her gün binlerce ceylan, zebra, timsah aslanlar, kaplanlar, çitalar, jaguarlar tarafından düzenli olarak boğazlanmaktadır. daha fazla koyun, tavuk, inek, manda mezbahalarda öylece boğazlanmak ve kebaba dönmek için sırasını bekliyordur sadece. binlerce erkek, çocuk, kadın açlıkla savaşırken ya da kafalarına düşen bombalarla mefta oluyor. bütün dünya sadece izliyor. çünkü gösterinin konusu bu ve sahne bunun için. başka bir şey yok.

en savaşçı tür olarak insan ortaya çıkıyor. ona savaşın bir çeşidi yetmemiş olacak ki; bin çeşit daha icat ediyor. psikolojik harp, ekonomik harp, siber harp, diplomatik harp, teknolojik, konvansiyonel, hibrit, nükleer, saymakla bitmeyecek çeşitlilikte ve bunun bir sonu da yok. çünkü yaratılanlar içinde yetinme yetisi olmayan tek varlık insandır. aç gözlülük bize mahsus. hayvanlarla aramızda bir fark varsa o da budur.

normalde bu dil dediğimiz icat anlaşmak için olmalıydı ama her şey gibi o da amacından sapıp silaha dönüşmüş. yozlaşma da bu türe mahsus. onlar hangi amaçla yola çıkarlarsa çıksınlar illa ki bir yere varırlar ama hiçbir zaman istedikleri yere varamazlar. cennete ulaşmak için öylece taburlar halinde bir gerizekalının peşinde yola çıkıp, nihayetinde ulaştıkları yer her zaman cehennemdir. haçlıların başına gelen de buydu. kendilerini ortadoğunun cehennemi sıcaklarının içinde öylece kavrulurken buldular. yine de gururlarına yedirememiş olacaklar ki cennetin krallığı dediler oraya. nasıl bir cennetse artık, etrafı arap müslümanlardan oluşan düşmanlarla dolu, kavurucu çöllerden ibaret tuhaf bir yer. avrupa'dan bunun için mi geldiler yani? yahudiler de öyle. hitler'in peşine takılanlar da stalingrad'da buldular cennetlerini.

bütün savaşlar önce konuşarak başlar, sonra eğer galip gelen çıkmazsa yumruklar konuşur, ardından silahlar, nükleere kadar gider, allah ne verdiyse artık. herkes kendi imkanı dahilinde kendi o küçük tiksinç savaşını sürdürür. kadınlar cinselliklerini kullanırlar mesela. öylece güzellikleri ile erkeklere üstünlük sağlamaya çalışırlar. başarılı da olurlar. herkesin savaşı kendine.

insanların yüreğinde yalnızca nefret vardır. her gün yerküreyi kasıp kavurur. ama yine de herkes pek sevecendir. öyle değil mi? ciciştir herkes. bu da savaşın ahlaki boyutu. ahlak da ve diğer erdemler de hepsi de birden silaha dönüşmekten payını almak üzere öylece sırasını bekliyordur. kılıcı ile üstün gelemeyen erdemi ile üstün gelsin. ama illa ki bir şekilde üstün gelsin.

bu hükmetme, otorite olma sapkınlığı en iyilerini bile ele geçirmek için en derinlerinde öylece yatıyor. sadece ortaya çıkmak için fırsat kolluyor, o kadar. herkes adı konmamış bir pusunun içinde öylece yatıyor.

klavyeler icat olunduğundan beri başka türlü savaşlar, başka türlü yiğitler meydana çıkmaya başladı üstelik. başkalarının kanıyla kahramanlık yapmak kolay olunca, herkes vatansever, flistinsever, ukraynasever, savaş sever oldu. kaldı ki hayvanlar bu kadar iğrençleşmez. oturduğun yerden savaşmak gibisi var mı? hem ekonomik, hem de güvenli. öyle olunca da bunlar kadınlı, erkekli bayağ bir yaygara koparıyorlar. her şey çorbaya dönmüş vaziyette. kusmuktan tiksinç bir çorba. kimin kimi astığı, kimin kime dost olduğu belli olmayan bir curcuna. tam bir ucube karnavalı.

üreme de bir savaş stratejisinden başka bir şey değil elbette. çünkü sayı avantajı da savaşlarda belirleyici rol oynuyor. o halde bütün ülkelerin başkanları üremeyi teşvik etmeye çalışıyor. bu vahşetin son bulmasına izin veremeyiz. mesela masai mari ya da okawanga deltasında tek başına bir sürüye krallık edebilecek erkek aslan bulmak zor. onlar genelde koalisyon halinde hüküm sürerler, yani sayıca çok olarak.

rekabet ve savaş hiçbir alanda tükenmiyor üstelik. insanlar şebeklik savaşlarını da icat etmiş. makyajına güvenen bir kez daha makyaj yapsın, bak, hepsinden iyisini ben yapıyorum. erkekleri de hiçbir zaman hiçbir yerde işlerine yaramayacak kasları şişirmek için spor salonlarında acayip şeyler yapıp, protein tozuna abanıyorlar. sanki jigolo olacaklar. cinsel obje olma yarışında kadınları tek bırakmak istemiyorlar. böyle para kazanmaya çalışıyorlar, hayatta kalma savaşı. onlar da savaşın bir ucundan tutmak üzere. öylece...

insan denen bu türe düşman da yetmiyor üstelik. bu sefer de doğaya, doğal olan ne varsa onlara savaş açıyorlar. hijyen adı altında bakteri, mikrop ne varsa artık hepsini katletmek üzere çılgınca harekete geçiyorlar. bilimadamı dedikleri caniler her gün kadınları biraz daha güzel gözüksün ve ömürleri biraz daha uzasın diye deney adı altında binlerce hayvana her gün sistematik olarak işkence etmekteler. yine de burası harika bir yer. ve insanların hepsi masumiyet abidesi, hepsi birer melek. kanatları eksik ama olsun o kadar da.

çocuklar henüz her şeyden habersizler. onlar da içgüdüleri el verdiğince, güçleri yettiğince karınca, böcek, sinek öldürmekle meşguller. çünkü her ne kadar bilinçleri yetişkin kadar gelişmiş olmasa da bu dünyaya ne için geldiklerini içten içe biliyorlar. yine de okullar da ehlileştirilmeye çalışılıyorlar. olduğu kadar artık. nice aile çocukları kendisine boyun eğsin diye acayip masallarla bezeli, çocukları koyun olacak derecede aciz bir şekilde yetiştirmek için yırtınıyor. sarılalım sıkı sıkı. derken öylece kuzuları kurtların arasına salıyorlar. kendileri için yetiştirdikleri koyunlar telef oluyor gidiyor. bari yanına bir çoban köpeği bırakacak kadar merhametli olsalardı. ama değiller. sevgileri abartı boyutuna ulaşıp, bir kaşık suda boğmak üzerine.

bütün bu vahşeti hassas kalpleri de kaldıramıyor insancıkların. onlar aynı zamanda olmayan vicdanlara ve merhametlere de sahipler, hepsi de bıçak gibi bir yerlere saplanmak üzere ama daha çok rahat uyuyabilmek için, dünyanın inanılmaz güvenli bir yer olduğuna dair sanrılarını yeter ki bir kere daha besleyebilsinler.

öyle olunca da masallar yazmaya başlıyorlar. aslında kimsenin inanmadığı ama inanmak istediği, doğanın vahşetine karşı her zaman yenik düşen masallar. medeniyet mesela. değil mi? onları koruyan kanunları var. o halde ne olabilir ki? ta ki amerika'da bir ergen eline silah alıp, bütün okulda katliam yapana kadar ya da bir terörist kalabalıklar içinde bomba patlatana kadar. burası dağ başımı canım? bilmem. değil mi? iki tane ihtiyar iki tane kağıda kalemle bir şeyler çiziktirdi diye hayatın gerçeği bu mu olacaktı yani? saflık mı bu şimdi?

kaldı ki bütün o kanunların hepsi de başka bir savaş, herkes üzerinde otorite kurup, boyun eğdirmek üzere, kağıtların gücü adına. oluyor mu öyle? olmaz tabii. hayat kitaplarda yazdığı gibi mükemmel işleyen bir düzlem değil.

bu tür her ne olursa olsun tatmin edilemeyecek bir aşağılık kompleksinin azgınlığı karşısında sürekli başarı elde etmek zorunda. öyle her yanda zafer naraları atarak geziyorlar. seçimlerde, futbol takımları şampiyon olduğunda, hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. hepsi de daha şimdiden toprak altında küçücük kurtlar tarafından kemirilmek üzere yenildiklerinin farkında olmak istemiyorlar. ama her ne kadar zıpır görünseler de, hava atmaya devam etseler de, romantizmin bir geçerliliği yok. hayalleriniz gerçek değil, tek gerçek altınıza sıçtığınız.

bu hayatta kaybedip, kazanılabilecek hiçbir şey yok. hepsi de şizofrenik algılardan ibaret. o kadar.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"bütün dünya bir savaş sahnesidir" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim