fiyat performans oranı en iyi süt markası
hangisi olursa olsun alırken "acaba bunda süt banyosu yapıldı mı" diye düşünmekten alamıyorum kendimi.
devamını gör...
yök'ün galatasaray üniversitesi hakkında aldığı karar
aynı zamanda bu akademisyenlerin sünnetleri diyanet işleri başkanı tarafından yapılacaktır.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
çay içemedim
devamını gör...
geceye enstrümantal bir parça bırak
gunde 67547474645 kere dinledigim...
devamını gör...
türkiye'de en çok kazanan mesleğin öğretmenlik olması
karı-koca öğretmen arkadaşlarım var. birisi felsefe grubu öğretmeni öbürü de sınıf öğretmeni. ortalama bir hayatları var. 25 yıldan fazladır çalışıyorlar. özel ders verecek öğrencileri yok.
iki çocukları da şehir dışında üniversite okuyor, iki ayrı şehirde.
birinin maaşı olduğu gibi çocuklar arasında paylaşılıyor. öbür maaşla da geçiniyorlar.
2010 model bir arabaları ve 140m2 bir evleri var.
madem çok kazanıyorlar neden kronik rahatsızlığı olan canım arkadaşım covid döneminde bile çalışmaya devam ediyor, çok merak ettim.
insan arkadaşından saklar mı en çok kazanan mesleğin mensubu olduğunu, küseceğim mecburen.
iki çocukları da şehir dışında üniversite okuyor, iki ayrı şehirde.
birinin maaşı olduğu gibi çocuklar arasında paylaşılıyor. öbür maaşla da geçiniyorlar.
2010 model bir arabaları ve 140m2 bir evleri var.
madem çok kazanıyorlar neden kronik rahatsızlığı olan canım arkadaşım covid döneminde bile çalışmaya devam ediyor, çok merak ettim.
insan arkadaşından saklar mı en çok kazanan mesleğin mensubu olduğunu, küseceğim mecburen.
devamını gör...
boğaziçi'li akademisyenlerin yeni atanan rektöre sırt çevirmesi
her grubun nefretini nasıl kazanıyorsunuz dedirtendir. ülkenin belki de en apolitik üniversitelerden birini bu hale getirmek takdir-i şayandır.
devamını gör...
baç vergisi
osmanlı devletinde çarşı ve pazar yerlerinden alınan vergidir.
devamını gör...
normal bir kadıköy beyefendisi
bir minnoş nickaltını epeydir hak eden yazarımız.
kendisi ile tanışık olmaktan dolayı pek bir mutluyum.
eminim o da benim gibi, zamanında serhat akın'ın anderlecht transferinin travmasını derinden yaşamıştır.
kendisi ile tanışık olmaktan dolayı pek bir mutluyum.
eminim o da benim gibi, zamanında serhat akın'ın anderlecht transferinin travmasını derinden yaşamıştır.
devamını gör...
erkekler neden uzun yaşamaz sorunsalı
stres,fazla düşünmek, türkiye'de yaşamak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
herhangi bir eşyaya artık ihtiyacımın kalmadığını düşünüyorsam ya kırılır ya bozulur ya da kaybolur.
devamını gör...
avatar
hindu mitolojisinde,bir tanrının gökyüzünden yere görülebilen bir biçim alarak inişidir.bunların en ünlüleri vişnu'n on avatar'ıdır.
devamını gör...
yazarların çocukluk anıları
henüz göktaşının yeryüzünü vurmadığı, dinozorların dünyayı adımladığı geçmiş zaman dilimlerinden birinde yaşanmış bir vakıayı aktarayım sizlere. bizim mahalle keyifli bir mahalleydi. örgütlü bir çocuk gücü vardı. mahalle maçlarından tutun, meyve ağaçlarına dalma işine kadar çok organize hareket ederdik. zayiatsız yığınla operasyon gerçekleştirdik. erikler, kirazlar, vişneler, elmalar... her daim yüklü ganimetle dönerdik mahalleye. dut baskınlarımız da meşhurdu. ağaçların altına koca koca bezler çeker, ağaçları sallar, düşenleri sırtlar, anında arazi olurduk. bu organize hareket kabiliyetinin meyvesini hayatımın sonraki evrelerinde çok güzel yedim. gerek tercih ettiğim spor dalında, gerekse foça-hakkari hattında çok işime yaradı bu kolektif bilinç teranesi. hayatta kaldık daha ne olsun?
bu kadar meyve ağacı operasyonu yapmış tecrübeli neferler olarak gözümüzü çok farklı bir noktaya dikmiştik. bu görev çok zordu. çok meşakkatliydi. önden aldığımız istihbarat raporlarına göre içeri sızmanın neredeyse imkansız olduğundan bahsediliyordu. diğer mahallelerin çocukları, duvarların yanına yaklaşmaktan bile korkuyorlardı. hedefimizdeki eski köşk ve bahçesi hakkında türlü türlü tevatürler ortaya çıkmıştı. köşkün sahibi yaşlı amca yakaladığı çocukları esir alıyor ve yakalanan çocuklardan bir daha haber alınamıyordu. aynı zamanda bahçede köpekler vardı. siz deyin kerberos gibi üç başlıydılar, ben diyeyim ejderhalar kadar büyüktüler. anlayacağız köşk bahçesi hakkında aldığımız bilgiler iç rahatlatıcıydı (!) ama biz geri adım atmayacaktık. namımızı bütün çevreye duyuracaktık. ne yapıp edip o bahçeden erik ve kiraz çalacak tüm söylentilerin üzerine bir çizgi çekecektik. evvela tüf tüfler hazırlandı. köpeklere karşı kendimizi korumalıydık. bu operasyonda ciddi silah gücüne ihtiyacımız vardı. külahların ucuna iğneler takıldı. ancak zorda kalmadıkça bu silahlar kullanılmayacak, sadece nefsi müdafaa için onlardan yararlanılacaktı. herkes eski püskü kıyafetlerini giydi, şort giymek kesinlikle yasaktı. bu, köpekler için aldığımız bir önlemdi. üstümüz başımız parçalanırsa annelere hesap verme işinden bu ince strateji sayesinde yırtacaktık. bizim kuşak bilir eskiden dershanelerin dağıttığı çantalar vardı; ipli askılı. herkes onlardan takacak ganimet bunlarla taşınacaktı. 10 kişilik özel müdahale timimizden bir kişi erketeye yatacak, bir kişi de askılı çantasında köpekler için yiyecek bulunduracaktı. operasyonu en ince ayrıntılarına kadar planlamıştık. başarısız olma şansımız bize göre %0,0001'di. çünkü bizdeki kurmay zeka, o dönem yaşıtlarımızın yanından geçemeyeceği kadar yüksekti. *
bu özgüvenle harekata başladık. arkadaşımızın ailesinin deposundan aldığımız merdiven de yanımızdaydı. malumunuz lojistik mühim mevzu. sessizce duvar diplerine kadar ilerledik. merdiveni duvara dayadık ve birer birer bahçeye girmeye başladık. intikal tamamlandığında karşımızdaki manzara bizi hayretlere düşürdü. cennetin krallığına girmiş gibiydik. muhteşem çiçekler, kocaman ağaçlar, büyükçe bir havuz, muhtelif yerlerde heykeller, büyük bir kamelya... dünyanın en büyük coğrafi keşfini biz yapmış olmalıydık. en azından öyle hissediyorduk. herkes fısıltıyla ve hayretler içerisinde birbirinin omzuna vurarak, sağı solu gösteriyor ve kıkırdıyordu. işte o anda cennette olmadığımızı, cehennem köpeklerinin havlamaları ile anladık. herkes tüf tüflerine davrandı. neredeydi bunlar? nereden geleceklerdi? tedirgin bir bekleyiş aldı herkesi. köpekler havlıyor ama ortaya çıkmıyorlardı. milis güçleri komutanı olarak hemen ortaya atıldım. ''köpekler zincirli olmalı arkadaşlar. ağaçlara hücuuum!'' baktım herkeste bir tedirginlik hali mevcut ilk olarak ben koşmaya başladım. diğerleri de arkamdan geldiler. ağaçlara tırmandık, çantaları tıka basa doldurduk. operasyon bitmek üzereydi. ve o anda yaşlı amcanın sesi duyuldu. ''inin ağaçlarımdan!'' ''hepinizi keseceğim!'' diye bağırıyordu. çok da umurumuzdaydı sanki. bizim tehditlere karnımız tok. yaşlı bir amca o kadar çocuğu nasıl durdursun? işte onun cevabını bir kaç dakika içinde öğrenecektik.
ağaçlardan inilmiş, çıkış harekatı için geldiğimiz yöne doğru yönelmiştik. ancak duvarın dibinde bizi bir sürpriz bekliyordu. tonton yanaklı, sevimli bir adam, elinde kılıcıyla, yanı başında 3 tane köpekle karşımızda dikiliyordu. tabiri caizse küçük dilimizi yuttuk. acaba tüf tüfler işe yarar mıydı? şaka değil adamın elinde kılıç vardı. ''sizi keseceğim!'' derken doğru mu söylüyordu? çantaları bırakın diye bağırdı. herkes çantaları hafifçe yere bıraktı. şakaklarımdan ve ensemden hafifçe terlemeye başlamıştım. kesin köpekleri üzerimize salacaktı. sonra da işimizi bitirecekti. ''özür dileriz!'' diye bağırdım. sonra herkes hep bir ağızdan özür dilemeye başladık. ''susun kapatın çenenizi!'' herkes buz kesti. ''siz bu yaptığınızın hırsızlık olduğunu bilmiyor musunuz?'' kemler kümler ıh lar mıhlar...
düşün önüme! yaşlı amca ve köpekler arkamızda biz önde bir bilinmeze doğru yola koyulduk. kaçmak geçiyor aklımdan ama olabilecekleri düşününce vazgeçiyorum. bir de arkadaşlarımı nasıl arkada bırakayım? onu da gururuma yediremiyorum. amca bize yön talimatı veriyor, biz ilerliyoruz. en nihayetinde bahsettiğim büyük kamelyanın yanına vardık. oturun! anında hepimiz çöktük kaldık. burada bekleyeceksiniz, birazdan geleceğim. kimse de gık çıkmıyor. köpekler bize biz köpeklere bakıyoruz. yaşlı amca kılıcıyla ağır ağır köşke doğru uzaklaştı. her kafadan bir ses çıkmaya başladı. fısıltılar içerisinde; ''amca bizi kesip köpeklere yem edecek'', ''koşup kaçalım canımızı kurtaralım'', ''susun köpekler bizi parçalar!'' tam bir kaos hali mevcut bizim grupta. 5- 10 dakika geçti geçmedi amca yanında bir teyzeyle ufukta göründü. kadının elinde kocaman bir şey var ama ne var çözemiyoruz. mesafe biraz uzak. bize doğru yaklaşıyorlar. gerginlik had safhada. herhalde o geliş anı ömrümden ömür götürmüştür. ağır çekimde yaşandı. bir türlü bitmek bilmedi. yanımıza vardıklarında, teyze hafifçe gülerek; ''bunlar mı suçlular?'' diye sordu. evet diye yanıtladı yaşlı amca. teyzenin elinde koca bir tepsi, tepside içinde kırmızı renkli bir sıvı bulunan bardaklar. ''alın bakalım için!'' diye uzattı. kesin zehirleyecekler bizi. belki de diğer çocukların kanlarını içirecekler. yahu biz bu hale nasıl düştük? her şey böyle mi bitecekti? acı sonla yüzleşmeye karar verdim. güç bela kalktım ayağa. başıma ne gelecekse gelecekti. ama gururumdan taviz vermeyecektim. teyzeye yaklaşıp, bardaklardan birine uzandım, bir taraftan da göz ucuyla köpekleri kontrol ediyorum. ''hadi iç korkmuşsundur iyi gelir.'' dedi teyze.
ya allah deyip, diktim bardağı kafaya. aman yarabbi o ne güzel bir tattır. nasıl güzel geldi. buz gibi. resmen yeniden doğdum. ama bekliyorum ki, yıkılıp kalayım, vücuduma bir titreme gelsin. yok yani bir şey. işi birden yüzsüzlüğe vurdum. ''bir tane daha alabilir miyim?'' ''al tabi!'' bana bir şey olmadığını gören diğerleri de dadandı bardaklara, içildi güzelce şerbetler. daha sonra asker emeklisi olduğunu öğrendiğimiz yaşlı amca bize yepyeni bir nutuk attı. zaten nutkumuz tutuktu. can kulağıyla dinledik onu. sonrasında ise izin almak koşuluyla her daim bahçeye gelebileceğimizi söyledi ve böylece sona erdi çin işkencesi. geldiğimiz yoldan geri döndük. çantalarımıza dokunulmadı. tüm malzemelerimizi aldık ve bu sefer amcanın verdiği merdiveni kullanarak rahat bir şekilde bahçeden dışarı çıktık. nefis geyiği döndü bu işin. mahalleye dönene kadar bayağı bir rahatlamıştık. ama aramızda sözleştik; bundan kimseye bahsetmeyecek ve karizmayı çizdirmeyecektik. girişte kullandığımız merdiveni aldığımız ardiyeye koyduktan sonra sessizce dağıldık. sanıyorum ki, o gece herkes yaşadığımız o büyük mağlubiyetin muhasebesini yaparak uyumuştur. ya da kimseyi benim gibi uyku tutmamıştır.
yalnız son noktada şunu söylemem lazım; çocukluğunuzda hiçbir ağaca dalmadıysanız, bahçe duvarlarından aşmadıysanız ve meyve aşırmadıysanız, o çocukluk şaibelidir. yeniden üzerinden geçin derim. *
bu kadar meyve ağacı operasyonu yapmış tecrübeli neferler olarak gözümüzü çok farklı bir noktaya dikmiştik. bu görev çok zordu. çok meşakkatliydi. önden aldığımız istihbarat raporlarına göre içeri sızmanın neredeyse imkansız olduğundan bahsediliyordu. diğer mahallelerin çocukları, duvarların yanına yaklaşmaktan bile korkuyorlardı. hedefimizdeki eski köşk ve bahçesi hakkında türlü türlü tevatürler ortaya çıkmıştı. köşkün sahibi yaşlı amca yakaladığı çocukları esir alıyor ve yakalanan çocuklardan bir daha haber alınamıyordu. aynı zamanda bahçede köpekler vardı. siz deyin kerberos gibi üç başlıydılar, ben diyeyim ejderhalar kadar büyüktüler. anlayacağız köşk bahçesi hakkında aldığımız bilgiler iç rahatlatıcıydı (!) ama biz geri adım atmayacaktık. namımızı bütün çevreye duyuracaktık. ne yapıp edip o bahçeden erik ve kiraz çalacak tüm söylentilerin üzerine bir çizgi çekecektik. evvela tüf tüfler hazırlandı. köpeklere karşı kendimizi korumalıydık. bu operasyonda ciddi silah gücüne ihtiyacımız vardı. külahların ucuna iğneler takıldı. ancak zorda kalmadıkça bu silahlar kullanılmayacak, sadece nefsi müdafaa için onlardan yararlanılacaktı. herkes eski püskü kıyafetlerini giydi, şort giymek kesinlikle yasaktı. bu, köpekler için aldığımız bir önlemdi. üstümüz başımız parçalanırsa annelere hesap verme işinden bu ince strateji sayesinde yırtacaktık. bizim kuşak bilir eskiden dershanelerin dağıttığı çantalar vardı; ipli askılı. herkes onlardan takacak ganimet bunlarla taşınacaktı. 10 kişilik özel müdahale timimizden bir kişi erketeye yatacak, bir kişi de askılı çantasında köpekler için yiyecek bulunduracaktı. operasyonu en ince ayrıntılarına kadar planlamıştık. başarısız olma şansımız bize göre %0,0001'di. çünkü bizdeki kurmay zeka, o dönem yaşıtlarımızın yanından geçemeyeceği kadar yüksekti. *
bu özgüvenle harekata başladık. arkadaşımızın ailesinin deposundan aldığımız merdiven de yanımızdaydı. malumunuz lojistik mühim mevzu. sessizce duvar diplerine kadar ilerledik. merdiveni duvara dayadık ve birer birer bahçeye girmeye başladık. intikal tamamlandığında karşımızdaki manzara bizi hayretlere düşürdü. cennetin krallığına girmiş gibiydik. muhteşem çiçekler, kocaman ağaçlar, büyükçe bir havuz, muhtelif yerlerde heykeller, büyük bir kamelya... dünyanın en büyük coğrafi keşfini biz yapmış olmalıydık. en azından öyle hissediyorduk. herkes fısıltıyla ve hayretler içerisinde birbirinin omzuna vurarak, sağı solu gösteriyor ve kıkırdıyordu. işte o anda cennette olmadığımızı, cehennem köpeklerinin havlamaları ile anladık. herkes tüf tüflerine davrandı. neredeydi bunlar? nereden geleceklerdi? tedirgin bir bekleyiş aldı herkesi. köpekler havlıyor ama ortaya çıkmıyorlardı. milis güçleri komutanı olarak hemen ortaya atıldım. ''köpekler zincirli olmalı arkadaşlar. ağaçlara hücuuum!'' baktım herkeste bir tedirginlik hali mevcut ilk olarak ben koşmaya başladım. diğerleri de arkamdan geldiler. ağaçlara tırmandık, çantaları tıka basa doldurduk. operasyon bitmek üzereydi. ve o anda yaşlı amcanın sesi duyuldu. ''inin ağaçlarımdan!'' ''hepinizi keseceğim!'' diye bağırıyordu. çok da umurumuzdaydı sanki. bizim tehditlere karnımız tok. yaşlı bir amca o kadar çocuğu nasıl durdursun? işte onun cevabını bir kaç dakika içinde öğrenecektik.
ağaçlardan inilmiş, çıkış harekatı için geldiğimiz yöne doğru yönelmiştik. ancak duvarın dibinde bizi bir sürpriz bekliyordu. tonton yanaklı, sevimli bir adam, elinde kılıcıyla, yanı başında 3 tane köpekle karşımızda dikiliyordu. tabiri caizse küçük dilimizi yuttuk. acaba tüf tüfler işe yarar mıydı? şaka değil adamın elinde kılıç vardı. ''sizi keseceğim!'' derken doğru mu söylüyordu? çantaları bırakın diye bağırdı. herkes çantaları hafifçe yere bıraktı. şakaklarımdan ve ensemden hafifçe terlemeye başlamıştım. kesin köpekleri üzerimize salacaktı. sonra da işimizi bitirecekti. ''özür dileriz!'' diye bağırdım. sonra herkes hep bir ağızdan özür dilemeye başladık. ''susun kapatın çenenizi!'' herkes buz kesti. ''siz bu yaptığınızın hırsızlık olduğunu bilmiyor musunuz?'' kemler kümler ıh lar mıhlar...
düşün önüme! yaşlı amca ve köpekler arkamızda biz önde bir bilinmeze doğru yola koyulduk. kaçmak geçiyor aklımdan ama olabilecekleri düşününce vazgeçiyorum. bir de arkadaşlarımı nasıl arkada bırakayım? onu da gururuma yediremiyorum. amca bize yön talimatı veriyor, biz ilerliyoruz. en nihayetinde bahsettiğim büyük kamelyanın yanına vardık. oturun! anında hepimiz çöktük kaldık. burada bekleyeceksiniz, birazdan geleceğim. kimse de gık çıkmıyor. köpekler bize biz köpeklere bakıyoruz. yaşlı amca kılıcıyla ağır ağır köşke doğru uzaklaştı. her kafadan bir ses çıkmaya başladı. fısıltılar içerisinde; ''amca bizi kesip köpeklere yem edecek'', ''koşup kaçalım canımızı kurtaralım'', ''susun köpekler bizi parçalar!'' tam bir kaos hali mevcut bizim grupta. 5- 10 dakika geçti geçmedi amca yanında bir teyzeyle ufukta göründü. kadının elinde kocaman bir şey var ama ne var çözemiyoruz. mesafe biraz uzak. bize doğru yaklaşıyorlar. gerginlik had safhada. herhalde o geliş anı ömrümden ömür götürmüştür. ağır çekimde yaşandı. bir türlü bitmek bilmedi. yanımıza vardıklarında, teyze hafifçe gülerek; ''bunlar mı suçlular?'' diye sordu. evet diye yanıtladı yaşlı amca. teyzenin elinde koca bir tepsi, tepside içinde kırmızı renkli bir sıvı bulunan bardaklar. ''alın bakalım için!'' diye uzattı. kesin zehirleyecekler bizi. belki de diğer çocukların kanlarını içirecekler. yahu biz bu hale nasıl düştük? her şey böyle mi bitecekti? acı sonla yüzleşmeye karar verdim. güç bela kalktım ayağa. başıma ne gelecekse gelecekti. ama gururumdan taviz vermeyecektim. teyzeye yaklaşıp, bardaklardan birine uzandım, bir taraftan da göz ucuyla köpekleri kontrol ediyorum. ''hadi iç korkmuşsundur iyi gelir.'' dedi teyze.
ya allah deyip, diktim bardağı kafaya. aman yarabbi o ne güzel bir tattır. nasıl güzel geldi. buz gibi. resmen yeniden doğdum. ama bekliyorum ki, yıkılıp kalayım, vücuduma bir titreme gelsin. yok yani bir şey. işi birden yüzsüzlüğe vurdum. ''bir tane daha alabilir miyim?'' ''al tabi!'' bana bir şey olmadığını gören diğerleri de dadandı bardaklara, içildi güzelce şerbetler. daha sonra asker emeklisi olduğunu öğrendiğimiz yaşlı amca bize yepyeni bir nutuk attı. zaten nutkumuz tutuktu. can kulağıyla dinledik onu. sonrasında ise izin almak koşuluyla her daim bahçeye gelebileceğimizi söyledi ve böylece sona erdi çin işkencesi. geldiğimiz yoldan geri döndük. çantalarımıza dokunulmadı. tüm malzemelerimizi aldık ve bu sefer amcanın verdiği merdiveni kullanarak rahat bir şekilde bahçeden dışarı çıktık. nefis geyiği döndü bu işin. mahalleye dönene kadar bayağı bir rahatlamıştık. ama aramızda sözleştik; bundan kimseye bahsetmeyecek ve karizmayı çizdirmeyecektik. girişte kullandığımız merdiveni aldığımız ardiyeye koyduktan sonra sessizce dağıldık. sanıyorum ki, o gece herkes yaşadığımız o büyük mağlubiyetin muhasebesini yaparak uyumuştur. ya da kimseyi benim gibi uyku tutmamıştır.
yalnız son noktada şunu söylemem lazım; çocukluğunuzda hiçbir ağaca dalmadıysanız, bahçe duvarlarından aşmadıysanız ve meyve aşırmadıysanız, o çocukluk şaibelidir. yeniden üzerinden geçin derim. *
devamını gör...
bitirilince üzülünen şeyler
hayal edilimiş ama hiç başlamamış umutlar...
devamını gör...
neşet ertaş
kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
gönülden gönüle gider
yol gizli gizli.
neşet ertaş
yattığın toprak incitmesin be üstat.
gönülden gönüle gider
yol gizli gizli.
neşet ertaş
yattığın toprak incitmesin be üstat.
devamını gör...
ıhlamur
çok güzel kokan bir bitkidir. ıhlamur ağacında yetişir. çayı da yapılır ve çok faydalıdır.
fakat ağacında çok fazla böcek bulunur bu sebeple nereden alırsanız alın temiz olmasına dikkat etmeniz tavsiyemdir.
fakat ağacında çok fazla böcek bulunur bu sebeple nereden alırsanız alın temiz olmasına dikkat etmeniz tavsiyemdir.
devamını gör...





