çift maske takmak
kışın gelmesiyle birlikte ısı farklılığına bağlı her iki maskenin nemlenme durumu daha da artıyor sanki. bu yüzden maskelerin koruyuculuğu da azalabiliyor. eğer imkan varsa, çift maske de olsa sık aralıklarla değiştirilmesi daha güvenilir.
devamını gör...
burçlarla ilgili az bilinenler
teraziler dengesiz değildir.
devamını gör...
i'm not jesus
apocalyptica'nın worlds collide albümünün en sert parçası. elbette bu duruma corey taylor'ın da etkisi oldukça yüksek. şarkının sözleri çocukluğunda muhtemelen bir rahip tarafından tacize uğramış, bir yetişkin olduğunda ise onunla ve tanrı ile yüzleşen bir adamın hikayesini konu alıyor. oldukça sert ve saldırgan sözlere sahip. şu an hatırlamadığım bir manganın bir bölümünde ana karakterlerden biri şöyle bir cümle kuruyordu:
" çocukların acı çekmesini, öldürülmesini, taciz edilmesini izleyen ve bunun hakkında hiçbir şey yapmayan bir tanrıyı reddediyorum!"
şarkının sözleri bu cümleleri hatırlatan cinsten hatta özellikle 'eğer tanrı bana doğru bakıyorsa, ben isa değilim. isa burada bile değildi!' cümlesi farklı kelimeler ile aynı düşünceyi ifade ediyor bana kalırsa. şarkının altında yatan hikayenin ağırlığı şarkının her yanına sirayet etmiş durumda. tamamen çürümüş olan ve hatta belki de aslında baştan beri tamamen koca bir çürümüşlükten ibaret olan dünyanın dibine ufak bir bakış sadece. ben isa değilim, affetmeyeceğim.
dirty little secret
dirty little lies
say your prayers and comb your hair
save your soul tonight
drift among the faithful
bury your desires
aberrations fill your head
you need a place to hide
and i am
do you remember me?
the kid ı used to be?
do you remember me?
when your world comes crashing down
ı want to be there
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
jesus wasn't there!
you confess it all away
but it's only shit to me
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
ı will not forgive
no ı won't
no ı won't
ı've thought you were a good man
ı've thought you talked to god
you hippocratic, messianic, child abusing, turned satanic
do you remember me?
do you remember me?
the kid ı used to be?
do you remember?
do you remember?
when your own world comes undone
let me be the one to say
(ıf god is looking down on me)
ı'm not jesus
you can't run away
and the innocence you spoil
found a way to live
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
ı will not forgive
ı will not forgive
ı won't be whatever you want to
ı will not forgive
ı won't be whatever you want to
do you remember me?
the kid ı used to be?
not the same as ı used to be
oh, do you remember me?
no
when your world comes crashing down
ı want to be there
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
jesus wasn't there
you confess it all away
but it only shit to me
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
ı will not
ı'm not jesus
ı will not forgive
oh, ı will not forgive, yeah yeah
no, ı will not forgive
" çocukların acı çekmesini, öldürülmesini, taciz edilmesini izleyen ve bunun hakkında hiçbir şey yapmayan bir tanrıyı reddediyorum!"
şarkının sözleri bu cümleleri hatırlatan cinsten hatta özellikle 'eğer tanrı bana doğru bakıyorsa, ben isa değilim. isa burada bile değildi!' cümlesi farklı kelimeler ile aynı düşünceyi ifade ediyor bana kalırsa. şarkının altında yatan hikayenin ağırlığı şarkının her yanına sirayet etmiş durumda. tamamen çürümüş olan ve hatta belki de aslında baştan beri tamamen koca bir çürümüşlükten ibaret olan dünyanın dibine ufak bir bakış sadece. ben isa değilim, affetmeyeceğim.
dirty little secret
dirty little lies
say your prayers and comb your hair
save your soul tonight
drift among the faithful
bury your desires
aberrations fill your head
you need a place to hide
and i am
do you remember me?
the kid ı used to be?
do you remember me?
when your world comes crashing down
ı want to be there
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
jesus wasn't there!
you confess it all away
but it's only shit to me
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
ı will not forgive
no ı won't
no ı won't
ı've thought you were a good man
ı've thought you talked to god
you hippocratic, messianic, child abusing, turned satanic
do you remember me?
do you remember me?
the kid ı used to be?
do you remember?
do you remember?
when your own world comes undone
let me be the one to say
(ıf god is looking down on me)
ı'm not jesus
you can't run away
and the innocence you spoil
found a way to live
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
ı will not forgive
ı will not forgive
ı won't be whatever you want to
ı will not forgive
ı won't be whatever you want to
do you remember me?
the kid ı used to be?
not the same as ı used to be
oh, do you remember me?
no
when your world comes crashing down
ı want to be there
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
jesus wasn't there
you confess it all away
but it only shit to me
ıf god is looking down on me
ı'm not jesus
ı will not
ı'm not jesus
ı will not forgive
oh, ı will not forgive, yeah yeah
no, ı will not forgive
devamını gör...
coğrafya kaderdir
bu ulkedeysen.. coğrafya sadece kederdir..
devamını gör...
türkiye'deki en güvenli ulaşım aracı
tabanvay.
devamını gör...
annapurna
nepal'deki himalaya sıradağlarından birinin adı, annapurna 1,2,3 diye gidiyor. annapurna sanskritçe'de "hasat tanrıçası" demek imiş, zaten nepal halkının tanrı ve tanrıçaları meşhur, genelde dağlara tanrı ve tanrıça isimleri verilmiş. youtube'u karıştırdığımda bu sıradağla ilgili everest ve k2 zirvelerine kıyasla çok az veri bulabildim, genelde birkaç dakikalık, fikir vermeyen videolardan ibaret bilgiler. bakınız şöyle bir sıradağ:

milli dağcılarımızdan tunç fındık'ın başarıyla zirveye eriştiği dağlardan biri.

milli dağcılarımızdan tunç fındık'ın başarıyla zirveye eriştiği dağlardan biri.
devamını gör...
hazarlar
hazarlarla ilgili musevi türkler terimini kullanırken aslında bir noktayı atlıyoruz; hazar türkleri topyekûn museviliğe geçmiş değildir. devletin üst kademesi ve önde gelen boy liderleri museviliği tercih etmiş olsalar dahi bu tercihin halk nezdinde pek bir itibar görmediğini, tengricilik inancının ve şamanist geleneklerin sürmekte olduğu görülüyor. aslında bu durum hazar yöneten sınıfının baskıcı bir tutum göstermediğinin işaretidir. aynı zamanda devleti yönetenlerin bu tercihi biraz politiktir ve harun reşit'in halife olduğu döneme denk gelir. öte yandan bizans, o dönem içerisinde hazarların hristiyanlığı tercih etmeleri için sürekli elçiler göndermiştir ki bunlardan en bileneni aziz kiril'dir. kendisi hazar ileri gelenleri tarafından ağırlanmış ve enteresan bir hoşgörü ile dönemin türk hahamları ile konuyu münazara etmiştir. iki büyük semavi dinin hazarlara olan bu yoğun ilgi ve alakası sebebiyle hazar yöneten sınıfının üçüncü bir yola meyletmiş olması aslında stratejik bir hamledir. bu sayede dönem bazında, birbirini egemenlik alanı ve yayılma anlamında rakip olarak gören iki dini grubun baskısından kurtarmayı başarmışlardır.
tabii hazar devleti bu seçimiyle baskı gören yahudilerin ilk tercihi haline gelmiş ve hazar ülkesine çok sayıda yahudi sığınmıştır. baktığınız zaman tam bir hoş görü hali mevcuttur. halkın çoğunluğu tengricidir. tüccar sınıfı müslümandır, azımsanmayacak sayıda hristiyan vardır ve yukarıda bahsettiğimiz gibi kağan dahil yöneten sınıf musevidir. aslında hazar devleti türklerin farklı dini mensubiyetlere sahip olduğu ama ulus kimliklerini ön planda tuttukları özel bir yapıdır. bunu yaparken de boy farkı gözetmemişlerdir. çünkü hazar topraklarında uygur, hazar, bulgar, peçenek gibi farklı boylardan topluluklar bir arada yaşamıştır. yani türklüğü çatı kimlik olarak inşa etmeyi başardıklarını görüyoruz.
ama inşa ettikleri bu yapıyı yanlış bir tercihle tehlikeye soktular. abbasilerin bizans kuşatması esnasında bizans'ın yardım talebini kabul ederek, abbasileri karşılarına aldılar. sonrasında arap baskıları ve saldırıları iyice arttı. bizans'ın da sonrasında hazarlara karşı aldığı tavır vesaire derken başlangıç ayarları yerle yeksan oldu. o dönemi incelediğinizde hazar kağanlığı sanki orada bir masal kahramanıymış gibi duruyor. tutumu, tavırları ve yarattığı düzen gerçekten özenilesi. eh güzel şeylerin de malumunuz olduğu üzere sonu çabuk geliyor...
bir kaç alıntı bırakıp kaçayım;
yıl 965, kiev rus prensi svyatoslav, hazarlar’a saldırmış ve don’un büyük dirseğinde yer alan başkentleri sarkel’i almıştır. buna rağmen, hazar devleti aşağı idil, kuban bozkırı ve dağıstan topraklarını ellerinde tutmuşlar. bizans imparatoru 2.basileus, hazarlar’a karşı 1016 yılında, rus ordusunun da desteğiyle bir donanma göndermiştir.
müttefikler taman yarımadası’nı ve kırım’daki hazar topraklarını ele geçirmişler, böylece 1030 yılında hazarlar siyasi güç olmaktan çıkmışlardır. geniş bir alana yayılmış hazarlar, kıpçaklar, peçenekler ve oğuzlar gibi türk boylarına karışıp, hazar adını ayakta tutan siyasi sahneden çekilmişler. hazarlar’dan kalan en büyük hatıra hazar denizi’nin adıdır.
aslında bizanslılar, en medenileşmiş müttefikleri olan hazarlar’ı ruslar’ın yardımıyla yok etmekle yanlış yapmışlardır. hazarlar’ın yerine, onları daha çok rahatsız edici başka göçebeler yerleşecektir.”
iklil kurban/yaşlı tarihin yankısı sy.42
“hazarlar’ın, kendilerinden daha az uygarlaşmış bazı başka göçebe türkler’e karşı, kuşkusuz uzun bir süre korudukları bozkırlardaki politikaları nasıl bir politika olursa olsun, tıpkı dunlop gibi onları, müslümanlık’ın en ateşli olduğu gençlik döneminde, müslümanlık’la mücadelede oynadıkları role, çok zaman gereken önem ve değerin verilmemiş olduğunu kabul etmek gerekir.
hazarlar, bizans kuvvetlerini büyük ölçüde rahatlatarak, bu kuvvetlerin direnme gücünü artırmış ve sonuç olarak konstantinopolis’i ve hıristiyanlık’ı kurtarmalarını sağlamıştır.
şayet, cereyan etmemiş herhangi bir şey konusunda sorulacak herhangi bir soru boşuna olmasaydı, insan kendi kendine, hazarlar türkler’in bizans’a karşı, o her zamanki saldırgan politikalarının eşi bir politika sürdürse ve bu nedenle de müslümanlar’ın müttefiki durumuna gelselerdi ne olacak olduğunu sorabilirdi.
hazarlar’la araplar birbirine düşmandı. daha ömer devrinde (644-656), müslüman birlikleri kafkasya’ya girerek, kuzeyindeki ovalarda kendilerine pazar aradı. daha sonraki yıllarda (722-723), baskıları arttı ve hazarlar’ın başkentini yakıp yıkarak kağanlarını bu tehlikeli bölgeden uzaklaştırıp volga’nın ağzında yeni bir kent, itil kentini, daha sonra da don ırmağı’nın orta ya da aşağı çığırında bir başka kent kurmak zorunda bıraktılar. bu arada hazarlar 731’de kafkasya’yı aştıklarında karşı saldırıya geçti ve 779’da halife harun-ür reşid (786-809) döneminde ırak’a kadar ilerlediler.
ama yine de hazarlar’ın tarihinin esasını askeri başarılar değil, tersine bizans’la ittifakın yanı sıra, barış ve dini siyaset oluşturur.
‘pax khazarica’ (hazar barışı) ülkeye belirli bir istikrar ve kültürde gelişme getirdi. bir kısmı ileride rusya’nın kara toprakları olacak olan topraklar henüz işletilmemekteydi. eldeki tüm bilgiler, ülkede hiçbir şey yetişmediği yolundadır.
ama ülkede zenginlik olduğu da bir gerçektir. bu zenginlik, insanların ticari etkinliklerine, dış alımcı ve dış satımcı olarak oynadıkları role ya da şayet böyle söylenmesi gerekirse aracı olarak oynadıkları role dayanıyordu.
konaklama yerlerine, kentlerine, tüm ortadoğu’dan akın akın gezginler ve tacirler geliyordu. ve birlikte, yabancı tarzlar, zevkler, fikirler getiriyorlardı. bizans’la ilişkileri hazarlar’ı bir ölçüde, yunan anlayışına soktu; ama bizans etkisini, islam etkisi dengeliyordu. hatta öyle ki, islam etkisi, kısa sürede, yoğun bir biçimde yayılan çok yüksek bir uygarlık düzeyine ulaştı.
tüm öbür türk devletleri gibi, hazarlarınki de dıştan gelebilecek herhangi bir etkiye açık görünüyordu. ama pek çoğundan farklı olarak, eski ve köklü geleneklerin yer aldığı bir toprak üzerine, yoğun bir nüfus merkezine yerleşmiş olmadığı için, kimliğini yitirmedi: dili türkçe, yaşam biçimi göçebelik olarak kaldı. kurulan kentler yanıltmamalıdır. bunlar sadece birer kasaba, bizanslılar tarafından iyileştirilmiş olsalar bile, sadece iyileştirilmiş konaklama yerleriydi ve buralarda belki kimileri tüm yıl boyunca yaşıyorsa da büyük çoğunluk kışı geçirmekle yetiniyordu.
j.p.roux/ türkler’in tarihi/ sy 78-83
tabii hazar devleti bu seçimiyle baskı gören yahudilerin ilk tercihi haline gelmiş ve hazar ülkesine çok sayıda yahudi sığınmıştır. baktığınız zaman tam bir hoş görü hali mevcuttur. halkın çoğunluğu tengricidir. tüccar sınıfı müslümandır, azımsanmayacak sayıda hristiyan vardır ve yukarıda bahsettiğimiz gibi kağan dahil yöneten sınıf musevidir. aslında hazar devleti türklerin farklı dini mensubiyetlere sahip olduğu ama ulus kimliklerini ön planda tuttukları özel bir yapıdır. bunu yaparken de boy farkı gözetmemişlerdir. çünkü hazar topraklarında uygur, hazar, bulgar, peçenek gibi farklı boylardan topluluklar bir arada yaşamıştır. yani türklüğü çatı kimlik olarak inşa etmeyi başardıklarını görüyoruz.
ama inşa ettikleri bu yapıyı yanlış bir tercihle tehlikeye soktular. abbasilerin bizans kuşatması esnasında bizans'ın yardım talebini kabul ederek, abbasileri karşılarına aldılar. sonrasında arap baskıları ve saldırıları iyice arttı. bizans'ın da sonrasında hazarlara karşı aldığı tavır vesaire derken başlangıç ayarları yerle yeksan oldu. o dönemi incelediğinizde hazar kağanlığı sanki orada bir masal kahramanıymış gibi duruyor. tutumu, tavırları ve yarattığı düzen gerçekten özenilesi. eh güzel şeylerin de malumunuz olduğu üzere sonu çabuk geliyor...
bir kaç alıntı bırakıp kaçayım;
yıl 965, kiev rus prensi svyatoslav, hazarlar’a saldırmış ve don’un büyük dirseğinde yer alan başkentleri sarkel’i almıştır. buna rağmen, hazar devleti aşağı idil, kuban bozkırı ve dağıstan topraklarını ellerinde tutmuşlar. bizans imparatoru 2.basileus, hazarlar’a karşı 1016 yılında, rus ordusunun da desteğiyle bir donanma göndermiştir.
müttefikler taman yarımadası’nı ve kırım’daki hazar topraklarını ele geçirmişler, böylece 1030 yılında hazarlar siyasi güç olmaktan çıkmışlardır. geniş bir alana yayılmış hazarlar, kıpçaklar, peçenekler ve oğuzlar gibi türk boylarına karışıp, hazar adını ayakta tutan siyasi sahneden çekilmişler. hazarlar’dan kalan en büyük hatıra hazar denizi’nin adıdır.
aslında bizanslılar, en medenileşmiş müttefikleri olan hazarlar’ı ruslar’ın yardımıyla yok etmekle yanlış yapmışlardır. hazarlar’ın yerine, onları daha çok rahatsız edici başka göçebeler yerleşecektir.”
iklil kurban/yaşlı tarihin yankısı sy.42
“hazarlar’ın, kendilerinden daha az uygarlaşmış bazı başka göçebe türkler’e karşı, kuşkusuz uzun bir süre korudukları bozkırlardaki politikaları nasıl bir politika olursa olsun, tıpkı dunlop gibi onları, müslümanlık’ın en ateşli olduğu gençlik döneminde, müslümanlık’la mücadelede oynadıkları role, çok zaman gereken önem ve değerin verilmemiş olduğunu kabul etmek gerekir.
hazarlar, bizans kuvvetlerini büyük ölçüde rahatlatarak, bu kuvvetlerin direnme gücünü artırmış ve sonuç olarak konstantinopolis’i ve hıristiyanlık’ı kurtarmalarını sağlamıştır.
şayet, cereyan etmemiş herhangi bir şey konusunda sorulacak herhangi bir soru boşuna olmasaydı, insan kendi kendine, hazarlar türkler’in bizans’a karşı, o her zamanki saldırgan politikalarının eşi bir politika sürdürse ve bu nedenle de müslümanlar’ın müttefiki durumuna gelselerdi ne olacak olduğunu sorabilirdi.
hazarlar’la araplar birbirine düşmandı. daha ömer devrinde (644-656), müslüman birlikleri kafkasya’ya girerek, kuzeyindeki ovalarda kendilerine pazar aradı. daha sonraki yıllarda (722-723), baskıları arttı ve hazarlar’ın başkentini yakıp yıkarak kağanlarını bu tehlikeli bölgeden uzaklaştırıp volga’nın ağzında yeni bir kent, itil kentini, daha sonra da don ırmağı’nın orta ya da aşağı çığırında bir başka kent kurmak zorunda bıraktılar. bu arada hazarlar 731’de kafkasya’yı aştıklarında karşı saldırıya geçti ve 779’da halife harun-ür reşid (786-809) döneminde ırak’a kadar ilerlediler.
ama yine de hazarlar’ın tarihinin esasını askeri başarılar değil, tersine bizans’la ittifakın yanı sıra, barış ve dini siyaset oluşturur.
‘pax khazarica’ (hazar barışı) ülkeye belirli bir istikrar ve kültürde gelişme getirdi. bir kısmı ileride rusya’nın kara toprakları olacak olan topraklar henüz işletilmemekteydi. eldeki tüm bilgiler, ülkede hiçbir şey yetişmediği yolundadır.
ama ülkede zenginlik olduğu da bir gerçektir. bu zenginlik, insanların ticari etkinliklerine, dış alımcı ve dış satımcı olarak oynadıkları role ya da şayet böyle söylenmesi gerekirse aracı olarak oynadıkları role dayanıyordu.
konaklama yerlerine, kentlerine, tüm ortadoğu’dan akın akın gezginler ve tacirler geliyordu. ve birlikte, yabancı tarzlar, zevkler, fikirler getiriyorlardı. bizans’la ilişkileri hazarlar’ı bir ölçüde, yunan anlayışına soktu; ama bizans etkisini, islam etkisi dengeliyordu. hatta öyle ki, islam etkisi, kısa sürede, yoğun bir biçimde yayılan çok yüksek bir uygarlık düzeyine ulaştı.
tüm öbür türk devletleri gibi, hazarlarınki de dıştan gelebilecek herhangi bir etkiye açık görünüyordu. ama pek çoğundan farklı olarak, eski ve köklü geleneklerin yer aldığı bir toprak üzerine, yoğun bir nüfus merkezine yerleşmiş olmadığı için, kimliğini yitirmedi: dili türkçe, yaşam biçimi göçebelik olarak kaldı. kurulan kentler yanıltmamalıdır. bunlar sadece birer kasaba, bizanslılar tarafından iyileştirilmiş olsalar bile, sadece iyileştirilmiş konaklama yerleriydi ve buralarda belki kimileri tüm yıl boyunca yaşıyorsa da büyük çoğunluk kışı geçirmekle yetiniyordu.
j.p.roux/ türkler’in tarihi/ sy 78-83
devamını gör...
mısır mitolojisi
islam ve hıristiyanlığın yükselişinden önce yaklaşık üç bin yıl boyunca değişikler göstererek devamlılığını sürdüren, mısır topraklarında yaşayan insanların inanç bütünü. mısırlılar, bu mitolojiyi dini ritüelde kullandıkları gibi mitolojideki sahneleri ve sembolleri sanatta, mezarlarda, tapınaklarda ve muskalarda ortaya çıktı. edebiyatta, mizahtan alegoriye uzanan hikâyelerde mitler veya unsurları kullanıldı, bu da mısırlıların mitolojiyi çok çeşitli amaçlara uyarladıklarını gösterdi. (a)
mısır mitolojisinin inancı genel olarak politeistik -henoteistik bir yapıya sahiptir. zamanla değişimler göstererek monoteistik bir yapıya dönüşmüştür.
monoteistik dönem
her ne kadar tarihçilerin çoğu bu dönemi monoteistikolarak tanımlasa da bazı araştırmacılar atenizm'i monoteistik olarak tanımlamaz. bu araştırmacılar gerekçe olarak, atenizmdöneminde insanların direkt olarak aten'e değil, kraliyet ailesine ilahi gücünü aten'den almış bir tanrılar panteonu gibi tapıldığını belirtirler. yine de bu nokta tarihçiler tarafından çoğunlukla kabul görmemiştir. (b)
amarna hanedanlığının çöküşünden sonra, kıptik hristiyanlık ve daha sonra islam'ın yükselişine kadar, orijinal mısır panteonu ana inanç olarak devam etmiştir.
--
tanrılar:
heliopolis'in dokuz tanrısı, ennead. bunların baş tanrısı atum'du.
hermopolis'in sekiz tanrısı, ogdoad. bunların baş tanrısı ra idi.
elefantin'in üç tanrısı/üçlemesi, chnum-satet-anuket. bunların baş tanrısı chnum'du.
tebes'in üç tanrısı/üçlemesi, amun-mut-chons. bunların baş tanrısı amun'du.
memfis'in üç tanrısı/üçlemesi, ptah-sekhmet-nefertem. diğerlerinden farklı olarak, üç tanrıdan hiçbirinin üçleme oluşana kadar bir bağlantısı olduğuna inanılmıyordu. bunların baş tanrısı ptah'dı. (c)
nun
nun, ilahi ve dünyevi varoluşun tüm yönlerini kapsayan, farklılaşmış bir dünyada ortaya çıkan her şeyin kaynağıdır. ennead kozmogonisinde nun, yaratıcı tanrı atum ile birlikte yaratılış noktasında aşkın olarak algılanır. çoğu antik mısır yapımı efsaneler ilk tanrının karmaşık bir sulu cehennemden geldiğini, ve hikayeye göre de nun ya sulu cehennemde yaşıyor ya da yaşamış. olduğunu belirtir aynı zamanda hermopolis’ten gelen daha tuhaf bir efsane var. nun ve eşi yılan tanrılardan ilk ortaya çıkıp içinde ra olan yumurtayı yapan iki tanesiymiş. ayrıca antik mısırlılar, nun'u, yaşam alanının meydana geldiği bir kabarcığı çevrelediğini ve kozmogonilerinin en derin gizemini temsil ettiğini düşünüyorlardı. (c.1)
apep
apep (bkz: apophis), mısır mitolojisinde, nun'ın suyu dedikleri ve kutsal ettikleri nil nehri'nde yaşayan çok büyük bir yaratıktır. devasa bir yılan olduğu söylenir. şeytani bir cin/iblis olan apep karanlığın ve kaosun tanrısı ve sembollerindendi. varlığına dair inanç orta krallık döneminde ortaya çıkmış ve daha sonraki hanedanlıklar boyunca da devam etmiştir özellikle de apep. evrenin oluşması için onun yenilmesi gerekiyormuş ve hala dünyanın ucunda pusuda bekleyip, bazı şeyleri bozuyormuş. apep kötü olan her şey için öyle ya da böyle suçlanırmış (fırtınalar, kıtlıklar, istilalar, depremler vb.) günlerinin çoğunu ra’nın gemisindeki tanrılara tanrılara saldırarak geçirir, ve geceleri yeraltı dünyasında parçalara ayrılırmış. bazı söylentilere göre de raher gün doğumunu başlatmak için 12. kapıya geldiğinde onu durdurmaya çalışırmış. ayrıca set'in firavunluğunu kaybetmesinden sonra apep'le ra'ya karşı birleştikleri de söylenir. (c.2)
aten
aten,(bkz: aton) veya zentuk ıv. amenhotep veya sonradan aldığı adla akhenaton(aton'un hizmetkarı) tarafından ortaya çıkarılan bir mısır tanrısıdır. tıpkı günümüzde büyük kitlelere ulaşmış olan ibrahimi dinlerde olduğu gibi tek tanrı olarak kabul edilmiştir (bkz: monoestik dönem). ama tesis ettiği dinî inanç sistemi uzun soluklu bir inanış olmamıştır. bu tanrının somut bir betimlemesi yoktu. duvarlarla çevrili, üstü açık bir tapınakta tapınılırdı. aton her işinin ucunda bir el olan bir güneş olarak çizilirdi. ra’nın bir versiyonu olarak görülmüştür. ama bu firavun’un değersiz tanrı-kral ünvanını almak için oldukça hırslı olan amenhotep 4’ü adlandırılmasından önceymiş. amenhotep kendini akhenaten olarak adlandırmış, aten’i tek gerçek tanrı olarak ilan etmiş, kendini tanrı-kral-papa olarak ilan etmiş, ve saltanatının kalanını ona karşı gelen insanların tapınaklarını yok ederek geçirmiştir. (c.3)
ra
ra hem ilk tanrı, hem de tanrıların ilk firavunudu. kutsal merkezi heliopolis'ti. genellikle başında bir disk bulunan şahin kafalı insan biçiminde canlandırılmıştır. eski tanrı atum'la bir tutularak; ıv. sülale döneminde devlet tanrısı olmuştur. botunu (güneşi) gün boyunca gökyüzünde, geceleri de yeraltı dünyasında sürüp, kaos güçleri tarafından gelen saldırıları durmadan savuşturmuş. mısır’ın doğusundan getirtilen pek çok tanrıça tanrı ağacında ra’nın kızları olarak birleştirilmiştir.
kefren'den başlayarak firavunlar, onun soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir. ra daha sonra osiris firavun ilan edilmiştir. osiris'ten sonra ise set osirisi öldürerek başa geçmiştir.set'ten sonra babasının öcünü alarak horus firavun olmuştur horus'u da kapsamış ve ra-horakhty ismini almıştır. (c.4)
atum
atum genellikle taht üzerinde, bazen de bir koç kafasıyla, bazen asasına dayanan yaşlı bir adam olarak tasvir edilir. bir çeşit asıl yaratıcı tanrıdır, ama birkaç bin yıl sonra ra ile, ra da amun ile değiştirilmiştir heliopolis yaratılış mitinde, atum, ilkel su nun üzerinden kendini yaratan ilk tanrı olarak kabul edildi.[2] ilk efsaneler, atum'un tanrı şu ve tanrıça tefnut'u ağzından tükürerek yarattığını söyler. atum bunu mastürbasyonla gerçekleştirdi, bu eylemde kullandığı el onun içinde bulunan kadın prensibini temsil ediyordu. (c.5)
amun
amon, teb'in baş tanrısıdır ve ilk tanrıdır ve bütün tanrıların tanrısıdır. eşi amunet'le birlikte tanrıdır. kutsal hayvanları kaz ve koçtur. orta krallık dönemi'nde sadece yerel bir tanrıydı ama tebliler mısır'a hakim olunca amen önemli bir tanrı oldu. 18. hanedan'dan itibaren tanrıların kralı oldu. ünlü amen tapınağı karnak, dünyanın en büyük dinî yapısıdır. 19. ve 20. hanedanlar amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yer altı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürlerdi. (c.6)
mut
thebes’deki halka göre amun’un karısı ve tüm diğer tanrıların anası. aslen, amun’un “amaunet” adında başka bir karısı vardı ama bu basitçe “bayan-amun” demekti. mut'a başlangıçta yalnızca teb kentinde tapılırdı. 18. sülale döneminde tanrı amon'un eşi olarak kabul edildi. böylece amon ve evlatlıkları hons ile birlikte teb üçlüsü'nün bir parçasını oluşturdu ve bütün ülkede tapınılan bir tanrı oldu. (c.7)
hathor
doğum, bereket, aşk ve evlilik ile ilişkilendirilen tanrıçadır.ra'nın kızlarından biridir. hathor, samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. hathor bazı figürlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. en eski tanrıçalardandır. (c.8)
sekhmet
savaş ve yıkımın tanrıçasıdır. aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilir. bir zamanlar bastet'le özdeşleştirilirdi.
bir efsaneye göre, sekhmet ra'nın emri üzerine ra'ya eskiden inanıp şimdi inanmayanları tek tek yok edeceğine, tüm insan neslini yok etmeye çalışmıştır. ama sekhmet insan kanının tadını öyle sevmiştir ki önüne geleni öldürmüştür. ra'nın rahipleri ve müritlerini bile. ra çok geç kalmadan nil nehri'ni kırmızı bir tozla nil'e kırmızı rengini verir, ancak bu bir büyüdür. sekhmet onu kan zannedip içtiğinde büyü onu eski haline çevirir ve insan neslinin tükenmesine ra engel olur. (c.9)
bastet
mısır mitolojisine göre bastet, tanrılar tanrısı ra'nın kızı ve aynı zamanda da bütün bir ülkenin koruyucu tanrıçasıdır. günün birinde, bu yüce tanrıça babasına öfkelenerek, mısır'ın güneyindeki nubai çölünde inzivaya çekilir ve kendini bir aslana dönüştürür. (c.10)
ma'at
ma'at, mısır'ın doğruluk ve adalet tanrıçası. thoth'un karısı olduğuna inanılır ve ondan sekiz çocuğu olmuştur. bu çocuklardan en önemlisi amon'dur. bu sekiz evlat, hermopolis'in baş tanrılarıdır ve oradaki rahiplere göre, onlar yerküreyi yaratmışlardır. bazen ölünün kalbini tüy ile tartıp yargılayan biri olarak tasvir edilir. (c.11)
shu
shu dünya, atmosfer ve gökyüzü arasında olup, aşağı yukarı “boşluk” olarak tasvir edilen tanrıydı. tanrı atum tarafından kendi gücüyle, herhangi bir kadının yardımı olmadan yaratıldığına inanılır. ikiz kız kardeşi ve karısı nem tanrıçası tefnut'la birlikte heliopolis'teki dokuz tanrının ilk çiftini oluşturur. (c.12)
tefnut
tek bildiğimiz shu’nun dişi aslan başlı eşi olması. ki bu oldukça şaşırtıcı çünkü görünüşe göre bir zamanlar oldukça büyük bir olaymış. (c.13)
khonsu
khonsu aslen diğer tanrıların güçlerini onların organlarını yiyerek absorbe eden cani ve yamyam bir tanrıydı. ama birkaç yıl sonunda daha çok o zamanın yumuşak tanrısına dönüşüp, ölçü ve refah getirmiştir. (c.14)
--
mumyalama/ölüm :
antik mısır'da çok kompleks ve gelişmiş bir ahiret inancı ile birlikte ölü bedeni ve ruhu huzurlu bir ahiret hayatına hazırlamak için yapılan birçok ayin ve uygulama vardı. ruh ve ahirete dair inanç özellikle vücudun korunmasında yoğunlaşmıştı. buna göre tahnit ve mumyalama, kişinin kişiliğini ve kimliğini ahirette koruyabilmesi için uygulanmaktaydı.
mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan törenlerden sadece başlangıç olanıdır. bu işlem insanların dışında boğa, timsah, kedi gibi hayvanlar içinde yapılmaktaydı. (d)
--görseller--

(bkz: (a) (c))
--

(bkz: (b))
--

(bkz: (c 1-14))
--

(bkz: (d))
--
--kaynakça--
kaynak.1
kaynak 1.2
kaynak 1.3
kaynak 1.4
kaynak 1.5
kaynak 1.6
kaynak 1.7
kaynak 1.8
kaynak 1.9
kaynak 2.0
kaynak 2.1
kaynak 2.2
--kaynakça--
not : (bkz: uykusuzkahve) mahlasına sahip moderatöre çok teşekkür ederim, beni kırmadı isteğim üzerine başlığı açtı :)
mısır mitolojisinin inancı genel olarak politeistik -henoteistik bir yapıya sahiptir. zamanla değişimler göstererek monoteistik bir yapıya dönüşmüştür.
monoteistik dönem
her ne kadar tarihçilerin çoğu bu dönemi monoteistikolarak tanımlasa da bazı araştırmacılar atenizm'i monoteistik olarak tanımlamaz. bu araştırmacılar gerekçe olarak, atenizmdöneminde insanların direkt olarak aten'e değil, kraliyet ailesine ilahi gücünü aten'den almış bir tanrılar panteonu gibi tapıldığını belirtirler. yine de bu nokta tarihçiler tarafından çoğunlukla kabul görmemiştir. (b)
amarna hanedanlığının çöküşünden sonra, kıptik hristiyanlık ve daha sonra islam'ın yükselişine kadar, orijinal mısır panteonu ana inanç olarak devam etmiştir.
--
tanrılar:
heliopolis'in dokuz tanrısı, ennead. bunların baş tanrısı atum'du.
hermopolis'in sekiz tanrısı, ogdoad. bunların baş tanrısı ra idi.
elefantin'in üç tanrısı/üçlemesi, chnum-satet-anuket. bunların baş tanrısı chnum'du.
tebes'in üç tanrısı/üçlemesi, amun-mut-chons. bunların baş tanrısı amun'du.
memfis'in üç tanrısı/üçlemesi, ptah-sekhmet-nefertem. diğerlerinden farklı olarak, üç tanrıdan hiçbirinin üçleme oluşana kadar bir bağlantısı olduğuna inanılmıyordu. bunların baş tanrısı ptah'dı. (c)
nun
nun, ilahi ve dünyevi varoluşun tüm yönlerini kapsayan, farklılaşmış bir dünyada ortaya çıkan her şeyin kaynağıdır. ennead kozmogonisinde nun, yaratıcı tanrı atum ile birlikte yaratılış noktasında aşkın olarak algılanır. çoğu antik mısır yapımı efsaneler ilk tanrının karmaşık bir sulu cehennemden geldiğini, ve hikayeye göre de nun ya sulu cehennemde yaşıyor ya da yaşamış. olduğunu belirtir aynı zamanda hermopolis’ten gelen daha tuhaf bir efsane var. nun ve eşi yılan tanrılardan ilk ortaya çıkıp içinde ra olan yumurtayı yapan iki tanesiymiş. ayrıca antik mısırlılar, nun'u, yaşam alanının meydana geldiği bir kabarcığı çevrelediğini ve kozmogonilerinin en derin gizemini temsil ettiğini düşünüyorlardı. (c.1)
apep
apep (bkz: apophis), mısır mitolojisinde, nun'ın suyu dedikleri ve kutsal ettikleri nil nehri'nde yaşayan çok büyük bir yaratıktır. devasa bir yılan olduğu söylenir. şeytani bir cin/iblis olan apep karanlığın ve kaosun tanrısı ve sembollerindendi. varlığına dair inanç orta krallık döneminde ortaya çıkmış ve daha sonraki hanedanlıklar boyunca da devam etmiştir özellikle de apep. evrenin oluşması için onun yenilmesi gerekiyormuş ve hala dünyanın ucunda pusuda bekleyip, bazı şeyleri bozuyormuş. apep kötü olan her şey için öyle ya da böyle suçlanırmış (fırtınalar, kıtlıklar, istilalar, depremler vb.) günlerinin çoğunu ra’nın gemisindeki tanrılara tanrılara saldırarak geçirir, ve geceleri yeraltı dünyasında parçalara ayrılırmış. bazı söylentilere göre de raher gün doğumunu başlatmak için 12. kapıya geldiğinde onu durdurmaya çalışırmış. ayrıca set'in firavunluğunu kaybetmesinden sonra apep'le ra'ya karşı birleştikleri de söylenir. (c.2)
aten
aten,(bkz: aton) veya zentuk ıv. amenhotep veya sonradan aldığı adla akhenaton(aton'un hizmetkarı) tarafından ortaya çıkarılan bir mısır tanrısıdır. tıpkı günümüzde büyük kitlelere ulaşmış olan ibrahimi dinlerde olduğu gibi tek tanrı olarak kabul edilmiştir (bkz: monoestik dönem). ama tesis ettiği dinî inanç sistemi uzun soluklu bir inanış olmamıştır. bu tanrının somut bir betimlemesi yoktu. duvarlarla çevrili, üstü açık bir tapınakta tapınılırdı. aton her işinin ucunda bir el olan bir güneş olarak çizilirdi. ra’nın bir versiyonu olarak görülmüştür. ama bu firavun’un değersiz tanrı-kral ünvanını almak için oldukça hırslı olan amenhotep 4’ü adlandırılmasından önceymiş. amenhotep kendini akhenaten olarak adlandırmış, aten’i tek gerçek tanrı olarak ilan etmiş, kendini tanrı-kral-papa olarak ilan etmiş, ve saltanatının kalanını ona karşı gelen insanların tapınaklarını yok ederek geçirmiştir. (c.3)
ra
ra hem ilk tanrı, hem de tanrıların ilk firavunudu. kutsal merkezi heliopolis'ti. genellikle başında bir disk bulunan şahin kafalı insan biçiminde canlandırılmıştır. eski tanrı atum'la bir tutularak; ıv. sülale döneminde devlet tanrısı olmuştur. botunu (güneşi) gün boyunca gökyüzünde, geceleri de yeraltı dünyasında sürüp, kaos güçleri tarafından gelen saldırıları durmadan savuşturmuş. mısır’ın doğusundan getirtilen pek çok tanrıça tanrı ağacında ra’nın kızları olarak birleştirilmiştir.
kefren'den başlayarak firavunlar, onun soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir. ra daha sonra osiris firavun ilan edilmiştir. osiris'ten sonra ise set osirisi öldürerek başa geçmiştir.set'ten sonra babasının öcünü alarak horus firavun olmuştur horus'u da kapsamış ve ra-horakhty ismini almıştır. (c.4)
atum
atum genellikle taht üzerinde, bazen de bir koç kafasıyla, bazen asasına dayanan yaşlı bir adam olarak tasvir edilir. bir çeşit asıl yaratıcı tanrıdır, ama birkaç bin yıl sonra ra ile, ra da amun ile değiştirilmiştir heliopolis yaratılış mitinde, atum, ilkel su nun üzerinden kendini yaratan ilk tanrı olarak kabul edildi.[2] ilk efsaneler, atum'un tanrı şu ve tanrıça tefnut'u ağzından tükürerek yarattığını söyler. atum bunu mastürbasyonla gerçekleştirdi, bu eylemde kullandığı el onun içinde bulunan kadın prensibini temsil ediyordu. (c.5)
amun
amon, teb'in baş tanrısıdır ve ilk tanrıdır ve bütün tanrıların tanrısıdır. eşi amunet'le birlikte tanrıdır. kutsal hayvanları kaz ve koçtur. orta krallık dönemi'nde sadece yerel bir tanrıydı ama tebliler mısır'a hakim olunca amen önemli bir tanrı oldu. 18. hanedan'dan itibaren tanrıların kralı oldu. ünlü amen tapınağı karnak, dünyanın en büyük dinî yapısıdır. 19. ve 20. hanedanlar amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yer altı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürlerdi. (c.6)
mut
thebes’deki halka göre amun’un karısı ve tüm diğer tanrıların anası. aslen, amun’un “amaunet” adında başka bir karısı vardı ama bu basitçe “bayan-amun” demekti. mut'a başlangıçta yalnızca teb kentinde tapılırdı. 18. sülale döneminde tanrı amon'un eşi olarak kabul edildi. böylece amon ve evlatlıkları hons ile birlikte teb üçlüsü'nün bir parçasını oluşturdu ve bütün ülkede tapınılan bir tanrı oldu. (c.7)
hathor
doğum, bereket, aşk ve evlilik ile ilişkilendirilen tanrıçadır.ra'nın kızlarından biridir. hathor, samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. hathor bazı figürlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. en eski tanrıçalardandır. (c.8)
sekhmet
savaş ve yıkımın tanrıçasıdır. aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilir. bir zamanlar bastet'le özdeşleştirilirdi.
bir efsaneye göre, sekhmet ra'nın emri üzerine ra'ya eskiden inanıp şimdi inanmayanları tek tek yok edeceğine, tüm insan neslini yok etmeye çalışmıştır. ama sekhmet insan kanının tadını öyle sevmiştir ki önüne geleni öldürmüştür. ra'nın rahipleri ve müritlerini bile. ra çok geç kalmadan nil nehri'ni kırmızı bir tozla nil'e kırmızı rengini verir, ancak bu bir büyüdür. sekhmet onu kan zannedip içtiğinde büyü onu eski haline çevirir ve insan neslinin tükenmesine ra engel olur. (c.9)
bastet
mısır mitolojisine göre bastet, tanrılar tanrısı ra'nın kızı ve aynı zamanda da bütün bir ülkenin koruyucu tanrıçasıdır. günün birinde, bu yüce tanrıça babasına öfkelenerek, mısır'ın güneyindeki nubai çölünde inzivaya çekilir ve kendini bir aslana dönüştürür. (c.10)
ma'at
ma'at, mısır'ın doğruluk ve adalet tanrıçası. thoth'un karısı olduğuna inanılır ve ondan sekiz çocuğu olmuştur. bu çocuklardan en önemlisi amon'dur. bu sekiz evlat, hermopolis'in baş tanrılarıdır ve oradaki rahiplere göre, onlar yerküreyi yaratmışlardır. bazen ölünün kalbini tüy ile tartıp yargılayan biri olarak tasvir edilir. (c.11)
shu
shu dünya, atmosfer ve gökyüzü arasında olup, aşağı yukarı “boşluk” olarak tasvir edilen tanrıydı. tanrı atum tarafından kendi gücüyle, herhangi bir kadının yardımı olmadan yaratıldığına inanılır. ikiz kız kardeşi ve karısı nem tanrıçası tefnut'la birlikte heliopolis'teki dokuz tanrının ilk çiftini oluşturur. (c.12)
tefnut
tek bildiğimiz shu’nun dişi aslan başlı eşi olması. ki bu oldukça şaşırtıcı çünkü görünüşe göre bir zamanlar oldukça büyük bir olaymış. (c.13)
khonsu
khonsu aslen diğer tanrıların güçlerini onların organlarını yiyerek absorbe eden cani ve yamyam bir tanrıydı. ama birkaç yıl sonunda daha çok o zamanın yumuşak tanrısına dönüşüp, ölçü ve refah getirmiştir. (c.14)
--
mumyalama/ölüm :
antik mısır'da çok kompleks ve gelişmiş bir ahiret inancı ile birlikte ölü bedeni ve ruhu huzurlu bir ahiret hayatına hazırlamak için yapılan birçok ayin ve uygulama vardı. ruh ve ahirete dair inanç özellikle vücudun korunmasında yoğunlaşmıştı. buna göre tahnit ve mumyalama, kişinin kişiliğini ve kimliğini ahirette koruyabilmesi için uygulanmaktaydı.
mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan törenlerden sadece başlangıç olanıdır. bu işlem insanların dışında boğa, timsah, kedi gibi hayvanlar içinde yapılmaktaydı. (d)
--görseller--

(bkz: (a) (c))
--

(bkz: (b))
--

(bkz: (c 1-14))
--
(bkz: (d))
--
--kaynakça--
kaynak.1
kaynak 1.2
kaynak 1.3
kaynak 1.4
kaynak 1.5
kaynak 1.6
kaynak 1.7
kaynak 1.8
kaynak 1.9
kaynak 2.0
kaynak 2.1
kaynak 2.2
--kaynakça--
not : (bkz: uykusuzkahve) mahlasına sahip moderatöre çok teşekkür ederim, beni kırmadı isteğim üzerine başlığı açtı :)
devamını gör...
ölmeyecek meslekler
sağlık sektörüyle ilgili tüm meslekler.
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
sevindirici.
devamını gör...
mig-31
#1406940
yukarıdaki entrye konu olan mig-25'in çok daha ölümcül abisi olan rusların uçan radarıdır. nato kod adı foxhounddur.
mig-25'in pilotuyla birlikte japonyaya ilticası ve japonlar ile amerikalıların 1 ay boyunca inceleyip ifşa olan sırları neticesinde sovyetler 1979 yılında üretime başlamıştır.
uçakta 200 km menzile sahip aynı anda 20 hedefe kilitlenip 6 tanesine füze ateşleyebilen çok gelişmiş bir zaslon radarı vardır. ilk versiyonunda pasif elektronik dizin taramalı bu radarda ilerleyen yıllarda değişiklikler yapılmıştır ki bu uçak halen modernize edilerek kullanılmaya devam etmektedir.
1994 yılında duran üretiminde, 600 civarında bir sayıda üretimi olmuşsa da bugün 120 kadarı aktif görevdedir. ve uçağı şu an sadece rusya ile kazakistan kullanmaktadır.
uçak, boyutları itibariyle epey büyük ve hantaldır. ve manevra kabiliyeti de çok zayıftır. zira yapım amacı dogfight değil onun yerine başta ağır bombardıman uçaklarını korumak, onlara eşlik etmek ve de onlara gelebilecek tehlikeleri önlerken havadaki o devasa radarıyla uzaktan caydırıcılık sunmaktır. bu noktada biraz daha f-35 konseptine yakındır. uzak mesafeden düşman yaklaşmadan gelecek tehlikeyi yok etme amacı vardır. fakat onun gibi stealth özellikleri yoktur.
r-77 gibi yeni nesil hava hava füzeleriyle ruslar uçağın füze menzilini teorikte 300 km mesafeye çıkartmıştır. öte yandan 3 mach üzerindeki hızlarda ve çok yüksek irtifalarda uçan bu uçağın 4 tanesi kol uçuşu esnasında 240 derecelik bir alanda teorik olarak 800 km gibi bir alanı tarayıp bilgi yollayabilmekte gerektiğinde de bu alandaki başta seyir füzeleri, iha, siha, helikopter ya da başka uçaklar gibi hem hızlı hem de yavaş hedeflere karşı füzelerini kilitleyebilmektedir.
bir iddiaya göre 2007 yılında suriye bu uçaklardan 9 tane sipariş etmiş fakat 2009 yılında teslim edilmesi planlanan uçakların israil nedeniyle suriyeye verilmediği söylemektedir. adı üzerinde iddia doğruluğunu bilemeyiz.
mig-25 gövdesi üzerinden gövde genişletilerek daha büyük motorlar kullanılarak geliştirilmiştir. bu daha fazla yakıt sarfiyatına sebebiyet verse de genişleyen gövdenin artan yakıt kapasitesi, uçağın muharebe çapını ciddi şekilde arttırmıştır ki. halen bugün rusya'nın okyanus üzeri seyirdeki ağır bombardıman uçaklarına saatlerce eskort edebilmektedirler.
öte yandan motorları o denli güçlüdür ki tek motoru bile teorik olarak bir yolcu uçağının 1,5 katı ağırlığı çekebilecek güçtedir. maksimum kalkış ağırlığı 56 tondur ki bir savaş uçağı için inanılmaz rakamlardır bunlar.
yukarıdaki entrye konu olan mig-25'in çok daha ölümcül abisi olan rusların uçan radarıdır. nato kod adı foxhounddur.
mig-25'in pilotuyla birlikte japonyaya ilticası ve japonlar ile amerikalıların 1 ay boyunca inceleyip ifşa olan sırları neticesinde sovyetler 1979 yılında üretime başlamıştır.
uçakta 200 km menzile sahip aynı anda 20 hedefe kilitlenip 6 tanesine füze ateşleyebilen çok gelişmiş bir zaslon radarı vardır. ilk versiyonunda pasif elektronik dizin taramalı bu radarda ilerleyen yıllarda değişiklikler yapılmıştır ki bu uçak halen modernize edilerek kullanılmaya devam etmektedir.
1994 yılında duran üretiminde, 600 civarında bir sayıda üretimi olmuşsa da bugün 120 kadarı aktif görevdedir. ve uçağı şu an sadece rusya ile kazakistan kullanmaktadır.
uçak, boyutları itibariyle epey büyük ve hantaldır. ve manevra kabiliyeti de çok zayıftır. zira yapım amacı dogfight değil onun yerine başta ağır bombardıman uçaklarını korumak, onlara eşlik etmek ve de onlara gelebilecek tehlikeleri önlerken havadaki o devasa radarıyla uzaktan caydırıcılık sunmaktır. bu noktada biraz daha f-35 konseptine yakındır. uzak mesafeden düşman yaklaşmadan gelecek tehlikeyi yok etme amacı vardır. fakat onun gibi stealth özellikleri yoktur.
r-77 gibi yeni nesil hava hava füzeleriyle ruslar uçağın füze menzilini teorikte 300 km mesafeye çıkartmıştır. öte yandan 3 mach üzerindeki hızlarda ve çok yüksek irtifalarda uçan bu uçağın 4 tanesi kol uçuşu esnasında 240 derecelik bir alanda teorik olarak 800 km gibi bir alanı tarayıp bilgi yollayabilmekte gerektiğinde de bu alandaki başta seyir füzeleri, iha, siha, helikopter ya da başka uçaklar gibi hem hızlı hem de yavaş hedeflere karşı füzelerini kilitleyebilmektedir.
bir iddiaya göre 2007 yılında suriye bu uçaklardan 9 tane sipariş etmiş fakat 2009 yılında teslim edilmesi planlanan uçakların israil nedeniyle suriyeye verilmediği söylemektedir. adı üzerinde iddia doğruluğunu bilemeyiz.
mig-25 gövdesi üzerinden gövde genişletilerek daha büyük motorlar kullanılarak geliştirilmiştir. bu daha fazla yakıt sarfiyatına sebebiyet verse de genişleyen gövdenin artan yakıt kapasitesi, uçağın muharebe çapını ciddi şekilde arttırmıştır ki. halen bugün rusya'nın okyanus üzeri seyirdeki ağır bombardıman uçaklarına saatlerce eskort edebilmektedirler.
öte yandan motorları o denli güçlüdür ki tek motoru bile teorik olarak bir yolcu uçağının 1,5 katı ağırlığı çekebilecek güçtedir. maksimum kalkış ağırlığı 56 tondur ki bir savaş uçağı için inanılmaz rakamlardır bunlar.
devamını gör...
pkk'lıların cesetlerine uygulanan işkence
psikolojik bunalımının üstünü pkk ile örtmeye çalışan yazar arkadaşımızın açtığı başlık. psikolog adayı olduğumu belirterek kendisine dilerse en yakın meslektaşıma yönlendirebilirim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sosyal hayatları
sosyal hayat out corona in.
devamını gör...
10. yıl marşı
gerek sözleri, gerek bestesi ile "10" numero marştır.
devamını gör...







