kafa sözlük muhaliflerinin kuracağı sözlük
kafasız sözlük kursunlar, tüm kafasızlar gitsin, ne güzel olur...
devamını gör...
bir sana bir de bana
baba zula - bir sana bir de bana (official video) [© 2020 soundhorus]
muhteşem müzik klibini izlemenizi tavsiye ederim.
bulutların üstünden
bıraktım ben kendimi
sonunu düşünmeden
duygular sarınca beni
gizlice tuttum elini
yüzüne baktım usulca
gözlerin fısıldadı ah
mutluluğu yavaşça
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
bahçede hanımeli
gökyüzünde yıldızlar
yağmurun narin sesi
şimdi bir anlamı var
aşk nasıl da kırılgan
sus dedim ama olmadı
kalbimden ismin geçti ah
kimseler duymadı
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
muhteşem müzik klibini izlemenizi tavsiye ederim.
bulutların üstünden
bıraktım ben kendimi
sonunu düşünmeden
duygular sarınca beni
gizlice tuttum elini
yüzüne baktım usulca
gözlerin fısıldadı ah
mutluluğu yavaşça
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
bahçede hanımeli
gökyüzünde yıldızlar
yağmurun narin sesi
şimdi bir anlamı var
aşk nasıl da kırılgan
sus dedim ama olmadı
kalbimden ismin geçti ah
kimseler duymadı
çiçeklerin kokusu
dalgaların şarkısı
rüzgarın fısıltısı
bir sana bir de bana
devamını gör...
gıybet
bir kişinin arkasından konuşmak kadar basit bir açıklamadan ziyade hucurat suresinde de anlatıldığı gibi "ölü kardeşinin etini yemek" olarak belirtmenin daha uygun olacağı sözcük.
devamını gör...
kürşat ayvatoğlu'nun arabada kokain içmesi
bir insan nasıl bu kadar süzme mal olabilir bunun kanıtı olan olay. olayı kayda alıp bu enayi dümbeleğini ifşalayan da arkada oturan hanım kızımız* burun paylarını dağıtırken bir anlaşmazlık olmuş sanırım, o an girdiği triple salmış videoyu sosyal medyaya, helal olsun.*
şimdi sayın bakan süleyman soylu* üç maymunu oynayacak. o muhteşem polislerine, o arka çıktığı yeni nesil burnu havada polislerine bir talimat verebilecek mi? göreceğiz. garibanın kolunu bacağını kırın falan diye saçmalamak kolay tabi.
şimdi sayın bakan süleyman soylu* üç maymunu oynayacak. o muhteşem polislerine, o arka çıktığı yeni nesil burnu havada polislerine bir talimat verebilecek mi? göreceğiz. garibanın kolunu bacağını kırın falan diye saçmalamak kolay tabi.
devamını gör...
tanım girilmediği halde akışa düşen başlığın asıl amacı
bir iki haftadır olan bir sorun. bir başlık görüyorum tıklıyorum üstüne, başlığa en son 2020 tarihinde yeni tanım girilmiş. o zaman bu başlık neden benim akışımda? çaylakların tanımlarını da görüyorum bu arada, çaylak yazdı da çıktı desen o da değil, yok anacım yok. anlayamadım gitti. beni aydınlatırsanız sevinirim değerli yazar arkadaşlarım.
devamını gör...
dünyadaki en korkunç gerçek
yok olup gitmek.
sadece bedenen değil.
ne demiş birileri;
bu dünyada seni hatırlayan son insan öldüğünde hiç var olmamış olacaksın.
sadece bedenen değil.
ne demiş birileri;
bu dünyada seni hatırlayan son insan öldüğünde hiç var olmamış olacaksın.
devamını gör...
discobolus
mutlaka herkesin bir televizyon programında, bir belgeselde, bir kitapta, posterde.... mutlaka bir yerde denk geldiği ünlü disk atann adam! günümüzdeki popülerliği antik dönemde de aynı olan bu eser, yunanların geç klasik döneminde bronzdan yapıldı. size kötü bir haber vereyim, bu heykelin orijinali ne yazık ki mevcut değil lakin roma dönemine ait mermer kopyaları mevcut.
bu güzel heykeli yaratan güzel heykeltıraşımız da myron isminde bir zat. bu arkadaşımız kafayı olimpiyatlar ile bozmuş bir heykeltıraş, öyle ki sırf bu yüzden mermer ile çalışmaktan çok, bronz ile çalışıyor. çünkü bronz, mermere oranla hareketli heykel yapmak çok çok daha ideal. aynı zamanda bronz, heykele oranla çok daha hafif, taşınması çok daha olası. e tabi, adam ticaret kısmını da düşünmüş yapacağı heykellerin, dahası da bulunduğu kent için değil, başka kentler için de bir şeyler yapmak istemiş.
her neyse, yaratıcıdan çok yaratılanı ele alalım. disk atma, antik dönemde atletlerin discus adında ağır bir diski olabildikçe uzağa atmak istedikleri etkinliğin ismi.
sevgili myron da, bu etkinlikte yer almış bir sporcunun, disk atarken anlık bir görüntüsünü beyninde canlandırıp yapmış. bu arada, bunun da ismi rhythmos'tur, ince bir harmoni ve denge durumu anlatır rhythmos sözcüğü.
discobolus
bu güzel heykeli yaratan güzel heykeltıraşımız da myron isminde bir zat. bu arkadaşımız kafayı olimpiyatlar ile bozmuş bir heykeltıraş, öyle ki sırf bu yüzden mermer ile çalışmaktan çok, bronz ile çalışıyor. çünkü bronz, mermere oranla hareketli heykel yapmak çok çok daha ideal. aynı zamanda bronz, heykele oranla çok daha hafif, taşınması çok daha olası. e tabi, adam ticaret kısmını da düşünmüş yapacağı heykellerin, dahası da bulunduğu kent için değil, başka kentler için de bir şeyler yapmak istemiş.
her neyse, yaratıcıdan çok yaratılanı ele alalım. disk atma, antik dönemde atletlerin discus adında ağır bir diski olabildikçe uzağa atmak istedikleri etkinliğin ismi.
sevgili myron da, bu etkinlikte yer almış bir sporcunun, disk atarken anlık bir görüntüsünü beyninde canlandırıp yapmış. bu arada, bunun da ismi rhythmos'tur, ince bir harmoni ve denge durumu anlatır rhythmos sözcüğü.
discobolus
devamını gör...
discord'u tamamen kaldırmak
sözlükten daha çok keyif almak için yaptığım eylem. ya da nispeten yaş sahibi olarak adapte olamadığım programı hayatımdan çıkarmak diyelim.
devamını gör...
türk toplumunda damak zevkinin karbonhidrat tercihli gelişmiş olması
bunun en büyük nedeni ucuz ve kolay olmasıdır. ben ilkokuldayken çeyrek ekmek alırdık. biraz durumu iyi olan yağlı çeyrek ekmek alırdı. zengin olanlar yarım tost alırdı. ekmek hep vardı ve hala var. bugün bile geleneksel ve ev yapımı sofralarda kültür karbonhidrat ağırlıklı. yapılan çalışmalarda sofraların%95'ini karbonhidrat oluşturuyormuş.
not: çeyrek ekmek lan. fakir bile değilmişiz. bugünlere şükürler olsun.
not: çeyrek ekmek lan. fakir bile değilmişiz. bugünlere şükürler olsun.
devamını gör...
#pkkyaktı
pkk'nın yaptığını kabullenemeyenler de otel bahanesine sığınıyor. arkadaşlar aklınıza mantığınıza sığıyor mu ya? ortalık zaten karışıkken elinde yangın söndürme uçağı bile olmayan hükümet kendi ayağına sıkar mı sizce? eş zamanlı olarak birçok şehirde ormanlar yakılıyor üstelik arkadaşın dediği gibi pkk da dolaylı olarak üstlenmiş eee? hayır sanki pkk çok masum bir örgüt de bunu yapmasını kabullenemiyorsunuz. illa para ya da başka çıkarı mı olması gerek pkk'nın? adamlar eylem yapıyor işte. doğudaki öğretmeni, işçiyi, köylüyü, şehirde sivilleri öldürürken para çıkarı mı vardı? dümdüz eylem için yaptıkları şeyler bunlar işte.
edit: ayrıca geçen senelerde bunlar hatay'ı yakmadılar mı? yine üstlendiler. ateşin çocukları mıdır ne haltsa onlar üstlendi.
edit: ayrıca geçen senelerde bunlar hatay'ı yakmadılar mı? yine üstlendiler. ateşin çocukları mıdır ne haltsa onlar üstlendi.
devamını gör...
jerzy kosiński
1933 doğumlu polonyalı akademisyen ve yazar.
ben kendisini çok etkileyici bir hikayesi olan the painted bird isimli filmden sonra tanıma fırsatına eriştim. çok etkileyici, çarpıcı bir hayat hikayesi var gerçekten. yahudi bir ailesi olan jerzy kosiński, ikinci dünya savaşı yıllarında yine kendi ülkesinde kilise aracılığı ile bir katolik ailenin yanına sahte kimlikle sığınıp kaçak göçek bir çocukluk geçirdikten sonra savaşın ardından varşova bilimler akademisi'nde akademisyenlik yapmaya başlıyor. yazarlık kariyeri ise öğretim görevlisi olduğu yıllarda bursla amerika'ya göç etmesinin ardından başlıyor.
kitaplarının hiçbirini henüz okuma şansına erişmedim ancak the painted bird'den sonra başka işlerine bakayım dedim. şimdi hazırsanız bombayı patlatıyorum; being there de bir jerzy kosiński roman uyarlamasıymış! hatta senaryoyu da bu abimiz yazmış bu kült yapımda.
jerzy kosiński, göç ettikten sonra amerika'da dönemin en zenginlerinden biri olan mary hayward weir isimli bir iş insanı ile evleniyor. tüm sosyal çevresi yüksek sosyete diyebileceğimiz insanlardan oluşacak şekilde birden değişiyor ve şöyle söyleyeyim roman polanski'nin evine düzenlenen, 8.5 aylık hamile karısı ünlü oyuncu sharon tate de dahil olmak üzere 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan, dünya suç tarihinin en bilinen, ses getiren katliamlarından biri olan manson katliamı'nın** gerçekleştiği o gün, o eve davet edilen seçkin konuklardan biri oluveriyor. havaalanında bavulu karıştığı için kıl payı kurtulduğu katliamın ardından being there'i yayımlıyor ve hem kıtada hem dünyada oldukça ses getiriyor.
jerzy kosiński hep uçlarda hep biraz "kafası kırık" diye tabir ettiğimiz bir profil çizmiş yazarlık kariyeri boyunca. amerika'nın en zenginlerinden biri olmasına, kariyerinin zirvesini görmesine, romanları 30 dilden fazla dile çevrilen dönemin en çok tanınan ve taktir edilen yazarlarından biri olmasına rağmen artık üreteceği yeni bir şeyler olmadığını düşündüğü için -başka gerekçeleri de vardır muhakkak lakin en çok bu tip şeyler yazılıp çizilmiş o dönem- 1991 yılında evinin banyosunda kafasına naylon bir poşet geçirerek intihar etmiş.
kendi ismiyle yayımladığı türkçe'ye de çevrilen romanları (öncesinde joseph novak ismi ile 2 çalışması daha var.)
the painted bird (boyalı kuş)*
steps (adımlar) *
being there (bir yerde)*
the devil tree (şeytan ağacı) *
cockpit (boşluk)*
passion play (ihtiras oyunu) *
ben kendisini çok etkileyici bir hikayesi olan the painted bird isimli filmden sonra tanıma fırsatına eriştim. çok etkileyici, çarpıcı bir hayat hikayesi var gerçekten. yahudi bir ailesi olan jerzy kosiński, ikinci dünya savaşı yıllarında yine kendi ülkesinde kilise aracılığı ile bir katolik ailenin yanına sahte kimlikle sığınıp kaçak göçek bir çocukluk geçirdikten sonra savaşın ardından varşova bilimler akademisi'nde akademisyenlik yapmaya başlıyor. yazarlık kariyeri ise öğretim görevlisi olduğu yıllarda bursla amerika'ya göç etmesinin ardından başlıyor.
kitaplarının hiçbirini henüz okuma şansına erişmedim ancak the painted bird'den sonra başka işlerine bakayım dedim. şimdi hazırsanız bombayı patlatıyorum; being there de bir jerzy kosiński roman uyarlamasıymış! hatta senaryoyu da bu abimiz yazmış bu kült yapımda.
jerzy kosiński, göç ettikten sonra amerika'da dönemin en zenginlerinden biri olan mary hayward weir isimli bir iş insanı ile evleniyor. tüm sosyal çevresi yüksek sosyete diyebileceğimiz insanlardan oluşacak şekilde birden değişiyor ve şöyle söyleyeyim roman polanski'nin evine düzenlenen, 8.5 aylık hamile karısı ünlü oyuncu sharon tate de dahil olmak üzere 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan, dünya suç tarihinin en bilinen, ses getiren katliamlarından biri olan manson katliamı'nın** gerçekleştiği o gün, o eve davet edilen seçkin konuklardan biri oluveriyor. havaalanında bavulu karıştığı için kıl payı kurtulduğu katliamın ardından being there'i yayımlıyor ve hem kıtada hem dünyada oldukça ses getiriyor.
jerzy kosiński hep uçlarda hep biraz "kafası kırık" diye tabir ettiğimiz bir profil çizmiş yazarlık kariyeri boyunca. amerika'nın en zenginlerinden biri olmasına, kariyerinin zirvesini görmesine, romanları 30 dilden fazla dile çevrilen dönemin en çok tanınan ve taktir edilen yazarlarından biri olmasına rağmen artık üreteceği yeni bir şeyler olmadığını düşündüğü için -başka gerekçeleri de vardır muhakkak lakin en çok bu tip şeyler yazılıp çizilmiş o dönem- 1991 yılında evinin banyosunda kafasına naylon bir poşet geçirerek intihar etmiş.
kendi ismiyle yayımladığı türkçe'ye de çevrilen romanları (öncesinde joseph novak ismi ile 2 çalışması daha var.)
the painted bird (boyalı kuş)*
steps (adımlar) *
being there (bir yerde)*
the devil tree (şeytan ağacı) *
cockpit (boşluk)*
passion play (ihtiras oyunu) *
devamını gör...
taşıt tutması
hareket hastalığının bir çeşitidir. diğer çeşitleri uzay tutması, havayolu tutması, deniz tutması ve sanal gerçeklik uygulamaları sırasındaki simulator tutmasıdır.
ucemak adlı yazar çok doğru bir noktaya parmak bastı.* provokatör uyaranlara sıklıkla maruz kalmak, hastalığın semptomlarını ciddi derece azaltır.
temel patofizyolojisi ve semptomları için (bkz: hareket hastalığı) (bkz: mal de debarquement sendromu)
ucemak adlı yazar çok doğru bir noktaya parmak bastı.* provokatör uyaranlara sıklıkla maruz kalmak, hastalığın semptomlarını ciddi derece azaltır.
temel patofizyolojisi ve semptomları için (bkz: hareket hastalığı) (bkz: mal de debarquement sendromu)
devamını gör...
düşün ki uzaylılar bunu okuyor
merhaba dostlarım,
ufo gören masum köylü benim.evet itiraf ediyorum ilk ben sizi farkettim. mustafa topaloğunun köylülerindenim bildiniz mi? hee o, o... düşünüyoruz,varız belki de öyle olduğumuzu zannediyoruz. yokuz da diyemiyorum tam olarak. off dünya hayatı böyle karışık. deli olmak lazım burada durmak için. herkese selamlar gönderiyorum, bak bekliyoruz muhakkak. bir haber verin canlarım, beni almadan gitmeyin.
ışık ve sevgiyle...
not: dumanları aşıpta saçlarını yolupda gel.
ne olursan ol yine gel.
ufo gören masum köylü benim.evet itiraf ediyorum ilk ben sizi farkettim. mustafa topaloğunun köylülerindenim bildiniz mi? hee o, o... düşünüyoruz,varız belki de öyle olduğumuzu zannediyoruz. yokuz da diyemiyorum tam olarak. off dünya hayatı böyle karışık. deli olmak lazım burada durmak için. herkese selamlar gönderiyorum, bak bekliyoruz muhakkak. bir haber verin canlarım, beni almadan gitmeyin.
ışık ve sevgiyle...
not: dumanları aşıpta saçlarını yolupda gel.
ne olursan ol yine gel.
devamını gör...
gitmek üzerine
gitmek,gidebilmek en zor şey aslında.ona karar verene kadar ne sular aktı kim bilir o köprünün altından.neler oldu da kişi gitmeye,vazgeçmeye karar verdi.
kimi zaman cesur olmayan, yıpratan insandan gitmek... kimi zaman da rahatsız hissedilen yerden gitmek..
hiçbir şeyin yarım kalmaması, hiçbir yerden ve kimseden gitmeye mecbur kalmamanız dileği ile...
kimi zaman cesur olmayan, yıpratan insandan gitmek... kimi zaman da rahatsız hissedilen yerden gitmek..
hiçbir şeyin yarım kalmaması, hiçbir yerden ve kimseden gitmeye mecbur kalmamanız dileği ile...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
sanki sizi bi yerden tanıyor gibiyim. ya da siz beni bi yerden tanıyor gibisiniz. yoksa tamamen tesadüf mü bunlar. öyle olsun ne çıkar?
hayat zaten tesadüf değil mi? tevafuk da diyorlar, bence ikisi de aynı.
e bu kadar tesadüften sonra kahve seversiniz diye düşünüyorum. sert bi kahve? bi şans verin derim.
bakın yine hayat ve tesadüf: kahve de hayat gibi hem sert hem tatlı, olduğu gibi kabul ettiğinizde...
getiremedim devamını. korktum galiba, bu laflar bana göre değil sanırım.
ama ne geldi aklıma, rocky ne diyordu: kimse hayat kadar sert vuramaz. gardımızı mı düşürüyoruz yoksa, nerden geliyor bu yumruklar?
hem niye kavga ediyoruz ki, saçma değil mi sizce de? neden hep bir mücadele?
biliyorum biliyorum, mücadelesiz olmuyor. sadece insan bazen yoruluyor. keşke daha kolay olsa diyor.
ne diyordum, kahve içer miyiz?
hayat zaten tesadüf değil mi? tevafuk da diyorlar, bence ikisi de aynı.
e bu kadar tesadüften sonra kahve seversiniz diye düşünüyorum. sert bi kahve? bi şans verin derim.
bakın yine hayat ve tesadüf: kahve de hayat gibi hem sert hem tatlı, olduğu gibi kabul ettiğinizde...
getiremedim devamını. korktum galiba, bu laflar bana göre değil sanırım.
ama ne geldi aklıma, rocky ne diyordu: kimse hayat kadar sert vuramaz. gardımızı mı düşürüyoruz yoksa, nerden geliyor bu yumruklar?
hem niye kavga ediyoruz ki, saçma değil mi sizce de? neden hep bir mücadele?
biliyorum biliyorum, mücadelesiz olmuyor. sadece insan bazen yoruluyor. keşke daha kolay olsa diyor.
ne diyordum, kahve içer miyiz?
devamını gör...
girdiğin tanımı silmek
arada yaptığım iş.
profile girip de doğru dürüst bir şeyler okumaya çalışan insanlara engel olmasın diye, anlık gazla yahut sıkıntıdan anket başlıklarına yazdıklarımı falan siliyorum bazen. genellikle sözlüğe gelişimin ilk zamanlarından başlarım silmeye üçer beşer ve günümüze doğru gelirim. bu ara pek silemedim. yakında bir bahar temizliği yaparım artık.
profile girip de doğru dürüst bir şeyler okumaya çalışan insanlara engel olmasın diye, anlık gazla yahut sıkıntıdan anket başlıklarına yazdıklarımı falan siliyorum bazen. genellikle sözlüğe gelişimin ilk zamanlarından başlarım silmeye üçer beşer ve günümüze doğru gelirim. bu ara pek silemedim. yakında bir bahar temizliği yaparım artık.
devamını gör...
tavşan jojo
filmi beğenmeyen olabilir, overrated bir film olabilir, bu filme dayanan çok sabırlıda olabilir, ama seyreden ve beğenen zevksiz, üstelikte berbat demek ?
film yorumu yaparken sadece filme değil filmin yönetmeninin tarzına da bakmak lazım. yönetmen taika waititi genelde alışıla gelmiş tarzın dışında absürd filmler çeken ve bunları komedi dalında süsleyen bir yönetmen, dolayısı ile adamın tarzı bu.
sinema ile epey ilgiliyim, tanımlarıma bakarsanız mümkün olduğunca detaylı tanımlar yazmaya çalışıyorum ama hiçbir zaman filmi beğenmesem bile beğenene veya beğenmeyene bir şey demem, zevkler ve renkler tartışılmaz, bu işin doğasında vardır.
benim puanım bu filme 7 / 10. daha önce bu yönetmenim bir kaç filmini seyrettiğim için tarzına alışığım.
senaryo olarak değişik bir film, çekimlerde güzel, oyunculukta bana göre yeterli. ne benimle aynı düşünene entel derim, ne de beğenmeyene dantel:)))
iş bu tanım herhangi bir hedef gösterilmeden, genel bir yorum olarak girilmiştir. filmlerde yazdığı gibi gerçek karakterle alakası yoktur, olsa bile bu alaka tamamen tesadüfidir.
film yorumu yaparken sadece filme değil filmin yönetmeninin tarzına da bakmak lazım. yönetmen taika waititi genelde alışıla gelmiş tarzın dışında absürd filmler çeken ve bunları komedi dalında süsleyen bir yönetmen, dolayısı ile adamın tarzı bu.
sinema ile epey ilgiliyim, tanımlarıma bakarsanız mümkün olduğunca detaylı tanımlar yazmaya çalışıyorum ama hiçbir zaman filmi beğenmesem bile beğenene veya beğenmeyene bir şey demem, zevkler ve renkler tartışılmaz, bu işin doğasında vardır.
benim puanım bu filme 7 / 10. daha önce bu yönetmenim bir kaç filmini seyrettiğim için tarzına alışığım.
senaryo olarak değişik bir film, çekimlerde güzel, oyunculukta bana göre yeterli. ne benimle aynı düşünene entel derim, ne de beğenmeyene dantel:)))
iş bu tanım herhangi bir hedef gösterilmeden, genel bir yorum olarak girilmiştir. filmlerde yazdığı gibi gerçek karakterle alakası yoktur, olsa bile bu alaka tamamen tesadüfidir.
devamını gör...
çocukluğu hatırlatan yiyecekler
cino
aklıma ilk gelenleri yazmışlar.
90larda çocuk olmak ne güzelmiş.
aklıma ilk gelenleri yazmışlar.
90larda çocuk olmak ne güzelmiş.
devamını gör...
eternity and a day
insanın ruhuna seslenen filmdir.
şu replikle etkilemiştir beni:
"neden, anne…
neden hiç bir şey beklendiği gibi olmadı
neden?
neden çürüyüp gider insan… sessizce…
acıyla ihtiras arasında parçalanarak?
…
neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde?
neden?
söyle bana, anne…
insan neden bilmez nasıl seveceğini?”
şu replikle etkilemiştir beni:
"neden, anne…
neden hiç bir şey beklendiği gibi olmadı
neden?
neden çürüyüp gider insan… sessizce…
acıyla ihtiras arasında parçalanarak?
…
neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde?
neden?
söyle bana, anne…
insan neden bilmez nasıl seveceğini?”
devamını gör...
