şimdi bir kral düşün, adamın elinde üç ülke var ama üçünde de kimse adamı ciddiye almıyor. böyle bir şey olabilir mi diyorsun, oluyor. adı da charles. mesele şu aslında, bu adam kral olmaması gereken bir adamdı. hani vardır ya ailede “asıl çocuk” ve “yedek çocuk” charles net yedek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
abisi hayatta kalsa bu adam maksimum taşrada kont falan olacaktı. ama kader dediğin şey bazen çok yanlış kişiye çok büyük rol veriyor. abisi ölüyor, bu çocuk hop tahta. ama karakter olarak kral değil. ne karizması var ne liderliği var ne de “benim dediğim olur”u taşıyacak bir ağırlığı var.

babası james zaten ayrı olay. hem ingiltere hem iskoçya’yı yönetmeye çalışmış ama iki tarafı da tam memnun edememiş. üstüne bir de saray içi favoriler, dedikodular, para saçmalar.. ortam zaten pamuk ipliği.

charles gelince ip kopuyor. çünkü adamın yönetim anlayışı şu;
“ben kralım, siz de fazla konuşmayın.”

yalnız şöyle bir sıkıntı var. burası öyle mutlak monarşi kafasıyla yönetilecek bir yer değil. ingiltere dediğin yerde parlamentonun dişleri var. adam bunu anlamıyor.

parlamentoyu çağırıyor, “para istiyor.”
parlamento laf ediyor, “kapatıyor.”

bir noktadan sonra komple kapatıyor. yıllarca tek başına takılıyor. kafasında olay net “tanrı beni seçti, siz kimsiniz.” halkın kafasında da olay net “sen kimsin.”

üstüne bir de karısı katolik.
ülke protestan. puritanlar zaten diken üstünde. adamın her hareketi “bu bizi katolik yapacak” diye okunuyor.

yani adam bir şey yapmasa bile batıyor.

sonra gidiyor iskoçlara kendi dua kitabını dayatmaya kalkıyor.
iskoçlar da “birader sen bizi mi deniyorsun” diyerek ayaklanıyor.

savaş başlıyor.

ama ortada şöyle bir detay var, kralın parası yok.

ordusu var mı? yarım.
destek var mı? eh.
strateji? yok.


mecbur parlamentoyu geri çağırıyor.

ama bu sefer de kimse yardım etmek istemiyor. çünkü herkes biliyor ki bu adam parayı alır almaz yine kapıyı kapatacak. derken olay büyüyor, ülke ikiye bölünüyor:
bir taraf “kral olsun ama az yetkili olsun.”
diğer taraf “yeter artık bu adam.”
iç savaş çıkıyor.

charles burada da durmuyor bu arada.
herkesle ayrı ayrı pazarlık yapmaya çalışıyor. iskoçlara ayrı söz, parlamentoya ayrı söz, orduya ayrı söz. kimseye tam güven vermiyor.

sonuç?
herkes “bu adama güvenilmez” noktasına geliyor.
yakalanıyor.
yargılanıyor.

en trajik sahne şu;
adam hâlâ “beni kim yargılıyor” kafasında. çünkü onun dünyasında kral yargılanmaz. ama gerçek dünya başka. adamı idama götürüyorlar. soğukta titremeyeyim diye ekstra gömlek giydiği söylenir, “korkudan titriyor sanmasınlar” diye.

son ana kadar rolünü bırakmıyor yani.

kafası kesiliyor.
cellatların kim olduğu bile bilinmiyor. belki de olayın en acı tarafı bu, kralın kim olduğu belli ama onu öldürenler bile yok.

ve olay sadece bir kralın ölmesi değil, o güne kadar “dokunulmaz” sayılan şeyin yere düşmesi.

kısacası;
charles kötü biri olduğu için değil, yanlış zamanda, yanlış kafayla kral olduğu için gitti.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"charles stuart" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim