"sonra giyerim" yalanı ve eşyalarla kurduğumuz istifçi ilişki

bir giysiyi tam bir döngü boyunca (dört mevsim) elinize almadıysanız, ona artık ihtiyacınız yoktur. eğer o giysi tüm özel günlere, hava değişimlerine ve ruh hali dalgalanmalarına rağmen dolabın köşesinde kaldıysa, o artık bir "giysi" değil, sadece bir "yer kaplayıcıdır."

​kış biterken dolabı düzenlerken elinize aldığınız o parçaya bakın; bu kış giydiniz mi? "sonra giyerim" diyorsanız, bilin ki asla giymeyeceksiniz. bu, insanın kendine söylediği en büyük yalanlardan biridir.

​bu yöntemi uzak doğulu bir arkadaşımla keşfettim. onlar için bu, doğanın bir parçası olma pratiği: akarsu kendini tutsa sel olur, ağaç meyvesini vermeyi reddetse çürür, hayvan faydasını saklasa denge bozulur. doğa istifçi değildir, vericidir.

​bu noktada uzak doğu'nun "mottainai" kavramı devreye giriyor; bu sadece "israf etmemek" demek değil. bir nesnenin özündeki ruhun, onu kullanmayarak boşa harcanmasına duyulan bir üzüntüdür. eğer bir kazağı kış boyunca giymediyseniz, o kazağın "görevi" yerine getirilmemiştir. onu bir kenarda tutmak, aslında o eşyanın doğasına, yani varlık amacına karşı bir saygısızlıktır. onu ihtiyaç duyan birine vermek, o eşyanın ruhu için en doğal olanıdır.

​bu bilinci 6 şubat depreminden sonra daha derin bir şekilde içselleştirdim. her şeyin ne kadar geçici olduğunu, bir saniyede nasıl "tarumar" olabildiğini gördüğümde eşya biriktirmenin anlamsızlığını anladım. paylaşmak, doğa gibi verici olmak; aslında birine destek olmanın ötesinde kendi ruhunu hafifletmektir. birine hediye etmek veya geri dönüşüme kazandırmak bizi eksiltmez. "kime gidecek?", "ya o kişi kıymetini bilmezse?" kaygısını bıraktığımızda özgürleşiriz. doğa için daha az kirlilik, daha az su tüketimi; ruhumuz içinse "hafiflik" demek bu.

​halil cibran'ın dediği gibi: "yarın muhtaç kalırım korkusuyla bugünü istifleyerek geçiren insan, aslında yaşamayı ıskalayan insandır. eğer gerçekten verme ve bağışlama konusunda o kadar 'korkak' olmasaydık, ne evlerimiz bu kadar eşyayla dolardı ne de ruhlarımız bu kadar çok keşkelerle. aslında her istiflediğimiz şey, başkasına ikram etmeye cesaret edemediğimiz bir parçamızın esaretidir."

​velhasıl; verin gitsin. yenilenin, enerjiniz tazelensin. eşyalarınızın esaretinden kurtulun ki, hayatın kendisine yer açılsın.
(bkz: minimalizm)
(bkz: mottainai)
(bkz: mono no aware)
(bkz: sürdürülebilir yaşam)
(bkz: geri dönüşüm kutuları)
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"bir yıl kuralı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim