telefonunun ekran parlaklığı en yüksekte olan insan
gözlerine saygısı olmayan insandır. telefon parlaklığım her zaman orta seviyenin altında durur. duruma göre (+,-) değiştirebilirim. onun üstüne mavi ışık filtresi özelliği var ki neden daha önce kullanmamışım diyorum. alıştıktan sonra filtresiz bir ekrana baktığınızda gözleriniz kamaşır başınız ağrır. bu filtre özelliği varsa kesin kullanın. alışmanız biraz zaman alabilir ama sonrasında uzun kullanımda beliren baş ağrısı ve göz kanlanması gibi durumlardan kurtardığını söyleyebilirim. kullanması soğuk denize girmek gibidir alışınca çok seversiniz.
devamını gör...
mach sayısı
deniz seviyesinde, 15 santigrat derecede, saniyede 340 metreye eşit olan, hareket eden bir cismin hızının, içinde hareket ettiği ortamdaki ses hızına oranını veren sayı.
ismini fizikçi ernst mach'tan alsa da, kendisinden daha önceki çalışmalar nedeniyle sarrau sayısı olarak da bilinir.
ismini fizikçi ernst mach'tan alsa da, kendisinden daha önceki çalışmalar nedeniyle sarrau sayısı olarak da bilinir.
devamını gör...
kılcal damar
en ince damardır.doku hücreleri ile kan arasında madde alışverişi kılcal kan damarları sayesinde gerçekleşir. bu madde alışverişinin mekanizması (bkz: starling hipotezi)ile açıklanmıştır.
devamını gör...
sigara külü kadar yalnızlık
sezai karakoç'un ve monna rosa adlı şiirinden -yalnızlığı en güzel tanımı olduğu söylenen- bir dize.**
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
sana da monna rosa, taş bebeği bıraktık.
ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi...
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve monna rosa
[elbarto ukdesi.]
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi.
sana da monna rosa, taş bebeği bıraktık.
ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi.
senin hatıran gibi büyük, yeni, karanlık;
senin hatıran kadar allah ve şeytan işi...
ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!
[elbarto ukdesi.]
devamını gör...
bardakla çorba içmek
zevkler ve renkler tartışılmaz diyerek dahil olduğum başlık.
içebilir efendim, neden olmasın? kaşığa alerjisi vardır belki olamaz mı?*
ama kül tablasıyla içse, yoh h***na derdim.*
içebilir efendim, neden olmasın? kaşığa alerjisi vardır belki olamaz mı?*
ama kül tablasıyla içse, yoh h***na derdim.*
devamını gör...
çirkin kedi olmaması
bunu yazabilmek için uzun yıllar boyunca gözlem yaptım ve artık kesin olarak ifade edebilirim ki çirkin kedi yoktur.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
23 nisan için evdeki camı balonlarla çiçeklerle bayraklarla süslüyorum.
devamını gör...
insanın canını acıtan gerçekler
er ya da geç bütün sevdiklerimin toprağa girecek olduğunu bilmek canımı çok yakıyor
devamını gör...
yıldız tilbe
bir türlü ne kendisini ne sesini sevemediğim, bu kadar sevilmesine de anlam veremediğim kişidir.
devamını gör...
ölüler evinden anılar
dostoyevski'nin sürgün yıllarını alexander petroviç karakterinin ağzından anlattığı roman. bu kadar gerçekçi olması yazan kişinin dostoyevski olmasından mı yoksa yazıya döktüğü kendi anıları olduğu için mi bilinmez ama her bir tasvir, her betimleme sizi o daracık hücrenin içine, hikayenin geçtiği yere götürmek üzere tasarlanmış gibidir. romanı okuduktan sonra artık onun roman olmadığını bilirsiniz o artık sizin de anılarınız olmuştur. okumaya başladığınız an odanızın duvarları gittikçe üzerinize doğru kapanmaya başlar. soğuk etinizi kemirir ve içmiyor olsanız bile alkolün keskin tadı genzinizi yakmaya başlar. siz artık romanın bir kahramanı olursunuz çünkü dostoyevski zeminde ki ufak bir taşı bile betimlemekten çekinmemiştir. sibirya'nın ruhu donduran havasından, yönetimden ve yönetimin üst birimlerinden; sürgün edilmiş insanların iç dünyasından ve askerlerden bahsederken kelimeler bir ruha, bir bedene bürünüyor. dostoyevski'nin iç dünyasına tanık olurken onun da bizim içimizi gördüğünü bilmek gerek. bir kaç alıntı bırakmak istiyorum fakat elimde kitabın türkçe çevirisi mevcut değil ama siz okumak isterseniz nihal yalaza taluy 'dan okumanızı öneririm.
--- alıntı ---
"now take a man who is sensitive, cultured, and of delicate conscience. what he feels kills him more surely than the material punishment. the judgement which he himself pronounces on his crime is more pitiless than that of the most severe tribunal, the most draconian law. he lives side by side with another convict, who has not once during all his time in prison reflected on the murder he is expiating. he may even consider himself innocent. are there not also poor devils who commit crimes in order to be sent to hard labour, and thus escape from a freedom which is much more painful than confinement?"
the house of the dead , sy 56
"fierce and solitary he awaited death, mistrustful and hostile to all "
" there always are and always will be some strange personalities in our country, whatever the conditions, who though peaceful and not at all lazy will ever be beggars by some mysterious behest of destiny. they are always unmarried, always slovenly, always humble and downtrodden. they are forever fetching and carrying for the newly rich and newly exalted. all initiative and enterprise are a burden and a grief to them. they seem to have been born with the stipulation that they shall never do anything on their own, but always dance to someone else’s tune. ıt is their destiny to do what other people tell them to do. and last but not least, no change of circumstances, no upheavals can make them prosper. they will always be beggars! ı have, indeed, noticed them not only among the common people, but in all walks of life, in all groupings, magazines, and associations. "
--- alıntı ---
--- alıntı ---
"now take a man who is sensitive, cultured, and of delicate conscience. what he feels kills him more surely than the material punishment. the judgement which he himself pronounces on his crime is more pitiless than that of the most severe tribunal, the most draconian law. he lives side by side with another convict, who has not once during all his time in prison reflected on the murder he is expiating. he may even consider himself innocent. are there not also poor devils who commit crimes in order to be sent to hard labour, and thus escape from a freedom which is much more painful than confinement?"
the house of the dead , sy 56
"fierce and solitary he awaited death, mistrustful and hostile to all "
" there always are and always will be some strange personalities in our country, whatever the conditions, who though peaceful and not at all lazy will ever be beggars by some mysterious behest of destiny. they are always unmarried, always slovenly, always humble and downtrodden. they are forever fetching and carrying for the newly rich and newly exalted. all initiative and enterprise are a burden and a grief to them. they seem to have been born with the stipulation that they shall never do anything on their own, but always dance to someone else’s tune. ıt is their destiny to do what other people tell them to do. and last but not least, no change of circumstances, no upheavals can make them prosper. they will always be beggars! ı have, indeed, noticed them not only among the common people, but in all walks of life, in all groupings, magazines, and associations. "
--- alıntı ---
devamını gör...
yazarların yaptığı en büyük dalgınlık
telefonumu evde unuttuğumu düşünerek evdekileri aradım... telefonumla.
devamını gör...
en son mutlu hissedilen an
10 dakika kadar önce eşimle koridorda basket oynayıp * saçma sapan şeylerden konuşup güldüğümüz andır.
devamını gör...
ne yazsam da kendime küfür ettirsem diye düşünen yazar
garip bir deşarj olma yolunu seçmiş omurgasız yazardır.
lan olm bu nasıl bir kafa lan, akşam evde otururken yarın ne yazsam da anama bacıma kallavi küfürler ettirsem diye mi düşünüyorsunuz.
lan olm bu nasıl bir kafa lan, akşam evde otururken yarın ne yazsam da anama bacıma kallavi küfürler ettirsem diye mi düşünüyorsunuz.
devamını gör...
tck'da eşini aldatanlara verilen ceza
aldatma nedeniyle boşanma davasında nafaka, daha az kusurlu bulunan eşe verilir. şartlar oluşursa erkek de nafaka talep edebilir.
devamını gör...
petra nachtmanova
slovak asıllı alman türk halk müziği sanatçısı. berlin'in türk mahallesi kreuzberg'de yaşarken bir cemevinde tanışıp aşık olduğu sazın peşinden anadolu'ya, balkanlara hatta ve hatta iran'a düşüp köy köy mezra mezra gezip türküler öğrenmiş, çalmış. serçeşme, beni hor görme aşkım, leylim ley, ne ağlarsın benim zülfü siyahım, gesi bağları, derdimi dökersem derin dereye, hastane önünde incir ağacı, seher yeli nazlı yare ve arix (kürtçe) nefes verdiği türkülerimizden yalnızca birkaçı. birkaç tane de türk sanat müziği parçası seslendirmiş. kitabı yazılası, filmi çekilesi biri.
devamını gör...
ölmesi gereken türk gelenekleri
düğünlerde silah olayı keşke bitse. kaç insan canından oldu hala vazgeçmediler.
devamını gör...
regl ağrısı
yaşamadığımız için nasıl olduğunu anlayamayacağımız ağrı.
devamını gör...
ekşi sözlük’te çaylak olmak vs normal sözlük’te çaylak olmak
burada henüz yeniyim ama ekşi sözlük'te çaylakların insan yerine konulmadığı bir gerçektir. ne zaman yazar olacağınız, yazar olup olamayacağınız tamamen site yönetiminin o anki ruh hâline bağlıdır. yazarların kayda değer bir kısmı da bu yüzden gereksiz bir şekilde kendilerini üstün görürler. ekşi'de yazar olmama rağmen hesabı kapatıp buraya geçişim de artık metalaşmış olan o saçma ortamdan soğumamla ilgilidir.
devamını gör...

