bir çocuğun ellerine vurmak
başlık "emine pir zola" tarafından 19.04.2026 15:43 tarihinde açılmıştır.
1.
yüce rabbime şükürler olsun ki çocuğuma böyle bir şey yapmadım. bir anlık öfkeyle yapsam herhalde 5 yıl düşünür ağlardım. ama dışarıda bazen görüyorum ve çok üzülüyorum. hemen gözlerim doluyor. kardeşim!, biz zaten ağlamak için yer arayan bir insanız. niye çocukların ellerine vuruyorsunuz? güzellikle anlatsanıza. bir çocuğa iyilikle anlatınca onun anlamayacağı şey yoktur. (o sırada emine çocuğu 3 yaşındayken parktan dönmek istemediği için evladını yapıştığı kaldırımdan ayırmaya çalışıyor.) çocuk mu kaçırıyorlar diye mahallelinin pencerelere çıktığı anlarda bile kendimi kaybetmedim. ulan yoksa ben iyi bir anne falan mıyım? tövbeler olsun.
yapılmaması gerekir. yapmayın. bunun yetişkin olduğunda psikolojik etkilerini yaşayacak o çocuk. ay böyle diyince de çocuğunu o kadar hassas yetiştirme diyenleri de camdan atasım geliyor. bana bak! bu hassas yetiştirmek değil. ona insan gibi davranmak. gidin kendi ellerinize vurun canım. ben mesela sol elim cips paketine uzanırken sağ elimle diğerine bir şaplak atıyorum. işe yarıyor. ama ben çocuk değilim. sıkıntı yok.
gideyim de yapmamamın benim için daha hayırlı olacağı şeyler için biraz daha ellerimi tokatlayayım. *
yapılmaması gerekir. yapmayın. bunun yetişkin olduğunda psikolojik etkilerini yaşayacak o çocuk. ay böyle diyince de çocuğunu o kadar hassas yetiştirme diyenleri de camdan atasım geliyor. bana bak! bu hassas yetiştirmek değil. ona insan gibi davranmak. gidin kendi ellerinize vurun canım. ben mesela sol elim cips paketine uzanırken sağ elimle diğerine bir şaplak atıyorum. işe yarıyor. ama ben çocuk değilim. sıkıntı yok.
gideyim de yapmamamın benim için daha hayırlı olacağı şeyler için biraz daha ellerimi tokatlayayım. *
devamını gör...
2.
minik veya büyük şiddetin hiçbir affı olmaz. çocuğu eğitmek bu yüzden özveri işidir ve bu yüzden herkesin anne ve baba olamayacağı söylenir.
çocuklar kimsenin kum torbası değildir. bir canlıya hayatı öğretebilecek sabrınız yoksa, onu hiç yapmamanız gerekir çünkü hiçbir çocuk gördüğü şiddeti unutmaz aksine onu depolar ve 3 ayrı karakteristik ortaya çıkar:
1. gördüğünü uygulayan, şiddete meyilli bir çocuk ( ki günümüzde örnekleri fazlasıyla var. bazen anneye ve babaya olan öfkelerini onlara saldırarakta gösterebiliyorlar çünkü her şiddet eylemi çocuğunuzun gurur ve onur duygusunun kırılması, çocugunuzun aşağılanmasıdır.)
2. içe dönük, pasif ve sürekli şiddetin öznesi olarak yaşamaya devam eden bir çocuk.( gördüğü şiddet sebebiyle sürekli susmaya alışmış, sesini çıkartmaktan korkan ve tüm hakkını yediren pasif bir çocuk modeli)
3. ailesini travma kaynağı olarak görüp, en kısa sürede evden ve onlardan kopmak isteyen çocuk. bu kategoridekiler çok sağlıklı ve mantıklı biçimde bu süreci geçirip, yetişkin olabilirler fakat yaptığınız her şeyi biriktirirler. diğerlerinden tek farkı: sizden tamamen kopmak için plan yapmalarıdır. genelde evden giderler, gittiklerinde geri dönmezler. kendilerine ayrı bir hayat kurmanın yolunu mutlaka bulurlar çünkü bu zaten uzun vadeli planladıkları bir şeydir. bu adımı attıktan sonra, ayda - yılda bir görürsünüz çünkü sizinle iletişime geçmek istemezler. bu geçmişten çıkış, kurtuluştur. sizi yetişkin dünyalarına kabul etmezler. genelde aile kurduklarında dahi aynı politika torunlar için devam eder. torunlarınızı dahi limitli görürsünüz.
yani ektiğinizi biçersiniz. her çocuk yetişkin olduğunda, geçmişinin hesabını sorar.
o yüzden şiddet uygulamak yerine, direkt çocuk yapmayın. onun yerine gidip psikolojik destek alarak, zihninizdeki arızayı düzeltin.
çocuklar kimsenin kum torbası değildir. bir canlıya hayatı öğretebilecek sabrınız yoksa, onu hiç yapmamanız gerekir çünkü hiçbir çocuk gördüğü şiddeti unutmaz aksine onu depolar ve 3 ayrı karakteristik ortaya çıkar:
1. gördüğünü uygulayan, şiddete meyilli bir çocuk ( ki günümüzde örnekleri fazlasıyla var. bazen anneye ve babaya olan öfkelerini onlara saldırarakta gösterebiliyorlar çünkü her şiddet eylemi çocuğunuzun gurur ve onur duygusunun kırılması, çocugunuzun aşağılanmasıdır.)
2. içe dönük, pasif ve sürekli şiddetin öznesi olarak yaşamaya devam eden bir çocuk.( gördüğü şiddet sebebiyle sürekli susmaya alışmış, sesini çıkartmaktan korkan ve tüm hakkını yediren pasif bir çocuk modeli)
3. ailesini travma kaynağı olarak görüp, en kısa sürede evden ve onlardan kopmak isteyen çocuk. bu kategoridekiler çok sağlıklı ve mantıklı biçimde bu süreci geçirip, yetişkin olabilirler fakat yaptığınız her şeyi biriktirirler. diğerlerinden tek farkı: sizden tamamen kopmak için plan yapmalarıdır. genelde evden giderler, gittiklerinde geri dönmezler. kendilerine ayrı bir hayat kurmanın yolunu mutlaka bulurlar çünkü bu zaten uzun vadeli planladıkları bir şeydir. bu adımı attıktan sonra, ayda - yılda bir görürsünüz çünkü sizinle iletişime geçmek istemezler. bu geçmişten çıkış, kurtuluştur. sizi yetişkin dünyalarına kabul etmezler. genelde aile kurduklarında dahi aynı politika torunlar için devam eder. torunlarınızı dahi limitli görürsünüz.
yani ektiğinizi biçersiniz. her çocuk yetişkin olduğunda, geçmişinin hesabını sorar.
o yüzden şiddet uygulamak yerine, direkt çocuk yapmayın. onun yerine gidip psikolojik destek alarak, zihninizdeki arızayı düzeltin.
devamını gör...
3.
şiddetin hiçbir canlı için geçerli bir mazereti yoktur. hele ki kendini koruyamayan, anlamlandırma becerisi henüz gelişmekte olan bir çocuk söz konusuysa.. fiziksel müdahale, kısa vadede davranışı durduruyor gibi görünse bile uzun vadede çocuğun iç dünyasında korku, güvensizlik ve değersizlik duygularını besler. çocuk, neden-sonuç ilişkisini sağlıklı kuramaz. sadece canının yandığını ve bunu yapan kişinin aynı zamanda güvendiği kişi olduğunu hisseder. bu da sevgi ile korkunun birbirine karıştığı karmaşık bir ilişkiye yol açar.
bir çocuğun kendine dair geliştirdiği ilk inançlar, ona nasıl davranıldığıyla şekillenir. sürekli cezalandırılan ya da fiziksel müdahaleye maruz kalan bir çocuk, zamanla ben sevilmeye layık değilim ya da hata yaparsam sevgimi kaybederim gibi derin ve kalıcı düşünceler geliştirebilir. bu düşünceler sadece çocuklukta kalmaz yetişkinlikte ilişkilerine, özgüvenine ve kendilik algısına da taşınır.
çocukluk gerçekten insanın anavatanıdır. orada yaşanan her şey, insanın iç dünyasında iz bırakır. şiddet ise bu anavatanı güvensiz bir yere dönüştürebilir. çocuk kendini ait hissetmesi gereken yerde tedirginlik yaşamaya başlar. bu da onun duygusal gelişimini sekteye uğratır.
oysa disiplin ile şiddet aynı şey değildir. sınırlar koymak, doğruyu öğretmek mümkündür ama bunu çocuğun anlayabileceği bir dil ve duygusal güven ortamı içinde yapmak gerekir. sevgiyle, sabırla, açıklayarak kurulan iletişim, çocuğun hem davranışını hem de iç dünyasını dönüştürür. çocuk, neden yanlış yaptığını anladığında ve buna rağmen kabul gördüğünü hissettiğinde, gerçek öğrenme gerçekleşir.
bir çocuğun kendine dair geliştirdiği ilk inançlar, ona nasıl davranıldığıyla şekillenir. sürekli cezalandırılan ya da fiziksel müdahaleye maruz kalan bir çocuk, zamanla ben sevilmeye layık değilim ya da hata yaparsam sevgimi kaybederim gibi derin ve kalıcı düşünceler geliştirebilir. bu düşünceler sadece çocuklukta kalmaz yetişkinlikte ilişkilerine, özgüvenine ve kendilik algısına da taşınır.
çocukluk gerçekten insanın anavatanıdır. orada yaşanan her şey, insanın iç dünyasında iz bırakır. şiddet ise bu anavatanı güvensiz bir yere dönüştürebilir. çocuk kendini ait hissetmesi gereken yerde tedirginlik yaşamaya başlar. bu da onun duygusal gelişimini sekteye uğratır.
oysa disiplin ile şiddet aynı şey değildir. sınırlar koymak, doğruyu öğretmek mümkündür ama bunu çocuğun anlayabileceği bir dil ve duygusal güven ortamı içinde yapmak gerekir. sevgiyle, sabırla, açıklayarak kurulan iletişim, çocuğun hem davranışını hem de iç dünyasını dönüştürür. çocuk, neden yanlış yaptığını anladığında ve buna rağmen kabul gördüğünü hissettiğinde, gerçek öğrenme gerçekleşir.
devamını gör...
4.
bizim için sıradan şeylerdi bunlar. ama sinir bozucuydu tabii. annemi yapardı.
daha fecisi var,
öğretmenlerimizin bayıltana kadar dövme fantezisi... herhalde güçlü, dayağa karşı dayanıklı bir bünyem vardı ki bayılmıyordum. bayılmayınca da daha hırslanıyordu lanet karı.
kafamız gözümüz şişer, ağzımız burnumuz dağılmış bir şekilde eve gelirdik. anne babamız da bir şey demezdi, ne yaptı da kim bilir o dayağı yedi diye düşünürlerdi.
eskiden böyleydi.
öğretmen bir de pişkin pişkin veli toplantısında velilere,
"açıkça söyliyim, çocuklarım yaramazlık yaptıklarında gerektiği kadar onları cezalandırıyorum, yalan söyleyecek halim yok, çok yaramazlar." diyormuş.
ve bunu söyleyen de bir kız çocuğu annesi bilgilerinize arz ederim efendim...
giresunlu idi öğretmenimiz, kızıl ve kıvırcık saçları, çatık kaşları vardı, bembeyaz tenli yanakları da hafif çilli, pastel koyu tonlarda ruj sürmeyi severdi, kollu kuvvetli, 165-170 arası boyu vardı sanırım. sinir hastasıydı biraz. öfke kontrol bozukluğu vardı.
bazen bize sıcak davrandığında dünyalar bizim olurdu, aldanırdık...
ertesi gün yine sirke satan suratıyla gelir ve anlardık ki öğretmen burnundan soluyor, bugün birileri çok pis dayak yiyecek,
öğretmene bi bahane lazım gelirdi,
dün görmezden geldiği konuşanlar listesi bugün onda korkunç bir cinnet hali yaratırdı.
allah ne verdiyse, ağzımız burnumuz yer değiştirirdi. cetveller kırılırdı, parçaları oraya buraya uçardı,
saçını kaşıdın, kalem kutusunu karıştırdın, kafanı pencereye çevirdin, gibi bahanelerle adımı tahtaya yazan yamuk kafa aykut ve ayı ya da fil cinsinden cansu? cansu muydu? öyleydi galiba... bunların yüzünden az dayak yemedim. yamuk kafa aykut herkesin ismini siler benim ismimi inadına silmezdi.
olur da bir yerde bir gün denk gelirsek kafayı geçirilebilirim kendisine.
daha fecisi var,
öğretmenlerimizin bayıltana kadar dövme fantezisi... herhalde güçlü, dayağa karşı dayanıklı bir bünyem vardı ki bayılmıyordum. bayılmayınca da daha hırslanıyordu lanet karı.
kafamız gözümüz şişer, ağzımız burnumuz dağılmış bir şekilde eve gelirdik. anne babamız da bir şey demezdi, ne yaptı da kim bilir o dayağı yedi diye düşünürlerdi.
eskiden böyleydi.
öğretmen bir de pişkin pişkin veli toplantısında velilere,
"açıkça söyliyim, çocuklarım yaramazlık yaptıklarında gerektiği kadar onları cezalandırıyorum, yalan söyleyecek halim yok, çok yaramazlar." diyormuş.
ve bunu söyleyen de bir kız çocuğu annesi bilgilerinize arz ederim efendim...
giresunlu idi öğretmenimiz, kızıl ve kıvırcık saçları, çatık kaşları vardı, bembeyaz tenli yanakları da hafif çilli, pastel koyu tonlarda ruj sürmeyi severdi, kollu kuvvetli, 165-170 arası boyu vardı sanırım. sinir hastasıydı biraz. öfke kontrol bozukluğu vardı.
bazen bize sıcak davrandığında dünyalar bizim olurdu, aldanırdık...
ertesi gün yine sirke satan suratıyla gelir ve anlardık ki öğretmen burnundan soluyor, bugün birileri çok pis dayak yiyecek,
öğretmene bi bahane lazım gelirdi,
dün görmezden geldiği konuşanlar listesi bugün onda korkunç bir cinnet hali yaratırdı.
allah ne verdiyse, ağzımız burnumuz yer değiştirirdi. cetveller kırılırdı, parçaları oraya buraya uçardı,
saçını kaşıdın, kalem kutusunu karıştırdın, kafanı pencereye çevirdin, gibi bahanelerle adımı tahtaya yazan yamuk kafa aykut ve ayı ya da fil cinsinden cansu? cansu muydu? öyleydi galiba... bunların yüzünden az dayak yemedim. yamuk kafa aykut herkesin ismini siler benim ismimi inadına silmezdi.
olur da bir yerde bir gün denk gelirsek kafayı geçirilebilirim kendisine.
devamını gör...