1.
geçen gün bir toplantı çıkışı bir arkadaşımız “vaktiniz varsa bir şeyler icelim” dedi.
biz de “olur” dedik, demez olaydık. neyse oturduk bir yere.
herkes bir şeyler söyledi. zaten öyle büyük bir hesap da degil, herkes kendi içtiğini ödeyecek belli.
ama masada bir arkadaş var. adamın yüzünden anlıyorsun. öyle bir geriliyor ki sanki birazdan garson değil vergi müfettişi gelecek.ben hayatımda bir insanın yüzünde bu kadar hızlı değişen duygu görmedim. adamın yüzünden bir anda yaz geçti, sonbahar geldi.
biz konuşuyoruz, adamın gözü surekli masada, garsonda, kapıda. belli ki içinden şöyle bir korku geçiyor: “bunlar şimdi hesabı bana kitleyecek.”o kadar belli ki. yani adam kahvesini içerken bile ekonomik kriz yönetir gibi içiyor.
neyse ben kalktım, “lavaboya gidiyorum” dedim.
giderken de hesabı ödeyip geldim.masaya oturdum, hiçbir şey söylemedim.aradan biraz zaman geçti.bu arkadaşın gerilimi giderek artıyor.bir noktada dayanamadı.garsona dönüp:
“hesap alabilir miyiz?” dedi. garson da gayet sakin:
“ödendi efendim.”o an var ya…
adamın yüzünde bir bahar geldi.gözleri parladı.
az önce gerim gerim gerilen adam gitti, yerine mutluluk hormonu salgılayan bir insan geldi.
sonra bana dönüp o klasik repliği söyledi:
“eylül ya ne gerek vardı, ben ödeyecektim.”
ama öyle bir tonla söyledi ki. sanki içinden “iyi ki ödemissin” diye davul zurna çalıyor.ben de hiçbir şey demedim.
“olsun, ne önemi var, kadın erkek eşit” dedim.
vallahi parasında pulunda değilim, helal hoş olsun.ama şu erkeklerin bazı hallerini görünce insan gerçekten şaşırıyor.inanın kimsenin parasında gözümüz yok. tek beklentimiz şu:
biraz daha görgü. biraz daha rahatlık.
ve mümkünse cebinde akrep taşıyan erkeklerin önce o akrebi evde bırakması.
biz de “olur” dedik, demez olaydık. neyse oturduk bir yere.
herkes bir şeyler söyledi. zaten öyle büyük bir hesap da degil, herkes kendi içtiğini ödeyecek belli.
ama masada bir arkadaş var. adamın yüzünden anlıyorsun. öyle bir geriliyor ki sanki birazdan garson değil vergi müfettişi gelecek.ben hayatımda bir insanın yüzünde bu kadar hızlı değişen duygu görmedim. adamın yüzünden bir anda yaz geçti, sonbahar geldi.
biz konuşuyoruz, adamın gözü surekli masada, garsonda, kapıda. belli ki içinden şöyle bir korku geçiyor: “bunlar şimdi hesabı bana kitleyecek.”o kadar belli ki. yani adam kahvesini içerken bile ekonomik kriz yönetir gibi içiyor.
neyse ben kalktım, “lavaboya gidiyorum” dedim.
giderken de hesabı ödeyip geldim.masaya oturdum, hiçbir şey söylemedim.aradan biraz zaman geçti.bu arkadaşın gerilimi giderek artıyor.bir noktada dayanamadı.garsona dönüp:
“hesap alabilir miyiz?” dedi. garson da gayet sakin:
“ödendi efendim.”o an var ya…
adamın yüzünde bir bahar geldi.gözleri parladı.
az önce gerim gerim gerilen adam gitti, yerine mutluluk hormonu salgılayan bir insan geldi.
sonra bana dönüp o klasik repliği söyledi:
“eylül ya ne gerek vardı, ben ödeyecektim.”
ama öyle bir tonla söyledi ki. sanki içinden “iyi ki ödemissin” diye davul zurna çalıyor.ben de hiçbir şey demedim.
“olsun, ne önemi var, kadın erkek eşit” dedim.
vallahi parasında pulunda değilim, helal hoş olsun.ama şu erkeklerin bazı hallerini görünce insan gerçekten şaşırıyor.inanın kimsenin parasında gözümüz yok. tek beklentimiz şu:
biraz daha görgü. biraz daha rahatlık.
ve mümkünse cebinde akrep taşıyan erkeklerin önce o akrebi evde bırakması.
devamını gör...
2.
3.
(bkz: yılankırkan)
devamını gör...
4.
cimridir.
devamını gör...
5.
indiana jones'tur. o kadar çok mağara girip çıkanın cebinde akrep eksik olmaz.
devamını gör...
6.
donunda kobra taşıyan erkeğin yanında bir hiçtir
devamını gör...
7.
devamını gör...
8.
sloganı, para isteme benden buz gibi soğurum sendendir.
devamını gör...
9.



