegasus)izmir’den malatya’ya direkt uçuş yok,istanbul’dan malatya’ya direktuçuş var bu kısmı anlamadım. izmir’den,istanbul’a ordan malatya’ya uçmak istedik ama ortak kanı elazığ’ı da gezelim olduğu için elazığ’a gittik. (elazığ’da arkadaşlarımız olduğu için şehiri gezmede yardımcı olurlar diye düşündük.)uçak izmir’den elazığ’a gidiyor,ordan kara yoluyla malatya geçiyorsunuz. tabi farklı firmalarda izmir’den malatya’ya direkt uçuş var mı bilmiyorum ama bilet aldığımız dönem en uygun pegasus olduğu için biz bu firmayı tercih ettik. uçuş süresi 1 saat 40 dakika olarak gösteriyor, biz 1 saat 10 dakika içerisinde gelmiştik. sabah 8 de uçağa bindik uçak,bagaj işlemleri vesaire saat 9,5-10 a doğru elazığdaydık. elazığ havalimanı akçakiraz ilçesinde ,bu ilçenin de merkeze uzaklığı 12 km. biraz araştırma yaptığımda havalimanı,1938 yılında yapıma başlanmış,1940 yılında askeri amaçlar için hizmete başlamış ve 1960 yılında ise sivil kullanıma açılmış, türkiye’nin ilk sivil havalimanı olma özelliğine sahipmiş.

havalimanından merkeze geldikten sonra ensar mangal vadisinde yemek yedik,sonrasında ise harput kalesini gezdik. harput kalesinin çok tuhaf bir hikayesi var. m.ö 8. yüzyılda urartular döneminde yapılmış,yapılış amacı konumu itibariyle güvenliği sağlamak için sanıyorum,neyse fikir firar etmesin,sonrasında kale pers hakimiyeti altına giriyor,1515 yılında ise osmanlılar idaresine geçiyor,(bkz: yavuz sultan selim) zamanında. kale de restorasyon ise varla yok arasında. kale etrafında konteynerler falan vardı,biz gittiğimizde. duyduğumda ilginç gelen bir bilgi ise bölge halkı buraya harput kalesi dışında,süt kalesi de diyormuş. kalenin yapıldığı dönemde harç yerine süt kullanılmış,o yüzden bu isim ile bilinirmiş.kale gezimizden sonra kömürhan köprüsü,çırçır şelalesi gerçekten mükemmeldi. fakat şelale de su boşa akıyor,keşke onun için bir çözüm bulunsa. elazığ için şehir demek bence yanlış olur çünkü ufak bir kasaba gibi. üniversitesi ise yüzölçümü olarak türkiye’nin en büyük üniversitesiymiş fakat üniversite olarak içi çok boş geldi bana. herhangi bir aktivite alanı,yeşillik alan,basket yada futbol sahası göremedim. şehrin en büyük ve en işlek caddesi diyebileceğim yer gazi caddesi oldu,bu cadde aşırı kalabalık. cadde üzerinde her bir markanın iki üç şubesi var,mesela defacto şubesi var,100 metre gidiyorsunuz bir şubesi daha, keza lc waikiki için de aynı durum geçerli. şehir eğer yanlış anlamadıysam üniversite şehri olarak anılıyor,fakat arkadaşımla konuştuğumda kiraların bölgeye göre çok pahalı olduğu,esnaf öğrencilerden geçindiği halde,öğrencileri soyduğunu söylemişti.

tüm bu geziler akşamı buldu,akşam 12 civarı malatya’ya doğru yola çıktık. kalacağımız otel mövenpick malatya hotel. açıkcası beklediğimden aşırı kaliteli,buraları okuyacaklarını sanmıyorum ama gerek otel çalışanları,gerek müdürleri aşırı ilgiliydi. ücretsiz kahvaltı,spor salonu,hamamı,saunası,covid vesaire önemler için otel doktoru,yemekleri aşırı güzeldi. özellikle banyosuna bayıldım. biz 2 gece kaldık ve bu süreçte gerçekten çok memnun kaldım. şehir merkezine çok yakın. malatya’da ilk günümüz, herkesin çok övdüğü akçadağ-levent vadisi. akçadağ şehir merkezine yaklaşık 30 dakika uzaklıkta,levent vadisi ise övdükleri kadar var. upuzun bir kayalıkların en tepe noktasına yapılan seyir terasının 8,5 metre mesafesi boşluğa uzanıyor ve bu kısım cam. yani aşağıyı görebiliyorsunuz,biz gittiğimizde aşırı bir kalabalık yoktu ama birden kalabalıklaştı, kusanlar,ağlayanlar oldu çünkü yaklaşık 104 metre yükseklikte. aşağıya bakarken bile içiniz ürperiyor. bol bol fotoğraf çektik fakat kişisel fotoğraf paylaşmak istemediğim için birkaç alıntı fotoğraf ekleyeceğim. levent vadisinden sonra yine akçadağ da bulunan bağköy mezarlığına gittik ve 18-19. yüzyıla ait olduğu söyleniyor,osmanlı dönemine aitmiş,bölgedeki bir amcanın söylediğine göre birçok şahsi eşya ve savaş aleti bulunmuş. ayrıca türkiye’nin ve dünyanın en değerli atlarının yetiştiği sultan suyu at çiftliğini gezdik,hatta at bindik ama keşke binmeseydim dedim çünkü spor yapmama rağmen o kısacık at binme olayı sanki 100 kg ile squat çalışmışım gibi geldi,öylesine bir bacak ağrısı.

akçadağdan tekrar merkeze döndük,şehir içinde atatürk’ün bir dönem malatya’ya gelip kaldığı yer müze haline çevrilmiş ve kaldığı dönemde kullandığı eşyalar sergileniyor,pazartesi hariç hergün gezebiliyorsunuz giriş ücretsiz. tam karşısında ise bir zamanlar ordu karargahı olarak kullanılan gazi ilkokulu var,tarihi bina, şuan okul olarak kullanılıyormuş. müzeye çok yakın bir yer olan kanalboyunu gezdik,birbiri ardına restorantlar,cafeler,dondurmacılar, eşsiz damak zevki sunuyor,bunlardan biri de ado, maraş’taki gibi olmasada gerçekten tadı efsane bir dondurmaydı. bu caddede birçok dondurmacı olduğu için,cadde ismini yalama caddesi koymuşlar. ilk duyduğumda baya gülmüştüm. beşkonaklar caddesini gezdik,kanalboyuna yakın,eski diyebileceğimiz evlerin yapılan yenileme çalışmaları ile hayat bulması. eski ile yeninin buluştuğu değişik bir sokak,bu evlerden biri restoranta çevrilmiş ki aman allah’ım kiraz yaprağı sarması,analı kızlı,mumbar. bence aralarında en farklısı kiraz yaprağı sarması, vejetaryen bir tarif. kiraz yaprağına dürülen bulgur dolgulu ufacık sarmalar, yoğurtlu bir sosta pişiyor. üzerine karamelize soğan konuyor. tatlı-eşki farklı bir lezzet. bu saydığım yemekler için önceden aramanız lazım bu arada,biz gelmeden önce aramıştık,aşağı yukarı gideceğimiz yerler belliydi çünkü.

gerçekten o gün öyle yedim ki artık midem yeter diyordu. yemek yedikten sonra bakırcılar çarşısına gittik,çok güzel bakır bardaklar aldım,birbiri ardına sıralanmış demirci,bakırcı dükkanları. bakır kalaylama,aynı zamanda alım satım da yapıyorlarmış. uzun zamandır görmediğim banyo kazanlarını da burda görmüş oldum,dükkan sahibinin söylediğine göre halen kullanan varmış. şehir gerçekten kalabalık,bazen bir anda trafik kilitleniyor,halkı,esnafı güler yüzlü. biraz merkezde gezdikten sonra,nemrut’a gittik, zirveye çıkmak zor oldu çünkü aşırı sıcaktı ama değdi. nemrut normalde adıyaman’a bağlı ama 2 saat mesafede olduğu için gitmemek olmazdı,dönüşte ise arapgir’e uğradık. arapgir gerçekten yemyeşil bir yer,malatya dışarıdan bakıldığında her yeri dağ gibi duruyor ama yeşil yerleri de varmış gerçekten. bu arada arapgir,elazığ’a benziyor,malatya ilçesi ama yaşayanların çoğu da elazığlıymış. malatyalılar ile elazığlılar arasında atışmalar oluyormuş bu konuda. arapgir ile darende arasında çok mesafe olmadığı için darende’yi gezdik,daha çok dini kişiliklere sahip bir ilçe. bol bol türbe var,en bilinenleri somuncu baba türbesi. asıl ismi şeyh hamid-i veli. somuncu koca, ekmekçi koca ve somuncu baba olarak da bilinir. osmanlı kuruluş dönemi ünlü mutasavvıfı ve alim. aynı zamanda bayramiyye tarikâtı kurucusu hacı bayram veli'nin de hocasıdır. külliyeye yakın olması sebebi ile tohma kanyonuna da uğradık,rafting yapma imkanı sunuyor,üstelik çevresinde piknik yapmak için alanlar da mevcut.

buradan sonra tekrar merkeze döndük,şire pazarını gezdik,hayatımda görmediğim kadar kayısı gördüm ve kayısıdan yapılan envai çeşit tatlı,kayısı çeşitleri, gezdiğimiz dükkanlar sağolsun bol bol ikram yaptı,ben kayısı çok sevmem yani yeşil halini daha çok seviyorum bulabilirsem öyle alıyorum ama tattıklarım da aşırı güzeldi,özellikle adına gün kurusu kayısı çekirdeği dedikleri,bildiğimiz kayısı çekirdeğinin ötesinde bir tadı var,kilosu 40 lira,esnaf abi sağolsun bize 3 kilo aldık diye 100 yapmıştı,aynı zamanda hediyelik paket şeklinde kayısılardan da aldık. bugünlük son yolculuğumuz burasıydı,yarın akşam saat 9 da uçağımız var,dolayısı ile en geç 7-8 e kadar gezebilirdik o yüzden sabah çok erken kalktık. şehrin belkide en çok turist alan yeri battalgazi,birçok tarihi mekan mevcut,kervansaraylar,müzeler.camiler. mesela en bilinenlerinden biri olan silahtar mustafa paşa kervansarayı ; 1637 yılında yapılmış, 1637 tarihinde ıv. murat’ın silahtarı bosnalı mustafa paşa tarafından yaptırılmıştır. ulu cami; 1224 yılında selçuklu hükümdarı alaaddin keykubat döneminde inşa edilmiş. büyük selçuklu imparatorluğu’nun iran sınırları içerisindeki cami mimarisi geleneğini temsil eden anadolu’daki ilk ve tek örnek örneği. yapının en en eski bölümleri tuğladan, sonradan yapılan ilave bölümleri ise taştan. inşa edildikten sonra camiye bazı dönemlerde ilaveler yapılmış ve cami onarımlardan geçmiş. ayrıca elazığ’ depreminden sonra cami hasar aldığı için restorasyon sürüyor. arslantepe höyüğü, aristokrasinin doğduğu, ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı, resmi, dini ve kültürel bir merkez olmasıyla, unesco tarafından da dünya kültür mirası geçici listesine alınmış. buradan sonra yeşilyurt ilçesini gezdik,gündüzbeyde kahvaltı yaptık. yeşilyurt’un eski ismi çırmıhtıymış. daha sonra buralı olan ismet inönü’nün ismini almış, 1959 yıllında ilçe olma statüsüne kavuşunca ismi de yeşilyurt olmuştur. çok fazla gezilecek yer yok fakat çok fazla yeşil alan var bu güzel,burdan sonra hacı baba lokantasında kebab yiyip,merkezde biraz daha dolaştıktan sonra otele döndük. açıkcası giderken üzüldüm,keşke 1 hafta kalsaydım dedim,küçük bir yer beklerken baya büyük bir şehir ile karşılaştım. bu arada yazımın başında söylemiştim izmir’e direkt uçuş yok o yüzden istanbul’a uçtuk. malatya havalimanı gerçekten çok küçük,(bkz: erhaç havalimanı)sivil-askeri amaçlı kullanılıyormuş. böyle bir şehire bu havalimanı yakışmamış bence. en kısa zamanda tekrar görüşeceğiz malatya. eğer buralara kadar okuyan varsa herkese teşekkür ederim.

şehre dair bazı fotoğraflar,alıntıdır.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
levent vadisi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tohma kanyonu-darende

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kanalboyu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nemrut dağı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şire pazarı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

somuncu baba külliyesi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

silahlar mustafa paşa kervansarayı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

arslantepe höyüğü

not: neden malatya diye garip birçok soru gelince,açıklama gereği duydum. hem uzun zamandır gezmek,görmek istediğim,hem de ismet inönü,turgut özal,ahmet kaya,kemal sunal,ilyas salman,hrant dink gibi birçok ünlü isme ev sahipliği yapmış ve 2 cumhurbaşkanı çıkarmış (bkz: turgut özal)(bkz: ismet inönü)tek şehir olma ünvanına sahip şehri görmeden olmaz dedim.
devamını gör...

gecenin bir koru sozluk icin enteresan projeler ureten yazar arkadasimiz. "yapma etme ortaligi karistirma" dedim ama ikna etmis olabilirim de, olmayabilirim de...
devamını gör...

şahsımda bulunan hastalık. (şahsım diyince çok havalı oluyor fark ettiniz mi?)
neyse efendim yıllarca kitap almasam bana yetecek kitaplarım var ama duruyor muyum?
durmuyorum, duramıyoruz efendim.
almak okumaktan bile daha zevkli oluyor bazen.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim